ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1988/36
Karar Sayısı: 1989/24
Karar Günü: 2.6.1989
R.G. Tarih-Sayı :28.09.1989-20296
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 21.6.198' günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nunGeçici 4. Maddesi'nin birinci fıkrasının ilk tümce-sindeki "... bu Kanununyürürlüğe girmesinden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanunuygulanmaz." hükmünün Anayasa'nın 2., 10., 35., 36. ve 44. maddelerineaykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
I- OLAY :
43.000 m2yüzölçümündeki, 138 parsel no.lu taşınmazın,tapulama sırasında vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımına dayanılarakzilyedi adına tespitine itirazı Tapulama Komisyonu'nca reddedilen Hazinevekilinin, miktar fazlası bulunduğu savıyla Tapulama Mahkemesi'nde açtığıdavada dava konusu taşınmazın 4130 m2'lik kısmın adına tespityapılana bırakılarak 38.870 m2'lik kısmının Hazine adına tapuyatesciline ilişkin karar, davalının temyizi üzerine Yargıtay 7. HukukDairesi'nce onanıp, düzeltme yoluna gidilmediği için de kesinleşince, davalınınmirasçısı Hazineye karşı tapu iptaliyle kendi adına tescil isteyen davayıaçmış, vekili 23.2.1988 günlü dilekçesinde, 3402 sayılı Yasa'nın 17.Maddesi'nin kendileri gibi taşınmazı ihya edenlere tescil için tanıdığı hakkınGeçici 4. Madde ile engellendiğini ileri sürerek bumaddenin Anayasa'ya aykırıolduğunu bildirmiş ve savının ciddi bulunarak iptali için Anayasa Mahkemesi'negötürülmesini dilemiş, yerel Mahkeme de bu kanıya vararak 3402 sayılı KadastroKanunu'nun Geçici 4. Maddesi'nin birinci fıkrasının yukarda belirtilenhükmününiptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
III-YASA METİNLERİ:
A. iptali İstenen Yasa Kuralı:
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun iptali istenen hükmü de içerenGeçici 4. Maddesi şudur:
"Geçici Madde 4.- Tapulama ve kadastro mahkemelerince buKanunun yürürlüğe girmesinden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara buKanun uygulanmaz. Tapulama mahkemeleri ile kadastro mahkemesi sıfatıyla görevyapan asliye mahkemelerinde halen görülmekte olan davalar ile 10 yıllık hakdüşürücü süre içerisinde açılacak davalara bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun yürürlüğünden önce düzenlenmiş tapulama tutanakları vekadastro beyannameleri ile verilmiş bulunan komisyon kararları geçerliliklerinikorurlar. Bunlara süresi içinde itiraz durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.
2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile diğer kanunlargereğince özel kadastrosu yapılan ve tutanakları kesinleşmiş bulunantaşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise, bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hak sahipleri dava açabilirler.
Tapulama ve kadastrosu yapılıp tespit dışı bırakılan yerlerdetapulu taşınmazların maliklerinin talep etmesi halinde, bu Kanunun hükümlerinegöre bunların kadastrosu yapılır."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları:
1- "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millîdayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasîdüşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
3- "Madde 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
4- "Madde 36.- Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmahakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktankaçınamaz."
5- "Madde 44.- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesinikorumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veyayeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıylagerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişiktarım bölgeleri veçeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veyayeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi,ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunudoğuramaz.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez. Miras hükümleri dışındabaşkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafındanişletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe gerialınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir."
IV-İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mahmut C.CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, MuammerTURAN, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN, Adnan KÜKNER, Oğuz AKDOĞANLI; ihsan PEKELve Selçuk TÜZÜN'ün katılmalarıyla 15.9.1988 günü yapılan ikinci ilk incelemetoplantısında, eksiklikleri nedeniyle geri çevrilen ve tamamlandıktan sonragönderilmekle yeniden ele alınan dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine oybirliğiylekarar verilmiştir.
