ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı: 1986/19
Karar sayısı: 1987/3
Karar günü: 27/1/1987
R.G. Tarih-Sayı :28.05.1987-19473
İtiraz Yoluna Başvuran : Dörtyol İş Mahkemesi
İtirazın Konusu: 2.9.1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlarve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu (BAĞ-KUR) nün14/3/1985 günlü, 3165 sayılı Kanun ile değişik 63. maddesinin ikinci fıkrasınınAnayasa'nın 17. ve 49. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline kararverilmesi istemidir.
I. OLAY :
Dikkatsizlik ve tedbirsizlikle Bağ-Kur sigortalısı bir şahsınölümüne sebebiyet vermekten 4/8 oranında kusurlu bulunan davalıdan, 1479 sayılıKanunun 63. maddesi uyarınca sigortalının hak sahiplerine ödenmesi gereken ölümaylığı yardımlarının sermaye değeri, Bağ-Kur tarafından aynı maddenin ikincifıkrası gereğince rücuan tahsil edilmiş ve ölen sigortalının hak sahiplerineyapılan bu ölüm aylığı yardımlarının, değişik tarihlerde çıkarılan kanunlarlaartırılması üzerine, kurumca açılan birden çok dava sonunda bu artışlar dakusur oranında davalıdan geri alınmıştır. Altıncı kez açılan rücu davasındadavalı tarafından ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddi bulanmahkeme, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin ikinci fıkrasının iptali içindosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
III. YASA METİNLERİ:
A - İptali İstenen Yasa Kuralı:
2/9/1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer BağımsızÇalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, iptali istenilen ikinci fıkrasıhükmünü de içeren 14/3/1985 günlü, 3165 sayılı kanun ile değişik 63. maddesişöyledir:
"Madde 63 - Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bukanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum,sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan ve yapılacak yardımların tutarı için üçüncükişilere, istihdam edenlere, araç sahiplerine ve diğer sorumlulara rücueder."
B - Dayanılan Anayasa Kuralları :
"Madde 17 - Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını korumave geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişininvücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabitutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ilemeşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, birtutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma ve isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
"Madde 49 - Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesin! yükseltmek, çalışma hayatımgeliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliğiönlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.
Devlet, işçi - işveren ilişkilerinde çalışma barışınınsağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır."
IV. İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca H. SemihÖzmert, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta GüngörÖzden, Mehmet Çınarlı, Servet Tüzün Mahmut C. Cuhruk, Mustafa Gönül, MustafaŞahin ve Adnan Kükner'in katılmalarıyla 26/6/1986 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığı saptandıktan sonra işin esasininincelenmesine, sınırlandırma sorununun esas incelemede ele alınmasına,oybirliğiyle karar verilmiştir.
V. ESASIN INCELENMESİ:
işin esasına ilişkin rapor, başvurma karan ve ekleri, Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen Yasa hükmü, itiraza dayanak yapılan Anayasa kuralları,bunlarla ilgili gerekçeler ve öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
İlk inceleme evresinde itirazın sınırlandırılması sorunun esas ilebirlikte ele alınmasına karar verilmiş olmakla, esasa geçilmeden önce itirazınsınırlandırılması önsorununun incelenmesi gerekmiştir.
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlarve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 63. maddesininson fıkrasının Anayasa'ya aykırılığından söz etmekte ve kararında "l479sayılı Kanunun 63/son maddesinin..." demekle, iki fıkradan oluşan bumaddenin ikinci fıkrasını ifade etmiş olmakta ve bunun Anayasa'ya aykırılığımileri sürmüş bulunmaktadır.
Anayasa'nın 152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesi uyarınca mahkemeler. Anayasa Mahkemesineancak ellerindeki davalarda uygulanacak kanun hükmünün iptali içinbaşvurabilirler. Bu davada uygulanacak hüküm ise, gerçekten 63. maddenin ikincifıkrası hükmüdür. Ne var ki, bu fıkra hükmü, iki ayrı hususu ihtiva etmektedir.Bunlardan birincisi Kurumca "yapılan" yardımlar, ikincisi ise"yapılacak" yardımlardır.
İtiraz konusunu oluşturan dava bunlardan "yapılan"yardımlar nedeniyle açılmış bulunmakla beraber, fıkra hükmünün bölünmez birbütün teşkil etmesi, "yapılan" ve "yapılacak" yardımlarkonusu birlikte ele alınıp değerlendirilmedikçe sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağıgerçeği karşısında esasın incelenmesinin, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi-ninikinci fıkrası hükmünün bütünüyle gözönünde tutularak yapılması gerekmektedir.
İtiraz konusu Yasa kuralının, Anayasa'ya uygunluk denetimindengeçirilebilmesi için, önce iptali istenen kuralı da içeren 63. maddesi hükmününiçeriği, kapsamı ve anlamının açıklığa kavuşturulması yerinde olacaktır.
