ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1990/5
Karar Sayısı: 1990/28
Karar Günü: 14.11.1990
R.G. Tarih-Sayı :14.03.1991-20814
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi.
İTİRAZIN KONUSU: 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı "506 SayılıSosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Ekve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun"un, 4. maddesinin; 14.maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Yasa'nın ek 1. maddesinin ikinci fıkrasıylaek 2. ve ek 3. maddelerinin; 16. maddesiyle 506 sayılı Yasa'- ya eklenen ek 2.,ek 3. maddelerinin ve 17. maddesiyle yine aynı Yasa'ya eklenen geçici 4.maddenin Anayasa'nın 2., 10., 60. ve 65. maddelerine aykırılığı savıyla iptaliistemidir.
I- OLAY:
Davacı, sigortalı Avukat, 31.12.1988 günlü başvurusu ile SSK GenelMüdürlüğü'nden kendisine yaşlılık aylığı bağlanması isteminde bulunmuştur.
Başvuruyu inceleyen Kurum, sigortalının göstergesini saptamış vesonuçta sigortalıya; 1.1.1989 gününden başlayarak 8. derecenin 4. kademesininkarşılığı olan 2850 gösterge üzerinden yaşlılık aylığı bağlamıştır.
Sigortalının, tavan üzerinden sürekli prim ödemesi nedeniyle 1.derecenin 5. kademesi üzerinden kendisine aylık bağlanması yolunda Kuruma yapmışolduğu itirazın reddi üzerine, başvurduğu İş Mahkemesi, davacının sav veistemini yerinde bularak, kendisine üst gösterge tablosunun en üst göstergesi6400 rakamının karşılığı yaşlılık aylığı bağlanmasına karar vermiştir.
Yerel Mahkeme kararının, usul ve yasaya aykırılığından sözedilerek, süresi içerisinde davalı Kurum tarafından temyizi üzerine, Yargıtay10. Hukuk Dairesi, 3395 sayılı Yasa'nın 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'ndadeğişiklik yapan ve bu Yasa'ya kimi kurallar ekleyen yukarıda gösterilenmaddelerini Anayasa'ya aykırı olduğu görüşüyle doğrudan Anayasa Mahkemesi'nebaşvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralları:
20.6.1987 günlü, 3395 sayılı "506 Sayılı Sosyal SigortalarKanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Ek ve Geçici MaddelerEklenmesine Dair Kanun"un itiraz edilen maddeleri şunlardır:
1- "Madde 4.- 506 sayılı Kanunun değişik 78 inci maddesininbirinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabınaesas tutulan günlük kazancın alt sınırı, bu Kanuna ekli gösterge tablosundakien düşük göstergenin katsayı ile çarpımının otuzda biridir. Üst sınırı ise, üstgösterge tablosundaki en yüksek göstergenin katsayı ile çarpımının otuzdabiridir. Bu suretle bulunacak günlük kazançların lira kesirleri tamaçıkarılır."
2- "Madde 14.- 506 sayılı Kanuna, 2422 sayılı Kanunun 17 ncimaddesi ile eklenen, Ek 1, Ek 2 ve Ek 3 üncü maddeler aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir.
Katsayı ve gösterge tabloları
Ek Madde 1. Bu Kanuna göre gelir ve aylıkların hesaplanmasındakatsayı esasına dayalı gösterge, sistemi uygulanır.
Göstergeler, derece ve kademeler halinde, gösterge ve üst göstergetablolarında belirtilir."
................................................................................................................................................EkMadde 2.- Gelir ve aylıkların hesabına esas alınacak göstergelerin tespitindekullanılmak üzere, aşağıda belirtilen şekilde "Gösterge TespitTabloları" ve "Üst Gösterge Tespit Tabloları"düzenlenir.
................................................................................................................................................
B. Üst Gösterge Tespit Tabloları:
a) İş Kazaları ile Meslek Hastalıkları Sigortası için düzenleneceküst gösterge tespit tablosunda, sigortalının gelire esas kazancının hesabınagiren son takvim ayında, prim hesabına esas gösterge tablosunun tavanıüzerinden hesaplanacak günlük kazancın yıllık tutarı taban rakamını, üstgösterge tablosundaki en yüksek gösterge esas alınarak hesaplanacak aynı aydakiprime esas azami günlük kazancın yıllık tutarı tavan rakamını oluşturur.
b) Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları için düzenlenecek üstgösterge tespit tablosunda, sigortalının aylık talep veya ölüm tarihindenönceki beş takvim yılında prim hesabına esas gösterge tablosundaki en yüksekgösterge üzerinden hesaplanacak günlük kazançların beş yıllık tutarının yıllıkortalamataban rakamını, aynı yıllara ait üst gösterge tablosunun en yüksekgöstergesi esas alınarak hesaplanacak azami günlük kazançların yıllıkortalaması tavan rakamını oluşturur.
c) 991 sayılı Kanunla Kuruma devredilen sandıklar mevzuatına görebağlanacak aylıklar için düzenlenecek üst gösterge tespit tablosundasigortalının aylık bağlanmasında nazara alınan kazancının ait olduğu tarihtekiprim hesabına esas gösterge tablosunun tavanı üzerinden hesaplanacak günlükkazancın yıllık tutarı taban rakamını, üst gösterge tablosundaki en yüksekgösterge esas alınarak hesaplanacak aynı tarihteki prime esas azami günlükkazancın yıllık tutarı tavan rakamını oluşturur.
d) Yukarıdaki (a), (b) ve (c) fıkralarına göre tespit edilen tavanrakamı üst gösterge tablosundaki en yüksek göstergenin karşılığı olarak alınır,(a), (b) ve (c) fıkralarına göre tespit edilen tavan rakamı ile taban rakamıarasındaki fark kademe sayısına bölünür. Bölüm sonucunun kesir kısmı tamaçıkartılarak elde edilen rakam gösterge tablosunun en yüksek göstergesinekarşılık gelen sayıya her dilim bir göstergeyi karşılamak üzere ardarda ilaveedilerek takip eden göstergelerin karşılığı sayılar tespit edilir.
Ek Madde 3.- Bağlanacak gelir ve aylıkların hesabına esas alınacakgöstergeler:
a) İş kazaları ile Meslek Hastalıkları Sigortasında, sigortalının,506 sayılı Kanunun 88 inci maddesine göre hesaplanan yıllık kazancına, buKanunun Ek 2 nci maddesinin (A) ve (B) fıkralarının (a) bentleri,
b) Malûllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarında, sigortalının 506sayılı Kanunun 55, 61 veya 67 nci maddelerine göre hesaplanan ortalama yıllıkkazancına, bu Kanunun Ek 2 nci maddesinin (A) (B) fıkralarının (b) bentleri,
c) 991 sayılı Kanunla Kuruma devredilen sandıklar mevzuatına göre,sigortalının aylığa esas alınan kazancının yıllık tutarına, bu Kanunun Ek 2 ncimaddesinin (A) ve (B) fıkralarının (c) bentleri,
Esas alınmak suretiyle, aynı maddenin (A) ve (B) fıkralarının (d)bentlerine göre düzenlenerek birleştirilmiş gösterge tespit tablosunda eşitsayının karşılığı olarak tespit edilir. Tabloda eşit sayı yoksa, en yakın sayıesas alınır."
3- "Madde 16.- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununaaşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
Ek Madde 2.- .................................................
Emekliliğine 5 yıldan fazla süre bulunanlardan üst göstergetablosuna göre malûllük ve yaşlılık aylıkları ile bunların hak sahiplerine bağlanacakölüm aylığının hesabına esas alınacak gösterge, bu Kanunun yürürlük tarihindensonra malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş hizmet sürelerininortalamasına göre tesbit edilir.
Ek Madde 3.- Üst Gösterge Tablolarının tavan göstergesine görehesaplanacak aylıkların aylık bağlama oranı % 50'dir.
Üst Gösterge Tablosunun tavan göstergesi ile Gösterge Tablosununtavan göstergesi arasında derece ve kademeler üzerinden bağlanacak aylıklarınoranı Bakanlar Kurulunca tespit edilir.
Bu Kanunun 61 ve 67 nci maddelerindeki, aylık bağlama oranınınartırılması veya eksiltilmesi hususundaki hükümler saklıdır."
"Madde 17.- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa aşağıdakigeçici maddeler eklenmiştir.
................................................................................................................................................
Geçici Madde 4.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip edenyılbaşından itibaren 5 takvim yılından daha az süre için; Ek 2 nci maddenin (B)fıkrasının (b) bendine göre düzenlenecek üst gösterge tespit tablosunun tavansayısının tespitine esas olan; sigortalının aylık talep ve ya ölüm tarihindenönceki beş takvim yılında üst gösterge tablosunun en yüksek göstergesiüzerinden hesaplanacak günlük kazançların beş yıllık tutarının yıllıkortalaması;
1 nci takvim yılı için bir,
2 nci takvim yılı için iki,
3 üncü takvim yılı için üç,
4 üncü takvim yılı için dört,
Yıllık tutarlarının yıllık ortalaması alınmak suretiyle tespitedilir." B. Dayanılan Anayasa Kuralları:
1- "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millîdayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasîdüşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
3- "Madde 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır veteşkilatı kurar."
4- "Madde 65.- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasaile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malîkaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca NecdetDARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, MustafaGÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKCDOĞANLI, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N.SEZER ve Erol CANSEL'in katılmalarıyla 13.3.1990 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine vesınırlama sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasına oybirliği ile kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ:
Davanın esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itirazkonusu Yasa hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları, bunlarla ilgili gerekçelerile 2949 sayılı Yasa'nın 31. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince AnavatanPartisi'nin verdiği yazılı düşünce okunduktan, yine bu Yasa'nın30. maddesininbirinci fıkrası uyarınca çağrılan Hükümet temsilcilerinin sözlü açıklamalarıdinlendikten ve öteki metinler incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Sınırlama Sorunu:
İlk inceleme sonunda, sınırlama sorununun esas inceleme evresindeele alınması öngörüldüğünden öncelikle bu sorunun çözümü gerekmektedir.
İtiraz yoluna başvuran Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 3395 sayılıYasa ile getirilen üst gösterge sistemi ile yeni bir aylık alma türüoluşturulduğunu, "süper emeklilik" olarak adlandırılan bu rejimin birbütün bulunduğunu ve bu konuya ilişkin kuralların bütününün vazgeçilmezparçaları olması itibariyle, üst gösterge tablosundan aylık almaya yönelikkuralların tamamının iptalini istemiştir.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddelerine göre,itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurular, Mahkemenin görev alamve itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak yasakuralı ile sınırlı tutulmuştur.
Uygulanacak yasa kuralından amaç, bir davanın değişik evrelerindeortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuzyönden etki yapacak nitelikte bulunan yahut tarafların istek ve savunmalarıçerçevesinde bir karar vermek için ön planda tutulması gereken kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu dava, sözüedilen Yasanın geçici 4. maddesinin uygulamasından doğan bir uyuşmazlığailişkindir. Davacı sigortalı, 1.1.1989 tarihi itibariyle emekli olmakistediğini, geçmiş son beş yılda, bu arada 3395 sayılı Yasa'nın yürürlüğegirdiği 9.7.1987 gününden 31.12.1988 gününe kadar 6400 gösterge ve tavan üzerindenprimlerini ödediğini, bu nedenle kendisine tavan göstergesi olan 6400göstergesinin uygulanması gerektiğini ileri sürmüş, Kurum ise, geçici 4. maddehükmünegöre, ödenen primlere karşılık olarak göstergenin belirlendiğinisavunmuştur. Yerel Mahkeme, davacının istemini yerinde görerek, davayı kabuletmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, konuyu AnayasaMahkemesi'ne getirmiştir.
Şu duruma göre, itirazın konusu ve uygulama niteliğindeki hükümolarak, geçici 4. maddenin düzenlediği kurallar düşünülebilir. Ancak itirazyoluna başvuran Yüksek Mahkemenin de belirttiği gibi itiraz 3395 sayılıYasa'nın getirdiği ve yeni bir sistem olan "üst göstergetablo"sistemine yöneliktir. Bu sistemin uygulanması ise bir bütünlük gösterir vesistemi tamamlayan diğer kurallarla birlikte değer kazanır. Bu yönden, sistemeyönelik kurallar birbirinden ayrılamaz. İtiraz konusu hükümler incelendiğinde,bunların "üstgösterge tablo" sistemiyle ilgili olduklarıgörülmektedir. Gerçekten, itiraz konusu ilk kural olan 3395 sayılı Yasa'nın 506sayılı Yasa'nın değişik 78. maddesinin birinci fıkrasını değiştiren 4. maddesi;prime esas alınacak yeni alt ve üst sınırları kabuletmiştir. "Üst göstergetespit tabloları"nın oluşturulmasında, doğrudan gözönünde tutulacak bukuralın tümüyle uygulanma niteliği açıktır.
Yasa'nın 14. maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Yasa'ya, 2422sayılı Yasa'nın 17. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin ikinci fıkrası ise,"üst gösterge tablosu"na olanak tanıyan kurala yer vermiştir. EkMadde 2, "üst gösterge tespit "tabloları"nın düzenlenmesineilişkindir. Ek Madde 3'de, bağlanacak gelir ve aylıkların hesabına esasalınacak göstergeler bakımından Ek 2. Maddeye yollamada bulunmakla uyarlama(intibak) biçimini düzenlemektedir.
Yasa'nın 16. maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen Ek Madde 2,yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere, "ortama yıllık kazanç"kavramı yönündeki kurallara yer vermekte ve ikinci fıkrasıyla, emekliliğe beşyıldan fazla süre kalanlar yönünden düzenleme yapmaktadır. Bu madde aslında,üst gösterge tablosunun kabulü sonucu ortaya çıkmıştır. Ek Madde 3 ise, üstgösterge tablolarının tavan göstergesine göre hesaplanacak aylık bağlamaoranını ve bu konuda Bakanlar Kuruluna verilen yetkiyi düzenlemektedir.
Yasa'nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa'ya eklenen itiraz konusugeçici 4. madde, emekliliğine beş yıldan daha az süre kalanların üst göstergetespit tablolarının nasıl düzenleneceğine ilişkin esasları göstermektedir.
Ancak "üst gösterge tablo sistemi"nin yer aldığı bumaddeler, aynı zamanda "normal gösterge tablosu"na ilişkin esaslarada yer vermişlerdir.
"Normal gösterge tablo sistemi" ise, diğer sisteminyanında ve ondan bağımsız olarak varlığını sürdürmektedir. Esasen itiraz yolunabaşvuran Mahkemenin, bu sisteme bir itirazı bulunmamaktadır.
Bu yönden, sözü edilen maddeler arasında yer alan ve uyuşmazlıkdışı bulunan, normal gösterge tablosuna ilişkin kuralların ayrık tutulmasıgerekmektedir.
Buna göre esasa ilişkin incelemenin:
1- 3395 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin tamamını kapsayacak biçimde;
2- a) Aynı Yasa'nın 14. maddesiyle değişik Ek 1. Maddenin ikincifıkrasında yer alan "... ve üst gösterge ..." sözcükleriyle sınırlıolarak,
b) Ek Madde 2'de yer alan "... ve üst gösterge tespittabloları ..." sözcükleriyle sınırlı olarak ve bu maddenin (B) bölümününtamamını kapsayacak biçimde,
c) Ek Madde 3'de yollama yapılan ve fıkra olarak sözü edilen"ve (B)" belirlemesiyle sınırlı olarak;
3- a) Aynı Yasa'nın 16. maddesiyle eklenen, Ek Madde 2'nin ikincifıkrasının,
b) Ek Madde 3'ün,
4- Aynı Yasa'nın 17. maddesiyle eklenen Geçici 4. maddenin tümünükapsayacak biçimde yapılması gerekmektedir.
B. İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve Kapsamı:
Kimi kurallarının iptali istenilen 3395 sayılı Yasa, yaklaşık 9yıldan beri uygulanmakta olan tek "gösterge tablo sistemi"netamamlayıcı nitelikte yeni bir gösterge tablosu getirmiştir. Önceki sisteminkabul ettiği normal gösterge tablo düzeni aynen korunmuş, ancak bunun yanında,"üst gösterge tablosu" olarak adlandırılan yeni bir tablo kabuledilmiştir. Bu sistemde, her iki tablonun birlikte uygulanmasının sürdürülmesiöngörülmektedir. Yasa'nın getirdiği düzenleme sonucu Bakanlar Kurulu'nca kabuledilen tablolara göre;üst gösterge tablosu, normal gösterge tablosunun tavangöstergesi üzerinde bir göstergeden başlatılmış ve tavan göstergesi 1400'-den6400'e yükseltilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu'nun 1985, 1986, 1987 ve 1988 yıllarıçalışma raporlarının incelenmesinden, ayrıca yasama belgeleri ile Kurumdan eldeedilen bilgilerden anlaşıldığı gibi üst gösterge sistemine geçiş nedenleriKurum'un artan sosyal giderleri nedeniyle, yeni gelir olanakları yaratmakzorunluluğu karşısında sigorta primlerine esas kazançların, günün koşullarınauygun hale getirilmesi ve buna koşut olarak sigorta yardımlarının yeterli düzeyeçıkarılmak istenmesidir. Kurumun sosyal giderleri, özellikle pasifsigortalıların sayısındaki artış nedeniyle yüksek meblağlara ulaşma eğilimigöstermiştir.
Oysa "Katsayı esasına dayalı gösterge tablo sistemi"ninuygulanması sonucu, Kurum gelirlerinde yeterli artış sağlanamamıştır. SosyalSigortalar Kurumu'nun finansman sorununun büyük boyutlara ulaşacağı çok öncedengörülmüş ve belli olmuştur. Planda bu konudaaynen şöyle denilmektedir.
"Beşinci Beş Yıllık Kalkınma, Planı döneminde (1985-1989),Sosyal Sigortalar Kurumunun finansman sorununun büyük boyutlara ulaşmasıbeklenmektedir." (Bkz. Plan: 154).
Nitekim, bu görüş 1986 yılı Sosyal Sigortalar Kurumu ÇalışmaRaporu'nda yer alan "Sosyal Sigortalar Kurumunun, malûllük, yaşlılık veölüm sigortalılarının toplam giderleri, 1986 yılında bir önceki yıla oranla %20 artış göstermiştir; matematik karşılıklar ile sosyal yardım zammındaki artışsonucu, malûllük, yaşlılıkve ölüm sigortasının 1986 yılı fiili giderlerinintoplamı 546,6 milyar liraya ulaşmıştır. Anılan fiili giderlerin nisbi maliyeti(prim oranı karşılığı) yaklaşık % 22,49 düzeyinde gerçekleşmiştir. % 20'yeyükseltilmiş olan prim oranı, 1986 yılı giderlerinikarşılayamamaktadır. 1986yılında malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalılarının, gelir gider dengesi, 551milyar TL. gider fazlası ile sonuçlanmıştır." anlatımıyladoğrulanmaktadır.
DPT Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu Raporunda da şu görüşe yerverilmiştir:
"Sosyal Sigortalar Kurumu açısından 1987 yılından itibarenfiili nakit sıkıntısı söz konusudur. Bu nakit açıklarının primlerlekarşılanması düşünüldüğünde, yani başka bir finansman kaynağı bulunmadığıtakdirde, Sosyal Sigortalar Kurumunun şu andaki % 34'5 prim oranını % 10artırmak gerekecektir." (S. 30)
Belirtilen bu durum karşısında, Kurum'un finansman darboğazınıaşmak için başvuracağı yöntemler; "Prim oranlarını artırmak" veya"Prime esas matrahları yükseltmek" biçiminde iki seçenek olarakortaya çıkmıştır.
Birinci seçenek benimsenmemiştir. % 40'a yaklaşan prim oranlantoplamının daha da artırılmasının sosyal ve ekonomik alanda yaratacağı olumsuzsonuçlar gözönünde tutulmuştur. Prime esas matrahların yükseltilmesinde ise,iki seçenek söz konusudur. Bunlardan birincisi, mevcut gösterge tablosundakigöstergeleri yükseltmek, ikincisi ise mevcut gösterge tablosunun yanında yenive tamamlayıcı nitelikte üst gösterge tablosu kullanmaktır.
Mevcut göstergenin yükseltilmesi durumunda Kurumun prim gelirleriartacak, birlikte ve aynı oranda, pasif sigortalıların yaşlılık aylıkları vediğer gelirlerinin artan göstergelere intibakı gerekeceğinden böyle bir durumaKurum kaynaklarının elvermeyeceği sonucuna varılmıştır.
Gerçekten, 1400 göstergenin 6400 göstergeye, diğer göstergelerinde kendi karşılıklarına intibakı suretiyle yapılacak bir uygulamaya Sosyal SigortalarKurumunun kaynaklarının yetmeyeceği kuşkusuzdur. Bu durumda şöyle bir tabloortaya çıkacaktır: (Milyar TL).
YıllarPrim GeliriAylık ÖdemesiFark
19871.705.61.344.4+ 361.2
19882.909.74.435.1-1.525.4
19895.402.18.731.2-3.329.1
1990 (Tah)8.500.013.908.1-5.408.1
Belirtilen bu durumun, tüm sigortalıların aktif ve pasif olaraktek tablo sistemine tâbi tutulmalarını önemli ölçüde etkilediği görülmektedir.
Üst gösterge tablosuna geçiş nedenlerinden bir bölümü de, gerçekücretlerin, prime esas ücretlerin çok üzerinde olması ve sigortalılara bağlanangelirlerin sembolik denilebilecek kadar düşük düzeyde kalmasıdır. Gerçekten,1987 yılı l inci yansı için prime esas kazanç üstsınırı aylık 1400 x 66 + 24000= 116400TL. olarak uygulanmış, % 70 üzerinden bağlanan en yüksek emekli aylığıise 1400 x 66 x % 70= 64680 TL. olmuştur. 116400 TL.'lık prime esas azami ücretve dolayısıyla bağlanan en yüksek emekli aylığı sigortalıların büyük birçoğunluğunun çalışırken aldıkları gerçek ücretin çok altında kalmıştır. Bunedenle sigortalıların çalışırken aldığı ücrete yaklaşık bir ücret üzerindenprim ödeyerek bu ücret üzerinden de emekli aylığı almasını sağlamak bakımındanprime esas kazançüst sınırının yükseltilmesi zorunluluğu doğmuştur. Ancak,mevcut gösterge tablosu sistemi içinde üst sınırın istenilen düzeye getirilmesiolanağı bulunmadığından üst gösterge sistemi uygulaması getirilmiştir.
Söz konusu Yasa ile getirilen yenilikler şöylece sıralanabilir:
l- Sigorta primine esas kazançlar için, "normal göstergetablosu" yanında "üst ' gösterge tablosu sistemi" ve buna bağlıolarak ortalama kazanç miktarı,
2- Kamu kuruluşlarından emekli olanlar yönünden, Sosyal SigortalarKuruma tarafından ödenen "sosyal yardım zammı"nı bu kurumlarayansıtma olanağı,
3-İsteğe bağlı sigorta koşullarının hafifletilmesi,
4-Üst göstergeden yaşlılık aylığı bağlama koşullarınınağırlaştırılması,
5-Ölçümleme müessesesinin kaldırılması,
6- "Süper emeklilik" olarak adlandırılan "geçici 5.madde", konusu borçlanma sistemi.
Süper emeklilik sistemi Anayasa Mahkemesi tarafından iptaledilmiştir. Üst gösterge sistemi dışında kalan düzenlemelerin ise, konuyladoğrudan ilgisi bulunmamaktadır.
C. 3395 Sayılı Yasanın Gelir ve Aylıkların Hesabında Esas AlınanOrtalama Kazanç Kavramı Yönünden Getirdiği Sistem:
3395 sayılı Yasa'nın getirdiği en önemli yeniliklerden biri degelir ve aylıkların hesaplanmasında esas alınan ortalama kazançlara ilişkinolanıdır. Anılan düzenlemeden önce, son beş yılın kazanç ortalaması, aylığaesas alınmakta iken, bu sistem yeni Yasa ile değiştirilerek üç tür uygulamakabul etmiştir. Bunlar şöylece belirlenmiştir (Ek 2. mad.):
1- Yasanın yürürlüğünden sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmayabaşlayanlar:
Belirtilen biçimde, sigortalı olanların ileride kendilerine veyahak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında esas alınacak kazançlarortalaması, tüm çalışma sürelerine ilişkin kazanç ortalamasıdır. Bu sisteminyürürlüğe girmesiyle birlikte, üst göstergeden emekli olmak isteyen birsigortalının, son üç veya beş yıllık kazançlar ortalaması değil, tüm çalışmayasamı boyunca ödeyeceği primlerin yüksekliği gözönünde tutulacaktır. Böylecedenilebilir ki, gelecek yıllar için üst göstergeden yaşlılık aylığıalabilmekoşulları ağırlaştırılmıştır.
2- Emekliliğine beş yıldan fazla süre kalanlar:
Yeni yasa, geçiş süresi içerisinde ve emekliliğine beş yıldanfazla süresi kalanlar için, yukarda incelenen duruma göre daha hafif biruygulama kabul etmiş ve bu tür kimselerin emekli olmaları halinde, yaşlılık vediğer sigorta gelirlerine esas ortalama kazancın, Yasa'nın yürürlüğünden sonraprimi ödenmiş hizmet sürelerinin ortalamasının esas alınacağını hükmebağlamıştır (EK 2 md./2. fıkra).
3- Emekliliğine beş yıldan azsüre kalanlar:
3395 sayılı Yasa'nın geçici 4. maddesini oluşturan bu türsigortalılara ilişkin düzenleme, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmaktaolduğu dava ile doğrudan ilgili bulunmaktadır.
Bu kural ile, emekliliğine beş yıldan az süre kalanlar için ararejim ya da geçiş dönemi uygulaması benimsenmiştir. Bir taraftan, bu kişilerinüst göstergeden prim ödemeleri kabul edilerek, yaşlılık aylıklarının üstgöstergelere göre yüksek olması sağlanmış, diğer taraftan kısa bir sürede üstgöstergeden prim ödemek suretiyle çok yüksek göstergeden yaşlılık aylığıalmaları önlenmiştir. Anılan madde, emekliliğine beş yıldan az süre kalanların,Yasa'nın yürürlüğünden başlayarak birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü yıldaemekli olmaları durumuna göre dört tür hesaplamayöntemi öngörmüştür.
Üst gösterge tablo sistemi, tüm hükümleriyle birlikte ancak 5 yılsonra uygulamaya geçebilecektir. Ek. Madde 2'nin (B) bendine göre oluşturulacak"üst gösterge tesbit tabloları" için beş yıllık süreye ilişkinkazançlar ortalamaları gereklidir. Oysa, Yasa'nın yürürlüğünden başlayarak üstgösterge tablosundan prim ödenmesi de kabul edilmiştir. İşte bu farklı durumubağdaştırmak için "Üst gösterge tesbit tablosu"nun geçiş dönemineilişkin uygulaması bu madde ile düzenlenmiştir.
D. "Üst gösterge tablo" Sisteminin Ortaya ÇıkardığıUygulamaya Yönelik Durumlar:
Sosyal Sigortalar Kurumu istatistiklerine göre, 1988 yılı için;3.140.071 toplam aktif sigortalının % 28'i kamu sektöründe çalışmakta ve busektördeki yaklaşık 880.000 sigortalı üst gösterge tablosundan primödemektedirler.
Ayrıca, özel sektörde % 10 sigortalının üst göstergeden primödedikleri tahmin edilmektedir. Bu rakamlar toplam 1.320.000 sigortalının üstgösterge ile ilişkili olduklarını ortaya koymuştur. Bu miktarın ilerdekiyıllarda daha da artacağı kuşkusuzdur.
Oluşan yeni durumlara göre Sosyal Sigortalar Kurumu'nun aktüeryalhesaplan yönünden şu bilgiler ortaya çıkmıştır:
1989 yılı sonu itibariyle 3.300.000 olan aktif sigortalıların %40'ının (1.320.000) üst gösterge üzerinden (433.500 TL. ile 1.632.020 TL.arasındaki ücretlerden) prim ödediği tahmin edilmektedir. Üst göstergeden aylıkbağlanan pasif sigortalı sayısı ise yaklaşık 78.250'dir.
1988 yılında yukarıdaki hesaplamaya göre prim gelirlerinde üstgösterge uygulaması sonucunda 1.139,4 milyar TL. artış sağlanmış, aynı yıl üstgöstergeden aylık bağlanan 29.200 kişiye 1400 gösterge aylığının üstünde 4,3milyar ek ödeme yapılmıştır. 1989 yılında üst gösterge uygulamasının primgelirlerine katkısının yaklaşık 2.263 milyar TL. olduğu tahmin edilmektedir. Buyıl 1988 yılındakiler de dahil olmak üzere, üst gösterge tablosundan aylıkbağlanan 78.250 pasif sigortalıya 1400 gösterge aylığının üstünde yapılan eködeme tutarı 48,6 milyar TL. olmuştur.
Önümüzdeki yıllarda, gerek katsayı artışı, gerekse üst göstergedenaylık kapsamına girecek emekli sayısındaki artışa bağlı olarak bu uygulamadandolayı kurum giderleri artacaktır. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere üstgösterge uygulaması nedeniyle prim gelirlerinde önemli ölçüde artışlarolacağından bu yolla Kurum giderlerinin gelecek için bir darboğaz oluşturmayacağıanlaşılmaktadır.
Getirilen yeni sistemde, yüksek göstergeye ulaşabilmek için,yüksek prim ödeme yanında, prim ödeme süresinin de uzatılması öngörülmüştür.Emekliliğe beş yıldan fazla süresi kalanlar ile ilk defa bu Yasa ile sigortalıolarak çalışmaya başlayanlar için öngörülen süreler mevcut sisteme göreuzatılmıştır. Özellikle, ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayacaklar içinyüksek göstergeye hak kazanabilme koşulları ağırlaştırılmıştır. 3395 sayılıYasa, getirdiği bu sistemle, uzun süre yüksek ücretten daha fazla primalınmasını isterken, bağlanacak gelir ve aylıklar arasında, büyük farklılıklarolmasını da önlemiştir. Üst göstergeden gelir ve aylık bağlanacaklar için,gelirve aylık bağlama oranı, diğer tabloya göre % 60'dan % 50'ye düşürülmüştür.Bunun yanında, göstergesi ne kadar düşük olursa olsun, tüm iştirakçileryönünden tek düze kabul edilen sosyal yardım zamları ile farklılaşma önlenmekistenmiştir.
E. Anayasa'yaAykırılık Sorunu:
İtiraz yoluna başvuran Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 3395 sayılıYasa'nın ortaya çıkardığı "üst gösterge tablo sistemi"nin tümüyleAnayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür.
Üst gösterge tablo sistemi ise, yukarıda gösterildiği biçimde,3395 sayılı Yasa'nın değişik maddelerinde yer almıştır. İtiraz yoluna başvuranMahkeme, anılan maddelerin iptalini istemekle sistemin bir bütün olarakiptalini amaçlamaktadır. Aslında, sözü edilen maddeler de bu bütünü tamamlayankuralları içermektedir.
Bu nedenle, Anayasa'ya aykırılık incelemeleri, bu sisteme vesistemin ortaya çıkardığı sonuçlara yönelik olarak yapılacaktır.
Bu arada; 3395 sayılı Yasa'nın, Anayasa Mahkemesi'nce daha önceiptal edilen geçici 5. maddesinin, aynı Yasa'nın itiraz konusu kuralları veözellikle geçici 4. maddesiyle aynı türden kurallar olup olmadığını saptamak,konunun açıklığa kavuşması yönünden yararlı olacaktır.
Hemen belirtelim ki, kamu oyunda "süper emeklilik"olarak adlandırılan geçici 5. maddenin getirdiği sistemle, itiraz konusu geçici4. madde ve diğer kurallar arasında amaç, nitelik ve kapsam yönünden büyükfarklılıklar vardır.
Anayasa Mahkemesi'nin 26.10.1988 günlü, Esas: 1988/19, Karar:1988/33 sayılı kararına göre, geçici 5. madde Sosyal Sigortalar hukukualanında; "hizmet borçlanması" olarak adlandırılan borçlanma dışında,yeni bir tür borçlanma türü kabul etmiş ve belli bir grup sigortalının Yasa'nınöngördüğü meblağı bir defada ödemeleri koşuluyla, yaşlılık aylıklarının derhalbüyük boyutlarda artmasını sağlayan bir yöntem getirmişti. Bu sistem -sonucubir kesim sigortalıya kendilerinden çok farklı olmayan yakın derece ve göstergedebulunanlar yönünden ayrıcalıklı bir sosyal güvence öngörülmüş, "sosyalgüvenlik" ilkesinin özüne aykırılık bir yana, kurum kaynaklarının dengesizbiçimde bu sigortalılara tahsisi gerçekleştirilmişti. Öyle ki, o günkü koşullariçerisinde, toplam pasif sigortalıların yaklaşık % 4'ünü oluşturan bu kesimeKurum aylık ödemelerinin % 25'inin tahsisi sağlanmış, başka bir deyişle, SosyalSigortalarKurumu'ndan aylık alanların % 96'sına yapılan aylık ödemeler tümödemelerin % 75'ini oluştururken, belli kesim için bu oran tersine çevrilmişti.Gelecek yıllar için bu oranların daha da anormal boyutlara ulaşması kaçınılmazolacaktı. Ülkemiz, sosyal sigortalar sistemi için öngörülen ve "primlirejim" olarak adlandırılan sisteme tamamen ters düşen, peşin olarak alınanmiktarların, kısa bir süre sonra, sahiplerine geri verilerek akabinde büyükmeblağlar ödenmesini öngören bu sistemin, tüm sigortalıların sosyalgüvenliğinisağlamakla yükümlü bir Kurumu ne denli sarsacağı açıktır.
Anayasa Mahkemesi'nin sözü geçen kararında belirtildiği üzere,geçici 5. maddenin, Sosyal Sigortalar Kurumu'nda malî yönden çok ağır bir durumyaratmasına karşın, 3395 sayılı Yasa'nın itiraz konusu kurallarıyla getirdiğisistem; bir yandan Kurum gelirlerini artırmayı amaçlamakta, öbür yandan, sosyalgüvenliğin tüm çalışanlar yönünden daha iyi boyutlara ulaştırılmasınıöngörmektedir. 3395 sayılı Yasa'nın bu kuralları, belli bir kesimi değil tümçalışanları sistem içinde düşünmektedir. Kurum'un, daralan kaynaklarınınçoğaltılması, prim gelirlerinin artırılması amaçlanmaktadır. Öte yandan, sistembir bütün olarak düşünüldüğünde, "yaşlılık sigortası" yönünden yenihedefler öngörülmektedir. Busistemle, yaşlılık aylığı hesabına esas alınan"kazanç ortalaması" kavramı değiştirilmekte, bu ortalamanın tümyılların kazanç ortalamasında gözönünde bulundurulması hedef alınmaktadır.Denilebilir ki, yüksek oranda, yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için, dahauzun süre ve daha fazla ücret üzerinden prim ödenmesi kabul edilmektedir.Böylece, Kurumun zaman içerisinde, kaynaklarını değerlendirmesi ve gelirleriniartırarak, tüm emeklileri yönünden daha elverişli bir ortamın yaratılmasıistenmiştir.
İtiraz konusu geçici 4. madde de bu sistem içerisinde, bir geçişmaddesi olarak yer almıştır. Bu madde ile bir taraftan, uzun yıllar çalışmaksuretiyle çalışma hayatının sonuna yaklaşmış sigortalıların sistemdenyararlanarak yaşlılık aylıklarının artırılması olanağı getirilmiş, diğertaraftan bu sigortalıların gelirinin, ödedikleri prim dengesi dışındayükseltilerek, Kurum kaynaklarının tüketilmesi sonucunu getirecek biryükümlülükten kaçınılmak istenmiştir.
İtiraz konusu kurallar, sonuç olarak, geçici 5. maddenin tersine,tüm sigortalılar yönünden bir bütünlük göstermekte, Kurum kaynaklarınındaraltılması değil, genişletilmesi amaçlanmakta, buna koşut olarak da sigortalıgelirlerinin artırılması hedef alınmakta ve sosyal güvenliği gerçekçi boyutlarayaklaştırmak istenmektedir. Buna ek olarak yeni sistemle, Kurum'-un bozulanaktüeryal dengesi düzeltilerek eski emeklilerin gelirlerinin de çoğaltılması veüst göstergelere yaklaştırılması olanağı sağlanmaktadır.
Bu nedenledir ki, iptal olunan geçici 5. madde ile itirazkonusukurallar arasında, ayniyet değil, büyük farklar mevcuttur.
Yapılan sözlü açıklamada "... Türkiye'de de 1950'de başlayansosyal güvenlik uygulamaları .... çok hassas bir sistem olmasına ve batıdakiuygulamalarında çok uzun yıllar hiç dokunulmamasına rağmen, ülkemizde maalesefsıklıkla bazı baskı gruplarının isteği veya bazen politik kişilerinistekleriyle değişikliklere uğramış ve bu değişiklikler sistemi son yıllardagerçekten oldukça dejenere olmuş bir yapıya getirmiştir. Nitekim iki sene öncede buyapıyı kısmen düzeltebilme amacı ile 3395 sayılı Kanun'un çıkarılması zaruretiile karşılaşılmıştır. Bu Kanun esasında tamamen değil, ama hiç olmazsa belliölçüde dejenerasyonu düzeltebilmeyi veya daha da fazla bozulmasını önlemeyiamaçlamıştır." sözleribu hususu doğrulamaktadır.
Yukarıda da açıklandığı gibi, anlaşılmaktadır ki, 3395 sayılıYasa'nın iptali istenen kuralları, emeklilerine, çok düşük düzeydeki emeklimaaşlarını ödeyemeyecek duruma gelen Sosyal Sigortalar Kurumu'nu bu maligüçlükten kurtarmayı, prime esas olan kazanç tavanını ve emeldi maaşlarınımakûl bir düzeye getirmeyi amaçlamaktadır.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, 3395 sayılıYasa'dan önce emekli olan sigortalıların durumudur. Yeni düzenleme ile sağlananmalî olanaklarla bunların maaşlarında da bir miktar artış sağlandığıgözlenmekte ise de, ödedikleri primlerin ve ilk emekli aylıklarının alım gücüneve 3395 sayılı Yasa'ya göre emekli olanlara yaklaşık bir düzeye getirilmesi,zaman içinde ödedikleri primle orantılı olmak koşuluyla emekliler arasındafarklılık yaratmayacak bir sisteme gidilmesi, Yasa'nın malî kaynakları arttırmaamacının nedenleri arasında görülmektedir. Nitekim, sözlü açıklamada, "...Bu bakımdan, biz bu sistemi biraz da zaman içinde çözmeye bıraktık.Yani, birgösterge tablosu var diyelim eski emekliler için, bu gösterge tablosu, ileridegösterge tablolarının değişmesi suretiyle, ileride bazı düzenlemeler yapmaksuretiyle hatta gerektiğinde ilerde bunlar için belki daha değişik katsayılaruygulamak suretiyle bu sistemde iyileştirmeler mutlaka yapılacaktır; çünkü, lmilyon 400 bin ailenin mutlak surette emeklilik durumlarının da günün şartlarıçerçevesi içinde diğerlerine yak-laştırıcı çalışmalar da zaman içinde yineyürür hale gelecektir ..." biçimindesözlerle Yönetimin konuya yaklaşımıanlatılmıştır.
Nitekim verilen bilgilere göre, 3395 sayılı Yasa eski ve yeniemeklilerin durumlarını iyileştirici çalışmalara malî kaynak sağlamıştır.
Sosyal sigortalarda sistem, çalışanın ücretinden kesilen işçi payıile ödenen işveren payından oluşan sosyal sigorta primlerinin zaman içindesosyal güvenlik kuruluşlarınca değerlendirilerek, kısa vadeli sigorta kollan veuzun vadeli sigorta kolları içinde, doğan hakların finanse edilmesidir.Yukarıda belirlendiği gibi bu genel anlayış dışında gelişen yasal düzenlemelersosyal sigorta sistemini darboğaza sokmuştur.
Sosyal güvenlik sistemine uymayan hakların verilmesi ve sık sıkYasakoyucu tarafından tekrarlanması, sosyal güvenliğin temel ilkelerine aykırıolması yanında, sistemin de çökmesine neden olmaktadır. Sistemin zedelenmesi,finansmanda darboğazın yaratılması, sosyal güvenlik kuruluşlarınca Anayasa'nın60. maddesinde öngörülen sosyal güvenlik haklarının verilmesini önleyici biretken olarak görülmektedir. Bu nedenle yasal düzenlemelerde, Sosyal SigortalarKurumu'nun bu durumu gözönünde bulundurulmalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında, söz konusu yasal düzenlemeler,Anayasa'nın ilgili maddeleri yönünden incelenecektir.
1- Anayasa'nın 2. Maddesi ve 60. Maddesinin Birinci FıkrasınaAykırılık Yönünden İnceleme:
Gerekçe bölümüne alınan başvuru kararında, yapılan söz konusudüzenleme ile farklı gruplar yaratılmasının, sigortalıları âdeta birbirinedüşman ettiği, böylece toplumsal huzur, millî dayanışma ve adalet anlayışı vesosyal hukuk devleti niteliğiyle bağdaşmayan bir durumun ortaya çıktığı, sosyalgüvenlik ilkelerine aykırı olarak düşük sayı ve orandaki varlıklı sigortalılaraayrımlı büyük menfaatler sağlandığı belirtilerek Anayasa'nın 2. ve 60/1.maddelerine aykırılıkileri sürülmektedir.
İleri sürülen savların karşılanabilmesi için, öncelikle sosyalgüvenlik kavramı ile bunun alt yapısını oluşturan sosyal sigortaları, Anayasave diğer normlar açısından ortaya koymak yararlı olacaktır.
Sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti niteliğini oluşturan temelkavramlardan birisidir. Aralarında ayrılmaz bir ilişki vardır. Sosyal güvenlikhukuku alanında oluşturulacak tüm kuralların, özde, bu kavrama uygun-olmasızorunludur. Bu nedenle öncelikle, Anayasal kavram olan ve Anayasa'nın60.maddesinde yer alan "sosyal güvenliğin" temel esaslarını ortaya koymakgerekmektedir.
Sosyal güvenlik, tüm boyutlarıyla değerlendirildiğinde, insanlığıneski ve derin gereksinmesinin somut belirtisidir. Bu gereksinme, yarından eminolma isteğidir. Tehlikeyle karşılaşan ve yoksulluğa düşen bireye asgari birgüvence sağlamak, sosyal güvenliğin varoluş nedenidir. Çağdaş hukuk sistemlerikarşılaştırıldığında, sosyal güvenlik deyiminin, "sosyal risk" olarakkavramını yaratan kimi olayların sonuçlarını onarmadüşüncesine bağlandığıgörülür. Böylece sosyal güvenlik kavramı, gelirleri ne olursa olsun, kişilerebelirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurumve kuruluşları kapsar. Başka bir deyimle sosyal güvenlik, bir meslekî,fizyolojik ya da sosyoekonomik riskten ötürü geliri sürekli veya geçici olarakkesilmiş kimselerin geçinme ve yaşama gereksinimlerini karşılayan birsistemdir.
Sosyal güvenliğin ödevleri şöylece sıralanabilir:
Sosyal güvenlik, herşeyden önce, herhangi bir nedenle kısmen ya datamamen çalışamayanlara ve bu nedenle gelir kaybına uğrayarak muhtaç durumadüşenlere, insan onuruna yaraşır asgarî bir hayat sürmeleri için gerekli olangeliri sağlar. Sosyal güvenlik, ekonomik yönden güçsüzleri, insanca yaşamakiçin yeterli geliri olmayanları korumayı amaçlar. Bir toplum içinde yaşayan bu kişilerin,ihtiyaçlarını doğrudan kendilerinin sağlaması olanaksız bulunduğundan,işverenlerin katkısı zorunludur. Zenginlerden vergi veya sigorta primi adıaltında alınan değerlerin,fakir sınıfların gelirlerine yansıtılması ulusalgelirin dengeli dağıtılması anlamına gelir. Böylece toplumdaki ekonomikeşitsizlikler bir ölçüde azaltılmış ve sosyal adaletin sağlanmasına yardımedilmiş olur. Türkiye'nin Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda, sosyalgüvenliğin temel amacı şöyle açıklanmıştır: "Toplumsal güvenlikpolitikasının temel hedefi, kalkınmanın yüklerinin ve nimetlerinin toplumahakça ve dengeli bir biçimde yansıması, toplumsal gelişme ve değişmenin,Anayasa'da öngörülen sosyal devlet ve sosyal adalet ilkesine uygun olarakgerçekleştirilmesidir."
Öte yandan, sosyal güvenliğin yukarıda gösterilen gerekleri sosyalsigortalar ya da sosyal yardımlar veya sosyal hizmetler yoluyla yerinegetirilir. Sosyal güvenlik bir amaç, bir düşünce, sosyal sigortalar vediğerleri bunun en önemli araçlarıdır. Sosyal güvenlik üst kavram, sosyalsigortalar bu üst kavramı oluşturan Önemli bir kurumdur. Bu Kurum, sosyalsigorta tekniğine, "primli rejim"e uygun olarak çalışır. SosyalSigortalar, çalışan nüfusun bir bölümünü, hayatın değişen olaylarına, özellikleçalışma güçlerinin zarara uğramasına karşın korumak zorundadır. Sosyal sigortakurumlarının görevlerinden biri de, işçinin karşılaştığı rizikoyu birçokkişilere dağıtmaktır. Şu halde sigorta şu iki unsuru içinde taşımak zorundadır.Bunlardan birincisi, tehlike ortaklığıdır. Yani aynı tehlikelere açık kişilerinbir arada toplanmış olmasıdır. İkincisi, tehlike ortaklığı içinde, bağımsıztalep hakları ile rizikonun denkleştirilmesidir. Sosyal sigortalar,özelsigortaların dayandığı esasları uygulamaz. Ancak sosyal sigorta, muhtemelbütünlüğü içinde, ölçülebilen zararların örgütlenmiş bir çoğunluğa bölünmesinianlatır.
Sosyal sigortalar, özel türden bir sosyal güvenliktir. Buradarizikonun denkleştirilmesi yanında, sosyal denkleştirme de önem taşır. Esasenbu yüzden primlerin ve yapılacak yardımların miktarı sosyal görüşler esastutularak saptanmıştır. Primlerin yüksekliği, kural olarak, sigorta edilenriske göre değil de, sigortalının ödeme gücüne göre saptanır. Türk sosyalsigorta sistemi, başlangıçtan beri, özel ve isteğe bağlı sigortadan ayrıdüzenlenmiş sigorta ve sosyal yardım kurumlarının öğelerini içindebirleştirmiştir. Bu nedenle Sosyal Sigortalar Yasası'nın 133. maddesiyle"özel sigortalara ilişkinkanunlardaki hükümler sosyal sigortalar hakkındauygulanmaz." esası konulmuştur.
Sosyal güvenlik ve bunu gerçekleştirme aracı olan sosyalsigortaların Anayasal yönden değerlendirilmesi yapılacak olursa, Anayasa'nın,bireylerin, gelecekte karşılaşacağı sosyal riskler karşısında yoksulluğadüşmemeleri için bunlara asgarî ölçülerde bir yaşam düzeyi amaçlandığı ve bunubir hak olarak benimsediği görülmektedir. Bu amaç, sosyal sigortakuruluşlarınca, kendi kuralları çerçevesinde gerçekleştirilir ve yerinegetirilir. Bu kuruluş, Anayasal görevlerini yapabilmek için, önceden gelir (prim)elde etmek ve bu gelirleri finansman yöntemlerine göre değerlendirmek, sonuçta,risklere mâruz kalanlara, kendi ilkelerine göre dağıtmakla yükümlüdürler.Sosyal sigorta kuruluşları, yükümlülüklerini yerine getirmek için, zorunluolarak sosyal sigorta hukukunun temel ilkelerini uygularlar.
Sosyal güvenlik, uluslararası hukuk belgelerinde ve çağdaşanayasalarda temel bir hak niteliğinde görülerek, "ekonomik ve sosyalhaklar" bölümü içinde düzenlenmiştir. Toplumun tüm bireylerini kapsamınaalma çabalarının bir sonucu olarak sosyal güvenlik, temel bir insanlık hakkıgörünümü kazanmıştır.
Bu yöndeki bir değerlendirme, hiç kuşkusuz, sosyal güvenlikhakkının somut uygulanış biçimlerinde, ülkeden ülkeye değişen ayrımları ortadankaldırmaz. Ülkenin ekonomik düzeyi ile doğrudan bağlantısı nedeniyle, gelişmişülkelerdeki sosyal güvenlik, gelişmekte olan ülkelere oranla gerek kapsam,gerekse içerik açısından daha ileridedir. Gelişmiş bir kaç ülkedışında veözellikle gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk sorunu henüz çözümlenememiştir.Yaşanan ekonomik bunalım, anılan soruna daha da güncellik ve ivedilikkazandırmıştır.
Uluslararası normlar açısından konuya yaklaşıldığında, sosyalgüvenliğin malî kaynak sorunu ile yakın ilişkisinin kurulduğu gözlenmektedir.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948'de kabul edilenİnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 22. maddesinde, "Her kişinin,toplumun üyesi olarak sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu" ilkesikonulduktan sonra, bu hakkın gelişimi için gerekli ekonomik, sosyal ve kültürelhakların her ülkenin ekonomik kaynakları gözönünde tutularak, ulusal çaba veuluslararası işbirliğinin katkısıyla sağlanabileceği vurgulanmıştır. Sosyalgüvenlikleilgili en önemli belgelerden biri olan, 1952 tarihli, 35.Uluslararası Çalışma Konferansınca kabul edilmiş olan; "Sosyal GüvenliğinAsgarî Normlarına İlişkin 102 Sayılı Sözleşme" de ise, asgarî normlar,istenerek çok düşük saptanmıştır. Devletlere, ülkelerinde uygulayacaklarısosyal güvenlik sisteminin idarî ve malî örgütü konusunda geniş serbestliktanınmıştır. Böylece, gelişmekte olan ülkelerin cesaretlendirilmesiistenmiştir. Sosyal güvenliğin, kişiler ve sosyal riskler açısından kapsamınıngenişlemesi,yapılan yardımların artması ve özellikle sağlık yardımlarınınpahalı olması ve ödenen yaşlılık aylıklarının geniş boyutlara ulaşması, sosyalgüvenliğin finansman sorununa güncellik kazandırmıştır. Günümüzde, sosyalgüvenlik sistemlerinin içinde bulunduğumalî bunalım, finansman sorunlarınaçözüm arayışlarını yoğunlaştırmıştır. Sonuç olarak, sosyal güvenliğinsağlanması her şeyden önce bir finans sorunudur. Sosyal güvenliğe kaynakayırabilme, kaynak yaratma sorunudur. Bunu da her ülke kendi koşullarıiçerisinde çözümlemektedir.
Anayasa, sosyal güvenliğin sağlanması konusunda Devlete büyükgörevler vermiş, alınabilecek tedbirlerin tümünü alma yükümlülüğünügetirmiştir.
Ne var ki, bu alanda kimi kayıt ve koşullar da öngörülmüştür.
1982 Anayasası, sosyal güvenlik görevini, Devletin malî gücü ilesınırlamıştır. Gerçekten, 65. maddesinde aynen şu hüküm vardır:
"Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenengörevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynaklarınınyeterliliği ölçüsünde yerine getirir". Burada, Devletin sosyal güvenliğisağlama görevine iki sınır çizilmiştir. Bu sınırlardan biri, Devletin,kişilere, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde sosyal güvenliksağlamasıdır. İkinci sınır ise Devletin, sosyal güvenliğe malî kaynaklarınıtahsis ederken, ekonomik istikrarın bozulmamasına dikkat etmesi ve sosyalgüvenlik alanına, ekonomik istikrarı bozmayacak derecede malî kaynakaktarılması ile yetinmesidir. Bu arada belirtilmelidir ki, Anayasa, sosyalgüvenliğin sağlanmasında,sadece Sosyal Sigortalar Kurumu'na görev vermeyip bukonuda, Devlete her türlü tedbirleri alma ve teşkilatı kurma yükümlülüğünügetirmiştir. Bu nedenle, sosyal güvenlik, bir çok ülkede ve bizde sadece SosyalSigortalar Kurumu ile karşılanmaz. Bunun dışındabaşka sosyal yardım ve sosyalhizmetleri gören kuruluşlar da vardır. Sosyal güvenlik sistemimizde bunlar dageniş yer tutar.
3395 sayılı Yasa ile getirilen üst gösterge sistemi bir bütünolarak daha iyi boyutlarda sosyal güvenliği amaçlamaktadır. Ülkemizçalışanlarının en büyük kesiminin sosyal güvenliğini sağlama görevi ileDevletçe kurulan ve denetlenen bir güvenlik kuruluşu olan Sosyal SigortalarKurumu'nun, gelir kaynaklarının azalarak işlevlerini yerine getirememetehlikesi ile karşılaşması sonucu, itiraz konusu sistem ortaya çıkarılmıştır.Kısaca, sosyal güvenliği sağlama yönünden bir finans sorunu olarak bu yöntemebaşvurulmuştur. Gerçek ücretlerle, prime esas ücretler arasında büyük farklarınoluşmasıyla prim gelirleri istenilen düzeyde yükseltilememiştir. Öncelikle,mevcut tek gösterge tablo sistemi de bu ayarlamayı engellemiştir. Buna karşın,ekonomik koşulların hızla değişmesi, enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniylekatsayıların artırılması, sosyal sigorta yardımlarının da çoğaltılmasınızorunlukılmıştır. Bir yandan, kendilerine yeni gelir ve aylık bağlanacaklarayapılan sigorta yardımlarını, sembolik nitelikten çıkararak, daha gerçekçirakamlara yaklaştırma çabası, diğer taraftan, mevcut pasif sigortalılarakatsayı ve sosyal yardım zamları yoluyla asgari ölçülerde yardım zorunluluğu busistemi getirmiştir. Bu sistemle sigortalılar arasında büyük farklılıklaryaratılmamıştır. Sistem, sosyal adaletin sağlanması yolunda, kendi önlemlerinide birlikte getirmiştir. Öncelikle "üst gösterge" üzerindenbağlanacak aylıklarda oran, normal gösterge üzerinden bağlanacak aylıklara göre% 10 daha düşük tutularak bir denge kurulmuştur. Ayrıca, sosyal yardım zamlarıbu farkın büyümesini önlemiştir. Böylece, bugün için gelir ve aylıklarda, endüşük gösterge (= 700)ile, en üst gösterge (= 4050) arasında yaklaşık 6 katfark olmasına karşın, aylıklarda, belirtilen önlemlerle fark 2.3 oranındagerçekleşmiştir. Kaldıki, göstergelerin ayarlanması konusunda yürütme organınagörev verilerek esnek ve duyarlı bir yöntem konulmak istenmiştir. Öte yandan,çoğunluğu oluşturan düşük ücretlilerden alınacak primlerle, az sayıdaki yüksekücretlilerin finanse edildiği ve bunlara imtiyaz sağlandığı savının birdayanağı yoktur. Gerçekten, Sosyal Sigortalar Kurumu kaynaklarından alınanbilgileregöre, üst gösterge tablosundan yararlanan veya bunun üzerinden prim ödeyenlerinsayısı, aktif sigortalı tutarının % 40'ına yaklaşmaktadır. Önümüzdeki yıllarda,çalışan sigortalıların tamamının üst göstergeye geçmesi beklenmektedir. Ayrıca,üst göstergeden yararlananlara yapılan sigorta yardımlarının oranı, elde edilensigorta prim gelirlerine göre çok düşük boyutlarda kalmaktadır. Aynı durumunyakın gelecekte de değişmeyeceği kabul edilebilir. Buna göre, "çok düşüksayı ve orandaki varlıklı sigortalılara, imtiyaz mertebesinde ayrımlı büyükmenfaatler sağlandığı"na ilişkin savın gerçeğe uygun düşmediğianlaşılmaktadır. Pasif sigortalı sayısının, kısa bir zaman da, çok büyükboyutlara yükselmesi, içinde bulunulan ekonomik koşullar, fiyat artışları,butür bir sistemi zorunlu kılmıştır. Bununla birlikte, ortaya konulan sistemAnayasa'nın öngördüğü "sosyal güvenlik" kavramına ters düşmemişaksine, bu temel ilke yönünden daha iyi boyutlara ulaşılması amaçlanmıştır. Busistemle sosyal adalet, toplumun huzuru ve ulusal dayanışma zedelenmemiş,"primli rejim"in bir sonucu olarak ve anayasal sınırlar içinde tümiştirakçiler arasında ödedikleri prim tutarlarına göre nimet-külfet ilkesigereğince adaletli bir denge sağlanmak istenmiştir. Nitekim bu düzenlemeneticesinde yukarıda belirtildiği gibi tüm sigortalı çalışanlar ve emeklileriçin daha olumlu bir gelişme yoluna girilmiştir.
Bu nedenlerle, ileri sürüldüğü biçimde anayasal aykırılıksaptanamamıştır.
2- Anayasa'nın 10. Maddesine Aykırılık Yönünden İnceleme:
İtiraz yoluna başvuran Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, bu konuda,"Malûllük, yaşlılık, ölüm sigortalarından yararlanan veya yararlanacakolanları, normal emekli, süper emekli şeklinde ayırmak ve süper emekliliği maligücü olanlara tanımak, sigortalılık aylıkhesabına ilişkin ortalama kazançlarbakımından ve ayrıca aylık oranları açısından, sonuçları değişik bölümleretaksim etmek, değişik gösterge tabloları ihdas ederek ve aşın farklılıklaryaratarak benzer durumda ve aynı sigorta kollarından yararlanacak olansigortalılararasına, eşitsizliğe yol açmak Anayasal eşitlik kuralına ters düşmektedir.Ayrıca 10. maddesine açıkça aykırıdır." görüşüne yer vermiştir.
Anâyasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi, AnayasaMahkemesi'nin birçok kararında "... yasa önünde eşitlik, herkesin heryönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasındadil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığıgözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe, yol açılması Anayasa katındageçerligörülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kurallarınuygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasınıengellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanılarak değişikkurallara bağlı tutulmaları eşitlikilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum vekonumlamadaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kurallarıve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. Özellikler, ayrılıklara dayandığıiçin haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil,geçerli kılar. Aynıdurumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anâyasa'nın amaçladığıeşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anâyasa'nın öngördüğü eşitlikçiğnenmişolmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlararasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başkahaklı nedenlere dayanılarakyasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumundaAnâyasa'nın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. O halde, AnayasaMahkemesi'nin yerleşik kararlarına göre, eşitliği bozduğu iddia edilen kuralhaklı bir nedene dayanmakta veya kamu yaran amacıyla yürürlüğe konulmuş ise bukuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez." biçimindedeğerlendirilmiştir.
Üst gösterge tablo sistemi, yukarıdaki bölümlerde ortaya konulduğuüzere bir zorunluluktan doğmuştur. Tek tablo düzeninin, sosyal güvenlikalanında kendinden beklenilen işlevleri yerine getirememesi ve SosyalSigortalar Kurumu'nu finansman açısından darboğaza sokması, Yasakoyucuyu bualanda, önlemler almaya zorlamış ve bunun sonucu, sosyal sigortalar hukukualanında, yeni bir düzenleme getirilmiştir. Getirilen bu sistemle, sigortalılarve Sosyal Sigortalar Kurumu yönünden yenilik ve iyileştirme amaçlanmıştır.Günün koşullarına ayarlanabilen esnek ve gerçekçi bir yöntemle, SosyalSigortalar Kurumu'nun karşılaştığı malî sorunların çözümü hedeflenmiştir.Yasakoyucu, yürütme organına verdiği görevle, birbirini tamamlayıcı niteliktekiçift gösterge tablolarının ekonomik ve sosyal koşullara göre oluşturulmasınıistemiştir. Öte yandan, yeni sistemde, tablolara bağlı sigortalılar açısından,ileri sürüldüğü biçimde büyük farklılıklar yaratacak bir uygulamaya yer verilmemiş,tersine, sosyal dengelerin korunması yönünden sistem, kendine özgü önlemleri debirlikte getirmiştir. Bir yandan, prim ödemede oran farkı aranmadığı halde, üstgöstergeden yararlanacakların aylık bağlama oranlan, diğer göstergeye göredüşük tutulurken, öte yandan üst göstergeli sigortalılardan olabildiğince uzunsüreli ve fazla miktarda prim alınması öngörülmüştür. Ayrıca, sosyal yardımzamlarıyla, tüm sigortalıların eşit yararlanabilecekleri yeni bir yöntembenimsenmiştir.
Böylece denilebilir ki, eşitliği bozduğu öne sürülen sistem,ortaya kamu yararına yönelik bir sonuç getirmiştir. Kaldıki primli rejimlerinuygulandığı bu tür sistemlerde, sigortalılar arasında, yardımlardan yararlanmayönünden, sosyal adalet ilkesini zedelememek koşuluyla ödedikleri primlerdendolayı farklılıklar oluşması kaçınılmazdır. Esasen çalışan tüm sigortalılaryönünden bir ayrıcalık yaratılmamıştır.
Yukarıda ilgili bölümlerde belirtildiği gibi, söz konusudüzenleme, Kurumun aktüeryal dengesini düzeltmek üzere uygulamaya konulmuştur.Eski emeklilerin durumlarının iyileştirilmesinin ise, ayrı bir yasa konusuoluşturacağı, eksik düzenlemenin Anayasa'ya aykırılık teşkil etmeyeceğiaçıktır.
Sosyal Sigortalar Kurumu,tüzelkişiliği olan ve kendi Yasası'ndakihükümler dışında, özel hukuk hükümlerine bağlı bulunan malî ve idarî bakımdanözerk bir kuruluştur. Finansmanı, işçi ve işverenlerden alınan ikili primsistemiyle sağlanmaktadır. Bu nedenle, toplanan primlerin Kurum'un aktüeryaldengesine, güvenlik ilkelerine ve finansman tekniğine uygun biçimdenemalandırılması ve kullanılması gerekir.
Sosyal Sigortalar Kurumu'nun malvarlığı ve gelirleri, sosyalsigortalardan yararlananlara ayrılmış olmasına karşın, Kurum'un geliri devletgeliri, malı devlet malı ve kendisi de devlet kurumudur.
Sosyal sigorta kuruluşları devletin yönetimi ve denetimialtındadır. Bu durum devlete büyük sorumluluklar yüklemektedir. Devlet, sosyalsigortaların gerektirdiği mevzuatın hazırlanması ve bunlarıngüncelleştirilme-siyle Kurum'un güçlü malî yapıda tutulmasından sorumludur.Siyasal iktidarlar, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun yönetiminde, sosyalsigortacılığın teknik gereklerine uyarak hareket etmek zorundadırlar.
Bu nedenle, bundan böyle, Kurum'un aktüeryal dengesini bozacakdüzenlemelere gidilmemesi, eski emeklilerin ödedikleri primlerin kesildikleriyılların ve emekli aylıklarının bağlandığı yılki alım gücüne, o günün paradeğerine ve üst göstergeden emekli olanların aylıklarına yaklaşık bir düzeyegetirilmesisosyal hukuk devleti ve sosyal güvenlik ilkelerinin gereğidir. GerektiğindeKurum'un malî gereksinimi, aktüeryal dengeyi bozan yasaları çıkaran Devletçekarşılanmalıdır.
Diğer taraftan, Sosyal Sigortalar Kurumu emeklileri ile EmekliSandığı'na bağlı emekliler arasında ana ilkeler dışında ayrıntılara görekıyaslama yapmak ve bu yolla sonuca ulaşmak uygun değildir. Her iki grupemekliler, bağlı oldukları kurallar, gelirlerin bağlanma koşulları, oranları veölçüleri yönünden birbirlerinden oldukçafarklıdır. Farklı durumlar, farklıstatüleri gerektirdiğinden bu yönden de eşitsizlik savında bulunulmaz. Anayasalaykırılıkların saptanabilmesi için, yasa kurallarının kendi aralarında değil,anayasal kurallarla karşılaştırılmaları gerekir.
İtiraz konusu geçici 4. madde, Yasa'nın yürürlüğe girişindenbaşlayarak üst göstergeden prim ödeyenlerden, 5 yıl içinde emekli olanlara nebiçimde emekli maaşı ödeneceğini düzenlemektedir. Buna göre, 1.1.1983-9.7.1987süresinde, gösterge tablosunun tavan göstergesi üzerinden; 3395 sayılı Yasa'nınyürürlüğe girdiği 9.7.1987-31.12.1987 süresinde ise 6400 gösterge üzerindenprim ödeyip 1988 yılı içinde emekli olanların göstergesi 2050;9.7.1987-31.12.1988 süresinde 6400 göstergeden prim ödemeye devam edenlerden1989 yılıiçinde emekli olanlara 3050; 31.12.1989'a kadar devam edenlerden 1990yılı içinde emekli olacakların göstergesi 4050 olarak belirlenmiştir.
Aynı maddeye göre gösterge, 1991 yılında emekli olacaklar için5100, 1992 yılında emekli olacaklar için de 6200 olarak belirlenecek, 1993yılında emekli olacaklar ise 6400 göstergeye ulaşacaklardır.
Bu düzenleme, sigortalıların, emsallerine göre fazla ödedikleriprimlerin 5 yıllık geçiş döneminde emekli aylıklarına dengeli ve adaletli birbiçimde yansımasını sağlamıştır.
Bir önlem niteliğindeki 3395 sayılı Yasa, Sosyal SigortalarKurumu'na malî yönden işlerlik, sigortalı çalışanlara daha iyi güvenlikolanakları kazandırmış ve eski emeklilerin durumlarını iyileştirme içinyapılacak düzenlemelere malî kaynak sağlamıştır.
Yukarıdaki açıklamalara göre, göstergelere ilişkin yenidüzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesine ayıkırı bir yönü yoktur.
3- Anayasa'nın 60. Maddesinin İkinci Fıkrası ve 65. MaddesiYönünden inceleme:
îtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bu yönlere ilişkin savlan aynenşöyledir:
"Çok düşük sayı ve orandaki varlıklı sigortalılara, imtiyazmertebesinde ayrımlı büyük menfaatler sağlayarak, herkesin sosyal güvenliğinisağlayacak tedbirleri gereken biçimde aldığını gösterir bir içeriktaşımamasından dolayı, Anayasa'nın 60'ıncı maddesine de aykırı düşmektedir.
Öte yandan, bu maddelerle getirilen sistemin, kurumun aktüeryaldengesini bozduğu, kaynaklarını haksız bir biçimde tükettiği ve giderek onugöstermelik bir hale getireceği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin17.10.1972 tarih ve 16/ 49 sayılı kararında belirtildiği gibi Sosyal SigortalarKurumu tüzelkişiliği olan ve kendi kanunundaki hükümler dışında özel hukukhükümlerine tabi tutulan malî ve idarî bakımdan özerk bir devlet kurumudur.Yürütme içinde yer alır veÇalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlıdır.Finansmanı, işçi ve işverenlerden alınan ikili prim sistemiyle olmaktadır. 4792Sayılı Kanun M. 19/9'da genel bütçeden yapılacak yardımlardan sözedilmekte isede, bunun Kurumun görevini yerine getirmesini engelleyecek bir durumla karşıkarşıya kalması halinde, Devletin yükümlülüğünü belli eden bir hüküm olarakanlamak gerekir. Uygulamada şimdiye kadar genel bütçe yardımıgerçekleşmemiştir. Gerçekleşmesi de yakın bir gelecekte olanaklıgörülmemektedir. SosyalSigortalar Kurumu aktüeryasında uygulanan kapitalizasyonyöntemi de fonların mevcut enflasyondan büyük çapta etkilenmesi de, sisteminaktüeryal dengeyi bozucu etkisini artırmaktadır. Bu durum, sistemin, Devletsosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomikistikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerinegetirir' diyen Anayasa'nın 65'inci maddesine aykırı olduğu ve bunun da ötekitüm sigortalıların aleyhine olarak onların sosyal güvenliğini tehlikeyedüşürmeolasılığını yarattığı ortadadır".
İleri sürüldüğü gibi, itiraz konusu sistemin, Kurumun aktüeryaldengesini bozduğundan, kaynaklarını tükettiğinden, bu gelişmenin, giderek onugöstermelik duruma getireceğinden söz edilebilmesi için, öncelikle, bu savı doğrularnitelikte ciddî veri ve kanıtların da birlikte getirilmesi veya sözü edilenyasal kuralların sonuçlarını gösterir bu yöndeki açık tabloların ortayakonulması gerekir. Oysa, itiraz yoluna başvuran Mahkeme, bir takım varsayımlarıesas alarak sonuca ulaşmış, özellikle yüksek gelirli sigortalılara bağlanacakyüksek düzeydeki aylıkların bu duruma neden olacağı önyargısından hareketetmiştir. Yasa'nın getirdiği üst gösterge sisteminin incelenmesinden, bu türbir sonucu belirleyebilmek mümkün olamamaktadır. Tersine, itiraz konusukuralların öngördüğü düzenlemenin, prim gelirlerinin yükseltilmesine olanakverecek bir nitelik taşıdığı, eski sisteme göre ortalama kazanca esas alınacaksürelerin uzatıldığı, üst gösterge koşullarının zorlaştırıldığı ve gerçek ücretlereyakın kazançlar üzerinden prim gelirlerinin artırılmasının hedeflendiğigörülmektedir.
Bunun birlikte, bu konuda daha açık bir saptama yapabilmek, kesinbir yargıya ulaşabilmek için, sistemin ortaya çıkardığı rakamların, aktif-pasifsigortalı sayısıyla sigortalıların ortalama kazanç durumlarının ve geçmişyıllarda sigorta kollarından yararlananların sayısının ayrıca, Kurumbilançoları ile diğer tüm verilerin birlikte değerlendirilmesi zorunludur.Yukarıdaki bölümlerde yapılan ayrıntılı açıklamalar savların tersine birtabloyu sergilemektedir.
Öncelikle, üst gösterge tablolarından yararlananların, kısa birsüre sonunda, tüm sigortalıların (aktif) % 40'ı oranına yükseldiği, önümüzdekiyıllarda çalışanların tamamının üst göstergeye geçirileceği ve kamu kesimindeçalışanların tümünün üst gösterge tablosundan prim ödediği, bunun sonucu primgelirlerinin, ilk aşamada % 100'lere ulaşan artılar gösterdiği, emekli olanlaryönünden getirilen ek' malî yükümlülüğün, elde edilen gelir artışına göre çokdüşükdüzeyde kaldığı esasen, katsayı ve hızlı fiyat arışları nedeniyle tektablo sistemindeki ücretlerin çok sembolik duruma düştüğü, Kurum sigortagiderlerindeki artışların eski sistemde karşılanmasının mümkün olamayacağısaptanmıştır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemece belirtildiği gibi, AnayasaMahkemesi, 17.10.1972 günlü, E. 1972/16, K. 1972/49 sayılı Kararında; 1186sayılı Yasa'ya ilişkin geçmiş 10 yıllık hizmetlerin borçlanmasına olanak verenkuralları iptal etmiştir. Sözü edilen Yasa, geçmişte kalan, primiödenmemiş 10yıla kadar hizmet sürelerinin, o günkü ücretler üzerinden" primiödenilerek esas hizmetlere katılmasını öngörmüştü. Gerçekten, böyle birsistemin bir süre daha yürürlükte kalmasına izin vermek Kurum'-un büsbütünortadan kalkmasına neden olacak nitelikteydi. Çok sembolik sayılabilecekücretler üzerinden yatırılacak primlerle, yıllarca değerlendirilmemişhizmetlerin bir çırpıda, sigortalı geçmiş kabul edilmesi ve bu kişilerinsigorta yardımlarından yararlanabilecek duruma gelmeleri, Kurumun kaynaklarımtüketmek anlamında idi. Nitekim, Anayasa. Mahkemesi de bu nedenle aynen:
"Sigorta sisteminin gereği olan elde edilecek gerçek ücretinprimi yerine, borçlanmanın, borçlanılacak dönemin ilk ayında alınan ücretinprimi üzerinden yürütülmesi, aktüerya hesaplarının yapılmamış olması,hizmetleri birleştirilecek kişilerin ve bunların Kuruma yükleyeceği külfetinhesaplanarak tedbir alınmasına olanak tanıyan bir yönetimin getirilmemişbulunması, primlerin zamanında işletmemenin Kurum bünyesindeki olumsuzetkileri, ..... SSK'nın malî olanaklarını zorlamak ve giderek bunları tüketmeksuretiyle sosyal güvenliği ve sosyal adaleti sağlamakla yükümlü bu kuruluşunyetersiz ve Devletin sosyal güvenliği sağlamakta göstermelik bir Sosyal Sigortakurmuş duruma düşmesineyol açabilecek bir ağırlık taşımaktadır." demeksuretiyle iptal kararını vermişti.
Anayasa Mahkemesi, aynı biçimde, 3395 sayılı Yasa'nın geçici 5.maddesiyle getirilen borçlanma sistemini de benzer gerekçelerle iptal etmişti.
Anayasa Mahkemesi'nin böyleceortaya çıkan içtihadına göreKurum'-un kaynaklarını dengesiz bir biçimde tüketecek ve onun göstermelik birsosyal sigorta kurulusu durumuna düşmesine neden olabilecek bir düzeydebulunmadıkça, Anayasa'nın belirtilen ilkelerine dayalı olarak, sosyal güvenliğeilişkin bir yasal düzenlemenin iptaline karar vermek olanaklı değildir.
İtiraz konusu sistem ise; Anayasa'nın, sosyal güvenlik alanındaortaya koyduğu esaslara uygun olarak gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle eski,tek tablo sisteminin, Kurum kaynaklarını yeterli ölçüde besleyememesi veKurum'un giderek, kendisinden beklenilen sosyal güvenliği yerine getirebilmegörevinden uzaklaşması üzerine Yasakoyucu tarafından öngörülen bir önlem olarakgetirilmiştir.
Anayasa'nın 60. maddesinin ikinci fıkrasında sosyal güvenlikalanında, Devlete gerekli önlemleri alma görevini yüklenmiş, 65. maddesindeise, bu yükümlülüğün sınırları çizilmiştir. Sosyal güvenlik konusunda, ancakdevletin ekonomik ve malî kaynakları ölçüsünde ve ekonomik istikrarınbozulmaması koşuluylaönlem alma yükümlülüğü verilmiştir. Bu yolda kabul edilenkuralların getirdiği birbirini tamamlayan iki tablo sistemiyle, bir yanda,Kuruma yeterli ölçüde kaynak bulabilmek amacıyla, aktif sigortalıların primeesas ücretlerini gerçek ücretlere yaklaştırmak suretiyle değerlendirmekisterken, öbür yandan, bu kişilere daha iyi boyutlarda sosyal güvenlikkoşulları hazırlamak istemiş ve bu arada, ortaya çıkacak malî bunalımı önlemeyiamaçlamıştır.
Bu Yasa, aslında Yasakoyucu'nun, Devletin en büyük sosyal güvenlikkuruluşunun finansman sorunlarının çözümünde yardımcı olmak yönünden,getirilmiş yeni düzenlemedir.
Gelişmiş ülkeler dahil, tüm ülkeler, sosyal güvenliğin içindebulunduğu bunalımı çözmek için arayış içerisindedirler. Her ülke, kendisineözgü koşullar içerisinde sorunlara çözüm bulma çabasındadır.
Sonuç olarak 3395 sayılı Yasa'nın itiraz konusu kuralları bubölümde ileri sürülen yönlerden de Anayasa'ya aykırı değildir.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
VI- SONUÇ:
I- 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı "506 Sayılı Sosyal SigortalarKanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Ek ve Geçici MaddelerEklenmesine Dair Kanun"la yapılan düzenlemelere yönelik itiraza ilişkinesas incelemenin;
A. 4. maddenin tümüyle, B. 14. maddeyle değiştirilen;
1- Ek 1. maddenin (20.) ikinci fıkrasında yer alan "... veüst gösterge ..." sözcükleriyle,
2- Ek 2. maddede (21.) yer alan "... ve Üst Gösterge TespitTabloları ..." sözcükleri ve bu maddenin (B) bölümünün tümüyle,
3- Ek 3. maddede (22.) yollama yapılan ve fıkra olarak sözü edilen"ve (B)" belirlemesiyle,
C. 161 maddeyle eklenen;
1- Ek 2. (34.) maddenin ikinci fıkrasının tümüyle,
2- Ek 3. (35.) maddenin tümüyle,
D. 17. maddeyle eklenen geçici 4. maddenin (69.) tümüyle; sınırlıolarak yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
II- Sınırlama kararı uyarınca incelenen; A. Adı geçen Yasa'nın 4.maddesinin,
B. 14. maddesiyle değiştirilen, 506 sayılı Yasa'ya 2422 sayılıYasa'nın 17. maddesiyle eklenen;
1- Ek 1. maddenin (20.) ikinci fıkrasındaki "... ve üstgösterge ..." sözcüklerinin,
2- Ek 2. maddesinin (21.) "... ve Üst Gösterge TesbitTabloları, sözcükleriyle (B) bölümünün,
3- Ek 3. maddesindeki (22.) "ve (B)" belirlemesinin, C.16. maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen; l- Ek 2. maddesinin (34.) ikincifıkrasının, 2- Ek 3. maddesinin (35.),
D. 17. maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 4. (69.)maddesinin,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, YılmazALİEFENDİOĞLU, Ahmet N. SEZER ile Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
14.11.1990 gününde karar verildi.
Başkan
Necdet DAR1C1OĞLU
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Güven DİNÇER
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı : 1990/5
Karar Sayısı : 1990/28
I- Sosyal Sigortalar Kurumu'nun gelirleri kamu kaynaklıgelirlerdir. Kurum'un sigortalılardan ve işverenden aldığı primler ile diğer kurumgelirleri kanunlarla belirlenmiş ve bu gelirlerin tahsilleri de devletgelirleri gibi yine kanunlarla güvence altına alınmıştır. Ayrıca, sigortaprimlerinin vergi matrahından indirilmesi kabul edilerek bunlara önemli birkamusal malî destek sağlanmıştır. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun mal varlığı vegelirleri sosyal sigortadan yararlananların istifadesinde olmasına karşınyasalarımıza göre Kurum'un geliri devlet geliri, malı devlet malı ve kendisi dedevlet kurumudur.
Sosyal Sigortalar Kurumu devletin yönetimi ve denetimi altındadır.Bu durum devlete büyük sorumluluklar yüklemektedir. Sosyal sigortalarıngerektirdiği mevzuatın hazırlanması ve bunların güncelleştirilmesi, üstyöneticilerin seçilmesi ve atanması ve kurumun bugünden yarına daha güçlü bir malîyapıda intikal etmesinden devlet sorumludur.
Siyasal iktidarlar, kendine ait. görevlerini yerine getirirkensiyasal tercihlerini anayasa ve yasaların hudutları içinde serbestçe yapmaimkanına sahip iken sosyal sigorta konusunda bu tercihleri daha sınırlı birbiçimde kullanmak zorundadır. Zira siyasal iktidarlar, Sosyal SigortalarKurumu'-nun yönetiminde sosyal sigortacılığın teknik sınırları içinde hareketetmek zorundadırlar. Siyasal iktidarlar, sosyal güvenlik yapısına eklediklerimunzam güvenlik tedbirlerinin getirdiği malî yükleri ve uzun yılların birikimiile ortaya çıkan malî yetersizlikleri genel bütçe ile karşılamak zorundadırlar.
İtiraz konusu olayda beli bir tarihten itibaren Sosyal SigortaKuruma, sigortalıdan aldığı prim miktarlarım yükseltmiş ve buna karşılık daihdas edilen yeni bir üst gösterge tablosundan sigortalılara aylık ve diğerhaklardan yararlanma imkânı sağlanmıştır. Ancak, yeni üst gösterge tablosundandaha önce yaşlılık aylığı bağlananların istifadesi önlenmiştir. Yeni üst göstergesisteminden yararlanamayan pasif sigortalı grup;
1- Çalışma hayatında iken o günün yasal ölçülerine görebulundukları dereceden prim ödemişlerdir.
2- Ödenen primler, o günün yasal ölçülerine göre ve değerine göretesbit edilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu'nun bütün mal varlığı, hizmet binaları,sağlık tesisleri ve akarını sağlayan tüm binalar, dünün aktif ve bugünün pasifsigortalılarının primleri ile elde edilmiştir.
Üst gösterge tablosuna dayanan yeni sistem;
1- İki grup sigortalı yaratmış ve eşitliğe dayanan sistemibozmuştur.
2- Sigorta sisteminde imtiyaz yaratılmıştır.
3- Pasif sigortalıların yarattığı mal varlığı yeni ve imtiyazlısigortalı gurubunun emrine verilmiştir.
4- Gelecek için belirsizlik yaratılmıştır. Bugün gelir bakımındanikiye bölünen sigortalılar için yarın üç veya daha fazla gruba ayrılma yoluaçılmıştır.
5- Yasalara dayanan statü hukuku bozulmuş ve istikrarsızlıkbaşlatılmıştır.
6- Sosyal Sigortalar Kurumu kaynaklan malî gücü daha yüksekolanların daha çok yararlanmasına tahsis edilmiştir.
Böylece sosyal sigorta emeklileri arasında eşitsizlikyaratılmıştır.
Sosyal sigorta sistemi bir bütündür. Bu istem devletçe sağlanacakasgari güvenlik demektir. Sosyal sigortalar, prim sistemi ve sağlanan güvenlikolarak istikrar fikrine dayanır.
Sosyal güvenlik sisteminin getirdiği teminat sigortalılar arasındafarklılıklar yaratarak ve imtiyaz kurularak değil yeni ve munzam güvenliksistemleri ile takviye olunabilir.
Bu sebeplerden itiraz yolu ile ileri sürülen Anayasaya aykırılıkiddialarının kabul edilerek dava konusu hükümlerin Anayasa'nın 10. ve 60.maddelerine aykırılığı sebebi ile iptali gerekir.
II- Kamuoyunda "Süper Emeklilik" olarak adlandırılan(20.6.1987 günlü ve 3395 sayılı Kanun'la 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'naeklenen geçici 5. madde) Anayasa Mahkemesi'nin 26.10.1988 tarihli ve E: 1988/19, K: 1988/33 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
iptal Kararı gerekçesinde aşağıdaki hukukî düşüncelerbenimsenmiştir:
a) "Aynı sosyal güvenlik kurumu içerisinde yer alarakbütünleşmiş, kaynaşmış ve aynı amaçlar için riziko ortaklığına girmişsigortalılardan derecesi ne olursa olsun, bir grubun, diğerlerinden ayrılarakkendilerine "özel" denilebilecek bir güvenliğin sağlanması ve yinetemelde birbirinde çok farklı olmayan yakın derece ve göstergede bulunanlariçin çok farklı boyutlardasosyal güvence öngörülerek kurumun kaynaklarınındengesiz bir biçimde tahsisi, sosyal güvenliğin dayandığı ilkelerlebağdaşamaz."
"... itiraz konusu madde ile bir grup sigortalının yaşamdüzeylerinin ötekilere oranla çok farklı bir biçimde yükseltilmesi yolunagidilmiştir."
"Bu yönlerden; geçici 5. maddenin getirdiği düzenlemeAnayasa'nın 2. maddesinde yeralan sosyal hukuk devleti ve 60. maddesininbirinci fıkrasında gösterilen sosyal güvenlik kurumunun temel ilkelerineaykırılık oluşturmaktadır."
b) "Birsosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Sigortalar Kurumukapsamı içerisinde bulunan sigortalılar aynı hukukî statü içerisinde özdeşdurumda bulunan kişilerdir."
"Sosyal sigorta kapsamına giren sigortalılar, gelir düzeylerine olursa olsun, sosyal sigortalar ilkeleri gereği saptanmış bulunan alt ve üstsınırlar içerisinde derecelenmiş ve bütünlük gösteren bir sistemde yeralmışlardır."
"Bu derecelenme, sigortalıların değişik hukukî statüleriçerisinde değerlendirilmeleri anlamında değildir. Sadece, derece ya dakademeler arasındaki farkı göstermek için gözönünde tutulan maddî durumlarailişkin bir konudur."
"Aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde güvence altınaalınan ve aynı kurallara bağlı bulunan sigortalıların hukukî statüleri arasındabenzerlik vardır. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü haklardanaynı esaslara göre yararlanmaları eşitlik ilkesinin gereğidir."
"Ayrıca, en üst göstergede bulunanlarla diğer göstergelerdebulunanlar arasında sosyal güvenlik hakkı yönünden çok farklı hak durumlarıyaratılmıştır. Aynı hakkın, dengeli ve makul ölçülerde, diğer göstergelerdebulunanlara da tanınması gerekir. Bu nedenle Anayasa'nın 10. maddesine aykırıbulunmuştur."
Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen geçici 5. maddedeki üstgösterge sisteminin birbenzeri de dava konusu Ek 1. madde ile getirilmiştir.Gerek geçici 5. gerekse Ek 1. maddede yer alan üst gösterge tablolarının aynıhukukî anlayış ve sistemle düzenlendiği açıktır. Her iki maddenin anayasal temellerive eleştirisi aynı olma mecburiyetindedir. Geçici 5. maddenin AnayasaMahkemesi'ndeki incelemesinde yapılan tartışmalar ve Karara bağlanmasındabenimsenen gerekçeler Ek l. madde için de aynen geçerlidir.
Anayasa'nın 153. maddesinde belirlenen "Anayasa Mahkemesikararlarının bağlayıcılığı" ilkesi, yargı organı olarak öncelikle AnayasaMahkemesi için geçerlidir. Üst gösterge tablosunu düzenleyen itiraz konusu yasakuralı ile buna bağlı yasa ibarelerinin, yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesiiptal kararının bağlayıcılığı sonucu olarak iptali gerekir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Karara karşıyız.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Güven DİNÇER
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı : 1990/5
Karar Sayısı : 1990/28
I- 3395 Sayılı Yasa'nın yürürlüğünden önce sigorta emekliaylıklarının hesaplanmasında son beş yılın kazançlar ortalaması esas alınmaktave tek gösterge tablosuna göre aylıklar hesaplanmakta iken bu yöntem yeni yasaile değiştirilmiştir. 3395 sayılı Yasa, evvelce var olan "normal göstergetablosu" yanında "üst gösterge tablosu" ve "geçici göstergetablosu"nu kabul etmiş; böylece üç gösterge tablo düzeni oluşturulmuştur.Yasa'nın öngördüğü sistemle sigortalılar normal, geçici ve üst göstergetablosuna bağlı olanlar biçiminde gruplara ayrılmış ve bunun sonucu olaraksigortalılara, değişik gösterge tabloları uygulanması nedeniyle değişikaylıklar bağlanmasına bu yasa ile başlanılmıştır.
3395 Sayılı Yasa'nın ek 2. maddesi hükmüne göre; sigortalılaraveya hak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında esas alınacak gösterge,yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk kez sigortalı olarak çalışmayabaşlayanlar için tüm çalışma süresine ilişkin kazanç ortalamasına; yasanınyürürlüğe girdiği tarihte emekliliğine beş yıldan fazla süresi bulunanlar içinyürürlük tarihinden sonra primi ödenmiş hizmet sürelerinin ortalamasına göresaptanacaktır.
Asıl itiraz konusu yapılan geçici 4. madde ise, yasanın yürürlüğegirdiği 9.7.1987 gününden itibaren beş yıldan daha az bir süre içindesigortalının aylık bağlanmasını istemesi veya ölümü durumunda gösterge tavansayısının saptanma yöntemini belirlemektedir. Bu durumdaki kişilerin üstgöstergeden prim ödemeleri kabul edilerek, yasanın yürürlüğe girdiği gündenitibaren birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü yılda emekli olmalarına göredeğişik hesaplama biçimi öngörülmüştür.
3395 Sayılı Yasa'nın 17. maddesi ile 506 Sayılı Yasa'ya eklenengeçici 5. madde, yasanın yürürlüğe girdiği 9.7.1987 tarihinde malûllük,yaşlılık ve ölüm sigortalarından gösterge tablosunun en üst göstergesindenaylık almakta ilanlar ile, aylık talebinde bulunmuş olup, henüz işlemleritamamlanmamış olanlardan gösterge tablosunun en üst göstergesinden aylıkbağlanmaya hak kazananlara borçlanma olanağı tanıyarak, borçlanma koşullarını,borçlanma primlerini ödeyenlerin geçici göstergelerini ve bunlara bağlanacakaylığı saptamaktaydı.
3395 Sayılı Yasa'nın "geçici gösterge tablosu"na bağlıolanlara ilişkin Geçici 5. maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 26.10.1988 gün ve 1988/19-33 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi özetle; aynı sosyal güvenlikkurumu içerisinde yer alarak bütünleşmiş, kaynaşmış ve aynı amaçlar için rizikoortaklığına girmiş sigortalılardan derecesi ne olursa olsun, bir grubundiğerlerinden ayrılarak kendilerine "özel denilebilecek bir güvenliğinsağlanması ve yinetemelde birbirinden çok farklı olmayan yakın derece vegöstergede bulunanlar için çok farklı boyutlarda sosyal güvence öngörülerekkurumun kaynaklarının dengesiz bir biçimde tahsisi sosyal güvenliğin dayandığıilkelerle bağdaşmadığından; ayrıca, en üst göstergede bulunanlarla diğergöstergelerde bulunanlar arasında sosyal güvenlik hakkı yönünden çok farklıdurumlar yaratıldığı gibi; aynı hak dengeli ve makul ölçülerde, diğergöstergelerde bulunanlara da tanınmadığından Anayasa'nın 2, 10 ve 60.maddelerineaykırı bulmuştur.
II- Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerisayılırken O'nun "sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir."
"Sosyal devlet", vatandaşlarının sosyal durumlarıyla,refahlarıyla ilgilenen onlara asgarî bir yaşam düzeyi sağlanmakla kendinigörevli sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa'nın 5. maddesi de"... kişilerin ve toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinintemel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışma"yı devletin temel amaç ve görevleri arasındasaymıştır.
Gerçekten sosyal devletin amacı, toplumdaki güçsüzlerin ezilmesinive toplumda dengesizlikler yaratılmasını önlemek olmalıdır. Devletin sosyalalana girmesi ekonomik ve sosyal bakımdan güçsüzlerin korunmasına yöneliktir.Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan "sosyal devlet" ilkesinin"sosyal güvenlik"e ilişkin yönleri Anayasa'nın sosyal ve ekonomikhaklar ve ödevler bölümünde gösterilmiştir. Anayasa'nın 60. maddesi"sosyal devlet" ilkesinin uygulanmasına ilişkin önemli bir kuralıkapsamaktadır. Maddede şöyle denilmektedir. "Herkes, sosyalgüvenlikhakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak tedbirleri alır ve teşkilatıkurar."
"Sosyal güvenlik" kavramı; gelirleri ne olursa olsun,kişilere belirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevinesahip kurum ve kurumlar topluluğudur. Başka bir anlatımla "sosyalgüvenlik" bir meslekî, fizyolojik veya sosyo-ekonomik riskten dolayıgeliri veya ücreti geçici veya sürekli olarak kesilmiş kimselerin geçinme veyaşama gereksinmelerini karşılayan bir yöntemdir. Buna göre yöntemin anailkesi,gelirleri ne olursa olsun, sosyal bir riskle karşılaşan kişilere en az biryasam düzeyi sağlamak olanağına kavuşturulmasıdır.
Sosyal güvenlikte, kişilerin riskin gerçekleşmesinden önceki yaşamdüzeylerini aynen devam etmesinin sağlanması söz konusu değildir. Bu nedenle,sosyal güvenlik alanında görev yapan en önemli kuruluşlardan biri olan sosyalsigortada, kişilerin serbest kazançları değil, kendi ölçülerine görebelirlediği alt ve üst sınırlar arasındaki kazançlar gerek prim ve gerekseaylık ödemelerinde esas kabul edilir. Ancak bu düzenlemenin alt ve üst sınırlararasındaki derece ve kademelerin ölçülü, aşırı ayırımlardan uzak ve sosyaldevlet ilkesine uygun biçimde yapılması zorunludur. Oysa itiraz konusu yasakuralları ile "sosyal devlet" ve "sosyal güvenlik"ilkelerine uygun bir düzenleme yapılmamıştır. Düşük kazançlı sigortalılarındurumlarında bir iyileştirme yapılmazken yüksek kazançlı kimi sigortalılar yararınave sosyal sigortanın aktüeryal dengesini bozacak bir düzenleme yapılmıştır.
Herkesi kapsamına alan tek gösterge tablosu yerine üst göstergetablosu yaratarak, yalnızca yüksek kazançlı kimi sigortalıları bundanyararlandırıp düşük kazançlı büyük bir sigortalı kitlesini bu yeni tablodanyararlandırmayan bir yasa "herkese" sosyal güvenlikhakkı tanıyanAnayasa'nın 60. maddesi ve sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmaz.
III- Çoğunluk kararında "Eski emeklilerin durumlarınıniyileştirilmesinin ise, ayrı bir yasa konusu(nu) oluşturacağı, eksikdüzenlemenin Anayasa'ya aykırılık teşkil etmeyeceği açıktır."denilmektedir. Ve böylece itiraz konusu düzenlemenin eski emeklilerikapsamaması nedeniyle eksik olduğu ve başka bir yasa ile bu durumundüzeltilebileceği kabul edilmektedir. Oysa, bu görüsün kabulü olanaksızdır.Çünkü, yasama organının bir konudave özellikle sosyal ve ekonomik haklarailişkin konularda eksik düzenlemesi Anayasa'nın bir ilkesine örneğin eşitlikilkesine aykırı sonuçlar doğuruyorsa, bu nedenle Anayasa'ya aykırılıkoluşturur. Bir yasa kuralının Anayasa'ya aykırı sayılabilmesi için mutlaka birAnayasa kuralına aykırı düşmesi gerekmez; sonucu bakımından Anayasa'daki birilkeye uymayan veya Anayasa'daki bir zorunluluğu ortadan kaldıran bir yasa da Anayasa'yaaykırı olur. Yasakoyucu, sosyal güvenlik alanında bazı hakları vermemeye veyayalnızca bir kısmını vermeye yetkilidir. Fakat ekonomik gelişme veya malîkaynakları yeterli görerek bir hakkı sağlayınca herkesi bunun kapsamına almasızorunludur. İlgililer arasında bir ayrım yapamaz. Böyle bir ayırım, Anayasa'nın60. maddesinin hem amacınahem de madde metnindeki "Herkes" sözcüğününanlamına aykırıdır. Bu nedenle, itiraz konusu yasa kuralları, herkesi (eski,yeni tüm sosyal sigorta emeklilerini) sosyal güvenlikten eşit biçimdeyararlanmasını sağlayacak nitelikte olmadığından, Anayasa'nın 2,10 ve 60.maddelerine aykırıdır.
IV- Çoğunluk kararında sosyal yardım zamlarıyla, tümsigortalıların eşit yararlanabilecekleri yeni bir yöntemin benimsendiğinden sözedilmektedir. "Sosyal güvenlik" düşüncesinin temeli belki"sosyal yardım" sayılabilir. Ancak sosyal yardımlarda "sosyalgüvenlik" niteliği yoktur, aksine sosyal yardımlar sosyal güvenliğiyeterli olmayanların düştüğü durumu hafifletmek amacını güderler. Devletin,herkese sosyal güvenlik hakkını sağlayarak, toplumu sosyal yardıma gereksinimiolanlar ile olmayanlar biçiminde ikiye ayrılmasını önlemesi gerekir.
Hiçbir ülkede, gelir ve gideri birbirine karşılayan bir sosyalgüvenlik ve sosyal sigorta sistemi mevcut değildir. Bu nedenle, sosyalgüvenlikte kuşaklar arası dayanışma, ulusal gelir dağılımını asgarî insanyaşamında ortak bir ölçü sağlamak amacı ile dengeli olmalıdır. Sosyal sigortasisteminin parasal açığını kapatmak için Devlet, kaynaklar aramalı hatta sosyalgüvenliği ve sosyal adaleti sağlamak bakımından özveride bulunmalıdır. ÇünküAnayasa Devleti sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamakta ve onu herkesesosyal güvenliği sağlamakla görevli saymaktadır.
V- Gerçekleşmesi devletin desteğine bağlı olan sosyal hakların enönemlisi sosyal güvenlik hakkıdır. Bu alanda da Devlet, sosyal sigortalarınkaynaklarına ilişkin düzenlemelerde bulunmak ödevindedir. Anayasa'nın 65.maddesi, bu düzenlemenin savsaklanmasının bir nedeni olamaz. Devlet,Anayasa'nın sosyal ve ekonomik haklar konusunda kendisine verdiği ödevleri"Herkes" için belli ölçülerdeyerine getirmek zorundadır. "Sosyalsigorta", "özel sigorta"dan birçok yönlerden farklıdır. Özelsigortada, sadece belli riskleri karşılamak ve verdiği kadar almak sözkonusudur. Oysa, sosyal güvenlik sistemi içinde kimin ne verdiği buna karşılıkne aldığı o kadar önemli değildir. İlgililerin primi ile yaşayabilen birsisteme yalnızca "sigorta" denir. "Sosyal (sigorta)güvenlik" ise, kuşaklar arası dayanışmadır. Bu nedenle Devlet, gereklidurumlarda toplam ulusal gelirden aktarmalar yaparak sosyal güvenliği herkesiçin belli ölçülerde yerine getirmelidir.
Sosyal güvenlik yönünden aşırı ayırımlar yaratan, Anayasa'nınsosyal devlet ve eşitlik ilkelerine aykırı olan geçici 4. maddenin getirdiğidüzenleme Anayasa'ya uygun görülemez. Aksi durumda zaman içerisinde yeni yeniüst gösterge tablolarının kabulü kaçınılmaz olacaktır.
İtiraz konuşa Geçici 4. maddesinin getirdiği düzenleme ile evvelceiptal edilen Geçici 5. maddenin yaptığı düzenleme arasında ve özellikle beşyıllık prim tutarını bu süre içerisinde taksitle ödeyenler yönünden hiçbirayrım bulunmamaktadır. İtiraz başvurusunda da açıkça belirtildiği gibi Geçici5. madde için kabul edilen iptal nedenleri tümüyle Geçici 4. madde için degeçerlidir. Bu nedenlerle itiraz konusu yasa kurallarının iptallerigerekeceğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Üye
Ahmet N. SEZER