ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1988 / 15
Karar Sayısı: 1989/9
Karar Günü: 14.2.1989
R.G. Tarih-Sayı :04.02.1991-20776
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sinop Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "ÇekleÖdemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun"un15. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılığınedeniyle iptali istemidir.
I- OLAY:
Müşterilerinden birisine verdiği çek karnesi dolayısıyle hemenödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kısmen ya da tamamen ödenmemenedenini çekin üzerine yazmadığını, çek hesabı açılmaması ve çek karnesiverilmemesi hususunda Merkez Bankası'nın bildirimlerine uymadığını, böylece3167 sayılı Yasa'nın 4., 5., 9. ve 15. maddelerine aykırı davrandığını ilerisüren çek alacaklısının yaptığı başvuru sonucunda daha önce başka bir bankaşubesinden aldığı çekleri karşılıksız çıktığı ve süresinde düzeltme hakkını dakullanmadığı için Merkez Bankasına bildirilen müşterisine çek karnesi vermesive bu çeklerin de karşılıksız çıkması nedeniyle şikâyet edilen banka şubesinin3167 sayılı Yasa'nın 4. maddesine aykırı eyleminden dolayı Türk Ceza Kanunu'nun119.maddesi yoluyla 3167 sayılı Yasa'nın 4., 9. ve 15. maddeleri gereğincecezalandırılması isteminde bulunarak Cumhuriyet Savcılığı'nın düzenlediğiiddianameyle açtığı kamu davasına bakan Mahkeme, uygulamak durumunda olduğundansöz ettiği Yasa'nın 15. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasınaaykırı bulunduğu görüşüyle doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak iptaliniistemiştir.
III- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralı:
Resmî Gazete'nin 3 Nisan 1985 günlü, 18714. sayısında yayımlanan19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Yasa'nın itiraz konusu "Bankalara uygulanacakcezalar" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Madde 15.- Bu Kanunun 3, 4, 5 ve 13 üncü maddelerinde yazılımükellefiyetleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında onbin liradanyüzbin liraya kadar ağır para cezasına; 7 ve 9 uncu maddelerinde yazılımükellefiyetleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında ise beşyüzbinliradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur."
B- Dayanılan Anayasa Kuralı:
Anayasa'nın 38. maddesi, itiraz gerekçesinde dayanılan altıncıfıkrasıyla birlikte şöyledir:
"Madde 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanununsuç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zamankanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusundada yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunlakonulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan birbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir. Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran birmüeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunlaistisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mahmut C.CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, MuammerTURAN, Mehmet ÇINARLI, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, İhsanPEKEL ve Selçuk TÜZÜN'ün katılmalarıyla 13.5.1988 günü yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esastanincelenmesine,sınırlama sorununun esasla birlikte ele alınmasına oybirliğiyle kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ:
Davanın esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itirazkonusu kural, ilgili Yasa ile itiraza dayanak yapılan Anayasa kuralları,bunların gerekçeleri ve öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. Sınırlama Sorunu:
13.5.1988 günlü ilk inceleme kararında ".... sınırlamasorununun esasla birlikte ele alınmasına...." karar verilmiştir.
Resmî Gazete'nin 3 Nisan 1985 günlü, 18714. sayısında yayımlanmışolan 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesi, 3., 4., 5. ve 13.maddelerdeki yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkındaonbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına; 7. ve 9. maddelerindeyazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında isebeşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasına hükmedilmesiniöngörmektedir.
Şu halde 15. madde, Yasa'nın 3., 4., 5., 13., 7. ve 9.maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmeyen ya da geciktiren bankayauygulanacak ceza yaptırımlarım düzenlemekte; tüzelkişilerin ceza sorumluluğuolamayacağı görüşüyle itiraz yoluna başvuran Sinop Sulh Ceza Mahkemesi ise,bakmakta olduğu davada ceza yaptırımları olarak Yasa'nın 15. maddesindebelirtilmiş olan 4. ve 9. maddeleri uygulama durumunda bulunmaktadır.
15. maddede yer alan 3., 5., 13. ve 7. maddeler davayla ilgilideğildir. Bu nedenle Mahkemenin, 15. maddenin Anayasa'nın 38. maddesininaltıncı fıkrasına aykırılık savını, yalnız maddede adı geçen 4. ve 9.maddelerin ceza yaptırımları için ileri sürebileceği ve bu maddelerle sınırlıolarak iptal isteminde bulunabileceği söylenebilirse de, 15. maddenin, genelolarak tüzelkişilere çeşitli ceza yaptırımları uygulama yetkisi veren bir ilkehükmü olduğu gözönünde bulundurulduğunda maddedeki bu ilkenin Anayasa'nın 38.maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olup olmadığının, sınırlama yapılmadanincelenmesi Anayasa'ya uygunluk denetiminin anlam ve amacına daha uygundüşecektir.