1479 sayılı Kanunun, "Üçüncü kişinin sorumluluğu" kenarbaşlığını taşıyan 63. maddesi şu şekildedir:
"Madde 63 - Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanundasayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum,sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan ve yapılacak yardımların tutan için üçüncükişilere, istihdam edenlere, araç sahiplerine ve diğer sorumlulara rücueder."
Görüldüğü üzere maddenin birinci fıkrası, üçüncü bir kimsenin suçsayılan hareketi sonunda dahi 1479 sayılı Kanunda gösterilen bütün yardımlarınKurumca, sigortalı veya hak sahiplerine yapılacağım öngörmekte; ikinci fıkrasıise. Kurumun yaptığı veya yapacağı bu yardımların tutarı için üçüncü kişilere,istihdam edenlerle, araç sahiplerine ve diğer sorumlulara rücu edebilmesineimkan tanımaktadır.
Kurum, "yapılan" ve "yapılacak" yardımlarıntutarı için sorumlu bulunan üçüncü kişilere rücu edebileceğine göre, burada ilkönce çözümlenmesi gereken sorun, bu "yapılan", "veyapılacak" yardımlardan neyin amaçlandığının saptanmasıdır. Hangi hallerde"yapılan", hangi hallerde "yapılacak" yardımlardan sözedilebilecektir'
Bu sorunun çözümlenmesi, Kurumun, sigortalı veya hak sahiplerinene gibi durumlarda ve ne tür yardımlarda bulunduğunun, diğer bir deyişle, buKanunda sayılan yardımların yapılmasına yol açan hallerin neler olduğununtespitini gerektirmektedir.
1479 sayılı Kanuna bakıldığında bu yardımların, sigortalınınçalışma gücünün en az üçte ikilim yitirmesinde, malullük aylığı; belirlenenyaşı doldurması ve belli süre prim ödemesi durumunda sigortalı şahsa yaşlılıkaylığı ve ölüm halinde sigortalının eşi, çocukları ana ve babasına aylıkbağlanması şeklinde olduğu görülmektedir.
Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi sonunda Kurumca yapılmasıgereken yardımlar ise, maluliyet aylığı. Ölen sigortalının hak sahiplerine ölümaylığı bağlanmasından ibarettir. Rücu davasının konusunu da ancak bunlar teşkiledebilecektir. Bu nedenledir ki, burada sigortalının ölümü haliyle, onunmaluliyet halini birbirinden ayırmak ve bu ayırıma göre yapılacak yardımlarınzamanım, hukuki niteliğim belirlemek gerekecektir.
Birinci halde, yani sigortalı şahsın hayatım kaybetmiş olmasıdurumunda değişmeyen, kesin, fiili ve hukuki bir sonuç ortaya çıkmaktadır.Eylem ve bu eyleme bağlı sonuç kesinlikle bellidir. Kim için, ne miktartazminatın (bağlanan aylığın sermaye değerinin) kimden alınacağı her yönüyleaçıklığa kavuşmuştur. Bu durumda mahkemelerce yapılacak iş. Kurumca, ölensigortalının hak sahiplerine bağlanan aylığın, saptanan sermaye değerinin, suçsayılan eylemi yapandan, varsa kusuru oranında rücuan alınmasına kararvermekten ibarettir. Bu işlem sonunda üçüncü şahsın, rücu davasına konu olanolayla ilgisi ve haksız eyleminin yasalarda öngörülen yükümünü yerine getirmişolmakla da hukuki ilişkisi sona ermektedir. Bundan böyle ne suç sayılaneylemden, ne de bu eylem nedeniyle istenilebilecek tazminattan dolayı tekraryargılanmak söz konuşu olamaz. Mevcut hukuki düzeni buna imkan vermez, işteKurumca "yapılan" yardımlar, ancak bu koşullarla ve rücu davasıyoluyla sorumlulardan alınabilecektir.
Rücu davasına konu olabilecek ikinci halde, yani maluliyet aylığıbağlanmasında ise, yukarıda açıklanan şekilde bir kesinlik bulunmamaktadır. Suçsayılan bir eylem sonucu sigortalı şahıs yaralanmış, çalışma gücünü kaybetmişbulunabilir. Kanuna göre, maluliyet aylığı bağlanabilmesi için Kurumca,sigortalı şahsın çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiğinin tesbitigerekmektedir. Oysa, bu hususun saptanması her zaman ve hemen mümkünolmayabilir. Ayrıca sigortalı şahsın belirlenen iş görmezlik halinin ilerideartması veya başka birisinin sürekli bakımına muhtaç duruma düşmesi mümkündür.Bu nedenle Kurumun yapacağı yardımların türü ve miktarının belli olmaması,üçüncü şahsın olayla hukuki ilgisinin devamım zorunlu kılar. Sigorta olayınasebebiyet veren şahsın haksız eylemi belli, fakat bu eylem sonucu hasıl olanmaluliyetin derecesi ve bunun gerektirdiği masraflar ise henüz belli değildir.
Bu hallerde sigortalıya bağlanan gelirde artırma yapılması zorunluolabilecek ve bunların, süregelen hukuki bağ nedeniyle rücu davası yoluyla vezamanaşımı süresi içerisinde kusurlu şahıstan tahsili talep edilebilecektir.Görüldüğü üzere rücu davasının konusunu, burada haksız eylemin, öncedenkestirilemeyen sonucuna göre, sonradan yapılan fazla ödemeler teşkiletmektedir. Demek oluyor ki; dava konuşu fıkra metninde bulunan "veyapılacak yardımlar" deyimiyle amaçlanan ve rücu davasının konusunuoluşturan da bu yardımlardır.
Bu nedenledir ki, 63. maddenin dava konuşu edilen ikincifıkrasında yer alan "yapılan" yardımların, sigorta olayı sonucununkesinlik gösterdiği birinci hal için, "ve yapılacak" yardımların ise,henüz bu derecede kesinlik göstermeyen ve "Neden - Sonuç" ilişkisisüregelen ikinci hal için yasada yer aldığının kabulü; hukuka, hak vehakkaniyet ilkelerine uygun olacaktır. Hal böyle olunca da, sosyal hukukdevletinde, sosyal adalet ve sosyal güvenliğin sağlanması amacıyla ve sonradançıkarılan yasa hükümleriyle, ölen şahsın hak sahiplerinin veya sakatlanansigortalının, gelirlerinde yapılan artışlardan, sigorta olayına sebebiyet verenkimseyi sorumlu tutmaya hukuki imkan bulunamayacaktır. Çünkü her suç sayılaneylemin sorumlusu, hukuken, ancak kendi eyleminden doğan zararı ödemekleyükümlüdür. Aksi hal, suçlu sayılan kimsenin kendi eyleminin hududu ötesinde desorumlu tutulabileceği anlamına gelir. Böyle bir düşüncenin savunulması ve aynızamanda geçmiş ve kesin bir nitelik kazanmış hukuki işlemlere, sonradançıkarılan yasaların aleyhte etkili olabileceğinin kabulü, hukuk açısındanolanaksızdır.
Yukarıda özetlendiği üzere olayda sonraki rücu davalarınınkonusunu, doğrudan haksız eylem değil, sosyal ve ekonomik koşullar gereğiyasaların öngördüğü artışlar oluşturmaktadır. Bu artışların rücu davası yoluylasorumlulardan istemesi mümkün değildir.
Burada şu hususa değinmek de yerinde olacaktır: AnayasaMahkemesinin bir kararında da açıklandığı üzere "Anayasa Mahkemesi gerekiptal davası gerekse itiraz yoluyla açılan davalarda bir yasa hükmünün anlamımkendi hukuki görüş ve anlayışına göre yorumlayarak bir sonuca varmakta..."ve bu sonuç bilindiği üzere Anayasa'nın 153. maddesi gereğince yasama, yürütmeve yargı organlarım, idare makamlarım, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır.Ancak, az da olsa kimi yargı yerleri bu yorumla kendilerim bağlı saymamakta vedolayısıyla Anayasa'ya aykırı yorumların şurup gitmesine ve değişikuygulamalara neden olmaktadırlar. Şu kadar ki, Anayasa Mahkemesi, bir yasanınAnayasa'ya uygunluk denetimim, bu yasanın ne yolda uygulandığına bakarak yapmakdurumunda değildir.
Özetlemek gerekirse, suç sayılan bir eylem sonucu ölen birkimsenin hak sahiplerine Bağ - Kur Yasası gereğince ve kesin olarak bağlanangelirde, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak, sosyal adalet ve sosyalgüvenliği sağlamak amacıyla yasalarla sonradan artırma yapılmasının, 63.maddenin dava konuşu ikinci fıkrasında "yapılan ve yapılacak" yardımlarbiçiminde yer alan ibaresinin kapsamı dışında kaldığı ve bu niteliği itibariyleitiraz konuşu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunmadığı sonucuna varıldığındanitiraz reddedilmelidir.
VI - SONUÇ:
2/9/1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer BağımsızÇalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 14/3/1985 günlü ve 3165 sayılıYasa ile değişik 63. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınave itirazın reddine,
27/1/1987 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Orhan Onar
Başkanvekili
Mahmut C. Cuhruk
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
Üye
Muammer Turan
Üye
Mehmet Çınarlı
Üye
Selahattin Metin
Üye
Servet Tüzün
Üye
Mustafa Şahin
Üye
Vural Savaş