V-ESASIN İNCELENMESİ:
işin esasına ilişkin rapor, başvuru kararıyla ekleri, iptaliistenilen yasa kuralı ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçelerive öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A.3402 sayılı Yasa'nın Geçici 4. Maddesi'nin gerekçesinde;"766 sayılı Tapulama ve 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunlarındabulunmayan bu madde ile, hak sahipleri lehinde olmak üzere, tapulamamahkemeleri ile kadastro mahkemesi sıfatıyla görev yapanasliye mahkemelerindehalen görülmekte olan davalarla on yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacakdavalarda; bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı" esaslarının getirildiğibildirilerek genelde "yasaların geriye doğru yürümezliği" ilkesineayrık kural oluşturulmuşsa da fıkranın iptali istenilen ibareyi içeren ilkcümlesi kesin hükme uyma zorunluluğunu vurgulayan bir açıklık taşımaktadır.Gerçekten, ".... kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanunuygulanmaz" kuralı, bu yasanın yürürlüğe girmesinden önceyürürlükte olanilgili yasalara göre verilerek kesinleşmiş kararların konusu olanuyuşmazlıkların yeniden ele alınamayacağını öngörmektedir.
Türk hukukunda "Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarınıhiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez." hükmüyle kaynağı Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncüfıkrasında bulunan kesin hüküm, mahkemelerce verilen, yasa yolları izlenerek yada izlenmesi gerekli görülmeyerek sonuçlanan, uyulması, yerine getirilmesizorunlu, itirazı ve konusunun yeniden ele alınması olanaksız kararlarıamaçlamaktadır. Anlaşmazlıkların sürüp gitmesini önleyerek kamu düzenine katkıdabulunma düşüncesine bağlanan "kesin hüküm" ilkesi, yürürlüktekikurallara göre çözümlenen bir konunun, o konunun ilgilileri arasında, Yasa'nınöngördüğü "iade-i muhakeme" gibi ayrık durum dışında, yenidenincelenmesine engeldir. Değişik yasalarda yer alan bu hukuksal kurum, yargıalanında kararlılık sağlamakamacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamdatanımları yapılan bu kurumun öğeleri, yargı kararlarına tanınan bir nitelikolması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulmasızorunluluğudur. Özel hukukta, dava konusunun, dayanaklarınınve yanlarının aynıolması sorununun ikinci kez dava edilmesini engellemektedir.
B. 3402 Sayılı Yasa'nın Geçici 4. Maddesi'nin Birinci Fıkrasındakiitiraz Konusu Hükmün Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu :
Fıkranın ilk cümlesi, 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesindenönce tapulama ve kadastro mahkemelerince kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklarabu Yasa'nın uygulanmayacağını öngörmektedir. Durumun böylece saptanmasındansonra itiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptal gerekçesindeki Anayasamaddelerine göre incelemeyapılacaktır:
1- Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme:
İtiraz konusu kural, kesin hükmün bağlayıcılığını yineleyerekgeçerliğini korumaya almıştır. Yasa uygulamaları sırasında, önceki uygulamalarailişkin kesin kararların konusu olan durumların yeniden ele alınmasını önleyenkural, kimi yanlış uygulama olasılıkları gözetilerek konulmuştur. Anayasa'nın2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında "hukukdevleti"ne yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararındabelirtildiği gibi hukukdevleti; her işlem ve eyleminin hukuka uygunluğunubaşlıca geçerlik koşulu bilen, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayıamaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemenkılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygıduyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukukun üstünkurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan yasalarınüstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleriyle Anayasabulunduğu bilincinden uzaklaşmayan devlettir. Devlet işlemlerinin hukuka uygunolması, kazanılmış haklara saygı duymayı gerektirir. Her kesin hüküm, birkazanılmış hakka yol açabileceğine göre, kesin hükme saygı, kazanılmış hakkasaygı demektir. Hukuk devleti, kazanılmış haklan korumakla duyarlı davranarakhukuka bağlılığını örnek davranışlarla kanıtlar. İtiraz konusu kural, kesinhüküm dokunulmazlığını öngördüğünden bu olguya dayanak olarak Anayasa'nın 2.maddesine aykırılığından söz edilemez. Hukuk devleti niteliğine aykırılık,ancak hukuka aykırı biçimde, kesin hükümlerin geçerli sayılmasını engelleyicibir kural için öne sürülebilirdi. Kazanılmış hakkı çiğnemeyen, koruyan itirazkonusu hüküm, bu nedenlerle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı görülmemiştir.
2- Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme:
Davacı vekilinin, aykırılık savının dayanaklarından başlıcası,Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesidir. İtirazyoluna başvuran Mahkeme, iptalini istediği kural olmasaydı gerekli incelemeninyapılarak önceki Yasanın kısıtlama getirmesinden kaynaklanan nedenlerleverilmeyen mülkiyet hakkının zilyedine kazandırılabileceğini, 766 sayılıYasa'nın öngördüğü 50 dönümü, 3402 sayılı Yasa'nın 100 dönüme aktararak ayrıca"ihya" yoluyla taşınmaz edinilmesine olanak tanıdığım, oysa itirazkonusu hükmün lehteki hükümlerin uygulanmasını engellediğini bildirerek kesinhükme bağlanmış olanlarla olmayanlar arasında hukuksal eşitsizliğe neden olduğunuileri sürmüştür.
Dava konusu olay yönünden soruna yaklaşıldığında, ilk bakışta, bireşitsizlik olduğu izlenimini verecek bir düzenleme karşısında bulunulduğusanılabilirse de, iptali istenilen kuralın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nunyürürlüğe girdiği 9.10.1987 gününden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklarabu Yasa'nın uygulanmayacağını belirtmekle kesin hükme saygıyı vurguladığıaçıkça anlaşılmaktadır.
3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasında"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplamyüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en azyirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişiveyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir"denilmektedir. Bu Yasa'nın 48. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı 28.6.1966günlü, 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun aynı doğrultudaki 33. maddesinde ise,zilyetlikle kazanılabilecek taşınmazın miktarı en çok 100 dönüm iken, 19.7.1972günlü, 1617 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Öntedbirler Kanunu'nun yaptığıdeğişiklikle, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mal edinebilme miktarı, tekparçada 20, bir tapulama bölgesinde 50 dönümle sınırlanmıştır. Bu hükümleryürürlükteyken yapılan tespitler ya da açıklanacak davalar sonunda, Yasanıngetirdiği sınırlamaları aşan taşınmazlara sahip olunamayacağı doğaldır. Uyuşmazlıkbir kesin hükme konu olmuşsa artık 3402 sayılı Yasa'nın miktar açısından zilyedlehine getirdiği hükümlerden yararlanma olanağı hiç kalmayacak; örneğin,yapılantespite itiraz eden ya da tescil davası açarak kazandırıcı zamanaşımıyoluyla mal edinmenin öbür koşullarını yerine getirdiğini kanıtlayan kimseYasadaki miktar sınırlamasıyla karşılaşarak 766 sayılı Yasa'ya göre tek parçada20, bir tapulama bölgesinde ençok 50 dönüm taşınmaza sahip olabilecek; maledinme, itiraz konusu olaydaki gibi miktar fazlası Hazine adına tescil edilerekkesin hükme bağlanmış bir uyuşmazlık sonucunda olmuşsa 3402 sayılı Yasa'nınlehte hükümlerinden hiçbir biçimde yararlanamayacaktır.Oysa, taşınmazınınbulunduğu bölgede tapulama çalışmalarına başlanmamış olan ya da bitişikparselde de olsa tescil davası açmamış bulunan, yani kesin hüküm kapsamındaolmayan kimse 3402 sayılı Yasa'nın miktar açısından getirdiği lehte kurallardanyararlanacak ve öncekilerden daha fazla taşınmaza sahip olabilecektir. Aynıdurum, "İmar ve ihya" da söz konusudur. Genelde "yoktan varetmek", anlamına gelen ve tarıma elverişli olmayan bir taşınmazın büyükemek ve giderle tarıma elverişli duruma getirilmesi biçiminde tanımlanabilecekolan "ihya" yoluyla taşınmaz mal edinilmesi, 766 sayılı Yasa'ya göreolanaksızdı. Sözü edilen Yasa'nın 37. maddesinde yazılı kurallar gereğince butür taşınmazlar Hazine adına tespit ve tescil edilmekle birlikte, 27.3.1950 denönce ihya edilmiş taşınmazlar üzerinde ihya edenlerin zilyetliklerininkorunması, 3402 sayılı Yasa'nın 17. maddesindeki "Orman sayılmayanDevletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyenaraziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli halegetirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihyaedenler veya halefleri adına aksi takdirde hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalantaşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" kuralı gereği ihya yoluyla taşınmazedinme olanağı tanınarak genişletilmiştir. Kendi çıkardıkları ya dakarşılaştıkları uyuşmazlıklar kesin hükümle sonuçlandırılanlar ihya ettikleritaşınmazlara sahip olamazken, aynı durumda olupkesin hüküm engeliylekarşılaşmayanlar yasa değişikliğiyle ihya ettikleri taşınmazlara malikolabileceklerdir. Yasa değişikliğinin sonucu olan bu durumlarda her ne kadareşitsizlik var gibi görünüyorsa da, 766 sayılı yasa'nın yürürlükte olduğu zamantarafoldukları uyuşmazlık kesin hükümle sonuçlandırılmış olanlarla olmayanlarındurumları, hukuksal konumları değişiktir. İtiraz konusu ibarenin yer aldığıGeçici 4. Maddenin birinci fıkrası, bir tasfiye yasası olan 3402 sayılıYasa'nın uygulanmasını geriye yürüten ayrık kuralları içermektedir. Böyle birdüzenleme sırasında, itiraz konusu hükmü koymakla yanlış anlamaların önlenmekistendiği anlaşılmaktadır. Yoksa, bu hüküm olmasa, da kesinleşmiş hükme konuolmuş uyuşmazlıkların bir kez de yeni yasaya göre çözümlenmesi söz konusuolamazdı.
Ayrı hukuksal durumda bulunanlar arasında eşitlik gereklerigözetilemeyeceğinden bunların ayrı kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesineaykırılık sayılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında değinildiği gibiyasa önünde eşitlik, herkesin, her yönden aynı kurallara bağlı tutulmasınızorunlu kılmaz. Bu doğrultuda anlam verilerek eşitlik ilkesini yorumlamakeşitsizliklere ve aykırılıklara neden olabilir. Yasaların uygulanmasında dil,ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzerinedenlerle ayrım gözetilerek eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerligörülemez. Anayasa'nın öngördüğü mutlak yasak, aynı durumda olanlara ayrıkuralların uygulanarak ayrıcalıklı kişi ve toplulukların varlığımönlemeyiamaçlamaktadır. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallarabağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum vekonumlarındaki özellik ve ayrılıklar, kimi kişiler ya da topluluklar içindeğişik kuralları ve değişikuygulamaları gerektirebilir. Özelliklere veayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil,geçerli kılar; ayrıcalık sayılamaz. Ancak, aynı durumda olanlar için ayrıdüzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa'nın aradığı eşitlikeylemli değil,hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrıkurallarla düzenlenirse Anayasa'daki eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
İptali istenilen kural, kesin hükme bağlanmış olan ve olmayandurumları, daha başka bir anlatımla hukuksal konumları birbirinden ayrı olantarafları kapsamına almakla, "kesin hüküm" haklı nedeninedayandığından Anayasa'nın 10. maddesiyle güvenceye alınan eşitlik ilkesineaykırı bulunmamaktadır.
3- Anayasa'nın 35., 36. ve 44. Maddeleri Yönünden inceleme:
a) itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı"nıdüzenleyen 35. maddesiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkını doğrudanya da dolaylı olarak, olumsuz biçimde etkileme, ortadan kaldırma, sınırlamadurumu olmadığı gibi, bu hakkın kullanımını düzenleme amacı da yoktur. Sorun,kesinleşmiş yargı kararlarının bir daha inceleme konusu yapılıp yapılmamasıdır.Bu nedenle Anayasa'nın 35. maddesine aykırılık savı yerinde değildir.
b) Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti'' başlıklı 36.maddesinde; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahipbulunduğu öngörülmüştür. Hiç, kuşku yok ki, bu "meşru vasıta veyollar", hukuk devletinde saygıyla karşılanan, yurttaşların en doğalhaklan içinde yer alan, hukuksal nitelikleri tartışması/, yasal yollar veyöntemlerdir. Koşullarına uyulduğunda izlenmesi herkes için geçerli olan davayolu, hak arma özgürlüğünün en belirgin biçimidir. Temel haklar ve ödevlerkapsamındaki buözgürlük ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. Anayasa'nın138. maddesinin dördüncü fıkrası, kesin hükmü güvenceye bağlamış, 142. maddeside mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerininyasayla düzenleneceğini belirterek bu alanda Yasakoyucuya yetki vermiştir.Yasakoyucu da kesin hükmü, 3402 sayılı Yasa uygulamaları yönünden güvenceyealmıştır. Bu durumda Anayasa'nın 36. maddesine aykırılık saptanamamıştır.
c) Anayasa'nın "Toprak mülkiyeti" başlıklı 44. maddeside itiraza dayanak olamaz. Konunun, toprağın verimli biçimde işletilmesinikorumak ve geliştirmekle, önlemekle, toprak dağıtımıyla, toprak ve yeraltıservetleriyle, miras hükümleri dışında devri ya da işletilmesiyle ilgisiyoktur.
Açıklanan nedenler karşısında iptal istemi reddedilmelidir.
VI- SONUÇ:
21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Geçici 4.Maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesindeki ".... bu Kanunun yürürlüğegirmesinden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanunuygulanmaz." ibaresinin, Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
2.6.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL