ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1987/17
Karar Sayısı : 1987/19
Karar Günü : 17/9/1987
R.G. Tarih-Sayı :24.08.1988-19909
İptal Davasını Açan : Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat HalkçıParti) TBMM Grubu Adına Grup Başkanı Erdal İnönü
İptal Davasının Konusu: 17/6/1987 günlü; 3388 sayılı "TürkSilah ı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Kanunu"nun 1. ve 2. maddeleriyleGeçici 1. maddesinin, Anayasa'nın Başlangıç bölümüyle 2., 9., 10., 13., 33. ve5. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
II. YASA METİNLERİ :
A) İptali istenilen Yasa Kuralları :
17/6/1987 günlü, 3388 sayılı Yasanın iptali istenen maddelerişunlardır.
1. "Madde l - Bu Kanunun amacı; milli harp sanayimizingeliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması harp silah, araç vegereçlerinin satın alınması suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücününartırılmasına katkıda bulunmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerini GüçlendirmeVakfı'nın kurulmasını sağlamaktır."
2. "Madde 2 - Bu Kanunla Türk Silahlı Kuvvetlerini GüçlendirmeVakfı kurulur.
Vakfın kurucuları; Milli Savunma Bakanı Genelkurmay 2 nci Başkanı,Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı ve Savunma Sanayi Geliştirme ve Desteklemeİdaresi Başkanıdır.
Vakfın senedi, Milli Savunma Bakanı tarafından Türk KanunuMedenisindeki hükümlere göre tescil ettirilir.
Bu amaçla başka bir vakıf kurulamaz."
3. "GEÇİCİ MADDE l -Kara, Deniz ve Hava KuvvetleriniGüçlendirme Vakıflarının menkul ve gayrimenkul malları, nakit mevcudu, hertürlü haklan, alacak ve borçları; herhangi bir karara gerek kalmaksızın, buKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç ay içinde Türk SilahlıKuvvetlerini Güçlendirme Vakfına intikal eder. Devir, teslim ve terkinişlemleri sözü edilen süre zarfında vakıfların yönetim kurulunca yerine getirilir.
Yukarıdaki fıkrada yazılı sürede işlemlerin yapılmaması halinde,sürenin hitamında, devir, teslim ve terkin işlemleri kanunen yapılmış sayılır.Devir işletmelerinin tamamlandığı tarihte ve herhalde birinci fıkradaki süreninhitamında, bu üç vakfın hükmi şahsiyeti sona erer.
Devir, teslim ve terkin işlemleri Vakıflar Genel Müdürlüğününnezaretinde yapılır, Devir işlemleri ve bu işlem nedeniyle düzenlenecekkâğıtlar ile bu devirden doğan kazançlar hertürlü vergi, resim ve harçtanmüstesnadır."
B) Dayanılan Anayasa Kuralları :
l - Anayasa'nın Başlangıç Bölümünün Beşinci Kesimi :
"-Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsızşartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkilikılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasive bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
................."
2. "Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millidayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğinebağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyalbir hukuk Devletidir."
3. "Madde 9 - Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsızmahkemelerce kullanılır."
4. "Madde 10 - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
5. "Madde 13 - Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milligüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın vegenel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerindeöngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunlasınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaçdışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak vehürriyetlerin tümü için geçerlidir."
6. "Madde 33 - Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurmahakkına sahiptir.
Dernek kurabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin,kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerinkanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, derneğin faaliyetinindurdurulması veya kapatılması için mahkemeye başvurur.
Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmayazorlanamaz. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şartve usuller kanunda gösterilir.
Dernekler, 13 üncü maddedeki genel sınırlamalara aykırı hareketedemeyecekleri gibi; siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar,siyasi partilerden destek göremez ve onlara destek olamazlar, sendikalarla,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçla ortakhareket edemezler.
Kuruluş amaç ve şartlarını kaybeden yahut kanunun öngördüğüyükümlülükleri yerine getirmeyen dernekler, kendiliğinden dağılmış sayılır.
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıylakapatılabilir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milligüvenliğin, milli egemenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak vehürriyetlerinin korunması ve suçların önlenmesi bakımlarından gecikilmesindesakınca bulunan hallerde hâkim kararına kadar kanunen yetkili kılınan merciinemriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetlerimensupları ile kamu hizmeti görevlilerinin dernek kurma haklarına başkacasınırlamalar getirilmesine veya bu hürriyeti kullanmalarının yasaklanmasınaengel değildir.
Bu madde hükmü vakıflara ve bu nitelikteki kuruluşlara dauygulanır."
5. "Madde 13 - Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milligüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın vegenel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerindeöngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunlasınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaçdışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak vehürriyetlerin tümü için geçerlidir."
6. "Madde 33 - Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurmahakkına sahiptir.
Dernek kurabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin,kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerinkanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, derneğin faaliyetinindurdurulması veya kapatılması için mahkemeye başvurur.
Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmayazorlanamaz. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şartve usuller kanunda gösterilir.
Dernekler, 13 üncü maddedeki genel sınırlamalara aykırı hareketedemeyecekleri gibi; siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar,siyasi partilerden destek göremez ve onlara destek olamazlar, sendikalarla,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçla ortakhareket edemezler.
Kuruluş amaç ve şartlarını kaybeden yahut kanunun öngördüğü yükümlülükleriyerine getirmeyen dernekler, kendiliğinden dağılmış sayılır.
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıylakapatılabilir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milligüvenliğin, milli egemenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak vehürriyetlerinin korunması ve suçların önlenmesi bakımlarından gecikilmesindesakınca bulunan hallerde hâkim kararına kadar kanunen yetkili kılınan merciinemriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetlerimensupları ile kamu hizmeti görevlilerinin dernek kurma haklarına başkacasınırlamalar getirilmesine veya bu hürriyeti kullanmalarının yasaklanmasınaengel değildir.
Bu madde hükmü vakıflara ve bu nitelikteki kuruluşlara dauygulanır."
7. "Madde 35 - Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
III. İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Orhan Onar,Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta Güngör özden,Muammer Turan, Servet Tüzün, Mustafa Gönül, Mustafa Şahin, Adnan Kükner veAhmet Oğuz Akdoğanlı'nın katılmalarıyla 2.9.1987 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineoybirliği ile karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenilen yasahükümleri, dayanılan Anayasa kuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve ötekimetinler incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A) 3388 sayılı Yasa'nın Amacı :
Milli savunma hizmetlerine yardımcı olmak amacı ile MedeniKanun'un vakıflara ilişkin hükümleri uyarınca Deniz, Kara ve Hava KuvvetleriniGüçlendirme Vakıftan kurulmuştur. Sözü edilen bu vakıflar, çeşitli kurum vekişilerin Türk Silahlı Kuvvetleri yararına yaptıkları bağışlan toplamışlar vesavunma sanayiinin geliştirilmesi yönünde bazı girişim ve faaliyetlerdebulunmuşlardır. Dava konusu edilen 3388 sayılı Yasa'nın 1. ve 2. maddelerinde,milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması,harp silah araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle Türk SilahlıKuvvetleri'nin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere Türk SilahlıKuvvetlerini Güçlendirme Vakfının kurulduğu belirtilmektedir. Geçici 1.maddesinde ise Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarınıntaşınır ve taşınmaz mallan, nakit mevcudu, her türlü haklan, alacak veborçlarının; herhangi bir karara gerek kalmaksızın, bu Yasanın yürürlüğegirdiği tarihten itibaren en geç üç ay içinde Türk Silahlı KuvvetleriniGüçlendirme Vakfı'-na intikal edeceği ve devir işlemlerinin tamamlandığıtarihte ve herhalde üç aylık sürenin hitamında, bu üç vakfıntüzelkişiliklerinin sona ereceği kabul edilmektedir.
1 - 3388 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme VakfıYasası'nın1. ve 2. maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Dava dilekçesinde bu iki maddeye yöneltilen Anayasa'ya aykırılıkiddiası, bu maddelerde yer alan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nınyasal oluşumuna ilişkindir. Sözü edilen bu iki maddenin Anayasa'ya aykırılığı,yukarıda belirtildiği üzere, bir özel hukuk tüzelkişisi olan vakfın ancak,vakfı kuran 'kişilerin iradeleri ile oluşacağı kanunla vakıf kurulmasınınhukuka uygun düşmeyeceği ve bu nedenle Anayasa'nın2. maddesindeki "HukukDevleti" ve Başlangıçta yer alan "...hiçbir kişi ve kuruluşun...hukuk düzeni dışına çıkamayacağını..." belirleyen kurallar ile Anayasa'nın10. ve 33. maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrasında, milli güvenliğinsağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından,Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu'nun sorumlu olduğu, 33.maddesinin yedinci fıkrasında Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarıile kamu hizmeti görevlilerinin dernek kurma haklarına başkaca sınırlamalargetirilmesine veya bu hürriyeti kullanmalarının yasaklanmasına engelbulunmadığı ve aynı maddenin son fıkrasında da bu madde hükmünün vakıflara vebu nitelikteki kuruluşlara da uygulanacağı belirtilmiştir.
Yukarıdaki ana kurallara aykırı düşmemek kaydı ile, bu niteliktekivakıflar için gerekli gördüğü yasaları yapmada yasa koyucunun tam bir takdirhakkına sahip olduğunda kuşku yoktur.
Dava konusu 1. ve 2. maddeler birlikte incelendiğinde yukarıdaözetlenen Anayasa kurallarına ters düşen yönlerinin bulunmadığıanlaşılmaktadır.
Şöyle ki :
a) Yasanın 1. maddesinde bu Yasanın amacının, milli harpsanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması, harp silaharaç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaşgücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere Türk Silahlı KuvvetleriniGüçlendirme Vakfı'nın kurulmasını sağlamak olduğu belirtilmektedir.
Anayasa'nın 117. maddesinde belirtildiği üzere "Milligüvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerini yurt savunmasınahazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumluolduğuna göre, milli güvenliğin sağlanması hizmeti, hiç şüphesiz kamusal -hukuk kurallarına ve yönetim usullerine tabi klasik hizmetlerin en başında gelir.O halde Anayasa'nın bu kuralı uyarınca, Devlet, ekonomik gelişmeye ve malikaynaklarının gücüne göre milli güvenliğin sağlanması görevinigerçekleştirecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurt savunmasına hazırlanmasıgibi önemli görevin, vatandaşların bağış ve yardımları ile daha güçlü veelverişli olarak sağlanabileceği düşünülüyorsa, konunun niteliği itibariyle biryasa hükmüne dayanılarak kurulmuş vakıfla yerine getirilmesinin herhalde dahauygun olacağının kabulü gerekir. Başka bir anlatımla, Türk SilahlıKuvvetleri'nin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere kurulacakvakıfların faaliyet alanları gözönünde tutulduğunda Devletin bunlar hakkındahiçbir önlem alamayacağı düşünülemez. Aksine bir düşünce, Anayasa'nın 117.maddesinin Devlete yüklediği "Milli güvenliğin" sağlanması görevi ilebağdaştırılamaz.
b) 2. maddenin ikinci fıkrasında, vakfın kurucularının; MilliSavunma Bakanı, Genelkurmay 2 nci Başkanı, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı veSavunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı olduğubelirtilmektedir.
Bu fıkra içeriğinden anlaşıldığı üzere dava konusu Kanun ilekurulan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, Silahlı Kuvvetler ve kamuhizmeti görevlileri tarafından kurulduğuna ve Anayasa'nın 33. maddesininyedinci fıkrası ile son fıkrası birlikte değerlendirildiğinde, bu gibi kamuhizmeti görevlilerinin dernek ve vakıf kurma haklarına sınırlamalargetirilebileceği veya bu hürriyeti kullanmalarının yasaklanabileceği sonucunavarılmaktadır. Bu durumda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücününartırılmasına katkıda bulunmak üzere kurulacak vakıflar yönünden gerek kuruluş,gerek kurucularla ilgili olarak kimi sınırlamalar getiren düzenleme ileAnayasa'ya aykırı bir tutum ve davranış içine girildiği düşünülemez.
Kaldıki, kamu yaran olan hallerde, Anayasa'nın 13. maddesiuyarınca, temel hak ve hürriyetlere sınırlamalar getirilebilir. Milligüvenliğin sağlanması ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasınakatkıda bulunmak üzere kurulacak olan vakfın güven içinde çalışması ve amacıolumlu bir biçimde sağlayabilmesi için Devletin, gerekli gördüğü önlemlerialmasında, hem bağış ve yardımda bulunacak olanların hem de toplumun yaran sözkonusudur.
Eşitlik konusuna gelince, Anayasa Mahkemesinin birçok kararlarındabenimsendiği üzere, Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, mutlakanlamda bir eşitlik olmayıp, haklı bir nedenin bulunması halinde, farklıuygulamalara olanak veren bir ilkedir.
Yukarıda adı geçen vakıfların sağlıklı bir ortam içerisindeamaçlarını gerçekleştirebilmelerinin ülke ve toplum açısından yararıbelirtilmişti. Kimi maddelerinin iptali istenilen yasayla düzenlenen Vakfınniteliği, amacı, faaliyet alanları ve kamu yaran dikkate alındığındaAnayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin ihlâl edildiğine ilişkindavacı iddiası da yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle iptali istenilen 1. ve 2. maddelerinAnayasa'nın 2., 10. ve 33. maddelerine ve Başlangıç kısmında yer alankurallarına aykırı bir yönü görülmemiştir.
Bu görüşe Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDIOĞLU, Yekta GüngörÖZDEN ve Muammer TURAN katılmamışlardır.
2 - 3388 sayılı Yasa'nın Geçici l. maddesinin Anayasa'yaaykırılığı sorunu :
Davacı tartından Yasanın Geçici l. maddesi hükmünün Anayasa'nın2.,35., 33., 10. ye 9. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istenmiştir.
Medeni Yasanın değişik 73. maddesinde "Vakıf, başlıbaşınamevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belirli bir gayeye tahsisidir.
Bir mamelekin bütünü veya gerçekleşmiş veya gerçekleşeceğianlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklarvakfedilebilir." denmektedir.
3388 sayılı Yasa ve Vakıf Senedinden anlaşılacağı üzere TürkSilahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı mal varlığının, Kara, Deniz ve HavaKuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının taşınır ve taşınmaz malları, nakitmevcudu, her türlü haklan, alacak ve borçları ile işbu vakfa yapılacak hertürlü bağış ve yardımlardan sağlandığı anlaşılmaktadır.
Bu vakıf, milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayidallarının kurulması, harp silah araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyleTürk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına tek elden katkıdabulunmak gibi amaçlarla kurulmuştur. Başka bir deyişle, Türk SilahlıKuvvetlerini Güçlendirme Vakfı; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini GüçlendirmeVakıflarına vakıf senetleri ile verilmiş olan "Milli güvenliğin sağlanmasıve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasına" katkıda bulunmakhizmet ve faaliyetlerini yerine getirilmesini üstlenmiştir.
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 1.maddesine göre, Türk Silahlı Kuvvetleri Kara (Jandarma dahil), Deniz ve HavaKuvvetlerinden oluşmaktadır. Silahlı Kuvvetlerin, yurt savunmasına hazırlanmasıve savaş gücünün artırılmasına en olumlu ve yararlı bir biçimde katkıdabulunmak ancak, bu faaliyet ve hizmetlerin tek elden yerine getirilmesi ilesağlanabilecektir. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı vakıf senediiçeriğinden anlaşılacağı üzere, bu biçimde vakıfların kurulmasından beklenengayeyi çok daha güçlü ve gerçekleşme şansı yüksek tek elden yönetilenorganizasyonla sağlamaktadır.
Bu durumda, 3388 sayılı Yasayla amaç ve faaliyet alanları aynıolan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının mal varlıkları,tek elden yönetim ve teşkilatlanma ile sağlanacak kamu yararı nazarı itibarealınarak bu vakıfların yerine geçmek üzere kurulan Türk Silahlı KuvvetleriniGüçlendirme Vakfına devredilmektedir. Kara, Deniz ve Hava KuvvetleriniGüçlendirme Vakıflarının, mal varlıkları gerçek ve tüzelkişilerin bağış veyardımları ile sağlandığına, bu vakıfların kurulmalarındaki amaç, Türk SilahlıKuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak olduğuna ve buhizmet ve faaliyetini tek elden yönetimle daha verimli ve güçlü bir biçimdeyerine getirebileceği gerçeği dikkate alınarak bu konuda yeni teşkilatlanmayagidildiğine ve bu vakıfların mal varlıkları da başka bir kuruluşa değil, aynıamacı sağlamak üzere kurulan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfınadevredildiğine göre, konunun Anayasa'nın 2., 9., 10., 33. ve 35. maddeleri ilebir ilgisi bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, Geçici 1. maddenin Anayasaya aykırı bir yönübulunmadığından iptal isteminin reddine karar verilmelidir.
Mahmut C. CUHRUK, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDIOĞLU, YektaGüngör ÖZDEN ve Muammer TURAN bu görüşlere katılmamışlardır.
V. SONUÇ :
17.6.1987 günlü, 3388 sayılı "Türk S-ilahlı KuvvetleriniGüçlendirme Vakfı Kanunu"nun 1. ve 2. maddeleriyle Geçici 1. maddesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine;
1 - 1. maddede Yılmaz ALİEFENDIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN'in,
2 - 2. maddesinin;
a) Birinci fıkrasında Yılmaz ALİEFENDIOĞLU ve Yekta GüngörÖZDEN'in,
b) ikinci fıkrasında Yekta Güngör ÖZDEN ve Muammer TURAN'ın,
c) Üçüncü fıkrasında Yekta Güngör ÖZDEN'in,
d) Son fıkrasında Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDIOĞLU, YektaGüngör ÖZDEN'in,
3 - Geçici 1. maddesinde Mahmut C. CUHRUK, Necdet DARICIOĞLU,Yılmaz ALİEFENDIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN ve Muammer TURAN'ın,
Karşıoyları ve oyçokluğuyla,
17.9.1987 gününde karar verildi.
Başkan
Orhan Onar
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDIOĞLU
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Muammer TURAN
Üye
Selahattin METİN
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Vural SAVAŞ
Üye
Mehmet Şerif ATALAY
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı : 1987/17
Karar Sayısı : 1987/19
Dernek kurma özgürlüğü ile ilgili olarak AnaYasa'nın 33.maddesinde dernekler gibi vakıfların da kanunun öngördüğü hallerde hakimkararıyla kapatılabileceği esası benimsenmiş bulunmaktadır. Bu durumda hakimkararı olmaksızın sonucu kapatmaya müncer olacak biçimde, vakıftüzelkişiliğinin; devir, teslim ve terkin işlemlerinin tamamlandığı tarihte yada Geçici 1. maddenin ilk fıkrasındaki üç aylık süre sonunda; Kara, Deniz veHava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının tüzelkişiliklerinin ikinci fıkrahükmüne göre sona erdirilmesi Anayasa'nın sözü edilen hükümleriylebağdaştırılamaz.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
KARŞIOYGEREKÇESİ
Esas Sayısı : 1987/17
Karar Sayısı : 1987/19
Türk Silâhlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Yasasının kimimaddelerinin iptali isteminin reddine ilişkin, karar oluşurken kullandığımkarşıoyların gerekçesi madde ve fıkra sırasıyla şöyledir :
l - Yasanın 1. maddesi, güdülen amacın vakfın kurulmasını sağlamakolduğunu belirtmektedir. Böylece Türk Hukuku"nda devletin vakıf kurmasınınyeni bir örneği ile karşılaşılmaktadır. Medeni Yasa'nın uygulanmasına ilişkin19/6/1926 günlü, 864 no. lu Yasanın 8. maddesi gereğince eski vakıflar içinöngörülen 19/6/1936 günlü, 2762 nolu Yasa yayımlanmış, daha sonra 17/7/1936günlü, 2/5042 sayılı tüzük yürürlüğe konulmuştur. Medeni Yasa'nın"tesisler"e ilişkin kuralları yetersiz kalınca 13/7/1967 günlü 903nolu Yasayla 73-81. maddeler değiştirilmiş, 77/A, 80/A, 81/A, 81/B maddelerieklenmiştir. Açık seçik bellidir ki bir malın ya da hakkın bir amacıngerçekleşmesine özgülenmesi kurumu olan "vakıf" bir özel hukuktüzelkişisidir. Medeni Yasa'dan önce, İslâm hukuku ilkelerine göre 25 bindenfazla vakıf kurulmuşken, Medeni Yasadan sonra kurulan vakıf 50'ye yakındır. 903nolu Yasadan sonra vakıf sayısında hızlı bir artış olmuştur. Devletin kimisosyal görevlerini yerine getirmekte duyulan güçlüklerin azaltılması,paylaşılması gözetilerek kurulan değişik alanlardaki vakıflarda resmi görevlikişiler kurucu olmuş, devlet desteği, işlemler kolaylığı biçiminde görülmüşsede devlet, vakıf kurmamıştır. Medeni Yasa öncesi ve sonrasında devletinkurucusu olduğu vakfa rastlanılmamıştır. Son yıllarda bu çizgi değiştirilerekdevletin kurucusu olduğu vakıflar kurulmaya başlanmış, uygulama, siyasalamaçlar, bu amaca uygun düzenlemeler doğrultusunda ve hukuka aykırı biçimdesürdürülmüştür. Dinsel kaynaklı vakıfların salt ya da karmaşık kamusal ereklivakıflara dönüşmesi uygarlığın, çağdaş yaşamın gereğidir. Ancak devlet, kendiöz görevlerini yerine getirmek için varlığı dışında, özerk bir kuruluş olanvakıf kuramayacağı gibi, yurttaşlarının özel hukuk kurallarına göre devleteyardım ve resmi çalışmalara katkı için kuracakları vakıfları, yasal koşullaraaykırılık olmadıkça engelleyemez, sınırlayamaz, kısıtlayamaz. Vakıf, tümüyleözel hukuk kurumu olduğundan yönetimi de özel kurallarıyla sağlanır, yönetimorganı bu yolla oluşur. Devlet, devlet olduğu için vakıf biçimindeyönetilemeyeceği gibi kaynaklarını, yasaların öngördüğü yardımlar dışında,vakıflara aktaramaz. Bu durum, devletin yan bağımsız, özerk kamu kurumlarıkurmasından ayrıdır. Böyle kurumların vakıflara benzemesi de ayrı bir konudur.Batı ülkelerinde "kamusal vakıflar" olarak tanımlanan yerel yönetimkuruluşları, kimi işlemlerinde özel hukuk kurallarına bağlı olsalar da genelyapılar ve kaynaklan yönünden kamu örgütleridir. Ülkemizde de, çalışmalarındaözel hukuk kurallarına bağlı resmi kurumlar bulunmaktadır. Yasayla kurulmak,özel hukuk tüzelkişiliği edinmeye-kazanmaya, bu niteliği ve sıfatı taşımayayeterli olmadığından, vakfın yasayla kurulması da onu vakıf kılmaz. Devletmalının yöneticisi yine devlettir. Anayasa ve yasa ile öngörülüp seçilmişorganlardır. Özel hukuk kurallarına dayanarak kurulmuş bir vakfa devlet malıdevredilemez, özgülenemez, yönetimi de bu kurallara göre seçilmiş ve çalışacakkimselere bırakılamaz. Hukukun temel ilkeleri, devlet ve vakıf kavranılan busonucu getirir. Osmanlı imparatorluğu döneminde bile izlenmeyen "devletvakfı" yolu, hukuk devleti için sakıncalıdır.
Devlet, özde kamu hizmeti gören bir kuruluştur. Bütçesi, kamugörevlerini yerine getirerek hizmetlerim sunmak için düzenlenmektedir. Bütçedenvakıflara para aktarması uygun değildir. Devletin vakıf kurmasının gereksizliği"Kamuya yararlı vakıflar" türüyle de doğrulanmaktadır. 903 noluYasanın 4. maddesinin öngördüğü "Gelirlerinin en az °/o 80'ini neviitibariyle genel, özel, katma bütçeli 'idareler bütçeleri içinde yer alan birhizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini istihdaf etmek üzere..."kurulan vakıflar, uygulamada devletin ya da kamu kuruluşlarının yükümlübulundukları kamu hizmetlerinin yükünü azaltıcı çalışmalarla uğraşmakta, bunedenle kendilerine vergi bağışıklığı tanımaktadır. 903 nolu Yasanın 2/2.maddesi, gelirlerinin en az yansından fazlasını kamu görevi niteliğindekiişlerin yapılmasına ayırmayı amaç edinen vakıfları "kamuya yararlıvakıf" saymaktadır. Kimi ayrıcalıkların nedeni olan bu niteliğe uygunbirçok vakıf vardır. Anlaşılmaktadır ki devletin görevleri alanında bir vakıfkurulmasının sakıncası yoktur. Yaran herkese düşen vakıflara da "kamuvakfı" denildiği bilinmektedir. Bu ad bile devletin vakıf kurmasıbiçiminde bir uygulamayı gerektirmemiştir. Devletin gözetim ve korumasıdüşünülebilirse de malını vakıfa vererek görevini ona bırakması asladüşünülemez. Vakıfların kendi yasaları sayılan resmi senetleri (eskidenvakfiyeler) devletin yasaları karşısında özelliği olan metinlerdir. Devletinyasalarını bırakıp vakıf senediyle görev yapması hoşgörüyle karşılanamaz.Öğretide vergi bağışıklığı tanıyarak görev ve olanaklarını kendi alanı dışınaaktarması eleştirilirken devlete vakıf kurdurmak yasama organının hukuk devletiilkesine ters bir tutumudur. Modern devlet, "tahsis"lerle miri araziparçalan üzerinde oluşan "gayrısahih vakıflar"dan uzaklaşarak kendigörevini kendi yapma yolunu seçen devlettir. Devletin, bir amaca bir malvarlığı ayırarak - vererek kurum-mal topluluğu biçiminde tüzelkişilik yaratmasımedeni hukuk bakımından vakıf kurma sayılamayacağı için yasayla temel kurallarzorlanarak tartışmalı oluşumlara, yapılanmalara gidilmesi doğru değildir.Devlet, isterse, önceden olduğu gibi görevlilerine, belli kişilere MedeniYasa'ya göre vakıf kurdurarak hukuka uygunluktan ayrılmamalıdır. Vakıf kurmaişlemi, medeni hukuk dışında uygulama olanağı bulamaz. Kamu gücüne dayanan, bukaynağa bağlı özgülenmeler vakıf sayılamaz. Medeni Yasa'ya göre mal topluluğubiçimindeki tüzelkişilikler, bu anlamda yalnızca vakıflardır. Kamutüzelkişilerinin belli bir amaca mal özgülemeleri ise yönetsel bir işlemdir. Şugerçekçi görüşü almayı yararlı buluyorum: "Mal topluluğuna dayanmalarıiktisadi devlet teşekküllerini bir vakıf durumuna getiremez. Bir İktisadiDevlet Teşekkülü (Medeni Hukuk anlamında) vakıf sayılamaz. Devletin, MedeniKanun hükümleri dahilinde bir tesis (vakıf) senediyle bir âmme hizmeti kurmasıve işletmesi bugünün telâkkilerine uymaz ve dünyanın hiçbir yerinde de böylebir şey yoktur. Bir kısım âmme hizmetlerinin Devlet tarafından Medeni Kanun'untesis (vakıf) çerçevesi dahilinde teşkilâtlandırılıp tanzim ve idare edilmesi,dünyanın hiçbir tarafında bahsi mevzuu olmadığı gibi, Türkiye'de de olamaz(Sıddık Sami ONAR, İdare Hukuku'nun Umumi Esasları, 11, 3. bası, İst. 1967,sayfa 977). Prof. Dr. Aydın AYBAY'ın "Vakfı Kim Kurar" başlıklıyazısından (Cumhuriyet Gazetesi 17/8/1987) geçen "Devlet malına mütevelliolmaz" sözü de SS. ONAR'ındır. Dr. Hüseyin HATEMİ "İslâm Hukukundadahi Devlet'in -dar anlamı ile- vakıf kuracağına ihtimal vermiyoruz" diyerekEbululâ Mardin'in aynı doğrultudaki görüşlerine yer vermiştir. (Önceki veBugünkü Türk Hukuku'nda Vakıf Kurma Muamelesi, İst.1969, S.288). "Kamuyayararlı vakıf" kamusal vakıf, kamu ağırlı vakıf demek değildir. Konusu veamacı yönünden ulusal savunmayla ilgili olsa da özel hukuk tüzelkişiliğiegemendir. Böyle bir vakıf için yasa yolu, hukuksal koşullan belirler, devletikurucu, vakfı devlet vakfı yapamaz. Devlet, görevini vakfa bırakamaz; vakıfdevlet görevini yapamaz. Devlet, vakfı destekleyebilir; vakıf, devlete katkıdabulunabilir. Anayasa'nın 2., 5., 11. ve 33. maddeleri karşısında yasadakisakatlık açıktır.
2 - A) Yasanın 2. maddesinin birinci fıkrası, yukarıda 1. maddeiçin açıkladığım gerekçelerle Anayasa'ya aykırıdır.
B) Yasanın 2. maddesinin ikinci fıkrası, vakfın kurucularınıbelirlemektedir. Devletin vakıf kurması ve yasayla kurucu ataması, belirlenenkişilere özgörevleri yanında yasayla özel hukuka ilişkin ek görevler verilmesihukuksal olmayan düzenlemelerdir. Kurucu olmak yönetimde görev almayıgerektirir. Anayasa'nın 82. maddesinin birinci fıkrasında TBMM. üyelerininDevletten yardım sağlayan ve vergi bağışıklığı olan vakıfların yönetimindegörev alması yasaklanmıştır. Milli Savunma Bakanı, TBMM. üyesidir, iptaliistenen maddenin yüklediği görev üyelikle bağdaşmamaktadır. 82. maddenin ilgilitümcesindeki "ve" bağlacı "veya" anlamındadır : Devlettenyardım sağlamak ya da vergi bağışıklığından yararlanmak, kaynağı, etkisi vesonucu bakımından birbirinin aynıdır. Yasaklama için iki durumun birlikteolması gereksizdir. Kaldıki Yasanın 3. maddesi devlet yardımı ile vergibağışıklığının birlikteliğini açıklamaktadır.
Üyelikle bağdaşmayan işlere ilişkin 82. maddesinin 1961Anayasası'ndaki koşutu olan 78. maddede "vakıf" sözcüğü yoktur.Vakıfların giderek artması, devlet katkısı ve vergi bağışıklığı gereksinimduyurduğu için 1982 Anayasası vakıf bağlılığını, yönetim ve denetim organlarıgörevi için yasak kapsamına almıştır. TBMM. üyesinin yasaklandığı ilişki, birbakan için daha önce düşünülür. Bakan, bağışıklıktan yararlanma kararınıverecek Bakanlar Kurulu'nun üyesidir, yardım yapan Hükümetin içindedir.
C) Vakıf senedinin Milli Savunma Bakanı tarafından Medeni Yasahükümlerine göre tescil ettirilmesi, Bakanın Anayasa'nın yasakladığı görevilişkisini açıklamaktadır. Bu da Anayasa'nın 82. maddesine aykırılığıoluşturur. Yasa hem vakfı kurmakta hem de Medeni Yasa kurallarına göre tesciliöngörmekle çelişkiye düşmüştür. Medeni Yasa herkese vakıf kurma hakkınıtanıdığına, resmi görevliler serbestçe kurucu olabileceklerine ve ulusalsavunma alanında vakıf kurmak yasak olmadığına göre (ulusal savunma alanındakurulmuş vakıflar vardır) yasayla vakıf kurmak gereksiz ve ilk maddeye ilişkingörüşlerimde belirtmeye çalıştığım gibi sakıncalıdır, hukuka aykırıdır.
Bakanın yönetimde görevli olduğu tescil işlemi maddesi ve bunauygun gelişmelerle bellidir. Resmi Gazete'nin 5/7/1987 günlü, 19508 incisayısının 60. sayısının yayımlanan duyuru kuruluşu açıklamaktadır. Ankara 4.Noterliği'nde 30/6/1987 günü 30458 yevmiye no. ile onanmış vakıf senedinin 8.maddesi vakıf başkanının Milli Savunma Bakanı olduğunu göstermektedir. Herkurucunun 250'şer bin TL. yatırdığı, bunu da Devletin karşıladığıanlaşılmaktadır. Kişilere vakıf için ödeme, yasa istese de, uygun değildir. Birhukuk devletinde, AnaYasa'nın 82. maddesine karşı açık uygulama ve bundadirenme, görülecek şey değildir. Acılığı ağır bir hukuk çiğnenişidir.
D) Özel hukuk kurallarının olur Verdiği bir durumu yasaylaengellemek uygun olmadığı gibi vakıf kurma özgürlüğünü kaldırdığı, sınırladığıiçin de sakıncalıdır. "Kamuya yararlı vakıf" tanımı, kamusal alandaçalışacak vakıflar için kullanılmaktadır. Bu alanlar arasında ulusal savunmakonuları da bulunabilir, iptali istenen Yasaya değin bu tür vakıfların kurulmuşolması da görüşümü doğrulamaktadır. Medeni Yasa'nın genelde tanıdığı hakkın biryasayla elden alınması uygun olmadığı gibi Anayasa'nın 33. maddesinin sonfıkrası yoluyla önceki fıkralarını güvenceye aldığı vakıf kurma özgürlüğüne deaçıkça aykırıdır.
Ulusal konularda, devletin öz görevi alanında vakıf kurulmasınınörnekleri de vardır. "Devlet Tiyatrosu Vakfı". Devletin, yükümlüolduğu konunun özel hukuk kuralarına göre çalışan özel örgütü olarak varlığınısağlıklı biçimde sürdürmektedir. Hukuka da uygundur. Milli eğitim konusundakivakıf da böyledir. Milli Eğitim Bakam da bu vakfın başından ayrılmıştır. Vakıfkurma özgürlüğünü kısıtlayacak herhangi bir neden de yoktur. Yapılan sınırlamada değildir. 10., 13., 33., 35. ve 82. maddelere aykırılık belirgindir.
