ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı: 1986/12
Karar sayısı: 1987/4
Karar günü: 11/2/1987
R.G. Tarih-Sayı :21.11.1987-19641
İptal Davasını Açan : TBMM. Anamuhalefet Partisi (Sosyal demokratHalkçı Parti) Grubu adına Grup Başkanı Aydın Güven Gürkan
İptal Davasının Konusu : 12/3/1986 günlü, 19045 sayılı ResmiGazete'de yayımlanmış olan 6.3.1986 günlü ve 3266 sayılı "1117 sayılıKüçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunun Bazı Maddeleri ile Türk CezaKanununun 426, 427 ve 428 inci Maddelerinin Değiştirilmesine ve 1117 sayılıKanuna Ek Maddeler İlavesine Dair Kanun"un 1., 2., 4., 5. maddelerinin vebu Kanunun 9. maddesi ile 1117 sayılı Kanun eklenen Ek 1. ve Ek 2. maddeler ileTCK'nun 426., 427. ve 428. maddelerini değiştiren 10., 11. ve 12. maddelerinin Anayasa'nın2, 5, 6, 9, 13, 14, 17, 25, 26, 27, 28, 29, 31, 38, 63, 136, 138 ve 140 incimaddelerine aykırılığı nedeniyle iptal istemidir.
II. Metinler :
A) İptali İstenen Yasa Kuralları :
- 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun 3266 sayılıYasanın 1. maddesiyle değişik 1. maddesi;
Madde 1. - 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesiryapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserleraşağıdaki maddelerde gösterilen sınırlamalara tabi tutulur.
- 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun 3266sayılı Yasanın 2. maddesiyle değişik 2. maddesi;
Madde 2. - Mevkute veya mevkute tanımına girmeyen diğer basılmışeserlerin l inci maddede belirtilen sınırlamaya tabi tutulabilmesi için Başbakanlıkbünyesinde oluşturulan yetkili kurulun, söz konusu eserlerin 18 yaşındanküçükler için muzır olduğu hakkında bir 'karar vermesi gereklidir.
Kurul, basılmış eserlerin küçükler için muzır olup olmadığıhususunda yapacağı incelemede, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunundaki genelamaç ve temel ilkeleri gözönünde bulundurmak zorundadır.
Kurul, bu Kanunla kendilerine verilen görevlere ilaveten, TürkCeza Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgiliolarak yargı organlarına resmi bilirkişilik yapmakla görevlidir.
Kurul;
a) Milli Güvenlik Kurulu tarafından seçilecek bir üye,
b) Başbakanlık tarafından en az onbeş yıl kamu hizmeti yapmışkişiler arasından seçilecek bir üye,
c) Adalet Bakanlığı tarafından idari nitelikte görevlerde bulunanhakim ve Cumhuriyet savcıları arasından seçilecek bir üye,
d) İçişleri Bakanlığı tarafından üst kademe yöneticileri arasındanseçilecek bir üye,
e) Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından. Talim veTerbiye Kurulu üyeleri arasından seçilecek iki üye,
f) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tıp dalından seçilecek birüye,
g) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, güzel sanatlar dalındaün yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye,
h) Yüksek Öğretim Kurulunun, sosyal bilimler dalından akademik kariyeryapmış ve en az doktor unvanım almış üniversite öğretim elemanları arasındanseçeceği bir üye,
i) Diyanet işleri Başkanı tarafından Din işleri Yüksek Kuruluüyeleri arasından seçilecek bir üye,
j) Ankara, İstanbul ve İzmir Gazeteciler cemiyetlerinin tespitedecekleri birer basın mensubu aday arasından Basın Yayın ve Enformasyon GenelMüdürlüğünce kura ile tespit edilecek bir üye,
Olmak üzere 11 üyeden teşekkül eder.
Kurul Başkanı, bu üyeler arasından Başbakanlık tarafından seçilir.Üyelerin görev süresi 3 yıldır. Süresi dolanlar yeniden seçilebilirler.Herhangi bir sebeple üyeliğin sona ermesi halinde, yerine seçilecek kişi kalansüreyi tamamlar.
Kurul, üye sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıyakatılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
Kurulun sekreterya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerinegetirilir.
Kurulun çalışma usul ve esasları ile sekreterya hizmetlerinin nesuretle yerine getirileceği Başbakanlık tarafından çıkarılacak yönetmeliktebelirlenir.
Kurul tarafından gerekli görülen hallerde sürekli veya geçiciolarak görev yapmak üzere özel ihtisas komisyonları kurulabilir. Kurulun, bukomisyonlarda görev yapmasını uygun göreceği kamu personeli Başbakanlıkçagörevlendirilir.
Kurul üyeleri ile özel ihtisas komisyonu üyelerinden 'kamugörevlisi olanlara verilecek huzur hakkı ile kamu görevlisi olmayan kurulüyelerine ödenecek huzur ücreti Başbakanlıkça belirlenir. Bu amaçla her yılBaşbakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur.
- 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nün 3266sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik 4. maddesi;
Madde 4. - Bir aydan az süreli mevkuteler hariç olmak üzerekurulca tetkik edilerek küçükler için muzır olduğuna karar verilmiş basılmışeserlerin sahiplerine, sorumlu müdürlerine ve telif hakkı sahiplerine, basılmışeserin küçüklerin maneviyatına muzır olduğu kurulca tebliğ edilir. Tebligat,Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Kurul, bu kararı ilgililere derhalduyurmak için gerekli tedbirleri alır.
Tebligat üzerinde eser sahipleri, telif hakkı sahipleri ve sorumlumüdürler, ellerinde mevcut eserlerin ön kapaklarına "Küçüklerezararlıdır" damga veya işaretini basmak zorundadırlar.
"Küçüklere zararlıdır" ibaresinin herkesin kolayca görüpokuyabileceği şekil ve büyüklükte yazılması zorunludur.
Bu suretle damgalanan eserler;
a) Açık sergilerde ve seyyar müvezziler tarafından satılamaz.
b) Dükkanlarda, camekanlarda ve benzeri yerlerde teşhir edilemez.
c) Bir yerden diğer bir yere teşhir maksadıyla açık bir surettenakledilemez ve müvezziler tarafından bunlar için sipariş kabul olunamaz.
d) Gazeteler, mecmualar, duvar ve el ilanları, radyo ve TV ileveya diğer suretlerle ilan edilemez, satışı için reklam ve propagandayapılamaz.
e) Para mukabili veya parasız, küçüklere gösterilemez, verilemezve hiçbir suretle okul ve benzeri yerlere sokulamaz.
Bu tür eserler, ancak, 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyenzarf veya poşet içinde satılabilir.
Kurul kararının tebliğinden önce dağıtımı yapılmış olan bu kabilbasılmış eserleri satış için ellerinde bulunduranlar da. Kurul kararlarınınilgililere duyurulma tarihinden itibaren, bu maddedeki sınırlamalara uymakzorundadırlar.
Kurulca haklarında küçükler için muzır olduğuna üç defa kararverilen basılmış periyodik eserlerin sonraki sayılan ile diğer basılmışeserlerin sonraki basıları da, yeniden bir karar verilmesine gerek kalmaksızınbu maddede belirtilen sınırlamalara tabidir. Ancak bu gibi eserlerin sahipleri,eserlerinin müteakip sayı ve basılarının küçükler için muzır nitelikte olmadığıiddiasıyla kurula başvurarak incelenmesini isteyebilirler. Kurul, başvuruyuhaklı bulursa, bu maddedeki sınırlamalar sonraki sayı ve basılar içinuygulanmaz.
Haklarında Kurulan herhangi bir kararı bulunmadığı halde, basılmışeserlerinin konusu veya ihtiva ettiği yazı ve resimler sebebiyle küçüklerinmaneviyatı zerinde muzır tesir yapacağı kanaatinde olan eser sahiplerikendiliklerinden, eserin üzerine "Küçüklere zararlıdır" damga veyaişaretim basarak içi görünmeyen zarf veya poşet içinde satışa arz edebilirler.Bu takdirde, bu basılmış eserler hakkında da bu maddenin ilgili fıkralarıhükümleri uygulanır.
- 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun 3266sayılı Yasanın 5. maddesiyle değişik 7. maddesi;
Madde 7. - Kanunun 4 üncü maddesinin;
a) Birinci ve ikinci fıkrasına göre; kendilerine tebligatyapıldığı halde eserlerini damgasız olarak yayımlayan eserin sahipleri, sorumlumüdürleri ve telif hakkı sahipleri,
b) Dördüncü fıkrasına aykırı olarak, sınırlamaya tabi olan damgalıveya damgasız basılmış eserleri, fıkranın bentlerinde belirtilen şekillerdesatan, teşhir eden, nakleden, sipariş kabul eden, ilan eden, gösteren, veren veokullara sokanlar,
c) Beşinci fıkrasına aykırı şekilde, eseri zarf ve poşet içindesatmayanlar,
İki milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası ilecezalandırılırlar. Suçun tekerrürü halinde cezanın azami haddi uygulanır.
- 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'na, 3266sayılı Yasanın 9. maddesi ile eklenen Ek 1. ve 2. Maddeler:
Ek Madde 1. - Bir aydan az süreli mevkuteler hariç, 4 üncü maddedebelirtilen şekilde sınırlamaya tabi tutulacak basılmış eserlerin sahiplerinden;
a) Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı haldebasılmış eserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek zarf veyapoşet içinde satışa arz etmek isteyenler, bu eserlerin Katma Değer Vergisidahil toplam satış bedeli üzerinden °/o 25 oranında bir meblağı, piyasayasürdükleri tarihten,
b) Basılmış eserlerinin Kurul tarafından küçükler için muzırnitelikte olduğuna karar verilenler, bu eserin basım adedinin Katma DeğerVergisi dahil toplam satış bedeli üzerinden % 40 oranında bir meblağı, Kurulkararının tebliği tarihinden,
itibaren, bir ay içinde. Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzereMaliyeye yatırmak zorundadırlar.
Bu meblağları belirtilen süre içinde yatırmayanlar hakkında, 6183sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Ek Madde 2. - Bir aydan az süreli mevkutelerde ve eklerinde 18yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte yayınyapılamaz. Aksine davranan mevkute sahipleri ile sorumlu müdürleri hakkındaTürk Ceza Kanununun 426 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki ceza hükümleriuygulanır. Tekerrürü halinde bu cezalar üç misli tatbik edilir.
- 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 3266 sayılı Yasanın 10.maddesiyle değişik 426. maddesi;
Madde 426. - Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsiarzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı;
1 - Her nevi kitap, gazete, risale, mecmua, varaka, makale, ilan,resim, tasvir, plak, afiş, pankart, televizyon ve teyp bantları, fotoğraf,sinema veya projeksiyon f ilimlerini veya diğer anlatım araç ve gereçleri ileeşyayı teşhir eden veya ettirenler, bilerek dağıtanlar, satanlar veyadağıttıran veya sattıranlar, veyahut ticaret veya dağıtım veya teşhir kasdıylatersim, tasvir, hak, imal veya tab veya teksir veya imal eden veya ettirenleryahut ithal veya ihraç veya Türkiye dahilinde bir mahalden diğer mahalenakleden veya ettirenler ve bunlar üzerinde her ne suretle olursa olsunmuamelede bulunanlar veya bunların ticaretim kolaylaştırmak maksadıyla bufiilleri icra edenler veya bu kabil anlatım araç ve gereçlerini vasıtalı veyavasıtasız şekilde tedarik edenler veya tedarik ettirenler, tedarikedilebileceğini bildirenler veya tedarik edeceğini ilan edenler veya ilanettirenler,
2 - Eser ve mevzuları tiyatro veya sinema veya radyo yahuttelevizyonlarda veyahut umumi mahallerde temsil eden veya ettirenler,
3 - Hitabeleri umuma açık yerlerde veya umumi mahallerde iratedenler,
İki milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezasıylacezalandırılırlar.
Bu fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindebelirtilen mevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde sahiplerine; mevkute biraydan az süreli ise bir önceki ay ortalama tirajının (basılan miktar) aylıkveya bir aydan fazla süreli ise bir önceki tirajının (basılan miktarının) katmadeğer vergisi dahil toplam satış bedelinin 5 ila 15 katı tutarında ağır paracezası hükmolunur. Ancak, bu cezalar en yüksek tirajlı günlük mevkutenin birönceki ay ortalama günlük tirajının katma değer vergisi dahil satış tutarınınyarısından az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilencezanın yarısı uygulanır.
- 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nün, 3266 sayılı Yasanın 11.maddesiyle değişik 427. maddesi;
Madde 427. - Neşir veya tevzi edilmek üzere halkın ar veya hayaduygularım inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genelahlaka aykırı kitap, makale, varaka ve ilan yazanlar ile bu kabil makale, yazıve resimleri ihtiva eden gazete ve mecmua gibi mevkutelerin sahipleri vemevkute tanımına girmeyen basılmış eserler yayınlatanları hakkında, 426 ncımaddedeki cezalara hükmolunur. Bu mevkutelerin sorumlu müdürleri hakkında isebu cezanın yansı uygulanır.
426 ncı madde ile bu maddede yazılı evrak ve eşya müsadere ve imhaolunur.
- 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 3266 sayılı Yasanın 12.maddesiyle değişik 428. maddesi;
Madde 428. - Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsiarzuları tahrik ve istismar eder nitelikte, genel ahlaka aykırı şarkılarıalenen söyleyenler veya plakları, teyp bantlarım çalanlar veya umumi adabaaykırı veya bir şahıs veya bir heyetin, namus ve haysiyetini muhil beyanat vesözlerle gazete, risale ve diğer evrak satanlar iki milyon liradan on milyonliraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.
Bu madde ile 426 ve 427 nci maddelerdeki suçlardan doğan davalaren geç iki ay içinde sonuçlandırılır.
426 ve 427 nci maddeler ile bu maddedeki ağır para cezalarınıntatbikinde, 19 uncu maddedeki aşağı ve yukarı hadlerle ilgili hüküm uygulanmaz.
B) ilgili Yasa Kuralları:
- 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesi:
Madde 2. - Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletininbütün fertlerini,
1 - (16/6/1983; 2842) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasadaifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki,insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren;ailesini, vatanım, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan;
İnsan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkeleredayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan TürkiyeCumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarım bilen ve bunları davranış halinegetirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
2 - Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli vesağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünmegücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik veteşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı veverimli kişiler olarak yetiştirmek;
3 - İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi,beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiylehayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılarak ve toplumun mutluluğunakatkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarım sağlamak;
Böylece, bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refahve mutluluğunu arttırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi,sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet TürkMilletine çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
C) Dayanılan Anayasa Kuralları:
Madde 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışmave adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğinebağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyalbir hukuk Devletidir.
Madde 5. - Devletin temel amaç ve görevleri Türk milletininbağımsızlığım ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti vedemokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır.
Madde 6. - Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğim, Anayasanın koyduğu esaslara göre,yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreyeveya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayanbir Devlet yetkisi kullanamaz.
Madde 9. - Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelercekullanılır.
Madde 13. - Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milligüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın vegenel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerindeöngörülen özel sebeplerle Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunlasınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaçdışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak vehürriyetlerin tümü için geçerlidir.
Madde 14. - Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri.Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin veCumhuriyetin varlığım tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din vemezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşleredayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarım bu yolda teşvikveya tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleriyok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.
Madde 17. - Herkes, yaşama maddi ve manevi varlığım koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişininvücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabitutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ilemeşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, birtutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır.
Madde 25. - Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatleriniaçıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Madde 26. - Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veyabaşka yollarla tek basına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olanherhangi bir dil kullanılamaz. Bu yasağa aykırı yazılı veya basılı kağıtlar,plaklar, ses ve görüntü bantları ile diğer anlatım araç ve gereçleri usulünegöre verilmiş hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdekanunla yetkili kılınan merciin emriyle toplattırılır. Toplatma kararım verenmerci bu kararım, yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Hakim buuygulamayı üç gün içinde karara bağlar.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkindüzenleyici hükümler, bunların yayımım engellememek kaydıyla, düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Madde 27. - Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme,açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Yayma hakkı. Anayasanın l inci, 2 nci ve 3 üncü maddelerihükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.
Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımınınkanunla düzenlenmesine engel değildir.
Madde 28. - Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izinalma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayım yapılamaz.Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 ncimaddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünütehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikteolan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her hürlü haber veyayazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasınaverenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yoluile dağıtım, hakim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanununaçıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkilimerci, bu kararım en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkilihakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önlemekararı hükümsüz sayılır.
Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi içinkanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklıkalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçlarınsoruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamudüzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımındangecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciinemriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararı en geçyirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir;
hakim bu kararım en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa,toplatma kararı hükümsüz sayılır.
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturmasısebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar. Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne. Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğeve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıylageçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğinitaşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır.
Madde 29. - Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve maliteminat yatırma şartına bağlanamaz.
Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi vebelgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi vebelgelerin kanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, yayınındurdurulması için mahkemeye başvurur.
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları vegazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber,düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcısiyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz.
Süreli yayınlar. Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin veyabunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre yararlanır.
Madde 31. - Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzelkişilerinimelindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkınasahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir.
Kanun, 13 üncü maddede yer alan genel sınırlamalar dışında birsebebe dayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlereulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.
Madde 38. - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suçsaymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz, kimseye suçu işlediği zamankanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusundada yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunlakonulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarım suçlayan birbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Genel müsadere cezası verilemez.
İdare kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyideuygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunlaistisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez.
Madde 63. - Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının vedeğerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edicitedbirleri alır.
Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlaragetirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar vetanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.
Madde 136. - Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleriBaşkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerindışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özelkanununda gösterilen görevleri yerine getirir.
Madde 138. - Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya,kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargıyetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veyaherhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymakzorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarım hiçbir suretledeğiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Madde 140. - Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim vesavcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyleyürütülür.
Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatıesaslarına göre görev ifa ederler.
Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri,aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerleriningeçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturmasıaçılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevlerisırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması veyargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veyayetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işlerimahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenir.
Hakimler ve savcılar altmışbeş yaşım bitirinceye kadar hizmetgörürler; askeri hakimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanundagösterilir.
Hakimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmi veözel hiçbir görev alamazlar.
Hakimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınabağlıdırlar.
Hakim ve savcı olup da adalet hizmetindeki idari görevlerde çalışanlar,hakimler ve savcılar hakkındaki hükümlere tabidirler. Bunlar, hakim vesavcılara ait esaslar dairesinde sınıflandırılır ve derecelendirilirler,hakimlere ve savcılara tanınan her türlü haklardan yararlanırlar.
III. İlk inceleme:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca. Başkan H.Semih Özmert, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta GüngörÖzden, Muammer Turan, Selahattin Metin, Servet Tüzün, Osman Vahdettin Oktay,Mustafa Şahin ve Adnan Kükner'in katılmalarıyla 17/4/1986 gününde yapılantoplantıda, "Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine..." oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV. Esasın İncelenmesi:
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenilen yasahükümleri, aykırılık iddiasına dayanak yapılan Anayasa maddeleri, bunlarlailgili gerekçeler ve öteki metinler incelendikten sonra gereği görüşülüpdüşünüldü:
A) İptal İstemine Konu Olan Yasaya ilişkin Genel Açıklama:
Tüm toplumlarda, özellikle kalkınma sürecine girmiş ülkelerde"beşeri kaynak" olarak adlandırılan insan ögesi, ağırlıklı önemini vevazgeçilmezliğim sürekli biçimde korumaktadır, insan ögesini ise, kendisine tekve seçeneksiz kaynak olan ve modern toplumlarda sosyal bir birim olarak kabuledilen "çocuk" oluşturur.
Hemen belirtelim ki, bebeklikten ergenliğe kadar uzanan yaşamkesimi, çocukluk dönemini olduğu kadar, gençlik döneminin de önemli birparçasını kapsar.
Çocukların ve gençlerin beden, ruh, ahlak ve düşünce bakımındansağlıklı ve dengeli yetiştirilmelerinin bir toplumun, yani bir milletingeleceği açısından taşıdığı yaşamsal önem, onların beden ve ruh sağlığı içindeyetiştirilmelerini, ahlaki ve moral çöküntüye uğratacak her türlü etkenlerdenuzak tutulmalarını zorunlu kılar.
O halde, yeterli, yetenekli, dinamik, üretken ve çağdaşgelişmelere açık bir insan potansiyelini yaratabilmek ve ona sahip olabilmek,"çocuk" denen varlığın, eğitileceği ve geliştirileceği ortamla çokyakından ilgilidir. Bu ortamı, aile ve okul gibi disiplinler yanında, dahadağınık, fakat etki gücü o derece yüksek ve yaygın kitle iletişim araçlarıoluşturur.
Süreli veya süresiz yayınların, radyo ve televizyonprogramlarının, filimlerin, kaset veya video bantlarının, plakların, resim,fıkra, yazı, karikatür ve benzerlerinin kitle iletişim araçları olarak çocuğunruh, ahlak ve düşünce bakımından gelişmesinde en büyük etken olduğu tartışmasızkabul edilmektedir.
Ülkemizde devlet tekeli ve kamu denetimi altındaki radyo vetelevizyon yayınları dışında kalan araçlardan pek çoğunun yaptığı ticari amaçlıyayınların, giderek ulusal yararlar açısından sakıncalı boyutlara ulaştığı, birbaşka deyişle "muzır" (zarar verici) bir nitelik kazandığıgörülmektedir. Saldırganlığı, alkol ve sigara içmeyi, kumar oynamayı,uyuşturucu madde alışkanlığını, fuhuş ve pornografik seks serüvenlerini,yayınlarının çekici özü haline getiren, böylece güçlü adam imajına yöneliközendirici ve yanıltıcı mesajlar taşıyan yayınların, çocukları ve gençleri"iyi insan" ve "iyi yurttaş" olma idealinden uzaklaştırdığıkaygıyla izlenmektedir. Hatta, iptal istemine konu olan 3266 sayılı Yasa'nıngerekçesinde işaret edildiği üzere "kriminoloji uzmanları ve cezahukukçuları, ahlak bozucu nitelikteki yayınların satış yerlerinin gün geçtikçeçoğalmasının, şehevi merakları tahrik ederek, gençlerdeki cürmi temayülleriartıracaklarım ve destekleyeceklerini" belirtmektedirler.
Bu durumda, bir yandan hukuk devleti ilkesine sadık kalarakdemokratik hak ve özgürlükler içinde önemli bir yer işgal eden basınözgürlüğünü zedelemek, öte yandan da sağlıklı bir toplumda insan ögesininbaşlıca kaynağı olan çocukların ve gençlerin bedensel, ruhsal ve ahlakigelişmelerine zarar verecek ya da onları suça itecek yayınlardan korumakzorunluğu, tüm uygar ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de çağdaş bir kaygıyadönüşmüştür.
Bu son derece gerekli ve duyarlı dengeyi kurmak ve korumak iseciddi bir devlet görevi ve önemi yadsınamayacak bir Anayasa sorunu halinialmıştır.
Konuya tarihsel açıdan bakıldığında, Atatürk'ün pekçok söylevindegençlerin Türkiye'nin geleceği bakımından taşıdığı önem sık sık vurgulanmasınakarşılık, o dönemde sorunun anayasal düzeyde ele alınmadığı görülmektedir. 1924Anayasası, çocukların ve gençliğin korunması konusunda Devlete herhangi birözel görev vermemiştir. Buna karşın, 21/6/1927 tarihinde kabul edilen 1117sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu ile "Türk Ceza Kanununun426, 427, ve 428 inci maddelerinde zikredilen müstehcen ve hayasızca neşriyatharicinde olup 18 yaşına kadar küçüklerin maneviyat üzerine muzır tesir ikaedeceği anlaşılan kitap, mecmua ve mevkut risaleler, resim ve levhalar..."in satışı ve dağıtılması ile ilgili sınırlandırmalar getirilmiş ve Yasadadüzenlenen hususlara aykırı davrananlar hakkında para ve hapis cezalarıöngörülmüştür.
1961 Anayasası ile konu, anayasal düzeyde ele alınmıştır. 1961Anayasasının 35. maddesi, ailenin Türk toplumunun temeli olduğunu vurguladıktansonra, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinin, ailenin, ananın ve çocuğunkorunması için gerekli önlemleri almak ve örgütü kurmakla yükümlü kılmıştır.
1982 Anayasası'nın konuya yaklaşımı da aynı doğrultuda olmuştur.Nitekim 41. maddesinde, ananın ve çocuğun korunması için gerekli önlemlerialmak ve örgütü kurmak görevi Devlete verilmiştir. Yine Anayasanın 58.maddesiyle Devlet, gençliğin, "... müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke veinkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünüortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı ..." yetiştirilmesi vegelişmelerinin sağlanması, ayrıca, "... alkol düşkünlüğünden, uyuşturucumaddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan vecehaletten..." korunması için gerekli önlemleri almakla ödevli kılmıştır.
Bu amaçla çıkarılmış ve 1927 yılından beri yürürlükte bulunan 1117sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunun, idari yapıdaki değişikliklernedeniyle uygulanabilirliğini kaybettiği ve zaman içinde unutulduğugerekçesiyle konu, 3266 sayılı yasa ile yeniden düzenlenmiştir.
1117 sayılı Yasada değişiklikler yapan vs üç ek madde getiren 3266sayılı Yasa hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu savı ile Anamuhalefet PartisiSosyaldemokrat Halkçı Parti TBMM Grubu tarafından Anayasa Mahkemelerinebaşvurularak iptalleri istenmiştir.
Dava dilekçesinde "... her ne kadar bu Yasa 12 madde halindedüzenlenmiş bulunmakta ise de, bu ayrı maddeler içerisindeki unsurlar aynı olupbiri diğerinin içeriğinde bulunan hükümleri kapsamaktadırlar. Bu şekliyle bu 12maddelik Yasa bir kül, bir bütün niteliği göstermektedir. Bu nedenle bumaddelerden biri Anayasanın herhangi bir maddesine aykırılık gösteriyorsabirkaç istisna dışında diğer maddeleri de hemen hemen Anayasanın aynımaddelerine aykırılık göstermektedir..." denilmiştir. Böylece Anayasayaaykırılık savının gerekçeleri, iptali istenen Yasa maddelerinden pek çoğundaortak özellikleri kapsar biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Örneğin, anılanYasanın 1. ve 2. maddelerinin Anayasaya aykırılıkları birbiriyle bağlantılı vebirbirini tamamlayan nedenlere dayandırılmıştır.
Ancak, dava dilekçesinde yer alan ve iptal isteminin dayanağımoluşturan gerekçeler, söz konusu yasa maddelerinin sistem mantığı içindeincelenip değerlendirilecektir.
B) Anayasa'ya Aykırılık Sorunu :
1- Yasanın 1. maddesi :
3266 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değiştirilmiş bulunan 1117sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun 1. maddesindeki "18yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkuteve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserler aşağıdaki maddelerdegösterilen sınırlamalara tabi tutulur." hükmüne karşı, dava dilekçesindeözetle ve sırasıyla şu savlar ileri sürülmüştür :
a) "Maneviyat" ve "muzır" kavramları genelnitelikte kavramlardır. Küçüklerin maneviyatı üzerinde zararlı"muzır" etki yapacak yayınlardan, bir uygulama yasası olan bu Yasanınne anladığı bilinmediği gibi en azından belirleyici bir kaç önemli öğeyi bileiçermemektedir.
Gerçi Yasa'nın 2. maddesinde, "Kurul, basılmış eserlerinküçükler için muzır olup olmadığı hususunda yapacağı incelemede, 1739 sayılıMilli Eğitim Temel Kanunundaki genel amaç ve temel ilkeleri gözönündebulundurmak zorundadır" kuralına yer verilmekte ise de, göndermedebulunulan bu yasadaki "genel amaç" ve "temel ilkelerin detümüyle genel tabirler ve kavramlar mahiyetinde olduğu, "muzır"kavramına yön verecek ve içeriğini belirleyecek belli esasların bulunmadığıgörülmektedir.
Kanunun suç saydığı durumun ne olduğu yasada gösterilmediğindenbelirsiz bir kavrama göre hak ve özgürlüklerin kısıtlanması öncelikle hukukunüstünlüğüne, hukuk devleti anlayışına, dolayısıyle 3266 sayılı Yasanın 1.maddesiyle değiştirilmiş bulunan 1117 sayılı Yasanın 1. maddesi, Anayasa'nın,Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen 2. maddesindeki "TürkiyeCumhuriyeti, ... bir hukuk Devletidir." ilkesine aykırıdır, iptaligerekir, denilmektedir.
Görüldüğü üzere, davacının 1. maddeye yönelik savı, esasitibariyle, (maneviyat" ve "muzır" kavramlarının belirsizliğindeve sübjektif yorumlara açık olduğu noktasında toplanmaktadır.
Aslında, ileri sürüldüğü biçimde ve boyutta kavram belirsizliğisöz konusu değildir. Çünkü, 1. maddedeki "muzır" kavramının ifadetarzıyla uygulamada duraksamaları ve sübjektif yorumlara dayalı eksik ya dayanlış kararları önleyebilecek açıklayıcı öğeleri, aynı Yasanın 2. maddesininikinci fıkrası ile göndermede bulunulan 1739 sayılı Milli Eğitim TemelKanunundaki "Genel Amaçlar" ve "Temel İlkeler"de bulmakmümkündür.
Başbakanlık bünyesinde oluşturulan Kurul'un, basılmış eserlerinküçükler için "muzır" olup olmadığı hususunda yapacağı incelemedeanılan "Genel Amaçlar"ı ve "Temel tikeler"i gözönündebulundurmak zorunluluğu vardır. Davacının dilekçesinde ileri sürdüğü"takdir" ya da "isteğe bağlılık" hali söz konusu olamaz.
1739 sayılı Yasanın öngördüğü "Genel Amaçlar" ve"Temel ilkeler"in de "genel tabirler ve genel kavramlarmahiyetinde olduğu..." yolundaki davacı savının kabulü mümkün değildir.Çünkü; bu Yasa, "Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçlananı açıkladığı 2.maddesinde, içinde elbette ki 18 yaşından küçüklerin de bulunduğu "Türkmilletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine bağlı, Türkmilletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen...ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındakitemel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olanTürkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarım bilen ve bunları davranışhaline getirmiş yurttaşlar olarak..." ve "Beden zihin, ahlak ruh ve duygubakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere,hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insanhaklarına, saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren; topluma karşı sorumlulukduyan, yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak..." yetiştirmeyi,Anayasa ile uyum içinde ve bir direktif kural halinde öngörülmüştür. Bu kuralaaykırı bir yayın türü "muzır"ın sınırlan içine girebilecektir.
Yine Yasanın 1. maddesine karşı ileri sürülen hukuk Devletiilkesine aykırılık savı da kabule değer görülmemiştir. Çünkü; Anayasa mahkemesiçeşitli kararlarında sürekli ve tutarlı bir biçimde hukuk Devleti için şutanımı yapmaktadır :
"Hukuk Devletinin temel unsuru, bütün devlet faaliyetlerininhukuk kurallarına uygun olmasıdır.
Hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu haklarıkoruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlusayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan bir devlet olmakgerekir."
Anayasa'nın 41. maddesi ile ananın ve çocuğun korunması içingerekli önlemleri almak ve örgütü kurmak, 58. maddesiyle de gençliğin"alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzerialışkanlıklardan ve cehaletten..." korunmasını sağlamak bir devlet ödeviolarak kabul edilmiştir.
Günümüz koşullarından ve toplumumuzun gereksinimlerindenkaynaklanan bu yasa değişikliğiyle, hiç kuşkusuz, bir Anayasa buyruğu ve birdevlet ödevi yerine getirilmektedir. Davacı savının aksine, 3266 sayılı Yasaile değişik 1117 sayılı Yasanın 1. maddesinin. Anayasanın Cumhuriyetinniteliklerini belirleyen 2. maddesindeki "Türkiye Cumhuriyeti... bir hukukDevletidir" ilkesine aykırı bir yanı yoktur.
b) Bu madde ile iptal istemine dayanak yapılan hususlardan biride, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, yasa koymanın egemenliğin birürünü olduğu, bunun kullanımının devredilemeyeceği, bu nedenle anılan Yasamaddesinin Anayasa'nın 6. maddesine aykırı bulunduğu biçimindedir.
Anayasa'nın 6. maddesi, ileri sürülen savla ilgili olarak"Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veyasınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağım Anayasadan almayan birDevlet yetkisi kullanamaz." kuralını getirmiştir.
3266 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değişik 1117 sayılı Küçükleri MuzırNeşriyattan Koruma Kanunu'nun 1. maddesi "18 yaşından küçüklerinmaneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımınagirmeyen diğer basılmış eserler..."in, bu maddeyi izleyen maddelerdekikoşulların varlığı halinde sınırlamalara tabi tutulacağım öngörmektedir."Maneviyat" ve "muzır" kavramlarının belirleyici öğeleri,daha önce değinildiği üzere, yasa ile göndermede bulunulan 1739 sayılı MilliEğitim Temel Kanunu'ndaki "genel amaç" ve "temel ilkeler"de ayrıntılı olarak gösterilmiştir.
Bu yasal düzenlemeler, yasama yetkisin) Türk, Milleti adınakullanan Türkiye Büyük Meclisi tarafından yapılmış olup, Anayasa'nın"Ailenin korunması" başlığı altındaki 41. maddesinin ve"Gençliğin korunması" başlığı altındaki 58. maddesinin Devleteyüklediği ödevlerin yerine getirilmesini amaçlamaktadır. Bu düzenlemelerde yeralan kuralların uygulanmasında belli kurul ya da mercilerin görevlendirilmişolmasının, iptal isteminde ileri sürülen savlar doğrultusunda "egemenliğinbir ürünü olan yasa koymak, toplum fertlerini bağlayan kurallarkoymak...", dolayısıyle egemenlik hakkım devretmiş olmak biçiminde sonuçdoğuracağını kabul etmek mümkün değildir.
Bu nedenle. Yasanın 1. maddesinin Anayasa'nın 6. maddesine aykırıbir yanı görülmemiştir.
c) Davacı, yine anılan Yasanın 1. maddesine yönelttiği iptalistemini, "muzır tesir yapacak eser" ifadesinin içeriği vebelirleyici öğeleri bulunmayan genel bir kavram olduğu, Yasanın suç saydığıfiilin belli olmadığı gerekçesine dayandırmakta ve bu maddenin Anayasa'nın 38.maddesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Anayasa'nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar"idüzenleyen 38. maddesinin davacı savı ile ilgili hükümleri "Kimseişlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayıcezalandırılamaz;
kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olancezadan daha ağır bir ceza verilemez.....
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunlakonulur..." biçimindedir.
Yukarıda (a) fıkrasında yapılan değerlendirmede de işaret edildiğigibi "...basılmış eserlerin küçükler için muzır olup olmadığıhususunda..." Kurul'un yapacağı incelemede 1739 sayılı Milli Eğitim TemelKanunu'ndaki genel amaç ve ilkeleri açıklayan yeterli düzeyde ayrıntılı ve açıköğeleri içeren maddeleri gözönünde bulundurma zorunluluğu vardır. Bu maddelereaykırılık, yayım suçu doğurmaktadır. Suçu oluşturan eylemin nitelikleriaçıklanmıştır. Bu durumda suç ve cezanın yasallık ilkesinin ihlal edildiği savıyerinde görülmemiştir. Anayasa'nın 38. maddesine aykırılık yoktur.
Anayasa'nın diğer maddelerine ilişkin iddialar ileride yerigeldiğinde incelenecektir.
2 - Yasanın 2. maddesi :
3266 sayılı Yasanın 2. maddesiyle değiştirilen 1117 sayılıKüçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunun 2. maddesi ile Başbakanlık bünyesindeoluşturulması öngörülen Kurul'un oluşum tarzına ve yetkilerine karşı davacıtarafından, aşağıda değerlendirmeye tabi tutulan Anayasa'ya aykırılık savlarıileri sürülmüş ve maddenin iptali istenmiştir:
a) Kurulu oluşturan üyelerin hemen hepsinin memur statüsündebulunmaları, bir güvenceye sahip olmamaları, sürekli olarak siyasal iktidarıngüdümünde ve baskısı altında kalmalarının kaçınılmazlığı nedeniyle yansız kararveremeyecekleri, bu durumun ise düşünce ve kanaat özgürlüğünü olduğu kadar,kişinin manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını da ihlal eder niteliktaşıdığı savı ile Yasanın 1. maddesinin ve 2. maddesinin anılan bölümleri ilebirlikte Anayasa'nın 17. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Hemen işaret etmek gerekir ki. Kurul üyelerinin tümü memurstatüsünde değildir. Yasanın 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (g) bendinde"Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, güzel sanatlar dalında ün yapmışkişiler arasından seçilecek bir üye" ile aynı fıkranın (j) bendinde "Ankara,İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin tesbit edecekleri birer basınmensubu aday arasından Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce kura iletesbit edilecek bir üye..." memur statüsünde düşünülemez. Bununla beraber,çeşitli Bakanlıklara ve idari kuruluşlara mensup ve Bakanlıklar ve kuruluşlartarafından seçilen 11 kişiden oluşan Kurul'un büyük çoğunluğunun memurstatüsünde bulunması itibariyle siyasal iktidarların etki alanı içindebulundukları varsayılsa bile, bu durum, Kurul'un siyasal iktidarların anlayışve isteklerine göre karar vereceğini göstermez. Herşeyden önce; bu bir uygulamasorunudur. Yasaya göre Başbakanın ya da diğer siyasal makam ya da organınKurul'a emir ya da talimat vermek, Kurul kararlarını değiştirmek gibi yasalyetkileri bulunmamaktadır.
Öte yandan Kurul'un kendiliğinden siyasal iktidarların politikarzu ve görüşlerine göre eserleri sınırlandırmalara tabi tutması halinde ise,Anayasa'nın 125. maddesinde ifadesini bulan "idarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolu açıktır..." biçimindeki genel kural gereğincebu kararlara karşı idari yargıya başvurulabilmesi, ilgililer yönünden yeterlibir güvence oluşturmaktadır.
Yapılan açıklamalardan, Yasa'nın 1. maddesinin ve 2. maddesininilgili bölümlerinin davacı savında yer alan Anayasa'nın "Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlığı altındaki 17. maddesi ve"Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altındaki 25. maddesi iledoğrudan bir ilgisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
b) Davacı, idarenin ve siyasal iktidarın istediği eseri,küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak yayın olarak niteleyeceğini,bu suretle basın üzerinde sansürden de etkili bir denetim ve baskıkurulabileceğim, bu Yasanın 1. ve 2. maddelerinin, Anayasa'nın "Basınhürriyeti" başlıklı 28. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Buradaki sav. Kurulu oluşturan üyeler çoğunluğunun kamu personeliolmaları dolasıyla, iktidarın beklenti ve istekleri doğrultusunda karar vermezorunda kalabilecekleri, böylece inceledikleri eserleri "muzır"nitelikte görebilecekleri varsayımına dayanmaktadır. Ne var ki, varsayımlarAnayasa'ya aykırılık nedeni olamaz.
Ayrıca, bir önceki fıkrada da açıkça değinildiği üzere,Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca bu Kurul'un kararlarına karşı idari yargıyolu açıktır.
Bu güvencenin varlığı nedeniyledir ki, davacının, Kurul'un siyasaliktidarın doğrultusunda "istediği eseri" muzır olarak nitelendirmeksuretiyle basım ve dağıtımım sınırlandırabileceği, bu yolla basın üzerindesansür derecesinde etkili bir denetim ve baskı kurabileceği, böylece basınözgürlüğünün ortadan kalkacağı yolundaki savlarına katılmak mümküngörülmemiştir. Yasanın 2. maddesinin Anayasa'nın 28. maddesindeki "Basınhürdür" ilkesine aykırı yanı yoktur.
c) Kurulca, siyasal iktidarın etkisi ve baskısı altında eserlerinmuzır tesir yapacağı konusunda karar verilebileceğinden bahisle, Yasa nin 1. ve2. maddelerinin, Anayasa'nın "Bilim ve sanat hürriyeti" başlıklı 27.maddesinde yer alan "Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme,açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir"biçimindeki kurala aykırı olduğu ve iptallerinin gerekeceği, davacı tarafındanileri sürülmüştür.
Ne var ki, iptal istemine konu edilen ve 3266 sayılı Yasa ilepekçok maddesi değiştirilen 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan KorumaKanunu'nun 6. maddesi değişikliğe uğramamıştır. Bu maddeye göre "Fikri,içtimai, ilmi ve bedii kıymeti haiz olan eserler bu Kanunun şumulündenhariçtir."
Bu durumda bir yasak veya sınırlama getirmeyen bir yasa kuralınınAnayasa'ya aykırılığı da, elbette düşünülemez.
d) Davacının, Yasanın 2. maddesine yönelttiği Anayasa'ya aykırılıksavlarından birisi de, basın özgürlüğünün basılmış eserlerin dağıtımını vesatım hakkının güvence altında bulunmasını da kapsadığı, muzır niteliğikararlaştırılmış eserin idarece dağıtım ve satım hakkının sınırlandırılmasının,basını yargı güvencesinden yoksun bıraktığı, oysa, Anayasa'nın 27., 28. ve 29.maddeleri uyarınca basınla ilgili sınırlandırmaların ancak yargıç kararı ilemümkün olabileceği biçiminde ifade edilmiştir.
Bu savlar, sözü edilen Anayasa maddelerine göre sırasıylairdelenecektir.
Hemen belirtmek gerekir ki, yukarıda da değinildiği üzere,Anayasa'nın "Bilim ve sanat hürriyeti" başlığı altındaki 27.maddesinin, iptal istemine konu edilen Yasa ile ilgisi bulunmamaktadır.
İddianın aksine, Anayasa'nın 28. maddesinin beşinci ve yedincifıkralarının da konuyla doğrudan ya da dolaylı bir ilgisi saptanamamıştır.Maddenin gerekçesinde de vurgulandığı üzere, beşinci fıkra, basın suçlarının yada basın yoluyla işlenen suçların "yayım (neşir) ile vücut bulacağı"genel kuralına bir istisna getirmektedir. Başka bir anlatımla besinci fıkra,yayım araçlarıyla işlenen bir grup suçta "yayım" ögesinin yokluğunakarşın cezalandırmayı mümkün kılmaktadır. Hükmün sevk amacı, fıkrada bahsigeçen suçların ağırlığı nedeniyle, bunlara daha ilk anda engel olunmasıarzusudur. Bu suçlar. Devletin iç ve dış güvenliğine, ülkenin ve milletinbütünlüğüne karşı işlenen suçlar yanında, suç işlemeye, ayaklanma ya da isyanateşvik eden haber ve yazılardır. Bu tür yayınların tedbir yoluyla dağıtımınınönlenebilmesi hakim kararını gerektirir. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunanhallerde Yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle de dağıtım önlenebilir.Ne var ki, beşinci fıkra hükmüne göre dağıtımı önleyen yetkili merciin, kararımengeç yirmidört saat içinde, onayını almak üzere yetkili hakime göndermesizorunludur.
28. Maddenin yedinci fıkrası ise, süreli ve süresiz yayınlarıntoplatılması hususunu düzenlemektedir. Dağıtılmış bir yayının toplatılmasına,kural olarak hakim karar verecektir. Bununla beraber, adli kovuşturmanın henüzbaşlamadığı ve gecikmesinde de sakınca bulunan hallerde, yine Yasanın açıkçayetkili kıldığı bir merci toplatma kararı verebilecektir. Hakimden başka birmerciin vereceği toplatma kararının gerekçesi de bu fıkrada belirtilmiş ve bumakamın konu bakımından takdir hakkı sınırlandırılmıştır. Acele hallerde bumerci tarafından verilebilecek toplatma kararı, ancak. Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genelahlakın korunması, suçların önlenmesi amaçlarıyla verilebilecektir. Olağanüstübir önlem niteliği gösteren bu yetki, yine yargı organının denetimi altındatutulmaktadır.
Görüldüğü üzere, 3266 sayılı Yasayla Kurula tanınan yetki ileAnayasa'nın 28. maddesinin beşinci ve yedinci fıkrası uyarınca yargıorganlarına ve yasayla belirlenecek idari makamlara tanınan yetki arasında amaçve konu bakımından benzerlik bulunmamaktadır. Kurul, içeriği itibariyle suçteşkil eden yayınların "dağıtımın önlenmesi"ne karar verme yetkisinihaiz bulunmadığı gibi, dağıtılmış süreli ya da süresiz eserlerin"toplatılmasına" karar verme yetkisini de haiz değildir. Bu bakımdan Anayasa'yaaykırılık savı yerinde bulunmamıştır.
Anayasa'nın "Süreli ve süresiz yayın hakkı" başlığımtaşıyan 29. maddesi, birinci fıkrasında "Süreli veya süresiz yayın öncedenizin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz...", üçüncüfıkrasında ise: "...Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçeyayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknikşartlar koyamaz..." kurallarını getirmiştir.
Sadece, küçükleri muzır yayınlardan korumayı Anayasa buyruğuylabir Devlet ödevi olarak düzenleyen, aksine hareket edenlere karşı caydırıcıözellikte önlem ve yaptırımlar içeren, yayım öncesinde "izin" ya da'siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar..." getirmeyen Yasanın 2.maddesinin, Anayasa'nın 29. maddesine aykırı bir yanı görülmemiştir.
e) Yasanın 2. maddesine yönelik davacı savlarının biri de,mahkemenin yapacağı bir görevin yönetimde oluşturulan bir Kurula verilmesinin,hukuk devletinde yargı yetkisinin yürütme organına verilmesi demek olacağı, busonucun Anayasa'nın 2. ve 9. maddelerine aykırı düşeceği biçiminde ifadeedilmiştir.
Burada sözü edilen Anayasa'nın 2. maddesi Cumhuriyetinniteliklerini belirleyen ve "Türkiye Cumhuriyeti,... bir hukukDevletidir." ilkesini içermektedir.
Daha önce değinildiği üzere. Anayasa Mahkemesinin kararlarındayerleşmiş tanıma göre "Hukuk devletinin temel unsuru, bütün devletfaaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır."
1117 sayılı Yasanın, 3266 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesiuyarınca 18 yaşın dan küçüklere zarar verebilecek süreli ya da süresizyayınların saptanması yetkisinin, uzman üyelerden oluşan bir kurulaverilmesinin, çocuğun her yönden korunmasını bir devlet ödevi haline getirenAnayasa'nın 41. ve 58. maddeleri karşısında, hukuk kurallarına, dolayısıylahukuk devleti ilkesine aykırılığı kabul edilemez. Kaldı ki, yine Anayasa'nın125. maddesine göre "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı"yargı yolu açık bulunmaktadır.
Bu nedenlerle ve davacı savının aksine, Anayasa'nın "yargıyetkisi" başlığı altındaki 9. maddesine de aykırılık düşünülemez.
f) Basılı eserlerin yazgısının anılan kurala bırakılmasının,sübjektif olarak ve siyasal iktidarın eğilimine göre değerlendirmelere yolaçacağı, kültür değerlerini tahrip edeceği, insanların manevi gelişmeleriniengelleyeceği, bu nedenle Yasanın 1., 2., 4. ve 5. maddeleri ile Ek lMaddesinin, Anayasa'nın 5. ve 63. maddelerine aykırı bulunduğu davacısavlarında yer almıştır.
Burada değinilen Anayasa'nın 5. maddesi "Devletin temel amaçve görevleri" ni belirtmekte, son tümcede ise "... insanın maddi vemanevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya..."çalışmasını öngörmektedir. Yine Anayasa'nın 63. maddesi "Tarih, kültür vetabiat varlıklarının korunması" nı öngörmektedir.
Hemen işaret 'etmek gerekir ki, gerek iptal istemine konu edilenYasanın 1., 2., 4. ve 5. maddeleri ile Ek 1. Maddesinin, gerek aykırılık içindayanak olarak gösterilen Anayasa'nın 5. ve 63. maddelerinin konu ile ilgileriyoktur. Çünkü, daha önce de üzerinde durulduğu gibi, 1117 sayılı Yasanın, 3266sayılı Yasa ile değişikliğe uğramamış 6. maddesi, "Fikri, içtimai, ilmi vebedii kıymeti haiz olan eserler" i bu Yasanın kapsamı dışında tutmuştur.
g) 3266 sayılı Yasa ile değişik 1117 sayılı Yasanın 2. maddesininüçüncü fıkrasıyla "Kurul, bu Kanunla kendisine verilen görevlere ilaveten,Türk Ceza Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerinde tanımlanan suçlarlailgili olarak yargı organlarına resmi bilirkişilik yapmakla görevlidir."hükmünü getirmiştir.
Dava dilekçesinde, bu hükümle Kurul'a, yargıya ait bir görevindevredildiği, idarenin bu yolla yargının görevine ve oluşturacağı kararınaegemen olma olanağına kavuşacağı, bu durumda hakimin bağımsızlığından vevicdani kanaatından söz edilemeyeceği, bu nedenle. Yasanın 2. maddesiyleKurul'a verilen "resmi bilirkişilik" yetkisinin Anayasa'nın 2., 138.ve 140. maddelerine aykırı olduğu savı ileri sürülmüş ve iptali istenmiştir.
Belirtmek gerekir ki, resmi bilirkişilik müessesesi, hukukumuzailk defa bu Yasa ile girmediği gibi, bu Yasada sözü edilen Kurul da ilk resmibilirkişi kurulu değildir. Örneğin; 2659 sayılı Yasa gereğince Adli Tıp Kurumu,38 sayılı Tababeti Adliye Kanununa göre Tabipler, 6197 sayılı Yasaya göreSağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, CMUK'nun 84. maddesine göre Darphane veBankalar resmi bilirkişilikle görevli kılınmışlardır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemeleri UsulüKanununda da resmi bilirkişilik müessesesini düzenleyen hükümlere yerverilmektedir.
HUMK'nun 276. maddesinin ikinci fıkrasına göre, özel sorunlar içinHükümet tarafından belirlenmiş resmi bilirkişiler varsa, hakim bilirkişileribunlar arasından seçmek zorundadır.
CMUK'nun 66. maddesinin üçüncü fıkrası ise bu konuda şu hükmütaşımaktadır :
"Belli hususlar hakkında rey ve mütalaalarım beyan ile kanuntarafından görevlendirilmiş resmi bilirkişiler varsa, hususi sebepler olmadıkçabaşkası tayin edilemez."
Aynı Yasanın 68. maddesine göre de "muayyen hususlarda rey vemütalaa beyanı ile resmen tavzif edilmiş olanlar ...bilirkişi tayin edildikleritakdirde kendilerine verilen görevi yapmağa mecburdurlar."
Şu halde, Kurula resmi bilirkişilik görevinin verilmesi usulhukuku esaslarına da uygun düşmektedir.
3266 sayılı Yasanın düzenlenmesine göre Kurul'un bilirkişilikgörevine üstleneceği durumlar iki türde ortaya çıkabilir.
(1) "Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsi arzularıtahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı" yayınlarınyapıldığının Cumhuriyet Savcılığınca saptanması üzerine açılan dava sırasında,Mahkeme, konunun uzmanlık gerektiren bir iş olduğu gerekçesiyle ve 3266 sayılıYasanın 2. maddesinin üçüncü fıkrasının bağlayıcı hükmünü gözönünde tutarakKurul'dan resmi bilirkişi sıfatıyla görüşünü bildirmesini ister.
(2) "Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsiarzularım tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı"yayınların varlığını 3266 sayılı Yasa uyarınca ya da bir ihbar üzerine öğrenenve bu durumu inceleyerek doğruluğunu saptayan Kurul, Cumhuriyet Savcılığına suçduyurusunda bulunarak soruşturmayı başlatabilir. Açılan bu davada Mahkeme yinekonunun uzmanlık gerektiren bir iş olduğu gerekçesi ile ve 3266 sayılı Yasanın2. maddesinin üçüncü fıkrasının bağlayıcı hükmünü gözönünde tutarak Kurul'danbilirkişi sıfatı ile görüşünü bildirmesini ister.
Üyelerinden her birinin bir uzmanlık dalından geldiği belli olanKurul'a resmi bilirkişilik görevinin verilmesindeki asıl amacın, müstehcenlikkonusundaki görüşlere istikrar getirerek Mahkemelerin daha isabetli ve dahasağlıklı kararlar vermelerine katkıda bulunmak olduğu anlaşılmaktadır. Şuhalde, Kurul'un, resmi bilirkişi sıfatıyla görevlendirilmesinin ve verdiğiraporların, mahkemece yeterli görüldüğünde hükme dayanak yapılmasının, toplumdayerleşmiş adalet duygusunu sarsıcı hiçbir yönü yoktur. Kaldı ki, usul yasalarımahkemenin, verilen raporu yeterli bulmaması halinde, başka bir bilirkişiyemüracaat etmek yetkisini saklı tutmaktadır ve 3266 sayılı Yasada bunuengelleyen bir hüküm yer almamaktadır. Sorunun ağırlıklı özü de buradatoplanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Yasanın 2. maddesindeki, Kurul'a resmibilirkişilik görevi veren hükmün, dava dilekçesinde yer alan Anayasa'nın 2.maddesindeki "Hukuk Devleti", 138. maddesindeki "Mahkemelerinbağımsızlığı" ve 140. maddesindeki "Hakimlik ve savcılıkmesleği" ne ilişkin ilkelere aykırılığı söz konusu olamaz.
h) Dava dilekçesinde, Kurul'un Başbakanlık bünyesinde oluştuğu vesiyasal iktidarın emrinde olduğu, bir üye olarak Diyanet işleri Başkanlığıtemsilcisinin böyle bir Kurul'da "bütün siyasi görüş ve düşünüşlerindışında" kalamayacağı, bu nedenle Yasanın 2. maddesindeki Kurul'unkimlerden oluşacağım gösteren dördüncü fıkranın (i) bendinin Anayasa'nın 136.maddesine, ayrıca, bir din adamının devlet işinde görevli kılınmasını, dinişleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrı olmasını esas kabul eden laiklikilkesi ile bağdaşmadığı, dolayısıyla bend hükmünün Anayasa'nın 2. maddesineaykırı düştüğü, iptalinin gerektiği öne sürülmüştür.
Bu savın geçerli olup olmadığım anlayabilmek için konuya, Kurul'uniki görevi açısından ayrı ayrı bakmak gerekir.
(1) Yasaya göre Kurul'un temel görevi, mevkutelerin ve mevkutetanımına girmeyen diğer basılmış eserlerin, 18 yaşından küçüklerin maneviyatıüzerinde muzır tesir yapıp yapmadığım inceleyip karara bağlamaktır.
Oluşum tarzına bu görev açısından bakıldığında, Kurul'a bir dinadamının üye olarak katılmasını öngören hükmün, Anayasa'nın "Diyanetişleri Başkanlığı" başlığı altındaki 136. maddesi kuralına aykırı bir yönüolduğundan söz etmeye olanak görülmemektedir. Kurul'un, siyasal iktidarınanlayış ve politikaları doğrultusunda hareket edeceği iddiası, bir varsayımdanöteye geçmemektedir.
Kaldı ki, Anayasa'nın 24. maddesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarındaokuyan öğrencilere din ve ahlak eğitim ve öğretimini zorunlu kılmıştır. Din,ahlak kurallarım içeren sosyal bir olgudur.
Kurul'a üye olarak katılan Diyanet işleri Başkanlığıtemsilcisinin, Kurul'un önüne gelen dini ve ahlaki yayınların sağlıklı biçimdeincelenip değerlendirilmesinde uzman sıfatıyla önemli rolü ve olumlu katkısıolacaktır.
O halde, Kurul'a Diyanet İşleri Temsilcisinin katılması laikliğeaykırı olmadığı gibi, Anayasa'nın 2. ve 136. maddelerine de aykırı değildir.
(2) Din İşleri Yüksek Kurulu üyesinin, Kurul'un ikinci göreviniyerine getirirken, yani TCK.'nun 426., 427. ve 428. maddelerinde tanımlanansuçlarla ilgili olarak yargı organlarına bilirkişilik yaparken, Kurul'da yeralmasının laiklik ilkesine de aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Kurul'un diğerüyeleri gibi, Din İşleri Yüksek Kurulu'ndan seçilen üye de bilirkişi olarakgörev yaparken, olaya din kuralları açısından değil, toplumda geçerli olan vegenel nitelik kazanan ortak ahlaki değerler açısından yaklaşmak ve görüşünübuna göre oluşturmak zorundadır. Yasal düzenlemenin amacı ve biçimi, konularaİslam dini açısından bakmaya olanak tanımamaktadır. Bu nedenlerdir ki; Dinİşleri Yüksek Kurulu'ndan gelen üyenin, Kurul'un resmi bilirkişi olarakyapacağı göreve katılmasının, din işleriyle devlet işlerinin birbirinekarıştırılması anlamına geleceği, bunun ise laiklik ilkesine aykırı olduğuyolundaki savın anayasal dayanağının bulunmadığı ve 3266 sayılı Yasa iledeğişik 1117 sayılı Yasanın 2. maddesinin dördüncü fıkrasındaki (i) bendininiptal isteminin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Böylece, davacının, Yasanın 2. maddesinin tümüne yönelik iptalisteminin reddi gerekir.
Bu görüşe Mahmut C. Cuhruk, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta GüngörÖzden ve Muammer Turan katılmamışlardır.
3 - Yasanın 4. maddesi yönünden :
Dava dilekçesinde Yasanın 4. maddesine yöneltilen Anayasa'yaaykırılık savları özetle ve sırasıyla şöyledir :
a) Kurul'ca, 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır etkiyapacağına karar verilen eserler hakkında uygulanacak yaptırımlar ile hak veözgürlüklerde yapılacak ve demokratik toplumlarda cevaz verilmediği öne sürülenkısıtlamaları belirleyen Yasanın 4. maddesinin a, b, c, d, e fıkralarıyla 1.,2., 5. maddeleri ve Ek Madde 1'in Anayasa'nın 13. maddesine, ayrıca, 4.maddenin bütünüyle Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu ifade edilmiş,iptalleri istenmiştir.
Bundan önceki bölümlerde yer alan ve Yasanın 1. ve 2. maddelerineyöneltilen Anayasa'ya aykırılık savlarına ilişkin olarak Anayasa'ya aykırılıkhalinin bulunmadığını belirleyen gerekçeler, 4. maddenin söz konusu edilenfıkraları için de geçerlidir. Bununla beraber, bu maddenin, Anayasa'nın 13. ve38. maddesi karşısında ayrıca irdelenmesine gerek görülmüştür.
Bilindiği üzere Anayasa, kişilere tanınan hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında iki neden kabul etmiştir.
Birincisi, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ve bütün hak veözgürlükler için geçerli olan "genel" nitelikteki sınırlandırmanedenleridir.
İkincisi ise, her hak ve özgürlüğün niteliğine göre Anayasa'nınilgili maddelerinde ayrıca gösterilen "özel" niteliktekisınırlandırma nedenleridir.
Anılan maddenin açık ifade ve içeriğine göre, bir hak ve özgürlükhakkında ilgili maddede "özel" bir sınırlandırma nedenine yerverilmemiş olması, o hak ve özgürlüğün sınırsız olduğu anlamına gelmez. Böyledurumlarda o hak ve özgürlük hakkında Anayasa'nın 13. maddesinde yazılı genelsınıflandırma nedenlerine dayanılarak "yasa" ile sınırlandırmalargetirilebilir. Özellikle 13. maddenin son fıkrasında "bu maddede yer alangenel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü içingeçerlidir." biçiminde ifadesini bulan kural karşısında "18 yaşındanküçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute vemevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserler...." i sınırlayan, bununiçin de belli önlemler ve yaptırımlar içeren 3266 sayılı Yasanın 4. maddesinin,daha önce incelenen 1. ve 2. maddeleri gibi, Anayasa'ya aykırı yanıgörülmemiştir.
Davacı tarafından, Yasanın 4. maddesinin, Anayasa'nın "Suç vecezalara ilişkin esaslar"ı düzenleyen 38. maddesinin birinci fıkrasındaki"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı birfiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç içinkonulmuş olan cezadan daha ağır ceza verilemez.", dördüncü fıkrasındaki"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." vesekizinci fıkrasındaki "İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunudoğuran bir müeyyide uygulayamaz." biçimindeki kurallara aykırı olduğugörüşü ile iptali istenmiştir.
Ne var ki, Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen"Yasallık ilkesi", 1117 sayılı Yasa ve bu Yasanın çeşitli maddelerinideğiştiren 3266 sayılı Yasada esas itibariyle benimsenmiş bulunmaktadır.
Dördüncü fıkradaki, "masumluk karinesi" ise; bir yandanYasanın 4. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan "... ancak bu gibieserlerin sahipleri, eserlerinin müteakip sayı ve basılarının küçükler içinmuzır nitelikte olmadığı iddiasıyla Kurula başvurarak incelenmesiniisteyebilirler. Kurul, başvuruyu haklı bulursa, bu maddedeki sınırlamalarsonraki sayı ve basılar için uygulanmaz." hükmü ile korunmuştur. EsasenAnayasa'nın 125. maddesinde yer alan "idarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolu açıktır." biçimindeki kural ile bu yöndenyeterli güvence de sağlanmıştır.
Sekizinci fıkradaki' kısıtlama da, bu nedenlerle dayanağım saltbir idari "eylem ve işlem" den değil, yukarıda değinilen Anayasa veyasa maddelerinden almaktadır.
Şu halde. Yasanın 4. maddesi Anayasa'nın 38. maddesine de aykırıdeğildir.
b) Dava dilekçesinde idarenin, Yasanın 4. maddesindekisınırlamalarla yine Yasanın 5. maddesinde ve Ek Madde 1'deki yaptırımlarıuygulamasının, kişinin manevi varlığım koruma ve geliştirme hakkınıengelleyeceği, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesine aykırı bulunan bumaddelerin iptal edilmelerinin gerektiği öne sürülmüştür.
Yasanın 2. maddesine ilişkin Anayasa'ya aykırılık savlanirdelenirken, bunların Anayasa'nın 17. maddesiyle bir ilgisinin bulunmadığıbelirtilmiştir. Aynı gerekçe Yasanın 4. maddesi için de geçerlidir.
c) Yine davacı savında, Yasanın 4. maddesinin (d) fıkrasındakimuzır damgalı eserlerin radyo ve TV ile veya diğer suretlerle ilanedilmeyeceğine, satışı için reklam ve propaganda yapılmayacağına ilişkinhükmün, bu Yasanın 1., 2., 4. maddeleri ve Ek 1. maddesi ile birlikteAnayasa'nın "Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşmearaçlarından yararlanma hakkı" m düzenleyen 31. maddesine aykırı olduğuileri sürülerek iptali istenmiştir.
Ancak, kamu tüzelkişilerinin elindeki bu araçlardan yararlanmahakkının koşullarının ve usullerinin yasayla düzenleneceği, bu yasadaAnayasa'nın 13. maddesinde yer alan genel sınırlamalar çerçevesinde bu hakkınsınırlanabileceği, yine Anayasa'nın 31. maddesinde vurgulanmıştır.
Küçükler için zararlı olduğuna dair "kamusal" niteliklibir Kurul tarafından karar verilen basılı eserlerin, yine kamusal nitelikliradyo ve TV ile ilan, reklam ve propagandalarının yapılmamasını içeren yasalhüküm, olayın doğasına uygundur.
Şu halde, Yasanın 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendininve bu maddeyle davacı tarafından ilgili bulunan Yasanın 1., 2., 4. ve 5.maddeleri ile Ek 11. maddesinin Anayasa'nın 31. maddesine aykırılığı kabuledilemez.
Belirtilen nedenlerle. Yasanın 4. maddesinin tümüyle Anayasa'yaaykırı yanı yoktur, iptal isteminin reddi gerekir.
Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta Güngör Özden veMuammer Turan 4. maddenin yedinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptaligerektiği düşüncesiyle bu görüşe katılmamışlardır.
4 - Yasanın 7. maddesi :
3266 sayılı Yasanın 5. maddesiyle değiştirilen 1117 sayılı Yasanın7. maddesini oluşturan ve Kurul'ca bir aydan fazla süreli mevkuteler ile diğerbasılmış eserler hakkında verilen karar gereklerinin yerine getirilmemesihalinde, eser sahiplerinin, sorumlu müdürlerinin ve telif hakkı sahiplerininiki milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılmalarım,tekerrürü halinde cezanın azami haddinin uygulanmasını öngören kurallarınAnayasa'nın 29. ve 38. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle iptal edilmesigerektiği davacı tarafından ileri sürülmüştür.
18 yaşından küçükleri, maneviyatları üzerinde olumsuz (zararlı)etki yapabilecek nitelikteki yayınlara karşı korumak amacıyla idari ve hukukiönlemler almak, daha önce de vurgulandığı üzere, Devlete verilmiş bir görevolduğuna göre, bu yolda getirilen önlemlerin beklenen sonuçları vermesi, aykırıhareketlerin yaptırımlara bağlanmasını gerektirir.
Bu nedenle Yasanın anılan 7. maddesi Anayasa'ya aykırıgörülmemiştir.
5-3266 sayılı Yasanın Ek 1. Maddesi :
1117 sayılı Yasaya 3266 sayılı Yasanın 9. maddesiyle eklenen EKMADDE l e göre :
"Bir aydan az süreli mevkuteler hariç, 4 üncü maddedebelirtilen şekilde sınırlamaya tabi tutulacak basılmış eserlerin sahiplerinden;
a) Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı haldebasılmış eserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek zarf veyapoşet içinde satışa arz etmek isteyenler, bu eserlerin Katma Değer Vergisidahil toplam satış bedeli üzerinden % 25 oranında bir meblağı, piyasayasürdükleri tarihten,
b) Basılmış eserlerinin. Kurul tarafından küçükler için muzırnitelikte olduğuna karar verilenler, bu eserin basım adedinin Katma DeğerVergisi dahil toplam satış bedeli üzerinden % 40 oranında bir meblağı, Kurulkararının tebliği tarihinden,
itibaren, bir ay içinde, Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzereMaliyeye yatırmak zorundadırlar..."
Dava dilekçesinde, getirilen bu hükümle, yayın kuruluşununekonomik açıdan batmasına neden olabileceği, böyle bir meblağın Konut Fonunaaktarılmasının anayasal dayanağının bulunmadığı, bu nedenle Yasadaki EK MADDE1'in, Anayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kanun, haber,düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı.... mali ... şartlar koyamaz." kuralına aykırı olduğu, iptaliningerektiği ileri sürülmüştür.
Küçükler üzerindeki zararlı etkileri, ister sahibince bizzat,ister Kurul'un bir kararıyla saptanmış olsun, basılmış eserlerin satışasunulabilmesi için belli oranlarda parasal ödeme yükümlülüğüne tabi tutulması,bir para cezası değildir. Bu koşul, aynı alandaki ticari amaçları, Anayasa'nın13., 41. ve 58. maddeleri çizgisinde tutmayı hedef alan bir disiplin türüdür.Kamu düzenine, kamu yararına, genel ahlaka ve genel sağlığa aykırı kazançsağlama eğilim ve alışkanlıklarına karşı uyarıcı ve caydırıcı bir yaptırımdır.
Parasal yükümlülük oranlarının saptanması ya da Konut Fonu gibiherhangi bir amaca tahsisi, yasama organının takdir yetkisi içinde kalan birkonudur, irdelenmesi, yerindelik denetimine girer. Aksine bir davranış,Anayasa'ya uygunluk denetiminin amacım aşar.
Açıklanan nedenlerle, 1117 sayılı Yasaya 3266 sayılı Yasa ileeklenen EK MADDE 1'in Anayasa'nın 29. maddesine aykırı yanı yoktur.
Bu görüşe Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan,Mustafa Gönül ve Mustafa Şahin katılmamışlardır.
6- 3266 sayılı Yasanın Ek 2. Maddesi :
Dava dilekçesinde, 3266 sayılı Yasanın 5. maddesiyle değiştirilen1117 sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörülen cezadan başka EK MADDE 2'de ayrıcaikinci bir cezanın tertip edildiği, bu hükmün, aynı suçun ikinci kezcezalandırılması sonucunu doğurduğu, bu durumun ise Anayasa'nın 2. maddesindekihukuk devleti ilkesiyle 29. ve 38. maddelerine aykırı olduğu, davacı tarafındanileri sürülmüş ve iptali istenmiştir.
Davacı savma ve istemine açıklık getirebilmek için EK MADDE 2'ninmetnine yeniden bir gözatmakta ve EK MADDE l ile arasındaki önemli farklarısaptamada yarar vardır :
"EK MADDE 2. - Bir aydan az süreli mevkutelerde ve eklerinde18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte yayınyapılamaz. Aksine davranan mevkute sahipleri ile sorumlu müdürleri hakkındaTürk Ceza Kanununun 426 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki ceza hükümleriuygulanır. Tekerrürü halinde bu cezalar üç misli tatbik edilir."
Bu madde, ile EK MADDE l arasındaki farklar şöyle sıralanabilir:
a) EK MADDE l, bir aydan fazla süreli basılmış eserleri kapsamınaaldığı halde, EK MADDE 2'de bir aydan az süreli mevkute ve ekleri sözkonusudur.
b) EK MADDE 1'de, basılmış eserlerin satış bedeli üzerinden % 25ya da % 40 oranlarında parasal bir ödeme yükümlülüğü getirildiği halde, EKMADDE 2'de, Türk Ceza Kanununun yine bu Yasanın 10. maddesiyle değiştirilmiş426. maddesine göndermede bulunmak suretiyle "tiraj" ölçütüne dayalı"ağır para cezası" öngörülmüştür.
c) EK MADDE 1'de basılmış eserlere yönelik bir"sınırlama", EK MADDE 2'de ise bir "yasaklama" vardır.Sınırlamaya tabi basılmış eserlerin satışı, belli koşulları yerine getirmeksuretiyle serbest olduğu halde, yasaklanan eser için bu olanak yoktur.
Şu halde, aynı eylem için Yasanın hem 7. maddesi hem de EK 2.MADDESI ile ayrı iki ceza uygulaması getirildiğine yönelik davacı savı yerindedeğildir.
Tüm özgürlüklere olduğu gibi basın özgürlüğüne de kamu yararı,genel ahlak ve genel sağlığın korunması amaçlarıyla sınırlamalargetirilebileceğine, Anayasa'nın 13. maddesinin birinci fıkrasında yer verildiğineönceki bölümlerde değinilmişti. Bu kural doğrultusunda küçükleri, ahlakiyapılarına, beden ve ruh sağlıklarına zararlı etkiler yapacak yayınlardankorumak "kamu yaran" düşüncesine dayanmaktadır ve EK MADDE 2'ninbirinci ve ikinci tümcesi bu bakımdan Anayasa'nın 13. maddesine uygundur.Ancak, bu maddenin "Tekerrürü halinde bu cezalar üç misli tatbikedilir" biçimindeki son tümcesi, önleyici ve caydırıcı düzenlemegereksinimi ile bulunan çare arasında adaletli ve kabul edilebilir dengeyibozmaktadır. Araç ile amaç arasındaki mantıki bağ kaybolmaktadır. Demokratiktoplum düzeninde, basın özgürlüğünü tehdit ve korku ortamına sürükleme istidadıtaşımaktadır.
Bu nedenlerle, EK MADDE 2'nin "Tekerrürü halinde bu cezalarüç misli tatbik edilir" biçimindeki son tümcesi, Anayasa'nın"Cumhuriyetin nitelikleri" ni belirleyen 2. maddesindeki"Türkiye Cumhuriyeti, ... adalet anlayışı içinde ... bir hukukDevletidir.", 13. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Temel hak vehürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.",28. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesindeki "Basın hürdür ..."ilke ve kurallarına aykırı görülmektedir. İptali gerekir. Bu maddenin diğerkısımlarına aykırı görülmektedir, İptali gerekir. Bu maddenin diğer kısımlarınailişkin iptal istemi reddedilmelidir.
Mahmut C. Cuhruk, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden EkMadde 2 hükmünün tümüyle, Necdet Darıcıoğlu ise ikinci ve üçüncü tümcelerininAnayasa'ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği görüşündedirler.
7 - 3266 sayılı Yasanın 10. maddesiyle değiştirilen 765 sayılıTürk Ceza Kanununun 426. maddesi :
3266 sayılı Yasanın 10. maddesiyle değiştirilen Türk CezaKanununun 426. maddesinde, her tür süreli ya da süresiz basılmış eserlerle,optik ya da elektronik aygıtlarla, gösteri sanatları ve benzeri kitle iletişimaraçlarıyla "Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsi arzularıtahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı..." eylemleriyapanlara ya da yaptıranlara iki milyon liradan on milyon liraya kadar ağırpara cezası verileceği öngörülmüştür.
Yine Türk Ceza Kanununun değişik 426. maddesinin ikinci fıkrasıyla"Bu fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilenmevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde sahiplerine; mevkute bir aydan azsüreli ise bir önceki ay ortalama tirajının (basılan miktar) aylık veya biraydan fazla süreli ise bir önceki tirajının (basılan miktarının) katma değervergisi dahil toplam satış bedelinin 5 ila 15 katı tutarında ağır para cezasıhükmolunur. Ancak, bu cezalar en yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ayortalama günlük tirajının katma değer vergisi dahil satış tutarının yarısındanaz olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilen cezanınyansı uygulanır." hükmü getirilmiştir.
Davacı, 3266 sayılı Yasanın 10., 11. ve 12. maddeleriyledeğişikliğe uğrayan Türk Ceza Kanununun 426., 427. ve 428. maddeleriningetirdiği ağır para cezalarının uygulanması halinde basılı eserin ya da bu esersahibinin yayın yaşamına devam etme olasılığının ortadan kalkacağım, cezanınsuçla orantılı olması gerektiğini, bu nedenle anılan her iki maddenin de,Anayasa'nın "Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasınıengelleyici ... mali şartlar koyamaz." diyen 29. maddesi ile "Suç vecezalara ilişkin esaslar" ı düzenleyen 38. maddesine ve Anayasanın hiçbirhükmü. Anayasada yeralan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyettebulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz." biçimindeki 14. maddeninüçüncü fıkrasına aykırı olduğunu, iptal edilmeleri gerektiğini ileri sürmüştür.
Davacının her üç maddeye birlikte yönelttiği savlar, Türk CezaKanununun 427. ve 428. maddeleri irdelenirken de gözönünde bulundurulacaktır.
Türk Ceza Kanununun değişik 426. maddesinde olduğu gibi, onuizleyen 427. ve 428. maddelerinde de müstehcenlik suçuna ilişkin düzenlemeleryapılmaktadır. Bu maddelerin eski metinlerinde yer alan "müstehcen vehayasızca" sözcükleri, yeni metinde müstehcenlik kavramına açıklıkgetirebilmek amacıyla "halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsiarzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı" biçimindedeğiştirilmiş, ayrıca hapis cezası kaldırılarak hükmedilecek para cezalarınınmiktarı arttırılmıştır.
Türk Ceza Kanununun anılan üç maddesinin birlikte incelenmesinden,Yasakoyucunun, belirli araçlarla genel ahlaka tecavüz konusunda, hemen hemenbütün muhtemel tecavüz araçlarım ve bunlarla gerçekleştirilmesi mümkün olantecavüz biçimlerini saptamaya çalıştığı, bu nedenledir ki, özellikle 426.maddede suçun maddi öğelerini çok ayrıntılı olarak ifade ettiğianlaşılmaktadır.
Batı hukukunda olduğu gibi, ülkemizde de uzun süre müstehcenlikkavramına duyulan açıklık gereksinimi, bu ayrıntıların nedenidir.
Kesin olarak denilebilir ki, müstehcen yayınların sanat ve kültüryaşamıyla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Aksine, müstehcende kamu yararına,genel ahlaka ve genel sağlığa aykırılık ve tecavüz hali vardır. Cezai önlem veyaptırım, kamu düzeni ve yaran için kuşkusuz, zorunludur. Bu nedenle, Türk CezaKanununun değişik 426. maddesi, gerek konunun düzenleniş biçimi, gereköngörülen para cezaları yönünden Anayasa'ya aykırı değildir.
Ne var ki, 426. maddenin ikinci fıkrasının bir ve ikincitümceleriyle, müstehcen yayın yapmaları halinde mevkute sahipleri hakkın dahükmedilecek para cezasının alt ve üst sınırları belirli miktarlar halindesaptanmamış, "tiraj" gibi değişken bir ölçüye bağlanmıştır. Butümcede sözü edilen para cezası için baz olarak, basılmış eserin kendi tirajıkabul edildiği halde, ikinci tümcede, bu cezaların alt sınırı, "en yüksektirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama günlük tiraj mm katma değervergisi dahil satış tutarının yansından az olamaz." biçiminde ifadeedilmiştir.
Buna göre, örneğin çok küçük bir yerleşim biriminde yayınlanan,fakat tirajı son derece düşük bir günlük gazete sahibinin ve sorumlu müdürününmüstehcen yayın halinde karşılaşacakları para cezasının en az ve en çokmiktarının hesabı, Türkiye'nin en yüksek tirajlı günlük mevkutesinin "Birönceki ay ortalama günlük tiraj mm katma değer vergisi dahil satış tutamımyansı" gibi, suçu işleyenin normal olarak önceden bilmesine imkan olmayanbir ölçü ve esasa bağlanmış bulunmaktadır. Adaletsizlik ve eşitsizlik vardır.
Açıklanan bu nedenle, Türk Ceza Kanununun değişik 426. maddesininikinci fıkrasındaki ikinci tümcenin, Anayasa'nın 2. maddesinde belirlenen hukukdevleti ilkesine, 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine ve"Basın hürriyeti" başlığı altındaki 28. maddesine aykırı görülmüştür.iptali gerekir. Mahmut C. Cuhruk bu görüşe katılmamıştır.
Maddenin öbür hükümlerine yönelik aykırılık iddiası ise yerindegörülmemiştir.
8 - 3266 sayılı Yasanın 11. ve 12. maddeleriyle değiştirilen 765sayılı Türk Ceza Kanununun 427. ve 428. maddeleri :
3266 sayılı Yasanın 11. maddesiyle değişik Türk Ceza Kanununun427. maddesi, müstehcen kavramı içinde sayılabilecek basılmış eserlerinyazarlarına, bunların yayımlandığı mevkutelerin sahipleri ile mevkute tanımınagirmeyen basılmış eserleri yayınlatanlara 426. maddedeki cezaların verileceğimhükme bağlamaktadır. Ayrıca, 426. madde ile bu maddede yazılı evrak ve eşyanınmüsadere ve imha edileceği hükmünü içermektedir.
3266 sayılı Yasanın 12. maddesiyle değişik Türk Ceza Kanununun428. maddesi ise yine "Halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsiarzuları tahrik ve istismar eder nitelikte, genel ahlaka aykırı..."şarkıları alenen söyleyenler, plak ve bantlarını çalanlar, genel adaba aykırıya da bir kişi ya da kurulun namus ve haysiyetini ihlal edici demeç ve sözlerlesatış yapanlar hakkında verilecek para cezasını düzenlemektedir.
Sözü edilen bu iki maddeye ilişkin ve davacı savında yer alanAnayasa'ya aykırılık gerekçelerine ve yapılan değerlendirmelere, 426. maddeirdelenirken ele alınmış olduğundan burada tekrarına gerek görülmemiştir.
Aynı gerekçeler, açıklamalar ve değerlendirmeler - 426. maddeninikinci fıkrasının ikinci tümcesi dışında - 427. ve 428. maddeler için degeçerlidir ve anılan maddeler yönünden Anayasa'ya aykırılık söz konusu olmadığıiçin iptal isteminin reddi gerekmektedir.
V - Sonuç :
l - 21/6/1927 günlü, 1117 sayılı Küçükleri Muzır NeşriyattanKoruma Kanununa 6/3/1986 günlü, 3266 sayılı Kanun ile eklenen;
a) 1. ve 7. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin reddine oybirliğiyle;
b) 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Mahmut C. Cuhruk, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta Güngör Özden ve MuammerTuran'ın karşıoyları ve oyçokluğuyla;
c) 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta Güngör Özden ve MuammerTuran'ın yedinci fıkranın Anayasa'ya aykırı oyduğu ve iptali gerektiğiyolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;
2-21.6.1927 günlü, 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan KorumaKanununa 6.3.1986 günlü, 3266 sayılı Kanun ile eklenen;
a) Ek Madde 1'in Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mustafa Gönül veMustafa Şahin'in karşıoyları ve oyçokluğuyla;
b) Ek Madde 2'nin son cümlesini oluşturan "Tekerrürü halindebu cezalar, üç misli tatbik edilir" biçimindeki hükmün Anayasa'ya aykırıolduğuna ve iptaline oybirliğiyle, maddenin diğer kısımlarına ilişkin iptalisteminin reddine, Mahmut C. Cuhruk, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta GüngörÖzden'in, Ek Madde 2 hükmünün tümüyle, Necdet Darıcıoğlu'nun ise ikinci veüçüncü cümlelerin iptali gerektiği yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;
3 - Türk Ceza Kanunu'nun 6.3.1986 günlü, 3266 sayılı Kanun iledeğişik;
a) 426. maddesinin ikinci fıkrasında yeralan "Ancak, bucezalar en yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama günlüktirajının katma değer vergisi dahil satış tutarının yarısından az olamaz."biçimindeki hükmün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Mahmut C. Cuhruk'unhükmün Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmadığı yolundaki karşıoyu veoyçokluğuyla, maddenin diğer hükümlerine ilişkin iptal isteminin reddineoybirliğiyle,
b) 427. ve 428. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin reddine oybirliğiyle,
11.2.1987 gününde karar verildi.
Başkan
Orhan ONAR
Üye
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Selahattin METİN
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Vural SAVAŞ
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1886/12
Karar Sayısı: 1987/4
Yerine göre dini ve ahlaki konularda söz sahibi olan birineduyulan gereksinim gibi bir nedenle de olsa, Diyanet İşleri Başkanlığı Dinişleri Yüksek Kurulundan birinin Yasanın 2. maddesine göre Başbakanlıkbünyesinde oluşturulan kurula üye sıfatıyla alınması; Diyanet İşleriBaşkanlığının ve dolayısıyle kimi mensuplarının görev alanını özel kanunundagösterilenlerle sınırlı tutan Anayasa'nın 138. maddesiyle bağdaşamaz.
Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi suç sayılan eylemin bütünunsurlarıyla yasada belirlenmiş olmasını gerekli kılar. Bir aydan az sürelimevkutelerde ve eklerin de 18 yaşın dan küçüklerin maneviyatı üzerinde muzırtesir yapabilecek nitelikte yayın yapılmasını cezalandıran ve fakatunsurlarının ne olduğu belirlenmemiş bulunan Ek Madde 2 hükmü de Anayasa'nın38. maddesine aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle her iki hükmün de iptaline karar verilmesidüşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Mahmut CUHRUK
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1986/12
Karar Sayısı: 1987/4
l - 1117 sayılı Yasanın 3266 sayılı Yasa ile değiştirilen 4.maddesinin yedinci fıkrası; bir aydan az süreli mevkuteler dışında kalanbasılmış periyodik eserlerin üç sayısı ya da diğer basılmış eserlerin üç basışıhakkında Kurulca sınırlama kararı verilmiş olmasını söz konusu eserlerinsonraki sayı ve basılarının da, yeniden bir karar verilmesine gerekkalmaksızın, bu maddede belirtilen sınırlamalara tabi tutulması için yeterligörmektedir.
Anılan fıkra, bu durumdaki eserlerin sahiplerine, eserlerininmüteakip sayı ve basılarının küçükler için muzır nitelikte olmadığı iddiasıylaKurula başvurarak inceleme yapılmasını istemeleri olanağını tanımış vebaşvurunun haklı bulunması halinde bu maddedeki sınırlamaların sonraki sayı vebasılar için uygulanmayacağını ayrıca hükme bağlamıştır.
Anlam ve içeriği yukarıda kısaca belirlenen fıkranın suçlulukkarinesini kabul ettiği açıkça gözlenmektedir. Oysa, aksi sabit oluncaya kadarherkesin masum sayılması, Anayasa'nın, Cumhuriyetin niteliklerine ilişkin 2.maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez gereğidir. Evrensel birkural olarak uluslararası belgelerin de önemseyerek benimsediği masumlukkarinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." biçiminde ifadeedilmiştir.
Küçükler için muzır olduğuna üç defa karar verilen basılmışperiyodik eserlerin sonraki sayılarının veya bu tür bir işleme tabi tutulandiğer basılmış eserlerin sonraki basılarının, ayrıca bir inceleme,değerlendirme ve karara gerek kalmaksızın sınırlamaya tabi tutulması masumlukkarinesiyle bağdaşmamakta ve düzenleme bu bakımdan hukuk devleti ilkesine debütünüyle ters düşmektedir. Eser sahibinin Kurula başvurma hakkının bulunması,hatta idari yargı yolunun açık olması Anayasa'ya aykırı olarak belirlenendurumu değiştirmeye yetmemektedir.
Gerçekten usulü dairesinde sınırlama kararı verilmiş olsa bile,basılmış periyodik eserler ile diğer basılmış eserlerin her sayı ve basışıbirbirinden ayrı ve bağımsız niteliklere sahip bulunduğuna göre; önceki sayı vebasılar hakkında verilen sınırlama kararlarının sonraki sayı ve basılanetkilememesi ve eser sahiplerinin, ayrıca inceleme yapılmasına ve yeniden kararverilmesine gerek duyulmaksızın yasa buyruğuna aykırı hareket etmiş durumadüşürülmemesi, başka bir anlatımla, ilgililerin kişilik baklan ile eserlerineilişkin tüm haklarının özenle korunması bu doğrultudaki düzenlemelerin temeldayanağı olmalıdır.
İnceleme konusu düzenleme bu nedenlerle Anayasa'nın 2. maddesineve 38. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı bulunmaktadır.
2 - 1117 sayılı Yasaya 3266 sayılı Yasayla eklenen Ek 1. madde;bir ay ve daha fazla süreli basılmış periyodik eserler ile diğer basılmışeserlerin sahiplerini eserlerinin Kurul kararı ile sınırlamaya tabi tutulmuşolmasına veya kendiliklerinden, zarf veya poşet içinde satışa arzedilmesiniistemiş bulunmalarına göre belli ölçü ve oranlar karşılığındaki parayı TopluKonut Fonuna yatırmakla yükümlü kılmaktadır.
Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı halde basılmışeserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek bunları zarf veyapoşet içinde satışa arzetmek isteyenlerle; Kurul tarafından küçükler için muzırnitelikte olduğuna karar verilerek sınırlamaya tabi tutulan eserlerinsahiplerinden. Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzere belli ölçü ve oranlarda paratahsil edilmesinin 3266 sayılı Yasanın amacına uygun bir anlamı ve küçüklerinkorunmasıyla doğrudan ya da dolaylı hiçbir ilgisi yoktur.
Madde, maliyet ve fiat artışına yol açan ifade ve içeriğinedeniyle bu tür eserlerin diğerlerine oranla daha yüksek fiyatlar üzerindensatılmasını zorunlu kılmaktadır. Belirtilen yayınların satışını sınırlayan vebunların büyükler tarafından okunmasını parasal açıdan zorlaştıran söz konusudüzenlemenin, Anayasa'nın 13. maddesinin, temel hak ve hürriyetlerle ilgiligenel ve özel sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıolamayacağını ve öngörüldükleri amaç dışında kullanamayacağını belirleyenikinci fıkrasıyla uyum içinde bulunduğu söylenemez.
1117 sayılı Yasanın, bu yasada 3266 sayılı Yasa ile yapılandeğişik ilklerin ve 3266 sayılı Yasanın 9. maddesiyle 1117 sayılı Yasayaeklenen Ek Maddelerin doğrudan doğruya küçükleri koruma amacı güttüğü, bunamukabil toplumu bütünüyle korumayı amaçlamadığı bilinen bir keyfiyettir. Halböyle olduğuna göre, 18 yaşından büyük olanlar, küçükler için muzır sayılaneserleri, küçükleri korumak için konulan önlemlere uymak koşuluyla serbestçesatın alıp okuyabileceklerdir. Oysa inceleme konusu Ek 1. madde, bu hakkınkullanılmasını olumsuz biçimde etkilemekte, bu yönden, Anayasa'nın 29.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ve yasaların, haber, düşünce vekanatların serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal,ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamayacağını hükme bağlayan son cümlesine deaykırı düşmektedir. Gerçekten belli konulan kapsayan ve belirli düşünce vegörüşleri içeren yayınların, maliyet ve fiyat artışına yol açan yasa hükümlerigereği yüksek fiyatlar üzerinden satılmasını zorunlu kılan önlemler, buyayınların konusunu oluşturan haber, düşünce ve görüşlerin kitlelereulaştırılmasını engelleyici, en azından zorlaştırıcı ekonomik ve mali koşullarniteliğindedir.
Öte yandan, 4. maddede belirtilen şekilde sınırlamaya tabi tutulanbasılmış eserlerinin de iş ve mesleklerinin gereğini yapmakta olduklarındakuşku bulunmamaktadır. Eserleri yasal sınırlamalara tabi tutularakyayımlananların, sınırlamaya tabi tutulmayanlardan ve öteki iş kollarındaçalışanlardan farklı olarak ayrıca parasal yükümlülük altına da sokulması,hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle uyumlu bir düzenlemeden söz edilmesinimümkün kılmamakta, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı bir düzenlemeninortaya çıkmasına da neden olmaktadır.
3 - 3266 sayılı Yasayla 1117 sayılı Yasaya eklenen Ek 2. Madde;bir aydan az süreli mevkutelerde ve eklerinde, 18 yaşından küçüklerinmaneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte yayın yapılmasınıengellemekte, bu yasağa karşı çıkan mevkute sahipleri ile sorumlu müdürlerinineylemlerini suç sayarak, bunlar hakkında Türk Ceza Kanununun 426. maddesininikinci fıkrasındaki ceza hükümlerinin uygulanmasını ve tekerrürü halinde bucezaların üç misli tatbik edilmesini öngörmektedir.
Yasakoyucu, kural olarak her konuyu, Anayasa'ya uygun olmak koşuluylaserbestçe düzenleyebileceğine göre; bir aydan az süreli mevkutelerde veeklerinde 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacaknitelikte yayın yapılmasını suç sayması, kanımızca, konu öğesi açısındanAnayasa'ya aykırı bir durum yaratmamaktadır.
Bir ay ve daha fazla süreli mevkuteler ve mevkute tanımınagirmeyen diğer basılmış eserlerle ilgili bu tür yayınları suç saymayan vesadece yasal sınırlamalara tabi tutmakla yetinen Yasama Organının, her ikikategoriyi oluşturan yayınların mahiyet ve özelliğini, dış alemdeki etkilerinive korunmak istenen menfaatin önem derecesini ayrı ayrı gözönünde tutmaksuretiyle bir aydan az süreli mevkute sahipleri ve sorumlu müdürleri içintercihini ve takdir hakkını belirtilen doğrultuda kullanmış olması incelemekonusu Ek 2. Maddenin birinci cümlesi hükmünü Anayasa'ya aykırılıklasakatlamadığı halde, ikinci cümle hükmü yönünden durum tamamen değişik birgörüntü sergilemektedir.
Önemle belirtmek gerekir ki, ikinci cümle hükmüne ilişkindüzenlemenin amacı ile Türk Ceza Kanununun 426. maddesinin ikinci fıkrasınagönderme yapılarak dolaylı biçimde belirlenen ağır para cezalanma miktarıarasında adil bir denge kurulamamış; inceleme konusu ikinci cümle hükmü ilegönderme yapılan maddenin açıkça ve somut olarak saptamadığı ve değişkenölçülere bağlı kıldığı ağır para cezalarının dozu, basın hürriyeti iledemokratik toplum düzeninin varlığından kuşku duyulmayacak düzeyde tutulmamış,böylelikle basın hürriyeti için ağır bir korku ve tehdit ortamı yaratılmıştır. Düşünceve kanaatların serbestçe yayımlanmasını engelleyici, en azından zorlaştırıcıekonomik ve mali engel niteliği tartışılmayacak kadar açık olan dozajı yüksekağır para cezalarının basının temel işlevini olumlu doğrultuda etkileyeceğidüşünülemez.
Ayrıca, küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağıanlaşılan ve esas itibariyle toplumun yalnız bu kesimine zarar verecek olan biraydan az süreli mevkute ve ekleri ile yapılan suç konusu yayınların, toplumuntüm fertlerinin ar ve haya duygularım inciten veya cinsi arzuları tahrik veistismar eder nitelikteki genel ahlaka aykırı suçlarla bir tutularak aynıyaptırıma bağlanması da Anayasal ilke ve kuralların benimseyeceği bir düzenlemesayılamayacaktır.
Özetle yapılan açıklamalar karşısında, Ek 2. Maddenin ikincicümlesi, Anayasa'nın basın hürriyetim düzenleyen 29. maddesinin üçüncü fıkrasıile cezada kanunilik ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkelerini de benimseyen"suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesine, bunlardanayrı olarak hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle ilgili 2. ve 10. maddelerineaykırı bulunmaktadır. (Ek 2. Maddenin, sadece, "Tekerrürü halinde bucezalar üç misli tatbik edilir." biçimindeki üçüncü cümlesi Anayasa'yaaykırı görülerek iptal edildiğine, ikinci cümlesi ise oyçokluğu ile Anayasa'yauygun bulunduğuna göre, Anayasa'ya aykırı görülmeyen birinci cümlesininyaptırımdan yoksun kaldığı, bu nedenle uygulanma niteliğini yitirdiği önesürülemeyeceğinden 2949 sayılı Yasanın 29. maddesinin ikinci fıkrası uyarıncaçözüme bağlanması gereken bir sorun da söz konusu değildir).
11.2.1987 günlü. Esas : 1986/12 ve Karar : 1987/4 sayılı Kararın"l/c" ve "2/a, b" bölümlerine yukarıda açıklanan nedenlerlekatılmamaktayım.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1986/12
Karar Sayısı: 1987/4
l - 3266 sayılı yasayla değişik 1117 sayılı yasa uyarıncaBaşbakanlık bünyesinde oluşturulan ve basılmış eserlerin küçükler için muzırolup olmadığı konusunda 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasasındaki genel amaçve ilkeleri gözönünde bulundurarak karar vermek durumunda olan Kurul, bugörevine ilaveten, aynı yasanın 2. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Türk CezaKanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgili olarakyargı organlarına resmi bilirkişilik yapmakla görevlidir.
Türk Ceza Kanununun 3266 sayılı Yasayla değişik 426., 427. ve 428.maddelerinde, halkın ar ve haya duygularım inciten veya cinsi arzularım tahrikve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı her çeşit yayın suçsayılmaktadır. Söz konusu Kurulun "resmi bilirkişilik" yapacağısuçlar bu maddelerde tanımlanan nitelikte olanlardır.
Kurulun resmi bilirkişilik görevi iki durumda söz konusu olabilir:
1) Türk Ceza Kanununun 426, 427 ve 428. maddelerindeki suçlarınişlenmesi nedeniyle Cumhuriyet Savcılığınca doğrudan açılacak davalarda;
2) 3266 sayılı Yasayla değişik 1117 sayılı Yasaya göre yaptığıinceleme sırasında Türk Ceza Kanununun kapsamına giren "Halkın ar ve hayaduygularım inciten veya cinsi arzularım tahrik ve istismar eden nitelikteki genelahlaka aykırı yayınların varlığım öğrenen Kurul, Cumhuriyet Savcılığına suçduyurusunda bulunması suretiyle başlatılan soruşturmalarda.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 66. maddesine göre bellikonularda resmi bilirkişiler varsa, özel sebepler olmadıkça başkası tayinedilemez. Böylece 3266 sayılı yasayla değişik 1117 sayılı yasanın 2. maddesininüçüncü fıkrasına göre Kurulun, suç duyurusunda bulunduğu, kanısını belirlediğikonularda da resmi bilirkişi olarak görüşünü bildirmesi gerekecektir. Bu durum bilirkişilerinyansız olmaları, uyuşmazlık konusunda daha önce görüş bildirmemiş bulunmalarıkuralına uygun düşmeyeceği gibi, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 6.maddesinde yer alan "adil yargılanma hakkı "nı da zedeler.
Böylece, Anayasa'nın 36. maddesinde öngörülen savunma hakkı,görüşü önceden belli olan resmi bilirkişilik yoluyla zayıflamakta vezedelenmektedir.
Kaldı ki. Kurul üyelerinin çoğunluğunun memur statüsünde olmaları,özlük haklarının ve yeniden seçilebilme olanaklarının yürütme organına bağlıbulunması, yansız çalıştıkları durumlarda dahi siyasal iktidarların etkilerindekaldıkları savlarının sık sık ileri sürülmesine neden olabilecektir.
Söz konusu Kurulun resmi bilirkişi olması, açıklanan nedenlerleAnayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle ve hak arama özgürlüğünüdüzenleyen 36. maddesiyle bağdaşmaz.
2 - 1117 sayılı Yasanın, 3266 sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik4. maddesinin yedinci fıkrasına göre. Kurulca haklarında küçükler için muzırolduğuna üç defa karar verilmiş periyodik eserler ile diğer basılmış eserlerinsonraki sayılan, yeniden bir karar verilmesine gerek kalmaksızın bu maddedebelirtilen sınırlamalara tabi tutulacaktır. Ancak bu gibi eserlerin sahipleri,eserlerinin müteakip sayı ve basılarının küçükler için muzır nitelikte olmadığıiddiasıyla Kurula başvurarak incelenmesini isteyebileceklerdir.
Böylece bu fıkra, suçluluk karinesine benzer nitelikte"muzırlık karinesi" esasını benimsemiştir. Hakkında üç defa muzırolduğuna ilişkin karar bulunan periyodik derginin sonraki sayısı ya da sayılanda muzır kabul edilecektir. Ancak üç muzır kararından sonra derginin yenisayısının "muzır" sayılmadan yayımlanabilmesi eserin basımından öncebu Kurula inceletilerek "muzır görülmediği" yolunda karar alınmasınabağlıdır. Böylece fıkra üç muzır kararından sonra yayımlanacak sayı yönünden,bir anlamda, "sansür" esasını öngörmüştür. Haklarında küçüklere muzırolduğuna ilişkin karar verilen sayıların arka arkaya yayımlanmış olmasında dazorunluluk bulunmamaktadır. Örneğin, sadece 1., 5. ve 8. sayılan muzır görülen,öteki sayılar hakkında bu yönde bir karar bulunmayan bir derginin 9. sayısıdaha yayımlanmadan ve içinde ne olduğu görülmeden muzır kabul edilecektir. 9.sayı, küçüklere muzır olduğu yolundaki varsayımdan, ancak yayımdan önceincelenmesi ve Kurulun olumlu kararım alabilmesi halinde kurtulabilecektir.
Çağımızda insanların aksi sabit oluncaya kadar masum sayılmalarıhukukun temel ilkeleri arasına girmiştir. Masumluk karinesi, İnsan HaklanEvrensel Bildirgesinin 11. maddesinde ve İnsan Haklarını ve TemelÖzgürlüklerini korumaya ilişkin sözleşmenin 6. maddesinde ifadesini bulmuş; Bukural, Anayasa'nın 15. ve 38. maddelerinde "suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" biçiminde yer almıştır. Hakkında üçkez "muzır" kararı verilen bir derginin sonraki sayılarının da, hiçbirinceleme yapılmadan önceden muzır sayılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.Çünkü bir derginin her sayısı birbirinden ayrı ve bağımsızdır. Derginin çeşitlisayılarında beliren karakterinin başka sayılarda değişmesi olanaklıdır. Nitekimyasakoyucu da, bu durumu düşünerek üçüncü muzır kararından sonraki sayınınkurula önceden inceletilerek "muzır" olduğu yolundaki "peşinyargıdan" kurtulmanın mümkün olması esasını benimsemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle bu fıkra hükmünün Anayasa'nın 2.maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 28. maddesinde "Basın hürdür, sansüredilemez" kuralına ve 38. maddedeki "Suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar, kimse suçlu sayılamaz" ilkesine aykırı olduğu düşünülmektedir.
3 - 1117 sayılı Yasaya 3266 sayılı Yasayla eklenen Ek Madde 2 de,bir aydan az süreli mevkutelerle, yani günlük ve haftalık gazeteler ile hartadaya da 15 günde bir yayımlanan dergilerde ve eklerinde 18 yaşından küçüklerinmaneviyat) üzerine muzır tesir yapacak nitelikteki yayımlan yasaklamakta veaksine davranan mevkute sahipleri ile sorumlu müdürleri hakkında TCK, nün 3266sayılı Yasayla değişik 426. maddesinin ikinci fıkrasındaki cezanınuygulanmasını öngörmektedir.
Dava konusu madde, bu haliyle bir ay ve daha fazla sürelimevkutelerle, bir aydan az süreli mevkuteler arasında ayırım yapmaktadır. Yasa,bir ay ve daha fazla süreli mevkutelerden, 18 yaşından küçüklerin maneviyatıüzerine muzır tesir yapacak nitelikte olduğu kurul kararıyla saptananların yada sahibince bu nitelikte olduğu kabul edilenlerin bazı koşullarla büyükleresatışına olanak verdiği halde, bir aydan az süreli mevkutelerde bu tür biryayın büyükler için de yasaklanmaktadır. Başka bir deyişle bir ay ve daha fazlasüreli bir dergi, kurulca karar verilmesi veya dergi sahibinin kendiliğindenarzu etmesi halinde poşete konulup satılabilirken, aynı nitelikte, hattabütünüyle aynı yazı, resim, haber veya yorumu bir aydan az süreli mevkutelerdehiçbir şekilde yayınlanamayacak, aksi davranış TCK. nün 426. maddesininuygulanmasını gerektirir suçu oluşturacaktır. Bu suçun tekerrürü halinde ise,TCK. nün 426. maddesinde öngörülen "Halkın ar ve haya duygularım incitenveya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı"her tür kitap, gazete, risale, mecmua, varaka, makaleyi dağıtan ve satanlaraverilebilecek cezanın 3 katı ceza uygulanacaktır.
Böylece, bir ay ve daha fazla süreli yayınlarla, bir aydan azsüreli yayınların aynı fiil nedeniyle karşılaştıkları işlem çok farklı olmaktaaralarında eşitsizlik doğmaktadır.
Anayasa'nın 28. maddesi, 26. ve 27. maddelerine gönderme yaparak,basın özgürlüğüne getirilecek özel sınırlama nedenlerini saymıştır. Bunlararasında küçüklerin ve büyüklerin ahlakının ve sağlığının korunması gibi nedenbulunmamaktadır. Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen "kamu yaran"düşüncesine dayalı genel bir sınırlama ise, ancak, "demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı" olmadıkça Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygundüşer. 3266 sayılı Yasayla değişik 1117 sayılı, yasada, bir aydan az sürelimevkutelerin 18 yaşından küçüklerin maneviyatları üzerine muzır tesiryapmalarım önlemek amacıyla getirilen düzenlemede haklı bir nedenbulunmamaktadır. Çünkü çoğunlukla çok yönlü içerik taşıyan bir aydan az sürelimevkutelerin nelerin muzır olup olmadığı kesin anlaşılmayan, zamana ve kişileregöre anlamı değişen soyut bir kavrama dayanılarak yayınlarının yasaklanması veüzerlerinde çok büyük tutarlara ulaşan para cezalarıyla korku ve tehdityaratılması, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşamaz. Basının haberverme, iletişim, kamuoyunu yansıtma ve yaratma, yönetimsel ve toplumsalbozuklukları ortaya çıkarma gibi işlevlerini yerine getirebilmesi, büyükoranda, özgür bir ortamda çalışmasına bağlıdır.
Açıklanan nedenlerle Ek Madde 2 nin de Anayasa'nın 2., 13/2. ve28. maddelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.
Yukarıda 1., 2. ve 3. maddelerde belirtilen görüşlerle 3266 sayılıYasayla değişik 1117 sayılı Yasanın 2. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 4.maddesinin yedinci fıkrası ve Ek Madde 2 nin de iptali gerektiği oyu ileverilen karara karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOYGEREKÇEM
Esas sayısı: 1986/12
Karar sayısı: 1987/4
21/6/1927 günlü, 1117 nolu Küçükleri Muzır Neşriyattan KorumaKanunu ile 1.3.1926 günlü, 765 nolu Türk Ceza Kanunu'nün kimi maddelerinde6/3/1986 günlü 3266 nolu Yasayla yapılan değişikliklere ilişkin iptal istemininincelenmesinde Anayasa Mahkemesi kararının katılamadığım bölümlerindekullandığım karşıoylarımın gerekçelerini madde sırasına uyarak belirtiyorum ;
l - Küçükleri Zararlı Yayınlardan Koruma Yasası'nın Anayasa'yauygunluğun denetiminde geniş kapsamlı bir inceleme zorunluluğu açıktır. 1982Anayasası'nın 41. ve 58. maddelerinin, çocukların ve gençlerin korunmasıkonularında Devlete yüklediği görevleri, ülkemizin geleceği yönünden sorununönemini gözeterek değerlendirirken, hukukun gereklerine uygunluğu gözardı etmekolanaksızdır. "Yerindelik"le "Uygunluk" arasındaki incesınıra dokunmadan, anılan Yasanın 2. maddesinin öngördüğü durumlara bakmakgerekir.
Maddenin Başbakanlık bünyesinde oluşturduğu ve Anayasa'nın yukardaaçıklanan kurallarında dayanağım bulduğumuz "yetkili" Kurul süreliyayın (mevkute) ve mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerin küçüklerinmaneviyatları üzerinde zararlı etkisi olup olmayacağını karara bağlayıp,zararlı ise bu yayınları Yasanın 4. maddesinde öngörülen sınırlamalara bağlamakve Türk Ceza Yasası'nın 426-428. maddelerinde tanımlanan suçlar konusunda yargıorganlarına "resmi bilirkişilik" yapmakla yetkilidir.
a) Maddenin ikinci fıkrası 1739 nolu Milli Eğitim Temel Kanunu'ndakigenel amaç ve temel ilkelerinin (mad. 2-17) zararlılık incelenmesinde gözönündetutulacağım öngörmüştür. Belirlenen içerikte olmayan, gerekli niteliklereuymayan eserler, yasakoyucu yönünden küçükler için zararlılığın göstergesikabul edilmişlerdir. Bu tür eserler l aydan fazla süreli iseler kimisınırlamalarla satışa sunulacaklar, l aydan az süreli iseler sorumlularhakkında Türk Ceza Yasası'nın 426/2. maddesine göre dava açılacaktır.Zararlılıkta 1739 nolu Yasanın ölçü olarak alınması kanımca, Anayasa'nın 13/1,26-28. maddelerine aykırıdır. Genel sınırlama ile basın konusundaki özelsınırlamaları çizen bu maddelerin dışında 1739 nolu Yasayı gözetmek gibiAnayasa dışı bir sınırlama getirilmiş olmakla, ayrıca herkes 18 yaş içinzorunlu bulunan sınırlamalara bağlanmış olmaktadır. Cinsel ve ideolojik konuluyayınlarda 18 yaşından küçüklerin kavrama ve değerlendirme düzeylerinin temelalınması, daha yukarı yaşlarda olanları bunlardan yoksun kılma engelinigetirmektedir. Bu durum Anayasa'nın 17. maddesindeki ".... maddi ve manevivarlığı koruma ve geliştirme hakkı" ile de bağdaşamaz. Demokratik anayasaldüzenin en belirgin dayanaklarından, temel ögelerinden vazgeçilmezdeğerlerinden birisi olan özgür basın, incelenen Yasayla Anayasa dışı yeni birsınırlama içine alınmaktadır. Toplumu hep 18 yaşından küçüklerden oluşmuşsanmak, bu doğrultuda düzenlemeye gitmek özgür birey, özgür toplum, özgür basınanlayışının dengesiz, ölçüsüz sınırlarla yaralanacağı kuşkusuzdur. Anayasa dışıkoşullar, anayasal sınırlar karşısında geçersiz ve hukuk dışıdır. Özgürlüğünsinin, amacına uygun düşmezse kaba bir "zor" olarak kalır. Hukuksalsınırlama, ancak anayasal zorunluluğun sonucudur. Ceza Yasası maddelerininöngördüğü önlemleri de yalnızca mahkemeler alabilirler. Bunların yönetimorganlarına bırakılmasının hukuksal yanı yoktur. Kurulun, suç sayılan yayınhakkında önlem alması da uygun değildir.