Mahmut C. CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, SelçukTÜZÜN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.
B. 3167 Sayılı Yasa'nın 15. Maddesinin Anayasa'nın 38. Maddesinin AltıncıFıkrasına Aykırılığı Savının Esastan İncelenmesi:
1- Sinop Sulh Ceza Mahkemesi, 3167 sayılı Çekle ÖdemelerinDüzenlenmesi ve Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesinin,Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasının "Ceza sorumluluğuşahsidir" biçimindeki âmir hükmüne aykırı bulunduğunu, zirahukukmevzuatımızda ve özellikle Türk Ceza Kanunu'nda tüzelkişilerin suç failiolabileceklerinin kabul edilmediğini, yasanın sistemine göre, suç faili olarakçeşitli maddelerde sözü geçen "her kim", "kimse" gibisözcüklerin daima gerçek kişileri anlattığını, çağdaş hukuk düzeninde suç failisayılabilmek için temel şarttan birinin insan olmak; ikincisinin de hayattabulunmak olduğunu, insan sayılmayan eşya veya canlıların suç failiolamayacaklarını; diğer taraftan isnat kabiliyeti ile kusurluluğu etkileyenhallerin sadece gerçek kişiler hakkında geçerli olabileceğini ileri sürmüştür.
Bu sava karşı, tüzelkişilerin de, gerçek kişiler gibi cezasorumlulukları olup olmayacağını belirlemek üzere, geçmişteki gelişimlerini vebugünkü hukuk sistemimizdeki düzenleniş biçimlerini kısaca gözden geçirmekteyarar vardır.
Toplumların konuşma dillerine girmiş olan "Devlet, İl,Belediye, Dernek, Şirket, Vakıf" gibi sözcükler, bireylerden farklı kimiörgütlerin varlığını duyurmaktadır. İnsan ya da mal topluluklarının hukukdüzenine de kendilerini kabul ettirmelerinin iki gerekçesi olabilir: Biri doğalsebeplerdir. Nitekim bu varlıklar insanın hayal gücünün yarattığı kavramlardanibaret olmayıp, toplumsal gereklerin örgütlediği ve varlık kazandırdığıkuruluşlardır. Bu kuruluşlar,kendilerini oluşturan insanlardan bağımsızlaşıpkendi başlarına, dışa dönük ve gerçek anlamda ekonomik, hukukî ve sosyaletkinliklerde bulunurlar. Diğer gerekçe ise, tekniktir. Her hakkın ve borcunbir sahibi olması gerekir. İnsan yaşamı ise süre ile sınırlı olduğuna göre,kişinin bu süreyi aşan yani ölümünden sonra yerine getirilmesi gerekenborçlarından sorumlu olacak veya kazanılmış haklarını kullanmaya devam edecektemsilci, vekil, yönetici ya da yararına vasiyet yapılan gibi gerçek kişilerdüşünülebilir. Hattâ bu kişilerin bu arada, ölenin borçlarını ödemeye vehaklarını kullanmaya devam etmeleri sağlanabilir. Ancak, bunun gibi dolaylıçözümler yerine, ölen kişinin özellikle süresiz ve topluma dönük, sosyalamaçlar taşıyan haklarının kullanılması ve borçlarının yerine getirilmesinisağlayacak ve insan ömrünü aşan bir yaşam süresi olan tüzelkişinin bu göreviüstlenmesini kabul etmek, toplumsal gereksinimlerle bütünleşen hukuk mantığınınakılcı bir çözümüdür. Bu nedenlerle, gerçek kişiler yanında, onlarınölümündensonra süreyle kısıtlanmadan hukukî işlemlerini sonuçlandırmaya devam edecekhukukî varlıklar yani tüzelkişiler, hukuk kurallarıyla geliştirilmeye başlandı.Bununla birlikte tüzelkişi kavramı ve bu kişiliğe bağlı pasif ve aktifehliyetler, çağdançağa ve ülkeden ülkeye farklı hukukî teorilere konu olmuş vebu yüzden değişik çözümler ve düzenlemeler ortaya çıkmıştır. Bunların, varsayımteorisi ile gerçeklik teorisi olmak üzere iki önemli teoriye yön verdikleribilinmektedir.
