ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1990/40
Karar Sayısı : 1991/33
Karar Günü : 1.10.1991
R.G. Tarih-Sayı :07.02.1992-21135
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul 2 nolu İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 6.1.1982 tarih ye 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nda değişiklik yapan 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle getirilen"Ek 3. madde"nin Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğusavıyla iptali istemidir.
I- OLAY:
Davacının maliki bulunduğu deri fabrikasının çevreyi bozucu vekirletici madde döktüğü ileri sürülerek, İstanbul ili Eyüp ilçesi BelediyeBaşkanlığı tarafından 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 15. maddesinin (a) fıkrasıuyarınca verilen para cezasına karşı yapılan itiraz üzerine; İstanbul 2noluİdare Mahkemesi, olayda uygulanacak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesi ile eklenen "ek 3. madde"ninAnayasa'ya a aykırı olduğu kanısına vararak iptali istemi ile doğrudan AnayasaMahkemesi'ne başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralı:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda değişiklik yapan 3622sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle getirilen ek madde aynen şöyledir :
Ek Madde 3- (Ek: 10.4.1990-3622/26) Kanunlarda, bölge idare, idareve vergi mahkemeleri nezdinde itiraz edilebileceği belirtilen işlemlere karşıilgiler tarafından işlemin tebliğinden itibaren .7 gün içinde bu Kanunun yetkikurallarına göre davaya bakmaya yetkili olan idari yargı merciine itirazedilebilir. İtiraz, idarece tesis edilen işlensin yerine getirilmesin'durdurmaz. İtiraz halinde mahkemece evrak üzerinde inceleme yapılarak itirazınmahkeme kayıtlarına intikal tarihinden itibaren en geç bir ay içinde kararverilir. İtiraz üzerine mahkemece verilen kararlar kesirı olup, bu kararlarakarşı herhangi bir kanun yoluna başvurulamaz.
Kanunlardaki özel hükümler saklıdır." B- Dayanılan AnayasaKuralları:
1. "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millidayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2. "Madde 36.- Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmahakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktankaçı-namaz."
3. "Madde 125.- İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşıyargı yolu açıktır.
Cumhurbaşkanının tek. başına yapacağı işlemler ve Yüksek AskeriŞûranın kararları yargı denetimi dışındadır.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirimtarihinden başlar.
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunundenetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslarauygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlemniteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsızzararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasınakarar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaşhalinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ileyürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür."
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi; İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince NecdetDARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, MustafaŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLUve Haşim KILIÇ'ın katılmalarıyla 3.1.1991 günü yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından isin esasının incelenmesine oybirliğiylekarar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ:
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'yaaykırı olduğu ileri sürülen yasa kuralı ile itiraza dayanak yapılan Anayasakuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu:
idari Yargılama Usulü Yasası'na 3622 sayılı Yasa ile eklenen"ek 3. madde" yönetimin hukuka ve yasalara aykırı işlemlerinikaldırarak hukuka bağlılığı sağlamak ve hukuk düzenini korumak amacıyla kabuledilen iptal davalarında uygulanan yöntemin dışında ayrı bir yargı yolunuöngörmektedir.
Böylece Yasakoyucu kimi idari işlemlerin yargısal denetiminisağlamak için yargı mercilerine doğrudan başvuru yolu olan "itiraz"kurumunu getirmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme ile yasalarda itiraza ilişkinözel kural bulunmayan durumlarda bölge idare, idare ve vergi mahkemelerineitiraz edilebilecek işlemlere karşı ek 3. maddedeki yöntem izlenecektir.
Yöntem kuralları, maddi hukukun uygulanmasını sağlayan araçlardır.Yargı çalışmalarıyla ilgili yöntem hükümleri bu alandaki çalışma ve ilişkileridüzenledikleri için başlı başına bir hukuk dalı oluşturmakta, bu bakımdan saltbir biçim ve araç sayılmamaktadırlar. Yargılamanın işlerliği ve etkinliği yöntemkurallarıyla geçerli olmaktadır.
Bu önemi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yargılamayöntemlerinin yasayla düzenleneceğini öngörmekte, bu alanlarda takdiri yasamaorganına bırakmaktaysa da Yasakoyucu, bu konuda tam bir takdir ve seçimyetkisine sahip olmayıp, Anayasa'nın konuya ilişkin öbür kurallarına uymakzorundadır.