b) incelenen Yasanın 2. maddesinin dördüncü fıkrasının oluşturduğuKurulu, çoğunlukla yönetime bağlı kimseleri aldığından siyasal iktidarınetkileme alanı içindedir. Gerekli güvencelerden yoksun görevlilerin ikinciişlerinde, asıl görevlerindeki konumu sürdüğünden, yasal bağımlılıklarınedeniyle uygulamada sorun yaratabileceklerdir. Anayasa'nın 125. maddesiuyarınca, kurul kararlarına karşı yönetsel yargı yolunun açık bulunması yeterlideğildir. Yargı kararlarına karşı yasa yolları bile, hukuk dişiliğin egemen veetkin olduğu yer ve zamanlarda yeterli sayılamaz. Sonuçta Bakanın, Başbakanınbuyruğuna açık durum. Anayasa katında sağlıklı görülemez.
c) 2. maddenin dördüncü fıkrasının (i) bendi gereğince Diyanetişleri Başkanı'nca, Din işleri Yüksek Kurulu üyeleri arasından seçilecekbirisinin Kurula katılması, dinsel gerekler ve yalnızca İslam dinigözetilecekse laiklik ilkesine aykırıdır. Din 'kuralları yönünden olmayıp,aktörel (ahlaksal) değerler açısından inceleme yapılacaksa, din görevlisininKurula alınmasında yine zorunluluk yoktur. Din konusunda uzman olan kimseninhukuksal konularda görevlendirilmesi devlet işlerinde dinsel görüşün alınmasıyolunun açılmasıdır. Bu tutum Anayasa ile bağdaşamaz. Birbirinden esinlenenaykırılıklar laik hukuku yıkar, uygarlık yürüyüşünü durdurur, yalnız acı vekaranlık getirir. Gerçekten aracı istemeyen, vicdanlarda kalması gerekli olandin, siyasal nedenler ve çıkarlar için bile gösteri konusu yapılamaz. Dine çokönem veriyormuş görünmek için gereksiz yere, din görevlilerini resmi işlerdeçalıştırmak, dinsel sömürüyü, laikliğe karşı açık-gizli tutumu hızlandıracaksakıncalı bir gidiştir. Laiklik, andlara geçmiş, korunması zorunlu birniteliktir. Türk Ceza Yasası'nın 163. maddesini Anayasa'ya uygun bularak iptalistemini reddeden Anayasa Mahkemesi'nin 3.7.1980 günlü. Esas: 1980/19, Karar:980/48 sayılı kararının (Resmi Gazete 3.11.1980, Sayı : 17149, Sayfa: 67-79) ekgerekçesini burada yineleyerek Atatürk İlkelerinin ve Türk Devrimi'nin temeliolan laikliğin Türkiye Cumhuriyeti için yaşamsal önemini vurgulamak istiyorum.Hiçbir nedenle bu konuda ödün verilemez, geri adım atılamaz. Laiklik konusundasiyasal ya da ekonomik nedenlerle ödün sayılacak uygulamalar hiçbir biçimdesavunulamaz. Tarikatlar ve kurslarla, değişik uygulamalarla geriye dönüş, tarihönünde en büyük suçlardan birini oluşturur. Dış ilişkilerde de özel bir dikkatigerektiren bu konu, Anayasa'nın özüdür. İslami akımların tırmanışa geçtiği,siyasete araç kılınmak istendiği bir ortam oluşunca düzeni koruma olanağıbulunamaz.
Yasadaki düzenleme biçimi ise Devlet işleriyle din işlerinibirbirine karıştırma izlenimi vermekte. Cumhuriyetin özü, temeli ve en belirginniteliği olan laiklik konusuna önem verilmediği kanısını uyandırmaktadır. Özelyasasıyla yüklendiği özel görevinin yanında hukuksal-yönetsel yeni bir görevegetirilen Din işleri Yüksek Kurulu üyesinin katkılarına gereksinim duyurmayacaköbür Kurul üyelerinin varlığı, amaç yönünden yeterlidir. Laiklik konusunda ödünverici düzenleme Anayasa'nın 2. maddesine açıkça aykırıdır.
d) incelenen Yasanın 2. maddesinin üçüncü fıkrası Kurul'a resmibilirkişilik görevinin verilmesine ilişkindir. Yasanın yollama yaparakbilirkişilik alanını belirlediği suçlar Türk Ceza Yasası'nın 426-428. maddelerikapsamına giren eylemlerdir. Yönetim içinde oluşturulan bir kurulun zorunlubilirkişiliği yönetimin yargıya elatması niteliğinde bir görünüm taşımaktadır.3266 nolu Yasa 1117 nolu Yasanın "Fikri, içtimai ilmi ve bedii kıymetihaiz olan eserler ve Kanunun şumulünden hariçtir" demesine karşın, konularıniçiçeliği, karışıklığı ve değerlendirmenin özelliliği nedeniyle Kurulunkararlarına konu olabileceği sakıncası açıktır Türk Ceza Yasası'nın sözü edilenüç maddesi (426, 427, 428) bilirkişilik alanının sınırlarıdır. Kurulun kararalma, 4. maddeye göre sınırlama kararı verdiği konularda bilirkişilik göreviyoktur. Hukuk Yargılama Yöntemi Yasası'nın 276. maddesiyle Ceza YargılamaYöntemi Yasası'nın 66. ve 68. maddelerinde resmi bilirkişilikle ilgili kurallarbu konudaki temel ve genel yargılardır. Ayrıca 3182 nolu Bankalar Yasası (madde87)'nde, 1567 nolu Türk Parasının Kıymetim Koruma Yasası (madde 4)'nda, 2659nolu Adli Tıp Kurumu Yasası (mad. l, 31)'nda da resmi bilirkişiliklere yerverilmektedir. Ancak 'belirtilen bu yasalardaki sistemler, incelenen yasadakindenayrıdır.
İncelenen Yasaya göre resmi bilirkişilik, Yasanın 2/3. maddesininbağlayıcılığı nedeniyle, halkın ar ve haya duygularım inciten ya da cinselisteklerini kışkırtıp sömürür nitelikte genel ahlaka aykırı yayınlara ilişkinkamu davasında mahkemenin görüş istemesiyle ya da bu tür bir yayını Kurulunincelemesi sırasında Cumhuriyet Savcılığı'na yaptığı ihbar üzerine açılandavada yine mahkemenin görüş istemesiyle söz konusu olacaktır. Mahkemenin,Savcılıkça doğrudan açılmış bir dava üzerine Kuruldan görüş istemesi Kurulunyansız, etkisiz, özgür çalışma olgusu gerçekleşirse sakınca taşımazsa da.Kurulun, Savcılığı uyarması üzerine açılan davada bilirkişinin yapması hukuksalyönden sakıncalıdır. Kanısını önceden açıklayarak değerlendirmesini bellietmiş, bir tür davacı niteliğini almış bir Kurulun sonra aynı konuda bilirkişiolarak görüş vermesi hukukun temel ilkeleriyle çelişir. Yargı bağımsızlığıAnayasa'nın en önemli ilkelerinden biridir. Bunun kapsamında yalnız yargıcındeğil, bilirkişinin bağımsızlığı da aranır. Anayasa'nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devletinin birçok Anayasa Mahkemesi kararında vurgulanmış,yinelenmiş nitelikleri düşünülüp gözetilirse hem davacı hem bilirkişi olarakdavada yer almanın aykırılığı saptanır. Üyelerinin çoğunun kamu personelioluşları ve Başbakanlık bütçesinden ödenek almaları yönetime bağlılıklarınınkanıtlarıdır. Sorun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinindeğindiği "Adil yargılama hakkı" ilkesine, Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" başlıklı 36. maddesine de dokunmaktadır. Yansızlığıolumsuz yönde etkileyecek durumların, adalet kavramım gölgeleyeceği, sonucukuşkulu kılacağı, yargıya güveni sarsacağı açıktır. Bu nedenlerle Kurulun resmi- zorunlu bilirkişilik görevini Anayasa'nın 2., 36. ve138.maddelerineaykırı buluyor, Mahkemenin dışarıdan yeni bilirkişi atama olanağının (ki buyolu izlemeyen yargıçlar olabilir) bu aykırılığın Yasada kalmasına yeterlibulunmadığı kanısını taşıyorum. Bilirkişiye zorunlu başvurma yolu, yargıcınyetki ve görevine karışmak, elatmak niteliğindedir. Anayasa, özüyle ve sözüyleböyle bir çelişkiye olur vermez, bu sakıncayı uygun karşılayamaz.
2 - incelenen Yasanın 4. maddesinin yedinci fıkrasının öngördüğüuygulamada, küçükler için zararlı olduğuna karar verilen periyodik eserlerinsonraki sayılan ile diğer basılmış eserlerin sonraki basılan yeni bir kararagerek kalmadan maddede belirtilen sınırlamalara bağlı tutulacaklardır. Sayı vebasımlarının sıra no. suyla birbirini izlemesi, daha açık bir anlatımla,peşpeşe zararlı bulunmaları koşulu aranmamaktadır. Bir periyodik eserin ya dabasılmış öbür eserlerin üç sayısının (herhangi üç sayısı) zararlı olduğunakarar verilirse ondan sonraki kendiliğinden (otomatikman) sınırlamaya bağlıtutulacaktır. Bu uygulamanın hukuksallıkla bir ilgisi görülememektedir. Yargıyolunun açık tutulması aykırılığı ortadan kaldırmaz. Gerekli ve yeterli olanbir yargı kararı olmadan hakların özgürlükle kullanılmasıdır. Birbirinden somutbiçimde de ayrı bulunan her bağımsız sonraki sayı ve basım için, önceki zararlıbulunan sayı ve basım nedeniyle, üstelik içeriği zararlı olmasa bile, sınırlamauygulaması dayanaksızdır. Bu durum, 18 yaşından küçükleri koruma amacınınaşılarak basın özgürlüğüne yönelik olumsuz bir işleyişi göstermektedir. Ayrıca,üç kez sınırlama kararı verilmiş eserlerin sonraki sayı ve basılarınınsınırlama kapsamından çıkarılması için Kurula başvurma zorunda bırakılmak,"önceden izin" kurumunu andırmaktadır. Kurulun sonraki sayı vebasılar için önceden vereceği onayın "sansür" olacağı tartışınagötüremez. Önlem niteliğini aşan uygulama, "masumluk karinesi" yerine"suçluluk karinesi"ni getirmektedir. Bu nedenlerle 4. maddeninyedinci fıkrasını Anayasa'nın 2., 13., 15/2., 28/1. ve 38/4. maddelerine aykırıbuluyorum.
3 - İncelenen Yasanın "1. Ek Madde"si, özellikle l aydanfazla süreli yayınları ve öbür basılmış eserleri kapsayarak sınırlama ya dasahiplerinin istekleriyle zarf ya da poşet içinde satışa sunulması durumundaToplu Konut Fonu'na belirli oranlarda para yatırma yükümlülüğünü getirmiştir.Böylece bu eserler, öbürlerinden daha yüksek ederle (fiyatla) satılmakla yanibir sınırlamaya bağlı kılınmış, ayrıca büyükleri haklı bir nedene dayanmaksızındaha fazla para ödemek zorunda bırakmıştır. Bu uygulamanın Anayasa'nınamaçladığı özgürlüklerle, genel ve özel sınırlama gerekleriyle ilgisi yoktur.Haber, düşünce ve kanıların serbestçe yayımıyla uyuşmadığı da bellidir.Yayımcıyı öbür iş kollarındaki girişimcilerden ayrı düzenlemeye bağlamakgereksizdir. Bu nedenlerle "Ek Madde l "i Anayasa'nın 2., 10., 13/2.ve 29/3. maddelerine aykırı buluyorum.
4 - İncelenen Yasanın "Ek Madde 2"nin salt son tümcesi(cümlesi) değil, birbirine bağlı önceki iki tümcesi de Anayasa'ya aykırıdır.Sözü edilen madde, yalnızca l aydan az süreli (günlük, haftalık, onbeş günlük)yayınlarda küçükler için zararlı yayımı yasaklamakta ve maddeye aykırıeylemlerin yaptırımlarım öngörmektedir. Bu kural, l aydan az süreli yayınlarla,l aydan fazla süreli yayınlar ve öbür basılmış eserler arasında ayrıcalıkyaratmaktadır, l aydan fazla süreli yayınlar ve öbür basılmış eserler 4.maddedeki sınırlamalarla büyüklere serbestçe satılabilir. Sınırlamaya aykırısatılmadıkça 18 yaşından küçükler için zararlı olsa bile, herhangi bir cezadavasına gidilmeyecektir. Aynı içerikte 'bulunan l aydan az süreli yayınlar veekleri ise Türk Ceza Yasası'nın 426/2. maddesiyle karşı karşıya bırakılmıştır.Milyonlarca liralık para cezası verilebilecektir, l aydan fazla süreli yayınlariçin 426/2. maddenin uygulanmasının "müstehcenlik" koşuluna bağlıtutulmasına karşın l aydan az süreli yayınlarda müstehcenlikle ilgisibulunmayan zararlı etkinin varlığı yeterli sayılacaktır. Gerçekte soyutkavramlar olan "müstehcenlik" ve "muzır" yasalara yollamayapılarak kimi ölçülere kavuşturulmak istenerek düzenleme yapılmışsa dayargıca, bilirkişiye, zamana, ortama ve koşullara göre değişik niteliktaşımaktadır. Maddenin Türk Ceza Yasası'nın 426. maddesiyle birliktedeğerlendirilmesi yaptırımdaki ağırlığı açıkça göstermektedir. Anayasa'nın 26ve 27 maddelerinde basın özgürlüğüne getirilecek özel sınırlamalar, içinde EkMadde 2'deki ayırım yoktur. Genel sınırlamaları öngören Anayasa'nın 13.maddesindeki nedenler gözetildiğinde de sınırlamada demokratik toplum düzeniningereklerine uyulması zorunluluğu kaçınılmazdır. Yaptırımdaki ölçüsüzlük 426/2.maddede yer alan aykırı tümcenin iptaliyle önlenmiştir. Ancak l aydan azsüreli, l aydan çok süreli yayınlardaki ayrılık sürmektedir. Devletimizin yasadevleti değil bucuk devleti olduğu gözetilirse yasakoyucunun özgürü (takdir)hakkının anayasa ve üstün hukuk kuralları ile sınırlığı bulunduğundaduraksanamaz. Kaldıki "müstehcen" yayın herkes için zararlısayılabilirse de "zararlı" yayın herkes için zarar verici ve yasaksayılamaz. Uygulamayı 18 yaş ölçüsüne, yayınları bu yaş düzeyine bağlı kılmanınhukuksal ve gerçekçi bir yanı yoktur. Gazete ve dergileri yalnız küçükler içinyayımlar ya da ders kitabı niteliğinde saymak günümüz koşullarında çoksakıncalı bir düşünceyi yansıtır, basının işlerini yadsımaya değin uzanır. Toplumunaydınlanıp bilinçlenmesi, kamuoyunun serbestçe oluşumu, yansız yönetiminkurulması, siyasal iktidarın denetimi, hukuk devletinin gerçekleşmesikonularında basının önemli görevleri vardır. Elini-kolunu bağlamak, toplumungözünü, kulağım, dilini bağlamakla, ülkeyi karanlıkta tutmakla birdir.Anayasa'da benimsenen hak ve özgürlüklerin hiçbirisi yalnızca anlam taşımaz,hepsi birlikte demokrasiyi kurar, Anayasa'ya değer ve geçerlik kazandırır.Özgürlükler birbirini tümler ve güçlendirir. Basın özgürlüğünü öbürözgürlüklerden ayırmak, ayrı düşünmek, daraltılmasını hoşgörüyle karşılamakolanaksızdır. Basın özgürlüğüne yönelik sınırlama tüm özgürlüklere yöneliktir.Anayasa Mahkemesi, tüm hak ve özgürlükleri, ilerici yorumlar, hukuksal yöndengüçlü kararlarıyla en kapsamlı biçimde yaşanır ve korunur duruma getirmekyükümlülüğünden asla geri kalamaz. Durağan bir kaynak olan Anayasa uygulanıpuyuldukça, hukuksal ve toplumsal gelişmelere dayanak olacak niteliği kazandıkçagerçek kimliğini alır. Bunu sağlamak öncelikle Anayasa Mahkemesi'nin görevidir.
Bugünkü durumuyla maddenin birinci ve ikinci tümcelerini deAnayasa'nın 13/2., 17/1. ve 28/1. maddelerine aykırı görüyorum.
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1986/12
Karar Sayısı: 1987/4
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, temel hak vehürriyetlerle ilgili bir takım sınırlamalar getirmektedir :
I. Dava konusu 6/3/1986 günlü, 3266 sayılı kanunun 2 nci maddesinegöre: "Mevkute veya mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserlerin l incimaddede belirtilen sınırlamaya tabi tutulabilmesi için Başbakanlık, bünyesindeoluşturulanı yetkili kurulun söz konusu eserlerin 18 yaşından küçükler içinmuzır olduğu hakkında bir karar vermesi gereklidir.
Kurul, basılmış eserlerin küçükler için muzır olup olmadığıhususunda yapacağı incelemede 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunundaki genelamaç ve temel ilkeleri gözönünde bulundurmak zorundadır."
1739 sayılı kanun ve bu kanundaki genel amaç ve temel ilkelerkendi özel gereklerine göre her zaman değiştirilebilir. Nitekim 16/6/1983günlü, 2842 sayılı kanunla geniş ölçüde değiştirilmiştir. Bu kanunda gösterilengenel amaç ve temel ilkelerin "mevkute veya mevkute tanımına girmeyendiğer basılmış eserlerin" sınırlamaya tabi tutulmasında zorunlu olarakgözönünde bulundurulması amaç saptırması olmaktadır. Halbuki Anayasa'nın 13üncü maddesine göre : "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özelsınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz veöngörüldükleri amaç dışında kullanılamazlar."
Kurulun, 11 üyesinden en az 9 adedinin memur olması, Başbakanlıkve bakanlıklar tarafından atanması, kurul başkanının Başbakanlık tarafındanseçilmesi, sekreterya hizmetlerinin Başbakanlık tarafından, yerine getirilmesi,çalışma usul ve esaslarının Başbakanlıkça düzenlenmesi, ücretlerininBaşbakanlıkça belirlenip Başbakanlık bütçesinden ödenmesi bu Kuruluntarafsızlık ve bilirkişilik hüviyetinin gerektirdiği düşünce ve kanaathürriyeti içinde çalışmasından şüphe edilmesini haklı kılmaktadır. Bu çeşitsınırlamalar da, kanımca Anayasa'nın özellikle yukarıda belirtilen hükümlerineaykırıdır.
Kurula, "Diyanet İşleri Başkanı tarafından Din İşleri YüksekKurulu üyeleri arasından bir üye seçilmesini de Diyanet İşleri Başbakanlığının"Bütün siyasi görüş ve düşünüşler dışında kalmasını öngören Anayasa'nın136 ncı maddesiyle bağdaştırmak zordur.
II. Kanunun 4 üncü maddesinin yedinci fıkrasına göre :"Kurulca haklarında küçükler için muzır olduğuna üç defa karar verilen basılmışperiyodik eserlerin sonraki sayıları ile diğer basılmış eserlerin sonrakibasılan da, yeniden bir karar verilmesine gerek kalmaksızın bu maddedebelirtilen sınırlamalara tabidir. Ancak bu gibi eserlerin sahipleri eserlerininmüteakip sayı ve basılarının küçüklere muzır nitelikte olmadığı iddiasıylaKurula başvurarak incelenmesini isteyebilir. Kurul başvuruyu haklı bulursa vemaddedeki sınırlamalar da sonraki sayı' ve basılar için uygulanmaz."
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 11/1 inci maddesi ile insanHaklarım ve Ana Hürriyetini Korumaya Dair Sözleşmenin 6/2 nci maddesindebelirtildiği gibi herkes "açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğutesbit edilmedikçe masum sayılır."
Anayasa'nın 38 inci maddesinde de aynı "masumlukkarinesi" yer almış : "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsesuçlu sayılamaz" denilmiştir. Bu hükümler karşısında yukarıdaki fıkrahükmü ile masumluk karinesi yerine suçluluk karinesinin esas alınması; hakkındaüç kez muzır kararı verilen bir derginin sonraki sayılarının veya böyle birişleme tabi tutulan bir kitabın sonraki basılarının ayrıca bir incelemeye vekarara gerek kalmaksızın otomatikman sınırlamaya tabi tutulması hukuk devlet;ilkesiyle ve demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
İlgililerin, hakkında üç kez sınırlama kararı verilmiş olanbasılmış eserlerinin sonraki sayı ve basılarının sınırlama kapsamından çıkmasıiçin bu sayı ve basıların "küçükler için muzır nitelikte olmadığıiddiasıyla" Kurula başvurma zorunluluğunda bırakılması ise açıkça basınınsansüre tabi alınması anlamım taşımaktadır. Oysa, Anayasa'nın 28 inci maddesi"Basın hürdür, sansür edilmez" kuralım koymuştur. Bu nedenle demezkur yasanın 4 üncü maddesinin yedinci fıkrası Anayasa'ya aykırı düşmekte ve iptaligerekmekte idi.
III. 3266 sayılı kanunun 9 uncu maddesiyle kabul edilen Ek Madde lde: "Bir aydan az süreli mevkuteler hariç, 4 üncü maddede belirtilenşekilde sınırlamaya tabi tutulacak basılmış eserlerin sahiplerinden;
a) Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı haldebasılmış eserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek zarf vepoşet içinde satışa arz etmek isteyenler bu eserlerin Katma Değer Vergisi dahiltoplam satış bedeli üzerinden % 25 oranında bir meblağı, piyasaya sürdükleri tarihten,
b) Basılmış eserlerinin, Kurul tarafından küçükler için muzırnitelikte olduğuna karar verilenler, bu eserin basım adedinin Katma DeğerVergisi dahil toplam satış bedeli üzerinden % 40 oranında bir meblağı Kurulkararının tebliğ tarihinden,
itibaren, bir ay içinde, Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzereMaliyeye yatırmak zorundadırlar" hükmü bulunmaktadır.
Bu hüküm de, kanımca, Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve özellikle"Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyicive zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz" diyen29 uncu maddesine aykırıdır.
Başlıcaları yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunluk kararınınilgili kısımlarına katılmıyorum.
Üye
Muammer TURAN
KARŞIOYYAZISI
Esas sayısı: 1986/12
Karar sayısı: 1987/4
Çocukların ve gençlerin her türdeki zararlı etkilerden vealışkanlıklardan korunabilmesi için gerekli önlemlerin alınması yükümlülüğü,Anayasa'nın "Ailenin korunması" başlığı altındaki 41. maddesiyle,ayrıca, "Gençliğin korunması" başlığı altındaki 58. maddesiyle birDevlet görevi olarak öngörülmüştür.
Devlet, bu görevini yaparken, gerçekleştirmek istediği amaçla,kullanacağı araçlar arasında, hukuksal ve mantıksal açıdan kabul edilebilirölçüde bir dengeyi kurmak zorundadır. Aksi durumda, bir yanda temel hak veözgürlüklerin korunması ve kullanılması, öte yanda yerine getirilmesi birAnayasa buyruğu haline gelmiş çeşitli ödevlerden biri olan çocukların vegençliğin korunması arasında, toplumu rahatsız eden, sakıncalı uyumsuzluklar başgösterir.Bunun kaygı verici bir örneği, 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan KorumaKanunu'na, 6.3.1986 günlü, 3266 sayılı Yasanın 4. maddesiyle getirilen Ek Maddel 'de görülmektedir. Şöyle ki:
l - Ek Madde 1'in (a) fıkrasına göre "Haklarında Kurulanherhangi bir kararı bulunmadığı halde basılmış eserlerini kendiliklerindenküçüklere muzır nitelikte görerek zarf veya poşet içinde satışa arz etmekisteyenler, bu eserlerin Katma Değer Vergisi dahil toplam satış bedeliüzerinden % 25 oranında bir meblağı, piyasaya sürdükleri tarihten... itibaren,bir ay içinde Toplu Konut Fonuna..." aktarılmak üzere ödemek zorundabırakılmaktadırlar.
Bu durum iki sakıncayı beraberinde getirmektedir :
a) Yurttaşın dürüstlüğü, hukuksal açıdan para cezası olarak kabuledilmese bile, ekonomik bakımdan büyükçe bir meblağı ödemeye zorlanmaklacezalandırılmaktadır.
b) Herbiri kendi dalında uzmanlaşmış 11 kişilik Kurulun"muzır" yayını saptamaya yönelik kararı kuşku altında bulunurken, tekbasına basılmış eser sahibinin, eserim "küçükler için zararlı"görmesi, içtenlikli ve inandırıcı olmaktan çok, ağır ödeme koşulları altındabir tür "gabin" halini ifade eder.
2 - Ek Madde 1'in (b) fıkrasına göre "Basılmış eserlerinin.Kurul tarafından küçükler için muzır nitelikte olduğuna karar verilenler, bueserin basım adedinin Katma Değer Vergisi dahil toplam satış bedeli üzerinden %40 oranında bir mablağı, Kurul kararının tebliği tarihinden itibaren, bir ayiçinde Toplu Konut Fonuna...." aktarılmak üzere ödemeleri zorunlugörülmektedir. Böylece:
a) Küçükler için muzır nitelikte olduğuna karar verilen bir aydanaz süreli basılmış eserlerin % 40 oranındaki bir meblağ karşılığında vesınırlamaya tabi tutularak satışına yeşil ışık yakılması, suçun parayla takasıanlamına gelir. Çağdaş hukuk ve ahlak anlayışı içinde savunulamayacak biryöntemdir. Küçükleri zararlı yayımların etkisinden koruma amacını aşmaktadır.
b) Toplu Konut Fonuna kaynak yaratmak gereksinimi. Kurulca zararlınitelikte bulunmuş eylemlerin parasal bir bedele dönüştürülerekyasallaştırılması yolunu haklı gösteremez. Çünkü, küçükler için zararlıetkiler, bu kez de bir ücret ödeme karşılığında şurup gidecektir. Amaçla araçarasındaki mantıksal bağ kopmaktadır.
Maddenin her iki fıkrası da, bir yandan Anayasa'nın 13. maddesininikinci fıkrasındaki "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özelsınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz veöngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz" kuralına, öte yandan yine Anayasa'nın29. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesinde yer alan "Kanun, haber,düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcısiyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz" kuralına aykırıdır.İptali gerekir.
Bu düşüncelerle çoğunluk kararına karşıyım.
Üye
Mustafa GÖNÜL
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1986/12
Karar Sayısı: 1987/4
3266 sayılı yasanın 9. maddesiyle 1117 sayılı yasaya eklenen Ek 1.Madde aynen şöyledir:
"EK MADDE l - Bir aydan az süreli mevkuteler hariç, 4 üncümaddede belirtilen şekilde sınırlamaya tabi tutulacak basılmış eserlerinsahiplerinden;
a) Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı haldebasılmış eserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek zarf vepoşet içinde satışa arz etmek isteyenler, bu eserlerin Katma Değer Vergisidahil toplam satış bedeli üzerinden % 25 oranında bir meblağı, piyasayasürdükleri tarihten,
b) Basılmış eserlerinin, Kurul tarafından küçükler için muzırnitelikte olduğuna karar verilenler, bu eserin basım adedinin Katma DeğerVergisi dahil toplam satış bedeli üzerinden % 40 oranında bir meblağı, Kurulkararının tebliğ tarihinden,
itibaren, bir ay içinde, Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzereMaliyeye yatırmak zorundadırlar.
Bu meblağları belirtilen süre içinde yatırmayanlar hakkında, 6183sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleriuygulanır."
Madde münhasıran bir aydan fazla süreli mevkuteler ile basılmışeserleri kapsamına almakta ve bu eser sahiplerini, eserlerinin kurul kararıylasınırlamaya tabi tutulması veya kendi istekleri ile zarf ve poşet içinde satışaarzetmek istemeleri hallerine göre Toplu Konut Fonuna nispi miktarlarda parayatırmakla yükümlü kılmaktadır.
Anayasamız hernekadar temel hak ve hürriyetlerin genel ve özelsebeplerle sınırlanabileceğim kabul etmiş ise de, yasayla getirileceksınırlamaların demokratik devlet gereklerine aykırı olamayacağını ve busınırlamaların öngördükleri amaç dışında kullanılamayacaklarım yani sınırlamaile sınırlamadan güdülen amaç arasında orantı olması gerektiğim 13. maddeninikinci fıkrasında ayrıca vurgulamak suretiyle yasakoyucunun sınırlama yetkisinide sınırlandırmıştır.
Çocukları ve gençleri her türlü zararlı etkilerden vealışkanlıklardan korumak için gerekli önlemleri alma görevinin Anayasa ileDevlete verilmiş olması (Mad. 41, 58) karşısında, küçüklerin ahlakigelişmelerini, beden ve ruh sağlıklarım olumsuz yönde etkileyecek yayınlarındisipline edilmesi ve basın hürriyetinin bu sebeple sınırlandırılmasınınAnayasa'ya aykırı olamayacağına şüphe yoktur.
Küçükleri, maneviyatları üzerinde zararlı etkiler yapabileceknitelikteki yayınlardan korumak amacıyla alınacak idari önlemlerin neler olduğuyasanın 4. maddesinde tek tek sayılmıştır. Ayrıca, küçükler için muzır yayınyapan 'bir aydan az süreli mevkuteler hakkında doğrudan doğruya ceza davasıaçılması Ek 2. Madde ile hükme bağlanmıştır. Bu önlemler, bu tür yayınlarınilgileri için yeterince ağırlık taşımaktadırlar. Özellikle kitle iletişimaraçlarıyla yapılan ilan, reklam ve propagandanın bir kitap, gazete ya daderginin satışının artmasındaki etkinliği inkar edilemez.
3266 sayılı yasanın küçükleri olumsuz yönde etkileyecek yayınlarıböyle bir olanaktan yoksun bırakması (Mad. 4/4-d) bu türde yayınlarda bulunmayıdüşünenler için yeterince etkili ve caydırıcı bir önlem niteliğinitaşımaktadır. Ancak, küçüklerin korunması yolundaki amaç bu ve ötekisınırlamaları amaçla bağlantılı ve orantılı olmaları kaydıyla meşrukılmaktadır, ister ilgilinin kendi isteğiyle ister Kurul kararına bağlı olarak4. maddedeki sınırlamalar kapsamına giren ve zarf veya poşet içinde satışasunulan bir eserin ayrıca Toplu Konut Fonuna ödemede bulunmak yoluyla % 25 ve %40 oranında bir maliyet ve fiyat artışına zorunlu kılınmasının küçüklerinkorunmasıyla ilgisini kurmak çok güçtür.
Yasanın Ek 1. Maddesi, içeriği itibariyle, küçükler için zararlınitelikte görülerek sınırlamalara tabi tutulan l aydan fazla süreli mevkute vebasılmış eserleri, diğer eserlere oranla daha yüksek fiyatlardan satışa zorunlukılmaktadır. Örneğin, maliyeti 1.000 TL olan iki eserden muzır nitelikte olduğubelirlenenin asgari 1.250 TL veya 1.400 TL dan satışa sunulması yasanın ortayakoyduğu bir zorunluk olmaktadır. Bu itibarla madde, bu tür yayınlarınsatışlarım sınırlayıcı ve bunları büyüklerin de okumasını mali açıdanzorlaştırıcı bir mahiyet taşımaktadır. Bu haliyle de Ek 1. Madde, Anayasa'nın13. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı düşmektedir.
Öte yandan, Anayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasında"Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyiciveya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz."hükmüne yer verilmiştir.
3266 sayılı yasa uyarınca bir eserin sınırlamaya tabi tutulması,yani basının hür olduğu kuralına istisna getirilmesi, bu eserlerde yer alanyazı ve resimlerin, ileri sürülen düşünce ve eleştirilerin bütün toplum içindeğil, yalnız 18 yaşından küçüklerin maneviyatları üzerinde zararlı etkiyaratmasının sakıncalı olacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Böylece bellibir yaşın altındaki küçüklerin, kişiliklerini çarpıtıcı, ruhsal sağlıklarımbozucu yayınlara karşı korunmaları sağlamak istenilmiştir. Nitekim döneminAdalet Bakanı TBMM. de yaptığı konuşmada yasanın amacım şöyle açıklamıştır :
"Getirilen kanunun amacı; kanun dışı kazanç yollarına sapmaeğilimleri uyandırıcı, maceraperestliğe ve tembelliğe yol açıcı, korku vedehşet hisleri uyandırıcı, ruh ve beden sağlığı üzerinde zararlı etkileryaparak dengesiz şahsiyet teşekkülüne sebep olucu, kanun dışı yollarla hakaramayı telkin edici, suçluları kahramanlaştırarak bu yolda özendiricietkilerde bulunucu, milli duyguları, örf, adet ve inançları zayıflatıcı veyayok edici, halkın ar ve haya duygularım incitici veya cinsi arzularım tahrik veistismar edici gibi birçok amacı hedef alan muzır neşriyatı önlemektir.
Muzır neşriyatla, müstehcen neşriyat birbirinden farklıdır.Kanunun muzır neşriyatla ilgili olarak getirdiği bir yasaklama yoktur, isteyenmuzır neşriyat yapar; ancak belli kalıplar, belli ölçüler içinde yapar bunu.Dilediğince, lalettayin yapamaz hükmünü getirmektedir.
Müstehcenlik ise, Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri içindemüeyyide altına alınmıştır. Neyin müstehcen olduğu, neyin olmadığı resim mimüstehcendir, kitap mı müstehcendir, heykel mi müstehcendir; onu tayin vetakdir yetkisi bağımsız Türk hakimine aittir. Kurula ait değildir."
Bu konuşmanın da ortaya koyduğu gibi yasa tamamen küçüklerikorumak amacım taşımakta olup, bütün toplumun korunması gibi bir erek söz konusudeğildir.
18 yaşından büyükler, küçükler için muzır sayılan eserleri yineküçükleri korumak için konulan sınırlama önlemlerine uymak koşuluyla, serbestçesatın alabilecekler ve okuyabileceklerdir. Böylece farklı düşünce vekanaatlerin toplumun faydalanmasına sunulması mümkün olabilecektir. İşteAnayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan kuralböyle bir kültürel iklimi yaratmayı amaçlamakta ve yasakoyucunun düzenlemeyetkisine bazı sınırlar getirmektedir.
3266 sayılı yasanın Ek 1. Maddesinde yer alan hüküm ise AnayasaKoyucunun değinilen amacına ve Anayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasınınikinci cümlesinde yer alan kurala aykırı düşmektedir. Belli konularda yazılanve belirli düşünce ve görüşleri içeren yayınların yasa buyruğu gereği yüksekfiyatlardan satışa zorunlu kılınması bu yayınlarda yer alan haber, düşünce vegörüşlerin geniş kitlelere ulaştırılmasını engelleyici ve zorlaştırıcı ekonomikve mali şartlar niteliğindedir ve Anayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasınaaykırı düşmektedir.
Şurası da belirtilmelidir ki, Anayasa'nın 48. maddesine göre"Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir."49. maddeye göre de "çalışma herkesin hakkı ve ödevidir." kurulca 18yaşından küçükler için zararlı görülen ve sınırlamalara tabi tutulan bir eserinsahibi nihayet diğer iş kollarında olduğu gibi mesleğinin gereğini yapmaktadır.Ürünü ise, ortaya koyduğu yapıttır. Bu yönü ile bir tüccardan, tarımcıdan,sanayiciden farkı yoktur. Binaenaleyh bazı sınırlamalarda da olsa yayımına izinverilen bir eser sebebiyle eser sahibinin öbür iş kollarında çalışanlardanfarklı biçimde parasal hükümlülük altına alınmasının Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerinde ifadesini bulan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine de aykırıdüşmektedir.
Açıklanan nedenlerle. Ek 1. Maddenin Anayasa'nın 2, 10, 13/2 ve29/3. maddelerine aykırılığı sebebiyle, iptalinin gerekeceği düşüncesindeolduğundan, bu konuda red kararım oluşturan çoğunluk görüşüne muhalif kaldım.
Üye
Mustafa ŞAHİN