ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1990/23
Karar Sayısı: 1991/29
Karar Günü: 18.9.1991
R.G. Tarih-Sayı :23.01.1992-21120
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat HalkçıParti)- TBMM Grubu adına Grup Başkanvekili Onur KUMBARACIBAŞI.
İPTAL DAVASININ KONUSU : 4.4.1990 günlü, 3621 sayılı "KıyıKanunu"nun 3., 4., 5., 7., 9., 10. ve 11. maddelerinin, Anayasa'nın 43.,46., 56., 127. ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
II- YASA METİNLERİ:
A. iptali İstenen Yasa Kuralı:
"istisnalar
Madde 3.- Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde veya ülkegüvenliği ile doğrudan ilgili, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekât ve savunmaamaçlı yerlerde (konut ve sosyal tesisler hariç) özel kanun hükümlerine, diğerözel kanunlar uyarınca belirlenmiş veya belirlenecek yerlerde ise özelkanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine uyulur."
"Tanımlar
Madde 4.- Bu Kanunda geçen deyimlerden;
Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkındurumları dışında suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşançizgiyi,
Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyıçizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk,çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı, SahilŞeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde;
a) Uygulama imar plânı yapılacak alanlarda yatay olarak en az 20metre genişliğindeki alanı,
b) Uygulama imar planı bulunmayan belediye ve mücavir alansınırları içinde veya dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazımimar planı bulunsun veya bulunmasın, yatay olarak en az 50 metre genişliğindekialanı,
c)Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındaki iskân dışıalanlarda çevre düzeni ve/veya nazım imar planı bulunsun veya bulunmasın yatayolarak en az 100 metre genişliğindeki alanı,
Dar kıyı: Kıyı kenar çizgisinin, kıyı çizgisi ile çakışmasını,
Toplumun yararlanmasına açık yapı: Mevzuata göre tespit ya da tasdikedilmiş kural ve ücret tarifelerine uygun biçimde, getirdiği kullanımdanbelirli kişi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanımaksızınyararlanmak isteyen herkese eşit ve serbestolarak açık bulundurulan ve konutdokunulmazlığı olmayan yapıları, ifade eder.
(b) bendinde tespit edilen alan, belediye ve mücavir alansınırları dışında ve köy yerleşik alanı içinde, daha önce yürürlükte bulunanmevzuat hükümlerine uygun yapıların bulunduğu meskûn alanlarda, 10.11.1985tarihinden önce köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlar tarafından,konut olarak yapılacak yapılar için mevcut teşekkülde dikkate alır arak sahilşeridi yatak olarak en az 10 metreye düşürülebilir.
Genel Esaslar
Madde 5.- Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir:
Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesineşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.
Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararıgözetilir.
Kıyıda ve sahil şeridinde plânlama ve uygulama yapılabilmesi içinkıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.
Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda,talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespitizorunludur".
"Doldurma ve Kurutma Yoluyla Arazi Kazanma ve Bu ArazilerÜzerinde Yapılabilecek Yapılar.
Madde 7.- Kamu yararının gerektirdiği hallerde, uygulama imarplânı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarakdoldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir.
Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idareninvaliliğe iletilen teklifi, valilik görüşü ile birlikte Bayındırlık ve İskânBakanlığına gönderilir. Bakanlık, konusuna göre ilgili kuruluşların görüşünü dealmak suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idaretarafından uygulama imar plânı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak plânlarhakkında İmar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, bu plânlar Bayındırlık veİskân Bakanlığı tarafından, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalanalanlardaki planlar ise, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre tasdik edilir.Doldurma ve kurutma işlemleri yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılır. Buaraziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Özel mülkiyet konusu olamaz.
Bu alanlar üzerinde 6 ncı maddede belirtilen yapılar ile yol, açıkotopark, park yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal altyapıalanları düzenlenebilir."
"Kıyı Kenar Çizgisinin Tespiti
Madde 9.- Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden,oluşturulacak en az 5 kişilik bir komisyonca tespit edilir.
Bu komisyon; jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita vekadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar ve şehir plancısı, inşaatmühendisinden oluşur.
Komisyonca tespit edilip valiliğin uygun görüşü ile birlikte gönderilenkıyı kenar çizgisi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca onaylandıktan sonrayürürlüğe girer.
Komisyonun çalışma usul ve esasları Bayındırlık ve İskânBakanlığınca hazırlanan yönetmelik ile belirlenir."
"Kıyı ve Sahil Şeridinde Plânlar
Madde 10.- Kıyıda ve sahil şeridindeki plânlar bu Kanunun ve bunadayanılarak çıkarılacak yönetmeliğin hükümlerine aykırı olamaz. Bu yerlerdedüzenlenen plânlardan, imar mevzuatı veya yerin özelliği dolayısıyla 2634sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamına girenler, anılan Kanunun 7 nci maddesinegöre onaylanarak kesinleşir."
"Kıyıda ve Doldurma ve Kurutma Yoluyla Kazanılan ArazilerÜzerinde Yapılanmalara İzin Verilmesi.
Madde 11.- Bu Kanunun hükümlerine göre, kıyıda ve doldurma vekurutma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapılması mümkün olan yapı vetesislerin yapılabilmesi için, Maliye ve Gümrük Bakanlığından gerekli izninalınması zorunludur.
Yapı ruhsatı verilmesinde bu izin belgesi yeterlidir.
İznin verilme şekil ve şartları Bayındırlık ve İskân ve Maliye veGümrük bakanlıklarınca birlikte tespit edilerek çıkarılacak uygulamayönetmeliğinde belirtilir."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları:
1. "Madde 43.- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufualtındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarınıçevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunladüzenlenir."
2. "Madde 46.- Devlet kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyettebulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas veusullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmayayetkilidir.
Kamulaştırma bedelinin hesaplanma tarz ve usulleri kanunlabelirlenir. Kanun kamulaştırma bedelinin tespitinde vergi beyanını,kamulaştırma tarihindeki Resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,taşınmaz malların birim fiyatlarını ve yapı maliyet hesaplarını ve diğerobjektif ölçüleri dikkate alır. Bu bedel ile vergi beyanındaki kıymetarasındaki farkın nasıl vergilendirileceği kanunla gösterilir.
Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak tarımreformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunlagösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirmesüresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşinödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçükçiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir."
3. "Madde 56.- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesiniönlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatım, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesinisağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğinigerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmetvermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyalkurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi içinkanunla genel sağlık sigortası kurulabilir."
4. "Madde 127.- Mahalli idareler; il, belediye veya köyhalkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esaslarıkanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenlertarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerindenyönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Mahalli idarelerin seçimleri, Anayasa'nın 67 nci maddesindekiesaslara göre beş yılda bir yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özelyönetim biçimlerigetirebilir.
Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatınıkazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetimyargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkındasoruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organlarınüyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadaruzaklaştırabilir.
Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerinidarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerindebirliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereğigibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarivesayet yetkisine sahiptir.
Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile,kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri,yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ veilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelirkaynaklan sağlanır."
5. "Madde 153.- Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir,İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenintamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni biruygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisiiçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetedeyayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesiiptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda,Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğudolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
iptal kararları geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararlan Resmi Gazetede hemen yayımlanır veyasama, yürütme ve yargı organlarını, idare ' makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."
III- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, NecdetDARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Mustafa GÖNÜL, MustafaŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSELve Lemi ÖZATAKAN'-m katılmalarıyla 21.6.1990 günü yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineoybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ:
Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptaliistenen yasa maddesi ile dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri veöteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Genel Açıklama:
1- Kıyının Hukuksal Niteliği
Çağımızda, sanayileşme ve kentleşmenin yoğunlaşması, artan turizmve dinlenme gereksinimlerinin karşılanabilmesi, deniz manzaralı uygar kentlerdeyaşama istekleri kıyıların ve kıyılardan yararlanmanın önemini ortayaçıkarmıştır. Bu yerlerden çok kişinin yararlanabilmesi, doğayı korumadaki vedoğal servet ve ekonomik potansiyel kaynak durumundaki deniz ve göllerden,akarsulardan yararlanmadaki önceliğin belirlenmesi konusu sosyal ve ekonomikhak olarak kendisini göstermiştir.
Kıyı; deniz, göl, akarsu gibi her türlü doğal su kütlesiniçevreleyen kara parçası anlamına gelmektedir. Doğal olarak uzunlamasına vederinlemesine iki boyutu içermektedir. Bu kara parçası, deniz ve göllerde,taşkın durumlar dışında suların kara yönünde en çok ilerlediği anda belirlediğikıyı çizgisi ile, bu çizginin devamındakıyı hareketlerinin oluşturduğu kumluk,çakıllık, taşlık, kayalık, sazlık, bataklık kesimin kara yönünden doğal sınırçizgisi, başka bir deyişle kültür arazisinin başladığı çizgi arasında kalanalandır.
Anayasa'nın 43. maddesine göre, Devletin hüküm ve tasarrufualtında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına uygun olarak,genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açıkbulunmalıdırlar.
Kıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin kararve önlemleri almak kamuya ait bir yetkinin kullanılmasıyla olanaklıdır.Kıyılarda özel mülkiyete dayalı yapılanmaya gidilemez, kıyılarda kazanılmış hakilkesine dayanılamaz. Kıyılar denizlerin devamı olup ondan ayrılması olanaklıdeğildir. Nitekim Medeni Yasa'nın 641. maddesi de sahipsiz şeylerle genel yararasunulmuş mallar için özel kurallar getirmiştir.
2- Kıyının Anayasal Konumu
Türk Medeni Yasası'nın 641. maddesinde, sahipsiz şeylerle, yararıkamuya ait olan mallar devletin hüküm ve tasarrufu altında kabul edilmiştir. Buhüküm, 1961 Anayasası'nın 130. maddesinde "Tabii servetler ve kaynaklar,Devletin hüküm ve tasarrufundadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkıDevlete aittir. " biçiminde yer almıştı. 1982 Anayasası ise, kıyı rejiminibelirlerken, kendisinden önce oluşturulan bu sistemi benimsemekle beraber,kıyının hukuksal konumunu, genel nitelikte doğal servet ve kaynaklarla ilgilimaddeler dışında bağımsız ve ayrı bir maddede açıklamıştır. Anayasa'nın"Kıyılardan yararlanma" başlıklı 43. maddesinde; kıyıların, Devletinhüküm ve tasarrufu altında olduğu; deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz vegöllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamuyararının gözetileceği; kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına görederinliğinin ve kişilerin bu yerlerden yararlanma olanak ve koşullarınınyasayla düzenleneceği öngörülmüştür.
Kıyılar, doğal olarak, deniz, göl ve akarsuların devamı durumundabulunduklarından bunlardan yararlanma, ancak, kıyının herkese açık olması ileolanak kazanabilecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 46. maddesinin üçüncü fıkrasında"Kıyıların korunması amaçlı" kamulaştırmadan söz edilmiştir.Öteyandan Anayasa'nın 56. maddesi, "Herkes, sağlıklı ve dengeli birçevrede yaşama hakkına sahiptir." kuralından sonra,çevreyi geliştirmenin,çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin vevatandaşların ödevi olduğunu belirleyerek, bu hükümle, kıyıların korunmasınailişkin 43. madde arasında yakın bir ilişki kurmuştur.
Anayasa'nın 168. maddesinde, doğal servet ve kaynakların,kıyılarla ilgili 43. maddede olduğu gibi, devletin hüküm ve tasarrufunda olduğubelirlendikten ve bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlette bulunduğuvurgulandıktan sonra, bu hakkın, gereğinde, belli bir süre için gerçek veözelkişilere devredilebileceği esası benimsenirken, kıyılar yönünden bu tür birdevir yetkisine yer verilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 16.2.1965 günlü, Esas 1963/126, Karar 1965/7sayılı ile 25.2.1986 günlü, Esas 1985/1, Karar 1986/4 sayılı kararlarında,doğal servet ve kaynakların "Devletin hüküm ve tasarrufu altındaolma"sının ne anlama geldiği açıklanmıştır. Bu kararlara göre ". . ..Anayasa, tabii servetleri ve kaynaklarını Medeni Kanunun hükümlerine bağlı özelmülkiyet düzeninin kapsamı dışında bırakmakta, onlara. Devletin, devlet olmaniteliği ile eli altında tuttuğu nesneler düzeni içinde yer vermektedir. Heriki düzen başka başka koşullara ve kurallara bağlıdır; değişik niteliktedir;aralarında birbirlerine karıştırılmalarını önleyecek bellilik vekesinliktesınırlar vardır. Anayasa, . . . tabii servetlerin ve kaynakların devletin hükümve tasarrufu altında bulunduğunu açıklamakla aynı zamanda bunların mülkiyetkonusu olamayacağını da hükme bağlamıştır .... Aslında mülkiyet düzenine bağlıbulunmayan bir nesnede mülkiyetin devri de öncelikle söz konusu olamaz".