Ek 3. maddeye göre, yasa, kimi idari işlemler için idari yargımercilerine "itiraz" edilebileceğini belirtmişse, yani itiraz yolunuaçmışsa, ek 3. madde uygulanarak iptal davaları için öngörülenden çok daha kısasürede yargı yerine başvurulacaktır. Hâkim, evrakın mahkeme kayıtlarınageçmesinden başlayarak bir ay içinde ve evrak üzerinde inceleme yaparakuyuşmazlığı sonuçlandıracak, bu karara karşı kanun yolları da kapalı bulunacaktır.
Hukukumuzda, idari işlemlerin yargısal denetiminde en etkili biryol olan iptal davası türü varken, bu kez öngörülen biçimiyle itiraz kurumunun,denetlenebilecek idari işlemin özelliklerini, parasal değerini belirlemeksizinya da bu yolu haklı gösterecek hiç bir gerekçe gösterilmeksizin,genelleştirilerek getirilmesi Anayasa'nın öngördüğü yargı denetiminikısıtlayıcı niteliktedir.
Çünkü, bu "itiraz" yöntemi kimi idari işlemlere karşıyargılamaya hız kazandırmak amacıyla getirilmiş olması, uyuşmazlığın niteliğiyleincelemenin ayrıntılarının ve koşullarının gözardı edilmesini gerektiremez.
iptal davasına konu olabilecek idari işlemlere karşı"itiraz" yolunun bu biçimde açılması durumunda, kamu yararı ile kişiyaran arasında korunması gereken hassas denge bozulacağı gibi, hak aramaözgürlüğü, idarenin yargısal denetimi, yargı güvencesi, mahkemelerinbağımsızlığı ve giderek hukuk devleti ilkesinin de zedeleneceği açıktır.
Kaldı ki, idari yargıda kimi iptal ve tam yargı davaları içinbasit ve hızlı bir yargılama yöntemi zaten vardır. 2576 sayılı Yasa'nın"Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi MahkemelerininKuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun"un 7. maddesi böyle bir hükmüiçermekte, konusu iki milyon lirayı geçmeyen kimi davaların idare ve vergi mahkemelerindetek hâkimle çözümleneceğini öngörmektedir. Ancak yargılama, iptal davalarındauygulanan yönteme göre yapılmakta, 2577 sayılı Usul Yasası'nda ise, bu türkararlara "itiraz" yasa yolu açılarak (m. 45) temyiz edilemeyecekleribelirtilmektedir (m. 47). Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, ek 3. maddedekapsam ve sınır gösterilmeyerek hukuk devletinin gerektirdiği belirginlikkarşılanmamış olduğundan, amaç-araç ilişkisini denetlemek güçleşmekledir.
Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devletiniteliği taşıdığını vurgularken, "devlet içinde tüm kamusal yaşam veyönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetimidemokrasinin "olmazsa olmaz" öğesidir. Yasama organının kimiişlemleri de yargı denetimi içinde bulunduğundan, bu Yasa'da yukarıda açıklananbelirginliğin bulunması denetim yönünden zorunludur.
Ek 3. maddede böyle bir açıklık bulunmadığına ve ölçüt yalnızca"Kanunlarda bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde itirazedilebileceği belirtilen işlemler" olarak belirsiz biçimde anılarakyasa'ya bırakılacağına ve yapılacak başvurularda yargı yeri bu yöntemiuygulayacağına göre, bu madde Anayasa bakımından kimi sakıncalar taşımaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, iptal davası yolu ile denetlenmesigereken idari işlemlere karşı yasalara belirsiz biçimde "itirazedilebileceği" hükmü konularak bu yöntemin uygulanması durumunda, itirazyolunu öngören o yasaların da anayasal denetimi son derece güçleşecektir. Çünküek 3. madde, böyle basit bir yargılama yönteminin hangi tür ya dakonuya ilişkinidari işlemler getirildiğini belirtmemektedir. Böylece "itiraz"yolunun genelleştirilmesi "iptal davası" yolunun giderekkullanılmaması olasılığını getirecektir. O halde, bu düzenleniş biçimine göre;Yasakoyucu herhangi bir idari işlem içinyasalara "itiraz edilebilir"kandını koyarak yöntemin uygulanmasını öngörebilecektir. İşte bu noktadaAnayasa'ya açık aykırılıkların oluştuğu görülmektedir.
Hukuk devletinin başlıca amacı, kamu gücü karşısında kişinin hakve özgürlüklerini korumaktır. Bu âmâca ulaşabilmek için kullanılan araçlar aynızamanda hukuk devleti kavramının öğeleridir. Bunlardan en önemlileri, devletindeğişik işlevlerinin ayrı organlar eliyle gördürülmesi anlamına gelen"kuvvetler ayrılığı" ilkesi bağlamında idarenin hukuka bağlılığı ilezarar verici işlem ve eylemlerinden sorumlu tutulması ve yargı güvencesidir.Hukuk devletinde, yönetimin tüm eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğuzorunludur. Bu nedenle hukuk devletinin vazgeçilmez koşullarından birisi, "idareninyargısal denetimi" dir.
Yönetsel işlemlerin hukuka uygunluğunun denetiminde iptal davasıyolu asıldır. İptal davaları, kişilerin kendi yararlarına sonuç almalarınıamaçlamakla birlikte genelde hukuka uygunluğu sağlayarak kamu yararınıgerçekleştirir.
Yönetimin yargısal denetiminde iptal davası yanında yeni bir tür"itiraz" kurumunun kapsam- belirtilmeden de idari işlemler içinöngörülmesi, hak arama özgürlüğü, yargı denetimi ve yargı güvencesini etkisizkılar ve giderek hukuk devletinin özüne aykırı düşen bir durum yaratır.
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluaçıktır" kuralıyla Anayasa'nın amaçladığı, etkili bir yargısal denetimdir.
Yönetimin işlem ve eylemlerinin kişisel değerlendirmelerebırakılmaması için bunların yargı yoluyla somut ve etkili bir denetime bağlıtutulmaları zorunludur. Bu doğrultuda önde gelen araçlardan birisi iptaldavasıdır. Yönetimin yasalara aykırı işlemlerinin somut yaptırımı sayılan iptaldavaları, yetkili organ ya da kişilerin kişisel değerlendirmeleriyle doğacaksakıncaları,önler. İdari yargıda etkin denetim aracı olarak iptal davaları öndegeldiğine, yöntemi de idari yargının özellikleri gözetilerek düzenlendiğinegöre her türlü idari işlem için uygulanabilecek, koşulları ve kapsamı belirsizyeni bir yöntem üzerinde önemledurmak, özellikle:
a) Mahkemelerde başvurma süresinin çok kısa tutulmasını,
b) İtiraz dilekçesinin karşı tarafa tebliğinden ve karşı tarafıncevabından hiç söz edilmeksizin incelemenin yalnızca evrak üzerindeyapılmasını;
c) İtirazın mahkeme kayıtlarına intikalinden itibaren en geç biray içinde mahkemenin kararını vermek zorunda bulunması;
d) Mahkemelerce verilen kararların kesin olması ve bunlara karşıkanun yollarına başvurulamaması; yolundaki itiraz konusu maddenin ayrı ayrı incelenmesigerekmektedir:
1- Ek 3. maddeye göre, idari yargı yerine başvurma süresi (7)gündür. Oysa, İdari Yargılama Usulü Yasası, idari işlemlere karşı dava açmasüresi konusunda" Özel kanunlarda ayrı bir süre gösterilmeyen hallerdeDanıştay'da ve idare mahkemelerinde. . . altmışgündür." kuralınıkoymuştur.
İdari yargıda dava açma süresi, pek çok incelemeye konu olanönemli bir sorundur. Bu salt bir yargı1ama yöntemi sorunu değildir.
Hukuk devleti niteliğinin en doğal gereği olan, hukuka uygunluğusağlama, aykırılığı giderme için yararlanılan hak arama özgürlüğününgerçekleşmesi, yaşama geçirilmesi koşullarından başlıcasıdır. Bunu kısaltarak,hak arama özgürlüğünü kısıtlayıp güçleştirmek toplumu ve bireyleri en sağlıklıgüvence olan hukuk-yargı güvencesinden yoksun kılar. İptal davaları, hak aramaözgürlüğünün kullanılış biçimlerinden biridir. Bunu anlamlı kılan öğelerdenbiri de süredir.
Bu nedenle, getirilen itiraz usulünde, yargıya başvurma süresininiptal davaları için belirtilenden kısa tutulmasının haklı ve mantıklıolabilmesi ne tür idari işlemler için öngörüldüğünün bilinmesine bağlıdır.Ancak bu durumda, süre sınırlamasının "hukuk devleti","yönetimin yargısal denetimi" ve "hak arama özgürlüğü" gibiilkeler açısından Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılabilir.
İdarenin işlem ve kararlarına itiraz, 1608 sayılı "UmuruBelediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkındaki Kanun"la getirilmiştir (Buhüküm bugün de geçerliğini korumakta., hattâ diğer yasalarda başka örnekleri debulunmaktadır). Buna göre yasa ve düzenlemelere uygun olarak belediyelerinaldıkları bir takım kararlara aykırı davrananlara belediye encümenlerinceverilen elli liraya kadar hafif para cezası ve üç günden onbeş güne kadarticaret ve san'atı yapmaktan yasaklanma cezası ile belediye encümenlerininYasa'da sayılan Türk Ceza Yasası hükümleri uyarınca verecekleri diğer cezalarakarşı sulh ceza mahkemelerine itiraz edilmektedir. Ancak, bu Yasalar belliidari işlemlere karşı hem itiraz yolunu öngörmekte, hem de yönteminidüzenlemektedir. Bu sınırlı yargılamanın hangitür idari işlemler içinöngörüldüğü, yani kapsam, nitelik ve sınırlar Yasa'da gösterilmiştir. Oysa ek3. maddede bu kapsam ye nitelik belli değildir. Üstelik, yasalarda itirazedilebileceği belirtilen her idari işleme karşı bu yöntem uygulanabileceğinden,bu düzenleme hak arama özgürlüğünü ölçüsüz bir biçimde sınırlandırıcı,dolayısıyle yargısal denetimi kısıtlayıcı ve daraltıcı niteliktedir. Sınırlıbir hak arama özgürlüğü, kısıtlı bir idari yargı ise hukuk devleti ilkesiylebağdaşmaz.
2- 3622 sayılı Yasa ile getirilen ek 3. maddede "İtirazhalinde mahkemece evrak üzerinde inceleme yapılarak itirazın mahkemekayıtlatma-intikalinden itibaren en geç bir ay içinde bir karar verilir."denilmektedir. Görüldüğü gibi itiraz durumunda hâkim, incelemesini evraküzerinde yapacak, iptal davalarına göre çok kısa bir sürede ve kesin olarakkarar verecektir. Yargılama yöntemi, hak arama yollarının izlenmesi ve sonuçalınmasıyla ilgili kurallar dizinidir. Amaç, bu yönteme uyularakgerçekleşebilir.
Mahkemelerin yargılama yöntemlerinin yasayla düzenleneceğiniöngören Anayasa kuralı uyarınca Yasakoyucu yargılamanın duruşmalı ya da evraküzerinde yapılmasını belirleyebilir. Ancak Yasakoyucunun bu konudaki takdiryetkisi, kişinin özgürlük alanını kamu gücü karşısında korumayı ana amaç edinenhukuk devleti ilkesiyle sınırlıdır. Kaldıki, yargılama yöntemlerini, yargıyerine ve uyuşmazlığın tür ve niteliğine göre, daha açık bir anlatımla konulanolan davaların nitelik ve amaçlarına göre saptanır. Hukuk davalarındatarafların istenci; ceza davalarında Mahkemenin serbestçe yürütülmesi ilkeiken, kamu yararı amacıyla yürütme ve yönetimin yasalara uygun davranarakhukuka bağlılığını sağlayan idari davalarda yargı yerinin yönlendirdiği kendineözgü yargılama yöntemi söz konusudur.
Yazılı olması, duruşmaların ayrılık oluşturması, hâkimin gerçeğiortaya çıkarmak için doğrudan araştırma yetkisine sahip bulunması, ülkemizdeuygulanan idari yargılama yönteminin genel ilkelerindendir. Bu esas, 2577sayılı idari Yargılama Usulü Yasası'nda yer almaktadır.
İdari yargılama yönteminin baskın niteliği yazılı yargılama biçimiolmakla, birlikte, kimi davalarda karma bir yöntem uygulanmaktadır. 2577 sayılıYasa'nın 17. maddesine göre; "Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerindeaçılan iptal ve beş milyon lirayı aşan tam yargı davaları ile tarh edilenvergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalantoplamı beş milyon lirayı aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteğiüzerine duruşma" yapılabilmektedir. Görülüyor ki, Yasakoyucu, davakonusunun beş milyon lirayı aşması durumunda kişilere duruşma yapılmasınıistemek hakkım vermek gereğini duymuştur. Yargılama işlevinin özünü ve yapısınıoluşturan çekişme, idari yargılama yönteminde de bulunduğundan tüm sav vesavunmalarınkarşı tarafa bildirilmesi ve yanıtını verme olanağının tanınmasızorunludur. Ayrıca idari yargılama yönteminde hâkimin doğrudan araştırmayapması ilkedir. Bu, mahkemenin, davanın taraflarının ileri sürdükleri sav vesavunmayla bağlı kalmaksızın, dava hakkında araştırmayı kendiliğinden yürütmesidemektir. Yâni hâkim, aydınlanmasını istediği noktaları sorarak, dosyalarıgetirecek, istediği kurum ve kurullardan ya da taraflardan gerekli gördüğükonularda bilgi, belge ve yanıt isteyecektir.
Getirilen ek 3. maddede, itirazın mahkeme kayıtlarınageçirilmesinden başlayarak en geç bir ay içinde evrak üzerinde incelemeyapılarak bir karar verileceği yolundaki hükümle, tüm bu olanaklarkısıtlanmaktadır. Gerçi, 2577 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde de idari davalarınengeç altı ayda-sonuçlanacağı yolunda bir yöntem ekonomisi hükmü yer almaktaysada bu süre dosyaların "... tekemmül ettikleri tarihten itibaren ..."denilerek başlangıcıyla belirlenmiştir. Yani taraflara tebligat, cevabınalınması, cevaba, cevap ve hâkimingerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapıpdosyayı tamamlamasından sonra davanın belli bir sürede sonuçlandırılmasıöngörülmektedir.
Bu açıklamalar, ek 3. madde ile getirilen düzenlemede kapsam belliolmadığından, Anayasa'nın 36. maddesinde yeralan "Herkes meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarakiddia ve savunma hakkına sahiptir" yolundaki ilkeye aykırı olarak yargısaldenetim özelliklerinin yok edildiğini, bu hakkın gereksiz ölçüde sınırlanıpkısıtlandığını göstermektedir.
Davaların hızlandırılması amacıyla getirildiği anlaşılan ek 3.madde, hangi tür idari işlemlere karşı yapılacak başvuruların bu sınırlı yargılamayabağlı olacağını belirtmemekte, bunun ölçülerini "kânunlarda itirazedilebileceği belirtilen işlemler" olarak genel, kapalı, sınırsız vebelirsiz biçimde vermektedir. Böylece herhangi bir konuda yasa uyarıncakurulacak işlemlere karşı idari yargı yerlerine itiraz edilebileceği yolundabir kural konularak tüm idari işlemlerin, daha doğrusu iptal davası yolu İledenetlenmesi gereken işlemlerin de bu kapsama alınması sonucu doğabilecektir.Bunun ise, yargısal denetimin etkilendiğini ortadan kaldırarak onu yalnızcabiçimsel bir denetim durumuna getireceği, kamu yararını korumaya elverişliolmadığı ve "hukuk devleti" kavramı ile bağdaşmayacak sonuçlara yolaçma olasılığını taşıdığı açıkça ortadadır.
Yargı yetkisinin etkinliği, bu yetkinin "karar verme"biçimindeki aracının özgürce kullanılmasına bağlıdır. Bu nedenle hukukdevletinde hâkimin, hakka ve hukuka bağlılığı sağlamasına engel olacak biryönteme yer verilemeyeceği gibi, tersine ona hukuksal gerçeği saptayabilmesiiçin geniş olanaklar verilmesi yoluna gidilmesi asıldır. Anayasa'nın"Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna vehukuka uygunolarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." biçimindeki 138. maddekuralının hâkimin hükmünü verebilmesi için ne gibi önlemler almak gerekli ise,bunların tümünü içerdiği açıktır. Çünkü, yargı denetimi yalnızca biruyuşmazlığı çözümlemekle kalmayıp bir hakkın saptanması ve tanınması neyigerektiriyorsa bunları da kapsayan bir çalışmadır.
Dosya üzerinden inceleme, hızla sonuçlandırılması gereken işlereözgü bir yöntem olarak yasalarımızda yer almakla birlikte, bu sınırlıyargılamaya bağlı işlerin neler olduğunun belli edilmesi, hukuk devletiningerektirdiği belirginlik bakımından zorunludur. Ek 3. maddede ise hangi türidari işlemlerin bu usule bağlı olacağı belli olmadığından, yasalara"itiraz edilebilir" sözcükleri konularak iptal davasıyolu iledenetlenmesi gereken işlemler için de bu yöntem uygulanabileceğinden, çok kısasüreler içinde temyiz olanağı bulunmayan ve hâkimi süre bakımından sınırlayan,baskı altına alan bu itiraz yöntemi hak arama özgürlüğü, etkili yargı denetimive yargı güvencesi kavramlarına ve sonunda da hukuk devleti ilkesine aykırıdüşmektedir.
3- Ek 3. madde ile getirilen bu düzenlemede ayrıca, itiraz üzerineverilen karar kesin olup bunlara karşı üst yargı yolları da kapatılmışbulunmaktadır. Böylece yargı güvencesi gerçek ve etkin kılan bir araç sayılanyöntem amaca aykırı biçimde kullanılır duruma getirilmiştir. Yöntemin yargıgüvencesini etkin kılması için değişik sistemler Öngörülmüştür. Üst mahkemeler,uzman, kurullar bunlardan kimileridir. Yasa yolları da bu kapsamda sayılabilir,Yargılamanın gecikmesini önlemek için, tümüyle olmasa da kimi kurallar için buyolun izlenmesi yararlıdır. Anayasa Mahkemesi'nin kamu yararı gerektirdiğinde,hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak sonuçlara yol arma olanak ve olasılığınanedenolmadıkça kimi kararlara karşı yasa yollarına başvurmanın sınırlanıpönlenebileceği konusundaki 20.1.1986 günlü. Esas 1985/23, Karar 1986/2 sayılıkararında; "Adliye mahkemelerinin kimi karar ve hükümleri için Yargıtayyolunun kapatılmasını öngören bir yasa kuralının hukuk devleti kavramıylabağdaşmayacak sonuçlara yol açma olanak ve olasılığını doğuran bir nitelikarzetmedikçe bu kavramla çelişkiye düşüldüğünden söz edilemez.
İtiraz konusu kuralla, davaların süratlendirilmesi ve Yargıtay'ınyükünün bu ölçüde azaltılması amaçlanmıştır. Getirilen sınırlama, kamu yararınayönelik bulunmaktadır. Türk Parasının bugünkü satın alma gücü karşısında,yüzbin liralık kesinlik sınırının adalet duygusunu rencide edecek, dolayısıylahukuk devleti ilkesini zedeleyebilecek ölçüye ulaştığını söylemek mümkündeğildir." denilerek, toplum yönünden de bir güvence olan yasa yolununsınırlandığı görülmektedir.
Mahkemelerce verilen ve miktar ve değeri yüzbin lirayı geçmeyentaşınır mal ve alacak davalarına ilişkin mahkeme kararlarına yasa yolunukapatan yasa kuralının adalet duygusunu sarsmayacağı ve hukuk devleti ilkesinizedelemeyeceği görüşü, büyük oranda para cezalarına ya da kişinin özlükhakları, imar, kamulaştırma ve benzer konulara ilişkin idari işlemlere karşıitirazüzerine verilecek kararlarda da geçerli sayılamaz.
Çünkü, ek 3. maddede itiraz, yöntemi uygulanacak işlemlerin nelerolabileceği belli olmadığına, iptal davası yolu ile denetlenmesi gerekenişlemlere de itirazla bu yöntemin uygulanması söz konusu olabileceğine görehukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açma olanak ve olasılığınıtaşıdığı açıkça ortadadır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın yukarıda yollama ve alıntıyapılan Anayasa Mahkemesi kararına konu olan 427. maddesinde alt ve üst sınırbellidir. İdari yöntemde yer almayan ve İdari Yargılama Usulü Yasası'nda davatürleri arasında sayılmayan "itiraz" da, hak arama özgürlüğünüsınırlandıracak ve yargısal denetimin boyutunu daraltacak yasayolusınırlamasının hangi işlemlere ilişkin olduğunun belli edilmemiş olması hukukdevleti ilkesini zedeler niteliktedir.
Ek 3. maddenin, hangi işlemlere karşı yapılacak başvuruların busınırlı yargılamaya bağlı olduğunu belirtmemesi, bunun ölçülerinin "itirazedilebilecek işlemler" olarak gösterilmek üzere yasalara bırakması,dolayısıyla herhangi bir konudaki bir kanuna "itiraz edilebilir"kaydı konularak iptal davası konusu olabilecek işlerlerin de bu kapsama alınabilmesisonucunu doğurabilmesi, böylece idarenin yargısal denetimin etkinliğini ortadankaldırması ve kişilere tanınan yargı güvencesinin anlamsızlaşmasına nedenolması bakımlarından, hukuk devleti kavramı ila bağdaşmadığı açıktır.
Belirtilen nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa'nın 36., 125. ve2. maddelerine aykırı olduğundan iptal edilmelidir.
VI- SONUÇ:
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun5.4.1990 günlü, 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle değişik "Ek 3.maddesi' hin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
1.10.1991 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN