ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1990/27
Karar Sayısı: 1991/2
Karar Günü: 17.1.1991
R.G. Tarih-Sayı :19.08.1991-20965
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi.
İTİRAZIN KONUSU: 17.7.1964 gün ve 506 sayılı Sosyal SigortalarYasası'nın "Sağlık yardımlarının süresi" başlıklı 34. maddesininüçüncü fıkrasındaki "... 18 aya kadar ..." sözcüklerinin, Anayasa'nın10., 17. ve 56. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY:
Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü, 3.3.1987 tarihlidilekçesiyle İş Mahkemesine başvurarak davalıdan, yanında çalıştırdığı işçininhastalığı nedeniyle Kurum'ca yapılan tedavi yardımının geri ödenmesiniistemiştir.
Davaya bakan Mahkeme, bu isteği yerinde bularak 18 ayı aşan süreiçin ödenen tedavi yardımının davalıdan alınmasına karar vermiş, davalı da bukararı temyiz etmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, yaptığı inceleme sırasında, 506 sayılıSosyal Sigortalar Yasası'nın 34. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "... 18aya kadar ..." sözcüklerinin Anayasası'nın 10., 17. ve 56. maddelerineaykırı olduğu görüşüyle iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenilen Yasa Kuralı:
17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal SigortalarKanunu"nun "Sağlık Yardımlarının süresi" başlıklı, itiraz konususözcükleri içeren üçüncü fıkrasıyla birlikte 34. maddesi aynen şöyledir:
"Madde 34.- Hastalık hallerinde yapılacak sağlık yardımlarısigortalının iyileşmesine kadar sürer.
Ancak, bu yardımlar sigortalının Kurumca tedavi altına alındığı tarihtenbaşlayarak altı ayı geçemez.
Şu kadar ki, tedaviye devam edilirse malûllük halininönlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği, Kurum sağlık tesislerisağlık kurulu raporları ile anlaşılırsa bu süre 18 aya kadar uzatılır."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1. "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİdüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
2. "Madde 17.- Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin,vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneyleretâbitutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tâbi tutulamaz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ilemeşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, birtutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklama veya isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
3. "Madde 56.- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesiniönlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyalkurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi içinkanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, NecdetDARICIOĞLU; Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, MustafaŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLUve Güven DİNÇER'in katılmalarıyla 19.7.1990 gününde yapılanilk incelemetoplantısında, dosyada bir eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineoybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ:
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen yasa kuralı, itiraza dayanak yapılan Anayasakuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve öbür yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR YASASI'NIN 34. MADDESİNİN ANLAM VEKAPSAMI:
506 sayılı Yasa'nın 34. maddesi, iş kazaları ile meslekhastalıkları sigortası kapsamı dışında kalan hastalıklarda yapılacak sağlıkyardımının süresini düzenlemektedir.
Buna göre, Yasa'nın 34. maddesinin ilk fıkrasının öngördüğühastalık yardımı, genel olarak sigortalının iyileşmesine kadar sürecek biçimdedüzenlenmiş, daha sonraki fıkralarında ise çeşitli süre sınırlamalarıgetirilmiştir. Hastalık yardımı altı ay sürecek bu süre içinde sigortalı iyiolursa yardım kesilecektir. Üçüncü fıkrasında, hastalığın geçmemesi durumundakoşullu birsüreye yer verildiği görülmektedir. Sigortalı altı ay sonundaiyileşmezse;
1. Tedaviye devam edildiği takdirde malûllük durumunun,önlenebileceği ya da önemli oranda azaltılabileceği,
2. Bu durumun, Kurum sağlık tesislerinin vereceği sağlık kuruluraporları ile tesbit edilmesinde süre 18 aya kadar uzatılabilecektir. Sözüedilen bu süre, hastalık yardımından-faydalanmanın üst sınırını göstermektedir.Eğer belirtilen koşullar yoksa 18 aya kadar tedavinin sürmesi olanağıbulunmayacaktır. Yeni bir hastalığa yakalanma durumunda bu sürelerin yenibaştan işleyeceği, başka bir deyişle, bu sürelerin aynı hastalıkla sınırlı olacağıdoğaldır. Sigortalı, 18 aylık sürenin sonunda da iyileşmediği takdirde Yasa'nın53. maddesindeki koşulların varlığında "malûl" sayılacaktır.
B- YASA KURALININ ANAYASA'YA AYKIRILIĞI SORUNU:
1. Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz yoluna başvuran Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, "SosyalGüvenlik Kuruluşlarından plan TC. Emekli Sandığı Yasası ile BAĞ-KUR Yasası'nıniştirakçilerinin hastalık yardımlarını düzenleyen hükümlerinde, 506 sayılıSosyal Sigortalar Yasası'nın 34. maddesinde belirtilen süre kayıtlarına benzerbir sınırlamanın olmadığı, bu sebeple de benzer sosyal güvenlik kuruluşlarınıniştirakçi ve sigortalıları arasında eşitsizlikyarattığı" gerekçesiyle sözkonusu hükmün iptalini istemiştir.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan yasa önünde eşitlik, herkesin,her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasalarınuygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİ düşünce, felsefİ inanç, din,mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasakatında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumunda olanlaraayrı kurallar uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasınıengellemektedir.Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlıtutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındakiözellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişikuygulamaları gereklikılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklıolan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumdaolanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa'nın amaçladığıeşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlikçiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeşolanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.Durumlarındaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar kamu yararı ya da başkahaklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumundaAnayasa'nın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz.
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararlarında, böylece vurgulandığıüzere eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmakta veyakamu yararı amacıyla yürürlüğe korutmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesinizedelediğinden söz edilemez.
Sosyal Sigortalar Yasası'nın 34. maddesindeki süreyle ilgiliitiraz konusu sınırlamanın bir zorunluluktan doğduğu söylenemez. Bir zorunlulukolsaydı Devletin diğer sosyal güvenlik kuruluşları ilgilileri için de aynıdüzenlemeleri getirmesi gerekirdi. Genelde Devletin mali gücünden kaynaklananbir zorunluluktan söz edilebilirse de Devlet, sosyal güvenliği sağlama ödeviniyerine getirirken alacağı önlemlerde gücünü, temel haklar yönünden kişilerarasında farklılıklar yaratmayacak biçimde kullanmak durumundadır. Çünkü, budüzenlemeler kapsamındakikimselerin "yaşama hakkı" bakımındanbirbirlerine bir üstünlük sağlamaması gerekir.
Hukuksal yönden farklılıklar, ancak, yaşama hakkı dışındaki diğerözellikler yönünden farklı bir uygulamayı haklı kılabilir.
Bu nedenle maddedeki sınırlama Anayasa'nın 10. maddesineaykırıdır. 2. Anayasa'nın 17. ve 56. Maddeleri Yönünden inceleme:
Anayasa'nın 17. maddesinin ilk tümcesi "Herkes, yaşama, maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..."biçimindedir.
Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı,birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temelhaklardandır. Bu haklara karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılması dadevlete ödev olarak verilmiştir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olandevlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçekhukuk devleti niteliğine ulaşacaktır. Hukuk devletinin amaç edindiği yaşamahakkının korunması, sosyal güvenliğin sağlanmasıyla gerçekleşecektir. Sosyalgüvenliği sağlayacak olan kuruluşların yasal düzenlemeleri "yaşama hakkıile maddi ve manevi varlığı koruma haklarını" zedeleyecek veya ortadankaldıracak hükümler içermemesi gerekir.
Bu konuda düzenlenen uluslararası kurallar da aynı amaca yönelikhükümler taşımaktadır. 16.6.1989 günlü, 3581 sayılı Yasa'yla onaylanan AvrupaSosyal Güvenlik Sözleşmesi'nin 13. maddesi de hastalık durumunda gerekli olantüm bakımların sağlanmasını öngörmektedir.
506 sayılı Yasa'nın 34. maddesinde öngörülen "... 18 ayakadar ..." sınırlaması, sağlık yardımı sonunda henüz iyileşmemiş vetedavisi sürmekte olan kişinin gerek yaşama hakkının gerekse maddi ve manevivarlığını koruma hakkının özünü zedeler bir nitelik taşıdığından Ana-yasa'nın17. maddesine ay ki n görülmüştür.
Anayasa'nın 56. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkraları yine devlete,kişilerin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak içinsağlık kuruluşlarının hizmetlerini, düzenleme, denetleme ve organize -etme gibigörevler yüklemiştir. Anlaşılmaktadır ki, devlet, kişilerin yaşamlarınısağlıklı biçimde sürdürmeyi sağlamak amacını çeşitli sosyal güvenlikkuruluşları ile gerçekleştirecektir. Devlet için bir görev, kişiler için de birhak olan bu amaç gerçekleştirilirken bu hakkı sınırlayıcı, bu haktanyararlanmayı zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa'nın 56. maddesine de aykırıdır.
3. Anayasa'nın 60. ve 65. Maddeleri Yönünden inceleme:
insanların yarınlarından emin olma düşüncesi sosyal güvenlikkuruluşlarına olan gereksinimi doğurmuştur. Çağdaş hukuk sistemleri"sosyal güvenlik" deyimini "sosyal risk" olarak belirtilenkimi tehlikelere karşı kişileri güvenceye almak görevini taşıyan kuruluşlar olaraktanımlamaktadır. Ayrıca, kişilerin "ekonomik güvencelerini" sağlayanönlemler olarak da düşünülebilir.
Sosyal güvenlik, uluslararası hukuk belgelerinde ve çağdaşAnaya-yasalarda temel bir hak niteliğinde görülerek "ekonomik ve sosyalhaklar" bölümünde düzenlenmiştir. Toplumun tüm bireylerim kapsamına almaçabalarının bir sonucu olarak sosyal güvenlik, temel bir insanlık hakkıgörünümü kazanmıştır.
Uluslararası kurallar açısından da incelendiği zaman sosyalgüvenlik hakkının temel bir insanlık hakkı olduğu görülmektedir. BirleşmişMilletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 de kabul edilen İnsan HaklarıEvrensel Bildirgesi'nin 22. maddesi "Her kişinin toplumun üyesi olaraksosyal güvenlik hakkına sahip olduğu" ilkesini koyduktan sonra, bu hakkıngelişiminin ulusal ve uluslararası işbirliği ile sağlanabileceğinivurgulamıştır.
İtiraz konusu 34. maddenin "... 18 aya kadar ..." olansözcükleri, temel olarak Anayasa'da yerini almış "sosyal güvenlikhakkını" bir süre sonra kullanılmaz duruma getirmekte, sosyal güvenlikhakkının öğelerinden biri olan sağlık yardımı bu sürenin sonunda etkisizkalmaktadır.
Anayasa'nın 65. maddesi, devletin sosyal ve ekonomikalandabelirtilen görevlerini yerine getirirken:
a) Ekonomik istikrarın korunması,
b) Mali kaynakların yeterliliği ölçütlerini gözönünde tutmasıgerektiğini belirtmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşlarından Sosyal SigortalarKurumu, işçiye sağladığı sosyal güvenceleri işçi ve işverenden kesilenprimlerle karşılamaktadır. Öte yandan kurum, görevini engelleyecek bir durumlakarşı karşıya kalırsa 4792 sayılı Yasa'nın 19. maddesinin 9. bendi gereğincegenel bütçeden yardım alabilecektir. Bu konuda, devletin yükümlülüğünden vekurumun güçlü bir mali yapıya sahip olmasından sorumlu tutulacağı söylenebilir.Bu sorumluluğunu da yerine getirirken yukarıda belirtilen ölçütlere uygundavranması zorunludur.
Anayasa'nın 65. maddesindeki bu sınırlama ile 506 sayılı Yasa'nın34. maddesindeki itiraz konusu "... 18 aya kadar ..." deyimi arasındabir ilişki kurulamaz. Anayasa'nın 60. maddesi kişilere "sosyal güvenlikhakkını" vermekle birlikte ikinci fıkrasında bunun için alınacaktedbirleri devlete görev olarak verirken 65. madde ile de bu göreve bazısınırlamalar getirmiştir. Ancak, 60. maddede belirtilen bu sosyal hak, yine Anayasa'nın17. maddesinde düzenlenen "... yaşama, maddi ve manevi ve varlığını koruma... hakkı" ile çok sıkı bağlantı içindedir. Dolayısıyla devlet ekonomik vesosyal alandaki görevlerini yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda"yaşama hakkını" ortadan kaldıran düzenlemeler yapamayacaktır. Bunedenle Anayasa'nın 65. maddesindeki sınırlamaları, 506 sayılı Yasa'nın 34.maddesindeki itiraz konusu "...18 aya kadar..." sözcüklerine uygulamaolanağı yoktur.
İtiraz konusu "... 18 aya kadar ..." sözcükleri Anayasa'nın60. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
Mustafa ŞAHİN bu görüşlere katılmamıştır.
VI- SONUÇ:
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 34.maddesinin üçüncü fıkrasındaki "... 18 aya kadar ..." sözcüklerininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Mustafa ŞAHİN'in karşıoyu veoyçokluğuyla,
17.1.1991 gününde karar verildi.
Başkan
Necdet DARICIOĞLU
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Güven DİNÇER
Üye
Haşim KILIÇ
KARŞIOYYAZISI
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 34. maddesi:"Hastalık hallerinde yapılacak sağlık yardımları sigortalının iyileşmesinekadar sürer.
Ancak, bu yardımlar sigortalının kurumca tedavi altına alındığıtarihten, başlayarak altı ayı geçemez.
Şu kadar ki, tedaviye devam edilirse, malullük halininönlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği kurumun sağlık tesisleri,sağlık kurulu raporları ile anlaşılırsa, bu süre 18 aya kadaruzatılabilir..." hükmünü içermektedir.
Bir uyuşmazlık dolayısıyla sözü edilen maddeyi uygulayan yerelmahkemenin kararını temyizen inceleyen Yargıtay'ın ilgili dairesi, Yasanın"tedaviyi 18 aylık süre ile sınırlı tutan" hükmünü Anayasa'nın 17. ve56. maddelerine aykırı görerek iptal dileğinde bulunmuş ve gerekçesini de,devlete vatandaşsağlığını koruma görevini yükleyen Anayasa'nın 17. maddesinin"Sosyal Haklar ve Ödevler" bölümünde yer almadığı için "devletinmali kaynaklarının yeterliliği" ölçüsünü koyan 65. maddenin kapsamıdışında kalacağı yorumuna dayandırmıştır.
Hiç kuşkusuz, Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılırken Anayasa'nın birhükmüne dayanılabileceği gibi, Anayasa'nın bir kaç kuralına veya genelilkelerine ve hatta tümüne egemen olan ilkelerine de, başka bir deyimleAnayasa'nın sözüne olduğu gibi özüne de dayanılabilir. Bu nedenle, her hükmükendi kapsam ve ereği içinde ele almak ve gerçekçi bir sonuca varabilmek içinde konuyu genel olarak düzenleyen hükümleriyle, bütün ayrıntılarına kadarbelirleyen hükümlerinin birlikte söz konusu olması halinde, genel hüküm-özelhüküm kuralım gözden uzak tutmamak gerekir.
Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevivarlığı" başlığını taşıyan 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir..." diyen hükmü, gerçekten temel haklar ve ödevlere ilişkin birdoğa kuralının Anayasal düzenlemesidir. Bu tür negatif statü haklarınınkullanılmasında devletin rolü, gölge etmeden ve karışmadan sadece gözetici vekoruyucu olmaktır. Esasen, bütün devletlerin ilk görevi, kişilerin can ve malvarlıklarını, özellikle başka kişiler yüzünden doğacak her türlü tehlikedenkorumaktır. Devletler bu ödevlerini hukuken ceza veya tazminat gibiyaptırımlarla yerine getirirler.
Halbuki, sağlık, öğrenim ve eğitim, çalışma, sosyal güvenlik vebenzeri pozitif statü hakları ya da Anayasa'nın deyimi ile "sosyal veekonomik haklar ve ödevler" vatandaşa, devletten olumlu bir davranış, birhizmet ve yardım isteme ve dilekte bulunma hakkı tanır. Zaten, Anayasa, devletebunları gerçekleştirmek bakımından aktif bir görev de vermiştir. İşin özüne bakılırsa,hukukça korunması gerekli en büyük değerin insan yaşamı, insan sağlığı olduğutartışmasızdır. Anayasa'nın 10., 17. ve 60. maddelerindeki kurallarındayanağını oluşturan temel felsefenin esası da budur.Anayasa'nın bu ilkeleri vesosyal hukuk devleti niteliği, devletin yoksul ve dar gelirlilere, ya harçsızve primsiz olarak, sağlık hizmeti sunması, ya da primli sistemde, buyurttaşların primlerini karşılamasına ilişkin sorumluluğu, Anayasa'nın 65.maddesi uyarınca "mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsü" ile sınırlıtutulmuştur. Demek ki, sosyal ve ekonomik hakların Anayasa'da yer almış olması,kişilere yargı yolu ile devleti zorlama hakkının nedeni olamaz. Devletin bukonudaki sorumluluğunu, ekonomik istikrarın korunmasını da gözeterek "malikaynakların yeterliliğine" bağlamıştır.
Sosyal Sigortalar Kurumu Anayasa'nın 60. maddesinin tüm yurttaşlaryararına devlete yüklediği "toplumsal güvenlik hakkını" sağlamaödevini, yurttaşlardan bir bölümü (işçi topluluğu) bakımından yerinegetirmektedir. Meslek hastalığı, iş kazası gibi yapılan işle illiyet bağlıbulunmayan bu gibi bünyesel hastalıkların masrafını işverene yüklemek ele doğruolamaz. Çünkü işverenin iradesi dışında ortaya çıkan bir zarardan sorumlututulmasını hukuk sistemimiz de kabul etmez.
İptali istenilen Yasa kuralı, 1451 sayılı Yasayla onaylanmış ve 15Ekim 1974 günlü Resmi Gazete'de yayımlanmış bulunan "Sosyal GüvenliğinAsgari Normları Sözleşmesi"nin 10. ve 12. maddelerinde öngörülen normlarlauyumlu olarak düzenlenmiştir. Anayasa'ya aykırı bir yönü yoktur. Bu nedenleitirazın reddi gerekirken aksi yönde kararı oluşturan çoğunluğun görüşünekatılmadım.
Üye
Mustafa ŞAHİN