ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1985/8
Karar Sayısı : 1986/27
Karar Günü : 26.11.1986
R.G. Tarih-Sayı :14.08.1987-19544
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93 üyesi.
İPTAL DAVASININ KONUSU : 25 Haziran 1985 günlü, 18792 salı ResmîGazete'de yayımlanan 471934 Tarihli ve 2559 Sayılı Polis Vazife ve SelahiyetKanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler EklenmesiHakkında 16.6.1985 günlü ve 3233 sayılı Kanun'un tüm hükümlerinin AnayasanınBaşlangıcı ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 17., 19., 20., 21.,23., 26., 27., 35., 37., 38., 88., 94., 96., 148. ve 150. maddelerineaykırılığı nedeniyle iptali istemine ilişkindir.
II- METİNLER :
A - İptali İstenen Yasa Kuralları :
16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanun.
MADDE 1.- 2559 sayılı Kanunun 5 inci maddesine aşağıdaki (F) bendieklenmiştir.
F) Genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak utanç verici vetoplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen tavır ve davranışlarda bulunanların.
MADDE 2.- 2559 sayılı Kanunun değişik 8 inci maddesi aşağıdakişekilde değiştirilmiştir.
Madde 8.- Polisçe katî delil elde edilmesi halinde ve mahallin enbüyük mülkî amirinin emriyle;
A) Kumar oynanan, umumî ve umuma açık yerler ile her çeşit özel veresmî kurum ve kuruluşlara ait lokaller,
B) Mevzuata aykırı bir şekilde uyuşturucu madde imal edilen,satılan, kullanılan, bulundurulan yerler,
C) Mevcut hükümlere aykırı davranışları görülen genelevler,birleşme yerleri ve fuhuş yapılan evler ve yerler,
D) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasadüzenine, genel güvenliğe ve genel ahlâka zararı dokunacak oyun oynatılan,temsil verilen, film veya video bant gösterilen yerler.
E) Derneklere, sendikalara, loca ve kulüplere, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları ile benzeri kurum ve kuruluşlara ait ve yalnızüyelerinin yararlanması için açılan lokallerden, birden fazla denetim sonundave yazılı ihtara rağmen, iç yönetmeliğine aykırı faaliyet göstererek umuma açıkyer durumuna geldiği tespit edilenler,
F) Yürürlükte bulunan hükümlere aykırı olarak işletilen veyakonulan yasaklara uymayan, açılması izne bağlı yerler ile bu Kanunun 12 ncimaddesi hükümlerine uymadığı tespit edilen yerler,
Polis tarafından kapatılır ve/veya faaliyetleri men edilir.
Kapatma veya faaliyetten men'i gerektiren sebepler adlikovuşturmayı gerektiriyorsa soruşturma evrakı derhal adliyeye verilir.
Kapatmayı veya faaliyetten men'i icap ettiren sebepler mahkemeyeintikal ettirilecek hallerden ise altı ay, değilse üç aydan fazla kapatma veyafaaliyetten men'e karar verilemez.
Adli ve idari kovuşturmanın her safhasında mülkî amirin kapatmaveya faaliyetten men kararına karşı ancak idari yargı merciine başvurulabilir.
Soruşturma evrakı adliyeye tevdi edilen şahıslar hakkındatakipsizlik veya beraat kararı verilmesi veya kesin şekilde sahip değişikliğihallerinde, mahallî mülkî amir tarafından kapatılan yerin süresinden önceaçılmasına karar verilebilir.
MADDE 3.- 2559 sayılı Kanunun 11 inci maddesi aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir.
Madde 11.- Polis;
A) Genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak; utanç verici vetoplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen tavır ve davranışta bulunanlar ile bunitelikte söz, şarkı, müzik veya benzeri gösteri yapanları,
B) Çocuklar, kız ve kadınlar ile genç erkeklere sözle veyaherhangi bir şekilde sarkıntılık edenleri, kötü alışkanlıklara ve her türlüahlâksızlığa yönelten ve teşvik edenleri,
C) Genel ahlâk ve edebe aykırı mahiyetteki film, plâk, video veses bantlarını yapan ve satanları,
Herhangi bir müracaat veya şikayet olmasa bile engeller,davranışlarının devamını durdurarak yasaklar, sanıklar hakkında tanzim olunacakevrakı derhal, şikayete bağlı suçlar hakkındaki evrakı da şikayet ve müracaatvuku bulduğu takdirde adliyeye tevdi eder.
Video ve ses bantlarını ticarî maksatla dolduran gerçek veyatüzelkişiler bu bantların birer adedini, piyasaya çıkarılmadan önce mahallin enbüyük mülkî amirine vermek zorundadırlar.
MADDE 4.- 2559 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir.
Madde 13.- Polis;
A) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama ve tutuklamakararı bulunanları veya kanunda istenilen bir mükellefiyeti yerine getirmedikleriiçin yakalanması gerekenleri,
B) Uyuşturucu maddeleri alan, satan, bulunduran ve kullananları,halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veyasarhoşluk halinde başkalarına saldıranları,
C) Halkın huzur ve sükununu bozanlardan, yapılan uyarılara rağmenbu hareketlerine devam edenlerle, başkalarına saldırıya yeltenenleri ve kavgaedenleri,
D) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bukanunun uygulanmasını gösteren tüzükle belirtilen esaslara uygun olarak alınantedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla toplum için tehlike teşkil eden akılhastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, serseri veya hastalıkbulaştırabilecek kişileri,
E) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüneçıkarılmasına karar verilen küçükleri,
F) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya dahakkında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınan kişileri,
G) Suçüstü halinde veya gecikmesinde mahzur bulunan diğer hallerdesuç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz vedelil bulunan sanıkları,
Yakalar ve gerekli kanunî işlemi yapar.
Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili Kanunhükümleri saklıdır.
Yakalama, kişinin denetim ve gözetim altına alınmasıdır. Yakalanankişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişininsağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.
Yakalananlardan uyuşturucu madde kullanmış olanlarla sarhoşolanların durumları, tüzükte belirtilen esas ve usûllere uygun olarak hekimraporu, hekimin bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık hizmetleri personelindenbirinin müşahade raporu ile tesbit edilir.
Yakalanan kişiye yakalama sebebi yazılı, mümkün olmayan hallerdeise sözlü olarak bildirilir.
Soruşturma konusunun açığa çıkması bakımından kesin bir mahzurdoğmuyorsa kişinin yakalandığı yakınlarına derhal duyurulur.
Yakalanan kişilerden; sanık durumunda olanlar adlî mercilere sevkedilir.
Haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgilikuruma gönderilir.
Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest bırakılır.
MADDE 5.- 2559 sayılı Kanunun 15 inci maddesine aşağıdaki fıkraeklenmiştir.
Devletin bütünlüğü, Anayasal düzeni ve genel güvenliği ilekaçakçılık ve uyuşturucu maddelere ilişkin suçların önemi ve gizliliğibakımından ifadelerine başvurulması gereken, başka suçlardan hükümlü veyatutuklu bulunanlar, münferit hadiselerde yirmidört saat, toplu hadiselerde ençok onbeş gün süre ile üst amire bilgi vermek şartıyla suç soruşturmasınıyürütmekle görevli polis amirinin teklifi üzerine yetkili savcının talebi vehâkimin kararı ile ceza veya tutukevinden alınabilirler. Bu süre tutukluluk veyahükümlülükte geçmiş sayılır. Hükümlü veya tutuklular . ceza veya tutukevindenalındıklarında, sıhhî durumlarının doktor raporuyla tesbitini talepedebilirler.
MADDE 6.- 2559 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin 1 inci fıkrasınınson paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye iki fıkra eklenmiştir.
Karakola götürülüp haklarında tanzim olunacak evrakla beraberadliyeye verilirler.
Kimliğini bir belge ile veya polisçe tanınmış kişilerin tanıklığıile ispat edemeyenler ve gösterdikleri belgelerin doğruluğundan şüphe edilenkişiler, aranan kişilerden olup olmadıkları anlaşılıncaya veya gerçek kimliğiortaya çıkıncaya kadar yirmidört saati geçmemek üzere polisçe gözaltınaalınabilirler. Bu kişilere kimliğini ispatlamaları hususunda gerekli kolaylıkgösterilir.
Kimliği tespit edilemeyen veya nüfusa kayıtlı olmadığı anlaşılanve nüfus idarelerine gönderilmesi gerekenlerin parmak izi veya fotoğraflarıalındıktan sonra kimliklerinin tespiti veya nüfusa kayıtlarının temini içintüzükte gösterilen esas ve usullere göre işlem yapılır.
MADDE 7. - 2559 sayılı Kanuna aşağıdaki maddeler eklenmiştir.
EK MADDE 1.- Umumî veya umuma açık yerler ile umuma açık yerniteliğindeki ulaşım araçlarında, gerçek kişi veya topluluklar mahallin enbüyük mülkî amirine en az 48 saat önceden müracaat suretiyle oyun ve temsilverebilir veya çeşitli şekillerde gösteri düzenleyebilir.
Bunlardan, genel ahlâka, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne veya Anayasa düzenine aykırı olduğu tespit edilenler, mahallin enbüyük mülkî amiri emriyle polis tarafından men edilir ve ilgililer derhal adlîmercilere sevk edilir.
Dilekçe ile yapılacak müracaatta oyun, temsil veya gösteriyekatılan yönetici ve diğer kişilerin kimlik, ikametgâh ve tabiiyetleribelirtilir.
EK MADDE 2.- Polis, sanık olarak yakaladığı kişileri; lüzumsuzveya muhik olmayan bir gecikmeye meydan vermeyecek surette, yakalama yerine enyakın mahkemeye gönderilmeleri için gerekli süreler hariç en geç yirmidört saatiçinde, üç veya daha fazla kişinin bir suçun icrasına iştiraki suretiyle topluolarak işlenen suçlarda ise, sanık sayısının çokluğuna, sanıkların veyadelillerin durumuna veya suçun niteliğine göre en geç onbeş gün içinde,soruşturmalarını tamamlayarak adli mercilere göndermek zorundadır. Ancak,polis, Cumhuriyet savcısının, savcının bulunmaması halinde sulh hâkimininyazılı emri bulunmadıkça sanığı yirmidört saatten fazla tutamaz.
Gözaltına alınanların yeme, içme ihtiyaçlarına ve nakillerine aitmasraflar Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesine konulacak ödenekle karşılanır.
EK MADDE 3.- Polis, aşağıdaki hallerde gerekli görülen kişilerden;
A) Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ile kaçakçılıkve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı suç soruşturmaları sırasındaifadesine başvurulacak olanlara,
B) Vatandaşlık durumu ile bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilenkimlik tesbiti yapılıncaya kadar,
Tespit edilmiş olan ikametgâh veya iş adreslerindenayrılmamalarını yazılı olarak isteyebilir.
Bunların, bulunabilecekleri yeni adreslerini bildirmeleri şartıylao yerden ayrılmalarına, mahallin en büyük mülkî amirinin yazılı emriyle izinverilir.
EK MADDE 4.- Polis, görevli bulunduğu mülkî sınırlar içinde,hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suçael koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkilizabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir.
Bu madde hükmü gereğince bir suça müdahale eden polise karşıişlenen suçlar görevli memura karşı işlenmiş suç; müdahalede bulunan polisinişlediği suçlar ise görevli memurun işlediği suç sayılır.
EK MADDE 5.- Genel güvenlik, kaçakçılık ve uyuşturucu maddelerleilgili önemli olayları takip etmek, gerekiyorsa müdahale ederek soruşturmasınıyapmak üzere;
A) İçişleri Bakanlığınca doğrudan veya ilgili valinin talebiüzerine merkez personelinden ekipler (timler) görevlendirilebilir.
B) Yukarıdaki bent hükmüne uygun olarak bir ilde soruşturmasıyapılan olayın aydınlatılması, delillerin toplanması, sanıkların yakalanması,başka illerde de araştırma ve soruşturma yapılmasını gerektiriyorsa illerarasında ilgili valiliklerce ekipler görevlendirilebilir.
Bu ekiplerin polis yetkilerini kullanması, polis bölgesi sınırlarıile kayıtlı değildir. Bu ekipler görev yaptıkları mahallin en büyük mülkîamirine bilgi vermek zorundadırlar. Görevin ifası sırasında mahallin en büyükmülkî amirine karşı da sorumludurlar.
Genel ve özel kolluk makam ve memurları bu personele gereken hertürlü yardımı yapmaya mecburdur.
EK MADDE 6.- Polis; yakalanması gerekli kişi veya dağıtılmasıgereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunmasıhallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirmek için zor kullanabilir.
Zor kullanma, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göreetkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet,maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanmayetkilerini ifade eder.
Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanınderecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiritarafından tayin ve tespit edilir.
EK MADDE 7.- Polis; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucutedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere; ülke seviyesindeistihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir,yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbaratkuruluşlarıyla işbirliği yapar.
EK MADDE 8. - Polisin yapacağı inceleme üzerine;
A) Otel, gazino ve benzeri yerler veya çeşitli dinlenme, eğlenceve oyun yeri şeklinde sabit veya seyyar olarak kullanılan kara, deniz, hava veher çeşit taşıma araçlarında bu faaliyetlerin icrası,
B) Her ne ad altında olursa olsun, oynayanın kumar ve kazanç kasdıolmamak şartıyla bilgi ve maharet artırıcı veya zekâ geliştirici niteliktekielektronik oyun alet ve makinaları, video oyunları, televizyon oyunları vebenzeri oyun yerlerinin açılması ve faaliyette bulunmaları,
Mahallin en büyük mülkî amirinin iznine bağlıdır.
Bu şekilde açılmasına ve faaliyette bulunmasına izin verilenyerler umuma açık yer sayılır. Bu madde hükmüne ve konulan yasaklara uymayan bugibi yerler hakkında 8 inci madde hükümleri uygulanır.
Bu suçların tekerrürü halinde mahallin en büyük mülkî amiritarafından verilmiş bulunan ruhsat iptal edilebilir.
EK MADDE 9.- Bu Kanun ve diğer kanun hükümlerine göre gereklihallerde,
A) Önleyici, caydırıcı, düzenleyici ve koruyucu kollukhizmetlerine dair görevlerin ifası sırasında silah kullanmak zorunda kalanpolis hakkında, cezaî sorumluluğun tespiti bakımından Memurin MuhakematıHakkında Kanuna göre işlem yapılır.
B) Adliyeye ilişkin vazife ve işlerle ilgili bir hizmeti yerinegetirirken silah kullanmak zorunda kalan polis hakkında, hazırlık soruşturmasıbizzat Cumhuriyet savcıları veya yardımcıları tarafından yapılır.
Sanık polis, hakkında dava açıldığı takdirde duruşmadan varestetutulabilir. Olayın mahiyetine ve kusurun derecesine göre, İçişleriBakanlığınca durumu uygun görülen polisin vekalet verdiği avukatın ücreti,Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Avukat tutmave ücret ödeme usul ve esasları yönetmelikte gösterilir.
Polisin, kanunlarla verilen görevlerini yaptığı sırada veya bugörevlerini yapmasından dolayı şehit olması halinde, dul eşine, eşi hayattadeğilse veya evlenmemişse çocuklarına, bunlar bulunmadığı takdirde bakmaklamükellef olduğu ana ve babasına, konut sahibi yapmak amacıyla, Toplu KonutFonundan miktarı, ödemesiz devresi ve ödeme süresi Toplu Konut ve KamuOrtaklığı Yüksek Kurulunca tayin edilecek esaslara göre ve faizsiz olarak krediverilir. Bu fıkra hükmü, 1 Ocak 1971 tarihinden itibaren şehit olan polislerinaileleri hakkında da tatbik olunur.
1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi HakkındaKanuna göre, sanık ve hükümlülerden ilan edilmek suretiyle arananlarınbulundukları yerleri bildiren ve yakalanmalarına yardımcı olanlara para ödülüverilebilir. Verilecek ödülün miktarı ile bu fıkranın uygulanmasına dair diğerhususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Paraödülüne ait giderler Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesine konulacak ödenektenkarşılanır. Ödül verilen kişilerin kimlikleri, rızaları olmadıkça hiçbirşekilde açıklanamaz.
MADDE 8.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 9.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
B- Dayanılan Anayasa Kuralları :
"Başlangıç
Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal TürkDevletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü veyıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;
Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin,milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 Harekâtı sonucunda, TürkMilletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, MilliGüvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tasvipve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA :
- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahramanAtatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleridoğrultusunda;
- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesiolarak; Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddî ve manevîmutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsızTürk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınanhiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
- Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlüksıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaretve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancakAnayasa ve kanunlarda bulunduğu;
- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türkvarlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî vemanevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları vemedeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereğikutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinliklekarıştırılmayacağı;
- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdeneşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet vehukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını buyönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
- Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millîsevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet vekülfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirininhak ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlikduygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde,huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
- FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yöndesaygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatanve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
"MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millîdayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir"
"MADDE 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletininbağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti vedemokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır."
"MADDE 6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre,yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreyeveya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayanbir Devlet yetkisi kullanamaz."
"MADDE 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye BüyükMillet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."
"MADDE 8. - Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı veBakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır veyerine getirilir."
"MADDE 9.- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsızmahkemelerce kullanılır."
"MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
"MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temelhukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."
"MADDE 12.- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz,devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğerkişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder."
"MADDE 13.- Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millîgüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın vegenel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerindeöngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunlasınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaçdışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak vehürriyetlerin tümü için geçerlidir."
"MADDE 17.- Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını korumave geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişininvücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tabitutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan H/r cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ilemeşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, birtutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
"MADDE 19.- Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.Şekil ve şartları kanunda gösterilen :
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenliktedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülenbir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; birküçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması içinverilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden birakıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalıkyayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanundabelirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi, usulüneaykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etmeyahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması;halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerdehâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstühalinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklamasebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkünolmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeyegönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarakişlenen suçlarda en çok onbeş gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, busüreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerindeuzatılabilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişinin durumu, soruşturmanın kapsam vekonusunun açığa çıkmasının sakıncalarının gerektirdiği kesin zorunlulukdışında, yakınlarına derhal bildirilir.
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturmaveya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbestbırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmünyerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısasürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığıhalinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargımerciine başvurma hakkına sahiptir.
Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıklarızarar, kanuna göre, Devletçe ödenir."
"MADDE 20.- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz. Adlî soruşturma ve kovuşturmanın gerektirdiğiistisnalar saklıdır.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkimkararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyasıaranamaz ve bunlara el konulamaz."
"MADDE 21.- Kimsenin konutuna dokunulamaz. Kanunun açıkçagösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; gecikmesindesakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça,kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya elkonulamaz."
"MADDE 23.- Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomikgelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamumallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suçişlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ülkenin ekonomik durumu,vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiylesınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksunbırakılamaz."
"MADDE 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resimveya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkınasahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikiralmak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü radyo, televizyon,sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasınaengel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olanherhangi bir dil kullanılamaz. Bu yasağa aykırı yazılı veya basılı kâğıtlar,plaklar, ses ve görüntü bantları ile diğer anlatım araç ve gereçleri usulünegöre verilmiş hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdekanunla yetkili kılman merciin emriyle toplattırılır. Toplatma kararını verenmerci bu kararını, yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim buuygulamayı üç gün içindekararabağlar.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkindüzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılamaz."
"MADE 27.- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme veöğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddelerihükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.
Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımınınkanunla düzenlenmesine engel değildir."
"MADDE 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkınınkullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
"MADDE 37.- Hiç kimse, kanunen tâbi olduğu mahkemeden başkabir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü mercilerkurulamaz."
"MADDE 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanununsuç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zamankanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda dayukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunlakonulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan birbeyanda bulunmaya ve bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir. Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran birmüeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunlaistisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."
"MADDE 88.- Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu vemilletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisindegörüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir."
"MADDE 94.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı,Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Kâtip üyelerve İdare Amirlerinden oluşur.
Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının üye sayısıoranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti gruplarıBaşkanlık için aday gösteremezler.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasamadöneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devreiçin seçilenlerin görev süresi üç yıldır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, Meclis üyeleriiçinden, Meclisin toplandığı günden itibaren on gün içinde, Başkanlık Divanınabildirilir, Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısınınüçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncüoylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday içindördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkanseçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, ongün içinde tamamlanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin, Kâtip Üyelerininve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclisİçtüzüğünde belirlenir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesibulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındakifaaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarınakatılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar."
"MADDE 96.- Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye BüyükMillet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıyakatılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbirşekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.
Bakanlar Kurulu üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisininkatılamadıkları oturumlarında, kendileri yerine oy kullanmak üzere bir bakanayetki verebilirler. Ancak bir bakan kendi oyu ile birlikte en çok iki oykullanabilir"
"MADDE 148.- Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmündekararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil veesas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadeceşekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetimve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esasbakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi son oylamanın, öngörülençoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylamaçoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarıile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye BüyükMillet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanununyayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalıiptal davası açılamaz; defi yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, AnayasaMahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare MahkemesiBaşkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgilisuçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veyaCumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerinegetirir."
"MADDE 150.- Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde vehükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla AnayasaMahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidarve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birdenfazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkınıen fazla üyeye sahip olan parti kullanır."
III- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Başkan H.Semih ÖZMERT, Üyeler Orhan ONAR, Necdet DARICIOĞLU, Kenan TERZİOĞLU, YektaGüngör ÖZDEN, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Sefahattin METİN, Servet TÜZÜN,Mahmut C. CUHRUK ve Mustafa GÖNÜL'ün katılmalarıyla 18.1.985 gününde yapılanilk inceleme toplantısında :
Öncelikle şekil yönünden yapılacak incelemenin kapsamı ve konusuüzerinde durulmuştur.