Kıyıların, devletin hüküm ve tasarrufunda bulunmasına karşın,sahil şeritleri için aynı şey söylenemez. Ancak, Anayasa, deniz, göl veakarsuların kıyılarını çevreleyen, kıyıların kara yönünden, devamı durumundabulunan sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının önceliklegözetilmesini; kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına görederinliğinin saptanmasını ve kişilerin bu yerlerden yararlanma olanak vekoşullarının bir yasayla düzenlenmesini öngörmüştür. Anayasa, sahil şeritleriyleilgili bu ilke ve amaçları belirlerken, kuşkusuz, sahil şeritlerininderinliğinin bir yasayla saptanmasında, kamu yararını gözetecek ve kamununyararlanmasına olanak sağlayacak, çağın anlayışına uygun makûl ve geçerli birölçüyü öngörmektedir.
B. Anayasaya Aykırılık Sorunu:
1. Yasanın 3. Maddesi Yönünden:
Dava dilekçesinde, bu maddenin, kıyılarda konut ve sosyaltesislerin hiçbir koşula bağlı olmaksızın yapılmasına olanak sağladığı ve bunedenle Anayasa'nın 43. maddesine ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama,yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileribağlayacağına ilişkin 153. maddesine aykırı bulunduğu ve iptali gerektiği ilerisürülmektedir.
Yasanın 3. maddesinde, Askeri yasak bölgeler ve güvenlikbölgelerinde veya ülke güvenliği ile doğrudan ilgili, Türk Silâhlı Kuvvetlerineait harekât ve savunma amaçlı yerlerde (konut ve sosyal tesisler hariç) özelkanun hükümlerine, diğer özel kanunlar uyarınca belirlenmiş veya belirlenecekyerlerde ise özel kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine uyulur."denilmektedir.
Görüldüğü gibi madde, 3621 sayılı Yasa'nın öngördüğü düzenlemeyeayrıklık getirmektedir. Ancak madde, kendi içinde de "konut ve sosyaltesisleri" ayrı tutmuştur. Bu hükme göre, askeri yasak bölgeler ve güvenlikbölgelerinde veya ülke güvenliği ile doğrudan doğruya ilgili, Türk SilâhlıKuvvetleri'ne ait harekât ve savunma amaçlı yerlerde özel yasa hükümlerineuygun olsa da bu yasaya aykırı konut ve sosyal tesisyapılamayacaktır. Madde, butür bir yapılanmaya olanak tanımamaktadır. Bunun dışında, askeri yasak bölgelerve güvenlik bölgesinde ya da ülke güvenliği ile doğrudan ilgili, Türk SilâhlıKuvvetleri'ne ait yapılabilecek tesisler ancak ve ancak harekât ve savunmaamaçlı yerlerde özel yasa hükümlerine göre olabilecektir. Başka özel yasalaragöre belirlenmiş veya belirlenecek yerlerde ise Kıyı Yasası'na aykırı biryapılanmaya gidilemeyecektir. Dolayısıyla bu maddenin bu doğrultuda Anayasa'nın43. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu maddeye ilişkin iptal isteminin reddi gerekir. 2- Yasanın 4.Maddesi Yönünden:
iptali istenilen Kıyı Yasası'nda yer alan "tanımların"gösterildiği bu maddeye ilişkin iptal gerekçesi iki bölümde toplanmıştır.
Dava dilekçesinde, önce, Kıyı Yasası'nın; "Kıyı" ve"sahil şeritlerine" yönelik temel anlayışının sonra da, sahilşeritlerinin 20 ve 10 metreye indirilmesine ilişkin hükümlerinin Anayasa'yaaykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Dördüncü maddeye ilişkin Anayasa'ya aykırılık savlarınınincelenmesinin fıkra fıkra yapılması uygun görülmüştür:
a) Birinci fıkranın ilk bölümünde öngörülen, kıyı çizgisi, kıyıkenar çizgisi ve kıyıya ilişkin tanımlar, Anayasa'ya, bilimsel görüşlerle veAnayasa Mahkemesi ve öteki yargı organları kararlarıyla oluşturulan kıyıkavramına uygun bulunmaktadır.
Sahil şeridi ile ilgili tanıma gelince;
Bu fıkranın (a) bendinde, uygulama imar planı yapılacak alanlardasahil şeridinin kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az20 metre genişliğindeki alam anlatacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 43.maddesinde, sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararınıngözetilmesi öngörülmüştür. Bu şeritlerin, kullanış amaçlarına göre derinliğininsaptanması ve bu yerlerden yararlanma olanak ve koşullarının belirlenmesi biryasayla düzenlenecektir.
Sahil şeritleriyle ilgili anayasal gereğin iyi anlaşılabilmesiiçin, sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı nedir ve ne kadar derinlikayrılmasının Anayasanın öngördüğü "kamu yararı" amacına uygundüşeceği sorularının yanıtlanması gerekmektedir. Çağdaş devlet anlayışı,sahillerde kamu yararına uygun düzenlemenin asgari koşullarını dabelirlemiştir. Sahil şeritlerinin, denizden ve güneşten yararlanmaya elverişlive kıyı koşullarını taşıyan bir alanıizleyen, ayrıca, kişilerin sağlık, temizhava ve dinlence gereksinimlerini karşılayacak toplumun yararlanmasına açıkkimi tesislerin yapımına ve yeterli bir sahil yolu geçirilmesine olanak verenbir derinliği içermesi, bu yerlerden yararlanmada önceliğinkamuya verilmesininasgari koşulunu oluşturur. Bu derinlik, denizden doğal servet ve kaynak olarakyararlanılmaya ve bu amaçlı tesislerin yapımına da elverişli olmalıdır.
Sahil şeridi derinlikleri, imar plânlı ya da henüz uygulamaplânları yapılmamış yerlerde, kullanış amaçlarına göre ayrı ayrı saptanabilir.Ancak, yukarıdaki koşulları içeren bir derinliğin, her halde 100 m. den azolmaması gerekir. Sahil şeridi olarak daha dar bir alanın belirlenmesi, buyerlerden Anayasa'nın öngördüğü kamu yararına uygunbir yararlanmayızorlaştıracaktır.
İtiraz konusu kuralın, bu derinliği en az 20 metre olaraksaptamakla, kamuya uygun bir yararlanmaya yeterince olanak sağladığısöylenemez. Kaldıki, bentte, bu derinlik "uygulama imar plânı yapılacakalanlarda" en az 20 m. olarak belirlenmiş, böylece imar plânı yapılacağıileri sürülen sahil şeritlerinin bulunduğu her yerde bu derinlikle yetinmeninyolu açılmıştır. Yasakoyucu, takdir hakkını, ne zaman yapılacağı belli olmayanbir planın gerekçe gösterilerek kamu yararına saptanmış genişliklerindaraltılması sonucunu doğuracak uygulamalara olanak verecek biçimde kullanamaz.
Öte yandan, Yasanın sahil şeritlerine ilişkin bu düzenlemesinin,Anayasa'nın herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahipolduğunu söyleyen 56. maddesiyle de uyum içinde bulunduğu söylenemez.
Çünkü, denizlerin ve göllerin ve onların devamı olan kıyıların vekıyıları tamamlayan sahil şeritlerinin dengeli bir çevre ile yakın ilişkisitartışmasızdır. Üstelik, kamuya açık kıyı, deniz, göl ve akarsularınkirlenmesinde sahil şeridinin kullanış biçimi en büyük etkendir.
Başka bir deyişle, sahil şeritleri ve kıyılar, kişilerinyararlanacağı doğal çevreyi oluşturur. Herkes, bu çevrede sağlıklı ve dengelibir yaşam hakkına sahiptir. Yine Anayasa'nın bu maddesine göre, "Çevreyigeliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin vevatandaşın ödevidir."
Çevre koşullarına ve kamu yararı esasına göre saptanmamış sahilşeridi uygulaması, kişileri bu anayasal haktan yoksun kılar.
Oysa, bu bendin sahil şeridi olarak öngördüğü alan, çevrekoşullarını ve kamu yararını gözetecek ve kişilere sağlıklı ve dengeli birçevrede yaşama olanağı verecek derinlikte değildir.
Açıklanan nedenlerle bu bent, Anayasa'nın 43. ve 56. maddelerineaykırı düşmekte ve iptali gerekmektedir.
b) Aynı fıkranın (b) bendinin Anayasa'ya uygunluk sorununagelince;
Bu bent, uygulama imar plânı bulunmayan belediye ve mücavir alansınırları içinde veya dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazımimar plânı bulunsun veya bulunmasın, yatay olarak en az 50 metre derinliğindekibir alanın sahil şeridi olarak ayrılmasını öngörmektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi, Anayasa Mahkemesi, sahil şeritlerindenyararlanmada öncelikte kamu yararının gözetilebilmesi için en az 100 metregenişlikteki bir alanın, anayasal amaca uygun düşeceğini kabul etmekle beraber,bu bendi; en az 50 metre genişlikteki bir alanın, "kullanış amacınagöre" gerekirse artırılabileceğini, kısmen de olsa, kamu yararına uygunbir kullanıma elverişli olabileceğini gözönünde tutarak, bu kuralı, iptaligerektirecek ölçüde Anayasa'ya aykırı kabul etmemiştir. Ancak bu derinliğin, enaz 100 metreye yükseltilmesi, sahil şeritlerinden kamu yararının çağdaşanlayışına uygun bir yararlanma sağlayacağı ve Anayasa'nın öngördüğü ilkeleredaha uygun düşeceği kuşkusuzdur.
Açıklanan gerekçeyle bu bende ilişkin başvurunun reddi gerekir.
Bu görüşe Servet TÜZÜN, Erol CANSEL ile Yalçın ACARGÜNkatılmamışlardır.
c) "c" bendinin Anayasa'ya Uygunluk Sorunu:
Dava dilekçesinde;Anayasa'da, kıyılarda sahil şeritlerinin,kullanış amaçlarına göre derinliğinin ve kişilerin bu yerlerden yararlanmaolanak ve koşullarının yasayla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hükme göre, ayrıözellikler gösteren kıyılarla sahil şeritlerine kullanış amaçlarına uygun birderinlik sağlanması gerekir. Halbuki itiraz konusu maddede, kıyının özelliklerigözetilmeden 10, 20, 50, 100 metre gibi genel ölçüler getirilmiştir. Buözelliği dikkate almadan sağlanan 100 metre ölçüsünün de bu nedenle Anayasa'nın43.ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Bu bentle sahil şeridinin, "Belediye ve mücavir alansınırları içinde ve dışındaki iskân dışı alanlarda çevre düzeni ve/veya nazımimar plânı bulunsun veya bulunmasın yatay olarak en az 100 metre genişliktekialan:" anlatacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 43. maddesinin son fıkrasına göre, sahil şeritlerininderinliklerinin, kullanış amaçlarına göre saptanması gerekir. Dava konusubentte, bu derinliğin iskân dışı alanlarda "en az 100 metre"denilerek, bu alanın belirlenmesinde bu özelliğin dikkate alınmasına olanaksağlanmıştır. Bu kurala göre, derinlik hiçbir durumda 100 m. den az olmayacak,ancak kullanış amaçlarına göre arttırılabilecektir. İncelenen kuralda, kamuyararının gözetilmesini engelleyecek biryan saptanamamış, Anayasa'ya aykırı biryön görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle "c" bendine yönelik iptal istemininreddi gerekir. d) Son Fıkranın Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
Dava dilekçesinde, bu bendin sahil şeridinin belirlenmesindeki tümölçüleri fiilen uygulanamaz duruma getirebileceği, bu hükme göre köy yerleşikalanı içinde bulunan yapılanma da dikkate alınarak sahil şeridinin yatay olaraken az 10 metreye düşürülebileceği; bu bendin öncelikle Anayasa Mahkemesi'nin3086 sayılı Yasa'yı iptal ederkendayandığı gerekçeye ve iptal kararma aykırıolduğu; - bu fıkranın bir ölçüde kazanılmış hakları korumaya çalıştığı, oysayasalara aykırı durumlara dayanılarak kazanılmış hak savında bulunulamayacağı,kıyıların devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğu vebu yerlerde yapılanmayagidilemeyeceği, bu hükmün, sahil şeritleriyle ilgili olarak öngörülen 20, 50 ve100 metrelik ölçüleri fiilen uygulanamaz duruma getirdiği, Anayasa'nın 43.maddesine aykırı bulunduğu ve iptali gerektiği ileri sürülmektedir.
Bu bende göre, 4. maddenin (b) bendinde öngörülen 50 metregenişliğindeki alan, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ve köy yerleşikalanı içinde, daha önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun yapılarınbulunduğu meskûn alanlarda, 10'. 11.1985 tarihinden önce köy nüfusuna kayıtlıve köyde sürekli oturanlar tarafından, konut olarak yapılacak yapılar için,bulunan yapılanma da dikkate alınarak sahil şeridi en az 10 metreyedüşürülebilecektir.
Anayasa Mahkemesi'nin 25.2.1986 günlü, Esas 1985/1, Karar 1986/4sayılı kararında belirtildiği gibi, Anayasa, kıyılardan yararlanma için yalnızkıyı alanının belirlenmesini yeterli görmemiş, kıyıların devamı olan ve onuçevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada da kamu yararının gözetilmesiesasım getirmiştir. Buyönde yasal düzenleme yapılırken sahil şeritleriderinliğinin, kamunun yararlanmasını engelleyecek veya ortadan kaldıracakbiçimde dar tutulması Anayasa'ya aykırılık oluşturacaktır. Dava konusu Yasa'nın4. maddesinin (a) bendinin iptali yönünde yukarıda (a)bölümünde açıklanangerekçe, sahil şeridinin yatay olarak en az 10 metreye düşürülebilmesine olanaktanıyan bu fıkra içinde öncelikle geçerlidir.
Bu fıkraya göre, 4. maddenin öteki bentlerinde sahil şeritlerininsağlanmasında öngörülen 20, 50 ve 100 m.lik ölçülerin en az 10 metreyedüşürülmesi olanaklı duruma gelebilecektir. Yukarıda da belirtildiği gibi sahilşeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi bu alan içindedüşünülemez.
Dava konusu kuralın, kimi koşullarla kazanılmış hakların korunmasıamacını güttüğü de anlaşılmaktadır.
Kıyının anayasal konumu ortaya konulurken, kıyılar üzerinde"kazanılmış hak" kavramının ne derece geçerli olduğu konusu, KıyıYasası'nın uygulanması yönünden büyük önem taşımaktadır.
Gerçekten, kıyı üzerinde her nasılsa yapılmış bir yapının ya daelde edilmiş bir tapunun hattâ ruhsata dayalı bir taşınmazın hukuksal korumagörüp göremeyeceği konusu, anayasal açıdan çözümlenmesi gereken bir sorundur.
Anayasa Mahkemesi, 25.2.1986 günlü, Esas: 1985/1, Karar: 1986/4sayılıkararında bu konuyu kıyılarla ilgili olarak incelerken, Anayasa'nın 43/1.maddesindeki, "Kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunubelirleyen hükmü karşısında, özel mülkiyete konu olamayan kıyıda, . .. yılındanönce mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar yönünden kazanılmış hakların saklıtutulacağı kuralı uygulanamaz. Çünkü yasalara aykırı durumlara dayanılarakkazanılmış hak iddiasında bulunulamayacağı ..." biçiminde karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi, ormanlarla ilgili 14.3.1989 günlü, Esas:1988/35, Karar: 1989/13 sayılı kararında benzer görüşü yinelemiştir: "...Bir kez, yasanın bir kuralına aykırı biçimde edinilen hakka, daha üstün bir hakbulunmasına karşın, sonsuza değin geçerlilik tanımak, kazanılmış hak durumunugenişleterek Anayasa'nın özel kuralı karşısında sağlıklı kabul etmek kötüniyetlileri bu yolda davranmaya özendirir ve böylece ormanların daralmasısonucunu doğurur."
12.12.1989 günlü, Esas: 1989/11, Karar: 1989/48 sayılı kararındada "Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla Anayasa'ya aykırılığı saptanan biryasaya dayanılarak ileriye yönelik hak kazanılması ve kazanılmış bir haktan sözedilmesi olanaksızdır."
Sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararınıngözetilmesine olanak vermeyecek biçimde bir derinliğin saptanması, bu yerlerdenkamunun yararlanmasını engelleyecektir. Bu durumda, Anayasa'ya aykırılığısaptanmış bir kurala göre kazanılmış hakların varlığından da söz edilemez. Kamuyararı düşüncesiyle konumları özellik taşıyan alanların kişilere yeni olanaksağlanması amacıyla daraltılması, sahil şeridinden yararlanmada önceliği kamuyaveren Anayasa ile bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle bu fıkra, Anayasa'nın 43. ve 46. maddelerineaykırıdır, iptali gerekir.
3- Yasanın 5. Maddesi Yönünden:
Dava dilekçesinde, ayrı gerekçe belirtilmeksizin Yasa'nın 5.maddesinin de iptali istenilmektedir.
Bu madde, Anayasa'nın kıyıya ilişkin kimi ilke ve kurallarımgösteren ve bu arada, anayasal kıyı rejiminin kurulabilmesi için, saptanmasızorunlu, "kıyı kenar çizgisinin" gerçekleştirilmesini öngören birdüzenlemeyi içermektedir.
1982 Anayasası, kendisinden önce oluşan ve özellikle, 1961Anayasası'nın kabul ettiği doğal kaynak ve servetlere ilişkin ilkenin ışığıaltında, yargı organlarınca oluşturulan kıyı rejimini aynen benimsemiştir. 3621sayılı Yasa ise, Anayasa'nın öngördüğü kıyı rejimini genelde korumuş, 5.maddesinde anayasal ilkeler tekrarlandıktan sonra kıyı kenar çizgisininsaptanması yolunda, idareye görev verilmiş, kıyı kenar çizgisinin saptanmadığıbölgelerde ise, bu görevin yapılmasının yolu belirlenmiştir. Kıyı kenarçizgisinin saptanmasındaki amaç, kıyının tüm boyutlarıyla ortaya konulması,doğal olarak kamuya açılması zorunlu bu alandaki hukuka aykırılıklarıngiderilmesidir. Bu tür bir saptamadan sonra, devletin kamu malınıkorumaklayükümlü yönetsel ve hukuksal birimleri, Anayasa'ya aykırı oluşmuş tüm işgal,eylemli durum ve özel yapılanmaları, kimin olursa olsun, sona erdirmek ve buamaçla tüm hukuksal yolları işletmekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, kıyı rejiminin tüm hukuksal boyutları ile ortayakonulmasının doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Kısaca bu maddeye göre,Yasa'nın öngördüğü kıyı kenar çizgisi saptandıktan ve kıyı alanı belirlendiktensonra, kıyının Anayasa'da öngörülen ilkelere uygun bir duruma getirilmesinde vebunuengelleyen her türlü hukuk dışı uygulamaların sona erdirilmesinde, devletin,kamu malını korumakla görevli yönetsel ve hukuksal birimleri ile, belediye vemücavir alan sınırları içinde belediye; bu sınırlar dışında valilikler veilgili bakanlık mensupları görevlidir, iptali istenilen kural, aksi yönde birdüzenleme içermemektedir.
Açıklanan nedenlerle 5. madde, Anayasa'ya aykırı bulunmamaktadır.İptal isteminin reddi gerekir.
4- Yasanın 7., 9., 10. ve 11. Maddeleri Yönünden:
Dava dilekçesinde, bu maddelere ilişkin olarak şu görüşlere yerverilmiştir :
Anayasa'nın 127. maddesinde, yerel yönetimlerin, il, belediye veyaköy halkının yerel ortak gereksinimlerini karşılayacağı belirtilmektedir.Yasanın 7, 9, 10 ve 11. maddelerinin düzenlediği konular doğrudan bu ortakihtiyaçlarla ilgilidir. Oysa, belirtilen maddeler, yerel yönetimleri dışlamaktave bu hizmetleri valiliklere ve merkezi yönetime terk etmektedir. Bu nedenle127. maddeye aykırılık oluşmuştur, İptal edilmeleri gerekir.
Belirtilen maddeler, kıyının doldurulması, kıyı kenar çizgisininsaptanması, kıyı ve sahil şeridinde yapılacak planlar ve doldurma suretiylekazanılan" arazilerdeki yapılanmalara ilişkin düzenleme getirmektedir.
Yasanın 7. maddesine göre, kıyının doldurulması ve kurutma yoluylaarazi elde edilmesi, kendine özgü özellikler gösteren ve kimi araştırmalarsonucu yapılması gereken bir işlemdir. Kamu yararının gerektirdiği durumlarda,ekolojik özelliklere özen gösterilerek gerçekleştirilecektir. Elde edilenarazi, kıyının hukuksal rejiminebağlıdır. Bu amaçla, devletin uzman ve yetkilikuruluşlarının görevlendirilmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Kıyı kenar çizgisinin saptanmasına ilişkin yasa'nın 9. maddesindede, aynı sistem korunmuş, doğal özellik taşıyan ve bilimsel yöntemlere dayalıbelirleme işleminde, devletin bu konuda yetkili taşra ve merkezi örgütününsorumluluk yüklenmesi öngörülmüştür.
10. maddede ise, kıyı ve sahil şeridi rejiminin gösterdiği özelliknedeniyle, Kıyı Yasası'nın önceliği vurgulanmış, imar plânlarının bu Yasahükümlerine uygun olma zorunluluğu belirlenmiştir.
11. maddede de, doldurularak kazanılan arazi üzerinde, yapılmasıolanaklı yapılar için, gerekli izni vermek üzere, kamu malım korumakla yükümlüMaliye Bakanlığı, yetkili makam olarak saptanmıştır.
Görülüyor ki, bu maddelere egemen olan anlayış, özellik gösterenbir kamu malına karşı, bir anayasal sorumluluk ve duyarlıktankaynaklanmaktadır. Devletin hüküm ve tasarrufu altına bırakılan bu mallarınkorunmasında, devletin merkezi örgütünde yer alan uzman ve yetkilikuruluşlarının görevlendirilmesi, yukarıda temel ilke ve esasları açıklanankıyı rejiminin bir gereğidir. Yasakoyucu, anaysal rejimi kurarken, bu kamumalına özgü, devletin, merkezi ve y cret kuruluşlarının görev alanını belirlemiş,Anayasa'n m 43. maddesinin gereğini yerine getirmiştir. Soruna, salt, yerelgereksinim açısından yaklaşılmamış aynı zamanda, kıyının ülke tümlüğü içindekiyeri gözetilmiştir.
iptali öngörülen Yasa'nın 4. maddesinin son fıkrasının iptaledilmesi karşısında uygulama olanağı kalmayan 1.7. maddesindeki "4 üncümaddesinin son fıkrası hükmü 1.3.1985 tarihinde, diğer ..." ibaresinin2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaYasa'nın 29. maddesi uyarınca iptali gerekir.
3621 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin (a) bendinin iptali yasamayoluyla doldurulması gerekli bir boşluk doğuracaktır. Anayasa'nın 153. ve 2949sayılı Yasa'nın 53. maddeleri gereğince, bu boşluğun doldurulması için, işinniteliği ve özelliği gözetilerek 4. maddenin birinci fıkrasını (a) bendineilişkin iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarakaltı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun olacaktır.
V- SONUÇ:
4.4.1990 günlü, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun;
A. 3. Maddesinin Anayasa'ya Aykırı Olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B. 4. Maddesinin;
1- Birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna veİPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Birinci fıkrasının ^b) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Servet TÜZÜN, Erol CANSEL ile Yalçın ACARGÜN'ünkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Birinci fıkrasının (c) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Erol CANSEL ile Yalçın ACARGÜN'ün karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
4- Son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALJNE,OYBİRLİĞİYLE,
5-Maddenin "Deyimler" sözcüğüyle yaptığı tanımlarıiçeren birinci fıkrasının öbür bölümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C. 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D. 7. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E. 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F. 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G.11. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H. Yasa'nın 4. maddesinin son fıkrasının iptal edilmesikarşısında, uygulama olanağı kalmayan 17. maddesindeki "4 üncü maddesininson fıkrası hükmü 1.3.1985 tarihinde, diğer ..." ibaresinin 2949 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 29.maddesi uyarınca İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I. Anayasa'nın 153. ve 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddeleri gereğince,iptal kararının doğuracağı boşluğun niteliği gözetilerek, 4. maddenin birincifıkrasının (a) bendine ilişkin iptal hükmünün Resmi Gazete'de yayımlanmasındanbaşlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, OYBİRLİĞİYLE,
18.9.1991 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Oğuz AKDOĞANLI
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARCÜN
KARŞIOYYAZISI
3621 sayılı "Kıyı Kanunu"nun 4. maddesinde sahilşeridinin "Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde; uygulama imarplânı yapılacak alanlarda yatay olarak en az 20 metre genişliğindeki alanı,uygulama imar plânı bulunmayan belediye ve mücavir a1an sınırlarıiçinde veya dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazım imar plânıbulunsun veya bulunmasın, yatay olarak en az 50 metre genişliğindeki alanı,Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındaki iskân dışı alanlardaçevre düzeni ve/veya nazım imar plânı bulunsun veya bulunmasınyatay olarak enaz 100 metre genişliğindeki alanı kapsayacağı" biçiminde hüküm yeralmaktadır.
Anayasa'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında, "Deniz, göl veakarsu kıyılarıyla, deniz ve gölle/in kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerindenyararlanmada" öncelikle kamu yararının gözetileceği ve son fıkrasında ise,"Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği vekişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceği"belirtilmiştir. Maddenin tüm fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; sahilşeritlerinin kıyılar gibi "Devletin hüküm ve tasarrufu altında"bulunmakla beraber, kıyılardan yararlanmanın sadece kıyı alanının belirlenmesive korunması ile sağlanamayacağı ve kıyıya bitişik ve onu izleyen sahilşeritlerinde de "kamu yararının öncelikle gözetilmesi" ile bu amacıngerçekleşebileceğinin kabul edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandanAnayasakoyucunun, kıyıyı; yalnız deniz, göl ve akarsuya bitişik, bir doğa parçasıdeğil çok boyutlu kavram olarak öngördüğü belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.Zira, Anayasa'nın 43. maddesinde "kıyılardan yararlanma" koşullarıdüzenlenirken Anayasa'nın 168. maddesinde olduğu gibi sadece kıyıların Devletinhüküm ve tasarrufu altında olduğunun belirtilmesi ile yetinilmeyip ayrıcadeniz, gölve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarım çevreleyen SAHİLŞERİTLERİNDEN YARARLANMADA öncelikle KAMU YARARININ gözetileceği ve kıyılarlasahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin buyerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceğine ilişkinkurallara da yer verilmiştir. Bu konuda Anayasa'ya aykırılık sorunu bakımındanönemli olan ve açıklığa kavuşturulması gereken husus, sözü edilen 43. madde ilekorumak istenen "kıyılar" ve "sahil şeritleri" ile ilgilideyimler almaktadır. Kıyılar, deniz ve göllerin devamı olup, bunlardanayrılması mümkün olmadığı cihetle, deniz ve göllerden yararlanmak ancak,kıyının kullanılmasının herkese açık olması ile sağlanabilecektir. Kıyılardanbu biçimde yararlanma ise ancak, kıyıların devamı olan ve onu çevreleyen sahilşeritlerinden yararlanmada da kamu yararının gözetilmesi ile gerçekleşebilir.Bu konuda yasal düzenleme yapılırken sahil şeritlerinin derinliğinin, buyerlerden kamunun yararlanmasını engelleyecek ve ortadan kaldıracak biçimde çokdar boyutta tutulması, halinde Anayasa'ya aykırılık sorunu ortaya çıkacaktır.
Yabancı ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de sanayileşme vekentleşmenin yoğunlaşması ile birlikte artan turizm ve dinlenme ihtiyacınınkarşılanması bakımından kıyılardan yararlanma isteğinin artmış olması, buyerlerden sosyal adalet gereği çok sayıda kişinin yararlanmasını sağlamak veayrıca tabii servet ve kaynak olarak değerinin korunmasına yönelik önlemlerinalınmasını da beraberinde getirmiştir. Bugün bu yerlerartık salt kara ile suarasında bir sınır çizgisi biçiminde değil, denizden karaya doğru şeritlerhalinde uzanan, kıyının kullanım ve korunmasını sağlayan ve buranın doğalyapısına uygun olarak uzunlamasına ve derinlemesine olmak üzere iki boyutlu birtakım bölgeleri kapsayan bir alan olarak kabul edilmektedir. NitekimAnayasa'nın kamulaştırma ile ilgili 46/3. maddesinde, yukarıda belirtilenkamusal ihtiyacın yeterince karşılanması için kıyıların korunması amacınayönelik kamulaştırmaya ilişkin öze) düzenlemeye gidilmiş olması da, kıyılaraverilen önemi göstermektedir.
Yabancı ülkelerde sahil şeritlerine ilişkin olarak, bu yerlerdenkamu yararı gereği herkesin serbestçe yararlanma imkân ve şartlarınınsağlanması bakımından kıyı çizgisinden başlayarak asgari 300 metre gibi yeterlive çok boyutlu alanlar belirlendiği ve ülkemizde de daha önce 1972 yılında 6785sayılı Kanun'a Ek 7. ve Ek 8. maddelerine göre hazırlanan yönetmeliğin l. 08maddesinde, bu husus açıkça "Deniz ve göl kenarlarında kara yönünde en az100 metre genişlikteki kuşak (şerit) içinde toplumun yararlanmasına ayrılmayantesis yapılamaz" biçimindeki kuralla düzenlendiği ve böylece geçmişteAnayasa'da kıyılarla ilgili hüküm bulunmadığı dönemde kanun ve yönetmeliklerlekorunan "Kamu yararı"nın, Anayasal güvenceye kavuşturulduktan sonra,Anayasa buyruğunu yerine getirme görünümü altında genelde sahil şeritleri için100 metrelik bir derinlik kabul edilip, sözü edilen maddenin (b) bendinde bu alanın50 metre gibi çok daha dar bir biçimde belirlenmesi,bu yerlerden Anayasa'nınöngördüğü kamu yararına uygun bir yararlanmayı engelleyecektir.
Bu durumda, 3621 sayılı "Kıyı Kanunu"nun 4. maddesininbirinci fıkrası (b) bendi hükmünün, aynı maddenin birinci fıkrası (a) bendi veson fıkrasına ilişkin olarak mahkemece kabul edildiği gibi Anayasa'nın 43.maddesinin bütünü ve özellikle birinci ve üçüncü fıkrası ile uyum içindebulunmadığı ve bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğu açıkça gözlenmektedir.
Çoğunluğun 18/9/1991 günlü, 3621 sayılı Kanunun 4. maddesininbirinci fıkrası (b) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin görüşüneyukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Servet TÜZÜN
KARŞIOYYAZISI
17 Nisan 1990 tarihinde yürürlüğe giren 3621 sayılı KıyıKanunu'nun 4. maddesinin "b" ve "c" bentlerini Anayasa'nın43. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bulmayan çoğunluk görüşüne, aşağıdakigerekçelerle katılmıyorum:
Anayasa'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası "Kıyılarla sahilşeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerdenyararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir" demektedir. Bu suretlesahil şeritlerinin de derinliklerinin saptanmasında kullanılacak ölçütü Anayasabizzat göstermiş bulunmaktadır; bu derinlikler sahil şeritlerinden yararlanmaamaçlarına göre belirlenecektir.Anayasa'nın koyduğu bu ölçütü, kanun-koyucununKıyı Kanunu düzenlemesiyle değiştirmesi ve Türkiye'deki tüm sahil şeritlerininderinliklerini kullanış amaçlan doğrultusunda, doğal çevrenin korunmasını vetoplumun da bu yerlerden yararlanma biçimini de düzenlemek üzere ayrı ayrıbelirleyecek yöntemler getirecek yerde, bu derinlikleri uygulama imâr plânıbulunmayan belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındaki yerleşikalanlarda, çevre düzeni ve/veya nazını imâr plânı bulunsun veya bulunmasın,yatayolarak en az 50 metre genişliğindeki alan (4. maddenin "b"bendi); Belediye ve mücavir alan sınırlan içinde ve dışındaki iskân dışıalanlarda çevre düzeni ve/veya nazım imâr plânı bulunsun veya bulunmasın yatayolarak en az 100 metre genişliğindeki alan (4. maddenin "c" bendi)olarak, toptancı bir anlayışla metre ölçütü ile belirlemesi, Anayasa'nın 43.maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır. Böyle bir sahil şeridi derinliğibelirleme yöntemi kıyıların hızla tüketilmesine ve doğal kaynakların yok olmasısonucuna götürür. Örneğin deniziyle, kumuyla, doğal zenginlikleriyle toplumunyararlanmasına olabildiğince açık tutulması gereken bir sahil şeridi, 50 ve 100metrelik kısıtlama kıskacına alınarak, şeridin geri kalan kısmı betonlaşmayaterkedilirse, Anayasa'nın43. maddesinin ikinci fıkrasındaki "kullanışamacı" gözetilmemiş ve doğal güzellikler, dolayısıyla toplumun buralardanyararlanma hakkı bertaraf edilmiş olur. Oysa ki, Anayasa'nın 43. maddeye destekvermek için konmuş olan 46. madde, "Kıyıların korunmasıve turizm amacıylakamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir"hükmüyle, sahillerde ve sahil şeritlerinde kullanma amacına uygun olarakyapılacak düzenlemelerde, gerekiyorsa kamulaştırmaya da yer vermektedir. Buuygulamaların büyük külfet getireceği gerekçesiyle Anayasa'nın sahilşeritlerinin belirlenmesi için öngördüğü "kullanma amacına göre"derinliklerin saptanması görevinden kaçınmak da 43. maddenin ikinci fıkrasıylabağdaşmamaktadır.
Üye
Erol CANSEL
KARŞIOYYAZISI
Anayasamız, kıyılar ve sahil şeritlerine ilişkin temel ilke vekuralları esas itibariyle 43. maddesiyle düzenlemiştir. Bu maddeye göre;
"Madde 43.- Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarınıçevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yaran gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlan kanunla düzenlenir."
Bu düzenleme karşısında Anayasa'nın kıyılar ve sahil şeritlerineilişkin olarak üç temel ilkeyi kabul ettiği açıkça görülmektedir. Bu ilkeler,
- Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
- Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelik kamuya aittir.
- Sahil şeritlerinin derinliği KULLANILIŞ AMAÇLARINA göre yasayladüzenlenecektir.
Ayrıca kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları dayasayla belirlenecektir.
Anayasamızın 43. maddesinde kurmak istediği rejim, kıyılarlailgili olarak, 4.4.1990 günlü, 3621 sayılı "Kıyı Kanunu" ile önemliölçüde gerçekleştirilmiş olmakla birlikte aynı şeyi sahil şeritleri yönündensöylemek olanağı yoktur.
İptali istenen Kıyı Kanunu'nün 4. maddesiyle sahil şeritlerin inderinliği,
a) "Uygulama imar plânı yapılacak alanlarda yatay olarak enaz 20 metre"
b) "Uygulama imar plânı bulunmayan belediye ve mücavir alansınırları içinde ve dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazımimar plânı bulunsun veya bulunmasın yatay olarak en az 50 metre"
c) "Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındakiiskân dışı alanlarda çevre düzeni ve/veya nazım imar plânı bulunsun veyabulunmasın yatay olarak en az 100 metre"
- "(b) bendinde tespit edilen alan, belediye mücavir alansınırları dışında ve köy yerleşik alanı içinde, daha önce yürürlükte bulunanmevzuat hükümlerine uygun yapıların bulunduğu meskun alanlarda, 10.11.1985tarihinden önce köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlar tarafından,konut olarak yapılacak yapılar için, mevcut teşekkül de dikkate alınarak sahilşeridi yatay olarak en az10 metre" olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Böylece kıyılarla sahil şeritlerinin,- Anayasa'nın öngördüğüşekilde kullanılış amaçlan gözetilmeksizin, derinliklerinin sübjektif şekildebelirlenmesi karşısında; "Kıyı Kanunu"nun Anayasa'nın öngördüğürejimi "sahil şeritlerinin derinliği yönünden" gerçekleştirmişsayılamayacağı açıktır.
Sahil şeritleri kıyının devamı ve onun kullanılmasını sağlayanzorunlu arazi parçalarıdır.
Kıyılardan yararlanma, ancak sahil şeritleri aracılığı ile,kıyıların, doğal kaynak ve zenginliklerinin korunması da sahil şeritleriyleolanaklıdır. Bu nedenle de sadece kıyının belirlenip korunduğu bir düzenlemeile amaca ulaşılamaz.
Bu durumu dikkate alan Anayasakoyucu, Anayasa'nın 43. maddesiyle"kıyılarla kullanılış amaçlarına göre sahil şeritlerininderinliklerinin" yasayla saptanmasını öngörmüş bulunmaktadır. Aslındakıyılar doğal nitelikleri ve konumları nedeniyle kendiliklerinden ortaya çıkantarıma elverişsiz ve sahipsiz arazi grubu olup bu yerlerin yasal düzenlemelerledaraltılıpgenişletilmesi söz konusu olamayacağından Yasakoyucunun belirleyeceğiderinlikler sahil şeritlerine yöneliktir.
Anayasamız bu derinliklerin belirlenmesinde Yasakoyucununtakdirine veya sübjektif tercihlerine göre değil objektif kıstaslara dayalı birsistem getirmiştir. Anayasa'nın öngördüğü ve buyurduğu sistem, tüm kıyılarlasahil şeritlerinin "KULLANIM AMAÇLARINA GÖRE" derinliklerininbelirlenmesidir. Anayasa'nın buyruğunun yerine getirilmesi için tümkıyılarımızla sahil şeritlerimizin öncelikle ne tür kullanıma uygunolduklarının saptanıp durumlarına göre kullanım amaçlarının bilimsel olarakortaya konması ve derinliklerin buna göre belirlenmesi şarttır. Kıyılarımızınturizm, dinlenme, doğal zenginliklerin korunması, tarihsel değerlerin korunaraksaklanması, balıkçılık, yatçılık, kentsel veya kırsal yerleşim alanları gibihangi amaç doğrultusunda kullanmaya elverişli oldukları ve bu konumlarına görehangi amaç doğrultusunda kullanılması gerektiği plânlandıktan ve bütün buhususlar bilimsel şekilde ortaya konduktan sonra sahil şeritlerininderinliklerinin de bu amaçlara ve kullanıma uygun şekilde yasayla saptanmasıgerekmektedir. İşte sahil şeritlerinin derinliklerinin belirlenmesinde,Anayasa'nın öngördüğü ve buyurduğu sistem bu olduğu halde, Anayasa'nınöngörmediği şekilde sübjektif olarak sahil şeritlerinde 100-50-20 ve 10metrelik derinlikler saptanması karşısında "Kıyı Kanunu"nun budüzenlemelerin Anayasa buyruğunu yerine getirmekten uzak ve bu haliyleAnayasa'ya aykırı olduğu inancında bulunduğum için;
4.4.1990 günlü, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun,
1) 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ve son fıkrasınıniptali yönünde beliren çoğunluk görüşüne yukarıdaki nedenlerle katılıyor,
2) 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin de aynınedenlerle Anayasa'ya aykırı olup iptalleri gerektiği inancı ile bu iki bendiAnayasa'ya aykırı görmeyerek iptal istemini reddeden çoğunluk görüşünekatılamıyorum.
Üye
Yalçın ACARGÜN