ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1989/l
Karar Sayısı: 1989/12
Karar Günü : 7.3.1989
R.G. Tarih-Sayı :05.07.1989-20216
İPTAL DAVASINI AÇAN: Cumhurbaşkanı Kenan EVREN
İPTAL DAVASININ KONUSU : Resmî Gazete'nin 27 Aralık 1988 günlü,20032. sayısında yayımlanan 10.12.1988 günlü, 3511 sayılı "2547 SayılıYükseköğretim Kanununun 44 üncü Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Ekve Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun"un 2. maddesiyle 2547 sayılıYasa'ya eklenen "Ek Madde 16"nın, Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile,2., 10., 24., 174. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
II- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralı:
3511 Sayılı Yasa'nın 2. Maddesiyle 2547 Sayılı Yasa'ya eklenen,dava konusu kural şudur:
"Ek Madde 16.- Yükseköğretim kurumlarında, dershane,laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümdebulunmak zorunludur. Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanlakapatılması serbesttir."
B. Dayanılan. Anayasa Kuralları:
1- "Başlangıç
Ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal TürkDevletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü veyıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;
Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin,milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtı sonucunda, TürkMilletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, MillîGüvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tasvipve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA:
- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahramanAtatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve Onur inkılâp ve ilkeleridoğrultusunda;
- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesiolarak; Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddî ve manevîmutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
- Milletler iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsızşartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkilikılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasive bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
- Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlüksıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaretve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancakAnayasa ve kanunlarda bulunduğu;
- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türkvarlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî vemanevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları vemedeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereğikutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinliklekarıştırılmayacağı;
- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdeneşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet vehukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını buyönde geliştirmek hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
- Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millîsevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet vekülfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirininhak ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlikduygularıyla ve "Yurtta sulh, cihandasulh" arzu ve inancı içinde,huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yöndesaygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatanve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
2- "Cumhuriyetin Nitelikleri
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma veadalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğinebağlı, başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyalbir hukuk Devletidir."
3. "Kanun Önünde Eşitlik
Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
4. "Din ve Vicdan Hürriyeti
Madde 24.- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetinesahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinîâyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç vekanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayıkınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimialtında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarındaokutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim veöğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinn"talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temeldüzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişiselçıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya dinduygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüyekullanamaz."
5. "İnkılâp Kanunlarının Korunması
Madde 174.- Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaşuygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklikniteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının,Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin,Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
1- 3 Mart 1340tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2- 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsıHakkında Kanun;
3- 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve ZaviyelerleTürbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve ilgasınaDair Kanun;
4-17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiylekabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenînikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü;
5- 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkanım KabulüHakkında Kanun;
6- l Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk HarflerininKabul ve Tatbiki Hakkında Kanun;
7- 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşagibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;
8- 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı KisvelerinGiyilemeyeceğine Dair Kanun."
III- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mahmut C.CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, MehmetÇINARLI, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TUZUN, Ahmet N.SEZER ve Erol CANSEL'in katılmalarıyla 6.1.1989 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle kararverilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ :
Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptaliistenilen yasa maddesi ile dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri veöteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İptali istenilen yasa kuralı iki tümceden oluşmaktadır. Birincitümcede, yükseköğretim kurumlarının dershane, laboratuar, klinik, poliklinik vekoridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunluluğu getirilmiş,böylece yükseköğretim kurumlarının doğrudan eğitim ve Öğretim yapılanalanlarıyla bu alanlara ulaşmak için kullanılan koridorları bilimin ciddiyet veonuruna uygun düzeyde ve çağdaş görünümde tutulmak istenmiştir. Öğretim üyesi;öğrenci ve görevli ayrımı yapılmadan giysi ve görünüm çağdaşlığı ile amaçlanandurum, yükseköğretim kurumlarının topluma örnek olması gereken düzenininyansıtılmasıdır. İkinci tümce, birinci tümceyle öngörülen çağdaş giyim ve görünümdebulunmak zorunluluğuna dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veyatürbanla kapatılması serbestliğini ekleyerek ayrık bir kural getirmiştir. Yapıve içerik yönünde birbiriyle bağdaşmayan "zorunluluk"la,"serbestlik" yanyana getirildiği gibi, genelde köy, kasaba vekentlerde dinsel inanç gereğinden çok, koşullara ve geleneklere görekadınlarınkullandığı değişik biçim tür ve addaki başörtülerinin artık yükseköğretimkurumlarında "dinî inanç sebebiyle" boyun ve saçları kapatmak içinkullanılması olanağı sağlanmış ve kapatmanın "örtü" ya da"türban"la yapılacağı belirtilmiştir.
Anayasayauygunluk denetiminin konusu, yükseköğretim kurumlarında,dinsel inanç sebebiyle, boyun ve saçların örtü ya da türbanla kapatılmasıserbestisini getiren yasa maddesidir. Yalnızca boyun ve saçın birliktekapatılması biçimiyle değil, açıkça "Dinî inanç sebebiyle" denilerekkapatmanın dinsel amaçla yapılacağı belirgin olarak gösterilmiştir. Uygulamaalanı yükseköğretim kurumlarıdır ve kural bu alan içindeki ilgilileri kapsamaktadır.Bu yasayla Türkiye'deki kadınların giyinmeleri ve örtün-meleriyle ilgili genelbirdüzenleme yapılmamıştır. Devlet birimlerindeki giysilerle özelliği gereği kimimeslek giysileri dışında kadınlar, evde, sokakta, özel iş yerlerinde, tarlada, bağda-bahçede,yazlıkta inançları gelenek ve görenekleri gereği istediklerinigiyinebilmektedirler. Düzenleme, devlet kuruluşları olan yükseköğretimkurumlarında, giysinin bir parçası da sayılabilecek başörtüsü kullanımıylailgilidir. Sorun, bir yasal düzenlemenin din kurallarına, dinsel inançlara vegereklere göre yapılıp yapılamayacağı noktasında yoğunlaşmaktadır. Maddeiçeriğinin, dinsel inanç gereği yapılan düzenlemenin konusunun başörtüsü ya dabaşka bir şey olması önemli değildir. Önemli olan bir düzenlemenin dine göreyapılıp yapılamayacağıdır.
Ayrıca, iptali istenen -Yasa maddesinin belirtilen özü ve içeriğigözönünde tutularak Anayasa'nın, Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı temelesaslar arasında kabul ettiği "Atatürk ilke ve inkılâplarıyla medeniyetçiliği"yönünden de incelenmesi de gereklidir.
Hiç kuşku yok ki, yeni düzenleme kamu kuruluşlarının birbölümünde, dinsel kökenli bir kurula geçerlilik tanımakta, giyimle din arasındadoğrudan ilişki kurmaktadır. Bu nedenlerle inceleme iptal isteminin dayanağınıoluşturan Anayasa kurallarına göre yapılacaktır.
A. Anayasa'nın Başlangıç Bölümü Yönünden İnceleme:
Anayasa'nın 176. maddesine göre, Anayasa'nın dayandığı temel görüşve ilkeleri belirten Başlangıç kısmı Anayasa metni kapsamındadır. Başlangıç Anayasa'nındayandığı temel görüş ve ilkeleri içermekle Anayasa maddelerinin amacını veyönünü belirleyen bir kaynaktır. Anayasa'nın Başlan-gıç'ında, Atatürk'ünbelirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; hiçbirdüşünce ve görüşün Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâplarıylamedeniyetçiliği karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesi gereği kutsaldin duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;her Türk vatandaşının medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayatsürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirmek hak ve yetkisinedoğuştan sahip olduğu fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması, sözüne ve ruhuna buyönlerde de saygı gösterilmesi, mutlak bir sadakatle yorumlanıp uygulanmasıgerektiğini bildirmesi bu niteliğinin kanıtıdır.
Kurtuluş Savaşı sonrasında saltanat kaldırılmış, hanedanüyelerinin yurt dışına çıkarılması gerçekleştirilmiş, Cumhuriyetin ilânınıizleyen yıllarda da hilâfet kurumu ile "Şer'iye ve Evkaf Vekâleti"kaldırılarak devlet, yapısına ve işlevlerine egemen olan teokratiközelliklerden arındırılıp, böylece uygar ve çağdaş devrimler sürecibaşlatılarak modern Türkiye'nin temeli atılmıştır. Aynı zamanda Atatürk Devrimiolarak da adlandırılan Türk Devrimi'nin bu en büyük aşamasını öbür devrimlerizlemiştir. Aşağıda, Anayasa'nın 174. maddesi kapsamında değinilecek devrimyasaları, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan öğelerdendir. Bunlar, lâikdevletin sağlıklı ve güçlü yapısını kurmakla kalmamışlar, böylece Dünya uluslarailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak ulusun uygarlık yönündengeleceğini de güvenceye almış, günümüzdeki uygar toplum yaşamınısağlamışlardır. Atatürk ilke ve devrimlerinin böylesine önemli ve vazgeçilmezyeri, ulusal varlığımızın birer parçası olmaları, tarihsel gelişimleözetlenebilir. Ulusa ve ülkeye her yönden kazandırdıkları değerlerle, geleceğeetkileri, onlara saygı ve bağlılığı gerektirmektedir.