Anayasanın 148. maddesi, Anayasa Mahkemesinin, kanunların, kanunhükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün Anayasayaşekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyeceğini, kanunların şekilbakımından denetlenmesinin, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı hususu ile sınırlı olduğunu öngörürken, 150. maddesinde, birsınırlama getirilmeksizin kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekil ve esas bakımlarından Anayasayaaykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılabileceğibelirtilmiştir.
Bu anlatım biçimi, 148. ve 150. maddelerin birbirleriyle çeliştiğiizlenimini vermeye elverişlidir.
Nitekim, Anayasanın 148. maddesi, yalnız şekil yönünden yapılacakAnayasaya uygunluk denetimini son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı hususuyla sınırlı tuttuğu halde; Anayasanın 150. maddesi uyarıncaşekil ve esas bakımlarından açılacak iptal davalarında ise, AnayasaMahkemesinin esasa etkili olabilecek başka şekil aksaklıklarını da dikkatealmak zorunda olduğu, ileri sürülmüştür.
Bu görüşün kabulü, Anayasa'nın 148. ve 149. maddelerinin getirdiğisınırlamaları tümüyle ortadan kaldıracak bir uygulamaya yol açacakniteliktedir. Gerçekten, bu yorum tarzı benimsenirse; iptali İstenen yasadaherhangi bir biçim aksaklığı saptandığında, bu isteme yapay olarak söz konusuyasanın esasının da Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesi eklenip, yasanınyayımından itibaren 10 gün içinde dava açılması, işin öncelikle görüşülmesi,yalnızca son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığının denetlenmesigibi koşullar bertaraf edilebileceği gibi, Anayasa'nın 148. maddesi hükmünekarşın, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin beşte bir üyesiyanında, iktidar ve anamuhalefet parti gruplarının da şekle dayalı iptal davasıaçmalarına, olanak sağlanabilecektir.
Oysa, 148. maddenin gerekçesinde, "Genel Kurulun oylama yapıpkanunu kabul etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemek için yeterlineden saymadığı yolunda bir irade tecellisidir. En büyük organ Genel Kuruldur.Onun iradesi hilafına bir sonuç çıkarmak hukukun ana esaslarına aykırı düşer.Bu nedenle son oylamadan önceki şekil bozuklukları iptal sebebisayılmamıştır" denilmektedir.
Maddenin Danışma Meclisinde görüşülmesi sırasında da aynı hususısrarla vurgulanmıştır (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, 1982, Birleşim: 108,Cilt: 10, S. 188, 189, 190).
2949 sayılı Yasanın 21 ve 22. maddeleri Anayasa'nın 148 ve 150.maddeleri hükümlerini uzlaştırmıştır. Bu maddelerde, Anayasa Mahkemesi'ninşekil bakımından denetiminin, kanunlarda son oylamanın öngörülen çoğunluklayapılıp yapılmadığı hususuyla sınırlı olduğu, Anayasa değişiklikleri vekanunların şekil yönünden Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla yayımlarındanitibaren on gün içinde, kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğünün şekil ve esas, kanunların ise sadece esas yönlerindenAnayasaya aykırılığı iddiasıyla yayımlarından itibaren 60 gün içinde davaaçılması gerektiği belirtilmiştir.
Anayasanın 148., 149. ve 150., 2949 sayılı Yasanın 21. ve 22.maddelerinin ve yasama belgelerinin birlikte değerlendirilmesinden; şekilyönünden Anayasaya aykırılık iddiasıyla iptal davası açma hakkının, yasanınResmî Gazete'de yayımından başlayarak on gün sonra düşeceği, iptal davası şekilve esas bakımlarından Anayasaya aykırılık iddialarını içerse de şekle ilişkindenetimin yasanın son oylamasının öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığıhususunun saptanmasıyla sınırlı olduğu, şekle yönelik iddiaların öncelikleincelenip karara bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
İptali dava edilen Yasa 25 Haziran 1985 günlü, 18792 sayılı ResmîGazete'de yayımlanmış, biçim ve esas yönünden Anayasaya aykırılığı iddiasıylaTürkiye Büyük Millet Meclisinin 93 üyesi tarafından, süresi içinde, 4 Temmuz1985 günü, Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmıştır.
Dava dilekçesinde, dava konusu Yasanın son oylamasının öngörülençoğunlukla yapılmadığına ilişkin açık bir iddia yer almamakta, varlığı ilerisürülen diğer biçim bozukluklarının son oylamanın rakamsal oluşumunuetkileyeceği belirtilmektedir. Son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı hususu ancak yapılacak incelemeyle açıklığa kavuşabilecektir.
Yapılan ilk inceleme sonunda :
Dosyada eksiklik bulunmadığından işin şekil ve esas yönlerindenincelenmesine oybirliğiyle,
Şekle ilişkin incelemenin Kanun'un son oylamasının öngörülençoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususlarıyla sınırlı olmasına ve bu konudakiiddiaların öncelikle karara bağlanmasına, Necdet DARICIOĞLU'nun "Şekildenetiminin Anayasanın 88, 148/2. ve 150. maddeleri çerçevesinde ve 148/2.maddesi dışındaki şekil kuralları da gözönünde tutulmak suretiyle yapılmasıgerektiği", Yekta Güngör ÖZDEN'in "Anayasanın 150. maddesi gereğinceözle birlikte biçim dava edilmiş olduğundan yalnız biçim yönünden iptaliöngören 148. maddeye bağlı 149. maddedeki önceliğin gözetilmesine gerekolmadığı" yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
IV - ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenilen yasakuralları, Anayasaya aykırılık iddiasına dayanak yapılan Anayasa maddeleri,bunlarla ilgili gerekçeler ve öteki metinler incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü :
A - Biçim Yönünden İnceleme :
Anayasanın 75. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi 400milletvekilinden kurulur.
Anayasanın 96. maddesi, Anayasada başka bir kural yoksa, TürkiyeBüyük Millet Meclisinin üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanıp toplantıyakatılanların salt çoğunluğuyla karar verileceğini; ancak karar yeter sayısınınüye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamayacağını öngörmektedir.
İçtüzüğün 122. maddesinde ise, "oya konulan bütün hususlar,Anayasada, kanunlarda veya İçtüzükte ayrıca hüküm yoksa, toplantıya katılanmilletvekillerinin salt çoğunluğuyla kararlaştırılır. Salt çoğunluk belli birsayının yarısından az olmayan çoğunluktur." denilmektedir.
4.7.1934 Tarihli ve 2559 Sayılı Polis Vazife ve SelahiyetKanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler EklenmesiHakkında Kanun tasarısı, 7.5.1985 günlü Başbakanlık yazısıyla Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığı'na sevk edilmiş ve 11.6.1985 gündemine alınarakgörüşülmesine başlanmıştır. Tasarının tümü üzerinde yapılan konuşmalardan sonraverilen önergelerle; maddelere geçilmesi, 1. ve 2. maddelerin oylanmasının"açık oylama ile" yapılması istenmiştir. Bu önergeler kabul edilmişve tasarının diğer maddeleri için işaretle oylama yoluna başvurulmuştur.
Son oylama aşamasına gelince : Anayasada son oylamanın nasılyapılacağı hakkında bir kural öngörülmemiş, konunun düzenlenmesi içtüzüğebırakılmıştır. İçtüzük bu konuda başlıca iki kural içermektedir.
1) Kanunun tümü veya maddelerinin oylanması, onbeş üye tarafındanaçık oy istenmemişse işaretle olur (Madde 82);
2) Tasarı veya teklifin tümünün kesin olarak oylanmasından önce,milletvekilleri, ne yolda oy kullanacaklarını kürsüden belirtmek isterlerse,başkan lehte ve aleyhte birer kişiye söz verir. Bu konuşma kısa, açık vegerekçeli yapılır (Madde 87).
Yukarıdaki kural uyarınca lehte ve aleyhte birer kişiye sözverildikten sonra kanun tasarısı üzerindeki görüşmeler tamamlanmış ve verilenbir önergenin kabulü ile son oylamanın ad okunarak açık oylama yoluylayapılması yöntemi benimsenmiştir. Son oylamanın sonuçları şöyledir :
Üye sayısı: 400
Oy verenler: 289
Kabul edenler: 179
Red edenler: 99
Çekimserler: 11
Oylamaya katılmayanlar: 106
Açık üyelikler: 5
Türkiye Büyük Millet Meclisi, son oylamada, üye tamsayısının üçtebirinden fazlasıyla toplanıp oylamaya katılan 289 milletvekilinin saltçoğunluğundan fazla olan 179 oyla karar verdiğine ve kabul oyu sayısının üyetamsayısının dörtte birinden bir fazlasını aştığına göre, oylamanın öngörülençoğunlukla yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, biçime ilişkin iptalisteminin reddi gerekir.
B - Esas Yönünden İnceleme :
Dava dilekçesinde, 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun yürürlükve yürütme ile alakalı son iki maddesi dışında kalan tüm hükümlerinin hukukunkimi temel kurallarıyla Anayasanın 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13.,17., 19., 20., 21., 23., 26., 27., 35., 37., 38., 88., 94., 96., 148. ve 150.maddelerine aykırı olduğu genel bir ifadeyle belirtilmek suretiyle iptalisteminde bulunulmuş, Yasanın hangi hükmünün hangi anayasal ilke ya da kuralaaykırı düştüğü hususunda ayrıntıya girilmemiştir.
Aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa maddelerinin dilekçedetopluca gösterilmiş olması, iptali istenilen her hükmün içeriğine göre;Anayasanın hangi normu ile ilgili bulunduğunun araştırılmasını zorunlu kılmışve Yasanın iptali istenilen her maddesi hakkında yapılan Anayasaya uygunlukdenetiminde anayasal ölçü normlar, doğrudan ilişki dikkate alınmak suretiylesaptanmış, dava dilekçesinde yer almış olmasına karşın iptal istemiyle ilişkisikurulamamış olan Anayasa hükümleri nazara alınmamıştır.
1- 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 5. maddesine16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 1. maddesiyle eklenmiş olan (F) bendininAnayasanın 2., 5., 13. ve 19. maddelerine aykırılığı sorunu :
Polisi, yerine göre bazı kimselerin parmak izlerini vefotoğraflarını almak yetkisi ile donatmış olan 2559 sayılı Polis Vazife veSelahiyet Kanununun 5. maddesinde yazılı haller arasına, 16.6.1985 günlü, 3233sayılı Yasanın 1. maddesiyle bir yenisi daha eklenmiş bulunmaktadır.
İptali istenilen bu bent hükmüne göre; "Genel ahlâk ve edepkurallarına aykırı olarak utanç verici ve toplum düzeni bakımından tasvipedilmeyen tavır ve davranışta bulunanların"da polisçe parmak izleri vefotoğrafları alınabilecektir. Maddenin uygulanabilmesi, kişinin genel ahlâk veedep kurallarına aykırı tavır ve davranışlarının, utanç verici ve toplum düzenibakımından tasvip edilemez nitelikte olması koşullarının birlikte gerçekleşmişbulunmasına bağlı tutulmuştur.
2559 sayılı Yasanın 5. maddesine (F) bendi olarak eklenmiş bulunanbu kuralla ne gibi bir toplumsal faydanın amaçlandığı ve kimleri kapsadığı yönüaçık değildir. Bent hükmünün getiriliş nedeni yasa tasarısına ilişkin gerekçede:2559 sayılı Kanunun (D) bendinde "kendisini başkalarının zevkine terkedenler" ibaresinin açık olmayıp tefsire muhtaç yanları bulunduğu, günümüzdünyasında aktüel bir konu haline gelen kadın, erkek eşcinsel kişiler ilebunlara aracılık edenlerin faaliyetlerinin takibini ve gereken önleyici zabıtatedbirlerinin alınmasını sağlamak, şeklinde açıklanmıştır.
Eğer madde sadece gerekçede belirtildiği gibi tavır vedavranışları toplum düzeni bakımından tasvip edilmeyecek nitelikte bulunaneşcinselleri kapsamış olsa idi, toplum sağlığı gözetilerek bent hükmünün haklıbir gerekçeye dayandığı söylenebilirdi.
2559 sayılı Yasanın 5. maddesi ile polisin, bazı kimselerin parmakizlerini ve fotoğraflarını almaya yetkili kılındığı haller, bütün unsurlarıylasübjektif hiçbir takdire yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmiştir. Başkabir anlatımla Yasada parmak izi ve fotoğrafı alınacak kimsenin böyle bir işlemehangi halde tabi tutulacağı açıklanmış, hiçbir yön polisin sübjektif takdirinebırakılmamıştır. Öte yandan; sözü edilen maddenin ilk dört bendinde bireyinparmak izinin alınması ve fotoğrafının çekilmesi genellikle adlî ve idarîişlemlerin fer'i sayılabilecek bir işlem niteliği taşıdığı halde; iptaliistenilen (F) bendi hükmüne göre bireyin eyleminin suç teşkil etmemiş olmasıhalinde, parmak izi ve fotoğrafının alınması sebepsiz bir işlem görünümü arzedecektir. İnceleme konusu bent hükmüne göre, polisin ya da siyasî iktidarlarınahlâk anlayışlarına bağlı olarak, suç teşkil etmeyen ve hoşgörü ilekarşılanabilecek kimi eylemlerin failleri de genel ahlâk ve edep kurallarınaaykırı olarak utanç verici ve toplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen tavırve davranışlar içerisinde bulundukları gerekçesiyle, genel kadınlar,eşcinseller, fuhuşla melûf olanlarla aynı kategoride mütalaa edilerek parmakizleri ve fotoğrafları alınabilecektir. Uygulamanın böyle bir yöndegelişmesine, maddede yer alan, zamana, yere ve kişiye göre değişebilen"genel ahlâk ve edep", "utanç verici" gibi sübjektiftakdire elverişli ölçütler engel olamayacağı gibi bu konuda, takdirin polisebırakılması da kişi güvenliğini zedeleyebilir.
Genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı davranışların bir bölümüsuç olarak ceza yasalarına girmiştir. Buna karşılık, büyük bir kesimi de bunitelikte değildir. Bunlar yaptırımını kamu vicdanında bulurlar. Ayıplama,kınama, yalnız bırakma, tasvip etmediğini herhangi bir biçimde belli etme gibiyollarla bu kurallara uyulması sağlanır. Yasa Koyucunun uygulanmasını istediğigenel ahlâk ve edep kurallarına aykırı davranışları ceza yaptırımınabağlayabileceği kuşkusuzdur. Ancak; bunu yaparken, kişinin temel hak veözgürlükleri alanına gereksiz müdahalelerde bulunmaması, hangi tür eylemleriyasakladığını açıkça belirtmesi gerekir.
İptali istenen kuralda ise bu gereklere uyulmadığı gözlenmektedir.Yasaklanan eylemin ne olduğu açıkça belirtilmemiştir. Bu belirsizliğe bağlıolarak kimi durumlarda parmak izi ve fotoğraf almaktaki amaç da -kişiyi tacizetmek ayrık tutulursa- anlaşılamamaktadır. Uygulama tamamen polisebırakılmıştır. Polis gördüğü bir olayı kendi ölçülerine göre değerlendirecek,bunun genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak utanç verici ve toplumdüzeni bakımından tasvip edilmeyen bir davranış olduğuna karar verecek veböylece suç olmayan bir eylemi nedeniyle kişiyi karakola çağırıp ya da zorkullanarak karakola götürüp parmak izi ve fotoğrafını alabilecektir.
İnceleme konusu kuralın Anayasanın 2., 5., 13. ve 19. maddeleriaçısından değerlendirilmesine gelince :
Dava dilekçesinde bent hükmünün içeriği belli olmayan genel vesoyut kavramlar üzerine inşa edildiği, polisin dilediği zaman, dilediği yerdeyakalama, engelleme, fişleme gibi yetkilerle donatıldığı ileri sürülmüştür.
Kişi hürriyeti ve güvenliği kenar başlığı altında sevk edilmişbulunan Anayasanın 19. maddesinin ilk fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti vegüvenliğine sahip olduğu ilkesi getirilmiştir. Fıkrada iki ayrı kavram yeralmaktadır. Bunlardan biri "kişi hürriyeti" diğeri de "kişigüvenliği "dir.
Kişi özgürlüğü kavramı öğretide açık bir biçimde belirlenmemiştir.Zaman zaman, kişi güvenliği, kişi dokunulmazlığı gibi kavramlarla eş anlamda yada temel hak ve özgürlüklerin tümünü kapsayan genel bir kavram olarakkullanılmaktadır.
19. maddedeki kişi özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerin bütününükapsayan genel bir kavram değildir. Temel hak ve özgürlükler kavramı genelifadesini 12. maddede bulmuştur. Kişi özgürlüğü de bu genel kavram içinde yeralan özgürlüklerdendir.
Anayasanın 19. maddesinde ifadesini bulan kişi özgürlüğü kavramı,kişiye dilediği gibi karar verip hareket edebilme olanağı sağlayankurumlaşmamış özgürlükler alanını kapsamaktadır. Anayasa Mahkemesi birkararında "bir kimsenin başkasına zarar vermeden; istediği hareketiyapabilmesi, istediği gibi dolaşabilmesi, yemesi, içmesi, eğlenmesi de şüphesizkişi hürriyeti kavramı içerisindedir" demiştir.
Kişinin günlük davranışlarını, suç sayılmayan eylemlerini, yargıgüvencesi dışında polisin öznel ölçütlere dayalı değerlendirmesine bağlı olaraksınırlayan inceleme konusu kuralın, belirtilen tanımı içindeki kişiözgürlüğüne, kısıtlamalar getirmesi kaçınılmaz olduğu gibi, bu kural kapsamınagiren eylemleri dolayısıyla ilgilinin parmak izi ve fotoğrafının alınmasını,Anayasanın 19. maddesinde yer almayan bir hal nedeniyle kişinin yakalanmasınızorunlu kılacağı, bunun da kişi güvenliği kavramıyla bağdaşmayacağı ortadadır.
Bütün hak ve özgürlükler için geçerli, "genel nitelikte"olan sınırlama nedenleri Anayasanın 13. maddesinde yer almaktadır. Bunedenlerden herhangi birisi tek başına yahut birkaçı bir arada belli bir hak veözgürlüğün sınırlandırılmasına haklı gerekçe teşkil eder.
İptali istenen kuralda, genel ahlâk ve edep kurallarına aykırıolarak utanç verici ve toplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen davranışlardansöz edildiğine göre, bu husustaki sınırlandırmanın Anayasanın söz konusumaddesinde yer alan genel ahlâk kavramı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğikuşkusuzdur. Şu var ki, temel hak ve özgürlüklere yönelik her türlüsınırlandırmanın 13. maddede belirtilen amaçlarla yapıldığı yolunda gerekçe bulmakmümkündür. Bu bakımdan, kısıtlamanın Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarakyapılıp yapılmadığının ve demokratik toplum düzeni gereklerine uygun olupolmadığının araştırılması gerekir.
"Kişi özgürlüğü" ve "kişi güvenliği" konusundakural getiren Anayasanın 19. maddesi, birinci kavramı anmakla yetinirken, kişiözgürlüğünün özel bir türü olan ikinci kavram hakkında ayrıntılara girmiştir.Anayasa Koyucunun, genel anlamdaki kişi özgürlüğü konusunda ayrıntılarainmemesini bu özgürlüğün niteliğinde aramak gerekir. Belirtilen içeriğiyle kişiözgürlüğü, öylesine doğal ve geniş bir alanı kapsamaktadır ki, Anayasadakonunun ayrıntılarıyla kurala bağlanmasına gerek görülmemiş, bu özgürlüklerekolay kolay tecavüz edilemeyeceği düşünülmüştür.
Anayasamızda özgürlüklerin hangi anlayış içerisinde düzenlendiğikonunun diğer yönünü oluşturmaktadır.
Anayasanın 12. maddesinde, "Herkes kişiliğine bağlı,dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir"denilmek suretiyle bu konudaki temel ilkeye işaret olunmuştur.
13, 14. ve 15. maddelerde ise özgürlüklere ya da bunlarınkullanılmasına ilişkin genel sınırlamalar kurala bağlanmaktadır. Bu kurallarınincelenmesi, herkes için özgürlüğün asıl olduğunu bunların sınırlandırılmasınınise gerçekleşmesi güç koşullara bağlandığını açıkça ortaya koymaktadır.Özgürlükler herkese hatta kişinin kendisine karşı bile korunmuş, Yasa Koyucudangelebilecek tecavüzlere karşı Anayasa Mahkemesi güvencesine bağlanmıştır.Anayasamız özgürlüklere saygılı olunmasını istemekle yetinmemiş, bunlarınkullanılmasını sağlayacak önlemler alınmasını Devletin temel amaç ve görevleriarasında saymak suretiyle, özgürlükçü bir görüşü benimsemiştir. Gerçekten de,Anayasamızın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına saygılı birDevlet olduğu belirtildikten sonra 5. maddesinde ".kişinin temel hak vehürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanınmaddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya"çalışmasını devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır.
Kişiyi, çeşitli davranışlarının polisçe genel ahlâk ve edebeuygunluk yargısından geçirilebileceği endişesi ve tedirginliği içinde yaşamazorunda bırakan inceleme konusu kural temel hak ve özgürlüklere böylesine biryaklaşım içerisinde yer veren Anayasanın, esprisiyle bağdaştırılamaz.
Özgürlüklerin sınırlandırılmasında uyulması gereken bir başka ilkede sınırlandırmaların demokratik toplum düzeni gereklerine aykırı olamayacağıdır.
Klasik demokrasiler temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüdesağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Kişinin sahip olduğu dokunulmaz,vazgeçilmez, devredilmez, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulup tümüylekullanılamaz hale getiren kısıtlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyleuyum içinde sayılamaz. Özgürlükçü olmak yanında, hukuk devleti olmak ve kişiyiön planda tutmak da aynı rejimin öğelerindendir. Şu halde getirilensınırlamaların, Anayasanın 2. maddesinde ifadesini bulan Cumhuriyetin temelniteliklerine de uygun olması gerekir. Bu anlayış içinde özgürlüklerin yalnızcane ölçüde kısıtlandığı değil, kısıtlamanın koşulları, nedeni, yöntemi,kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları, hep demokratik toplum düzeni kavramıiçerisinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak; istisnaî olarak vedemokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüdesınırlandırılabilirler. Demokratik hukuk devletinde, güdülen amaç ne olursaolsun, özgürlük kısıtlamalarının bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerleyapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını ortadan kaldıracak düzeyevardırmamasıdır.
Kişi özgürlüğünü, zamana, yere, kişiye göre değişen ölçütlerlepolisin öznel değerlendirmesine bağlı olarak kısıtlayan, genel ahlâk ve edepkuralları gibi yaptırımını daha. çok toplum vicdanında bulması ve kamudüzeninin ciddi olarak tehlikeye girmesi, söz konusu olmadıkça polisin müdahaleetmemesi gereken bir alana, "kamu düzeni bakımından tasvip edilmeme"gibi içeriği açıkça anlaşılmayan bir kavrama dayanılarak, polisin müdahalesinisağlayan inceleme konusu kuralın, Anayasanın 2., 5., 13. ve 19. maddelerineaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu görüşlere Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün ve Vural Savaşkatılmamışlardır.
2- 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16.6.1985günlü, 3233 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 8. maddesinin Anayasayaaykırılığı sorunu :
a) Birinci fıkranın (A) bendi yönünden :
Polisçe kesin kanıt elde edilmesi durumunda o yerin en büyükmülkiye amirinin emriyle kapatılan, faaliyetten yasaklanan ya da her ikiönlemin birlikte uygulanabileceği kumar oynanan umumi ve umuma açık yerlerarasında, 3233 sayılı Yasanın iptali istenen 2. maddesiyle her çeşit özel veresmî kurum ve kuruluşlara ait lokaller de alınmış bulunmaktadır. Genelgüvenlik ve kamu düzeni düşüncelerine dayalı olarak getirildiği maddegerekçesinde açıklanan bu eklentiye paralel bir hükme de 2908 sayılı DerneklerKanununun 48. maddesinde yer verilmiştir. Anılan hükme göre kumar oynanandernek lokalleri hakkında 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti HakkındakiKanunun bu maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir.
Kumar her zaman ve her yerde ahlâk kurallarına göre ayıplanan vekınanan bir hareket olarak görülmüştür. Toplumsal açıdan yarattığı sonuçlarınönemi nedeniyledir ki hemen her toplumda belli koşullarda oynanmış olması suçsayılarak çeşitli ceza yaptırımlarına bağlanmış bulunmaktadır.
Gençliğin ahlâkını ve geleceğini tehdit eden kumarın önlenebilmesiiçin sadece ceza yaptırımı ile yetinilmemiş bir toplumsal savunma tedbiriolarak kumar oynanan yerlerin derhal belirli bir süre kapatılması gibi koruyucutedbirlere de gereksinim duyulmuştur. Kumar oynanan yerin kapatılması tedbiriöteden beri hemen her ülkede oldukça etkili bir çare olarak düşünülmüş idariyasal tedbirlerin başında yer almıştır.
İptali istenilen bent hükmünde öngörülen bu tedbirin kamu düzenive genel güvenlik düşüncelerine dayalı olarak getirildiği anlaşılmıştır. Benthükmünün Anayasaya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır.
b) Birinci fıkranın (B) bendi yönünden :
Bu bentte yapılan değişiklikle, uyuşturucu madde kullanılan yerleryanında, imal edilen, satılan, bulundurulan yerler de madde kapsamına alınmış,böylece Türk Ceza Yasasında uyuşturucu maddelere ilişkin suç sayılan eylemlereuygun bir düzenleme getirilmiştir. Ayrıca Dernekler Yasasının 48. maddesininüçüncü bendinde dernek ve eklentilerinde uyuşturucu madde kullanılması halinde2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 8. maddesinin uygulanacağıöngörülmüştür.
Kumar iptilası gibi uyuşturucu alışkanlığı da ülkenin geleceğiolan gençliği tehdit eden ve bu nedenle de toplumu temelinden sarsan ve karşımücadelede etkin her türlü tedbirin alınmasında zaruret bulunan son derecehassas ve önemli bir konudur.
Bentte yer alan, mevzuata aykırı bir şekilde uyuşturucu madde imaledilen, satılan, kullanılan ya da bulundurulan yerler; Türk Ceza Yasasına göreçok ağır cezalarla cezalandırılan kimi vahim suçların işlendiği yerlerolmaktadırlar. Kumar nedeniyle alınmakta olan kapatma gibi geçici idaritedbirin uyuşturucu alışkanlığı ile mücadelede hiç ihmal edilmemesi gerekir.Sonuçları toplumsal açıdan son derece vahim sayılacak bir alanda suçluluklamücadelede etkin bir tedbir olarak böyle bir yolun seçilmiş olmasında Anayasayaaykırılık söz konusu olamaz.
Bu görüşlere Muammer Turan katılmamıştır.
c) Birinci fıkranın (C) bendi yönünden :
Mevcut hükümlere aykırı davranışları görülen genelevler, birleşmeyerleri ve fuhuş yapılan evler ve yerlerin de en büyük mülkî amirin emriylekapatılabileceği bu bent hükmünde öngörülmüştür. Bu konu ile ilgili kurallar,2441930 günlü, 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu ve Genel Kadınlar veGenelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi HastalıklarlaMücadele Tüzüğünde yer almaktadır. Genel sağlığı korumak amacı ile konulan buhükümlere uyulmaması durumunda idari bir yaptırım olarak anılan yerlerinkapatılmasına olanak sağlayan (C) bendinin Anayasaya aykırı bir yönü yoktur.
Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.
d) Birinci fıkranın (D) bendi yönünden :
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasadüzenine, genel güvenliğe ve genel ahlâka zararı dokunacak oyun oynatılan,temsil verilen, film veya video bant gösterilen yerler de 2559 sayılı Yasanıniptali istenilen Yasa i!e değişik 8. maddesi kapsamına girmektedir. Maddede yeralan kapatma ya da faaliyetten men tedbirinin uygulanabilmesi adlî kovuşturmayıgerektiren bir sebebin varlığına bağlıdır. Yani oyun, temsil, film ya da videobantla yapılan gösteride yukarıdaki kavramlara karşı bir suçun işlenmiş olmasılazımdır. Mülkî amirliklerce bu konuda alınacak kararların, özellikle düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğüne bir kısıtlama getireceği düşünülebilirse dekapatma veya faaliyetten men gibi bir uygulamanın gerek Anayasanın konuyudüzenleyen 26. maddesindeki özel, gerek 13. maddesindeki genel kısıtlamanedenleri çerçevesi içinde kalacağı kuşkusuzdur. Getirilen sınırlamanındemokratik toplum düzeni gereklerine aykırı yönü de yoktur.
Varılan bu sonuçlara Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan ve AdnanKükner katılmamışlardır.
e) Birinci fıkranın (E) bendi yönünden :
Bu bentte, derneklere, sendikalara, loca ve kulüplere, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları ile benzeri kurum ve kuruluşlara ait ve yalnızüyelerinin yararlanması için açılan lokallerden, birden fazla denetim sonundave yazılı ihtara rağmen, iç yönetmeliğine aykırı faaliyet göstererek umuma açıkyer durumuna geldiği tespit edilenlerin geçici olarak kapatılacağı ya da faaliyettenmen edileceği öngörülmüştür.
Bent hükmünün uygulanabilmesi için, bu kuruluşlara ait lokallerin,birden fazla denetim sonunda ve yazılı ihtara karşın iç yönetmeliklerine aykırıfaaliyet göstererek umuma açık yer durumuna geldiğinin saptanması gerekir.Açıkça belirtilmemekle birlikte, yapılan denetimlerden iç yönetmeliğe aykırıolarak üye olmayanların da bu yerlerden yararlandığının saptanması, o lokalinumuma açık yer durumuna gelmesine neden olacaktır.
Yasada birden fazla denetim denilmek suretiyle her olayın kendiözellikleri içerisinde değerlendirilmesi konusunda mülki amire yetkitanınmıştır.
En büyük mülki amirin emriyle kapatılan ya da faaliyettenalıkonulan dernek olmayıp derneğin lokalidir. Diğer kuruluşlar için de durumaynıdır. Bu nedenle meselenin, derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hâkimkararıyla kapatılabileceğine ilişkin Anayasanın 33. maddesiyle bir ilgisiyoktur. Dernekler Yasasının 90. maddesi uyarınca izinle kurulan ve üyelerininhizmetine sunulan lokallerin bu amaçtan uzaklaşarak herkesin yararlanmasınaaçık bir yer haline getirilmesi yani tamamen ticari bir gaye gütmesini idaribir yaptırıma bağlayan inceleme konusu bent hükmünün Anayasa ile bağdaşmayanbir yönü yoktur.
Bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır,
f) Birinci fıkranın (F) bendi yönünden :
Bent hükmüne göre, "yürürlükte bulunan hükümlere aykırıolarak işletilen veya konulan yasaklara uymayan, açılması izne bağlı yerler ilebu Kanunun 12. maddesi hükümlerine uymadığı tespit edilen yerler" en büyükmülki amirin kararı ile polis tarafından kapatılabilecek veya faaliyetten menedilebilecektir.
2559 sayılı Yasanın 7. maddesinde ve ek 8. maddesinde ayrıca PolisVazife ve Selahiyet Tüzüğünün 8. maddesinde otel, gazino ve benzeri yerler ileçeşitli dinlenme ve oyun yerlerinin açılması polis tarafından yapılacaksoruşturma üzerine o yerin en büyük mülki amirinin vereceği izne bağlıtutulmuştur. Aynı Yasanın 12. maddesinde de gazino, bar, kafeşantan ve bunlarabenzer içki kullanılan yerlerle banyo, hamam ve plajlarda kız ve kadınlarınçalışabilmeleri o yerin en büyük mülki amirinin yine iznine bağlıbulunmaktadır.
Kamu sağlığını, güvenliğini ve düzenini koruma kaygısıyla YasaKoyucu kimi özellikleri bulunan işyerlerinin açılmasını izne tabi tutmuştur.Özellikle gençlerin korunması amacıyla bu yerlerin işletilmesinde uygulanacakesaslar önceden belirlenmiştir.
Kamu düzenini sağlamakla görevli polisin, bu yerleri süreklidenetim altında tutarak yürürlükteki kurallara ve konulan yasaklara uyulmasınıtemin etmesi gerekmektedir. Genel sağlık, kamu güvenliği ve kamu düzenidüşüncesiyle getirilmiş olan bu esaslara aykırı davranışın yaptırımı niteliğinitaşıyan kapatma ve faaliyetten men tedbirinin Anayasa ile çelişen bir yönübulunmamaktadır. Bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır.
G) Maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları yönünden:
Maddenin ikinci fıkrasında, kapatma veya faaliyetten men'iicabettiren sebepler adlî kovuşturmayı gerektirdiği, başka bir ifade ile suçteşkil ettiği takdirde, evrakın derhal yasal kovuşturmayı yapacak olan adaletmakamlarına verilmesi derpiş edilmiş;
Üçüncü fıkrada, kapatma veya faaliyetten men tedbirinin yasayaaykırı davranışın niteliğine göre azamî süreleri saptanmış;
Dördüncü fıkrada, mülkî amirin bu konudaki kararına karşıbaşvurulacak kanun yolu gösterilmiş;
Son fıkrada ise, kapatılan ya da faaliyetten men edilmiş olanyerlerin kararda yazılı sürenin bitiminden önce açılabilmesi koşullarıbelirlenmiş bulunmaktadır.
Yukarıdaki esasları içeren fıkra hükümlerinin Anayasa kurallarıylaçelişen bir yanı bulunmamaktadır.
Bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır.
3- 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16.6.1985günlü, 3233 sayılı Kanunun 3. maddesiyle değişik 11. maddesinin Anayasayaaykırılığı sorunu :
3233 sayılı Kanunla değiştirilmiş bulunan maddede :
A) Genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak utanç verici vetoplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen tavır ve davranışta bulunanlar ile bunitelikte söz, şarkı, müzik ve benzeri gösteri yapanları,
B) Çocuklar, kız ve kadınlar ile genç erkeklere sözle veyaherhangi bir şekilde sarkıntılık edenleri, kötü alışkanlıklara ve her türlüahlâksızlığa yönelten ve teşvik edenleri,
C) Genel ahlâk ve edebe aykırı mahiyetteki film, plak, video veses bantlarını yapan ve satanları,
Polisin herhangi bir müracaat ve şikâyet olmasa bileengelleyeceği, davranışlarının devamını durdurarak yasaklayacağı, sanıklarhakkında düzenleyeceği evrakı derhal, şikâyete bağlı suçlar hakkındaki evrakıda şikâyet ve müracaat vukubulduğu takdirde adliyeye tevdi edeceği,
Video ve ses bantlarını ticari maksatla dolduran gerçek veyatüzelkişilerin bu bantların birer adedini, piyasaya çıkarılmadan önce mahallinen büyük mülki amirine vermek zorunda oldukları, hükmü getirilmiştir.
Bu hükümle ilgili olarak dava dilekçesinde maddenin soyutkavramlardan oluştuğunu, içeriği ve unsurları belli olmayan bu kavramlarnedeniyle 1. ve 2. maddelerdeki sakıncaları ihtiva ettiği, iktisadi değeri olanvideo ve ses bandından birer adedinin mülkî amirliğe verilmesinin fiili vepeşin bir müsadere anlamı taşıdığı ileri sürülmüştür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, inceleme konusu kuralın birincifıkrasında yer alan üç bentte de öngörülen eylemler ancak suç teşkil etmekkoşuluyla polisin müdahalesini gerektirecek niteliktedirler. Maddede yapılandeğişikliğin tasarı gerekçesinde; takibi şikâyete bağlı suçları işleyenlerepolisin müdahalesini sağlamak, söz atma ve sarkıntılık suçlarına çocuklar vekızlar da dahil edilerek yasada mevcut bir eksikliği gidermek olduğubelirtilmiştir. Maddenin ilk fıkrasında yer alan üç bent için öngörülen ortakkurallara göre polis madde kapsamına giren ve genelde Türk Ceza Kanunu'nun419., 420., 421., 422., 403., 404., 426., 427., 428., 435. ve 436. maddelerindeyazılı suçlar ile takibi şikâyete bağlı kimi suçları işleyenleri engelleyecekve haklarında düzenleyeceği evrakı derhal, şikâyete bağlı suçlarda da şikâyetya da müracaat vuku bulduğunda kanunî takip yapacak makama yollayacaktır.
Genel asayişi, konut dokunulmazlığını, halkın ırz, can ve malınıkorumak, ammenin istirahatını, kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlamak,yasalara hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerinişlenmesinden önce, önünü almak, Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 1. ve 2.maddelerine göre esasen polisin aslî görevidir. Anayasanın 5. maddesine görekişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla yükümlü olandevletin polis vasıtasıyla kamu düzenini bozan eylemleri engellemesininAnayasayla çelişen bir yönü yoktur.
Ticari maksatlarla doldurulan video ve ses bantlarının bireradedinin en büyük mülkî amirliğe verilmesi hususuna gelince :
Maddenin son fıkrası hükmüyle video ve ses bantları aracılığıylayapılan zararlı yayımların önlenmesinin amaçlandığı yönü açıktır. Konulan bu yükümlülüğün,mülkiyet hakkının Anayasaya aykırı bir biçimde sınırlandırılması olaraknitelendirilmesine olanak yoktur.
Getirilen düzenlemenin "fiili ve peşin" bir zor alımniteliğinde olduğu savı ile Anayasanın zoralımla ilgili yegane kuralı olan"genel müsadere cezası verilemez" şeklindeki 38. maddesinin yedincifıkrası arasında bir bağ kurulamamıştır. İncelenen kuralın getirdiğidüzenlemeyi ceza yasasının öngördüğü anlamda bir zoralım olarak nitelendirmekde mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasaya aykırı bir yönügörülmemiştir.
4- 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16.6.1985günlü, 3233 sayılı Kanunun 4. maddesiyle değişik 13. maddesinin Anayasanın 19.maddesine aykırılığı sorunu :
a) Birinci fıkranın (A) bendi yönünden :
Yakalama, kişi özgürlüğünün yargıç kararına dayalı olmasızorunluluğu aranmaksızın geçici olarak ve genellikle tutuklama amacıyla polistarafından kısıtlanmasıdır. 1982 Anayasasında yakalama kavramına klasikanlayıştan daha kapsamlı bir içerik kazandırılmış, suç olmayan durumlar için detoplumsal savunma amacıyla yakalanma olanağı sağlanmıştır.
Maddenin (A) bendi hakkında yetkili mercilerce verilen yakalama vetutuklama kararı bulunanlarla, kanunda istenilen bir yükümlülüğü yerinegetirmedikleri için yakalanması gerekenlerle ilgili hükümleri içermektedir.
Hangi hallerde yakalama veya tutuklama kararı verileceği CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nda ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Bu bentte yeralan diğer bir yakalama nedeni de yasayla istenilen bir yükümlülüğün yerinegetirilmemiş olması halidir. Bu kavram, maddeye Anayasanın 19. maddesindenaktarılmıştır. Ancak, madde metninde ve gerekçede ne tür yükümlülüklerinyakalamaya neden olacağı konusunda yeterli açıklık bulunmamaktadır. Aynıbelirsizlik Anayasanın 19. maddesi ve gerekçesi açısından da söz konusudur.
Hangi tür yükümlülüklerin yakalamaya neden olacağı bu kurumunniteliğinden çıkarılmalıdır. Yakalama bir yaptırım değil, belli bir yaptırımınya da sağlık veya güvenlik önleminin uygulanmasına olanak sağlayan bir kurum,kişinin el altında bulundurulması zorunlu durumlar için kaçınılmaz birönlemdir. Şu halde ancak tanıklık görevi, askerlik görevi gibi mutlak olarakkişinin fiziki varlığını gerektiren yasal yükümlülükler söz konusu ise ilgilininyakalanması yoluna gidilebilir. Yakalamayı gerektiren durumların tek teksayıldığı bir Anayasa "yükümlülük kavramının geniş biçimde yorumlanmasınaolanak tanımaz.
Bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğüngereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması biçimindeki anayasalkuralın iptali dava edilen yasaya yansımasından ibaret bulunan bent hükmünün,kişi hürriyeti ve güvenliği ile ilgili Anayasanın 19. maddesiyle çelişen biryönü bulunmamaktadır.
b) Birinci fıkranın (B) bendi yönünden :
Bu bent, uyuşturucu maddeleri alan, satan, bulunduran vekullananlarla halkın rahatını bozacak ya da rezalet çıkaracak derecede sarhoşolanlar veya sarhoş halde başkalarına saldıranların yakalanabilecekleriniöngörmektedir.
Uyuşturucu maddeleri alıp satma, bulundurma ve kullanma Türk CezaKanunu'nun 403. ve izleyen maddelerine göre hürriyeti bağlayıcı ağır cezalarıgerektiren önemli suçlardandır. Türk Ceza Kanunu'nun 571. ve 572. maddelerindeyazılı adi ve vasıflı sarhoşluk fiilleri ise, halkı önemli ölçüde rahatsız edenve bu nedenle de genel güvenliği sarsan ve çoğu kez meşhuden işlenensuçlardandır. Suçun faili hakkında tutuklama gibi bir tedbirin alınmasına gerekolup olmadığını takdir ve gerek varsa bunu kararlaştıracak olan hâkim önüneçıkarılması için failin muvakkaten yakalanması zorunludur. Suçları nedeniylehaklarında gerekli kanunî işlemin yapılabilmesi de yine suçlunun soruşturmasüresince el altında bulundurulmasını gerekli kılar.
Aynı maddenin dördüncü fıkrasında "yakalananlardan uyuşturucumadde kullanmış olanlarla sarhoş olanların durumları, tüzükte belirtilen esasve usullere uygun olarak hekim raporu, hekimin bulunmadığı hallerde yardımcısağlık hizmetleri personelinden birinin müşahade raporu ile tespit edilir"denilmektedir. Bu durum, suç faillerini polisin el altında tutulmasınıgerektiren başka bir nedeni oluşturmaktadır. Şu hale göre inceleme konusukuralın Anayasanın 19. maddesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.
c) Birinci fıkranın (C) bendi yönünden :
Bent hükmünde, halkın huzur ve sükununu bozanlardan, yapılanuyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenlerle, başkalarına saldırıyayeltenenlerin ve kavga edenlerin yakalanacakları öngörülmüştür.
Bu hüküm anayasal dayanağını, suçüstü halinde ya da gecikmesindesakınca bulunan hallerde hâkim kararıolmadan yakalamaya olanak sağlayanAnayasanın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında bulmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 127. maddesinin son fıkrasındasuçüstü halinin ne olduğu tanımlanmıştır. Anayasanın 19. maddesindeki suçüstühaliyle amaçlanan, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu kapsamınagirsin veya girmesin failin suçüstü yakalanmasıdır. Bu yakalama, yakalananhakkında gerekli kanunî işlemin yapılabilmesi amacına yönelik olup, CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nda belirtilen süreler içerisinde hâkim önüneçıkarılıncaya kadar devam edebilir.
Bent hükmünün açıklanan nedenlerle Anayasaya aykırı bir yönübulunmamaktadır. Bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır.
d) Birinci fıkranın (D) bendi yönünden :
Bu bentte de, polisin, bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı içinkanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükle belirtilen esaslarauygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla toplum için tehliketeşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, serseri veyahastalık bulaştırabilecek kişileri yakalayacağı öngörülmüştür.
Hüküm, anayasal dayanağını yine Anayasanın 19. maddesinin ikincifıkrasında bulmaktadır. Bu fıkra herhangi bir suçun işlenmesine bağlıolmaksızın kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılabileceği durumlara ilişkinesasları belirlemektedir. Fıkrada belirtilen nedenlere dayalı olarak kişininözgürlüğünden yoksun kılınması, bu konuda yetkili mercilerce verilmiş birkararın varlığına bağlıdır. Anayasanın 19. maddesinin ikinci fıkrasınınuygulanmasının, bu konuda alınmış bir kararın varlığına bağlı olduğu, maddeninDanışma Meclisi'nde görüşülmesi sırasında ısrarla üzerinde durulan noktalardanbiridir. Nitekim inceleme konusu kuralda da, "bir kurumda tedavi, eğitimve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzüklebelirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin" yerinegetirilmesinden söz edilerek bu yön vurgulanmış bulunmaktadır.
Anayasanın 19. maddesinin ikinci fıkrasının açıklığı karşısındabent hükmünün Anayasaya aykırı bir yanı görülmemiştir.
e) Birinci fıkranın (E) bendi yönünden :
Bent hükmü, haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merciönüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri polisin yakalayacağınıöngörmektedir.
Küçükler hakkında uygulanacak ceza ve her türlü önlemler Türk CezaKanunu'nda, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun'da ve Çocuk MahkemelerininKuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da gösterilmiştir. Suçişlemiş çocuklar dışında, suç işlemeye eğilim gösteren küçüklerin çeşitlitedbirlerle korunması ve eğitimleri çoğu kez küçüğün özgürlüğününkısıtlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bent hükmü böyle bir ihtiyacı karşılamakiçin getirilmiş ve dayanağını da Anayasanın 19. maddesinin ikinci fıkrasındabulmuştur. Bu nedenle Anayasaya aykırılık savı varit görülmemiştir.
f) Birinci fıkranın (F) bendi yönünden :
Bu bentte, usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya girenya da hakkında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınan kişilerin polistarafından yakalanıp haklarında gerekli kanunî işlemin yapılacağı kuralıgetirilmiştir.
(F) bendinin dayandığı Anayasanın 19. maddesi bu kişilerinyakalanmaları ve tutuklanmalarını öngörmektedir. Bu bentte sayılan kişilereuygulanacak başlıca hükümler Türk Ceza Yasası, Pasaport Yasası ve suçlularıngeri verilmesi hakkındaki sözleşmelerde gösterilmiştir.
Kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu olanpolisin, yöntemine aykırı biçimde ülkeye girmeleri nedeniyle durumları toplumdüzeni bakımından şüpheli görülenlerle, hakkında yetkili mercilerce sınır dışıetme ya da geri verme kararı alınanları, yakalamasına imkân veren incelemekonusu kuralın Anayasaya aykırı bir yanı bulunmamaktadır.
g) Birinci fıkranın (G) bendi yönünden :
İptali istenilen bu bentte, suçüstü halinde veya gecikmesindesakınca bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğinedair haklarında kuvvetli iz ve delil bulunanları, polisin yakalayacağıbelirtilmektedir. Bu kural anayasal dayanağını "...hâkim kararı olmadanyakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeyapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir" biçimindeki Anayasanın 19.maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci tümcesinde yer alan kuralda bulmaktadır.
Anayasanın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında anılan inceleme konusubent hükmünün Anayasayla uyum içinde olduğunun kabulü gerekir.
Bu görüşe Yılmaz Aliefendioğlu katılmamıştır.
h) Maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci,sekizinci ve dokuzuncu fıkraları yönünden :
Maddenin ikinci fıkrasında yakalanmaları belirli bir usulebağlanmış olan kişilerle ilgili kanun hükümlerinin saklılığına işaret edilmiş;üçüncü fıkrada yakalamanın niteliği belirtilmiş ve yakalanan kişilerin kaçmasıya da saldırıda bulunmasının önlenmesi için ilgilinin sağlığına zararvermeyecek her türlü tedbirin alınabileceği belirtilmiştir. Dördüncü fıkra,uyuşturucu madde kullanmış olanlarla, sarhoş olanların bu durumlarının tesbitiyöntemine ilişkin bir hükmü içermektedir. Beşinci fıkraya göre, yakalanankişiye yakalama sebebinin, altıncı fıkraya göre ise, soruşturma açısından kesinbir mahzurun söz konusu olmadığı hallerde yakalamanın, kişinin yakınlarınaduyurulması gerekmektedir. Yedinci ve sekizinci fıkralar yakalanan kişilerdensanık durumunda olanların adlî mercilere, ıslah ve tedavi altına alınmasıgerekenlerin ise ilgili kurumlara gönderilmesine ilişkindir. Son fıkra,yakalama sebebi ortadan kalkanların derhal serbest bırakılması gerektiğiniaçıklamaktadır.
İçerikleri yukarıda açıklanmış bulunan ve çoğunluğun usulihükümler ve bazı tanımlar teşkil eden bu esasların, Anayasa hükümlerine aykırıdüşen bir yönü bulunmamaktadır.
5- 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun 15. maddesine16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Yasanın 5. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın Anayasa'yaaykırılığı sorunu :
Polisin yaptığı tahkikat sırasında ifadelerine başvurulmasıgereken kimseleri çağırıp kendilerinden lüzumlu olan şeyleri sorabileceğineilişkin 2559 sayılı Yasanın 15. maddesine, 3233 sayılı Yasayla eklenenfıkrayla, kimi suçların soruşturmalarında, işin önemi ve gizliliği bakımındanifadelerine başvurulması gereken başka suçlardan hükümlü veya tutuklubulunanların, soruşturmayı yürüten polis amirinin teklifi, yetkili savcınıntalebi ve hâkimin kararıyla madde metninde gösterilen sürelerle ceza vetutukevinden alınabilecekleri hükmü getirilmiştir.
Maddenin uygulanabilmesi için; soruşturması yapılan suçun devletinbütünlüğüne, anayasal düzenine, genel güvenliğine, kaçakçılığa ya da uyuşturucumaddelere ilişkin olması; suçun önem ve gizliliğinin bu yola başvurulmasınıgerektirmesi, ceza ve tutukevinden alınacak kimselerin başka suçdan hükümlü yada tutuklu olmaları ve soruşturmayı yürütmekle görevli polis amirinin üst amirebilgi vermek koşuluyla öneride ve yetkili savcının da hâkimden istemdebulunması gerekmektedir.
İptal istemine ilişkin olarak dava dilekçesinde; "hüküm soyutkavramlar içermektedir. Polis yargılamada kamu tanığı olarak dinleniyorsa daaslında fiili ve hukuki yeri iddia makamı ile paraleldir. Polis kovuşturmaesnasında saptadığı deliller ile sanığı itham etmek mevkiindedir, sanığınkarşısındadır. Öte yandan sanığın tekrar polisin eline geçme ihtimalininvarlığı; sanığı, polis karşısında savunma açısından zayıf duruma düşürecektir.Bu nedenle savunma hakkı zaafa uğrayacak ve adalet tecelli etmeyecektir.Böylece yargılamanın etkinliği de kaybolacaktır. Bu sebepler ve genel gerekçedearz edilen nedenlerle bu madde hükmü de anılan Anayasa hükümlerine aykırıdır,iptali gerekir" denilmiştir.
İptali istenilen kuralla getirilen düzenlemenin, ceza yargılamasistemimiz içindeki yeri üzerinde kısaca durmak yararlı olacaktır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 153. ve 154. maddelerine göreCumhuriyet Savcısı herhangi bir biçimde bir suçun işlendiği izlenimini verecekbir hali öğrenirse kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere,hemen işin gerçeğini aramaya başlar. Gerek doğrudan, gerek kolluk aracılığıylaher türlü soruşturmayı yapabilir. Hazırlık soruşturması yapmak görevi doğrudanCumhuriyet Savcısına aittir. Aynı Kanunun 156. maddesine göre kolluğun görevi,suçları aramak, işin aydınlanması için gereken önlemleri almak ve düzenlediğievrakı hemen Cumhuriyet Savcılığına göndermekten ibarettir.
Hazırlık soruşturmasının Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılmasıasıl olduğuna göre, başka bir suçtan tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevindebulunan ve soruşturma konusu olayda sanık, tanık ya da suçtan zarar görensıfatıyla ilişkisi bulunan kimseleri her zaman dinleyebilmek, bunlarınhuzuruyla, lüzumlu araştırma ve tetkikleri kendi gözetiminde her zaman yapmakolanağı varken, bu kişilerin ceza veya tutukevlerinden alınarak, soruşturmanınyapıldığı yerde bilgi ve görgüsüne başvurulmak, deliller gösterilerek tatbikatyapılmak ve gerektiğinde yüzleştirilme yoluna gidilmek üzere polise teslimedilmelerini haklı kılacak bir gerekçeye dayanmak mümkün değildir.
Hükümlü bulunduğu hürriyeti bağlayıcı bir cezanın infazını teminiçin cezaevine alınan ya da işlediği bir suçtan dolayı tutuklanması nedeniyletutukevine konulan kimsenin tanık ya da suçtan zarar gören kimse sıfatıylapolis tarafından gözetim altına alınmasına herşeyden önce içinde bulunduğustatü engeldir. Böyle bir durum polise tanınan gözetim altında tutma yetkisininamacıyla da bağdaşmaz. Durum kişi hürriyeti ve güvenliğini kurala bağlayanAnayasanın 19. maddesine aykırıdır.
Kaldı ki; polis bir suçun tanığı veya suçtan zarar göreni; bunitelikleri nedeniyle gözaltına alamıyorsa, başka bir suçtan tutuklu ya dahükümlü olarak ceza veya tutukevinde bulunan, tanık ya da suçtan zarar görendurumunda bulunan kimseleri cezaevinden polis gözetimine alınmaması gerekir.Aksi hal Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturur, bu nedenlerlesözkonusu hükmün iptali gerekir.
Bu görüşlere Orhan Onar, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu,Mehmet Çınarlı ve Vural Savaş katılmamışlardır.
6- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 6. maddesi ile 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununun 17. maddesinde yapılan ek vedeğişikliklerin Anayasaya aykırılığı sorunu :
3233 sayılı Yasa ile maddenin birinci fıkrasının son paragrafındayapılan değişiklik, "24 saat içinde" sözcüklerinin, metindençıkarılmasından ibaret bulunmaktadır. Bu suretle yasalara uygun olarak polisçeverilen emirlere ve alınan önlemlere uymayanlarla, polise mukavemet edenler yada görevinden alıkoymak amacıyla zor kullananların karakola götürülüphaklarında tanzim olunacak evrakla beraber derhal adliyeye verilmeleri teminedilmiştir.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre polis, suç işlenmesiniönlemek ya da işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için kişilere kimliğinisorabilir. Bu istem karşısında herkes, resmi bir belgeyi göstererek kimliğinibelirtmek zorundadır. İnceleme konusu kuralla 17. maddeye eklenen dördüncüfıkra, kimliğini geçerli bir belge ile ya da polisçe tanınan kişilerintanıklığı ile kanıtlayamayanların, aranan kişilerden olup olmadıklarıanlaşılıncaya ya da gerçek kimlikleri ortaya çıkıncaya kadar yirmidört saatigeçmemek üzere gözaltına alınabileceklerini ve bu kişilere kimliklerininbelirlenmesi konusunda gerekli kolaylığın gösterileceğini öngörmektedir.
Maddenin son fıkrasında, kimliği saptanamayan ya da nüfusa kayıtlıolmadığı anlaşılanlar hakkında parmak izi ve fotoğrafları alındıktan sonratüzükte gösterilen esas ve usullere göre işlem yapılacağı belirtilmektedir.
Dava dilekçesinde, iptal istemine gerekçe olarak soyut kavramlarlapolise dilediği şahısları uydurma bahanelerle gözaltına alma yetkisi tanındığıiçin madde hükmünün Anayasaya aykırı olduğu öne sürülmüştür.
Suç işlenmesini önlemek ya da işlenmiş suçların faillerini elegeçirmek için polisin kimlik sorduğu kimsenin bir suç nedeniyle arandığı ya dagösterdiği kimliğin taklit edilmiş, değiştirilmiş bulunduğu veya başkasına aitolduğu anlaşılırsa, ilgilinin yakalanmasını Anayasanın 19. maddesi çerçevesiiçinde değerlendirme olanağı vardır.
Kişinin kimlik taşıma alışkanlığı bulunmaması, unutmuş ya dakaybetmiş olması nedeniyle üzerinde kimliğinin olmaması durumuna gelince :
Sıkıyönetim emirlerine aykırı davranılması durumu ayrık tutulursa,yasalarımızda kimlik taşımamanın suç olduğuna ilişkin bir kuralbulunmamaktadır. Buna rağmen kişiye kimlik sorulması ve kişi özgürlüğünükısıtlamaya varan sonraki uygulamaların Anayasal dayanağı araştırılmalıdır.
2559 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca polisin kimlik sormasınınnedeni, ilgilinin kimlik taşıyıp taşımadığını saptamak değil, davranışlarınınkuşku uyandırması nedeniyle aranan kişilerden olup olmadığını tespittir.Kişinin kimliğini kanıtlayamaması, bu konudaki kuşkuyu pekiştiren bir öğeniteliğindedir. Öte yandan, maddede "polisçe gözaltına alınabilir"denildiğine göre polise her olayı kendi içerisinde değerlendirme yetkisitanınmıştır. Kimliğin bulunmaması, kişinin daha önce işlenmiş bir suçun failiolduğu kuşkusunu uyandırıyorsa, hemen yakalanıp gözaltına alınmaması sakıncayaratacak nitelikte ise polisin bu yola başvurması gerekir.
Nüfusa kayıtlı olmaması ya da kimliğini açıklamaması veyaaçıklayacak durumda bulunmaması gibi nedenlerle kişinin kimliğininsaptanamaması durumunda da aynı maddenin uygulanması söz konusudur.
Maddenin son fıkrasına göre, bu gibilerin parmak izi vefotoğraflarının alınmasından sonra kimliklerinin saptanması ya da nüfusakayıtları için tüzükte gösterilen esas ve usullere göre işlem yapılmasıgerekmektedir. 5.5.1972 günlü, 1587 sayılı Nüfus Kanununun 4. maddesi nüfusakayıt yükümlülüğü getirmiştir. Henüz nüfusa kayıtlarını yaptırmamış olanyetişkinlerin bu yükümlülüğü yerine getirmeleri fiziki varlıklarını gerektirir.Nüfusa kayıt zorunluluğu, kamu düzeni bakımından, mutlak olarak yerinegetirilmesi gereken bir yükümlülüktür. Bu tür yakalamalarda amaç, kişininnüfusa kayıt olmasını sağlamak olduğuna göre polisin görevi ilgiliyi gözaltındatutmak değil bu işlemlere bir an önce başlanmasını sağlamak olmalıdır.Anayasanın 19. maddesi kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarakyakalamaya olanak tanımaktadır.
Maddenin, kişi özgürlüğünü gereksiz yere sınırlayarak keyfiuygulamalara yol açabileceği endişesine de yer olmamalıdır. Demokrasilerdedevlet organlarının görevlerini yerine getirirken, kişinin huzur ve mutluluğunusağlamak ilkesinden esinlendikleri varsayılır. Kaldı ki, kişi özgürlüğününsebepsiz kısıtlanması sonucunu doğuran görevi kötüye kullanma hallerine karşıyasalar ağır ceza yaptırımları da öngörmektedir. 2559 sayılı Yasanın 17.maddesinde öngörülen sınırlamalar Anayasanın kişi hürriyeti ve güvenliği ileilgili 19. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilecek niteliktedir. Anayasaylabağdaşmayan bir yönü yoktur.
7- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 2559 sayılıKanuna eklenmiş olan ek madde 1'in Anayasaya aykırılığı sorunu :
Maddenin birinci fıkrasında umumî veya umuma açık yerler ile umumaaçık yer niteliğindeki ulaşım araçlarında, gerçek kişi ya da topluluklarınmahallin en büyük mülki amirine en az 48 saat önceden müracaat suretiyle oyunve temsil verebilecekleri, çeşitli şekilde gösteri düzenleyebilecekleri hükmebağlanmıştır. Oyun ve temsil verebilmek için öngörülen önceden başvuru birbildirim niteliğindedir. Bu yolla polise verilecek oyun ve temsilleri veyapılacak gösterileri izleyebilme ve temsil ve gösteriye katılanlar ile diğerkişilerin kimliğini öğrenme olanağı sağlanmıştır. Yapılacak başvuruyasenaryonun eklenmesi gerekmediğine göre bir ön denetim söz konusu değildir.
Maddenin ikinci fıkrası, oyun ve temsiller ile düzenlenengösterilerden genel ahlâka, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüneve Anayasa düzenine aykırı olduğu saptananların yasaklanacağını vesorumlularının derhal adliyeye sevk edileceğini öngörmektedir. Madde,ilgililerin derhal adliyeye şevkini öngördüğüne göre Cumhuriyet savcısının veyamahkemenin kararı mülkî amirce verilen yasaklama kararı için de belirleyiciolacaktır. Başka bir deyişle, yapılan suç duyurusu takipsizlik kararı ya daberaat kararıyla sonuçlanmışsa yasaklama dayanağını yitirecek, mülkî amir bukarara uymak zorunda kalacaktır.
İptali istenilen bu maddenin Anayasaya aykırılığı konusunda davadilekçesinde şu görüşlere yer verilmiştir :
"Ek Madde 1 hükmü; soyut kavramlar ihtiva ederek, polise oyun,temsil veya çeşitli şekillerde yapılacak gösteri düzenlemelerini men etmeyetkisi tanımaktadır. -Mülkî amirin emri- ibaresi, sonucu etkileyici ya dahükmün niteliğini değiştirici bir unsur niteliğinde değildir. Bu maddede degenel gerekçe bölümünde arz ettiğimiz Anayasa maddelerine aykırılıkiçindedir."
Anayasanın 26. maddesi, "düşünceyi açıklama ve yaymahürriyetini kurala bağlamaktadır. İnceleme konusu maddenin ilk ve sonfıkralarıyla getirilen bildirim sistemi, Anayasanın sözü edilen maddesinin sonfıkrasında yer alan "Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasınailişkin düzenleyici hükümler" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir.
Maddenin ikinci fıkrası, oyun ve temsil yoluyla devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine, genel ahlâka karşı suçişlenmesi durumunda yapılacak işlemi göstermektedir. Eylemin suç olması koşuluarandığına göre, inceleme konusu kuralla ceza kanunları arasında kurulacak bağbu kavramlara açıklık kazandıracaktır.
İnceleme konusu kuralın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünekısıtlama getirdiği söz götürmez. Ancak; Anayasaya göre bu özgürlük sınırsızdeğildir. İlk sınırlama düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün düzenlendiği26. maddeyle getirilmiştir. 26. maddenin ikinci fıkrasına göre, düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması amaçlarıyla sınırlandırılabilmektedir. Ek madde 1, oynanan biroyun ya da temsille maddede sayılan nitelikte suç işlenmesi durumundauygulanmak amacıyla konulmuş, böylece suç işlenmesine devam olunması engellenipsuçluların cezalandırılması amacı güdülmüştür.
Öte yandan, Ek Madde 1'de yer alan kavramlar, Anayasanın 13.maddesinin öngördüğü genel sınırlandırma nedenleri kapsamına da girebilecekniteliktedir.
Maddenin kimi suçları hedef alması, getirilen sınırlamanınAnayasada öngörülen özel ve genel sınırlama nedenlerine dayalı olması, yargıdenetiminin varlığı, haksız olarak verilen zararın devletçe tazminininistenilebilmesi karşısında, sözü edilen kısıtlamanın demokratik toplumdüzeniyle çelişen bir yönü bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Anayasanın 64. maddesinde, "Devlet, sanat faaliyetlerini vesanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi,desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için, gereken tedbirleri alır"denilmektedir.
Devletin sanatı ve sanatçıyı koruması, sanat yoluyla işlenensuçların cezalandırılmasına engel değildir. Anayasanın 14. maddesinin birincifıkrasına göre; Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin hiç biri devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin veCumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek,devletin bir kişi ya da zümre tarafından yönetilmesini ya da sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din vemezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşleredayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamaz. Maddenin uygulamadaaksaklıklar yaratabileceği, bu görevin polis ve mülkî amir yerine CumhuriyetSavcıları ve mahkemelere bırakılmasının daha yerinde olacağı yolundakidüşüncelerin Anayasaya uygunluk konusuyla doğrudan bir ilişkisi yoktur.Açıklanan nedenlerle inceleme konusu kuralın Anayasaya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu görüşe Yılmaz Aliefendioğlu katılmamıştır.
8- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 2559 sayılıKanuna eklenmiş olan Ek Madde 2'nin Anayasaya aykırılığı sorunu :
İptali istenilen bu maddenin ilk fıkrasında, "Polis, sanıkolarak yakaladığı kişileri; lüzumsuz veya muhik olmayan bir gecikmeye meydanvermeyecek surette, yakalama yerine en yakın mahkemeye gönderilmeleri içingerekli süreler hariç en geç yirmidört saat içinde, üç veya daha fazla kişininbir suçun icrasına iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda ise, sanıksayısının çokluğuna, sanıkların veya delillerin durumuna veya suçun niteliğinegöre en geç onbeş gün içinde, soruşturmalarını tamamlayarak adlî mercileregöndermek zorundadır. Ancak, polis, Cumhuriyet savcısının, savcının bulunmamasıhalinde, sulh hâkiminin yazılı emri bulunmadıkça sanığı yirmidört saatten fazlatutamaz" hükmü getirilmiş; maddenin ikinci fıkrasında ise, gözaltına almankimsenin yeme, içme ihtiyaçlarına ve nakline ait masrafların bütçedeki sarf yerigösterilmiştir.
Dava dilekçesinde maddenin Anayasaya aykırılığı konusunda,"Ek Madde 2 hükmünce; -muhik olmayan bir gecikme-, -sanıkların veyadelillerin durumuna ...göre- gibi soyut kavramlar konarak polise keyfi davranışolanağı sağlanmaktadır. Yasada belirtilen süreler azami sürelerdir. Gecikmeyemeydan verilmesi, sanıkların veya delillerin durumu konuları açıklığakavuşturulmalıdır. Bu maddenin genel gerekçesinde belirttiğimiz Anayasahükümlerine aykırılığı nedeniyle iptalini talep ediyoruz" denilmiştir.
Yakalama, öğretide "tutuklamanın mümkün kılınması ve dolayısıile ceza muhakemesinin selametle ve emniyetle yapılabilmesi gayesi ile ve henüzbir tutuklama kararı ve dolayısı ile müzekkeresi verilmeden önce, sanığın kişihürriyetinin kaldırılması" şeklinde tanımlanmaktadır. Kişi hürriyetininhâkim kararı olmadan sınırlandırılması demek olan yakalama, ancak zorunluhallerde haklı görülebilir. Geçici nitelikte sayılması da bunun içindir.Yakalanan kimse lüzumsuz ve muhik olmayan bir gecikmeye meydan vermeyeceksurette hâkim huzuruna çıkarılacaktır.
Yakalanan kişinin belli süre içinde hâkim önüne çıkarılmasızorunluluğu, kişi özgürlüğünün güvencesi olarak uzun süre önce kurumlaşan,temel bir hak ve özgürlük niteliğindedir. Maddenin ilk fıkrasının çok açık olansözüne göre yirmidört saatlik süre polis için azami süredir. İlke, polisçesanık olarak yakalanan (gözaltına alınan) kimsenin işlediği suçun hemensoruşturmasına girişmek ve ikmalini müteakip de sanığı soruşturma evrakıylabirlikte derhal adlî mercilere göndermektir. Bu konuda lüzumsuz ya da muhikolmayan bir gecikmeye meydan vermek polisin sorumluluğunu gerektirir.
Üç veya daha ziyade kişinin bir suçun icrasına iştiraki suretiyletoplu olarak işlenmiş suçlarda da durum aynıdır. Polis yirmidört saati aşangözaltında tutma için Cumhuriyet savcısı ya da sulh hâkiminin yazılı izninialmak zorundadır.
Madde, anayasal dayanağını Anayasanın 19. maddesinin beşincifıkrasında yer alan "Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine enyakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat vetoplu olarak işlenen suçlarda en çok onbeş gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz." biçimindeki hükümde bulmaktadır. Anılan fıkrada öngörülenkırksekiz saatlik süre polis açısından yirmidört saate indirilmiş, bu suretlekişinin güvenliği ve özgürlüğü yönünden daha olumlu sayılabilecek bir esasbenimsemiştir.
İnceleme konusu kuralın bu yapısı içinde Anayasayla bağdaşmayanbir yanı yoktur. İptal istemi bu itibarla yerinde görülmemiştir.
9 - 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 2559 sayılıKanuna eklenmiş olan Ek Madde 3'ün Anayasaya aykırılığı sorunu :
İptali istenilen bu madde hükmüyle polise kimi hallerde kişilerden,tesbit edilmiş olan ikametgâh veya iş adreslerinden ayrılmamalarını yazılıolarak isteyebilmek yetkisi tanınmıştır.
Maddenin (A) bendinde sayılan suçlarla ilgili olarak polis, sanık,suçtan zarar gören, müşteki ya da tanık sıfatıyla ifadesine başvurduklarıkimselerin yeniden ifadelerine başvurulabileceği gibi bir düşünce ve gerekçeyleikametgâh veya işyerlerindeki adreslerinden ayrılmamalarını isteyebilecektir.
(B) bendi uyarınca da polis, vatandaşlık durumlarıyla kimliklerisaptanamayanlardan veya nüfusa kayıtlı olmayanlardan da, hüviyet tesbitiyapılıncaya kadar adreslerinden ayrılmamalarını talep edebilecektir.
Yurttaşların kimliklerinin belirlenmesi konusu, 2559 sayılıYasanın 17. maddesiyle ve Nüfus Kanunuyla düzenlenmiştir.
Yabancıların kimliklerinin saptanması konusunda ise, Polis Vazifeve Selahiyet Yasasında, Pasaport Yasasında, yabancıların Türkiye'de İkamet veSeyahatları Hakkındaki Yasada hüküm bulunmaktadır.
İnceleme konusu hükümde, ikametgâh veya işyerinden ayrılmayasağının ne kadar süre ile geçerli olduğu konusunda bir açıklıkbulunmamaktadır. Gerekçede "...gözaltında tutma süresi içinde yenidenifadelerine başvurmak zarureti doğmaktadır" denilmekle beraber, bu açıklıkmadde metnine yansıtılmamıştır. Bu durumda, konulan yasağın polisçe yürütülensoruşturmanın sonuçlanmasına kadar devam edeceğinin kabulü gerekir. (B) bendikapsamına giren olaylarda ise yasak, yasalar uyarınca kimlik tesbiti yapılıncayakadar sürecektir.
Maddede ikametgâh ve işyeri adresi denildiğine göre, suç başka biryerde işlenmiş olsa dahi, ilgilinin bu adreslerden ayrılmaması gerekmektedir.Son fıkra bu durumda olanların yeni adreslerini bildirmeleri koşuluyla o yerdenayrılmalarına en büyük mülkî amirin yazılı emriyle izin verileceğiniöngörmektedir. Fıkrada izin verilebilir denilmediğine göre, koşullargerçekleşmiş ise iznin her halde verilmesi zorunludur.
İnceleme konusu kurala ilişkin olarak dava dilekçesinde, Ek Madde3 hükmünün bir yargı kararı olmaksızın polisin şahsı dilediği süre adetazorunlu ikamete mecbur tutacağı, bu yetkinin koşullarının somut olaraksaptanmamış bulunduğu ve bir ceza niteliği taşıdığı öne sürülmüştür.
Olayın aydınlanması ve ortaya çıkan yeni durumlarındeğerlendirilmesi amacıyla ilgililerin yeniden ifadelerine başvurulmasıAnayasanın 19. maddesiyle düzenlenenyakalamakurumu içerisindedüşünülemez. Bu yetki polisin, yaptığı soruşturma sırasında ifadelerinebaşvurulması gerekenleri çağıracağını öngören 2559 sayılı Yasanın 15.maddesinden kaynaklanmaktadır. Bu açıdan madde, Anayasanın 19. maddesiyleilişkili değildir.
Ek Madde 3'ün Anayasanın 23. maddesinin öngördüğü yerleşme veseyahat özgürlüğü, 48. maddesinde yer alan çalışma özgürlüğü kavramlarıyla bağdaşıpbağdaşmadığı hususuna gelince :
Polisin Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ilekaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı soruşturma sırasındaifadelerine başvurulacak olanlarla, vatandaşlık durumu ile bu Yasanın 17.maddesinde belirtilen kimlik saptaması yapılıncaya kadar gerekli görülenkişilerden, ikametgâh ya da iş adreslerinden ayrılmamalarını yazılı olarakisteyebilmesinin, seyahat, yerleşme ve çalışma özgürlüğüne belli ölçülerdesınırlar getirdiği söylenebilir. Ancak, Anayasanın 48. maddesi, çalışmaözgürlüğüne ilişkin olarak özel bir sınırlama sebebi öngörmemiştir. Bunakarşılık, 23. madde yerleşme özgürlüğünün inceleme konusu kuralla ilgili olaraksuç işlenmesini önlemek, seyahat özgürlüğünün de suç soruşturma ve kovuşturmasınedeniyle sınırlandırılabileceğini kurala bağlamıştır.
Anayasanın konut dokunulmazlığı konusunda kural koyan 21. vehaberleşme özgürlüğünü düzenleyen 22. maddelerinde, genel ilke olarak hâkimkararı olmadan bu özgürlüklerin sınırlandırılamayacağı belirtilmişken, 23.maddede, yerleşme ve seyahat özgürlüğünü sınırlayacak makam açısından herhangibir kayıt getirilmemiştir. Şu halde olayın elverdiği ölçüde idarî makamlar dabu konularda kısıtlamalar yapmaya yetkilidirler.
İtiraz konusu kuralın (A) bendinde sayılan "Devletinbütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ile kaçakçılık ve uyuşturucumaddelerle" ilgili suçların, 13. maddede yer alan "Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millîgüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın vegenel sağlığın korunması" kavramları içinde değerlendirilebileceklerikuşkusuzdur.
Anayasanın 23. maddesi, yerleşme özgürlüğü konusunda da kuralkoymuş, bu özgürlüğe, "suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomikgelişmeyi sağlamak; sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamumallarını korumak" amaçlarıyla yasal sınırlandırmalar getirilebileceğinibelirlemiştir. (A) bendi ile getirilen sınırlama yerleşme özgürlüğü için öngörülenözel kısıtlama nedenlerinden herhangi birisiyle ilgili değildir. Buna karşılık13. maddede öngörülen genel kısıtlama nedenleri yerleşme özgürlüğü açısından dageçerlidir.
Maddenin, "vatandaşlık durumu ile bu Kanunun 17. maddesindebelirtilen kimlik tesbiti yapılıncaya kadar" biçimindeki (B) bendinin,eylem suç oluşturmadığından, Anayasanın 23. maddesinde yer alan "suçsoruşturma ve kovuşturması" kavramı içerisinde değerlendirilmesine olanakyoktur. Buna karşılık, seyahat ve yerleşme özgürlükleri için ortak kısıtlamanedeni olarak öngörülen "suç işlenmesini önlemek" kavramıyla ilişkiliolduğu söylenebilir.
(B) bendinin getirdiği düzenlemeyi Anayasanın 13. maddesinde yeralan "kamu düzeni" ve "kamu yararı"kavramları içerisindedeğerlendirme olanağı da vardır. Bu değerlendirme, inceleme konusu kurallaçalışma özgürlüğüne getirilen sınırlandırma açısından da söz konusudur.
Getirilen kısıtlamaların demokratik toplum düzeni gereklerineuygun olup olmadığı sorununa gelince :
İnceleme konusu kural, yerleşme, seyahat ve çalışma özgürlükleriiçin dolaylı ve sınırlı bir kısıtlama öngörmüştür. Bu özgürlükler tümüyleortadan kaldırılmamış, yeni adresi bildirmek koşuluyla yer değiştirmeye olanaksağlanmıştır. Yasanın öngördüğü biçimde başvuru yapıldığında, izin vermek zorunluluğubulunduğundan konulan yasak mutlak değildir. Süre açısından da sınırlandırmagetirilmiş, yasağın soruşturma süresince ya da kimlik saptanması yapılıncayakadar geçerli olacağı benimsenmiştir. İkametgâh veya işyerinden ayrılmak sıksık karşılaşılan bir olay olmadığına göre, bu konudaki kısıtlama çoğu kezilgili tarafından dahi hissedilemeyecektir. Konulan yasak yürütülmekte olansoruşturmanın ya da kimlik tespiti işleminin bir an önce ve güvenle yapılmasınısağlamak gibi makul bir amaca yöneliktir. Bu durumda, getirilensınırlandırmanın Anayasaya aykırı olduğu söylenemez.
Bu görüşe Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Mustafa Şahin veAdnan Kükner katılmamışlardır.
10- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 2559sayılı Yasaya eklenmiş olan Ek 4. maddenin Anayasaya aykırılığı sorunu :
Görevli bulunduğu yerin mülkî sınırları içerisinde olmak kaydıylaEk Madde 4, polise karşılaştığı suça, görev branşına, yerine ve zamanınabakılmaksızın el koyma yetkisi vermektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında da bu suretle bir suça müdahale edenpolise karşı işlenen suçlar görevli memura karşı işlenmiş suç; müdahaledebulunan polisin işlediği suçlar ise görevli memurun işlediği suç sayılmaktadır.
Dava dilekçesinde inceleme konusu kuralın Anayasaya aykırılığınailişkin olarak "Ek Madde 4'de polise herhangi bir hiyerarşi ve denetimetabi olmadan sınırsız olarak verilmiş yetkileri kullanma olanağısağlanmaktadır. Genel gerekçede yer alan Anayasa hükümlerine aykırılığınedeniyle iptali gerekir." denilmektedir.
4.6.1937 günlü, 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanunu'nun 8.maddesine göre polis, idarî, siyasî ve adlî kısımlara ayrılmaktadır. Bu Yasaya1181982 günlü, 2696 sayılı Yasa ile eklenen Ek 9. madde uyarınca "çevikkuvvet birimleri" kurulması öngörülmüştür.
Ek Madde 4 uyarınca polisin işlem yapması için, suçun polisingörevli bulunduğu mülkî sınırlar içerisinde işlenmiş olması yeterlidir. Zamankonusunda ise hiçbir sınırlama getirilmemiştir.
Polisin görevi, karşılaştığı suça el koymak, önlemek, sanık ve suçdelillerini tespit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle sınırlıdır.
Maddede, "suçla karşılaştığında" denildiğine göresuçüstü hali söz konusudur. Bu madde uyarınca bir suça el koyan polisin, gerçekanlamıyla bir soruşturma yapması gerekmeyip, işi yetkili polise devredinceyekadar, gecikmesinde sakınca bulunan önlemleri alması yeterlidir.
Toplumun huzurunu sağlamakla görevli devletin, suçlularınyakalanıp cezalandırılmalarını sağlayacak önlemler almasında bu amaçla güvenlikgörevlilerine kimi ek görevler vermesinde Anayasaya aykırı bir yönbulunmamaktadır. Kamu düzenini sağlamak amacıyla polise böyle bir yetki vesorumluluk vermenin onun dinlenme hakkını zedeleyeceği ve ek görevin de angaryaniteliği taşıyacağı söylenemez.
11- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununa eklenen Ek Madde 5'in Anayasaya aykırılığısorunu :
İptali istenen bu maddede, "genel güvenlik, kaçakçılık veuyuşturucu maddelerle ilgili önemli olayları takip etmek, gerekiyorsa müdahale edereksoruşturmasını yapmak üzere;
A) İçişleri Bakanlığınca doğrudan veya ilgili valinin talebiüzerine merkez personelinden ekipler (timler) görevlendirilebilir.
B) Yukarıdaki bent hükmüne uygun olarak bir ilde soruşturmasıyapılan olayın aydınlatılması, delillerin toplanması, sanıkların yakalanması,başka illerde de araştırma ve soruşturma yapılmasını gerektiriyorsa, illerarasında ilgili valiliklerce ekipler görevlendirilebilir.
Bu ekiplerin polis yetkilerini kullanması, polis bölgesi sınırlarıile kayıtlı değildir. Bu ekipler görev yaptıkları mahallin mülkî amirine bilgivermek zorundadırlar. Görevin ifası sırasında mahallin en büyük mülkî amirinekarşı da sorumludurlar.
Genel ve özel kolluk makam ve memurları bu personele gereken hertürlü yardımı yapmaya mecburdur" denilmektedir.
İçişleri Bakanlığınca doğrudan veya ilgili valinin talebi üzerinemerkez personelinden timlerin görevlendirilebilmesi için genel güvenlik,kaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili önemli olayların vukua gelmesigerekmektedir.
Görevlendirilecek timler, bu tür olayları takip etmeye,gerektiğinde müdahale ederek soruşturmasını yapmaya yetkilidir.
Maddenin (A) bendi uyarınca bir ilde soruşturması yapılan olayınaydınlatılması, delillerin toplanılması, sanıkların yakalanması, başka illerdede soruşturma yapılmasını gerektiriyorsa iller arasında ilgili valiliklerceekipler görevlendirilebilecektir. Ekiplerin polis yetkilerini kullanması polisbölgeleri ile sınırlı değildir. Ekiplerin görevini ifası sırasında mahallin enbüyük mülkî amirine karşı sorumlu sayılmaları hazırlık soruşturmalarındaCumhuriyet savcılarının yasadan doğan yetkilerini sınırlayıcı bir kural olarakyorumlanamaz. Söz konusu hükmün de Anayasaya aykırı düşen bir yönü yoktur.
12- 16.6.1985 günlü, 3233 Sayılı Yasanın 7. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununa eklenen Ek 6. Maddenin Anayasaya aykırılığısorunu :
Ek Madde hükmü polisin kimi olaylar karşısında zor kullanmasıylailgili bulunmaktadır. Bu maddede "polis yakalanması gerekli kişi veyadağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıdabulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirebilmek için zorkullanabilir.
Zor kullanmak, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göreetkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet,maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanmayetkilerini ifade eder.
Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda zor kullanmanınderecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiritarafından tayin ve tesbit edilir" denilmektedir.
Maddenin ilk fıkrası uyarınca polisin zor kullanabilmesi için,yakalanması gerekli kişi ya da dağıtılması gereken topluluğun direnmesi,saldırıya yeltenmesi ya da saldırıda bulunması lazımdır.
Zor kullanma bedeni kuvvet, maddî güç ve yasal koşullargerçekleştiğinde, her çeşit silahı kullanma yetkisini ifade etmektedir.
Polisin silah kullanabilmesi için gerçekleşmesi gereken yasalkoşullara ilişkin düzenleme; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda,1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'nda, 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı FiillerinÖnlenmesi Hakkındaki iki Kanunda ve diğer kimi yasalarda gösterilmiştir. Buyasalarda belirlenen koşullar gerçekleşmedikçe sadece inceleme konusu kuraladayanarak polisin silah kullanması söz konusu olamaz.
İkinci fıkrada yer alan "her çeşit silah" ibaresiyle,polisin teçhiz edildiği geleneksel silahlar arasında olayın nitelik ve şiddetigözönünde tutularak seçilecek silahın amaçlandığı anlaşılmalıdır. Nitekim,Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun 11. maddesinde ".hizmetözelliğine uygun ve görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silahkullanma" yetkisinden söz edilmektedir.
Maddeye göre zor kullanmanın amacı, direnen, saldırıya yeltenen yada saldıran kişi veya topluluğu etkisiz hale getirmektir. Zor kullanmadauygulanacak yöntemi, direnme ve saldırının nitelik ve derecesi belirleyecektir.
Son fıkra, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zorkullanmanın derecesiyle kullanılacak araç ve gereçlerin, müdahale eden kuvvetinamirince tayin ve tesbit edileceğini öngörmektedir.
Maddenin Anayasaya aykırılığı konusunda dava dilekçesinde; ekmadde 6 hükmü de polis amirine, saldırının mahiyetine ve derecesine göreetkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet,maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma gibiiçeriği objektif ve somut olarak belirlenmemiş ibarelere dayanarak zorkullanmak ve adam öldürmeye kadar varacak uygulama yetkisini tanımaktadır.Böyle bir yetkinin işkenceye, eziyete engel teşkil edecek bir sınırıçizilmemiştir. Bu madde ile hiç bir hak ve özgürlüğün güvencesi kalmamıştırdenilerek, hükmün Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali istenilmiştir.
Anayasanın 17. maddesinde silah kullanma konusu kurala bağlanmışancak, zor kullanma yollarına ilişkin olarak herhangi bir düzenlemegetirilmemiştir. Kişilere karşı silah kullanılmasına olanak sağlayanAnayasanın, koşulları gerçekleştiğinde kolluk güçlerinin bedeni kuvvet ve maddigüç kullanmasına öncelikle izin vereceği kuşkusuzdur. Anayasanın 17. maddesindebu tür zor kullanılmasına ilişkin bir kural yer almadığına göre, silahkullanmayı kurala bağlayan sonuncu fıkranın, bu gibi haller için de geçerliolması gerekir. 17. maddenin son fıkrasında ".meşru müdafaa hali, yakalamave tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlününkaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma ve isyanın bastırılması" gibidurumlardan söz edilmektedir. İnceleme konusu kuralla da "yakalanması gereklikişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veyasaldırıda bulunması" denildiğine göre, maddeyi, yakalama ve tutuklamakararının yerine getirilmesi, meşru müdafaa ve ayaklanma ve isyanınbastırılması kavramları içerisinde değerlendirilmesi mümkündür.
Aynı madde Anayasaya koşut olarak silah kullanmanın genelilkelerini de belirlemiştir.
Ek madde 6'daki, zor kullanmadan amaç bedeni kuvvet, maddi güç veyasal koşulları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkisidir.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 24. maddesi, toplantıve gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması durumunda zor kullanılarakdağıtılacağını öngörmektedir. İncelenen kuralın zor kullanma kavramına verdiğiiçerikle, polisin yalnızca bu iki maddeye dayanarak bir toplantıyı dağıtmakiçin silah kullanabileceği, böylece inceleme konusu kuralın silah kullanmakonusuna yeni bir boyut kazandıracağı düşünülebilir. Ancak, maddede açıkça"kanuni şartları gerçekleştiğinde" silah kullanılabileceğinden sözedildiğine göre, dağıtılması gereken topluluk dirense de silah kullanmanın özelkoşulları gerçekleşmedikçe polis bu yola başvuramaz.
Maddede, dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıyayeltenmesi ya da saldırması durumunda polisin zor kullanmaya yetkisi olduğubelirtilmektedir. Bu yetkinin yersiz kullanılmasının, toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkını etkileyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, madde,dağıtılması gereken topluluklar konusunda müstakil olarak uygulanabilecek birkural niteliğinde değildir. Başka bir deyişle, polisin yalnızca bu maddeyedayanarak bir toplantının dağıtılması gerektiğini ya da dağılmakta direndiğinisaptayacağı sanılmamalıdır. Bu konular, 2911 sayılı Toplantı ve GösteriYürüyüşleri Kanunu'nun 23. ve 24. maddeleriyle özel olarak düzenlenmiştir.İnceleme konusu kural bu düzenlemeyi teyit edici ve bir ölçüde de tamamlayıcıniteliktedir.
Anayasanın 34. maddesi, silahsız ve saldırısız olmak koşuluylatoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemenin herkesin hakkı olduğu kuralınıkoymuştur. Aynı maddenin dördüncü fıkrası, kamu düzenini ciddi olarak bozması,olaylar çıkması, millî güvenlik gereklerini ihlal etmesi muhtemel toplantı vegösteri yürüyüşlerinin yasaklanabileceğini ya da ertelenebileceğini amirdir.Dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi ya da saldırıdabulunması durumlarında zor kullanılabileceğini öngören inceleme konusu kural,Anayasanın 34. maddesinde belirtilen bu kısıtlama kapsamı içerisindedeğerlendirilmelidir.
Öte yandan, bu tür eylemler esasen suç niteliğinde olduğundan,kamu düzenini sağlamakla yükümlü polisin, olayı başka türlü engelleme olanağıkalmadığında, son çare olarak zora başvurmasının Anayasa ile bağdaşmadığı dasöylenemez.
Açıklanan nedenlerle inceleme konusu kuralın Anayasanın 17. ve 34.maddeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
13- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununa eklenen Ek 7. Maddenin Anayasaya aykırılığısorunu :
Madde, kimi konularda önleyici ve koruyucu tedbirler almak üzerepolisi, ülke düzeyinde istihbarat yapmak, bunu değerlendirmek, yetkilimercilere ve kullanma alanına ulaştırmak, devletin diğer istihbaratkuruluşlarıyla işbirliği yapmak yetkisiyle donatmış bulunmaktadır. Bu yetkipolise yeni tanınmış bir yetki niteliğinde değildir. Polis, maddede yer alangörevi, 461937 günlü, 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunu'nun 9. maddesinin(B) bendi uyarınca zaten yerine getirmekte idi.
Dava dilekçesinde bu iptal istemine gerekçe olarak "Ek Madde7'deki düzenleme, diğer hukuksal sakıncalar yanında, özel hayatın gizliliği vekorunması ilkesini de ortadan kaldırıcı niteliktedir" denilerek maddeniniptali istenilmiştir.
Hükümet tasarısında polisin, "her konuda istihbaratfaaliyetlerinde" bulunacağı öngörülmüşken bu maddeye dayanılarak, kişininözel hayatına ilişkin bilgiler toplanacağı böyle bir uygulamanın Anayasanınözel hayatın gizliliği ve korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı düşeceğiyolundaki uyarılar üzerine "her konuda" sözcükleri madde metnindençıkarılmıştır.
İnceleme konusu hüküm, kişinin özel hayatı konusunda da bilgitoplanacağı ve toplanan bilgilerin güvenlik soruşturması amacı ilekullanılacağı biçimde bir yoruma elverişli görülmediğinden, belirtilen konularailişkin Anayasaya aykırılık savları üzerinde durulmamıştır.
Anayasanın 5. maddesi, Türk Milletinin bağımsızlığını vebütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumayıDevletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devletin güvenliğiaçısından son derece gerekli olan istihbarat görevinin kimi alanlarda polise deverilmesinin Anayasaya aykırı bir yanı yoktur.
14- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununa eklenen Ek 8. Maddenin Anayasaya aykırılığısorunu :
Ek Madde 8 hükmüne göre; "otel, gazino ve benzeri yerler veyaçeşitli dinlenme, eğlence ve oyun yeri şeklinde sabit veya seyyar olarakkullanılan kara, deniz, hava ve her çeşit taşıma araçlarında bu faaliyetlerinicrası" ve "her ne ad altında olursa olsun, oynayanın kumar ve kazançkastı olmamak şartıyla bilgi ve maharet artırıcı ve zekâ geliştiricinitelikteki elektronik oyun alet ve makinaları, video oyunları, televizyonoyunları ve benzeri oyun yerlerinin açılması ve faaliyette bulunmaları"polisin yapacağı inceleme üzerine mahallin en büyük mülkî amirinin iznine bağlıkılınmıştır. Bu suretle açılmasına ve faaliyette bulunmasına izin verilenyerler umuma açık yer sayılmaktadır. Bu madde hükümlerine ve konulan yasaklarauymayan bu gibi yerler, aynı Yasanın 8. maddesi uyarınca mahallin en büyükmülkî amirinin emri ile süreli olarak kapatılmakta, tekerrür halinde verilenruhsat iptal edilebilmektedir.
Hükmün iptaline ilişkin olarak dava dilekçesinde genel gerekçeyeyollama yapılmak suretiyle iptal isteminde bulunulmuştur.
2559 sayılı Yasanın 7. maddesinin birinci fıkrası "otel,gazino, kahve, içki yerleri, bar, tiyatro, sinema, hamam ve plaj gibi umumamahsus istirahat ve eğlence yerlerinin açılması önce polisin tahkiki üzerine oyerin en büyük mülkî amirinin vereceği izine bağlıdır" hükmünügetirmiştir. Görülüyor ki, 7. maddenin birinci fıkrası inceleme konusu maddeile aynı konuyu düzenlemektedir.
Ek Madde 8'den farklı olarak kahve, içki yerleri, bar, tiyatro,sinema, hamam ve plaja da bünyesinde yer veren 7. maddenin bu gibi yerler içinözel düzenleme getirdiği düşünülebilir. Böyle bir yorumun benimsenmesidurumunda, konulan yasaklara bir defadan fazla uymayan otel ya da gazinonun EkMadde 8 uyarınca ruhsatı iptal edilirken, 7. madde kapsamında kaldığıgerekçesiyle bar ya da içki yerlerinin ruhsatının iptal edilmemesi gibi eşit veadil olmayan bir uygulama kaçınılmaz olur. Ancak, maddede belirtilmemesinekarşın, sonradan yürürlüğe giren Ek Madde 8'in, 7. maddenin birinci fıkrasınıyürürlükten kaldırdığı anlaşılmaktadır. Ek Madde 8'de, otel, gazino ve benzeriyerler denildiğine göre, 7. maddede sayılıp da inceleme konusu kuraldasayılmayan yerlerin, "benzeri yerler" kavramı içerisinde düşünülmesigerekir. Ancak böyle bir yorum, belirtilen yerler arasında eşitlik ilkesi ilebağdaşmayan uygulamalara gidilmesine engel olur.
Devletin, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden,suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan korumak için, gerekenönlemleri alması Anayasanın 58. maddesi hükmü gereğidir. Keza Anayasanın 56.maddesinde, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesinisağlamak Devlete bir görev olarak verilmiştir. Keza Anayasanın 48. maddesindeise, özel teşebbüs kurmanın serbest olduğu, devletin özel teşebbüslerin, millîekonominin gereklerine ve sosyal amaçlarına uygun olarak güvenlik ve kararlılıkiçinde çalışmasını sağlayacak önlemleri almasına işaret edilmiştir.
Bu üç Anayasa kuralı birlikte değerlendirildiğinde; kamu düzeni,genel ahlâk ve genel sağlık mülahazalarıyla faaliyetlerinin devamlı gözetim vedenetim altında tutulması gereken söz konusu yerlerin kuruluşlarının izinebağlanması ve konulan kurallara uymamaları halinde kapatılma gibi etkili biryaptırımın uygulanmasından doğal bir şey düşünülemez. Söz konusu hükmünaçıklanan nedenlerle Anayasaya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
15- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Selahiyet Kanununa eklenen Ek 9. Maddenin Anayasaya aykırılığısorunu :
Maddenin; birinci fıkrasının (A) bendinde polisin önleyici,caydırıcı, düzenleyici ve koruyucu kolluk hizmetlerine dair görevlerin ifasısırasında silah kullanmış olması halinde hakkında yapılacak soruşturmanınMemurin Muhakematı Hakkındaki Kanuna, (B) bendinde ise adlî vazifesini ifasısırasında silah kullanan polis hakkında soruşturmanın genel hükümlerine tabiolduğuna ilişkin esaslar getirilmiş, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda ise,sanık polisi savunmak üzere tutulan avukatın vekâlet ücreti ve bunun ödeme usulve esasları, polisin şehit olması durumunda yakınlarına yapılacak yardımlar,1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkındaki Kanuna göre,sanık ve hükümlülerden arananların bulundukları yerleri bildirenlere veyakalanmalarına yardımcı olanlara verilecek ödüllere ilişkin kurallara yerverilmiştir.
İnceleme konusu kuralın, Anayasaya aykırılığına ilişkin olarak,dava dilekçesinde "Ek Madde 9'da polisin görevi esnasında suç işlediğindehaklarında yapılacak kovuşturmanın bizzat Cumhuriyet Savcıları ve yardımcılarıtarafından yapılması öngörülmektedir. Bu eşitlik ilkesine aykırıdır"denilerek hükmün iptali istenilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının (A) bendi, önleyici, caydırıcı,düzenleyici ve koruyucu kolluk hizmetlerine dair görevlerin yerine getirilmesisırasında silah kullanan polis hakkında Memurin Muhakematı Hakkında Kanunuyarınca işlem yapılacağını, (B) bendi, adliyeye ilişkin bir görev ve işleminyerine getirilmesi sırasında silah kullanan polis hakkında, hazırlıksoruşturmasını bizzat Cumhuriyet savcıları ya da yardımcılarınca yapılacağınıöngörmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın 154. ve Asayişe Müessir BazıFiillerin Önlenmesi Hakkında Yasa'nın 3. maddesiyle konulan kurallara özdeşnitelikteki (B) fıkrası, gerçekte yeni bir düzenleme getirmemektedir. Önemliişlerde soruşturmaların bizzat Cumhuriyet savcılarınca yürütülmesi bir genelkural haline gelmiştir. Silah kullanan polis hakkında soruşturmanın emniyetmensuplarınca yürütülmesinin, tarafsızlık konusunda yaratabileceği endişeler degözetilerek, getirilen çözümün Anayasa ile çelişen bir yönü olmadığı sonucunavarılmıştır.
Polisin adlî olmayan görevleri nedeniyle silah kullanmasıdurumunda ise, maddenin birinci fıkrasının (A) bendine göre soruşturmanınMemurin Muhakematı Hakkında Kanun gereğince yürütülmesi gerekmektedir.
Suç sayılan eylem, memuriyet görevinin yerine getirilmesisırasında işlendiğine göre inceleme konusu bent, Memurin Muhakematı HakkındaKanunla benimsenen genel ilkenin tekrarından öte bir yenilik getirmemiştir.Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere anılanYasa ile getirilen düzenlemenin Anayasaya aykırı bir yanı bulunmamaktadır.
İkinci fıkranın birinci tümcesi, silah kullanması nedeniylehakkında dava açılan polisin duruşmadan vareste tutulabileceğini öngörmektedir.Aynı fıkra, olayın niteliğine ve kusurun derecesine göre durumun İçişleriBakanlığınca uygun görülmesi koşuluyla polisin vekalet verdiği avukata aitücretin, devletçe ödeneceğini de hükme bağlamaktadır. Silah kullanılmasına izinveren kurallar incelendiğinde, toplumun huzur ve güvenliği açısından buyetkinin kullanılmasının önem ve zorunluluğu anlaşılır. Kendisinden böylesineağır bir görev beklenen ve bu görevi nedeniyle hayatını tehlikeye koyan polise,yaptığı işin özelliğinden kaynaklanan, kimi güvenceler sağlanmasının Anayasaylaçelişeceğinden söz edilemez.
Maddenin görev sırasında ya da görevini yapmasından dolayı şehitedilen polislerin yakınlarına uygun koşullarla konut kredisi verilmesini kuralabağlayan üçüncü fıkrası kaynağını Anayasanın "Devlet, harp ve vazifeşehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumdakendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar" diyen 61. maddesinin ilkfıkrasından almaktadır.
Maddenin son fıkrası ise, 1481 sayılı Yasa uyarınca ilan yolu ilearanan sanık ve hükümlülerin yakalanmalarına yardımcı olacaklara ödülverilmesine ilişkin bulunmaktadır. Toplumun huzur ve güvenliğini korumakamacıyla konulmuş bulunan bu kural da Anayasaya aykırı bulunmamaktadır.
SONUÇ :
4.7.1934 Tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve SelahiyetKanunu'nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı MaddelerEklenmesi Hakkında 16.6.1985 günlü ve 3233 sayılı Kanun'un;
I- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan son oylamasında,Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte birinden fazlasıylatoplanıp, oylamaya katılan 289 Milletvekilinin salt çoğunluğundan fazla olan179 oyla kabul edildiği ve kabul oyu sayısının üye tamsayısının dörtte birindenbir fazlasını aştığı, bu suretle oylamanın Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülençoğunlukla yapıldığı anlaşıldığından Anayasa'nın 148. ve 10.11.1983 günlü, 2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un21. maddesi gereğince şekle ilişkin iptal isteminin reddine oybirliğiyle;
II- Aynı Kanun'un;
A- 1. maddesiyle 2559 sayılı Kanun'un 5. maddesine eklenen (F)bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Necdet DARICIOĞLU, Servet TÜZÜNve Vural SAVAŞ'ın karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
B- 2559 sayılı Kanun'un 8. maddesini değiştiren 2. maddesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine, Muammer TURAN'ın maddenintümünün, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ve Adnan KÜKNER'in maddenin (D) bendinin iptaligerektiği yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
C- 2559 sayılı Kanun'un 11. maddesini değiştiren 3. maddesininAnayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine oybirliğiyle,
D- 2559 sayılı Kanun'un 13. maddesini değiştiren 4. maddesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine Muammer TURAN'ınmaddenin (C) bendinin, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun ise maddenin (G) bendininiptali gerektiği yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
E- 5. maddesiyle 2559 sayılı Kanun'un 15. maddesine eklenenfıkranın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Orhan ONAR, Mahmut C. CUHRUK,Necdet DARICIOĞLU, Mehmet ÇINARLI ve Vural SAVAŞ'ın karşıoylarıyla veoyçokluğuyla,
F- 2559 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının sonparagrafını değiştiren ve maddeye iki fıkra ekleyen 6. maddesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle,
G- 7. maddesiyle 2559 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan;
1) Ek Madde-1'in Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun karşıoyu ve oyçokluğuyla,
2) Ek Madde 2, Ek Madde 4, Ek Madde 5, Ek Madde 6, Ek Madde 7, EkMadde 8 ve Ek Madde 9 hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin reddine oybirliğiyle,
3) Ek Madde 3'ün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mustafa ŞAHİN ve Adnan KÜKNER'inkarşıoyları ve oyçokluğuyla,
26.11.1986 gününde karar verildi.
Başkan
Orhan ONAR
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Selâhattin METİN
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Adnan KÜKNER
Üye
Vural SAVAŞ
KARSIOYYAZISI
16.6.1985 günlü 3233 sayılı Kanunla Polis Vazife ve SelahiyetKanununun 15. maddesine eklenmiş bulunan fıkrayı, Necdet Darıcıoğlu'-nunkarşıoy yazısında bu konuya ilişkin olarak açıklanan gerekçelerle Anayasa'yaaykırı bulmuyor ve fıkranın iptaline ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başkan
Orhan ONAR
KARŞIOYYAZISI
16.6.1985 günlü 3233 sayılı Kanunla Polis Vazife ve SelahiyetKanununun 15. maddesine eklenmiş bulunan fıkrayı, Necdet Darıcıoğlu'nun karşıoyyazısında bu konuya ilişkin olarak açıklanan gerekçelerle Anayasa'ya aykırıbulmuyor ve fıkranın iptaline ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
KARŞIOYYAZISI
I- Anayasa Mahkemesini, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerinve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esasbakımlarından uygunluğunu denetlemekle görevli kılan Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın 148. maddesi, ikinci fıkrasında, kanunların şekil bakımındandenetlenmesini: son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususuile sınırlamakta ve bu anlamdaki denetlemenin, Cumhurbaşkanınca veya TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebileceğini belirlediktensonra, kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekilbozukluğuna dayalı iptal davası açılamayacağını, defi yoluyla da ilerisürülemeyeceğini hükme bağlamaktadır. 148. maddenin ikinci fıkrası hükmünütamamlayan 149. maddenin ikinci fıkrasında da, şekil bozukluğuna dayalı iptaldavalarının, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacağıöngörülmüş bulunmaktadır.
Konu, dava açma hakkı, süre ve öngörülen yöntem açısından nev'işahsına münhasır özel bir şekil denetimini düzenlediğinde kuşku bulunmayan 148.ve 149. maddelerin bu konuya ilişkin hükümleri yanında, Anayasanın, iptaldavasıyla ilgili genel kuralı ortaya koyan 150. maddesinde, açıkça; kanunların,kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veyabunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasayaaykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davasıaçılabileceği hükmüne de yer verilmiş, bu tür davaların Cumhurbaşkanı, iktidarve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyeler tarafından açılabileceği kabuledilmiştir.
Bahis konusu maddenin öngördüğü, şekil ve esas bakımındanAnayasaya aykırılık iddialarını birlikte içeren iptal davalarıyla ilgili genelşekil denetiminde, davanın konusu, dava açma hakkı, süre ve yöntem yönünden148. ve 149. maddelerde yer alan sınırlamalar önemli ölçüde giderilerek; esası,özellikle yasama tasarrufunun oluşumunu ve sağlığını etkileyen, Anayasanın 88.maddesine ve ilgili öteki maddelerine aykırı tüm şekil bozukluklarının, başkabir anlatımla, örneğin, bir kanunun teklif edildiği tarihten kabul edildiğitarihe kadar geçen süre içinde uygulanan yöntemlerdeki önemli aksaklıklarıniptal davasının konusu içine alınması, ayrıca dava süresinin 60 güneçıkarılması, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis gruplarının da davaaçabilmeleri sağlanmış, şekil bozukluğuna dayalı iddiaların öncelikle incelenipkarara bağlanması zorunluluğu kaldırılmıştır.
60 günlük yasal süre içinde açılmış bulunan inceleme konusu iptaldavası, Anayasanın 148. ve 149. maddeleri çerçevesinde, yalnız şekil bakımındandenetlemeyi gerektiren bir nitelik taşımadığı, anılan Yasanın 150. maddesinedayalı olarak hem sekile, hem esasa ilişkin Anayasaya aykırılık iddialarınıbirlikte kapsadığı cihetle; şekil yönünden yapılacak denetimin, "sonoylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı" ilkesiyle bağlıkalınmaksızın, esasa etkili öteki şekil bozuklukları da gözönünde tutularaktamamlanması gerekmektedir.
Hukuk devleti ilkesiyle Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğüilkelerinin yaptırımını oluşturan Anayasaya uygunluk denetiminin gerçek anlamve amacı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 150. maddesinin kemaliyleişletilmesini zorunlu kılmaktadır. 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 20, 21. ve 22.maddeleri, belirtilen alan ve ölçüler içinde denetim yapılmasını kanımızcaengellememektedir.
İlk inceleme sonunda oyçokluğuyla tesis olunan 1.8.1985 günlüKarara bu nedenlerle katılmamaktayım.
II- Aşağıda açıklanan hususlar, esas hakkındaki Kararın, 166. 1985günlü, 3233 sayılı Kanunun 1. ve 5. maddeleriyle 2559 sayılı Polis Vazife veSelahiyet Kanununun 5. maddesine eklenen (F) bendine ve 15. maddesine eklenenfıkraya ilişkin bölümlerine katılmayışımın nedenlerini içermektedir:
A) Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 5. maddesine eklenen (F)bendi ile ilgili açıklamalar :
Hızlı nüfus artışına, sanayileşme ve kalkınma hareketlerine,kentleşmeye, sosyal, politik ve ideolojik diğer etkenlere bağlı olarak ülkeninsosyo-ekonomik ve politik yapısında sür'atle gerçekleşen ve genel kollukkuruluşlarının hizmetlerini alabildiğine zorlaştıran gelişmelerin oluşturduğuçok boyutlu sorunlara köklü ve kalıcı pratik çözümler üretmek ve kollukhizmetlerinin yerine getirilmesi bakımından uygulamada karşılaşılan zorluklarıgidermek amacıyla Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda değişiklik yapılmasıtoplumsal gereksinmelerin ürünü olarak nitelendirilebilir.
Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 5. maddesine eklenen (F) bendide kanımızca belirtilen ihtiyacın zorunlu kıldığı bir düzenlemedir. Polisi,genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak utanç verici ve toplum düzenibakımından tasvip edilmeyen tavır ve davranışlarda bulunanların da parmakizlerini ve fotoğraflarını almaya yetkili kılan inceleme konusu hükümle ilgilitasarı metninin gerekçesinde de değinildiği gibi, bu düzenleme; bugün bütündünyada aktüel bir konu haline gelen kadın, erkek eşcinsel kişiler ile bunlaraaracılık edenlerin toplum içinde ahlâkî ve manevî duyguları zedeleyen durumlarınedeniyle, bunların faaliyetlerini takip ederek, etkili önleyici zabıtatedbirlerinin alınabilmesi amacıyla gerekli görülmüştür. Gerekçede, ayrıca, (D)bendinde "kendilerini başkalarının zevkine terk edenler"den sözedilmekte olmasına rağmen, anılan bendin bu yönden yeteri kadar açık olmadığınave tefsire muhtaç bulunduğuna işaret olunarak düzenlemenin hangi ihtiyaçtandoğduğu duraksamaya yer vermeyecek biçimde vurgulanmıştır.
Bahis konusu hükmün anlam ve amacı, ifade ve içeriğinden de açıkçaanlaşılmaktadır. Farklı yorumların neden olacağı ters uygulamaların iseAnayasaya uygunluk denetimi yönünden önem taşımaması gerekir.
Temel hak ve hürriyetlerin; kamu düzeninin, genel asayişin, kamuyararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacıyla Anayasanın sözüneve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabileceğini öngören Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın 13. maddesi karşısında, bu hükmün, ifadesi, içeriği, anlam veamacı itibariyle Anayasal ilke ve kurallarla uyum içinde bulunmadığısöylenemez.
B) Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 15. maddesine eklenen fıkraile ilgili açıklamalar :
4.7.1934 günlü, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun15. maddesine "Polis; yaptığı tahkikat esnasında ifadelerine müracaatlâzım gelen kimseleri çağırır ve kendilerine lüzumu olan şeyleri sorar"biçimindeki ilk fıkrayı takiben eklenen ikinci fıkra; "Devletin bütünlüğü,anayasal düzeni ve genel güvenliği ile kaçakçılık ve uyuşturucu maddelere"ilişkin suçlarla sınırlı olmak üzere, bu suçların "önemi vegizliliği" gözönünde tutularak, ifadelerine başvurulması gereken"başka suçlardan hükümlü veya tutuklu bulunanların, münferit hadiselerde24 saat, toplu hadiselerde en çok 15 gün süre ile "üst amire bilgi vermekşartıyla suç soruşturmasını yürütmekle görevli polis amirinin teklifiüzerine", "yetkili savcının talebi ve hâkimin kararı ile" cezave tutukevlerinden alılabilmelerine olanak tanımaktadır.
İnceleme konusu fıkrada nitelikleri belirlenen suçların ağırlığıile "önemi ve gizliliği" bakımından duyulan ihtiyaçtan kaynaklanan budüzenleme, soruşturması yapılan suçlar dışındaki suçlardan dolayı hükümlü ya datutuklu bulunan kimselerin ifadelerine başvurulmasıyla ilgili hükümleriçermektedir. İlgililerin, bulundukları ceza ve tutukevinden alınabilmelerini"üst amire" bilgi vermek koşuluna, suç soruşturmasını yürütmeklegörevli "polis amirinin" teklifine ve "yetkili savcının"talebi ile "hâkimin" kararına bağlı kılan; ifadelerine başvurulmaküzere geçici olarak kaldıkları yerlerde geçen süreyi tutukluluk ve hükümlülüktegeçmiş sayan; hükümlü veya tutuklulara, bulundukları ceza veya tutukevindenalındıklarında, sıhhî durumlarının doktor raporuyla saptanmasını isteme hakkınıtanıyan fıkranın Anayasal ilke ve kurallara ters düşen, bunlarla bağdaşmayan vebunları zedeleyen bir yanı ve yönü yoktur.
Kanun tasarısının, belirtilen fıkra ile ilgili gerekçesinde deifade edildiği gibi, "...Bu uygulama, her zaman ihtiyaç duyulduğundan hemde kişiye suçla ilgili konuları anlatarak, delilleri göstererek, tatbikatyaptırarak, gerektiğinde birçok kişi ile yüzleştirilerekyapılacağından..." söz konusu düzenleme doğrudan doğruya maddî gerçeğinsaptanmasını ve adaletin sür'atle gerçekleştirilmesini sağlamak amacına,dolayısıyle kamu yararına dayalı bulunmaktadır. Hükmün anlam ve amacına uygundüşmeyen uygulamalar bu itibarla fıkra metninin değil, ancak uygulamanınAnayasaya aykırılığını ortaya koyacaktır.
Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 15. maddesine eklenenfıkranın, hukuk devletinin önde gelen öğelerinden birini oluşturan kamuyararına dayanmakta olması, düzenlemeye diğer olumlu nitelikleri yanında, amaçyönünden de Anayasaya uygun bir nitelik kazandırmaktadır.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
KARŞIOYYAZISI VE EK GEREKÇE
Bir ülkedeki bireylerin siyasal örgütlenmesi sonucunda oluşanDevlet'in, en önemli amacı o ülkedeki insanların huzur ve mutluluğunu, refah vegüvenliğini sağlamaktır. Başka bir deyişle Devlet, toplum ve birey içindir.Anayasamız, Başlangıç'ında "...her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temelhak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millîkültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî vemanevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahipolduğu..."ndan söz ederek bu hususu açıklamış; 2. maddesinde Cumhuriyeti,insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletinitelikleriyle belirlemiş; 5. maddesinde de "Devletin temel amaç vegörevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır" kuralınıgetirerek, Devletin temel amaç ve görevinin, Türk Milletinin bağımsızlığını vebütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyet ve demokrasiyi korumak yanında,kişilerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlayıp, kişinin temel hak veözgürlüklerini sınırlayan engelleri kaldırmak olduğunu açıkça hükmebağlamıştır. Anayasa, böylece, devlet yetkileri ile kişilerin refah, huzur vemutluluğuyla doğrudan ilgili olan temel hak ve özgürlükler arasında hassas birdenge kurulmasını öngörmüştür. Devletin, aslında ulusun bağımsızlığını, ülkeninbütünlüğünü Cumhuriyet ve demokrasiyi koruma işlevlerini yerine getirirken de, kişilerinve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak amacını güttüğü kuşkusuzdur. Devletinyaptırım gücünü temsil eden kolluk kuvvetlerinin de bu anlayış içindeyetkilendirilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin temel işlevi ve varoluş nedeni ise, Anayasayauygunluğu sağlamak, başka bir deyişle Anayasal düzeni korumaktır. AnayasaMahkemesi, nesnel ölçütler kullanarak yasaların Anayasaya uygunluğunu yargıyolu ile sağlarken, yasamayı Anayasal sınırlar içinde tutmayı; Anayasanınöngördüğü temel hak ve özgürlükleri kollarken, çoğunluğun azınlığa tahakkümetmesini önlemeyi; böylece Cumhuriyetin demokratik, lâik ve sosyal hukukdevleti niteliklerinin koruyucusu ve güvencesi olmayı amaçlar. AnayasaMahkemesi, Anayasayla kendisine verilen görevi yerine getirirken sadece altkuralın, üst kurala biçimsel yönden uygun olmasını değil; bununla birlikte vedaha önemlisi adalet, yasa önünde eşitlik ve insana, salt insan olmasınedeniyle saygı gibi temel anayasal ilkeleri gerçekleştirme amacını güden hukukdevleti kavramını sürekli gözönünde tutar.
Anayasamız, genelde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin öngördüğütemel hak ve özgürlükleri benimserken, çağdaş bir norm sistemini temel ilkeolarak kabullenmiş; sınırlamaların, ancak yasayla Anayasanın sözüne ve ruhunauygun olarak yapılabileceğini belirlemiştir (M. 13). Anayasanın 13. maddesininikinci fıkrasıyla, "Temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel ve özelsınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz veöngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz" kuralı getirilirken,"Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Özgürlüklerini Korumaya DairSözleşme"nin çeşitli maddelerinde sınırlamanın sınırı olarak kullanılan"demokratik bir toplum" ölçütünden esinlenilmiştir.
Yasa kurallarına ruh verecek, anlam kazandıracak ve uygulamayı yönlendirecekolanlar öncelikle mahkemelerdir. Özellikle Anayasa Mahkemesi, Anayasailkelerini yorumlarken, insan hak ve özgürlüklerinin eriştiği çağdaş anlayışıve insan haklarına saygıyı sürekli gözönünde tutmak, Anayasanın öngördüğüdevlet yetkileri ile temel hak ve özgürlükler arasındaki dengenin korunmasınaözen göstermek durumundadır. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de, Anayasadakikavramlara, yaşamın değişen koşullarına uygun içerik kazandırmaktır.
Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın özüne ve sözüne bağlı kalarakyaptığı yorumlarda, kuşkusuz geçmişin acı deneyimlerini, o ülkenin içindebulunduğu koşulları da gözönünde bulundurması gerekir. Ancak, geçmişteki üzücüolayların sadece temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasındankaynaklandığı görüşünden hareket edilmesi yanıltıcı olabileceği gibi,Anayasanın öngördüğü hassas dengenin bozulmasına da neden olabilir. Kişilere,insan haklarına saygılı hukuk devleti anlayışının gerekli kıldığı temel hak veözgürlükleri tanımanın, bireylerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlama yanında çağdaşlaşmanın da gereği olduğu gözden uzak tutulamaz.
Yukarıdaki genel açıklamanın ışığında maddelerle ilgilikarşıoyumuz aşağıya çıkarılmıştır.
3233 sayılı Yasanın 2. maddesiyle değişik 2559 sayılı Yasanın 8.maddesinin (D) bendine göre; polisçe kati delil elde edilmesi halinde mahallinen büyük mülkî amirinin emriyle "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, Anayasa düzenine, genel güvenliğe ve genel ahlâka zararı dokunacakoyun oynatılan, temsil verilen film veya video bant gösterilen yerler"polis tarafından kapatılır ve/veya faaliyetleri men edilir. Kapatma veyafaaliyetten men'i gerektiren sebepler adlî soruşturmayı gerektiriyorsasoruşturma evrakı derhal adliyeye verilir. Kapatmayı veya faaliyetten men'iicap ettiren sebepler mahkemeye intikal ettirilecek hallerden ise altı ay,değilse üç aydan fazla kapatma veya faaliyetten men'e karar verilemez.
Bu bendin uygulanabilmesi için, eylemin aynı zamanda suçniteliğinde olması zorunlu değildir. Eylemin, suç olmaması durumunda dahi, oyunoynatılan, temsil verilen film veya video bant gösterilen yerlerin, benttesayılan genel kavramlara "zararı dokunacak" nitelikte görülmesihalinde kapatılmaları ve/veya faaliyetten men edilmeleri mümkün olabilecektir.
Tiyatro, radyo, televizyon, sinema gibi düşünceyi açıklama veyayma yollarından biridir. Söz konusu bent, bu tür etkinliklerin gerçekleştiğitiyatro ve sinema gibi yerlerin kapatılmasını öngörmek suretiyle düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğünü sınırlamaktadır. Her ne kadar Anayasanındüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesinde radyo,televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sisteminebağlanmasına olanak tanınmışsa da, tiyatronun yayım olmaması ve fıkradasayılmaması nedeniyle izin sistemine bağlı olması düşünülemez. Kaldı ki, buradasöz konusu olan "kapatma ve/veya faaliyetten men"dir, izin değildir.Dava konusu Yasanın bu bendiyle getirilen sınırlama 26. maddenin ikinci ve sonfıkralarına da uygun düşmemektedir. Çünkü Anayasanın 26. maddesinin ikincifıkrasına göre, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün sınırlanabilmesi için,eylemin suç niteliğinde olması gerekir. Suçun niteliğini belirlemek ise adlîmakamlara ait bir yetkidir. Kaldı ki, yukarıda da belirttiğimiz gibi suçniteliğinde görülmeyen eylemler için dahi kapatma kararı verilebilecektir.
Her ne kadar, Anayasanın 26. maddesinin son fıkrasında,"haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyicihükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yaymahürriyetinin sınırlanması sayılmaz" denilmekte ise de, maddede yer alandüzenleyici hükümler aynı fıkradaki "bunların yayımını engellememek"kaydı karşısında, kapatma veya faaliyetten meni kapsayacak biçimde anlaşılamaz.Çünkü kapatma ve faaliyetten men "yayımı engelleme" sonucunu doğurur.
Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasıyla ilgiliAnayasanın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin hangi nedenlerlekısıtlanabileceği konusunda genel kavramlar vermekle yetinmiştir. Bu genelkavramların, uygulama alanına geçirilmesi, çıkarılacak yasalara bu kavramlarauygun somut düzenlemeler getirilmesine bağlıdır, "millî güvenlik","genel ahlâk", "kamu yararı" gibi genel kavramların,açıklık getirilmeden aynen Anayasadan aktarılması yoluyla temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılması, uygulamaya çok geniş takdir alanı bırakır,keyfi uygulamalara yol açabilir. Bu anlayış, Anayasanın öngördüğü temel hak veözgürlüklerin esas, sınırlamaların istisna olması ilkesiyle bağdaşmaz vesınırlandırmaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak yasa ile yapılmasıgerektiği ilkesine uygun düşmez (M. 13/1). Nitekim Anayasa Mahkemesinin25.4.1974 günlü, K. 1974/12 sayılı kararında bu husus, ".millîgüvenlik" ve "kamu düzeni" uygulayıcıların kişisel görüş veanlayışlarına göre genişleyebilecek, öznel yorumlara elverişli, bu nedenle dekeyfiliğe dek varabilir ve aşamalı uygulamalara yol açacak genelkavramlardır." (AMKD. Sayı 12, Say : 152) biçiminde ifade edilmiştir.
Kaldı ki, temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel ve özelsınırlamalar "...demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıolamaz..." (Anayasa M. 13/2). Tiyatro, sinema gibi sanat etkinlikleridemokratik bir toplumda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün vazgeçilmezaraçlarıdır. Sanat, sanatçının özgür olduğu, sanatsal etkinliklerin tehditaltında bulunmadığı bir ortamda gelişebilir. Genel kavramlara dayanılarak,görevlilerin görüşlerine ya da takdirlerine göre getirilen sınırlamalar güdümlüsanat anlayışını getirir. Sanatta çağdaşlaşmaya, özgürlüklerin aşırısınırlandığı bir ortamda ulaşılamaz. Sanat ve sanatçının yaratıcı yeteneği,ancak özgür ortamda gelişir. Başka bir deyişle "sınırsızlık"sanatçıya yeni ufuklar açar.
Sonuç olarak, mahallin en büyük mülki amirinin, devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, Anayasa düzeni, genel güvenlik, genel ahlak gibisoyut kavramlarla polisçe verilecek rapora göre oyun oynatılan, temsil verilen,film veya video bant gösterilen yerleri, eylemin suç olmaması halinde üç, suçolması durumunda altı aylık sürelerle kapatabilmesi; Anayasanın 13.maddesindeki, sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak yasaylayapılabileceği kuralına ve aynı maddenin genel ve özel sınırlamalarındemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı ilkesine veAnayasanın 26. maddesindeki "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir." biçimindeki kurala aykırı düşmektedir.
Anayasanın 9. maddesi, yargı yetkisinin, Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılacağını hükme bağlamıştır. Suçu belirlemek veceza vermek etkinliğinin yargı yetkisi içinde olması gerekir. Yasada sayılanyerlerin üç ya da altı aya kadar kapatılması veya faaliyetten men edilebilmesiceza niteliğinde bir uygulamadır. Polisçe kati delil elde edilmesi halinde,merkezi yönetimde hiyerarşiye dayalı üst - as ilişkisi içinde yer alan mülkîamirlerin, kapatma ya da faaliyetten men emri vermeleri, eylemin vasfınınbelirlenmesi ile cezanın verilmesinin aynı makamca yapılması sonucunu doğurur.Ayrıca, eylem suç oluşturmasa dahi sözkonusu yerlerin kapatılabilmesi veyafaaliyetten men edilebilmesi, yasanın suç saymadığı bir fiilden dolayı cezaverilemez (Mad. 38) ilkesine aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle dava konusu bent hükmünün Anayasanın 9. ve38. maddelerine de aykırı düştüğü görüşündeyim.
3233 sayılı Yasa'nın EK 1. MADDE'sinin ilk fıkrası; umumi ve umumaaçık yerlerle bu nitelikteki ulaşım araçlarında oyun ve temsil verilebilmesinive çeşitli gösteriler düzenlenebilmesini, o yerin en büyük mülki amirine en az48 saat önceden başvuru yapılması koşuluna bağlanmıştır.
Bu fıkradan, bu tür gösterilerden emniyetin zamanında bilgi sahibiolması ve oyunu ya da temsili izleme olanağı bulması amacının güdüldüğü aklagelebilirse de, fıkrada "mülki amire müracaat" sözcüklerininkullanılması, bu tür oyun ya da temsiller verilebilmesinin "izinsistemine" bağlandığı görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Radyo, televizyon, sinema gibi yayım niteliğinde bulunmayan oyunve temsillerin verilebilmesinin en büyük mülki amirin iznine bağlanması,düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü düzenleyen Anayasanın 26. maddesineaykırı düşer.
Maddenin "...Bunlardan, genel ahlâka, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne veya Anayasa düzenine aykırı olduğu tespitedilenler, mahallin en büyük mülki amiri emriyle polis tarafından men edilir veilgililer derhal adli mercilere sevk edilir." biçimindeki ikinci fıkrasıda, yukarıda 8. maddenin (D) bendiyle ilgili olarak açıkladığımız düşüncelerleAnayasaya aykırı düşer. Bu maddede, (D) bendinden farklı olarak "eyleminsuç olarak tespiti" ve "ilgililerin derhal adli mercilere sevkedilmelerinden" söz edilmesi, (D) bendiyle aralarında fazla bir ayrılıkyaratmaz.Çünkü genel ahlâk, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü,Anayasa düzeni kavramları çok genel ve soyut niteliktedir. Her şeyin bukavramların içine sokulması mümkündür. Bu kavramlara karşı işlenen suçlardayargı organları bile, bilirkişilere başvurma zorunluğu duyarken, polisin biroyun ya da tiyatro yapıtında suç öğelerinin bulunduğunu saptayabilmesi veAnayasanın 64. maddesi uyarınca Devletin, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyıkorumakla yükümlü kılındığı ülkemizde, sanat faaliyetlerinin en büyük mülkîamirin emriyle men edilmesi ve sanatkârların adli mercilere sevk edilmeleriAnayasanın özüne ve sözüne de aykırı düşer.
3233 sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik 2559 sayılı Yasanın 13.maddesinin (G) bendinde; "Suçüstü halinde veya gecikmesinde mahzur bulunandiğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarındakuvvetli iz ve delil bulunan sanıkları" polisin yakalayacağı ve gereklikanunî işlemi yapacağı belirtilmektedir.
Yakalama, kişi özgürlüğünün yargıç kararına dayalı olmaksızıngeçici olarak, genellikle tutuklama amacıyla kaldırılmasıdır. Yakalama ezayargılaması işlemi ve bir koruma önlemidir. Yakalamanın, kişi özgürlüğünü sınırlayanen ağır koruma önlemlerinden biri olması nedeniyle koşulları Anayasadagösterilmiştir.
Suçüstü hali, Ceza Yargılama Usulü Yasasının 127. maddesindetanımlanmıştır.
Bu bende göre hâkim kararı olmadan yakalamayı gerektiren bir aşkaneden, gecikmede sakınca bulunması durumudur.
Anayasanın kişi özgürlüğünü ve güvenliğini düzenleyen 19.maddesinin ikinci fıkrasında, hâkim kararı olmaksızın özgürlüğün kısıtlan-lası,başka bir deyişle sanığın geçici olarak yakalanması hali öngörülmüştür. Bufıkraya göre hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veyagecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun koşullarını yasagösterir. Aynı maddenin gerekçesinde "...Ceza Muhakemeleri Kanunumuzun 127nci maddesinde olduğu gibi" denilmekle bu konuda düzenleme getirecek yasaiçin, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 127. maddesi örnek olarak gösterilmişve her-îlde 127. maddedeki esaslara uygun bir düzenlemeye gidilmesiöngörülmüştür.
İnceleme konusu kural, Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 127.maddesinden ayrılmaktadır. 127. madde, ".Cumhuriyet savcısı veya derhalamirlerine müracaat imkânı olmayan hallerde zabıta memurları, tutuklamamüzekkeresi kesilmesini müstelzim ve aynı zamanda tehirinde mazarrat umulanhususlarda sanığı muvakkaten yakalayabilirler" kuralını içermektedir.
Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında öngörülen "Cumhuriyetsavcısı veya derhal amirlerine başvurma olanağının bulunmaması" ve eylemin"tutuklama müzekkeresi kesilmesini gerektirmesi" koşullarına davakonusu (G) bendinde yer verilmemiştir. Buna karşılık "Suç işlendiğine veyasuça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz ve delil bulunansanıkları" ibaresi eklenmiştir. Bu ibare, Ceza Yargılaması Usulü Yasasının104. maddesinde tutuklama için aranan koşullar arasında sayılmaktadır. Ancak,(G) bendinde tutuklama koşullarının öteki unsurları sayılmamıştır. Böylece,işlediği suçun niteliği itibariyle tutuklanması gerekmeyen kişilerin de yakalanmasıolanağı doğmaktadır. Halbuki 127. maddeye göre polisin yakalamaya yetkiliolabilmesi için aranan en önemli koşul, sanığın tutuklanmasını gerektiren,başka bir deyişle 104. maddede sayılan koşulların tümünün olayda bulunmasıgerekir. Hâkimler, tutuklama kararı verirken 104. maddede sayılan koşullarınbulunup bulunmadığını aramak durumundayken, bu bentle mahkemeye dahi verilmeyenbir yetki polise verilmiş olmaktadır.
Öte yandan 127. maddede; "Meşhut cürüm sırasında rastlananveya meşhut cürümden dolayı takip olunan şahsın firarı umulur veya hemenhüviyetini tayin mümkün olmazsa tutuklama müzekkeresi almaksızın dahi o şahsıherkes muvakkaten yakalayabilir" denilmektedir. Görülüyor ki, CezaMuhakemeleri Usulü Yasasında açıkça "cürüm"den söz edilmektedir. Bumaddeye göre kabahat nedeniyle bir kimse yakalanamaz. Halbuki, (G) bendi"cürüm", "kabahat" ayırımı yapmaksızın, suçüstü halinde,polis, suç işlendiğine dair hakkında kuvvetli delil bulunması ve gecikmesindesakınca olması koşuluyla para cezası ya da hafif hapis cezasını gerektiren birsuç nedeniyle de sanığı yakalayabilecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle 3233 sayılı Yasayla değişik 2559sayılı Yasanın 13. maddesinin (G) bendinin de Anayasanın 19. maddesine aykırıbulunduğu görüşündeyim.
3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle getirilen EK MADDE 3 :"Polis; aşağıdaki hallerde gerekli görülen kişilerden :
A) Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ilekaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı suç soruşturmalarısırasında ifadesine başvurulacak olanlara,
B) Vatandaşlık durumu ile bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilenkimlik tesbiti yapılıncaya kadar,
Tespit edilmiş olan ikametgâh veya iş adreslerindenayrılmamalarını yazılı olarak isteyebilir.
Bunların, bulunabilecekleri yeni adreslerini bildirmeleri şartıylao yerden ayrılmalarına mahallin en büyük mülkî amirinin yazılı emriyle izinverilir" biçimindedir.
Bu maddenin (A) bendinde sayılan suçlar nedeniyle ifadesinebaşvurulacak olanların mutlaka "sanık" olmaları gerekmemektedir. Bu bendegöre polis, mağdur ya da tanıklardan da adreslerinden ayrılmamalarınıisteyebilecektir.
Maddede süre yönünden bir sınırlama getirilmemiştir. Soruşturmanınuzun sürmesi halinde, adresten ayrılmama yasağı belki de aylarcasürebilecektir. Her ne kadar, maddenin son fıkrasına göre, bu kişilerinbulunabilecekleri yeni adreslerini bildirmeleri koşuluyla o yerdenayrılmalarına, en büyük mülkî amirin emriyle izin verilebilecektir. Ancak izin,takdire bağlı bir yetkinin kullanılmasıdır. Bu niteliği itibariyle izin vermeyeyetkili olan mülkî amirin, izin vermemesi de olasıdır,
Anayasanın 23. maddesine göre "Herkes, yerleşme ve seyahathürriyetine sahiptir.
.............................................
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suçişlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ülkenin ekonomik durumu,vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiylesınırlanabilir."
Anayasanın 48. maddesinin birinci fıkrasına göre "Herkes,dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir."
Dava konusu EK MADDE 3'e göre, polisin, Devletin bütünlüğü, genelgüvenliği ve Anayasa düzeni ile kaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgiliolarak yaptığı suç soruşturmaları sırasında ifadesine başvurulacak olanlarla;vatandaşlık durumu ile bu Yasanın 17. maddesinde belirtilen kimlik saptamasıyapılıncaya kadar gerekli görülen kişilerden, ikamet ya da iş adreslerindenayrılmamalarını yazılı olarak isteyebilmesinin, bu durumdaki kişilerin seyahat,yerleşme ve çalışma özgürlüğünü kısıtladığı konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bukısıtlamanın Anayasaya uygun olabilmesi için Anayasaca öngörülen özel ve genelkısıtlamalar gereğince yapılmış olması gerekir.
Anayasanın 48. maddesinde, çalışma özgürlüğüne ilişkin özel birsınırlama öngörülmemiştir.
Anayasanın 23. maddesinde ise konumuzla ilgili olarak yerleşmeözgürlüğü ancak, suç işlenmesini önlemek; seyahat özgürlüğü ise, suçsoruşturması ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek için yasaylasınırlanabilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 153. maddesine göre, kamudavasına gerek olup olmadığına karar vermek ve işin hakikatini araştırmak,başka bir deyişle soruşturma yetkisi; 154. maddeye göre de kamu davası açmakgörevi, başka bir deyişle kovuşturma yetkisi savcılara aittir. Aynı Yasanın156. maddesine göre polisin görevi ise, suçları aramakla ve olayın aydınlanmasıiçin gerekli acele önlemleri almakla ve düzenledikleri belgeleri hemensavcılığa göndermekle ya da savcılığın istediği tahkikatı yapmakla sınırlıdır.Soruşturma ve kovuşturma temelde savcılık tarafından yapıldığına göre, polisin,kişilerin seyahat ve yerleşme özgürlüğünü sınırlayabilmesi Anayasaya uygundüşmez. Kaldı ki, Anayasanın 23. maddesinde özel olarak belirtilmediğine göre,hâkim kararıyla da olsa, mağdurun, tanıkların ya da bilirkişinin "suçsoruşturması ve kovuşturması nedeniyle seyahat özgürlüğüsınırlandırılamaz". Aksi yöndeki görüş "ceza sorumluluğununkişiselliği" ilkesiyle bağdaşmaz. Çünkü ifadesine başvurulacak kişilerinseyahat, yerleşme ve çalışma özgürlüklerinin sınırlanması, sanık olmayan, suçlailişkileri bulunmayan kişiler açısından ceza niteliğine dönüşebilmektedir.
Bu madde, özgürlüklerin soruşturmanın esas sorumlusu savcınınistemi üzerine hâkim kararıyla değil, polisçe sınırlandırılabilmesine olanakvermektedir. Böylece soruşturmanın asıl sahibine tanınmayan bir yetki poliseverilmektedir.
Dava konusu maddenin (A) bendinde sayılan kaçakçılık ve uyuşturucumaddelerle ilgili olanlar ayrık tutulursa, Devletin bütünlüğü, genel güvenliğive Anayasa düzeniyle ilgili suçlar; Anayasanın 13. maddesinde yer alan ".Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, . millî güvenliğin, kamudüzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığınkorunması" kavramları içinde düşünülebilir. Ancak, özgürlüklerin bu türgenel kavramlarla sınırlandırılmasında Anayasanın sözüne ve ruhuna uyulmasızorunludur. Anayasa için esas olan, temel hak ve özgürlüklerin korunmasıdır.
Ayrıca, Anayasanın 13. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen,temel hak ve özgürlüklerle ilgili, genel ve özel sınırlamaların,"demokratik toplum düzeninin gereklerine" aykırı olamayacağı kuralı,1961 Anayasasının öngördüğü "özgürlüklerin özüne dokunulamaz" ilkesiniiçerdiği gibi, Cumhuriyetin, insan haklarına saygılı, demokratik, lâik vesosyal bir hukuk devleti olma biçimindeki temel niteliklerinin korunmasını dagerekli kılar. Çünkü, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan ya da Anayasanınöngördüğü temel hak ve özgürlükleri fiilen yararlanılmaz duruma getiren biruygulama "demokratik toplum düzeninin gereklerine" aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle 3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle getirilenEk 3. Maddenin Anayasanın 23., 48. ve 13. maddelerine aykırı olduğu görüşündeyim.
Sonuç olarak, dava konusu 3233 sayılı Yasanın 2. maddesiyledeğişik 2559 sayılı Yasanın 8. maddesinin (D) bendinin, 4. maddesiyle değişik13. maddesinin (G) bendinin, EK MADDE 1 ile EK MADDE 3'ün Anayasaya aykırıolduğu ve iptalleri gerektiği oyu ile verilen karara bu yönlerden karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOYYAZISI
I- Dava konusu, 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 2 nci maddesiile değişik 2559 sayılı Kanunun 8 inci maddesi şöyledir :
"Madde 8.- Polisçe kati delil elde edilmesi halinde vemahallin en büyük mülkî amirinin emriyle;
A) Kumar oynanan umumi ve umuma açık yerler ile her çeşit özel veresmi kurum ve kuruluşlara ait lokaller,
B) Mevzuata aykırı bir şekilde uyuşturucu madde imal edilen,satılan, kullanılan, bulundurulan yerler.
C) Mevcut hükümlere aykırı davranışları görülen genelevler,birleşme yerleri ve fuhuş yapılan evler ve yerler,
D) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasadüzenine, genel güvenliğine ve genel ahlâka zararı dokunacak oyun oynatılan,temsil verilen, film ve video bant gösterilen yerler,
E) Derneklere, sendikalara, loca ve kulüplere, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları ile benzeri kurum ve kuruluşlara ait ve yalnızüyelerinin yararlanması için açılan lokallerden birden fazla denetim sonunda veyazılı ihtara rağmen, iç yönetmeliğine aykırı faaliyet göstererek umuma açıkyer durumuna geldiği tespit edilenler,
F) Yürürlükte bulunan hükümlere aykırı olarak işletilen veyakonulan yasaklara uymayan, açılması izne bağlı yerler ile bu Kanunun 12 ncimaddesi hükümlerine uymadığı tespit edilen yerler,
Polis tarafından kapatılır ve/veya faaliyetleri men edilir.
Kapatma veya faaliyetten men'i gerektiren sebepler adlîkovuşturmayı gerektiriyorsa soruşturma evrakı derhal adliyeye verilir.
Kapatmayı veya faaliyetten men'i icap ettiren sebepler mahkemeyeintikal ettirilecek hallerden ise altı ay, değilse üç aydan fazla kapatma veyafaaliyetten men'e karar verilemez.
Adlî ve idari kovuşturmanın her safhasında mülki amirin kapatma veyafaaliyetten men kararına karşı ancak idari yargı merciine başvurulabilir.
Soruşturma evrakı adliyeye tevdi edilen şahıslar hakkındatakipsizlik veya beraat kararı verilmesi veya kesin şekilde sahip değişikliğihallerinde mahallin mülki amiri tarafından kapatılan yerin süresinden önceaçılmasına karar verilebilir."
Bu maddede belirtilen "yerler"in mahalli en büyük mülkiamirinin emriyle; polis tarafından üç-altı ay süre ile kapatılması veyafaaliyetlerinin men edilmesi bir çok temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasısonucunu doğuran nispetsiz ve adaletsiz müeyyidedir.
Örneğin : 1) Büyük bir gazinonun bir köşesinde kâğıt oyunuoynayanlar, oyunlarını gizlice kumara çevirmişlerse gazinonun mal sahibi,müsteciri, çalışanlarının hiç bir dahli olmadığı halde gazino kapatılıp, bunlarda mağdur edilecektir.
2) Uyuşturucu maddeyi bir müstahdem bulundursa, müşterilerden birikullansa; ticarethanenin sahibi, işleticisi ve çalışanlardan diğerlerinin hiçbir ilgi ve iştiraki olmasa dahi ticarethane kapatılabilecektir.
3) Gezici bir tiyatro grubunun veya talebe topluluğunun taşradabir kahvehanede oynadığı oyunu veya verdiği temsili polis "genel ahlâkazararı dokunacak" nitelikte gördüğünde, bu oyun ve temsilde hiçbir suçunsuru bulunmasa dahi bunların oynandığı kahvehane, idare tarafındankapatılabilecektir.
4) "Derneklere, sendikalara, loca ve kulüplere, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları ile benzeri kurum ve kuruluşlara ait" veüye olmayanların da girmesinden başka mevzuata aykırı bir hal ve hareketgörülmeyen lokallerin de umuma açık yer sayılmasıyla yetinilmesi gerekirkenbunların da kapatılması veya faaliyetten men edilmesi öngörülmektedir.
Özet olarak, dava konusu kanunun 2 nci maddesini, Anayasanın"Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışındakullanılamazlar" diyen 13 üncü maddesine, "Herkes kişi hürriyeti vegüvenliğine sahiptir" diyen 19 uncu maddesine, "Herkes, düşünce vekanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek hasma veya toplu olarakaçıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesiolmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar"diyen 26. maddesine, 35 inci maddesinde belirtilen mülkiyet hakkına, 48 ve 49uncu maddelerinde belirtilen çalışma ve sözleşme hak ve hürriyetlerine,özellikle "ceza sorumluluğu şahsidir", "İdare, kişihürriyetlerinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz"diyen 38 inci maddesine aykırı görmekteyim.
II- Mezkûr 3233 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (c) bendindebulunan "Polis, başkalarına saldırıya yeltenenleri ve kavga edenleriyakalar" şeklindeki hükmü de, Anayasanın 19 uncu maddesindeki"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. kimse hürriyetindenyoksun bırakılamaz" kurallarına aykırıdır. Çünkü, yakalama ve tutuklamayapılabilecek halleri ve şartları Anayasa teker teker saymıştır. Saldırıyayeltenenleri ve kavga edenleri önlemek, engellemek polisin doğal görevi içindeise de, her saldırıya yeltenen ve kavga eden suç işlemiş olmaz. Hatta takibişikayete bağlı suçlar içinde yakalama imkânını Anayasa doğrudan polisevermemiş; bilâkis yasaklamıştır. Anayasanın yakalamaya imkân tanıyan haller veşartlar içinde Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu, Meşhut Suçların Muhakeme UsulüKanunu, bu Kanunun 4 üncü maddesinin diğer bent ve fıkraları yeterince hükümleriçermektedir. Onun için Anayasaya aykırı olan bu hükmün de iptali gerekirdi.
III- 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle kabuledilen Ek 3 üncü madde şöyledir :
"Ek Madde 3.- Polis, aşağıdaki hallerde gerekli görülenkişilerden;
A) Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ilekaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı suç soruşturmalarısırasında ifadesine başvurulacak olanlara,
B) Vatandaşlık durumu ile bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilenkimlik tespiti yapılıncaya kadar,
Tespit edilmiş olan ikametgâh veya iş adreslerindenayrılmamalarını yazılı olarak isteyebilir.
Bunların bulunabilecekleri yeni adreslerini bildirmeleri şartıylao yerden ayrılmalarına, mahallin en büyük mülkî amirinin yazılı emriyle izinverilir."
"Suç soruşturmaları sırasında ifadesine başvurulacakolanlar"dan tanık, mağdur ve bilirkişilerin adreslerinden ayrılmamasınıpolisin isteyebilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliğine de, yerleşme ve seyahathürriyetine de, çalışma ve sözleşme hürriyetine de aykırıdır : Anayasaya göre,"suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kimseler ... en geç kırksekizsaat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok onbeş gün içinde hâkim önüneçıkarılır"ken tanık, bilirkişi veya mağdurun adreslerinden ayrılmamasınısınırsız ve belirtisiz bir süre ile polisin isteyebilmesinin Anayasayaaykırılığı uzun boylu açıklamaya gerek göstermeyecek kadar ortadadır.
"Tespit edilmiş olan ikametgâh veya iş adresi" deyimiile ne anlatılmak istenmekte, ne amaçlanmakta, neyin sağlanmasıdüşünülmektedir. Geçici olarak bulunduğu yerde bir olayın tanığı veya mağduruolan kişi olayın vukubulduğu geçici adresinden mi ayrılmayacaktır' Süreklibulunduğu adresinden ayrılmaması istenecekse, bu ağır hak ve hürriyetsınırlamasına karşı tanık ve sanıkların yüzleştirilmesi, olay yerinde keşif vs.bakımından, gerekçe ve TBMM. görüşmelerinde belirlendiği gibi sürat temin etmekmümkün müdür' Artırılabilecek bu sorular cevapsız kalmaya mahkûmdur.
Maddenin son fıkrasıyla "Mahallin en büyük mülkî amirininyazılı emriyle izin veril"mesi de çoğunluk kararında belirtildiği gibikanımca zorunlu olmayıp idareye geniş takdir yetkisi tanımaktadır.
Kısaca, bu Ek 3 üncü maddeyi de Anayasanın, metinlerini yukarıdabelirttiğim 13, 23, 38 ve 48 inci maddeleri hükümlerine aykırı görüyorum.
Başlıca bu nedenlerle kararın ilgili kısımlarına karşıyım.
Üye
Muammer TURAN
KARŞIOYYAZISI
3233 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle, Polis Vazife ve SelahiyetKanunu'nun 15. maddesine eklenen fıkrayı, Necdet Darıcıoğlu'nun karşı-oyyazısında belirtilen gerekçelerle, Anayasa'ya aykırı görmediğimden, bu fıkranıniptaline ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Mehmet ÇINARLI
KARŞIOYYAZISI
25 Haziran 1985 günlü, 18792 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun BazıMaddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesi Hakkında16.6.1985 günlü ve 3233 sayılı Kanunun tüm hükümlerinin, Anayasanın kimihükümlerine aykırılığı ileri sürülerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93 üyesitarafından açılan iptal davası hakkında Anayasa Mahkemesince verilen 26111986günlü, Esas : 1985/8, Karar: 1986/27 sayılı kararında yer alan ve iş buKanun'un 1. maddesiyle 2559 sayılı Kanun'un 5. maddesine eklenen (F) bendininAnayasaya aykırı olmadığına ilişkin olarak Üye Sayın Necdet DARICIOĞLU'nunkarşıoy yazısının II-A paragrafında belirtilen görüş ve gerekçeye katılıyorum.
Üye
Servet TÜZÜN
KARŞIOYYAZISI
4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve SelahiyetKanunu'nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı MaddelerEklenmesi Hakkındaki, 16.6.1985 günlü ve 3233 sayılı Kanunun Ek 3. maddesiaynen şöyledir :
"Ek Madde 3.- Polis; aşağıdaki hallerde gerekli görülenkişilerden;
A) Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasa düzeni ilekaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı suç soruşturmalarısırasında ifadesine başvurulacak olanlara,
B) Vatandaşlık durumu ile bu kanunun 17 nci maddesinde belirtilenkimlik tesbiti yapılıncaya kadar,
Tesbit edilmiş olan ikametgâh veya iş adreslerindenayrılmamalarını yazılı olarak isteyebilir.
Bunların, bulunabilecekleri yeni adreslerini bildirmeleri şartıylao yerden ayrılmalarına, mahallin en büyük mülkî amirinin yazılı emriyle izinverilir" denilmektedir.
Maddenin (A) bendi, Devletin bütünlüğü, genel güvenliği ve Anayasadüzeni ile kaçakçılık ve uyuşturucu maddelerle ilgili olarak yaptığı suçsoruşturmaları sırasında polisin ifadelerine başvurulacak olanların saptananikametgâh ve iş adreslerinden ayrılmamalarını yazılı olarak isteyebileceğiniöngörmektedir.
Bu bentte sayılan suçlar nedeniyle ifadesine başvurulacakolanların mutlaka sanık olmaları gerekmez. Polis, mağdur ya da tanıklardan daEk Madde 3 uyarınca adreslerinden ayrılmamalarını isteyebilir. Nitekimgerekçede de "özellikle toplu suçlarda faillerin tesbiti ve olaylarınaydınlatılması için sanık, şahit veya mağdur durumdaki kişilerin gözaltındatutma süresi içinde yeniden ifadelerine başvurma zarureti doğmaktadır"denilmek suretiyle bu husus açıkça belirtilmiştir.
Maddenin (B) bendinde, "vatandaşlık durumu ile bu Kanunun 17nci maddesinde belirtilen kimlik tesbiti yapılıncaya kadar" denilmektedir.
Vatandaşların kimliklerinin belirlenmemesi durumunda yapılacakişlem, 2559 sayılı Kanunun 17. maddesiyle Nüfus Kanunu'nda gösterilmiştir.
Yabancıların kimliklerinin saptanamaması durumunda ise, PolisVazife ve Selahiyet Kanununda, Pasaport Kanununda, yabancıların Türkiye'deİkamet ve Seyahatleri Hakkındaki Kanunlarda hükümler mevcuttur.
Ek Madde 3, yasağın süresi konusunda bir kural koymadığı gibi, bugereğin ortadan kalkması halinde, polisçe bunun ilgiliye bildirileceği yolundabir hüküm de getirmemiştir. Böylece değil sanık, mağdur ve tanık durumundabulunan ve yasalara saygılı olan vatandaşlar dahi, süresiz bir yasağıntedirginliği içinde yaşayacak demektir.
(A) ve (B) bentlerinde belirtilen durumlarda, polis ilgililerinikametgah ya da işyeri adresinden ayrılmamalarını isteyebilecektir. Şayetikametgâh ya da iş adresi suçun işlendiği yerden başka bir yerse, örneğin; birkimse geçici olarak bulunduğu bir kentte maddede sayılan suçlardan birisinintanığı olmuşsa, hakkında böyle bir yasak koymanın hiç bir yararı olmayacaktır.Zira, gerekçede belirtildiğine göre maddenin amacı, yüzleştirme ve teşhistir.
Eğer, "ikametgâh veya iş adresi"nden maksat,soruşturmanın yapıldığı ya da kimliği saptanamayan kişinin yakalandığı yer ise,madde daha da ağır bir kısıtlama getiriyor demektir. Çünkü, bir rastlantı eseriherhangi bir olaya tanık olan ya da her nasılsa nüfus kaydı yapılmayan birkimse, kendi yaşadığı ve işini kurduğu bir kent dışında günlerce beklemekzorunda kalacaktır.
Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında "idare, kişihürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz"denilmektedir. Burada, idare seyahat özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuranbir yasak koyduğuna göre, sözü edilen kuralın Anayasa'nın 38. maddesineaykırılığından başka, seyahat, yerleşme ve çalışma özgürlüklerini de bir ölçüdekısıtlamaktadır.
Anayasa'nın 12. maddesine göre, herkesin sahip olduğu kişiliğinebağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez nitelikteki temel hak veözgürlüklerinden herhangi birisinin Anayasa'da gösterilen sebeplerle de olsakayıtlanabilmesi için ortada ciddi ve kaçınılmaz durumların varlığı gerekir.Herhangi bir nedenle kimliği veya vatandaşlık durumu henüz saptanamamış olankişinin bu hali, onun temel hak ve hürriyetlerinden olan yerleşme, seyahat veçalışma hürriyetlerini kısıtlamak için yeterli bir sebep değildir.
Demokratik toplum düzeninin gerekleri dikkate alındığında, sözüedilen özgürlüklerin, geçici bir süreyle kısıtlandığı, bunun bir müeyyidesibulunmadığı, herzamaniçin en büyük mülkî amirden yasağın kaldırılmasıyolunda izin alınabileceği düşünülürse, getirilen kısıtlamaların yerleşme,seyahat ve çalışma özgürlüklerini kullanılmaz duruma getirmediği iddiası dabize göre varit sayılamaz.
Açıklanan nedenlerle, soyut kavramlarla polise dilediği şahıslarıikametgâhında tutma, çalışma ve seyahat özgürlüklerini kısıtlama imkânını verensözü edilen maddenin iptali gerekeceği inancıyla çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Mustafa ŞAHİN
KARŞIOYYAZISI
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Bazı MaddelerininDeğiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkındaki 3233 sayılıKanunun 2. maddesinin (D) bendi ve Ek 3. maddesi ile ilgili olarak, Sayın üyeYılmaz Aliefendioğlu'nun karşıoy yazısında açıkladığı gerekçelerle çoğunlukgörüşüne katılmıyorum.
Üye
Adnan KÜKNER
KARŞIOYYAZISI
Esas hakkındaki kararın, 16.6.1985 günlü, 3233 sayılı Kanunun 1.ve 5. maddeleriyle 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun 5.maddesine eklenen (F) bendine ve 15. maddesine eklenen fıkra ile ilgilibölümlerine katılmayış nedenlerim, Sayın Necdet Darıcıoğlu'nun KarşıoyYazısı'nın II. bölümünde açıkladığı nedenlerdir. Bunun için ayrıca KarşıoyYazısı yazmaya gerek görmeden bu gerekçeye katılıyorum.
Üye
Vural SAVAŞ