ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayı: 1990/30
Karar Sayısı: 1990/31
Karar Günü: 29.11.1990
R.G. Tarih-Sayı :02.07.1992-21272
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU: İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 29.5. 1990günlü, Esas: 1990/523 sayılı kararıyla, 743 sayılı "Türk KanunuMedenisi"nin "Karının meslek veya sanatı" başlıklı 159.maddesinin Anayasa'nın 10., 59. ve 50. maddelerine aykırılığı savıyla iptalinekarar verilmesi istemidir.
I- OLAY:
Davacı vekili, gerek dava dilekçesinde, gerekse 14.4.1990 günlüdilekçesinde; bayan müvekkilinin evli bulunduğunu, halk türküleri sanatçısıolarak çalıştığını, kocasının kendisini âdeta pazarlayıp sömürmekte olduğunu,bunu önlemek için açtığı boşanma davasının devam ettiğini, boşanma davasıaçınca daha önce izin vermiş olan, çalışmasına bir şey demeyen davalı kocanınsırf ızrar kasdıyla çalışma izni vermediğini, eski izni geri aldığını, bunedenle Medeni Kanun'un 159. maddesi gereğince dava açıp mahkemeden izinistediğini bildirmiş ve ayrıca, karının, kocasının açık veya dolaylı izni ilebir iş veyasanatla uğraşabileceğini ve kocanın izinden kaçınması durumunda ...iznin hâkim tarafından verilebileceğini hükme bağlayan Medeni Kanun'un 159.maddesinin Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğunu, çünkü bu madde ile erkeğeayrıcalık tanındığını, cinsiyetidolayısıyla kadının kocaya köle yapıldığınıileri sürmüştür. Mahkeme, bu savların ciddi olduğu kanısına vararak Medeni Kanunun159. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
III-YASA METİNLERİ:
A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALI:
4 Nisan 1926 günü yayımlanıp 4 Ekim 1926 gününde yürürlüğe giren17.2-1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 159. maddesi şöyledir:
c) Karının meslek veya sanatı
"Madde 159. - Karı koca mallarını idare için hangi usulükabul etmiş olursa olsun karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile biriş veya sanatla iştigal edebilir.
Kocanın izinden imtinaı halinde karı, kendisinin bir iş veya birsanat ile iştigal etmesi birliğin veya bütün ailenin menfaati icabı olduğunuispat ederse, bu izin, hâkim tarafından verilebilir.
Koca, karısının bir iş veya sanat ile iştigalden men ettiğitakdirde keyfiyet kâtibiâdil marifetiyle ilân edilmedikçe, hüsnüniyet sahibiüçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez."
B. DAYANILAN ANAYASA KURALLARI:
1- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİdüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.*
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
2- "Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatınıgeliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliğiönlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.
Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasınıkolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır."
3- "Madde 50.- Kimse, yaşma, cinsiyetine ve gücüne uymayanişlerde çalıştırılamaz.
Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlarçalışma şartlan bakımından özel olarak korunurlar.
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.
Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları veşartları kanunla düzenlenir."
IV-İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca, Yekta GüngörÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, OğuzAKDOĞANLI, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve GüvenDİNÇER'in katılmalarıyla 11.9.1990 gününde yapılan ilk inceleme toplantısındadosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itirazkonusu yasa kuralıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri veöteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Eşitlik İlkesinin Medeni Yasalarda Aile Hukukuna UygulanmasınınKarşılaştırmalı Hukuk Yönünden İncelenmesi:
İsviçre'de l Ocak 1912'de yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyetitarafından alınarak 4 Ekim 1926'da yürürlüğe konulan Medeni Yasa, erkek vekadın eşitliği konusunda çağının diğer medeni yasalarından, örneğin Alman veFransız Medeni yasalarından daha ileri hükümler getirmişti. Nitekim 1804tarihli Fransız Medeni Kanununun 203. maddesi eşler arasındaki hukuksal eşitlikyerine, Roma hukukunun Patria Potestas'ına yani koca egemenliğine dayalı aileanlayışını benimsemiş ve karının kocasının sözünü dinlemekle yükümlü olduğukuralını koymuştur. Bunun sonucu olarak, evleninceye kadar her türlü hukukiişlemi yapmaya ehil olan kadın, evlendikten sonra bu işlemler için kocasınıniznini almak zorunda bırakılmıştır.