Varsayım teorisi yanlılarına göre tüzelkişi gerçekten var olmayıp;hukukun yarattığı yapay bir varlıktır. Bu nedenle fiil ehliyetleri yoktur.Bununla beraber bazı gereksinimlerinin karşılanması için, nasıl fiil ehliyetiolmayan gerçek kişilerin yasal temsilcilerinin yaptıklarıhukukî işlemlerinsonuçlarından yararlanmaları mümkünse, benzetme yoluyla, fiil ehliyeti olmayantüzelkişilerin de, temsilcilerinin veya yöneticilerinin yaptıkları hukukîişlemlerden yararlanmaları düşünülebilir. Ancak, temsil yalnız hukukîişlemlerde sözkonusu olduğundan, gerçekte var olmayan, yalnız hukukî yöndenvarsayılabilen tüzelkişilerin haksız fiillerinden dolayı sorumlu tutulmalarımümkün değildir.
Gerçeklik teorisini savunanlara göre ise; tüzelkişi, insanın hayalgücünün yarattığı bir varsayım olmayıp sosyal gereksinimlerin ve gelişiminürünüdür. Nitekim bireyin gerek yaşam süresi, gerekse gücünün yeterli olmadığıfaaliyetleri, insan toplulukları başarabilmektedir. Bu topluluklar hukukunörgütlediği, hak ve eylem ehliyeti tanıdığı tüzelkişilerdir.Daha başka birdeyimle hukuk, gerçekte var olan insan topluluğuna işlerlik kazandırmakta;tüzelkişiliğine haklar edinme, bu haklan kullanma ve borçlanma yeteneği (pasifve aktif ehliyetleri) kazandırmakta, ayrıca haksız eylemleri ile başkalarınaverdiği zararlardan sorumlu tutmaktadır. Türk hukuku, tüzelkişiler için İsviçreMedenî Kanunu'nda kabul edilmiş olan "gerçeklik teorisi"nibenimsemiştir. Nitekim Medenî Kanunu'nun 46. maddesiyle "Hükmî şahıslar"cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış icabı olarak ancakinsana has olanlardanmaada bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler" hükmükonulmuştur.
2- Tüzelkişiler fiil ehliyetlerini organları aracılığıylakullanırlar. Organ, tüzelkişiyi iç yapısında veya dışta üçüncü kişilerle olanhukukî ilişkilerinde bağımsız olarak temsil etmek, haklarını kullanmak,borçlarını yerine getirmek için yasaya, tüzüğe göre seçilmiş veya atanmış kişiveya kişilerden oluşur. Nitekim, Medenî Kanun'un 48. maddesinin birincifıkrasında: "Hükmî şahsın iradesi uzuvları aracılığıyla ifade olunur"denilmektedir.
25.4.1985 günlü, 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 5. maddesinegöre, bankalar, anonim ortaklık olarak kurulabilir. Anonim şirket,tüzelkişiliği olan bir ortaklıktır (Ticaret Kanunu, 137. md.). Medenî Kanun'un45., 47., 48. ve 49. maddeleri anonim şirketlere de uygulanır (Ticaret Kanunu,138. madde). Medenî Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasına uygun olanTicaret Kanunu'nun 318. maddesine göre, anonim şirket, idare meclisi tarafındanyönetilir ve temsil olunur. Organ kavramı, öğretide ve Yargıtay içtihatlarındageniş anlamda yorumlanmaktadır. Nitekim, organ, yalnız tüzüğüne veya yasayagöre seçilerek tüzelkişinin iradesini oluşturan ve bağımsız karar alan yetkilikişilerle sınırlı tutulmamakta; statüsünde açıkça organ olarak gösterilmemişbazı kimseler de organ kavramı kapsamında görülmektedir. Örneğin, banka müdürü,yardımcısı, müdür temsilcisi, ticarî mümessil, ticarî vekil, kısım şefi, şubeşefi, yönetim kurulu genel sekreteri, tasfiye memuru da tüzelkişinin organısayılabilir. Organ kavramına böyle geniş bir içerik kazandırılmasının sebebi,sorumluluğun daha âdil dağılımını sağlamak suretiyle adalet ve hakkaniyetigerçekleştirmektir.
Tüzelkişiler, amacıyla sınırlı olarak organlarının yaptıklarıhukuksal işlemlerle bağlıdır (Medenî Kanun 48. II md.). Bundan başka,organların kusurlu eylemleriyle verdikleri zararlardan dolayı da sorumludur(aynı madde). Ticaret Kanunu'nun 321. maddesinde anonim şirketin yönetim kurulutarafından idare ve temsil olunacağını belirtilmekle beraber, bu organınyanında, temsil ya da yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sıradaişledikleri haksız eylemlerden dolayı anonim şirketin sorumlu olduğu hükmebağlanmakta, böylece Medenî Kanun'un, tüzelkişinin organlarının kusurlu vehaksız eylemlerinden sorumlu olduğu kuralının kapsamını genişletmişbulunmaktadır.