3 - İptali istenen Yasanın Geçici 1. maddesi, Anayasa'yaaykırılığın doruğunu oluşturmaktadır. Sözü edilen maddenin birinci fıkrasıçalışan üç vakfın malvarlığına el koymakta, devir-teslim ve terkin işlemleriiçin vakıfların yönetim kurullarını görev yapmak zorunda bırakmaktadır. Bir yada birkaç vakfın malvarlığı yasa ile elinden alınamaz. Özel hukuk kurallarınagöre çalışan bir kurumun mal ve haklan, ancak, o konuda resmi senedinde,kuruluş belgesinde, tüzüğünde öngörülen durum ve koşullarda elinden alınır, başkakuruluşa geçer. Ya da, bu konuda açıklık yoksa o konudaki özel yasanın (MedeniYasa, Dernekler Yasası) kuralları uygulanır. Anayasa'nın ilgili 33. maddesininbeşinci ve altıncı fıkralarının buyruğu da bu gereği ortaya koymaktadır.
Hukukun gereğine aldırılmayarak Geçici 1. maddenin ikincifıkrasıyla, mallarının alınmasından sonra adı geçen üç vakfıntüzelkişiliklerinin sona ereceği hükme bağlanmıştır. Bu yasal oldu-bitti,Anayasa'nın 33. maddesine açıkça aykırıdır. Bir tür birleştirilerek fesih(dağıtma) vardır. Yetkililer, üst düzey görevliler, vakıflara kendi yetkilikurullarının kararlarıyla birleşme, böylece yeni bir vakıf kurma kararıaldırmalıydılar. Vakıflara, yöneticilerine söz geçiremeyince, etki yapamayıncahukuk dışına çıkarak, yasa zoruyla dağıtıma gidilmesi sakıncalı, zararlı birörnektir. Böyle bir uygulama Anayasa katında savunulamaz ve asla uygunbulunamaz. Bulunsa da, yakınma ve eleştiri yıllarca sürer, Aykırılığı hoşgörenyargı, daha çok sorumlu olur. Yargının olumlu kararı aykırılığı biçimsel yöndenkaldırsa da öz yönünden ağırlaştırarak sürdürür. Yasama organı, yasa her işiyapamaz. Hukuk devleti, her istediğini yapamayan, hukuka saygısı vebağlılığıyla övünen, hukuka dayanmakla kıvanç duyup mutlu kılan devlettir.Yasama organı nasıl bir çifti evlendirip boşayamazsa, ancak yasayla evlenmeninve boşanmanın koşullarını saptayıp evlendirme ve boşanma yetkisini ilgili makamve mahkemelere bırakmak zorunda ise, vakfı kurup dağıtamaz. Kurulma ve dağılmakoşullarını yasayla saptayıp uygulamayı hak sahibine ve yetkililere bırakır.
Amacına aykırı çalışmadıkça, çalışma gücünü yitirmedikçe,organlarını oluşturmakta yetersizliğe düşmedikçe hiçbir vakfı, yetkili makam yada mahkeme dağıtamaz. Vakıf yönetimi bile bu konuda yetkili kılınamaz. Öncedenbelirlenen çalışma (faaliyet) süresi dolunca hukuksal varlığı kendiliğindensona erer, mal ve alacakları kamuya geçer, Bir vakıf, üstün kamu yaranzorunluluğu nedeniyle yapılan uygulamalarla amacını gerçekleştirme olanaklarınıyitirir ya da malvarlığı elinden çıkarsa sona erebilir. Bu zorunlu durumlardışında kimse, yasa bile, vakfı sona erdiremez. Tersine uygulama yasa ve hukukgüvencesinin olmadığını kanıtlar. Kamulaştırma ve toprak dağıtımı işlemleriylevakıflar sona erdirilemez. Danışıklı işlem niteliğinde, hukukla oynanaraksonuçlar sağlamak hukuksuzluğun belirtisidir. Vakıf, kamuya adanmış, kamuyararına özgülenmiş bir kuruluştur, isteğe bağlı dağıtım bu ilkeye aykırıdüşer. Vakıf kurma istencinden dönülemez. Kurucusunun istemi dağıtım nedeniolamaz. Kurulurken yerine getireceği kamusal hizmetlerin engellenmeyeceği,devletin ve hukukun koruyuculuğu inancı egemenken, aykırı düzenleme veuygulamalarla, güvencinin yıkılmasıyla asıl yıkılan hukuk, hukuk devleti olur.Yasayla vakıf ortadan kaldırılamaz. Vakıf kurmak hakkı nasıl sınırlanamaz,ortadan kaldırılamazsa vakıf da yasayla sona erdirilemez. Böyle girişim,düzenleme ve uygulama, hukukun temel ilkeleriyle, işlem, vakıf kurmaözgürlüğüyle bağdaşamaz. Anayasaların üstünde, anayasalara kaynak olan üstün hukukkurallarıyla uyuşamaz. Mülkiyet hakkını tanımış bir demokratik hukuk devletindeyasama organının yasa ile vakıfları dağıtması kapatılamayacak bir aykırılıktır.Anayasal bir hak yasayla kaldırılamaz. Buna olanak vermek, hukuk devletininyadsınması anlamındadır. Vakıflar kurulduktan sonra, kurucuların, organlarınisteğiyle dağıtılamaz. Vakıf zorunlu nedenler ve kaçınılmaz durumlardakendiliğinden, yasal koşulların varlığında da yargı kararıyla dağıtılır.Yasayla dağıtma, zorunlu dağıtma yolu, hukuk dışı bir yoldur. Yönetim organınınbaşlıca yükümlüğü amaca ulaşmak, amacı gerçekleştirmek için herşeyi yapmaktır.Devlet, yasaların öngördüğü işlemler ve yöntemlerle bu çalışmaları destekler,güvenceyi oluşturur. Bu güvenceyi Devlet eliyle askıya almak, kaldırmak devletitemelinden yoksun bırakır. Anayasa'nın 10., 11., 13. ve 35. maddelerineaykırılık somut biçimde belirgindir.
Ulusal savunma alanındaki vakfa olağan vakıflar dışında ve üstündeayrıcalık tanımak, "kamuya yararlı vakıf" türünü "kamuvakfı"na dönüştürmek vakıf hukukuna ters düşen anlayışları yansıtır.Kendini, varlığını borçlu olduğu kurallara bağlı sayan hukuk devleti, hukuklaoynamayacağını bilen devlettir. Çoğunluk oyunun getirdiği sonuç, uygunlukdenetiminin yerindelik denetiminden sonraya alındığını göstermektedir. Üç ayrıvakfın varlığındaki sakınca ya da yanlışlık Anayasa'ya aykırı yasanınyürürlüğünü sürdürme nedeni olamaz. Medeni Yasa'ya göre senet düzenlenmesi,yargı kararı, tescil ve duyuru, genel bir vakfın belirtileridir. Bunu yadsıyıpvakfa özellik tanımak kendi içinde çelişkiye düşmek ve tutarsızlık olur. Özelvakıf, özellikli vakıf olamaz. Her vakfın hukuksal kaynağı birdir, kapsamındaoldukları kurallar aynıdır ulusal savunma konusunun özelliği, vakfa ayrıcalıknedeni oluşturamaz, iyilik, dinsel, karma amaçlı, nasıl olursa olsun her vakıfdevlet katında eşdüzey, eşdeğerdedir. Vakıfların kendi güçleri, varlık veolanaklarıyla basan durumları aynıdır. Çoğunluk görüşü, başka vakıfların dayasa ile kapatılması sakıncasını getirecektir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin önsözüyle 3., 17. maddeleri,İnsan Haklarını ve Ana Hizmetleri Korumaya Dair Sözleşme (Resmi Gazete19/3/1954-8662) vakıf kurma özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve yargı güvencesikonusunda gözardı edilemeyecek dayanaklardır. Anayasa'nın 117. maddesinin deolayla, davayla hiçbir hukuksal, mantıksal ilgisi yoktur. Anayasa'ya,gerçeklere, hukuka aykırı yasal sınırlamalar hukuk devleti niteliğine katı veağır gölgeler düşürür. Devletleştirme, kamulaştırma düzeyinde, çarpık birişlemi uygun karşılamak olanaksızdır. Üstün ve öncelikli bir kamu yaran bileyasayla sınırlamayı, vakıf dağıtımını yerinde gösteremez. Yasama, yargıyetkisine elatmış olmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 2., 9. ve 11. maddelerineaçıkça aykırı tutumu ve yasalaşmayı ortaya koymaktadır.
Bu konuda, 1982 Anayasası'nın, yüce Atatürk'ün düşüncelerine,buyruklarına, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nun kuruluş amaçlarına,hukuksal yapılarına ve hukukun temel kurallarına aykırı 134. maddesine örnekolarak, dayanmak olanaksızdır. Hukuk tarihinde gereğiyle değerlendirilecek budüzenleme olumsuz bir örnektir. Gerek Anayasa, gerek Milli Güvenlik Konseyidönemi yasaları, Anayasa Mahkemesi'nin uygunluk denetimine bağlı olmadığından,denetim çalışmaları sırasında Anayasa'ya uymak zorunluluğu dışında, bukaynaklara değinmekte, haklarında hukuksal görüş belirtmekte sakınca yoktur.Durum, böylece, daha iyi anlaşılacaktır. Uygunluk denetiminde Anayasa'ya bağlıkalmak onu ölçü alarak inceleme yapmak zorunluluğu, Anayasa Mahkemesi'ne getirilemeyecekya da karara bağlanmış konularda olumlu ya da olumsuz görüş açıklamaya,hukuksal eleştiriye engel olmadığından, ilgi kurulduğunda ve gerektiğinde bukapsamda Anayasa da tartışılabilir. Özel hukuk tüzelkişilerini, kamutüzelkişiliğine sahip alt kuruluşlar durumuna getirerek (Anayasa'nın 134.maddesinin, oluşumunu tersyüz etmenin hukukla bağdaşır -yanı bulunmamaktadır.)Anayasa'nın 134. maddesine aykırı olan 2876 nolu yasa da, çarpıklığıyinelemekten ötede, yanılgıların yansıdığı bir anlamsız direnme belgesidir. Butür yasalar, Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı olsa ve Anayasa'ya uygunlukdeğil, hukuka uygunluk aranabilse, sanırım, antidemokratik görünüm giderekazalır. Atatürk'ün vasiyetinin "ad" olarak, biçimsel korunması yanındasahibinin (yararlananın-dağıtanın) öz olarak değişmesi her zamantartışılacakbir çelişkidir. Atatürk'ün manevi varlığının ayrılmaz bir parçası olanvasiyeti, O'nun istencine (iradesine) aykırı bir oluşuma katılarak, amacıdışına çıkarılmıştır. Devletimizin kurucusunun özel hukuk alanındaki, ölümebağlı işlemi Anayasa'yla bile saptırılamaz, değişik uygulama konusu yapılamaz.Böyle düzenlemeleri hiçbir gerekçe ve savunma geçerli gösteremez, ilgili kurum,durum ve işlemlerden yakınılıyorsa bunların vasiyetnameyi etkilemeyen hukuksalçözümleri bulunabilirdi. Atatürk'ün istenci, Anayasa koycunun istencinden,Anayasa'dan da önemli ve öndedir. Bu aykırı örneğe benzer biçimde askerlikkonularında çalışmaları gerçekleştiren vakıflara yönelik uygulama, demokratikhukuk devleti yaşamında geçmemesi gereken sakatlıkları taşımaktadır. Yanlışyürüyerek doğruya varılamaz. Aykırının kopyası da aykırıdır. Anayasalar hukukunüstünde de değildir.
Anayasa'nın 159. maddesiyle öngörülen Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulu'nün oluşumu, yetkileri, kararlarının yargı denetimi dışında tutulması dahukuk devleti niteliği ve yargı bağımsızlığı ilkesiyle çatışmaktadır.Kararlarına karşı yargı denetimi yolu kapalı olduğundan yargıçlık güvencesinisözde bırakan uygulamalar, Kurul'da siyasal temsilci Adalet Bakanı ile onabağlı üst yönetici Müsteşarın yer alması, yargıyı politika ve yürütmenin etkive egemenliğine açık tutmaktır. Kaldırılan Hâkimler Kurulu'nun çalışmalarınıdaha iyi duruma getirmek çok kolay ve çok yararlı iken, geriye gidilerek bağımsızyargıyı birçok bakımdan gölgeleyecek yeni düzenlemeyi yeğlemek Türk adaletineve hukukuna zarar veren bir tutum olmuştur. Hâkim ve savcılar nasıl çabagösterirlerse göstersinler gelecekte aykırılıklar ve yakınmalar giderekartacaktır. Vakıflara ilişkin denetim konusu yasa da böyledir.
Anayasa'ya uygunluk denetiminde Anayasa'ya dayanılacağı, onunölçüt alınacağı kuşkusuzdur. Ancak, Anayasa'da yeterli açıklık bulunmayandurumlarda, hukuk biliminin temel ilkeleriyle evrensel hukuk kurallarınadayanmaktan kaçınmamalıdır. 1982 Anayasası'nın hazırlanış biçimi,düzenletenler-düzenleyenler, oluşum koşullan ve yasalaşma evreleri, ilerleyenzaman karşın 1961 Anayasası'na tepkinin somutlaştırılması çabası gözetilirsehukuksal niteliği uygunlukla saptanır. Kendinden önce yürürlüğe konulmuş, yargıdenetimi dışında tutulmuş kimi yasaları doğrularcasına kurallaştığıunutulmazsa, denetim incelemelerinde, çağa uygun dayanakların bulunması güçlüğüdoğal karşılanır. Bu yapı içinde bile yukarda belirttiğim Anayasa maddeleri davakonusu yasayı hukuka aykırı göstermektedir. Hukukun siyasaya araç kılınmasıgörünümündeki düzenlemeler hukuk dışıdır. Hukukun dışlanması, kimi hukukaaykırı durumların hukuksal gösterilmesinde hukukun araç kılınması, hukukdevleti için en olumsuz olgulardır, asla hoşgörülemezler. Hukuktan ödünverilemez. Hukuk karartmaz, aydınlatır. Böyle düzenlemelere yol açılırsa,yasalar Anayasa'ya uygun duruma getirilecek yerde, nasıl olsa Anayasa'nın 175.maddesi de değiştirilerek gerekli kolaylığı sağladı, siyasal çoğunluk giderekaykırı yasaları yürürlükte tutmak için Anayasa'yı değiştirmek yolunuizleyecektir. Hukuka aykırı bir Anayasa maddesine uygunluk hukuka aykırılığıortadan kaldırmaz.
Konunun, bir yurtiçi gezisi sırasında Cumhurbaşkanı tarafındandile getirildiği, savunma alanındaki vakıfların birleştirilmesinin iyiolacağının açıklandığı TBMM görüşme tutanaklarından anlaşılmaktadır.Cumhurbaşkanının istek, öneri ve uyanlarına özel bir ilgi gösterilmesidoğaldır. Ancak, bunların hukuka uygun olmaları ya da uygun durumagetirilmeleri koşuluna bağlıdır. Aykırı isteklere hukukun uyarlanması(intibakı), bu istekler kimden gelirse gelsin hukuk devletine asla söz konusuolamaz. Cumhurbaşkanının Çankırı'daki sözleri üzerine başlatılan tasarıçalışmaları yasama organı evresini de tamamlayarak yürürlüğe konulmuştur. Özelhukuk tüzelkişiliğini, buyrukla kaldırır gibi, Anayasa'ya aykırı yasa ilekaldırmak hukuk tarihinde güç görülür 'bir örnektir. Bu tutum, antidemokratikyasalara bir yenisini eklemek olur. Benzer düzenlemelerin 2908 nolu DerneklerYasası'nda bulunması geçerli bir örnek oluşturamaz. Dernekler Yasası, MilliGüvenlik Konseyi dönemi yasalarındandır. Anayasa'nın geçici 15. maddesigereğince Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlı değildir. Hukuk, göreve bağlı yetkilerayrık olarak tüm yurttaşları eşitler. Hukuk devletinin yasama çalışmalarındaCumhurbaşkanı, Başbakan ya da başka kaynaklı bir işlem ayrıcalığı geçmez.Kimse, Anayasakoyucu da olsa, Anayasa'nın dışında ve üstünde değildir. Anayasa,Cumhurbaşkanı ile sade yurttaş arasında (görevden doğan yetki ayrılıkları veolanakları dışında) genel ve temel konularda ayrılık bırakmayan üst yasadır.
Ayrıca, Devletle yasama organını birbirinden ayırmak gerekir.Yasama organı Devletin temel organlarından birisidir, başlıcası değildir.Egemenlik hakkının tümü de bu organda toplanmış değildir. Yasama organı neyaparsa Devleti yapmış saymak sakıncalı bir görüştür. Egemenlik, bağsızkoşulsuz ulusundur. Yasama organı bunun yasama bölümüyle yetkilidir, yargıyetkisini kullanamaz. Yasama çoğunluğunun isteyip kararlaştırdığı her işleminhukukça geçerli ve Anayasa'ya uygun kabulü olanaksızdır. Günümüzde ulusalistenç (milli irade) kavramı klâsik anlamını yitirdiği gibi yasama çoğunluğuulusun tümü yerine alınamaz. Her yasama işlemi de dokunulamaz, denetlenemezdeğildir. Yasama organlarının da yapamayacağı işler, işlemler vardır. Bunlardanbirisi de özel hukuk kurumlarını yasa zoruyla kapatıp kaldırmak, kendi istencidışında birleştirmek dağıtmak, bu tür kuruluşların doğmasını sınırlamaktadır.Yasama organını böylesine geniş yetkilerle donanmış görmek, sakıncalı kimisiyasal oluşmuşların akıntısına yargıyı kaptırmak olur. Bu tutum, giderek,anayasa yargısının güçsüzlüğünü, fazlalık ve yersizliğini getirir, etkinliğiniazaltır. Anayasa yargısı, siyasal görüşlere öncelik verilerek daha çoksınırlanır, kısıtlanır, bu da hukukun ve Devletin zararına neden olur.Demokrasi hem öz, hem biçim yöntemdir. Değişik sözcüklerle, değişik tanımlanyapılsa da anlamı değişmez. Belirgin niteliği, hukuksallığı, çoğulcu vekatılımcı çağdaş yapısıdır. Cumhuriyetin niteliği olarak korunupgüçlendirilmesi, salt ad ve kavram olarak anılmasını değil, içerik olarakbenimsenip uygulanmasını gerektirir. Bu da, öncelikle yasama işlemlerinde, yasaçalışmalarında, hertür hukuksal düzenlemede özeni gerektirir. Ülkenin aydınlıkgeleceği, çağdaş kurallara uygun hukuksal düzenlemelerle kurumlar düzeni olankatılımcı, çoğulcu demokrasiyi benimsemiş bir Anayasa'nın egemenliğini kurmak,hukukun üstünlüğünü sağlamaktadır, insan haklarına dayanan bir devlet, gerçekbir hukuk devleti, her alanda en sağlıklı güvenceleri sunan, bu arada, kişi vekuruluşları aykırı, sakıncalı yasama işlemlerine karşı koruyan devlettir. Bugörevi yerine getiremeyen bir devlet ya da devletin bu görevinin engellenmesinisağlayan yürütme, anayasal denetim yönünden hoşgörüyle karşılanırsa sonuç,hukukun yıkıntısıdır.
Anayasa Mahkemesi, ilkelerden ödün verilmesini, ulusalsavunma-güvenlik sorunlarındaki duyarlığın hukuku geçersiz kılmasını uygunbulamaz, özgürlüklerden, hukukun üstünlüğünden yana olması varlık nedeni,Anayasa'nın egemenliğini sağlaması başlıca yükümlülüğüdür. Bu çizgiye tersdüşen Yasanın iptali istenen maddeleri, tümüyle, Anayasa'nın 2., 5., 9., 10.,11., 13., 33., 35. ve 82. maddelerine aykırıdır. Çoğunluk görüşüne bunedenlerle katılamıyorum ve karşı olduğumu, sunduğum özet gerekçelerlebelirtiyorum.
Görüşlerimi e aynı doğrultuda olan öbür üyelerin karşıoygerekçelerine de katılıyorum.
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
KARŞIOYYAZISI
Esas sayısı : 1987/17
Karar sayısı : 1987/19
17/6/1987 günlü, 3388 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetlerini GüçlendirmeVakfı Kanunu'nun :
Milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarınınkurulması, harp silâh, araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle TürkSilâhlı Kuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere, TürkSilâhlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfından başka bir vakıf kurulamayacağınıbelirleyen 2. maddesinin son fıkrası ile;
Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarına aitmenkul ve gayrimenkul malların, nakit mevcudunun, her türlü hak, alacak veborçların Türk Silâhlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfına intikal edeceğine;devir işlemlerinin tamamlandığı tarihte ve her halde, bu Kanununun yürürlüğegirdiği gün başlayan üç aylık sürenin hitamında, bu üç vakfın hükmişahsiyetinin sona ereceğine ilişkin geçici l maddesinin;
Anayasa'ya aykırı görülmemiş olmasından dolayı, bu hükümlerleilgili iptal istemlerinin reddi hakkında oyçokluğu ile oluşturulan 17/9/1987günlü, 1987/17-19 sayılı karara, Sayın üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun karşıoyyazısında açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
KARŞIOYYAZISI
Esas sayısı : 1987/17
Karar sayısı : 1987/19
Medeni Kanun'un 13/7/1967 günlü, 903 sayılı Yasayla değişik 73.maddesine göre "Vakıf, başlıbaşına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malınbelli bir gayeye tahsisidir." Bu tanıma göre bir vakfın belirli unsurları,tüzelkişiliğe sahip olması ve bir malın belli bir amacaözgülenmesidir. Bu amaç,bir hayır ya da yardıma yönelik sosyal içerikli olabileceği gibi, kimi kamuhizmetlerinin yerine getirilmesine katkıda bulunmayı sağlayacak biçimde kamusalnitelikli de olabilir. Ancak vakıf hangi amaçla ve kim tarafından (kamutüzelkişisi, özel hukuk tüzel kişisi, gerçek kişi) kurulursa kurulsun,dernekler gibi bir özelhukuk kurumudur ve kuruluşları kişilerin serbestiradesine dayanır ve dayanmalıdır. Nitekim Anayasanın dernek kurma özgürlüğünüdüzenleyen 33. maddesinde "Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurmahakkına sahiptir." denilirken, bu gerçek bir anayasal kural olarak ortayakonulmaktadır. Bu madde hükmü, son fıkrasındaki kural nedeniyle, vakıflar içinde aynen uygulanır.
Anayasaya aykırılığı ileri sürülen 3388 sayılı "Türk SilahlıKuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Kanunu"nun 1. maddesi ile 2. maddesinin birincifıkrası, bu yasayla vakfın kurulmasını öngörmüş; başka bir deyişle, vakfınkurulmasında "serbest irade" yerine yasanın getirdiği "buyurucukurucu iradeyi" egemen kılmıştır.
Anayasanın herkese tanıdığı, önceden izin almaksızın dernek(vakıf) kurma hakkı, aynı zamanda dernek (vakıf) kurmaktan kaçınma ya dakurmama özgürlüğünü de içerir. Halbuki 3388 sayılı Yasa vakfın kurucularınıbelirlemekte ve kendilerine vakıf kurma yükümlülüğü getirmektedir. Yasakarşısında kurucuların serbest iradelerinin önemi ve etkisi bulunmaktadır.Bunların yapabilecekleri tek şey yasa uyarınca vakfın kurulması için gerekeniyapmaktır. Kaldı ki, Anayasanın 33. maddesinin ikinci fıkrasında Dernek (vakıf)kurabilmek için yasanın gösterdiği bilgi ve belgelerin, yasada belirtilenyetkili mercie verilmesi yeterlidir. Üçüncü fıkrasında ise, dernek (vakıf)kurma özgürlüğünün kullanılmasında uygulanacak sebil, şart ve usuller kanundagösterilir denilmektedir. Söz konusu fıkranın gönderme yaptığı, vakıfla ilgilidüzenlemeyi içeren yasa Türk Medeni Kanunu'dur. Bu yasanın 903 sayılı yasayladeğişik 74. maddesine göre vakıf, resmi senetle veya vasiyet yoluyla kurulur,Dava konusu edilen 3388 sayılı Yasa ise, Türk Silahlı Kuvvetlerini GüçlendirmeVakfı'nın bu yasayla kurulacağını öngörmektedir. Her ne kadar, 3388 sayılıYasanın 2. maddesi vakfın senedinin, Milli Savunma Bakanı tarafından TürkKanunu Medenisindeki hükümlere göre tescil ettirileceği kuralım getirmişse de,sözü edilen vakıf senedi, serbestçe ileri sürülmüş kurucu özgür bir iradeyideğil, yasanın buyruğunun gereklerini temsil etmektedir.
Açıklanan nedenlerle 3388 sayılı Yasanın, yasayla vakıfkurulmasına ilişkin 1. maddesinin ve 2. maddesinin birinci fıkrasının Anayasayaaykırı olduğu görüşündeyim.
3388 sayılı Yasanın 2. maddesinin son fıkrasında yer alan "Buamaçla başka bir vakıf kurulamaz" biçimindeki kural da, Anayasanın 33.maddesinin birinci fıkrasındaki "Herkes, önceden izin almaksızın dernekkurma hakkına sahiptir." hükmüne uygun düşmemektedir. Her ne kadar,Anayasanın aynı maddesinin dördüncü fıkrasında, derneklerin (vakıfların),Anayasanın 13. maddesindeki genel sınırlamalara aykırı hareket edemiyeceklerikuralı bulunmakta ise de, bu sınırlayıcı kural kurulan derneklerin (vakıfların)işlevleriyle ilgilidir; kuruluşlarını engellemez. Aksi görüş, 13. maddedekigenel sınırlamalar nedeniyle tüm dernek ve vakıfların kurulmalarının önlenmesisonucunu doğurur. Böyle bir anlayış, Anayasanın, herkesin önceden izinalmaksızın dernek kurma hakkına sahip olduğunu belirleyen 33. maddesininbirinci fıkrasıyla çelişeceği gibi; temel hak ve özgürlüklerle ilgilisınırlamaların sınırını gösteren Anayasanın 13. maddesinde yazılı"demokratik toplum düzeninin gereklerine" de aykırı düşer, İncelemekonusu kuralın, sınırlamadan çok yasaklama getirmesi nedeniyle Anayasaylabağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. Öte yandan, bu konuda çalışan tek vakıfbulunmasında kamu yararı bulunduğundan söz edilerek, başka vakıflarınkurulmasının yasaklanması yoluna gidilmesi, Anayasanın öngördüğü vakıf kurmaözgürlüğünden ve temel hak ve özgürlüklerin Anayasaca korunması vekollanmasından beklenen "kamusal yarar" ile bağdaştırılamaz.
3388 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesi, Kara, Deniz ve HavaKuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının menkul ve gayrimenkul mallarının, nakitmevcudu ve her türlü hakları ile alacak ve borçlarının, herhangi bir kararagerek kalmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfına intikal etmesinive devir işlemlerinin tamamlandığı tarihte bu üç vakfın tüzelkişiliklerininsona ermesini öngörmektedir.
Anayasanın 33. maddesinin altıncı fıkrası, derneklerin(vakıfların), yasanın öngördüğü hallerde hakim kararıyla katılabileceği esasınıgetirmiştir. Aynı fıkrada dernek veya vakıfların, Anayasada sayılan hallerdehakim kararma kadar yasanın yetkili kıldığı merciin emriyle faaliyettenalıkonulabileceği ifade edilmekte ise de, "faaliyetten alıkonma" ile"kapatma" birbirinden ayrı kavramlardır. Faaliyetten alıkonma; işidurdurucu ve geçici nitelikte bir işlem olmasına karşın, kapatma; süreklilikarz eden ve kuruluşun varlığına son veren bir işlem niteliğindedir. Anayasakapatma yetkisini bu nedenle yargıya bırakmıştır. Kapatma ya da tüzelkişiliğeson verme, ancak hakim kararıyla gerçekleştirilebilen "münhasır" biryargı yetkisidir ve başka bir makamca, hatta yasama organınca bir yasaçıkarılması yoluyla da kullanılamaz. Aksine uygulama. Anayasanın 6. maddesindeyer alan "Türk milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre,yetkili organları eliyle kullanır." biçimindeki kurala uygun düşmez.Anayasanın yargı organına verdiği kapatma yetkisi, yasama organınca yasaçıkarılması yoluyla dahi kullanılamaz.
Anayasa Mahkemesinin, yapacağı Anayasaya uygunluk denetiminde,Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının Türk SilahlıKuvvetlerini Güçlendirme Vakfının bütünlüğü içinde birleştirilmesinde kamuyararı bulunduğu yönündeki savı esas alması ve bu gerekçeyle yasanın Anayasayauygun bulunduğu sonucuna varması, mahkemeyi "yerindelik" denetiminegötürür. Anayasa Mahkemesi, bu vakıfların, birleşik tek vakıf halinde ya daayrı vakıflar olarak çalışmalarında daha fazla kamusal yarar bulunduğunu değil;ayrı tüzelkişiliklere sahip olan bu vakıfların bir yasayla ortadankaldırılarak, tüm mal varlıklarıyla yeni kurulacak vakfa katılması yönündekiyasama işleminin Anayasaya uygun olup olmadığını incelemek durumundadır. Kaldıki, bu vakıfların kurulacak vakıfla birleştirilmesinden de söz edilemez. Çünküayrı tüzelkişilikleri olan vakıfların bu hususa yönelik kararları olmadığıgibi, yasanın belirlediği kurucular arasında temsilcileri de yoktur.
Öte yandan, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini GüçlendirmeVakıflarının her birinde ayrı ayrı toplanan gelirlerin özgülendiği amacın aynıolduğu da söylenemez. Her ne kadar bu üç kuvvet, silahlı kuvvetler bütünlüğüiçinde yer almakta iseler de, her vakfın kendi vakıf senetlerinde yazılıamaçları ayrıdır ve her birinin ayrı tüzelkişiliği vardır. Her vakfın geliri,kendi kuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmayaözgülenmiştir. Nitekim, bireysel iradelerin bağışlan, her vakfın, vakıfsenedinde yazılı kendi amacına özgülenen gelirlerin bir cüz'ünüoluşturmaktadır. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının herbiri için ayrı yapılan bağışların, öteki vakıflara ya da silahlı kuvvetlerinbütünlüğünü gözeten yeni kurulacak bir vakfa özgülenmesinin, bağıştabulunanların bireysel arzularına ve yeğlemelerine uygun düşeceği de söylenemez.
Öte yandan, Anayasa'nın 35. maddesi "Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir." kuralını içermektedir. Kara, Deniz ve HavaKuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarının her biri, ayrı ayrı tüzelkişiliğe sahipolduklarına göre, ayrı ayrı mülk edinme ve sahip olma özgürlükleri vardır. Herne kadar, Anayasanın anılan maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında, "Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkınınsınırlandırılması toplum yararına aykırı olamaz." denilmekte ise de, 3388sayılı Yasayla mülkiyet hakkına sınırlama değil, malvarlıklarının yenikurulacak vakfa geçirilmesi ve dolaylı bir zoralım söz konusudur. Kaldı ki, buvakıflara ait malvarlıklarının toplum yararına aykırı kullanıldığı dasöylenemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 3388 sayılı Yasanın 1. maddesi ile2. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarının ve Geçici 1. maddesininAnayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 33. ve 35. maddelerineaykırı olduğu ve bu nedenlerle iptali gerektiği oyu ile verilen kararakarşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOYYAZISI
Esas sayısı : 1987/17
Karar sayısı : 1987/19
Karar günü : 17/9/1987
Anayasa, birçok tüzelkişi ve bunların kuruluş ve faaliyetşartlarından, usullerinden söz etmiş olmakla beraber, bu hükümler tadâdi vetahdidi değildir. Anayasa'da ismi geçmemiş tüzelkişiler de kurulabileceği gibigenel olarak isimleri, kurulma ve çalışma şartlan, usulleri belirtilentüzelkişiler de birbirlerinden hayli farklı olabilir, özel ve kamutüzelkişilerin karması biçiminde, şimdiye kadar bilinenlerin dışında yenitüzelkişilerin kurulması da mümkündür. Anayasa'nın, emrettiği esas, usul veşartlara riayet ederek, men etmediği tarzda yeni tüzelkişileri kanun koyucu vekanunlar da kurup faaliyetlerini düzenleyebilir. Ancak :
Mevcut özel hukuk kuralarına göre, vatandaşlar tarafından kurulmuşve faaliyetlerinde hiçbir gayrımeşruluk görülmemiş bir kısım vakıflarınhukuksal varlığına kanunla son verilemez. Bunların edindikleri malvarlıklarıda, Anayasa'daki kamulaştırma ve devletleştirme hükümlerine uyulmadan kanunlaellerinden alınamaz. Aksine bir tutum, davranış ve bu husustaki düzenlemeler,başta hukuk devleti ve demokratik toplum düzeni olmak üzere temel hak vehürriyetlerle ilgili Anayasa'nın birçok hükümlerine, özellikle mülkiyet hakkınaaykırı olur. Kişilerin, bu arada vakıfların malvarlıklarının ellerinden yasaile alınması Anayasa'nın cevaz verdiği genel ve özel sınırlamaların dışındakalır.
Bu nedenlerle dava konusu 17/6/1987 günlü, 3388 sayılı Kanununbilhassa geçici 1. maddesinin iptali gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararınakatılamıyorum.
Üye
Muammer TURAN