Alman Medeni Yasası, karıyı kocanın egemenliği altına sokmamış veancak kocaya evin yönetiminde tek başına karar verme ve karının üçüncükişilerle yaptığı sözleşmeleri birliğin yararına görmezse feshetme yetkilerinitanımıştır. (BGB, S. 1354, 1358). İsviçre Medeni Yasası 1912 yılında yürürlüğegirdiği zaman, aile hukukunda kadının yerini dönemin diğer iki büyük yasasındanfarklı ve daha ilerici bir anlayışla düzenlemiştir. Bu yıllarda batıda kadınhakları tartışılmaya başlanmış vebir anlayış kadın erkek eşitliğininayrıcalıksız olarak uygulanması yanlısı olurken; diğer bir tutucu anlayışerkeğin üstün haklarını savunmuştur. İsviçre yasakoyucusu ise ortalama bir yolizlemiştir. Nitekim İsviçre Medeni Yasası 11. maddesinin ikinci fıkrasında(Türk Medeni Yasası, madde 8, fıkra 2), medeni haklardan yararlanmada cinslerarasında eşitlik ilkesini getirirken, yasa dairesinde yararlanma sınırlamasınıda koymuştur. Aile hukuku düzenlemesine de yansıtılan bu eşitlik ilkesininistisnaları evlilik birliğinde karı ve kocanın karşılıklı hak ve borçlarında dabazı ayrımlar getirdi. Bu nedenle, 1912'lerde ilerici bir niteliği olmasınakarşın, Medeni Yasa'nın evli kadın ve erkek arasında hakların ve yetkilerinpaylaşımında tam bir eşitlik sağladığısöylenemez. Zira, evli kadın evlilikbirliğinin daha sağlıklı olacağı gerekçesiyle bazı hallerde kocanın egemenliğialtına konulmuştur. Gerçi, evli kadının kocayla eş-değerde vasiyet düzenleme,borçlandırıcı sözleşmeler yapma, dava açma haklarıyla, birliğinmutluluğunu veçocukların yetiştirilmesini sağlama, eşine sadık olma gibi borçları vardır(İMK. md. 159/11,III; TMK. md. 151/11, III).Fakat yasakoyucu kocayı aile reisisaydığından İMK. md. 160; TMK. md. 152) ona evin seçimi hakkım tanımış; (İMK.md. 160/ II; TMK. md. 152/ II);karının kocanın aile ismini alması (İMK. md.161; TMK. md. 153) yükümlülüğünü getirmiş; kocanın eşinin ve çocuklarınıniaşesini sağlama borcu olduğundan (İMK. md. 160/II, TMK. md. 152 / II)aileninortak mutluluğu için karıyı gücü yettiği kadar kocanın muavin ve müşavirisaymış ve evin bakımından kadını sorumlu tutmuştur (İMK. md. 163/11, TMK. md.153/11). Bundan başka, evin sürekli gereksinimleri için koca gibi karıya datanınan temsil yetkisi kötüye kullanılır ya da gereği gibikullanılamazsa,kocaya bu yetkiyi kısma veya tamamen geri alma yetkisi verilmiş (İMK. md. 164;TMK. md. 156) ve kocanın izni olmadan kadının bu yetkiyi aşamayacağıbelirtilmiştir (İMK. md. 166; TMK. md. 158).
Mal rejimlerinde de kocaya kimi ayrıcalıklı haklar tanınmıştır.Örneğin, mal ayrılığında karının, mallarının yönetimini kocaya bırakmasıdurumunda evliliğin devamınca hesap sormaktan vazgeçtiğinin ve mallarının bütüngelirlerini ev masraflarına karşı kocasına bıraktığının varsayılması TMK. md.186/11),mal birliği rejiminde birlik mallarının yönetiminin öncelikle kocayaait olması (TMK. md. 196/ I), karısının şahsi mallarından yararlanma hakkıbulunması (TMK. md. 197), karının bir mirası kocasının izniyle reddedebilmesi(TMK. md. 200), mal ortaklığındada buna benzer hükümlerin yer alması (MK: md.212. 214, 214/2),'yine karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı rejimikapsamındaki mallara ilişkin karı koca arasındaki hukuki tasarruflarla, kocayararına karı tarafından üçüncü kişilere karşı üstlenilen borçların sulh hukukyargıcının onanıma bağlı tutulması, kadını koruma gerekçesiyle de olsa,hukuksal konumunun kocasına göre farklı kurallara bağlandığını göstermektedir(MK. md. 169). Velayet hakkının kullanımında ana babanın uyuşamaması üzerinebabanın oyunun üstünlük taşıması da koca lehine, kadın aleyhine yaratılmış bireşitsizliktir (MK. md. 263).
Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Medeni Yasa, kocanın ailebaşkanı olduğunu kabul ederek karı ve kocanın aile hukukundan kaynaklanan hakve borçlarını bu eksen üzerine oturtmuş; sonuçta kocaya, karınınkinden farklıve üstün haklar tanımıştır.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kadının sosyal ve ekonomik hayattakazandığı yer, kadın erkek eşitliğinin yeni boyutlarda yorumunu gündemegetirdi. Batının büyük medeni yasaları koca egemenliğine dayalı aile modeliniyeniden gözden geçirerek tüm eşitsizlikleri kaldırdı ve eşlerin hukuksaleşitliği üzerine kurulan yeni bir aile yapısı kurdu. Örneğin Fransız MedeniYasası 13 Temmuz 1965 günlü yasayla değiştirildi ve karınınkocasının iznigerekmeden mesleğini kullanabilmesi kuralı getirildi (CCFR. md. 223). Eşlerinher birinin evliliğin yükümlülüklerini paylaşma ve geri kalan kazancı üzerindeserbestçe tasarruf edebilme yetkisi tanındı (md. 224). Eşlerin her birineçocuklarının eğitilmesi, yetiştirilmesi ve evin gereksinimlerini karşılayacaksözleşmeleri yapma yetkisi verildi ve doğan borçlardan eşlerin ortaksorumluluğu kabul edildi (md. 220).
Fransız Medeni Yasası'nda yasal mal rejimi mal ortaklığıydı. Burejimde koca, karısının malları üzerinde mutlak tasarruf yetkisine sahipti.Karının tasarruf ehliyeti kaldırılmıştı (CCFR. md. 1400 vd.). 13 Temmuz 1965'degetirilen değişiklikle eşlerin evlendikten sonra herbirinin veya ortak olarakmeslekleriyle kazandıkları ekonomik değerler veya eşlerin kişisel mallarındanelde ettikleri sermaye ve gelirler kazanç ortaklığını oluşturdu. Ancak, eşlerinbu tür gelir ve kazançlarının tamamını ortaklığa mutlaka koyma zorunluluğu dayoktur. Zira evin gereksinimleri için eşlerin yapacakları masraflar dışındakitasarruflarım diledikleri gibi sarf yetkileri vardır.
Alman Anayasası'nın 3. maddesinin ikinci fıkrası: "Kadın veerkek eşittir" kuralını koymakta, 117. maddesi de yasalardaki kadın erkekeşitliğine aykırı hükümlerin düzeltilmesini emretmektedir. Ancak, bu düzeltmeçalışmaları için 3 Mart 1953'e kadar verilen sürede yasa koyucu gerekli yasalçalışmaları başaramadı. Alman Anayasa Mahkemesi 1954 yılında, "temelhaklarla ilgili hükümlerin derhal uygulanması gerektiğine ve bu haklarınuygulamasız bırakılmasının mümkün olamayacağına" karar verdi(Bundesgesetzblatt, 1954, s. 10).
Sonuçta 1.7.1957 günlü, kadın, erkek eşitliğini düzenleyen yasayürürlüğe girdi (Gleichberechtiounnsgesetz). Bu yasa özellikle Alman MedeniYasası'nın aile hukukundaki kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerini kaldırdı.Koca egemenliğine dayalı aile yerine eşlerin ortak sorumluluğunu ilke kabuleden aile modelini getirdi. (§ 1354). Kocanın karısının çalışmasını engellemehakkı veren §. 1357'yi değiştirdi ve ev işleriylebağdaştığı ölçüde kadınaçalışma özgürlüğü getirdi. Çocuğun velayetini ana babanın anlaşarak yürütmelerikuralını koydu (§. 1627). Mal rejimlerinde de kocanın ayrıcalıklarıkaldırılarak kazanç ortaklığını yasal mal rejimi olarak kabul etti (§. 1363).Bu rejimde eşlerin evliliğe getirdikleri ve evlilik süresince kazandıklarıekonomik değerler bir bütün oluşturmayıp, her birinin mülkiyetinde kalmakta,(§. 1363); eşler bu mal varlığından serbestçe yararlanabilmektedir (§. 1364).Ancak bir eş diğerinin rızası olmadan mal varlığının bütünü üzerinde taahhütveya tasarruf işlemleri yapamaz (§. 1365, 1369). Eşler, çalışmaları ve malvarlıklarıyla aileye düzenli olarak bakmakla yükümlüdürler (§. 1360). Yasa,aile hukukunun eşler arasındaki eşitsizlik yaratan diğer öbür hükümlerinieşitlik kuralının gereklerine göre düzeltmiştir.
Türk Medeni Yasası'ndaki koca egemenliğine dayalı aile modeligünümüzde de yürürlüktedir. Ancak, 1984 yılında Adalet Bakanlığı'nca hazırlananve yayımlanmış olan Türk Medeni Kanunu Öntasarısı eşler arasında eşitliğisağlayan çağdaş çözüm önerileri getirmektedir. Eşler aile gereksinimlerininkarşılanmasında güçleri oranında katkıda bulunurlar, md. 149; eşleroturacakları evi birlikte seçerler, md. 148; eşlerden her biri ortak yaşamındevamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsilederler, md. 151; evlilik birliğinin temsil yetkisinin kullanıldığı hallerdeeşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen borçlu olurlar, md. 152; eşlerden herbiri meslek ve sanat seçiminde ve bunların icrasında diğer eşin ve evlilikbirliğinin menfaatlarını gözönünde tutarlar, md. 155.
Mal rejimlerinde de eşitlik kuralına uygun düzenlemeler yapılmış,mal ayrılığı rejiminde karının mal varlığının yönetimini kocaya bırakmaksuretiyle hesap sormaktan vazgeçtiği varsayımı kaldırılarak her bir eşin kendimalvarlığı üzerinde yönetim, yararlanmak ve tasarruf haklarının olduğu kuralıgetirilmiştir (ön tasarı, md. 177). Eğer bir eş, mallarının yönetimini diğer eşebırakırsa, aksi kararlaştırılmadıkça, vekâlet hükümlerinin uygulanacağı kabuledilmiştir (ön tasarı, md. 175).
Özetlenen karşılaştırmalı hukuk düzenlemelerinden çıkan sonucagöre, çağdaş yasalar aile hukukunda yaptıkları reformlarla karı kocanın yenihukuksal konumlarını kadın erkek eşitliği ilkesine dayandırmakta ve eski, kocaegemenliğine göre getirilmiş çözümleri kaldırmaktadır. Adalet Bakanlığı'ncahazırlanan Ön Tasarı'nın kadın erkek eşitliğini aile hukukuna yansıtan yenihükümleri henüz yasalaşmamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin Medeni Yasanın ailehukukunda eşler arasında eşitsizlik yaratan ve kocaya üstünlük kazandıran tümhükümlerini kendiliğinden inceleme ve anayasaya uygunluk denetimi yaparakaykırı bulduklarını iptal etme yetkisi yoktur. Zira, Anayasa Mahkemesi, ancakiptal davası yada mahkemelerden itiraz yoluyla gelen yasaları veya bunlarınbelirli hükümlerinin anayasaya aykırılığı savlarını inceleyebilir. İncelenenolayda İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, Medeni Yasa'nın 159. maddesininAnayasa'nın 10, 49 ve 50. maddelerine aykırı olduğu savıyla başvurduğundan bumaddenin anayasaya uygunluk denetimi yapılmaktadır. Aile hukukundaki tümeşitsizliklerin kaldırılarak eşlerin hukuksal konumlarının Anayasa'daki tameşitlik kuralına oturtulması yasakoyucunun takdirine düşen bir görevdir.
B. Medeni Yasanın 159. Maddesinin Anayasanın 10., 49., ve 50.Maddelerine Aykırılık Savlarının Anayasa ve Uluslarüstü Sözleşmeler Yönündenİncelenmesi:
a) Anayasa'nın 10. Maddesine Aykırılık Yönünden İnceleme:
1- İtiraz eden mahkeme, Anayasa Mahkemesi'ne başvuru kararında:"Anayasanın 10. maddesi (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet ... ayrımıgözetmeksizin kanun önünde eşittir) demektedir. Olayımızda da görüleceği üzeredavacı kadın olduğu için eşitlik ilkesi onun aleyhine bozulmuş, kocaya erkekolduğu için üstünlük tanınmış kadının çalışması MK. 159. maddesi gereğincekocanın iznine bağlanmıştır. Bu durum Anayasanın yukarıda belirtilen 10.maddesindeki eşitlik ilkesine uymamaktadır" demektedir.
Anayasa'nın 10. maddesindeki "Herkes ... cinsiyet ... ayrımıgözetilmeksizin kanun önünde eşittir" hükmü bir program madde; yani teorikve ideal bir düşünceyi yönlendiren bir madde değildir. Gerçi bu madde, AlmanAnayasası'nın ikinci maddesinin ikinci fıkrasındaki: "Kadın ve erkekeşittir" tümcesi kadar açıklık taşımamaktadır. Bununla birlikte, 1961Anayasası'nın 12- maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik kuralı, AnayasaMahkemesi'nce çeşitli iptal davalarında veya itiraz başvurularındaiçtihatlarını konusu olmuş ve bu kural 1982 Anayasası'nın 10. maddesinde de yeralmıştır. Anayasa Mahkemesi incelemelerinde de kavramı geliştirmeye devametmiştir. Böylece eşitlik kavramı, soyuttan somuta indirgenmiş ve bir yasahükmünün eşitlik kuralına aykırılığı savının çözümünde sık başvurulan bir normniteliğini almıştır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi10.3.1964 günlü Resmi Gazete'deyayımlanmış olan 25.10.1963 günlü Esas: 1963/ 148 Karar: 1963/256 sayılıkararında: "Cinsiyet yasa önünde eşitliği engelleyen bir nedendeğildir" açıklamasıyla, kadın erkek eşitliğini belirgin durumagetirmiştir.
Kadın erkek eşitliği, kadının erkekle eşit konuma getirilmesiolarak yorumlanmalıdır. Bunun aksi, yani erkeğin, daha kısıtlı haklan olankadınla eşit duruma getirilmesi eşitlik kuralını olumsuz yönde yorumlama veuygulama anlamına gelir. Oysa, kadın-erkek eşitliğininamacı, her iki cinsinbenzer ancak eşit olmayan yönlerinin olumlu doğrultuda hukuksal olarak eşitduruma getirilmesidir. Kuşkusuz, benzemeyen yönleri için yapılan farklıhukuksal düzenlemeler -örneğin kadına doğum izni verilmesi gibi- bu eşitliğietkilemez. Zira kadın ve erkeğin benzemeyen yönlerine ilişkin hukukkurallarının amacı, eşitliği sağlamak değil; her iki cinsin farklıözelliklerine hukuksal alanda çözüm getirmektir.
Kadınla erkeğin eşitliği, iki cins arasındaki eşitsizliği yaratandeğer yargılarının değiştirilmesini gerektirir. Çağlar boyu toplumların büyükkesiminde erkeğin kadına üstünlüğü yerleşik bir değer yargısı durumunagetirilmiş ve bu yargının temelinde, kadının âciz, erkek tarafından korunmayamuhtaç bir varlık (inbeccillitas sexus) olduğu varsayımı yer almıştır. Örneğin,onbirinci yüzyılda Çin felsefesi, kadının en aşağı bir mahlûk olduğunu,birlikte yaşadığı kişiler tarafından acı çektirilmesinin doğal bulunduğunusavunuyordu. Ortaçağ Avrupa'sında da kadının eziyet edilmeye kendisinialıştırması öğretiliyor; erkeğin karısını dövmesi kilise hukukunda haklıbulunuyordu. Kocasını tehdit eden, hırsızlık yapan, rahibe karşı çıkan kadınöldürülüyordu. Semavi dinlerin kadının özgürlüğünde ve haklarını kullanmadaolumlu katkıları olmuşsa da, uygulamada kadın ve erkek eşitsizliğigiderilememiştir. Kamu hukuku alanında kadın aleyhine olan eşitsizlikler dahaçabuk giderilerek kadınlar erkekle eş kamusal haklan elde etmişlerdir. Özelhukuk alanında ise, kadın erkek eşitsizliği özellikle aile ve mirashukukundaetkisini sürdürmüştür. Örneğin, 1804 tarihli Fransız Medeni Yasası'nın yapımınıbaşlatan Napoleon Bonapart: "La nature a fait de nos femmes nos esclaves =Doğa, kadınlarımızdan kölelerimizi yaptı" diyebilmiştir. Bu düşünce biçimiFransız MedeniYasası'nda evli kadını, kocasının vesayetine konulmuş, tasarrufyetkileri önlenerek çocuklaştırılmış, malları kocanın tasarrufuna terkedilmiş,çalışma hakkı kocanın izin ve takdirine bırakılmış bir eş olması sonucunugetirmiştir.
1912 tarihli İsviçre Medeni Yasası, kadın erkek eşitliğine olumluyaklaşan, çağının ilerici bir yasası sayılıyordu. Ancak, özellikle aile hukukukitabında koca egemenliğine üstünlük tanıyan aile modelini seçti. Bu yüzdenevli kadının aile hukukundan kaynaklanan kimi haklarına kısıtlamalar getirdi.
Türk Medeni Yasası 1926 yılında İsviçre Medeni Yasasından alındığı(iktibas edildiği) zaman, şeriat hükümlerine göre düzenlenmiş olan ailehukukundaki kadın erkek eşitsizliği kimi yönleriyle terkedilmiş oldu. Örneğin,kocanın karisini dövme hakkı, dört kadına kadar evlenebilmesi, velayet hakkınatek başına sahip olması, dilediği zaman eşini boşayabilmesi gibi ayrıcalıklarayalnız koca sahipti. Medeni Yasa, Türk aile hukukuna tek evlilik (monogami)kuralını getirdi ve eski hukuktaki erkeğetanınan öbür üstünlükleri kaldırdı.Türk Medeni Yasası bu yönüyle ilericiydi. Ancak, İsviçre'de evli kadınınstatüsüne getirilen ve kocanın hukuksal konumuna göre iki cins arasındakieşitliği bozan bazı kısıtlamalar, Medeni Yasa'nın kabulü ile Türk aile hukukunada aynen getirilmiş oldu. Bu gün bu kısıtlamalar yönünden Medeni Yasa'nın karıkocanın hukuksal konumlarını düzenleyen kimi hükümleri, kadın erkek eşitliğikuralına ters düşmekte ve çağdışı sayılmaktadır.
Medeni Yasa'nın 159. maddesi de bugün modern aile hukukunundayanağı sayılan "eşlerin eşit haklara sahip olmaları" ilkesi veAnayasa'nın 10. maddesindeki kadın erkek eşitliği kuralıyla bağdaşmamaktadır.Zira, birinci fıkra: "Karı ve koca mallarını İdare için hangi usulü kabuletmiş olursa olsun, kan,kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veyasanat ile uğraşabilir" demek suretiyle, kocaya, karısının işini görmesiveya mesleğiyle uğraşı için izin verme üstünlüğünü tanımıştır. Gerçi MedeniYasa' da mal ayrılığı yasal rejim olduğu için (MK.md. 170) kocanınyasaklamasına rağmen mesleğine veya işine başlayan karının üçüncü kişilerleyaptığı sözleşmeler ve hukuki tasarruflar geçerlidir. Ancak, karının bu yasağakarşı gelişi, yargıç tarafından haklı bulunmadıkça (MK. md. 159/11) şiddetligeçimsizliğe neden olduğu takdirde boşanma davasında kusurlu olduğuna ilişkinaleyhine fiili bir karine yaratmış olur (MK. md. 134). Eşler mal birliği veyamal ortaklığı rejimlerinden birini seçmişse karının meslek veya işinisürdürmesine izin vermeyen kocanın,yasaklamasını noter aracılığıyla üçüncükişilere duyurması gerekir. Böyle davranmışsa, kadın üçüncü kişiyle yaptığıhukuki işlemlerinden doğan borçlarından birliğe giren tüm mallarıyla değil;yalnız mahfuz mallarının değeri oranında sorumlu olur. Koca ilânvermese de kötüniyetli üçüncü kişilere karşı da sonuç aynıdır (MK. md. 204/11, 217/11).
Anayasaya uygunluk denetimi bakımından önemli olan, karınınmesleğini yürütebilmesi ve işini sürdürebilmesi için kocanın iznine muhtaçolmasıdır. Koca izin vermezse karının yine de çalışabilmesi; ancak budavranışının bir boşanma nedeni sayılabilmesi ve mal rejimlerinin türüne göreüçüncü kişilere karşı karının mali sorumluluklarının değişik olması anayasaldenetimin dışında bir sorundur. Kocanın, eşinin mesleğini veyaişini yürütmesiiçin izin vermesi veya uygun görmezse izin vermemesi kadının kişilik haklarınıihlâl ettiği gibi Anayasa'nın 10. maddesindeki yerini bulan kadın erkekeşitliği ilkesine de aykırılık oluşturur.
2- aa) 10 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ncakabul ve ilân olunan; 27.5.1949 günlü, 7217 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmışbulunan (DüsturIII,C. 30, S. 1020) İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'ninBaşlangıç kısmında: "Birleşmiş Milletler halklarının andlaşmada,insanların temel haklarına, insan kişiliğine, onur ve değerine olan inançlarınıbelirtmiş oldukları" açıklanmakta, 1. maddede "Herkes, ırk, renk,cinsiyet, ... ayrımı gözetilmeksizin bildirideki tüm haklardan ve özgürlüklerdenyararlanabileceğini bildirmekte; yine 7. maddede "Herkes yasa önündeeşittir" denildikten sonra, 16. maddenin birinci fıkrasında "Evlenmeçağına gelen her erkek ve kadın ırk, uyrukluk ve din bakımından hiçbirkısıtlamaya uğramaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir. Erkek vekadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşithaklara sahiptir" hükmü getirilmektedir. Anayasa'nın Başlangıcında TürkiyeCumhuriyetinin "Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip, şerefli birüyesi" ve 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin "...insan haklarınasaygılı ... bir hukuk Devleti" olduğu; 12. maddesinde herkesin"kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak vehürriyetlere sahip olduğu", 10. maddesinde, "cinsiyet ayrımı yapılmaksızınherkesin kanun önünde eşit bulunduğu" vurgulanarak İnsan Hakları EvrenselBildirgesi' nin "Başlangıç"ına, 1. ve 7. maddelerine yollamayapılmakla Bildirge hükümleriyle Anayasa ve iç hukuk ilkelerinin uyumlu olmasıgereği belirtilmiş olmaktadır.
bb) Öbür yandan Roma'da 4 Kasım 1950'de T. C. Hükümeti'nin dekatıldığı taraf devletlerce imzalanmış olan "insan Haklarının ve AnaHürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi" 3 Eylül 1953'deyürürlüğe girmiştir. T. C. Hükümeti 20 Mart 1952'de Paris'te "İnsanHaklarının ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine Ek Protokolü" daimzalamıştır. Belirtilen Sözleşme ve Protokol 10.3.1954 günlü 6366 sayılı"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve buna ekProtokolün Tasdiki Hakkında Kanun"la onanmıştır. Bu Sözleşmenin"Başlangıç" kısmında: "Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyiüyesi hükümetler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 deilân edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni bu bildirinin metninde açıklananhakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedefaldığını; Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlikkurmak olduğunu ve insan haklarıyla temel özgürlüklerin korunması vegeliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu; 14.maddesinde desözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanmada cinsiyet,ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka görüşler, ulusal veya sosyal köken,... veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmedensağlanacağını" bildirmektedir. Bu suretle,Türkiye Cumhuriyeti Devleti,İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa sözleşmesinikabul ederek 1948 Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi'ndeki temelözgürlükleri ve insan haklarını iç hukukunda uygulayacağını bir kere dahaaçıklamış olmaktadır. Esasen, incelenmekte olan, kadın-erkek eşitliği veherkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak veözgürlüklere sahip olduklarına ilişkin ilkeler, her iki sözleşmede yer alandüzenlemelere benzer biçimde, Anayasa'nın10. ve 12. maddelerinde bulunmaktadır.
cc) Evli kadınla erkeğin eşit haklara sahip oldukları, İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ye (Ek) 7 nolu protokolün5. maddesinde de ifadesini bulmuştur: "Eşler evlilikleri bakımından,evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda kendi aralarında veçocukları ile olan ilişkilerinde medeni nitelikteki haklar ve sorumluluklaryönünden eşittirler."
Bu protokol Türkiye tarafından 14.3.1985'de imzalanmıştır.
dd) 3232 sayılı Yasayla katılmamız uygun bulunan, l Mart 1980'deimzaya açılan ve 3 Eylül 1981'de yürürlüğe giren "Kadınlara Karşı HerTürlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine katılmamızın onaylanması, 31.5.1963günlü 244 sayılı Yasa'nın 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 24.7.1985'dekararlaştırılmışve bu sözleşme 14 Ekim 1985 günlü, 18898 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 25. maddesinin 3. bendine göre: "İşbusözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinetevdi edilecektir". 4. bendine göre de: "İşbu sözleşme bütündevletlerin katılmasına açıktır. Katılma belgesinin Birleşmiş Milletler GenelSekreterine tevdi edilmesiyle katılma gerçekleşecektir."
Dışişleri Bakanlığı'nın, Birleşmiş Milletler Nezdinde TürkiyeDaimi Temsilciliğine gönderdiği 5.12.1985 günlü, CTUK 721.701.30-220 sayılıyazıda: "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi' nekatılmamız 24.7.1985 tarih ve 85/9722 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ileonaylanmış olup, buna ilişkin katılma belgesiilişikte sunulmuştur"denilmekte, bu suretle 25. maddenin 4. bendindeki koşul gerçekleşerek TürkiyeCumhuriyeti Devletinin bu sözleşmeye katılımı sağlanmış olmaktadır.
Sözleşmenin önsözünde: "Taraf devletler Birleşmiş MilletlerYasası' nın temel insan haklarına, insan itibar ve kıymetine ve erkeklerlekadınların eşit haklara sahip olmaları gereğine inancı tekrar teyit ettiklerinikaydeder,
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin İnsanlara karşı ayrımcılığınkabul edilemezliği prensibini teyit ettiğini ve tüm insanların özgür doğduğunuve eşit itibar ve haklara sahip olduklarını ve bu beyannamede böylece ilerisürülen tüm haklar ve hürriyetlerin, cinsiyete dayalı olanlar dahil, hiçbirayrıma tâbi kılınmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini kaydederek,
İnsan haklan sözleşmelerine taraf devletlerin, kadınlar ileerkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasİ haklardan eşitolarak yararlanmalarını temin mükellefiyeti bulunduğunu kaydederek,
Ancak, bu çeşitli belgelere rağmen kadınlara karşı ayrımcılığınhale devam etmekte oluşundan endişe duyarak,
Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan şeref vehaysiyetine saygı ilkelerini ihlâl ettiğini, kadınların erkeklerle eşit olarakülkelerinin siyasİ, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarınıengellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel teşkil ettiğini vekadınların ülkeleri ve insanlık hizmetine de kullanabilecekleri olanaklarınıgeliştirmesini zorlaştıracağını kaydederek,
Hakkaniyet ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzeninkurulmasının kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli biraşama teşkil edeceğine inanarak...
Erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleşmesi içinkadınlar ile erkeklerin toplumdaki geleneksel rollerinde bir değişiklikihtiyacı bulunduğuna vâkıf olarak ... aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır"denilmektedir.
Bu sözleşme'nin 1. maddesi, kadın erkek eşitliğine dayalı olanmedeni hakların ve diğer alanlardaki insan hakları ve özgürlüklerinintanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen, ortadankaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi birayrımı, yoksunluk ya da kısıtlama saymaktadır.
2. madde, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınayarak, tarafdevletlerin; (a) bendine göre kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi ulusalanayasalarına ve diğer ilgili yasalara, henüz girmemişse almayı ve yasalarla vediğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını ve (c) bendinde kadın haklarınınerkeklerle eşit olarak yasalkorunmasını sağlamayı, (f) bendinde kadınlara karşıayrımcılık oluşturan yasa, yönetmelik, âdet ve uygulamaları değiştirmek ya dakaldırmak için yasal düzenlemeler de dahil, gerekli bütün önlemleri almayıtaahhüt ettiklerini açıklamaktadır.
Özellikle, inceleme konusu olan Medeni Yasa'nın 159. maddesiyleilişkisi bulunan Sözleşme'nin 15. ve 16. maddelerinde şu hükümler yeralmaktadır: Madde 15, bend 2: "Taraf devletler medeni haklar bakımındankadınlara erkeklerinkine benzer hukuki ehliyet ve bu ehliyeti kullanmak içineşit fırsat tanıyacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin maddenin 3. bendine, Medeni Yasa'nın 159. maddesini dikkate alarak, çekince koyduğu anlaşılmaktadır. Oysa MedeniYasa'nın 159. maddesine göre kocanın, iş veya mesleğini sürdürmek isteyenkarıya izin vermemesi, hukuki ehliyetini sınırlaması anlamına gelmemektedir.Kocanın yasaklamasına karşın, karı her türlü hukuki işlem yapma ehliyetinesahiptir.
Evli kadının izinsiz çalışmasının hukuki sonuçları ayrıca yukarıda(b. l)'de incelenmiştir. Şu halde konulan çekince, Medeni Yasa'nın 159.maddesinin Sözleşme'ye aykırılığını dondurmaya elverişli değildir. Buna karşın,sözleşmenin 16. maddesinin l / g fıkrası: "Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil,kan ve koca için eşit haklar sağlanacağını" açıklamaktadır. Karının,kocanın açık veya dolaylı izniyle bir iş veya sanatla uğraşabileceğini öngörenMedeni Kanun'un 159. maddesi hükmü eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığından,sözleşmenin 16. maddesinin l/g fıkrasına açıkça ters düşmektedir. Türkiye, bufıkraya 159. madde bakımından bir çekince de koymamıştır.
Anayasa'nın 10. maddesindeki "iki cinsin eşitliği"kuralı ile yukarıda ayrıntılı biçimde incelenmiş olan, gerek cinsiyet ayrımıgözetilmeksizin kadın ve erkeğin kanun önünde eşit haklara sahip olduklarını,gerekse aile hukukunda karı ve kocanın eşit haklan olduğu kuralını vurgulayanİnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'nin "Başlangıç" kısmıyla L, 7. ve16. maddeleri; İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerinin Korunmasına DairAvrupa Sözleşmesi'nin "Başlangıç"Kısmı; bu Sözleşme'nin eki olanTürkiye Cumhuriyeti'nce imzalanmış, ancak henüz onaylanmamış olan 7 noluProtokolünün 5. maddesi; Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın ÖnlenmesiSözleşmesi'nin "Önsözü"; ile 14. maddesi; 3232 sayılı Yasaylakatılmamız uygun bulunan ve 3 Eylül 1981'de yürürlüğe giren "KadınlaraKarşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin "Önsözü"; 1. ve2. maddesinin (a), (c), (f) bentleri ile 16. maddenin l/ g fıkrasının uyumiçinde olduklarında bir duraksama yoktur.
Buna karşın, Medeni Yasa'nın 159. maddesinin kocanın, karının işveya mesleğini yürütmesine izin vermesini öngören düzenlemesi; TürkiyeCumhuriyeti'nin de taraf olduğu, Türk iç hukuku bakımından kanun niteliğikazanmış olan uluslararası sözleşmelerde evrenselleşmiş "Kadın, erkekeşitliği" ve "karı ile kocanın eşit medeni haklara sahipoldukları" kuralına ve bu kurallarla uyum içinde olan Anayasa'nın 10.maddesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanunu'nun 159. maddesinintümüyle iptali gerekir.
b) Anayasa'nın 49. Maddesi Yönünden İnceleme:
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Medeni Yasa'nın 159. maddesininAnayasa'nın 49. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık savının gerekçesinde :"20. yüzyıla girdiğimiz, herşeyin dev adımlarla ilerlediği şu dünyamızdakadınların çalışmasına daha fazla gerek duyulduğu kuşkusuzdur. Çalışmahayatında kadınlar daha fazla emek sarfetmekte, her alanda ön plânda yeralmaktadır. Modern çalışma hayatında erkeğin ekonomiye katkısı ne ise, kadınında aynıdır. Bazı alanlarda daha fazladır..." demiştir. Anayasa'nın 49.maddesinin birinci fıkrasında: "Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir"denilmektedir. Madde, Anayasa'nın "Temel haklar ve ödevler" başlığınıtaşıyan İkinci Kısmı'nın "Sosyal haklar ve ödevler" bölümünde yeralmakta olup kişininen önemli temel haklarından birini oluşturmaktadır.
Alman ve Fransız Medeni Yasalarındaki gibi Medeni Yasa'nın 159.maddesinin düzenlendiği 20. yüzyıl başlarında evli kadının görevleri ev işi,çocukların bakımı ve büyütülmesi, kocasına yardım olarak sınırlı düşünülmüş veerkek otoritesine dayalı, ataerkil aile modeli seçilmiştir. Ancak, yüzyılınbaşından bu yana hızla gelişen sanayi, toplumların ekonomik, sosyal ve hukuksalyapılarında ve bireylerin düşüncelerinde derin değişiklikler yaptı. Budeğişikliklerinsanların eşit doğdukları ve eşit haklara sahip olduklarıinancını da asrın ortak sloganı haline getirdi. Cinslerin eşitliği ilkesi aileyapısını da etkileyerek karı kocanın hukuksal eşitliği; eşit haklara sahipoldukları görüşü üstünlük kazandı.
Evli kadın, aile birliğindeki görevleri yanında birlik yararınaolacak mesleki faaliyet ve çalışma özgürlüğünü de elde etti. Kocanın izninialma yerine, eşiyle anlaşarak çalışma olanağını sağladı. Evli kadını da içeren,kadın erkek eşitliği ile ilgili iki uluslararası sözleşmedeki konuyla ilgilimaddeler de şöyledir:
Türkiye Cumhuriyeti tarafından da 3232 sayılı Yasa'yla kabuledilmiş olan "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın ÖnlenmesiUluslararası Sözleşmesi" nin 11/1 maddesinde taraf Devletlerin, kadınerkek eşitliği esasına dayanarak erkeklerle eşit haklara sahip olmalarınısağlamak için aşağıda belirtilen konularda kadınlara karşı ayrımı önleyen bütünuygun tedbirleri almaları öngörülmüştür:
a) Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,
b) istihdam konularında eşit seçim kıstasları uygulaması da dahil,erkeklerle eşit istihdam imkânlarına sahip olma hakkı,
c) Serbest olarak meslek ve iş hakkı,
d) Sosyal yardımlar dahil, eşit ücret hakkı."
11/2. maddede de, evlilik ve analık nedeniyle kadınlara karşı olanayrımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak üzere, taraf Devletler şuönlemleri almakla zorunlu tutulmuşlardır :
a) Hamilelik ve analık iznine veya evliliği bağlı olarak iştençıkarma ayrımını yasaklamak ve bu ayrımı yapanları cezalandırmak,
b)Önceki iş, kıdem ve sosyal haklar kaybedilmeksizin, ücretliolarak analık izni veya benzer sosyal içerikli tazminatlar vermek,
c) Özellikle çocuk bakımevi ağının tesisi ve geliştirilmesiyoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamuhayatına katılma ile birleştirmeyi mümkün kılan destekleyici sosyalhizmetlerinin sağlanmasını teşvik etmek,
d) Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlaraözel koruma sağlamak.
3581 sayılı Yasa'yla katılmış olduğumuz Avrupa Sosyal Şartı'ndaevli kadının da statüsünün özellikleri gözetilerek konulan, çalışma hayatındakadın erkek eşitliği temeline dayalı hükümler bulunmaktadır.
Sözleşme'nin başlangıç kısmında: "Sosyal haklardan yararlanmanınırk, renk, cinsiyet ... ayrımı yapılmaksızın güvence altına alınması"gereği belirtilmekte; I. Bölümün 14. maddesi "Herkes sosyal refahhizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir"; 16. madde: "Toplumuntemel birimi olan aile, tam gelişmesini sağlamak amacıyla, uygun sosyal hukukive iktisadikorunmaya hak sahibidir", 17. madde: "Medeni hallerine veaile ilişkilerine bakılmaksızın, anneler ve çocuklar, uygun bir sosyal veekonomik korunmaya hak sahibidir" hükmünü içermek suretiyle geneldekadının da erkekler gibi ve onlarla eşit düzeyde sosyal,ekonomik ve hukuksalkorunmaya hakkı olduğu belirtilmekte veII.Bölüm, 1. madde de çalışma hakkınınetkin kullanımını sağlamak üzere taraf devletlerin, işçinin serbestçe girdiğibir meslekte hayatını kazanma, ücretsiz iş bulma hizmetlerini sağlamayı veuygun mesleğe yöneltmeyi taahhüt ettiklerini açıklamakta; 4. maddenin 3.bendinde ise "kadın ve erkek işçilerin eşit iş için eşit ücrete hak sahibioldukları" vurgulanmak suretiyle evli kadının da içinde bulunduğuçalışanlar için eşit koşullar getirilmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, taraf olduğumuz, l Ağustos 1975'deimzalanan Helsinki Avrupa'da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Son Senedi (AGİK)inVII.bendi; ile 21 Kasım 1990'da Paris'te imzalanmış bulunan "Yeni BirAvrupa için Paris Yasası"nın, "Yeni Bir Demokrasi, Barış ve BirlikDönemi", "Gelecek için Rehber ilkeler" başlıklı bölümlerindeinsanların renk, cins, dil, din ... ayrımına bakılmaksızın eşit olduklarını veinsan haklarının, temel ve özgürlüklerin tüm insanların doğumlarıyla birliktekazandıkları haklar olduğu vurgulanmıştır.
Bu durumda, kadının, tıpkı erkek gibi mesleğini ve İşini özgürceseçmekte, topluma yarar getiren etkinliklerde bulunmaya hakkı vardır.Ana-yasa'nın 12. maddesine göre kişiye bağlı, dokunulmaz, devredilmez,vazgeçilmez nitelikteki çalışma hak ye özgürlüğü, evli kadının da temelhaklarından biridir. Kocanın sahip olduğu çalışma hak ve özgürlüğü ilearalarında hiçbir hukuksal fark ve ayrıcalık yoktur. Şüphesiz, eşler evlilikbirliğinin korunması, çocukların yetişmesi için karşılıklı özveride bulunacakve çalışma hak ve özgürlüklerini kullanmayı da karşılıklı uyurr. ve anlaşmasağlayarak gerçekleştireceklerdir. Fakat çalışmak, mesleğini yürütmek,kişiliğini geliştirmek, ailesine ve topluma çalışmasıyla katkıda bulunmakisteyen kadına, Medeni Yasa'nın 159. maddesine dayanarak kocanın tek taraflıolarak izin vermemek suretiyle anlaşmazlık çıkarması ve bu yasaklamaya karşınçalışmasını sürdüren karısını kusurlu duruma düşürüp boşanma nedeni yaratmasınaveya -itiraz yoluna başvurulan olayda görüldüğü gibi- sömürü aracı olarakçalıştırdığı karısının bu yüzden boşanma davası açması üzerine çalışması içinverdiği izni geri almasına olanak veren Medeni Yasa'nın 159. maddesi, Anayasa'nın49. maddesinde yerini bulan temel haklardan olan çalışma özgürlüğüne deaykırılık oluşturur. Bu nedenle Medeni Kanun'un 159. maddesinin iptali gerekir.
c) Anayasa'nın 50. Maddesi Yönünden İnceleme:
Konunun, çalışma koşulları ve dinlenme hakkıyla doğrudan birilişkisi görülmemiştir. Bu nedenle, iptali istenen yasa maddesinin Anayasa'nın50. maddesine göre aykırılık savının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ:
17.2.1926 günlü, 743 sayılı "Türk Kanunu Medenisi"nin159. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
29.11.1990 günündeoybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Necdet DARICIOĞLU
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
GüvenDİNÇER