Atatürk ilkelerinin en önemlisi lâikliktir. Gerçekleştirilendevrimlerle eylemli olarak uygulamaya konulan lâiklik ilkesi, 1921 TeşkilâtıEsasiye Kanunu'nda bulunmayan devlet dininin, İslâm olduğuna ilişkin açıklığın29.10.1923 günlü, 364 sayılı Yasa ile 2. madde olarak getirilmesi ve bu kuralın1924 Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun 2. maddesi olarak alınmasıyla etkinliğiniyitirmiş değildir. Günün koşullan gereği yapılan bu düzenlemeye karşın, lâiklikilkesinin yaşama geçirilmesi çalışmaları sürdürülerek 3.3.1924 günlü, 431sayılı "Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye CumhuriyetiMemaliki HaricineÇıkarılmasına Dair Kanun" çıkarılmış, Anayasa'nın 174.maddesinde sayılanlar dışında, dinsel sömürüyü önleyen 26.4.1920 günlü, 2sayılı "Hıyaneti Vataniye Kanunu" 1923 ve 1925 yıllarında 334 ve 556sayılı Yasalarla değiştirilmiş, 4.3.1925 günlü, 578 sayılı "Takrir-i SükûnKanunu"yla dinin siyasete araç kılınması yasaklanmış, 17.2.1926 günlü, 743sayılı "Türk Kanunu Medenisi"yle kişi varlığının korunması, medenînikâh kadın-erkek eşitliği, mirasta eşit pay gibi düzenlemelerle de kişi veaile yaşamında lâikliğin gerekleri yerine getirilmiştir. Anayasa'da devletdininin İslâm olduğuna ilişkin kural 9.4.1928 günlü, 1228 sayılı Yasa ilekaldırılmış, ayrıca Anayasa'nın 26. maddesindeki "Ahkâm-ı ŞeriyeninTenfizi" hükmü çıkarılmış, 16. ve 38. maddelerindeki andlarda yer alan"vallahi" sözcüğü, "Namusum üzerine söz veririm"edönüştürülerek, kadınlara seçme ve seçilme hakkı sağlayan yasalardan sonra5.2.1937 günlü, 3115 sayılı Yasa'yla yapılan Anayasa değişikliğiyle deAnayasa'nın 2. maddesinde, öbür ilkeler yanındalâiklik ilkesine de yerverilmiştir. Anlaşılmaktadır ki bu ilke Anayasa kuralı olmadan önce,Anayasa'daki devlet dini açıklığına karşın, dinsel alanda bir zorlamaya aslagidilmeyip lâiklik uygulamaları sürdürüldüğü gibi, lâiklik ilkesinin açıkçakabulüne karşın da yurttaşların dinsel inançlarına asla karışılmamış,ibadetleri sınırlanmamıştır. Devlet dininin İslâm olduğuna ilişkin kuralkaldırılarak, devletin tüm dinler karşısında yansız tutumu ve lâik yapısıvurgulanmıştır. Lâiklikle vicdan özgürlüğü birbirinden ayrı kurumlar olduğuhalde, lâiklik vicdan özgürlüğünün elverişli ortamını ve güvencesinioluşturarak ulusal yaşamda özgün yerini almıştır.
Kadın-erkek tüm yurttaşları kapsayan devrim yasalarından ayrıolarak 2 Eylül 1925 günlü, 2414 sayılı "Bilumum Devlet MemurlarınınKıyafetleri Hakkında Kararname" den sonra, 3.2.1935 günlü, 2/1958 sayılıBakanlar Kurulu kararıyla "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair KanununTatbiki Suretini Gösterir Nizamname", 7.12.1981 günlü, 17537 sayılıBakanlar Kurulu kararıyla "Millî Eğitim Bakanlığı ile Diğer BakanlıklaraBağlı Okullardaki Görevliler ile Öğrencilerin Kılık ve Kıyafetlerine DairYönetmelik", 21.1.1982 günlü, 8/4219 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla da"Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık veKıyafetlerineDair Yönetmelik" yürürlüğe konulmuştur.
12.5.1982 günlü, 2670 sayılı Yasa ile 657 sayılı Devlet MemurlarıKanunu'na eklenen "Kıyafet Mecburiyeti" başlıklı "Ek Madde19"la, devlet memurlarının yasa, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğübiçimde giyinmeleri zorunluluğu getirilmiştir.
Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nin 7.maddesine, 8.1.1987 günlü değişiklikle eklenen (h) fıkrasıyla, çağdaş kıyafetve görünüm amaçlanarak daha önce 10.5.1984 günlü, 15.527 sayılı YükseköğretimKurulu kararıyla kız öğrencilerin türban kullanması yolundaki uygulamakaldırılmışsa da 3.12.1988 günlü, 88.10.29 sayılı kararla şimdi incelenmekteolan kuralın aynısı bu kez bağımsız bir fıkra olarak Disiplin Yönetmeliğinekonulmuştur.
Tüm bu düzenlemeler,konunun önemini ve lâiklik ilkesi yönündenözelliğini ortaya koymaktadır. Temelde sosyal, kültürel ve estetik nedenleredayalı bir toplumsal olgu niteliğini taşıyan giyim, çevre koşulları, kişiselgörüşler, kültür ve gelenekle biçimlenir. Değişip gelişmeside bu nedenlerebağlıdır. Bunların dışında dinsel inanç ya da dinsel kurallarla doğrudan ilişkive bağlantı kurularak yapılan düzenleme, hem devrim yasalarını, hem de lâiklikilkesini ilgilendirir. Devrim Yasalarının 174. madde kapsamında ele alınacağıyukarda belirtildiğinden bu bölümde yalnızca lâiklik ilkesi yönündendeğerlendirme yapılmakta, özellikle dinsel gereklere göre yasal düzenlemeleryapılıp yapılamayacağı konusunda yargıya varılmaktadır.
Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, biliminaydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışını, uluslaşmanın,bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli kıları bir uygaryaşam biçimidir. Çağdaş bilim, skolâstik düşünce tarzının yıkılmasıyla doğmuşve gelişmiştir. Dar anlamda, devlet işleriyle din işlerinin birbirindenayrılması olarak tanımlansa, değişik tanım ve yorumlan yapılsa da, gerçekte,toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması olduğu görüşü,öğretide de paylaşılmaktadır. Lâiklik; egemenliğe, demokrasiyle özgürlüğe vebilgi bileşimine dayanan toplumsal bir atılım; siyasal, sosyal ve kültürelyaşamın çağdaş düzenleyicisidir. Onurunu üstün tutarak bireye kişilik ve özgürdüşünce olanaklarım veren, bu yolla siyaset-vicdan ayrımını gerekli kılarakvicdan ve dinsel inanç özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce vedeğerlendirmeler in geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda siyasal örgütlenmeve düzenlemeler dinsel niteliklidir. Lâik düzende din, siyasallaşmadankurtarılır, yönetim, aracı olmaktan çıkarılır, gerçek, saygın yerinde tutularakkişilerin vicdanlarına bırakılır. Böylece, siyasal yaşamın dayanağı bilim vehukuk olur. Düşünce ve inanç alanlarının ayrılması dinin kutsallığına en uygundurumdur. Dünya işlerinin hukukla, din işlerinin de kendi kurallarıylayürütülmesi ilkesi, batı demokrasilerinin dayandığı temellerden birisidir.
Lâik anlayış, devletin, göreviyle ilgili düzenlemelerinin saltgünlük yaşamla ilgili olmasını gerektirdiği gibi içeriklerinin de mutlakadinsel doğrultuda olmasını gerektirmemektedir. Dine uygunluğunun aranması,zorunluluğu yoktur. Düzenlemenin kaynağı din değildir. Din ve dünya işlerininayrılmasıyla vicdan, din ve ibadet özgürlükleri daha belirginleşmekte ve özgürbiçimde korunmuş olmaktadır.
Türkiye'de lâiklik ilkesininuygulanması, rejimleri değişik kimibatılı ülkelerdeki lâiklik uygulamalarından farklıdır. Lâiklik ilkesinin, herülkenin içinde bulunduğu koşullarla her dinin özelliklerinden esinlenmesi, bukoşullarla özellikler arasındaki uyum ya da uyumsuzlukların lâiklik anlayışınada yansıyarak değişik nitelikleri ve uygulamaları ortaya çıkarması doğaldır.Klâsik anlamda, dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması tanımına karşın,İslâm ve Hıristiyan dinlerinin özelliklerindeki ayrılıklar gereği, ülkemizde vebatıülkelerinde oluşan durumlar ve ortaya çıkan sonuçlar da ayrı olmuştur. Dinive din anlayışı tümüyle farklı bir ülkede lâiklik uygulamasının, batıyla genişilişkiler içinde bulunulsa da batı ülkelerindeki gibi olması, lâikliğin aynıanlam ve düzeyde benimsenmesi ' beklenemez. Bu durum, koşullar ve kurallararasındaki ayrılığın olağan karşılanması gereken sonucudur. Kaldıki, aynı dinibenimseyen batı ülkelerinde bile devletlerin lâiklik anlayışı ayrılıklargöstermiştir. Lâiklik kavramı, değişik ülkelerde ayrıayrı yorumlandığı gibi,kimi dönemlerde, kimi kesimlerce de kendi anlayışları ve siyasal tercihlerigereği değişik biçimde yorumlanabilmiştir. Yalnızca felsefî ve ideolojik birkavram olmayıp yasalarla yaşama geçirilerek hukuksal bir kurum niteliğinikazanan lâiklik, uygulandığı ülkenin, dinsel, sosyal ve siyasal koşullarındanetkilenmekte, kendisi de onları etkilemektedir. Türkiye için lâiklik anlayışı,tarihsel gelişimi nedeniyle özellik taşımakta, Anayasa ile benimsenenyapısıyla, batıdan ayrı biçimde ele alınsa da, özenle korunması zorunlu birilke olarak yaşatılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1971 günlü, 53/76sayılı; 3.7.1980 günlü, 19/48 sayılı; 25.10.1983 günlü, 2/2 sayılı ve 4.11.1986günlü, 11 / 26 sayılı kararlarında lâikliğin hukuksal, sosyal, siyasaltanımları yanında, ulusal ve hukuksal değeri geniş biçimde belirtilmiş, özenlekorunması gereken anayasal ilke niteliği vurgulanmış, Türk Ulusu'nun yücelmesibakımından lâikliğin Anayasa'da öngörülen kimi sınırlamaları zorunlu kılan birneden,Anayasa'da benimsenmiş bütün temel ilkelere egemen bir düşünce olduğuyinelenerek ortaya konulmuştur.
1961 Anayasası'nın 153. maddesi, 1982 Anayasası'na 174. maddeolarak, olduğu gibi alınmış, ayrıca 1982 Anayasası'nın Başlangıcıyla kimimaddelerinde gereklerine açıkça yer verilerek lâiklik anlayışı benimsenmiştir.Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi'nin lâiklik konusunda 1961 Anayasası dönemindekitüm yargıları günümüzde de geçerlidir. Bu kararlara göre:
a) Dinin devlet işlerinde etkili ve egemen olmaması,
b) Dinin, bireyin manevî yaşamına ilişkin olan dini inançbölümünde, aralarında ayrım gözetilmeksizin, sınırsız bir özgürlük tanınarakdinlerin anayasal güvence altına alınması,
c) Dinin, bireyin manevî yaşamını aşarak toplumsal yaşamıetkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde, kamu düzenini,güvenliğini ve yararını korumak amacıyla sınırlamalar yapılması ve dinin kötüyekullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması,
ç) Kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla, dinsel hakve özgürlükler konusunda devlete denetim, yetkisi tanınması, lâiklik ilkesiningereği olarak anlaşılmaktadır.
Modern devlet, değişik din ve mezheplere inananlara, bunlarailişkin kuruluşlara yapısı içinde yer vermekte, bireyler arasında inançlarınagöre ayrım gözetmemektedir. Herkes dinini seçmekte, inançlarını açıklamakta,tanınmış olan din ve vicdan özgürlüğü sınırları içerisinde serbesttir. Lâik birtoplumda bireyin istediği dine ve inanca sahip olması, yasakoyucunun her türlüetki ve el atmasının dışındadır. Devletin dinlerden birini tercih fikri, ayrıdinlere bağlı yurttaşların yasa önünde eşitliğine de aykırı düşer. Lâikülkelerde gerçek vicdan özgürlüğünden söz edilebilmesi de, lâikliğin vicdanözgürlüğü yönünden de yararını açıklamaktadır.
Çağdaşlaşmayı hızlandıran ve Türk Devrimi'nin kaynağı olan lâiklikilkesi toplumun akıl ve bilim dışı düşüncelerle yargılardan uzak kalmasınıamaçlar. Böylece Devlet, bilimsel gereklere uygun biçimde, kurumlaşmış, hukukladüzenlenmiş, karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışa katkıda bulunan lâiklik,ulusal birliği sağlamıştır. Düşünce ve inanç özgürlüğü, kişileri ve toplumkesimlerini birbirine güvenle bağlayan uluslaşmayı sağlayan, ulusal dayanışmayıda güçlendiren özgür düşünce, özgür inanç, çağdaş uygarlığa yöneliş ulusalyaşamda önemli bir aşamadır. Lâikliğin, insana, dine saygısı, dini kendiyerinde tutan anlayışı, akla, bilime, sanata, çağdaş yönetim biçimine ve tümuygar gereklere kapıyı açmıştır. Atatürk'ün din hakkındaki sözleri anımsanacakolursa, lâiklik uygulamasının dine karşı olmadığı, dini kötülemediği, dindüşmanlığı anlamına gelmediği ve dini asla yadsımadığı açıktır. Cumhuriyet vedemokrasi, şeriat düzeninin karşıtıdır. Genelde bir tür düşün ve anlayışbiçimi, dünya görüşü sayılan bu ilke, "ümmet"ten, "ulus"ageçmenin itici gücü olmuştur.
Bu yolla dogmatik değerlerin yerine akılcı ve insancıl değerlergeçmiş, dinsel duygular sahibinin vicdanında dokunulmaz yerini almıştır. Değişikdin ve mezheplere inananlar, bu ayrımlara karşın birlikte yaşama gereğinibenimseyerek devletin kendilerine karşı eşit yaklaşımından güven duymuşlardır.Böylece bölünmeler durmuş, iç barış sağlanmış, yurttaşlar, ulus bilinciyle,Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Ulusu'nun bireyleri olmuşlardır. Hukukdevleti, hukukun üstünlüğü ilkesi gücünü lâiklikten almış, milliyetçilik ilkesilâiklikle tamamlanmış, Türk Devrimi lâiklikle anlam kazanmıştır. Bu ilkeninAnayasa'dan çıkarılması da olanaksızdır. Lâiklik, dinsellikle bilimselliğibirbirinden ayırmış, özellikle dinin, bilimin yerine geçmesini önleyerekuygarlıkyürüyüşünü hızlandırmıştır. Gerçekte lâiklik din-devlet işleri ayrılığıbiçiminde daraltılamaz. Boyutları daha büyük, alanı daha geniş bir uygarlık, özgürlükve çağdaşlık ortamıdır. Türkiye'nin modernleşme felsefesi, insanca yaşamayöntemidir, insanlık idealidir. Lâik düzende özgün bir sosyal kurum olan din,devlet kuruluşuna ve yönetimine egemen olamaz. Devlete egemen ve etkin güç,dinsel kurallar ve gerekler değil, akıl ve bilimdir. Din, kendi alanında,vicdanlardaki yerinde, Tanrı-insan arasındaki inanış olgusudur. Kişininiç-inanç dünyasının düzenleyicisi olan dinin, devlet işlerinde söz sahibi veçağdaş değerlerle, hukukun yerine geçerek yasal düzenlemelerin kaynağı vedayanağı olması düşünülemez.
Hukukun ikiliğini, ayrıcalık ve eşitsizlikleri kaldıran,- dinselsömürüyü önleyen, siyasal ve sosyal kurumları güçlendiren lâiklik, öğretim veeğitime de ışık tutmuştur. Lâik öğretim ve eğitim bilimsel çalışmaların enolumlu ortamıdır. Dine karşı yansızlık nasıl dine karşıtlık olarak alınamazsa,lâik öğretim-eğitim de inanç özgürlüğü engeli sayılamaz. Öğretim ve eğitiminzorunluluk koşulları, inanç özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Bu özgürlük deanayasal güvenceye bağlanmıştır. Ancak, din ve ahlâk eğitim ve öğretimidevletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
Devlete, dinsel konularda denetim ve gözetim hakkı tanınması, dinve vicdan özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı birsınırlama sayılamaz. Devlet-din özdeşliğinin yol açtığı zararlar lâiklikleönlenmiş çağdaş uygarlık yolu lâiklik ilkesiyle açılmış bağımsız bir hukukkurumu olarak yeni yapısına kavuşmuştur. Demokrasiye geçişin de aracı olanlâiklik, Türkiye'nin yaşam felsefesidir. Lâik devlette, kutsal din duygularıpolitikaya, dünya işlerine, hukuksal düzenlemelere kesinlikle karıştırılamaz.Bu tür düzenlemeler, dinsel gerekler ve düşüncelerle değil, bilimsel verilerdenyararlanılarak kişi ve toplum gereksinimlerine göre yapılır. Bireyin özgüriradesine bağlı din duygularının zorlamadan korunması da bu biçiminde sağlanmışolmaktadır. Eğitsel ve kültürel yaşantıyı yönlendirmek amacıyla lâikliğe aykırıeğitimveöğretim de gerçekleştirilemez.
Anayasa'nın 130. maddesinde öngörülen "çağdaş eğitim-öğretimesaslarına dayanan" düzen, laiklik ilkesinin gözardı edildiği bir ortamolamaz. Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ulusun ve ülkenin bütünlüğü vebölünmezliği aleyhine davranılamayacağını da içeren bu maddenin, ulusallık,bağımsızlık ve ulusal birlik için katkılarının lâikliği dışarda bırakmasıdüşünülemez. Aklın ve gözlemin yönlendirdiği bilimsel çalışmaya katılacakkimselerin bilimsel gerekler dışında bir etkiyle karşılaşmaksızınyetiştirilmeleri gerekir. Eğitim, yalnız bilimsel istemler doğrultusundayapılması, doğmalardan ye bilime ters düsen etkilerden uzak tutulmasıylasağlanır.
incelenen kural, kamu kuruluşlarından sayılan yükseköğretimkurumlarındaki bayanların giyimlerini düzenlerken, dinsel gereklere uygunluğunasıl olursa olsun, başörtüsü kullanımına dinsel inanç nedeniyle geçerliktanımakla, kamu hukuku alanındaki bir düzenlemeyi dinsel esaslara dayandırmaksuretiyle lâiklik ilkesine aykırılık oluşturmuştur. Dinsel kurallardanarındırılmış, akla ve bilime dayanan, dinsel inancı kişilerin vicdanlarınabırakan lâik devlette, hukuk düzeninin dinsel gereklerle sağlanıp sürdürülmesibenimsenemez.Lâik devlet ancak, yurttaşların din ve vicdan özgürlüğünü sağlayıcı ve koruyucuönlemleri alır, bu konulardaki hak ve özgürlükleri güvenceye bağlar. Dinseleğitim bile lâik devlet anlayışına uygun biçimde yapılır. Tüm devletkuruluşlarındave işlemlerinde olduğu gibi öğretim ve eğitimin her düzeyindelâiklik ilkesine özenle uyulur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu bu gereğin belgesidir.Lâiklik ilkesine uygun çalışmalar yapmakla yükümlü üniversitelerde buçalışmalara katılacakların, hangi statüde olurlarsa olsunlar, dinsel gerekleregöre biçimlendirilmemelidir.
îki tümcesi birbiriyle çelişen dava konusu maddenin lâik hukukdüzenine aykırılığı belirgindir. Lâik hukuk düzeni, lâik eğitim-öğretim ve lâikyönetim birbirinden ayrı düşünülemez. Lâik eğitimde dinsel inançlara görehiçbir ayrım gözetilemez. Anayasa'nın "Eğitim ve öğrenim hakkı veödevi" başlıklı 42. maddesinin üçüncü fıkrasında "Eğitim ve öğretimAtatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitimesaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslaraaykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz." denildikten sonra, dördüncüfıkrasında "Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadankaldıramaz." denilerek Başlangıçtaki ilkelere bağlılık pekiştirilmiştir.Yükseköğretim kurumlan, bu yükümlülükler dışında tutulmamışlardır.Dersliklerde, laboratuarlarda, klinik, poliklinik ve koridorlarda bilimselyöntemlerle yetiştirilerek gerçeği bulmak için birlikte çalışmalar yapanlarınkardeşlikleri, arkadaşlıkları, dayanışmaları, yarınları için bile gerekli iken,onları dinsel gereklerle ayırmak, kimin hangi inançtan olduğunu gösteren birişaretle belli etmek, onların yakınlaşmalarını, birlikte çalışıp karşılıklıyardımlaşmalarını ve işbirliğini önler; ayrılıklara, dinsel inanç ve görüşlernedeniyle çatışmalara yol açar.
Türkiye için yalnız sözlük anlamıyla değil, tarihsel evrimibakımından da değeri olan lâiklik, Anayasa'nın "Diyanet İşleriBaşkanlığı" başlıklı 136. maddesinde de vurgulanmıştır. Anılanbaşkanlığın, lâiklik ilkesi doğrultusunda, tüm siyasal görüş ve düşünüşlerin,dışında kalarak, ulusça dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek görevleriniyerine getireceğini öngören maddenin bu içeriği bir anlamda yükseköğretimkurumlarındaki ortamın özelliklerini de belirlemektedir. Eğitim ve öğretimde,dinsel inanca devlet gücünün özel bir katkı vermesi düşünülemez. Lâiklik birbütündür. Özellikle eğitim-öğretim alanında lâikliğe bağlılık ve saygı, ulusungeleceği açısından da üzerinde önemle durulacak bir konudur. Siyasal alandadinsel çabalar, dinsel geleneklere uygunluğu aranan düzenlemeler, eylem veişlemler ne kadar geçersizse, öğretim ve eğitim alanında da din buyrukla-rıylailişki kurulamaz. Demokrasinin güvencesini ve Cumhuriyetin özgün niteliğinioluşturan bu ilkenin büyük bir duyarlık ve özenle korunması Anayasa gereğidir.Dersliklerde ve ilgili yerlerde dinsel inançları simgeleyen belirtilerden uzakkalınması zorunluluğu nedeniyle yükseköğrenim kurumlarında dinsel gereğebağlanan başörtüleri lâik bilim ortamıyla bağdaş tınlamaz.
Lâikliğin, Türk Devrimi'nin, Cumhuriyetin özüveulusalyaşamın temeli olduğu bir gerçektir. "Dinsel inanç gereği" sözcüklerikullanılmasa da Cumhuriyetin niteliklerine yönelik, bu amaç ve anlamdaki dinselkaynaklı düzenlemelerle girişimler Anayasa karşısında geçerli olamaz.Özgürlükler Anayasa ile sınırlıdır. Anayasa'daki lâiklik ilkesine ve lâikeğitim kuralına karşı eylemlerin demokratik bir hak olduğu savunulamaz.Anayasal ayrıcalığa sahip lâiklik ilkesi; demokrasiye aykırı olmadığı gibi tümhak ve özgürlüklerin de bu ilke temel alınarak değerlendirilmesi zorunludur.
Bu nedenlerle, incelenen Yasa kuralı, Anayasa'nın BaşlangıçBölümü'-ne aykırıdır.
B. Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme:
Cumhuriyetin niteliklerini açıklayan Anayasa'nın 2. maddesinde,Başlangıç'taki temel ilkelere yollama yapılmakla kalınmamış, TürkiyeCumhuriyeti'nin Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal birhukuk devleti olduğu da belirtilmiştir.
Bu Bağlamda:
l- Atatürk milliyetçiliği, gelişme ve ilerleme yolunda,uluslararası işlem ve ilişkilerde çağdaş uluslara uygun ve onlarla uyum içindeyürümekle birlikte, Türk toplumunun özel yeteneklerini ve bağımsız kimliğinikoruması olarak tanımlanan Türk milliyetçiliğinin Türk olmak mutluluğunu duyanherkesi kapsayan biçiminin adıdır. Atatürk'ün 5.11.1925 günlü söylevindebelirttiği gibi din ve mezhep bağının yerini Türk ulusçuluğu bağı almıştır. Butanıma göre, ulusu oluşturan öğeler arasında dil birliği, ulusal duyguyla yanyanainsanlık duygusu, siyasal varlıkta birlik, yurt birliği, köken birliği,tarihsel ve ahlaksal yakınlıklar sayılır. Geçmiş ortaklığı, gelecek ve amaçbirliği de öğeler arasına alınmaktadır. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiyehalkına Türk ulusu diyerek başkaayrımlara yer vermeyen Atatürkmilliyetçiliğinde dinsel öğe esas alınmamıştır. Lâiklik, devlet ve toplumunkarşılıklı lâik tutumunu da içerir. Bu da birleştiricilikle sonuçlanır.Birleştiricilik dinsel bağda değil, Atatürk milliyetçiliğinde, ulus bağında,ulusaldeğerlerdedir, incelenen Yasa maddesi ise dinsel inanç gereğine yer vererekAtatürk milliyetçiliği ilkesiyle çelişmektedir.
2- Dava konusu madde "Dini inanç sebebiyle. .."ibaresini taşıdığından demokratiklik ilkesine ters düşmektedir. Ulusalegemenlik kavramı, demokratik yapının temelidir. Demokratik düzen ise, dinselgerekleri egemen kılmayı amaçlayan şeriat düzeninin karşıtıdır. Dinselgereklere yönetimle ağırlık veren bir düzenleme demokratik olamaz. Demokratikdevlet, ancak lâik devlettir. Dinsel gerekli düzenlemeler dinsel çabalan,zorlamaları, bunlar da dinsel ayrılıkları getirir. Sonuçta demokrasininözgürlükçü, çoğulcu, hoşgörücü niteliği kalmaz.
3- Lâiklik ilkesi yönünden Başlangıç bölümünde yapılan inceleme,Anayasa'nın 2. maddesi için de geçerlidir. Gerçekten lâiklik, kurtuluş, kuruluşve yeniden doğuş evrelerini kapsayan, insan haklarına dayalı olarak geleceğeuzanan bağımsızlık, özgürlük, uygarlık ve barış yürüyüşünü, ulusal gücüözetleyen Türk Devrimi'nin kaynağı ve temelidir. Lâiklik,bireysel, toplumsaldüzeyde ve devlet işlerinde metafizik dışında özgür düşünce gereklerinebağlanır. Kişisel ve toplumsal yaşamın siyasal yönden düzenlenmesinde aklın vebilimin gereklerini zorunlu kılar. Herhangi bir dinin teolojik baskısınauyulmasını önler. Bu nedenlerle, incelenen kural, lâiklik ilkesiyleuyuşmamaktadır.
4- Sosyal hukuk devletinin Anayasa Mahkemesi'nin öncekikararlarında da belirtilen özellikleri, toplum yararının gözetilmesi,güçsüzlerin korunması ve hukuka uygun yasalarla, yargı denetimine açık işlem veeylemler olarak özetlenebilir.
Devletin temsil ettiği ve egemenlik gereği olarak kullandığısiyasal gücün düzenleyicisi hukuktur. Gerçekte hukuksal bir kurum olan devletintüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğu başlıca geçerlik koşuludur. Devletyönetiminde tüm düzenlemeler ancak hukuk kurallarına göre yapılır. Dinkurallarına göre yapılan düzenlemeler hukuksal nitelik taşımaz. Dinkurallarının kaynağı Tanrı'dır. "İlâhi istenç, (irade)" tanrıbuyrukları, din kurallarının başlıca dayanağıdır. Hukukun kaynağı ise, hukukuyaratan istenç olarak kendi ulusunun istencidir. Din, ulustan kaynaklanan birdeğer olmadığından temelini ulusal istencin oluşturduğu bir düzende hukukkaynağı sayılması olanaksızdır. Egemenliğin ulusta oluşuna dayananhukuk düzeniyletanrısal buyruklara dayalı ilâhi istenç arasında ilişki kurulamaz. Hukukdüzeni, dinsel düzeni dışarda bırakan, varlığını hukuktan alıp hukukla sürdürendevlettir. Egemenlik insana dayalıdır. Özünde insan değeri bulunan egemenliğinhukuksal biçimlenmeyle devlet gücüne dönüşmesi, hukuk devletinin uygar yapısınıaçıklamaktadır. Bu yapıyı etkileyecek olumsuzluklar, hukuk devleti ilkesinitartışma konusu yapar. Yasalar dine dayanamaz ve bağlanamaz. Yasalar ilkelerinidinden değil, yaşamdan vehukuktan almazlarsa hukuk devleti niteliği zedelenir.Dine dayanan yasalar, vicdan özgürlüğünü benimsemediğinden, her din için ayrıyasa gereğini ortaya çıkarır; ulusal bir devlette bu tür bir düzenleme olamaz.Böyle düzenlemeler din kurallarını benimsemeyenler için baskı aracısayılabileceği gibi ayrı dinler için de ayrılık aracı olur. Gelişmek veilerlemek için durağan din kurallarına değil insanlığa ayak uydurmak, akla vebilime öncülük tanımak gerekir. Siyasal düzenlemelerin kaynağı hukuk, dayanağıAnayasa'dır. Başka kaynak ve dayanak aranamaz. Hukuksal düzenlemeler dünyaişidir, din işi değildir. Bu nedenle incelenen madde, içeriği bakımından hukukdevleti ilkesine bağdaşmamaktadır. Yasalar dinsel temele oturtulamaz.
Egemenliğin bağsız koşulsuz ulusta olması ilkesi, dindeolmadığının kanıtıdır. Cumhuriyet, ulusal egemenliğin hukuksal biçimiolduğundan dinsel olguların etkisi dışındadır. Teokratik devlet düzeni lâikolamaz ama dinlere hoşgörülü bakabilir.
Demokrasi, insan haklan, hukuk konularında da Anayasa düzeyi vesınırları geçerlidir. Dilek ve öneri türünde ya da özlem niteliğindegörüşlerle, Anayasa'nın öngördüğü sınırlamaları, lâikliğin korunması içingetirilen kuralları hiçe saymak olanaksızdır. Dava konusu somut olayısoyutlaştırarak sınırsız birdemokrasi anlayışıyla açıklanan görüşler Anayasaile çatışır. Herkesin her istediğini yapması en eski ve en yeni demokrasilerdebile söz konusu değildir. Özgürlükleri yıkmak için özgürlüklerdenyararlanılması da düşünülemez. Özelde korunması gerekli görülenlâiklikle bağdaşmayanözgürlük savunulamaz ve korunulamaz.
Bu nedenlerle, dava konusu madde, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıbulunmuştur.
C. Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme:
Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik kavramıyla yasalar önündeeşitlik, yani hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Bu kuralla kimi kişilere ya datopluluklara aynı durumda bulunan yurttaşlardan daha çok, daha geniş, hak veyetkiler tanıyarak yasa karşısında eşitlik ilkesinin çiğnenmesi yasaklanmıştır.Güdülen amaç, aynı durumdakikimselerin yasalarla aynı işleme bağlı tutulmasınısağlamak ve yasalar karşısında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle yurttaşlar arasında ayrımgözetilmesini önlemektir. Ayrı durumda olanlar için ayrıuygulama ise eşitlikilkesine aykırılık oluşturmaz.
Anayasa'nın Başlangıç Bölümü'yle ilgili incelemede değinildiğigibi Anayasa yönünden din, kimi haklara sahip olmanın koşulu değildir. Değişikdinlere inananlarla hiçbir dine inanmayanlar için, din ve vicdan özgürlüğüsınırları içinde inancını açıklamak serbesttir. Din konusunda inançlarına,bakmaksızın tüm yurttaşlara eşit davranan lâik devlette, diri. ve mezhepfarklılığı kişiler arasında hiçbir ayrıma neden olamaz. Dava konusu kural ise,giyim konusundaİslâmî olduğu ileri sürülen başörtüsüne ayrıcalık tanımaklaeşitlik ilkesine biçimsel yönden ters düşmektedir. Özde başka dinleringerektirdiği örtülere olanak tanımak ela lâikliğe aykırılığı ortadankaldıramaz.
Dinsel nedenle başörtüsü ve türbanla boyun ve saçların örtülmesineserbestlik tanınması, bu tür yönlendirme, bir anlamda zorlamadır. Kişileri şuya da bu yönde giyinip başını örtmeye zorlamak, ayrı ve hattâ aynı dinlerdenolanlar bakımından ayrılık yaratacaktır.
Bu nedenle, dava konusu madde Anayasa'nın 10. maddesine deaykırıdır.
D. Anayasa'nın 24. Maddesi Yönünden İnceleme:
Denetlenen Yasa maddesi, dinsel inançları simgeleyen başörtüsü yada türbanla yükseköğrenim kurumlarına gelip öğrenimlerini ve bilimselçalışmalarını bu durumda sürdürmelerine olur vermekle yükseköğrenim ilgilileri,özellikle gençler arasında sosyal görüş, inanç, din ve mezhep ayrılığınıkışkırtarak bölünmelerine yol açabilecek, sonuçta devlet ve ulus bütünlüğünü,kamu düzenini ve güvenini bozabilecek niteliktedir. Böylece, dinin, bireyin manevîyaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem ve davranışlara neden olmasınaizin verilmiş, din özgürlüğünün anayasal sınırları kaldırılmış olmaktadır.
Vicdan özgürlüğü, dinsel yaşamın gereklerini de kapsayan manevîdeğerlerle çevrilidir. Lâiklik, herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaatözgürlüğüne saygılı olmasını da gerektirir. İnançların ayrı olmasınındoğallığı, demokrasilerde düşünce ve inanç özgürlüğüyle doğrulanır; bu iki türözgürlük birbirini tamamlar, güçlendirir ve birbirinin güvencesidir. Dinselinancı ne olursa olsun insanların birlikteliklerini sürdürmeleri uygarlıkgereğidir. Vicdan özgürlüğünü kimi simgelerle kullanılamaz, yararlanılamazduruma düşürmek Anayasal ilkelere aykırılık oluşturur. Din seçimine, ibadetekimse karışamazken, dinsel simgelerle yaratılacak ayrılıklarla toplumun buhaklardan yoksun kalması tehlikesi doğabilir. Her hakkın kaynağı insan olduğunagöre, eski çağlarda doğaya, yönetenlere, kendi yaptıklarına tapan, bunlardankorkan insanlar, düşünerek kabul ettiği, özgürce seçtiği dinlere inanarak bellibir aşamaya gelmişken bu düzeyi yıkacak eylemleri vicdan ve dinsel inançözgürlüğüyle bağdaştırmak olanaksızdır. Yükseköğretim kurumlarında giysilerinbaşörtü ve türbanın dinsel inanca dayandırılması çağın gereklerine aykırıdır.Çağa, güne, ortama, koşula, duruma uygun olarak herkes istediği biçimdegiyinir. Dinî, çağdışı, güne ters düşen bir kurum olarak tanıtan, başörtüsükullanımında belli biçim ve zorunluluk, vicdan ve dinsel inanç özgürlükleriyleuyuşmamaktadır. Sosyal ve dinsel değerlere, geleneklere saygı ayrı, başörtüsüiçin çıkan yasayı dinsel inançlara dayandırmak ayrıdır. Toplumun ahlâkkuralları ve gelenekleriyle yön verdiği içtenlikli uygulamaları, yükseköğretimkurumlarında dinsel gereklere bağlamakdinsel özgürlüğü saptırmaktır. Bellibiçimde giyinmek özgürlüğü, dinsel inancı aynı, ayrı olanlar ve olmayanlararasında farklılık yaratmaktadır. Vicdan özgürlüğü, istendiğine inanmahakkıdır. Lâiklikle vicdan özgürlüğü karıştırılarak dinsel giyinme özgürlüğüsavunulamaz. Giyim konusu Türk Devrimi ve Atatürk İlkeleriyle sınırlı olduğugibi vicdan özgürlüğü konusu da değildir. Zorlamayı uygun bulmayan dinalanında, hukuk kuralları gibi nesnel yaptırımlar niteliğinde kural getirilmesidinsel inanç özgürlüğüneters düşmektedir.
İncelenen yasa kuralı ise, yükseköğrenim kurumlarında bayanlarıngiyimlerine ilişkin getirdiği yeni düzenlemeyle dinsel inanca dayalıbaşörtüsüne olanak tanımıştır. Böylece, islamî esaslara uygun olup olmadığı biryana, dinsel inanç gereği boyun ve saçların örtülmesine olanak vermekle, devletkamu hukuku alanında bu hukukun gereklerine göre yapılabilecek giyimi düzenlemeyetkisini, dinsel olura bağlamış olmaktadır. Yükseköğrenim kurumlarında dinselgiyim esaslarını içeren düzenleme, dinsel kurallardan arındırılmış devletdüzenine, giyim nedeniyle dinsel bir elatmada bulunmadır. Bu biçimde de olsadinin siyasal alana çekilmesi ve siyasal araç durumuna getirilmesi sakıncasıyaratılmıştır. Dine dayalı kurallar hukuk kuralı yerine geçirilmekletemelde siyasalve hukuksal bir kurum olan devletin din özgürlüğü yönünden yansızlığıbozulmaktadır.
İncelenen Yasa maddesi, Anayasa'nın 24. maddesine bu nedenlerleaykırıdır.
E. Anayasa'nın 174. Maddesi Yönünden İnceleme:
"inkılâp kanunlarının korunması" başlığını taşıyanAnayasa'nın 174. maddesi, kimi sözcük değişiklikleriyle 1961 Anayasası'nın 153.maddesinin yinelenmesi biçimindedir. Maddede, sıralanan sekiz Yasa'nınAnayasa'ya aykırı- olduğu biçimde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağıöngörülürkenbu Yasaların Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüneçıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin lâiklik niteliğini koruma amacını güdendevrim yasaları olduğu belirtilmiştir.
Kararın, yasa metinleri bölümünde dayanılan Anayasa kurallarıarasına olduğu gibi alınan 174. maddenin içeriğinde sıralanan yasaların adları,Türkiye Cumhuriyeti için önemlerini açıklamaktadır. Çağdaş uygarlık düzeyiniaşmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin lâik niteliğini korumak amacını taşıdıklarıAnayasa'da kabul edilip "inkılâp kanunları" olarak anılmaları TürkDevrimi ve Atatürk ilkelerinin gerçekleşme aracı olduklarını göstermektedir.Anlaşılmaktadır ki lâik düşünce, tüm anayasal ilkelere egemendir. Lâikliğeaykırı biçimde yorumlanıp değerlendirilmeleri söz konusu olamaz. Anayasa'daöngörülen, düzenlenen ve güvenceye bağlanan hak ve özgürlüklerin lâikniteliğini güçlendiren devrim yasalarının aykırılığı savında bulunulamaz. 174.maddenin bağımsız olarak, ayrıca Başlangıç bölümü, 2. ve 24. maddelerlebirlikte değerlendirilmesi Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik anlayışını açıkbiçimde ortaya koyar. Ülkemize özgü ve tarihsel nedenleri bulunan, klâsik vebilimsel tanımlarından ayrılıkları bulunan anlayış ve uygulama modeli, kararınBaşlangıç kesiminde açıklanmıştır. Bu açıklamalar ve aykırılıkgerekçeleri,genelde, 174. madde yönünden yapılan inceleme için de geçerlidir.
Giysi durumu, salt bir biçimsel görünüm konusu değildir. Lâiklik,düşünsel yapının değiştirilmesidir. Çağdaş, sağlıklı toplum oluşturmanınkoşuludur. Kişi, iç ve dış dünyasıyla, duygu ve düşünceleriyle, beden ve ruhyapısıyla bir bütündür. Giysi, kişiliği yansıtan bir araçtır. Dinsel olsunolmasın, çağdaşlığa aykırı, devrim yasalarının öngördüğü düzenlemeyle çelişengiysiler uygun karşılanamaz. Dinsel nitelikteki giysiler ayrıcalâiklik ilkesineters düştüğünden daha yoğun bir aykırılık oluşturur.
174. maddede belirtilen Devrim Yasaları birbiriyle sıkı ilişkiiçindedir. Hepsi lâiklik konusunda ayrı bir alanı düzenleyerek ülkenin çağdaşyapısını kurmuşlardır. Her biri başlı başına büyük önem taşıyan ve birer devrimanıtı olan bu Yasalar, Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza dek yaşatacak değerdedir.25.11.1925 günlü, 671 sayılı Şapka îktisâsı Hakkında Kanun'un 1. maddesindeki"memurin ve müstahdemin" sözcükleriyle "Türk milleti ....."ve"Türkiye halkı" tamlamaları kadın-erkek ayrımı gözetilmediğini,uygar düzeninin herkesi kapsadığını anlatmaktadır. Şapka, bir giyim öğesiolmakla birlikte genelde tüm giyimin simgesidir. Nitekim, 25.11.1925 günlüAdalet Komisyonu raporunda, Türk ulusunun,uygar ulusların ortak giysilerininbelirgin niteliği olan şapkayı taşımaya nasıl can attığının belirtilerinisaptamaktan söz edilmiştir. Bu yasa, giyimle din arasında kurulmak istenen bağıkopararak günlük yaşamla uyum içinde kullanılacak, çağdaş giysi düzenine geçilmesinisağlamış, bu alanda devrim yapmıştır. Dinsel gerekler yerine toplumsal gerekleralınarak konu doğal konumuna sokulmuştur. Daha sonra çıkanlar, bu kararın ilkbölümünde açıklanan Bakanlar Kurulu kararlarıyla kamu kesimindeki giyinmedurumudüzenlenmiştir. Kadın erkek eşitliğini benimseyen Türk Devrimi'nin, kadıngiysilerinin çağdaşlığını savsakladığı kabul edilemez. Kamu yaşamında ve özelyaşamda kadın-erkek giyimleri, dinsel gerekler gözetilerek yasayladüzenlenemeyeceği gibi özellikle kamukesiminde giyinmeyi düzenleyen kurallarancak hukuksal gereklere göre düzenlenir. Devletin kendi kurumlarında düzenlemeyapması en doğal hakkıdır. Lâiklik ilkesine aykırı durumların önlenmesi, uygundurumların sağlanması devletin yükümlülüğüdür. Derslereçağdaş görünüme aykırıgiysi ve örtülerle girmenin özgürlük ve özerklikle ilgisi olmadığı gibidevletin düzen sağlayacak kurallar getirmesi de özgürlük ve özerkliğe aykırıdeğildir. Kaldı ki giyim özgürlüğü ve özerklik, lâiklik üstün tutularak,lâikliklebirlikte gözetilir. Lâikliği ortadan kaldıran ya da zedeleyen birözgürlük ya da özerklik geçerlik kazanamaz. Bu bağlamda, devlet dinine ilişkinkuralı Anayasa'dan çıkaran 10.4.1928 günlü, 1222 sayılı Yasa'nıngerekçesin-deki. "..... Din ile devletin işlerinin birbirinden ayrılmasıdinlerin devleti idare edenlerle edecekler elinde bir âlet olmaktan kurtuluşteminatıdır" sözlerinin tarihsel gerçekleri dile getirdiği kuşkusuzdur.
3.12.1934 -günlü, 2596 sayılı "Bazı KisvelerinGiyilemeyeceğine Dair Kanun"un gerekçesinde "Din ile Devletinayrılığını ve dini akidelerin Devlet hayatı haricinde sırf vicdani birmahiyette kalıp memleketin Devlet hayatında dinin hiçbir tesiri olmamasını yanilâiklik esasını inkılâbın ve rejimin ana umdesi tanımış olan CumhuriyetHükümeti ...." denildikten sonra, Yasanın amacı belirtilirken"Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzla müeyyet ve ekalliyetler için de ayrıcahususi hükümleriyle tanınmış olan ve esasen Türk inkılâbının ana umdelerindenbulunan vicdan serbestisi hakkını tahdit yollu birmüdahale mevzubahis olmayıpbu hüküm ile takip edilen gaye bilâkis vicdan hürriyetini takviyeye matuftur,çünkü ehemmiyetsiz kıyafet müsavatsızlıkları dolayısıyle memleket amme nizamınımuhil olabilecek ihtimallerde halkın huzur ve sükûnunu korumaktan veTürkiye'deyan yana yaşayan insanların birbirlerine karşı medenî ve insanî saygılarlayaşayabilmelerini ve her türlü soğukluk ve geçimsizlik bahanelerinin bertarafedilmesini teminden ibarettir. Binaenaleyh bu kanunun hedefi, Cumhuriyetinsınırları içindeyaşayan insanların hangi din ve mezhebe mensup olurlarsaolsunlar serbesti vicdan hususunda tam bir müsavata mazhariyetleriniekseriyetten olsun,, ekalliyetten olsun, yabancı bulunsun, yerli olsunTürkiye'de vicdanî hürriyetin lüzumsuz bir kasru tahdidi asla düşünülmeksizinTürkiye'de herkesin dinî hürriyetin tazimi hususunda müsavat üzerine nizamıâmmenin icaplarına tâbi tutulmasını temin etmektedir." görüşlerine yerverilmiş, daha sonra sözü edilen eşitliği ve lâiklik ilkesini zedelemedendüzenleme yapıldığı belirtilerek amacın, ulusal birliği incitici, ulusalduyguyu kışkırtıp kızdıracak durumlara engel olmak olduğu açıklanmıştır. BuYasa yürürlükteyken, dinsel inanç gereği örtüyü getiren dava konusu madde, açıkbiçimde, lâiklik ilkesini güçlendirip koruyan kurallarla çatışmaktadır. Her türbaskıyı reddeden demokrasiyle, yükseköğrenim kurumlarında ayrılıklar yaratarakzamanla toplumun öbür kesimlerine sıçrayıp kutuplaşmalara neden olacak, başkaeğitim, öğretim yerleri ve kamu kurumlan için kötü örnek sayılacak dinsel baskılıuygulamaları bağdaştırmak olanaksızdır. Devlet lâik olunca, ulus çoğunluğununbelli bir dine bağlı olması da düzenlemelerin dinsel gereğe dayanmasını haklıkılamaz. İçtenlik, sadelik isteyen, temizlik, sevgi ve saygı kaynağı olmasıgereken dinin gösteri niteliğinde bir- belirtiye gereksinimi olduğu dadüşünülemez. Dinler, doğaları gereği lâik değillerdir. Ancak lâikliğe karşıolmaları da zorunlu değildir. Başka dinlere, dinsel inancı olmayanlarahoşgörüsü olanaklıdır ve İslâm dininde, özellikle Türklerin İslâmiyetikabulünden sonra, bu soylu yaklaşımın tarihsel örnekleri çoktur. Her türaşırılık, bağnazlık ve zorlamaya uzak kalmayı, kolaylık ve ölçülülüğü öngörenİslâm dini, zamanı gelişmeleri, koşulları gözetmeyen, akla dayanmayan yorumvedeğerlendirmelerden kaçınmayı gerektirir. Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüneçıkma, Türk Devrimin amaçladığı ulusal aşamadır. Anayasa'nın 174. maddesikapsamındaki 29,11 1934 günlü, 2590 sayılı Yasa'nın gerekçesinde, TürkDevrimi'nin en belirgin niteliğinin demokratlık olduğu, Türk Devrimi veCumhuriyeti'nin yasalar önünde herkesi eşit kıldığı anlatılmaktadır. ÖzellikleTevhid-i Tedrisat Kanunu, aklın ve bilimin öncülük ettiği tek tür eğitinidüzeni içinde duygu ve görüş birliğini, dayanışmayı amaçlayaraklâik eğitim veöğretime dayanak olmuştur. Önyargılardan arınmış, araştırıcı, akla ve bilimebağlı, bağnazlığa karşı, ulusal değerlere saygılı, özgür düşünceli, özgürvicdanlı, çağdaş görüşlü insan, yetiştirme ereği Anayasa'nın 42. ve 130.maddeleriyle de doğrulanmaktadır.
Çağdaş bir görünüm taşımayan başörtüsü ve onunla birliktekullanılan belli biçimdeki giysi, bir ayrıcalıktan ötede bir ayrım atacıniteliğindedir. Şimdiye kadar başörtüsü kullanmadan yükseköğretim kurumlarınıbitirmiş bayanlarla şimdi yükseköğretim kurumlarında bulunan bayanları dinekarşı ya da dinsiz göstermek için kullanılma olasılığı da kaçınılmazdır.Çağdışı bir görünüm veren bu durumun giderek yaygınlaşması Cumhuriyet, devrimve lâklik ilkesi yönünden sakıncalara da açıktır. Demokrasiden yararlanaraklâikliğe karşı çıkışlar din özgürlüğünün kötüye kullanılmasıdır. Dininbirleştiriciliğine, hoşgörüsüne, inandırarak benimsetme özenine aykırı yanlışyorum ve değerlendirmelere dayalı bölücülükler, dinden soğutmaya neden olacaktutumlardin saygısıyla da bağdaşmaz. Türk Devrimi temeline oturan ve bu yapıdalâiklik ilkesine özel bir önem ve üstünlük tanıyan Anayasa, özgürlüklere karşınlâiklik ilkesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklerekıydırılmasına olanak tanımamıştır.174. maddede korunan lâiklik ilkesiyle bumadde kapsamındaki devrim yasalarının amaç, erek ve içeriklerinin öngördüğünitelikleri gözardı ederek dinsel inanç gereğine dayalı bir düzenleme getirendava konusu kural, Anayasa'nın 174. maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle incelenen madde İPTAL edilmelidir. MehmetÇINARLI bu görüşe katılmamıştır.
V- SONUÇ:
10.12.1988 günlü, 3511 sayılı "2547 sayılı YükseköğretimKanununun 44 üncü Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Ek ve Dört GeçiciMadde Eklenmesine Dair Kanun"un 2. maddesiyle 4.11.1981 günlü, 2547 sayılıYükseköğretim Kanunu'na eklenen "Ek Madde 16"nın Anayasa'ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE, Mehmet ÇINARLI'nın karşıoyu ve oyçokluğuyla,
7.3.1989 gününde karar verildi.
Başkan
Mahmut C. CUHRUK
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Necdet DARICIOGLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Servet TUZUN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TUZUN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
KARŞIOYYAZISI
4 Kasım 1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na 10Aralık 1988 tarihli ve 3511 sayılı Kanunla eklenen Ek 16. maddede aynen şöyledenilmektedir: "Yükseköğretim Kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik,poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet vegörünümde bulunmak zorunludur. Dinîinanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılmasıserbesttir."
Bu ek maddenin Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 10., 24. ve174. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
İptal isteminin gerekçeleri, ek maddenin birinci cümlesiylegetirilen "çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak" mecburiyeti iledeğil; ikinci cümlesinde geçen "Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçlarınörtü veya türbanla kapatılması"nın serbest bırakılmasıyla ilgilidir.
BirKanun hükmünün Anayasa'nın Başlangıç kısmına aykırı olupolmadığına karar vermek için, o Başlangıçsın bir ibaresine veya bir ikicümlesine takılıp kalınmadan tümüyle dikkate alınması ve Anayasa'nın Başlangıçdışındaki esas hükümlerinin de özellikle gözönünde tutulması gerekir.
Anayasa'nın Başlangıç'ını tümüyle incelediğimiz zaman, oradakonumuzla ilgili olarak:
"- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsızşartız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkilikılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasive bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türkvarlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî vemanevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceğive lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devlet işleri vepolitikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;hususlarının yer aldığını görürüz.
Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların örtüyle kapatılmasınıserbest bırakmanın Anayasa'nın Başlangıcında yer alan "hürriyetçidemokrasi"nin icaplarından biri olduğu şüphe götürmez. Ninelerimiz,annelerimiz asırlardan beri başörtüsü kullandıklarına göre, bu örtüyü serbestbırakmak, yine Başlangıçta yer alan "Türklüğün tarihî ve manevîdeğerleri"ne de uygun düşer.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin "insanhaklarına saygılı" olacağı yazılıdır. Devletin temel amaç ve görevlerindenbahseden 5. maddesinde, "kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" da temelamaç vegörevler arasında sayılmıştır.
Yine Anayasa'nın 12. maddesinde "Herkes, kişiliğine bağlı,dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir"denilmektedir.
Bütün bu hükümlerde kişinin hak ve hürriyetleri esas alınmıştır.Bu hürriyetleri kişinin istediği şekilde kullanması kaide, bu hürriyetlerinbazı zaruretlerle sınırlandırılması istisnadır. Bu sınırlandırmaların nesebeple ve nasıl yapılabileceğini de Anayasa'nın 13. maddesi göstermiştir. Bumaddede: "Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamudüzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığınkorunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özelsebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak sınırlanabilir"denilmektedir.
Bu maddede sayılan sınırlama sebeplerinin hiçbirisi dinî inançdolayısıyla boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılmasını yasaklamayadayanak olamayacağı gibi, Anayasa'nın öteki maddelerinde de Kanun Koyucuyuböyle bir yasak getirmeye mecbur edecek bir hüküm yoktur. Aslında, yukarıdaalınan Anayasa hükmünün "sınırlanabilir" kelimesiyle bitmesinden,Kanun Koyucuya bu konuda takdir hakkı tanındığı; yani, temel hakvehürriyetlerde kullanmanın esas olduğu, fakat maddede zikredilen sebeplerinbulunması halinde Kanun Koyucu'nun "Anayasa'nın özüne ve sözüne uygunolarak" bu kullanmaya bir sınırlama getirebileceği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın konumuzla yakından ilgili olan 24. maddesinde ise:"Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibâdet, dinîâyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç vekanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayıkınanamaz ve suçlanamaz" denilmektedir.
Dinî inanç ve kanaat hürriyeti" kişinin mensup olduğu dininemrettiğine inandığı bir başörtüsü veya türban kullanarak saçlarını ve boynunukapatmasına da izin verilmesini gerektirir. Anayasa'ya aykırı olan bu"kapatma". hakkını tanımak değil; başörtüsü veya türban kullananöğrencileri hor görmek, tedirgin etmek, derse veya sınava sokmamaktır. Çünkü,Anayasa "Kimse ..... dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz"demektedir.
Anayasa'nın 24 üncü maddesinde din ve vicdan hürriyetinin,tanınamayacağı haller için kendisine atıfta bulunulan 14 üncü maddesi,"Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması"ndan bahsetmektedir.Hangi hallerde kötüye kullanmanın var sayılabileceği madde metnindesıralanmıştır. Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetler "Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetininvarlığım tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin birkişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımıyaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan birdevlet düzenini kurmak amacıyla" kullanılırsa kötüye kullanmanın varlığınıkabul etmek gerekecektir. Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların kapatılmasını14. maddede sayılan kötü amaçlardan biriyle ilgili görmek imkânsızdır. Böyleolunca, Kanun Koyucu'nun bu konuda yasaklamaya gitmeyip serbestlik tanımasınınAnayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmek de imkânsız olur.
Yeniden Anayasa'nın Başlangıç kısmına dönüp Atatürk ilke veinkılâpları ile lâiklik ilkesine de bir göz atalım: Atatürk ilke veinkılâplarını anlamak için tutulacak en doğru yol, Atatürk'ün söylediklerini veyaptıklarım incelemektir.
Atatürk kadının örtünmesi hususunda ne söylemiş ve ne yapmış'Kitapları karıştırdığımız zaman, 1923 yılında söylediği şu sözlerlekarşılaşıyoruz: "icabı din olan tesettür, kısaca ifade etmek lâzımgelirse, denebilir ki, kadınların külfetini mucip ve muhalifi adap olmayacakşekli basitte olmalıdır. Şekli tesettür kadını hayatından, mevcudiyetindentecrit edecek bir şekilde olmamalıdır" (Atatürkçülük -Birinci Kitap-Genelkurmay Başkanlığı, 1982, Sayfa: 126).
"Tesettürü şer'i kadınlar için mucibi müşkülat olmayacak,kadınların hayatı içtimaiyede, hayatı iktisadiyede, hayatı maişette ve hayatıilimde erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak bir şeklibasittedir. Bu şekli basit heyeti içtimayemizin ahlâk ve adabına mugayirdeğildir" (Aynı kitap, aynı sayfa).
Bu sözleri incelediğimiz zaman, örtünmeyi Atatürk'ün dinin gereğiolarak kabul ettiği; ancak, bunun kadını hayatından, varlığındansoyutlamayacak; içtimaî, iktisadî ve ilmî yaşayışta ve geçim temini konusundaerkeklerle işbirliği yapmaktan alıkoymayacak basit bir şekilde olmasınıistediği anlaşılmaktadır.
Atatürk'ün yaptıklarına baktığımız zaman, O'nun kadın giyimiyleilgili hiçbir düzenlemeye, hiçbir yasaklamaya gitmediğini görürüz. Kendi eşinindahi başörtüsünü çıkarttırmamıştır.
Hal böyle iken, başörtüsü veya türban kullanmayı serbestbırakmanın Atatürk'ün ilke ve inkılâpları ile medeniyetçiliğine ters düştüğününileri sürülmesi yanlış olur.
Lâikliğe gelince: Anayasa'nın Başlangıç kısmında "... lâiklikilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikayakesinlikle" karıştırılmayacağından bahsedilmekte; 24. maddesinin sonfıkrasında da: "Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî ve hukukî temeldüzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişiselçıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya dinduygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüyekullanamaz" denilmektedir.
Din ve vicdanhürriyetinin gereği olarak boyun ve saçların örtüveya türbanla kapatılmasının dinin Devlet işlerine karıştırılmasıyla bir ilgisiyoktur. Giyim-kuşam bir Devlet işi değil, bir fert işidir. Zorunlulukbulunmadıkça Devletin buna karışmaya hakkı yoktur. Başörtüsü veya türban kullanmayıserbest bırakan kanun hükmüyle Devletin temel düzeninin din kurallarınadayandırıldığı da ileri sürülemez. Başın örtülmesi veya açılması Devletin temeldüzeniyle değil, kişinin zevki ve inancıyla ilgilidir. Dava konusu kanunlabukonuda kişiye serbestlik tanınmış olması Anayasa'nın lâiklik ilkesini ihlâletmez.
Dava dilekçesinde, boynu ve saçları örtü veya türbanla kapatmahakkının yalnız bir dine mensup bayan öğrencilere, onun da çok azınlıktabulunan bir kesimine tanındığı, bunun da Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlikilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararlarında belirtildiği gibi,eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara tabi tutulması anlamındadeğildir. Bir takım vatandaşların başka kurallara bağlanması haklı bir sebebedayandırılıyorsa, bu durum eşitlik ilkesini ihlâl etmez.
Dinî inançları sebebiyle boyunlarını ve başlarını örtmek zorundakalan yalnız müslüman bayan öğrenciler olduğundan, onların bu durumunun dikkatealınmasında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur. Erkek öğrenciler için böyle birproblem söz konusu olmadığı gibi; başka dinlere mensup bayan öğrencilerin deinançları gereği herhangi bir özel kıyafete bürün-dükleri görülmemiştir.Kıyafetleri sebebiyle kendilerinegüçlük çıkarılan, derslere, sınavlarasokulmayan yalnızca saçlarını ve boyunlarını örten müslüman öğrencilerdir.Kanun Koyucu'nun yalnız bu öğrencilerin haklarıyla ilgili bir tedbir almasındaeşitlik ilkesini bozmayacak haklı bir sebep vardır.
Kaldı ki, Kanunla getirilen serbestlik, dava dilekçesinde ilerisürüldüğü gibi, müslüman öğrencilerin azınlıkta olan bir kesimi için değil,hepsi için tanınmıştır. Hattâ, dinî inancı sebebiyle değil, zevk için türbankullananlara da mani olunmak söz konusu değildir. Başörtüsü veya türban kullananöğrencilerin dinî inanç yönünden incelenip bir ayırıma tâbi tutulmasıdüşünülemez. Saçlarını ve boynunu isteyen açar, isteyen kapatır.
Öte yandan, dava konusu madde metninde, Yükseköğretim Kurumlarındaçağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak mecburiyetinden, dinî inanç sebebiyleboyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbestliğinden bahsedilmekte;bu konuda öğretim üyesi ve öğrenci ayırımı yapılmamaktadır. O halde, sözü geçenmadde hükmü kıyafet serbestliğini öğrencileretanıyıp öğretim üyelerineyasaklıyor, bu yüzden Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır denilemez.
Kaldı ki, madde, öğretim üyesi, öğrenci ayrımı bile yapsaydı; buiki zümre ayrı ayrı statülere tâbi bulunduklarından, haklarında ayrı ayrı hükümgetirilmesi Anayasa'nın eşitlik ilkesine yine de aykırı düşmezdi.
Gelelim Anayasa'nın 174 üncü maddesine: Bu maddede hangi inkılâpkanunlarının, Anayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunanhükümlerinin, Anayasa'ya aykırı olduğu şekilde anlaşılamayacağı veyorumlanamayacağı gösterilmiştir.
Bu maddede sayılan kanunlar arasında, kadın giyimiyle uzaktan,yakından ilgili olan yoktur. Bu kadar ilgisiz metinlerin kıyas yoluyla kadıngiyimine de uygulanarak, türban veya başörtüsü yasağına dayanak gösterilmesihukuken mümkün olamaz. Atatürk isteseydi kadın giyimiyle ilgili de bir kanunçıkarır, belki bu da Anayasa'nın kabul ettiği hürriyet rejimi karşısındakorunacak kanunlar arasına alınarak 174. madde metnine dahil edilirdi. Amaböyle bir şey yapılmamıştır. Olmayan bir şey bir iptal hükmüne de gerekçeolamaz.
Danıştay 8 inci Dairesi'nin dava dilekçesine alınan 13.12.1984tarihli kararında "..... kendi toplumsal çevrelerinin baskısına veyagelenek ve göreneklerine boyun eğmeyecek ölçüde eğitim gören bazı kızlarımızınve kadınlarımızın sırf lâik Cumhuriyet ilkelerine karşı çıkarak dine dayalı birdevlet düzenini benimsediklerini belirtmek amacı ile başlarını örttükleribilinmektedir. Bu kişiler için başörtüsü masum bir alışkanlık olmaktan çıkarakkadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin Temel ilkelerine karşı bir dünyagörüşünün simgesi haline gelmektedir" deniliyor.
Bu karat da, başörtüsü konusunda, "gelenek vegörenek"ten, "masum bir alışkanlık"taıı söz edilmiş, dininemirlerine, din ve vicdan hürriyetine hiç değinilmemiştir. Acaba, türban veyabaşörtüsü kullanmakta ısrar eden bütün bayan öğrenciler lâik cumhuriyetilkelerine karşı çıkmak amacı mı güdüyorlar' Ben böyle bir şeye ihtimalvermiyor, bayan öğrencilerin büyük bir kısmının siyasî amaçla değil, dininemirlerine uymak düşüncesiyle boyunlarını ve saçlarını örttüklerine inanıyorum.
Anayasa Mahkemesi'ndeki dava dosyasında, Diyanet işleriBaşkanlığı, Din işleri Yüksek Kurulu'nun 30.12.1980 tarihli ve 77 sayılı kararıvar. Bu kararda, "Müslüman hanımların başlarını örtmeleri, vücutlarınınel, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlenme caizolan yabancı erkekler yanında açık bulundurmamaları, bazı çevrelerde sanıldığıgibi belli bir zümrenin sonradan ortaya çıkardığı bir âdet veya işaret değil,İslâm Dini'nin bir hükmüdür" denilmekte ve Kurul'u bu kanatta götürendeliller gösterilmektedir.
Her ne kadar, Din isleri Yüksek Kurulu'nun Millî EğitimBakanlığı'nın isteği üzerine bildirdiği bu görüş, İmam-Hatip liselerinde okuyankız öğrencilerin kıyafetleri ile ilgili ise de, varılan sonuç bütün"müslüman hanımları" şümulü içine alacak bir genellik taşımaktadır.
O halde, Diyanet işleri Başkanlığı KuruluşveGörevleriHakkındaki 22.6.1965 tarihli ve 633 sayılı Kanun'un Din işleri Yüksek Kuruluile ilgili 5. maddesinin (c) bendiyle kendisine "Din ile ilgili sorularıncevaplarım hazırlamak" görevi verilen bu Kurul'un verdiği mütalaayıbenimseyen bayan öğrencilerin, dinî inançları sebebiyle değil, siyasî amaçlabaşlarını örttüklerini ileri sürmek yanlış olur.
Bugibi inanç sahiplerinin arasına siyasî amaç, taşıyanların,yabancı telkinlere uyanların, lâik Cumhuriyet rejimini devirmek isteyenlerinkatılmadıklarını, katılmayacaklarını ileri sürecek değilim. Ama, böyle birdurum, inanç sahiplerinin inançlarına göre giyinmelerini engellemenin gerekçesiyapılmamalı, kurular yanında yaşlar da yakılmamalıdır.
Üstelik, böyle bir engelleme, rejimin korunması açısından da doğrusayılamaz. Dinî inançlara konan engel ve yasaklar, samimî inanç sahiplerindenbir kısmını -ister istemez- kötü niyetlilerin saflarına kaydıracak; kötüniyetlilerin eline önemli bir koz verecektir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, "Dinî inanç sebebiyle boyunve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" şeklindeki Kanunhükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığını düşündüğümden, bu hükmün yer aldığı Ek.16. maddenin iptali yolundaki çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Mehmet ÇINARLI