Tüzelkişinin, organlarının haksız eylemlerinden sorumlu olacağıkuralı özel hukuk alanında kuşkusuz kabul edilmekte ve uygulanmakta ise de,organların suç oluşturan fiillerinden de sorumlu tutulması gereği tartışmalıolup hattâ uzun süre tüzelkişinin bu tür eylemlerden sorumsuz olduğu savı ilerisürülmüştür.
3- Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, "Cezasorumluluğu şahsidir" hükmünü koymaktadır. Aynı kural, 1961 Anayasası'nın33. maddesinin beşinci fıkrasında yer almakta idi.
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, çağdaş hukuk düzeninde suç failiolabilmek için insan olmak ve hayatta bulunmak gibi iki temel koşulun gerektiğiniinsan olmayan eşya veya canlıların suç faili olamayacaklarım, ayrıca isnatkabiliyeti ile kusurluluğu etkileyen hallerin sadece gerçek kişiler hakkındageçerli sayılacağını belirtmiştir.
Öğretide ve uygulamada uzun süreden beri tüzelkişinin ceza sorumluluğuve isnat yeteneğinin olamayacağını savunan bu klâsik görüş, bugün etkisiniyitirmiş ve yerini tüzelkişinin ceza sorumluluğu olduğu ve isnat kabiliyeti debulunduğu görüşüne terketmeye başlamıştır. Klâsik görüşe göre tüzelkişinin cezasorumluluğunun olmadığı savının en önemli kanıtı, suçun ancak anlama ve istemeyeteneğiolan gerçek kişiler tarafından işlenebileceği; tüzelkişilerde ise, bu türyetenekler bulunmadığından suç işlemelerinin olanaksız bulunduğu savıdır.Özellikle hukukumuzda tüzelkişiler için kabul edilmiş olan gerçeklik teorisi,tüzelkişinin, kendisini oluşturan gerçek kişilerin iradelerinden farklı biriradesi olduğu görüşünü benimsemektedir. Buradan kalkılarak, tüzelkişininorganları aracılığıyla, her türlü hukukî işlemleri yapabileceği, haklankazanabileceği ve borç altına girebileceği, aynı zamanda organların haksızfiillerinden dolayı sorumlu olacağı tartışmasız iken ceza sorumluluğuolamayacağı görüşünü çelişkili bulur. Gerçi suç, aslında organlarını oluşturangerçek kişilerin düşünce ve eylemleri sonucu tüzelkişiye işletilmiş olmaktadır.Böylecesonuçta tüzelkişi suç işlemektedir. Bu nedenle, tüzelkişi işlediği suçunsorumlusu olmalıdır. Bir suçun işlenmesi ile failin bu suçtan sorumlu tutulmasıve cezalandırılması farklı konular olup birbiriyle karıştırılmamalıdır.Örneğin, küçük bir çocuğun işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaması, cezapolitikasının bir tercihi olup, cezalandırmama suçun işlenmediği anlamınagelmez. Kaldıki, organları tüzelkişiyi hak sahibi yapabildiğine, borçlandırabildiğineve işledikleri haksız fiilleriyle tazminat ödemesine neden olabildiklerine vebütün bu sonuçlara tüzelkişi bağımsız kişiliği ile muhatap olabildiğine göre,yine bu organları aracılığıyla suç işleyebileceği ve ceza sorumluluğu da kabuledilmelidir. Bununla beraber, tüzelkişiler, yapılan gereği, gerçek kişilerdenfarklı oldukları için yaş, cins, akrabalık gibi yalnız gerçek kişilerde arananbazı özelliklerden yoksun bulunduklarından (Medenî Kanun md. 46); ceza hukukuyönünden de ırza geçme, zina, adam öldürme türü yalnız gerçek kişilerinişleyebilecekleri suçları işlemeleri de düşünülemez. Ancak, tüzelkişilerinamaçları ile sınırlı olarak kuruldukları ve bu amacın yasa dışı veya yasayaaykırı bir amaç olamayacağından hareket ederek suç işlemelerinin olanaksızbulunduğu savı doğru değildir. Zira, tüzelkişilerinamaçlarına uygunfaaliyetleri sırasında da, vergi beyan etmeme, vergi kaçırma, evraktasahtekârlık, iş yasalarına aykırılık ve benzeri diğer suçları da işlemelerimümkündür. Tüzelkişinin bireysel iradesi olmadığı için isnat yeteneği debulunmadığı görüşü,organın aldığı ve suç teşkil eden kararı uygulayan gerçekkişinin cezalandırılması yani tüzelkişinin suçundan dolayı başka birininsorumlu tutulması sonucunu doğurur. Ayrıca, tüzelkişinin organlarında görevlikişilerin gizli oyla aldıkları ve suçu oluşturan bir kararın sorumlusubulunamaz. Eğer tüzelkişinin ceza sorumluluğu olmadığı da kabul edilirsecezalandırılacak kimse bulunamayacaktır. Hareketsiz kalmanın suçun maddîunsurunu gerçekleştirmeye yeterli olmayan durumlarda da, eylemigerçekleştirmede enönemli görevi üstlenen veya bu eylemi bizzat yerine getirengerçek kişi cezalandırılamamış olacak ve tüzelkişinin de sorumsuzluğu kabuledilirse suç failleri yine ceza görmemiş olacaktır.
Tüzelkişinin cezalandırılması durumunda suçun işlenmesinde hiçbirkusuru olmayan diğer üyelerin de dolaylı olarak cezalandırılmış sayılacağıgörüşüne karşılık gerçek kişilerin cezalandırılmasında da aile bireylerinindolaylı bir zarar gördükleri söylenebilir. Aynı biçimde, tüzelkişinin üyeleride dolaylı zarar görebilirler.Ancak, tüzelkişinin organlarını seçen,kendileridir. Tüzelkişiye nitelikli yöneticiler seçmemelerinden ve onlarıgereği gibi denetlemediklerinden dolayı uğradıkları zarara katlanmaları gerekir.
Tüzelkişiye verilecek cezanın ıslah edici hiçbir etkisiolamayacağı da söylenmiştir. Ancak, tüzelkişi yerine, suçtan dolayı organlarınıoluşturan gerçek kişilerin cezalandırılmaları da tüzelkişiyi hiç etkilemeyeceğigibi, kamu önünde cezanın küçültücü ve utandırıcı etkisi tüzelkişiye değil,gerçek kişiye ait olacaktır. Bu nedenle işlenen suçtan dolayı tüzelkişiyideğil; gerçek kişileri cezalandırmanın, tüzelkişiyi ıslah bakımından yararı sözgötürür.
4- Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Anayasa'nın 38.maddesinin altıncı fıkrasındaki "Ceza sorumluluğu şahsidir"tümcesinin yalnız gerçek kişileri kapsadığı, tüzelkişiyi dışında bıraktığısavı, bugün yeni bir yorum getirmektedir. Nitekim, ekonomik ve sosyalihtiyaçların tüzelkişiye büyük önem kazandırdığı günümüzde, tüzelkişiliği olanve anonim şirket veya iktisadidevlet kuruluşu niteliğiyle kurulan bankalarıntoplumsal hayatımızda üstlendikleri görevleri ve sorumlulukları gereği gibiyerine getirmeyerek, hukuka aykırı eylemleri suç oluşturduğu takdirde, yalnızorganlarında görevli gerçek kişilere ceza yaptırımı uygulayıp tüzelkişiyi buyaptırımın dışında tutmak çıkar ve sorumluluk ilişkisinin hukuksal yönünüdengesiz düzenlemek anlamına gelir.
Bu konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin 16.6.1964 günlü, E. 1963/101, K. 1964/49 sayılı kararında (26.9.1964 günlü ve 11817 sayılı Resmî Gazete)şöyle denilmektedir: ".... Bugün toplumda tüzelkişilerin çalışma alanlarıdaha geniş ve etkili olmaktadır. Bazı hallerde yalnız idare edenlericezalandırmak, suçları önleme bakımından yeter bir tedbir olmayabilir.Tüzelkişileri kanunların önleyici etkisinden uzak bulundurarak serbestçefaaliyetlerine yer verilmesi toplumun güvenliği bakımından sakıncalı olabilir.Bu sebeple tüzelkişilerin de yapılarına uygun bir ceza sorumluluğu altındabulundurulmalarında zorunluk olduğunu kabul etmek gerekir", "....Anayasanın 33. maddesindeki (1961 Anayasası) (Ceza sorumluluğu şahsidir) kuralıbir kimsenin fiilinden, başkasının sorumlu tutulmamasıdır. Tüzelkişileriniradeleri, organları aracılığıyla açıklandığına ve böylece yöneticilerin fiilve hareketleri kollektif bir iradenin sonucu olduğuna göre; bundan,tüzelkişinin sorumlu tutulmasıyla başkasının cezalandırıldığı anlamını çıkarmakdoğru bir görüş sayılmaz. Anayasanın 33. maddesindeki "kimse" deyimigerçek ve tüzelkişileri de kapsar. Bu sebeplerle iptali istenen hükümlerAnayasa'ya aykırı bulunmadığından davanın reddi gerekir".
Bu kararda, "yöneticilerin fiil ve hareketlerinin kollektifbir iradenin sonucu olduğu ve bu sonuçtan tüzelkişinin sorumlu tutulmasınınbaşkasının cezalandırılması anlamına gelemeyeceği" görüşü, klâsik öğretideeleştirilerek Anayasanın ceza sorumluluğunun şahsi olduğu ilkesine ters düştüğüileri sürülmüşse de, yeni öğreti kollektif iradenin tüzelkişinin iradesinioluşturduğunu ve bu iradenin tüzelkişinin bağımsız iradesiolduğunudoğrulamaktadır. Nitekim, gerçeklik varsayımını kabul etmiş olan hukukumuzda,organların kolektif iradesiyle alınan kararlarla tüzelkişi borçlanmakta,alacaklı olmakta ya da haksız fiillerden dolayı tazminat ödemekte; kendisinekarşı işlenen suçlardan zarar görmüşse suç faillerine karşı açılan kamudavasına katılabilmekte ve tazminat da isteyebilmektedir. Bütün bu hallerdetüzelkişi bir gerçek kişi gibi kabul edilmekte, ancak organları bir suçişlemişse tüzelkişinin ceza sorumluluğu olamayacağı ileri sürülerek yalnızorganlarını oluşturan kişiler cezalandırılmaktadır. Halbuki bugün,tüzelkişilerin ekonomik ve toplumsal hayatta kazandıkları önemden dolayıhukuksal güvenceleri de daha iyi sağlanmaktadır. Bu ortamdan yararlanaraksermayelerini ve üretimlerini artırmakta, iş alanlarını genişletmektedirler. Bukolaylıklara bir de ceza sorumsuzluğu katılarak suç fiillerine göz yumulmasındatoplumun yararı değil, zararı vardır.
Gerçekten, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki"Ceza sorumluluğu şahsidir." hükmünün yalnız gerçek kişileriilgilendirdiğine ve tüzelkişilerin hükmün kapsamı dışında olduğuna ilişkinAnayasa'da hiçbir açıklık yoktur. Anayasa Mahkemesi, yukarıda anılan kararıylabu fıkraya günün ekonomik ve sosyal koşulları içinde yeni biryorum getirerektüzelkişilerin de ceza sorumluluğu olduğu sonucuna varmış, bu suretleorganlarının kolektif kararlarıyla tüzelkişinin bireysel suçlu iradesinioluşturduğunu kabul etmiştir. Bu yorum, tüzelkişilerin gerçeklik teorisineuygun olarak -ceza yaptırımlarındaki farklılıklar dışında- gerçek kişiler gibiceza sorumluluğu olduğunu doğrulamaktadır. Bu yorum biçimi, AnayasaMahkemesi'nin, bir yasanın Anayasa'ya uygunluk denetimini ceza hukukuilkelerine göre değil, Anayasa'ya göre yapmasının da bir sonucudur.
Tüzelkişinin ceza sorumluluğu, ilke olarak, ABD, İngiltere,Hollanda, İrlanda ve Danimarka'da kabul edilmiştir. Bu gelişmeler Anayasa Mahkemesi'ninyukarıda anılan kararında da belirgin hale geldiği gibi, Türk Yasakoyucusuna dayön vermiştir. Nitekim Adalet Bakanlığı'nca oluşturulan Komisyon'un hazırladığıTürk Ceza Kanunu Öntasarısı'nın "Tüzelkişilerin ceza sorumluluğu"kenar başlığını taşıyan 26. maddesi, "Tüzelkişiler, kanunun ayrıcabelirttiği hallerde, organ veya temsilcilerinin tüzelkişi yararına işlediklerisuçlardan dolayı sorumludurlar. Bu sorumluluk, fiili işleyen kimsenin suçunuortadan kaldırmaz.
Tüzelkişinin sorumluluğu hakkında kanunların ayrıca hüküm koyduğuhaller saklıdır." hükmünü koymuş, bu suretle, organların işlediklerisuçlardan dolayı kişisel sorumlulukları yanında tüzelkişinin de bu suçtansorumluluğu kabul edilmiştir.
5- Tüzelkişinin, işlediği suçtan dolayı cezalandırılmayacağı; cezayaptırımının gerçek kişilere uygulanabileceği savının uzun süre etkili olmasınakarşın, bugün ciddî gerekçelere dayanmadığı anlaşılmıştır. Ancak, klâsikgörüşün etkisinde kalan ceza hukuku ve ceza yasaları suç işleyen tüzelkişiye,eylemine uygun ceza yaptırımları üretememiştir. Oysa, suç işleyen ve bu yüzdenceza sorumluluğu da olması gereken tüzelkişiye verilecek ceza, toplumdaitibarını sarsarak, kendisini yasalara uygun davranmaya çağırmış olacaktır.Ancak idam, hapis gibi cezaların yalnız gerçek kişilere verilebileceği degözardı edilemez. Bu durumda bu yaptırımların benzerleri olan kapatma ve geçicisüreli çalışmadan yasaklama cezaları düşünülebilir. Para cezası ise suç işleyentüzelkişiye uygulanacak en uygun yaptırımlardan biridir. Bununla birlikte,miktarlar artırılarak daha etkin duruma getirilmesi gerekebilir. Anayasa'yaaykırılık savı incelenmekte olan 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesi de, Kanunun3., 4., 5. ve 13. maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmeyen veyageciktiren banka hakkında onbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına;7. ve 9. maddelerdeki yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen veya geciktirenbanka hakkında ise beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasınahükmolunmasını öngörmektedir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davadaki somutolayda adı geçen TC. Ziraat Bankası, tüzelkişiliği olan bir iktisadi devletkuruluşudur. Bankanın 9.11.1984 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış olan AnaStatüsünün 5. maddesine göre bankanın organları; yönetim kurulu ve genelmüdürlüktür. Statünün 6. ve 9. maddelerine göre, Yönetim Kurulu ve Genel Müdür,imzayetkisini "çift imza" yöntemiyle daha alt kademedeki şube müdürü,müdür yardımcısı, muhasebeci, âmir, şef, şef muavini gibi görevlileredevredebilir. Yasakoyucu, 3167 sayılı Yasa ile bu organların bankayla ilgiliişlemleri dolayısıyla işledikleri suçtan dolayı öncelikle kendilerini değil,banka tüzelkişiliğini ceza sorumlusu saymakla gerek Anayasa Mahkemesi'nin16.6.1964 günlü, E. 1963/101, K. 1964/ 49 sayılı kararına, gerek yeni öğretidebenimsenen organların kollektif iradeleriyle işledikleri suçtandolayıtüzelkişinin ceza sorumluluğunu kabul eden görüşe uygun bir düzenlemeyapmıştır.
Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan Ceza KanunuÖntasarısı'nın 27. maddesinin birinci fıkrasında "Tüzelkişilerin organveya temsilcilerinin tüzelkişi yararına işledikleri suçlardan dolayı sorumluoldukları hallerde, fiili işleyen kimse hakkında hükmedilen veya hükmedilmesigereken para ve müsadere cezaları tüzelkişi hakkında da ayrıcahükmolunur." denilmekte, maddenin ikinci fıkrasında da fiili işleyenkişinin,şahsî hürriyeti bağlayıcı cezalarla kamu hizmetlerinden yasaklanma, birmeslek veya san'at veya ticaretin icrasının durdurulması cezaların verilmesidurumunda, aynı ceza süreleri kadar tüzelkişinin de faaliyetten men edilipedilmeyeceğine veya ne süreylemen edileceğine mahkemenin karar vereceğini,ayrıca tüzelkişinin beş yılı aşmamak üzere, adlî nezaret altında faaliyetinedevam etmesine de hükmedebileceğim bildirmektedir.
Bu düzenlemeler, organların ya da temsilcilerin işlediklerisuçlardan dolayı, gerçek kişiler olarak cezalandırılacağını, tüzelkişiye dekendi hukuksal yapısına özgü yaptırımlar uygulanabileceğini göstermektedir.Ayrıca, Öntasarıda tüzelkişilerin ceza sorumluluğuna yer veren TürkYasakoyucusunun, çeşitli özel yasalarda tüzelkişiler içinöngörülen cezayaptırımlarını, Ceza Yasası'nda ilkeye bağlamak, bu suretle klâsik öğretide buyaptırımların ancak "emniyet önlemi olabileceği; ceza yaptırımıolamayacağı" tartışmasına son vermek amacını ortaya koymaktadır.
Özetlemek gerekirse, Anayasa'da, tüzelkişilerin ceza sorumluluğunuönleyen hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bu görüşüdoğrulayan kararı da gerek yeni öğretide gerekse Türk Ceza KanunuÖn-tasarısında benimsemiş bulunmaktadır.
Bu nedenlerle itirazın reddi gerekir.
VI- SONUÇ:
19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesive Çek Hâmillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 15. maddesinin;
A) Anayasa'ya aykırılık sorununun esas yönünden incelemesininsınırlama yapılmadan sürdürülmesine,
Mahmut C. CUHRUK, Yekta GüngörÖZDEN, Necdet DARICI-OĞLU, SelçukTÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,
B) İnceleme sonunda, sözü edilen maddenin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal istemini içeren itirazın REDDİNE, oybirliğiyle,
14.2.1989 gününde karar verildi.
Başkan
Mahmut C. CUHRUK
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1988/15
Karar Sayısı: 1989/9
Esasa ilişkin incelemenin sınırlama yapılmadan sürdürülmesine dairçoğunluk görüşüne, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Selçuk TÜZÜN ve AhmetN. SEZER'in müşterek karşıoy yazılarındaki görüşlerle karşıyım.
Başkan
Mahmut C. CUHRUK
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı: 1988 / 15
Karar Sayısı: 1989/9
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddeleri, itiraz yolunu, bakılmaktaolan davada uygulanacak yasa hükümlerine açık tutmakta, uygulanma olanağıbulunmayan hükümleri itiraz yoluyla Anayasa'ya uygunluk denetiminin dışındabırakmaktadır.
19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve ÇekHamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un itiraz konusu 15. maddesi,"Bankalara uygulanacak cezalar" başlığını taşımakta ve bu Yasa'nın3., 4., 5., 7., 9. ve 13. maddelerinde yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyenveya geciktiren bankalar hakkında hükmolunacak cezalan belirlemektedir.
Sinop Cumhuriyet Savcılığı'nca düzenlenen 11.1.1988 günlü, Hz.1987/880, Esas: 1988/10 ve İdd. 1988/5 sayılı İddianame'de, 3167 sayılıYasa'nın salt 4. ve 9. maddelerine aykırı eylemlerinden dolayı sanık Banka'nın,Türk Ceza Kanunu'nun 119. maddesi delaletiyle 3167 sayılı Yasa'nın 15. maddesiuyarınca cezalandırılması istendiğine; bu durumda, anılan maddede değinilen 3.,5., 7. ve 13. maddelerde yazık yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya dageciktirilmesiyle ilgili bir ceza davasının varlığından söz edilemeyeceğinegöre, iptali istenen 15. madde yalnız 4. ve 9. maddeler açı-açısından uygulamaalanına girmiş olmaktadır.
İtiraz konusu 15. maddenin, 3., 4., 5., 1., 9. ve 13. maddelereaykırı eylemlerin yaptırımını belirleyen, birbirinden ayrı altı değişikhükümden oluştuğu; bakılmakta olan davada, anılan maddenin, 3., 5., 7. ve 13.maddeler yönünden uygulama alanı dışında kalacağı gözönünde tutulduğunda, 3167sayılı Yasa'nın 15. maddesine yönelik itirazla ilgili esas incelemesinin, buYasa'nın 4. ve 9. maddeleriyle sınırlı olarak yapılması gerekir.
Anayasa Mahkemesi'nin işin esasına girerek verdiği red kararınınResmî Gazete'de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe, aynı yasa hükmününAnayasa'ya aykırılığı savıyla tekrar başvuruda bulunulamayacağını hükmebağlayan Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddeleri de sınırlamasorunu üzerinde önemle durulmasını zorunlu kılmaktadır.
Gerçekten, iptali istenen 15. maddenin bütünüyle ilgili Anayasa'yauygunluk denetimi sonucunda, Anayasa'ya aykırılık savı yerinde görülmeyerekitirazın reddi cihetine gidildiği takdirde, 3., 5., 7. ve 13. maddeler yönündenuygulama alanı dışında kalan 15. madde, sözü edilen maddeler açısından da onyıl süreyle denetlenemeyecek; başka bir anlatımla, bakılmakta olan değişik birdavada 3., 5., 7. ve13. maddeler yönünden uygulanacak yasa kuralı niteliğinitaşısa bile, on yıllık başvuru yasağı nedeniyle, bu yönden Anayasa'ya uygunlukdenetimi yapılamayacaktır.
"Anayasa'ya aykırılık sorununun esas yönünden incelenmesininsınırlama yapılmadan sürdürülmesine" ilişkin olarak oyçokluğuyla verilen Karar'abu nedenlerle katılmamaktayım.
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER