ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1990/7
Karar Sayısı: 1990/ 11
Karar Günü: 21.6.1990
R.G. Tarih-Sayı :04.02.1991-20776
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Zonguldak İdare Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU:9.5.1985 günlü, 18749 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun18. maddesinin ikincifıkrasının Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığı savıylaiptali istemidir.
I- OLAY:
Karabük Belediye Başkanlığı, ilçe belediyesi sınırları içerisindedavacının da, 100. Yıl Mahallesi, Aktoprak mevkiinde kadastronun Pafta:60, Ada:399, Parsel: 69 no.lu 388 m2'likarsası ve üzerinde 120 m2yüzölçümlübetonarme binası da bulunan taşınmazını kapsayan bir biçimde, 3194 sayılı İmarYasası'nın 18. maddesi çerçevesinde arazi ve arsa düzenlemesi yapmıştır.
Davacı, yapılan uygulama sırasında, şüyulandırma adı altındataşınmazının bir kısmının keyfi bir tasarrufla bedelsiz olarak elinden alınıpbelediyeye maledildiğini ileri sürerek, yapılan uygulama ve şüyulandırmaişleminin iptali için, uygulamaya dayanak olan yasa hükmünün Anayasa'ya aykırıolduğu savıyla Belediye Başkanlığı aleyhine dava açmıştır.
Zonguldak İdare Mahkemesi, davacının Anayasa'ya aykırılıkiddiasının ciddî olduğu kanısına vararak, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18.maddesinin, "kamulaştırma yapılmaksızın ve arsa sahibinin onayı alınmadantek yanlı,doğrudan doğruya yapılan bir işlemle, taşınmazların gerçek karşılığıverilmeden bedelsiz olarak, meydana gelen değer artışı sebebiyle, yüzdeotuz-beşine kadar noksanı ile sahiplerine dağıtılabilmesi" yolundakikuralının,iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'nebaşvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralı:
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun iptali istenen 18.maddesi şöyledir:
"Arazi ve arsa düzenlemesi
Madde 18.- İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa vearazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızınbirbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere aitbulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veyaparsellereayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerinedağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözüedilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıdabelirtilen yetkilervalilikçekullanılır.
Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi vearsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha,düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenlemeortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacakdüzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsalarındüzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez.
Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerinihtiyacıolanyol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami vekarakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başkamaksatlarda kullanılamaz.
Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözügeçenumumî hizmetler için,yeniden ayrılması gereken yerlerin alanlarıtoplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçekamulaştırma yoluiletamamlanır.
Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasınıngerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan sahaüzerinden ayrılır.
Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadanfazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planıileyeniden birdüzenleme yapılmasına mani teşkil etmez.
Bu düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenleme ortaklıkpayı alınanlarından, bu düzenleme sebebiyle ayrıca değerlendirme resmi alınmaz.
Üzerinde bina bulunan hisseli parsellerde, şüyulanma sadece zemineait olup, şüyuun giderilmesinde bina bedeli ayrıca dikkate alınır.
Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzurbulunmayanbiryapı, ancakbirimar parseli içinde bırakılabilir. Tamamının veya bir kısmınınplan ve mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülmeyen yapılar ise,birdenfazla imar parseline de rastlayabilir. Hisselibir veya birkaç parselüzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibineödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuugiderilmedikçe, bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devamolunur.
Bu maddede belirtilen kamu hizmetlerine ayrılan yerlere rastlayanyapılar, belediye veya valilikçe kamulaştırılmadıkça yıktırılamaz.
Düzenlenmiş arsalarda bulunan yapılara, ilgili parsel sahiplerininmuvafakatlarıolmadığı veya plan ve mevzuat hükümlerine göre mahzur bulunduğu takdirde, küçükölçüdeki zaruri tamirler dışında ilave, değişiklik ve esaslı tamir izniverilemez. Düzenlemeye tabi tutulması gerektiği halde,bu madde hükümlerinintatbiki mümkün olmayan hallerde imar planı ve yönetmelik hükümlerine göremüstakil inşaata elverişli olan kadastral parsellere plana göre inşaat ruhsatıverilebilir.
Bu maddenin tatbikinde belediye veya valilik, ödeyeceklerikamulaştırma bedeli yerine ilgililerin muvafakati halinde kamulaştırılmasıgereken yerlerine karşılık, plan ve mevzuat hükümlerine göre yapı yapılmasımümkün olan belediye veya valiliğe ait sahalardan yer verebilirler.
Veraset yolu ile intikal eden, bu Kanun hükümlerine göreşüyulandırılan,Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm,sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ilesatılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsave parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planlan, satış vaadisözleşmeleri yapılamaz."
B. Dayanılan Anayasa Kuralı:
İptal istemini içeren başvuruda dayanılan Anayasa kuralı şudur:
"Madde 46.-Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,özel mülkiyettebulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas veusullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir.
Kamulaştırma bedelinin hesaplanma tarz ve usulleri kanunlabelirlenir.Kanun kamulaştırma bedelinin tespitinde vergi beyanım, kamulaştırmatarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, taşınmaz mallarınbirim fiyatlarını ve yapı maliyet hesaplarını ve diğer objektif ölçüleridikkate alır. Bu bedel ile vergi beyanındaki kıymet arasındaki farkın nasılvergilendirileceği kanunla gösterilir.
Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak tarımreformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunlagösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirmesüresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşitolarak ödenir ve peşinödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçükçiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir."
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca NecdetDARI-CIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, MustafaGÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZERve Erol CANSEL'in katılmalarıyla 13.3.1990 günü yapılan ilk incelemetoplantısında, Önceki27.9.1989 ve 14.11.1989 günlü kararlar gereğinin yerinegetirildiği saptanmış, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine ve sınırlama sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasınaoybirliğiyle kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ:
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, iptaliistenilen yasa kuralı ile dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleriyleöteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Sınırlama Sorunu:
İlk inceleme evresinde verilen karar gereğince önce sınırlamasorunu üzerinde durulmuştur.
İtiraz yoluna başvuran Zonguldak İdare Mahkemesi, 3194 sayılı İmarKanunu'nun18. maddesinin iptalini isterken daha çok bu maddenin ikincifıkrasında yeralan; "Belediyeler ve valiliklerce düzenlemeye tâbi tutulanarazi vearsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha,düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışı karşılığı düzenleme ortaklıkpayı olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye görealınacak düzenleme ortaklıkpaylan, düzenlemeye tâbi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden öncekiyüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez." hükmü üzerinde durmuştur.
Mahkeme aynı maddenin; arsa ve arazi düzenlemesinin belediyelerinvevaliliklerin yetkili olduğunu belirten birinci fıkrası ile "düzenlemeortaklık paylarının, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin, ihtiyacı olan umumîhizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlardakullanılamaya-cağı"na ilişkin üçüncü fıkrasına itirazda bulunmamıştır.Maddenin diğer fıkralarında yer alan hükümlerin ise itiraza temel oluşturan ikincifıkrasıyla doğrudan ilgisi bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, davacı, Karabük Belediyesi aleyhine Zonguldakİdare Mahkemesi'ne imar uygulaması ve şüyulandırma işlemlerinin iptaliistemiyle dava açtığına göre itiraz yoluna başvuran Mahkeme'nin incelemekteolduğu iptal davasının konusu da Karabük Belediyesi'nce, 3194 sayılı İmarKanunu'nun 18. maddesi uyarınca yapılan arsa ve arazi düzenleme işlemidir.
Bu nedenle dava konusu somut olay gözönünde tutularak, 3.5.1985günlü,3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasınailişkin esas incelemenin "Belediyelerce sınırlı olarak yapılmasıgerekmektedir.
B- Anayasa'ya aykırılık iddiasının incelenmesine geçmeden önce,ülkemizde imar faaliyetlerine ilişkin yasal düzenlemelerle itiraz konusukuralın anlam ve kapsamına, ayrıca konuya ilişkintanımlara kısaca değinmekteyarar görülmüştür.
a) Yasal Düzenlemeler:
Ülkemizde ilk kez 1848 yılında binaların yapı biçimine veşehircilik ilkelerine ilişkin, "Ebniye Nizamnamesi" çıkarılarak,cadde ve sokakların genişletilmesi için yıkılması gereken binaların,sahiplerinden değer pahası ile satın alınması veya istimlâk edilerekyıktırılması öngörülmüştür.
1856 yılında çıkarılan başka bir düzenleme ile beldenin tezyini,temizliği ve yolların genişletilmesi gibi işler için bedeli karşılığındaistimlâk yapılması esası kabul edilmiştir.
1864 tarihli Turuk ve Ebniye Nizamnamesi ise sokaklarıngenişletilmesiiçin alınacak yerlerin, sahipleri tarafından belediyeye parasızolarak terk edilmesi esasını getirmiş, ancak yeniden sokak açılması durumunda,"bedeli verilmedikçe, malikin tasarruf haklarının ihlâledilmeyeceğini" ayrıca belirtmiştir.
Cumhuriyet ilânından sonra, 1928 yılına kadar, ülkemizde 1882 (22Teşrinievvel 1299) tarihli, yollar, yangın yerleri ve binalarla ilgilidüzenlemeleri içeren "Ebniye Kanunu" uygulanmıştır. Bu kanunda,"sokakların genişletilmesi için icabeden ve üzerinde bina bulunmayanyerlerin, sokağın iki tarafındaki sahiplerinden lüzum eden kısmın yarı yarıyave karşılık verilmeksizin alınması ilkesi benimsenmiştir. Bu dönemde, KurtuluşSavaşı'nda yangın geçirmiş İzmir şehri için 1924 sayılında "mevzii imarplanı" hazırlanarak şehrin yeniden düzenlenmesine girişilmiştir.
Türkiye'de ilkşehir düzenlemesi 1928 yılında çıkarılan 1351 sayılı"Ankara Şehri İmar Müdiriyeti Teşkilât ve Vezaifine Dair Kanun" ilesağlanmış ve başkent Ankara'nın imar planı bu Yasa'ya dayanılarakhazırlanmıştır. Sözü edilen yasada; "İmar planı hudutları içindekiarsaların gerek münferiden ve gerekse hisseli olarak ifraz ve tevzi"olunabileceği, yüzde onbeş eksiği ile dağıtım esası kabul edilmiştir.
Daha sonra bütün belediyelere imar planı hazırlama zorunluluğugetiren3.4.1930 günlü, 1580 sayılı "Belediye Kanunu" ve 1933 yılındada kentlerin planlama çalışmasını düzenleyen 2290 sayılı "Belediye Yapı veYollar Kanunu" yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasa'da dağıtımda yüzde onbeşekadar zayiata yer verilmiştir. 1351 sayılı Ankara İmar Müdürlüğü'nün kuruluşunailişkin yasayla buna 1504 ve ek 1663 sayılı Yasalar ve 2289 sayılı Yasa Ankaraİmar Müdürlüğü'ne, arsaları şüyulandırarak dağıtma yetkisi vermiştir.
1956 yılında çıkarılan 6785 sayılı "İmar Kanunu" ile"Belediye Yapıve YollarKanunu" yürürlükten kaldırılmıştır.
6785 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinde, "imar ve yol istikametplanları hududu içindeki binalı ve binasız gayrimenkullerin, plana uygunşekilde inşaata elverişli hale getirilmesiiçin gayrimenkul sahiplerininmuavafakatı aranmaksızın birbirleriyle ve yol fazlası ile veya sair belediye,amme hükmi şahısları ile amme müesseselerine ait yerlerle birleştirilerek, planicaplarına göre, müstakil veya şüyulu olarak parsellere ayırmaya ve bu yerleriyüzde yirmibeşe kadar noksanı ile sahiplerine dağıtmaya Belediyelerselâhiyetlidir..."hükmüyer almıştır. Anayasa Mahkemesi'nce 42. maddedeki "taşınmaz malın gerçekkarşılığı verilmeksizin yüzde yirmibeşe kadar noksanı ile sahiplerinedağıtılabileceğine" ilişkin hükmün Anayasa'nın 38. maddesine aykırılığınedeniyle Anayasa Mahkemesi'nin22.11.1963günlü, 1963 / 65 Esas, 1963 / 278Karar sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine, anılan madde 11.7.1972 günlü,1605 sayılı Kanun'la yeniden düzenlenmiş, belediyelerin taşınmazları noksandağıtma yetkisini içeren kuralı yerine düzenleme ortaklık payı""ilkesi getirilerek iptal nedeniyle ortaya çıkan boşluk doldurulmuştur.
Bu hüküm ile; belediyelerce imar hududu içinde düzenlemeye bağlıtutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeterikadar alanın düzenleme dolayısıyle meydana gelen değer artışları karşılığında"düzenleme ortaklık payı olarak yüzde yirmibeşine kadar noksanı ileilgililere dağıtmaya Belediyelerin yetkili olduğu" öngörülmüş ve esaslarıgösterilmiştir.
7116 sayılı Yasayla yurdun, bölge, şehir, kasaba ve köylerinplanlaması, konut politikası, yapı malzemesi konuları ile ilgilenmek, bölgeplanlan konusunda ilgili kuruluşlarla ortaklaşa etüdler yapmak, iç iskân,göçmen iskânı ve afetlerden önce ve sonraki gerekli tedbirleri almak amacıylaİmar ve İskân Bakanlığı kurulmuş ve "Metropolitan planlama" çalışmalarıbaşlatılarak büyük kentlerimizin nazım imar planlarının yapılmasınagirişilmiştir.
İmar ve İskân Bakanlığı,13.12.1983günlü, 180 sayılı Kanun HükmündeKararname ile Bayındırlık Bakanlığıyla birleştirilmiştir. Kamu oyunda"İmar affı" diye adlandırılan 2981 sayılı Yasa ile 3290 sayılı"İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve6785 Sayılı İmar Kanunu'nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun"ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu, 3030 sayılı "Büyükşehir BelediyelerininYönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilmesi HakkındaKanun", 3086 sayılı "Kıyı Kanunu" gibi yasalarla imar veşehircilik konusunda yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
Daha sonra; 6785 sayılı İmar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran3.5.1985günlü, 3194 sayılı yeni İmar Kanunu,9.5.1985günlü, 18749 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun birbölümününiptali istenen 18. maddesi, yürürlükten kaldırılan 6785 sayılı Yasa'nın 42.maddesi yerine kimi yeni düzenlemeler getirmekte ve "düzenleme ortaklıkpayı" ile ilgili kuralları kapsamaktadır.
3194 sayılı Yasa'nın genel gerekçesinde; "Ülkemizde süratlinüfus artışı, köyden şehire akının kontrol edilememesi sonucu olarak ortayaçıkan düzensiz şehirleşme, gecekondulaşma ve bunların yarattığı sorunlar ile busorunların temelde çözümü için gerekli her türlü tedbirlerin alınması ihtiyacıİmar Kanunu'nun bugünün ve hatta yarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek köklüdeğişiklikler yapılmasını gerektirdiği ve bunun hızla artan nüfusumuza süratligelişme hareketleri ve gelişen günümüz teknolojisine ayak uyduracak tarzdasağlıklı hizmet verilmiş olacağı ve planlamanın bir sisteme bağlandığı veplanlamanın gelişmeyi önceden yönlendirmesi ilkesinin getirildiği, şehirlerin,imar planlarına uygun gelişmelerinin yönlendirilmesinde, belediye ve mücaviralan sınırları içi ve dışında kalan şehir ve onunla bütünleşen çevresindekiplansız alanları bir bütün olarak ele alan yeni bir anlayışgetirildiği...." belirtilmiştir.
İmar Yasası'nın itiraz konusu hükmü de içeren 18. maddesiningerekçesinde ise, "İmar hududu içinde bulunan binalı ve binasız arazi vearsalarıimar düzenine uygun birhale getirmek amacı ile bu yerleri sahiplerinin'muvafakati aranmaksızın mevzuat hükümlerine göre yenibirdüzenleme getirmeye vesahiplerine dağıtmaya ve mümkün olmadığı takdirde belediye ve valiliğe aitsahalardan yer vermeye belediye vevaliliklerinyetkili kılınmasınınamaçlandığı" vurgulanmıştır (TBMM Tutanak Dergisi S. Sayısı:291, Sayfa:4).
b) Düzenlemenin İçeriği:
Yasakoyucu, şehirlerimizin bir çoğunun teknik ve sağlıkkoşullarından yoksun bulunması nedeniyle, bunların planlarını değiştirmek veşehircilik esaslarına göre kurmak amacıyla olanaklar elverdiğince bölgeplanlaması ve yenileştirilme, şehrin plan ve haritalarının bir programçerçevesinde uygulanması esaslarım düzenlemiştir.
İmar planları, planı yapılan yörenin mevcut durumunun,olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın biçimde saptanabilmesiiçin, coğrafî veriler, beldenin donatımı, malî, sosyal kültürel ve ticarîyönden kullanılışı gibi konularda yapılacak anket, araştırma ve incelemelersonucuelde edilecek bilgiler esas alınarak hazırlanır. Çeşitli kentsel işlevlerarasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde, eniyiçözümyollarına ulaşmak, insan, toplum, çevre ilişkilerinde kişive aile mutluluğu iletoplum yaşamını etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak,yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağınkorunma kullanma dengesini ölçülü biçimde belirlemek, belde halkına iyi veuygun bir yaşama düzeni ve koşullan sağlamak imar planının başlıca amacıdır. Buçalışmalar sırasında kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus,alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanlararasındaki bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenliği vesağlığı ile ilgili konular da gözönünde tutulur.
İmar planlan, nazım imar planı ve uygulama imar planından oluşmaktadır.3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde, "Nâzım İmar Planı; varsa bölgeçevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine,yine varsakadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanışbiçimlerini, başka bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfusyoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarınıngelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini veproblemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarınınhazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan veraporuyla beraber bütün olan plan" olarak tanımlanmıştır. Uygulama İmarPlanı ise, "tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu,işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerinyapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekliimar uygulama programlarına esas olacak uygulama etapların ve diğer bilgileriayrıntıları ile gösteren plan" biçiminde nitelendirilmiştir.
Aynı Yasa'nın 8. maddesinde de, varsa bölge planı ve çevre düzeniplan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerinnâzımve uygulama imar planlarınınilgilibelediyelerce yapılacağı ve yaptırılacağı vebelediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği, 9. maddesinde de gerekligörülen durumlarda, imar planı yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve re'senonaylamaya Bakanlığın yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.
c) Konu İle İlgili Tanımlar:
3194 sayılı İmar Kanunu'nun itiraz konusu 18. maddesinin ikincifıkrası, arsa düzenleme işlemlerinde, parsellerin birleştirilip, tekrardağıtılmasınıiçeren düzenleme nedeniyle arsa sahiplerinin kazandığı değerartışına karşılık, parselleri yüzölçümünün % 35'ine kadar bedelsiz olarakBelediyelerevermelerini öngörmektedir.
Resmî Gazete'nin 2.11.1985günlü sayısında yayımlanan, "İmarKanunu'nun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ileİlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 4. maddesinde, düzenleme ortaklıkpayı; "Düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park,yeşil saha, genel otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tesciletabi olmayanalanlar ile cami, karakol yerleri ve ilgili tesisler içinkullanılmak üzere,düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında düzenlemeyetabi tutulan arazi ve arsaların, düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden % 35'ekadar düşülebilen miktar ve/veya zorunlu hallerde malikin muvafakati ile tesbitedilen karşılığı bedeldir." biçiminde tanımlanmıştır.
Yönetmelikte, uygulama esasları, düzenleme işleri ve yapılmasıgereken diğer işlemler gösterilmektedir.
C. İtiraz Konusu Yasa Kuralının Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu:
İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu Belediyeceyapılan idarî işlemin iptali davasında, 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinedayanılarak tapulu taşınmazın bir kısmının karşılıksız olarak Belediye'yemaledilmesi nedeniyle buişlemin Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı ve temel hukukilkelerine aykırı düştüğüilerisürülerek anılan kuralın iptal edilmesiistenmiştir.
Davalı İdare vekilince, İmar Yasası'nın. 18. maddesininuygulanmasının kentlerde gecekondulaşmayı ve arsa spekülasyonunu önlemekamacına yönelik olduğu, nüfusu onbini aşan Belediyelerin İmar Yasası'na göreimar planı yapmak ve yaptırmak zorunda bulunduğu, bu görevin, Belediyeler, kamutüzelkişilikleri ve kurumlan tarafından 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi ve bumaddeye dayalı yönetmelik uyarınca kamulaştırma yapılmaksızın yerinegetirildiği, bu nedenle Anayasa'ya aykırılığı söz konusu olmadığısavunulmuştur.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.maddesine göre Belediyelerin gerçek karşılığım vermeksizin aldıkları taşınmazmalların kamu yararına yönelikbiramaca özgülemelerinin taşınmaz sahibininiradesi dışında yapılan işlemler sonucunda gerçek anlamda fakirleşmesine yolaçtığını, yasakoyucunun, arsa düzenlemesi sonucunun arsalarda değer artışısağlayacağı düşüncesiyle yüzde otuzbeşlik eksiltme öngördüğünü, ancak buişlemin karşılığı ödenmeyen kamulaştırma olduğunu, tarla veya hamur kuralınınkamulaştırma işlemi oluşturulmaksızın ve bunun sonucunda kamulaştırma bedeliödenmeksizin özel mülkiyete el atma niteliği taşıdığından Anayasa'nın 46.maddesine aykırı bulunduğunu ileri sürmektedir.
Anayasa'nın 46. Maddesi Yönünden İnceleme:
Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, Devletin ve kamutüzelkişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, karşılıklarını peşinödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını ya da birkısmını, yasayla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlarüzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkili oldukları hükme bağlanmıştır.
Özel mülkiyet konusu olan taşınmaz malların kamulaştırılmasıkarşılığında hakkaniyete uygun ve adaletli bir bedelin ödenmesi, hukuköğretisinde mülkiyet kavramının genişlemesi olarak adlandırılan bir mal varlığıdeğerinin bir başka mal varlığı değeri ile yer değiştirilmesi anlamında kabuledildiğinden, mülkiyet hakkının Anayasa ile güvence altına alınmasıkamulaştırma kavramına engel olmamaktadır.
Kamulaştırma, genelde, malikin rızası olmaksızın Devletin kamuyararına özel mülkiyeti sona erdirdiği bir işlemdir. Ancak bu işlemde, taşınmazmal bedelinin kesintisiz, nakden ve peşin olarak ödenmesi, Anayasal birzorunluluktur. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yetkili organcaverilip onaylanması, yasayla gösterilen esas ve usullere uyulması, paranınpeşin ödenmesi, taşınmazın özel kişilere ilişkin olması, rızaya aykırı taşınmazedinme kamulaştırmanın öğeleridir.
İtiraz konusu kural ile düzenlemeye tabi tutulan arazi vearsaların dağıtımı sırasında, bunların düzenlemeden önceki yüzölçümlerindenyüzdeotuzbeşine kadar kısmının belediyelerce "düzenleme ortaklıkpayı" olarak düşülebilmesi yasaya göre, kamulaştırma dışında, yasanınöngördüğü usul ve esaslara uyularak gerçekleştirilecek bir işlemdir. Bu"düzenleme ortaklık payı" sözü edilen işlem sonucunda meydana gelendeğer artışlarının karşılığı olmaktadır.
İmar Yasası'nın 18. maddesinin dördüncü fıkrasında, yollamayapılan üçüncü fıkrasında geçen düzenleme ortaklık paylarının toplamı,"düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park,otopark, çocukbahçesi, yeşil saha, cami ve karakol gibi" genel hizmetlereayrılan yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, noksan kalan miktariçin belediye (ya da valiliklerce) kamulaştırma yolu ile tamamlanabileceğihüküm altına alınmıştır.
Aynı maddede, bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasınıngerekmesi halinde düzenleme ortaklık payının kamulaştırmadan arta kalan sahaüzerinden ayrılacağı, düzenleme ortaklık payı alınan parselden bu düzenlemesebebiyle ayrıca değerlendirme resmi alınmayacağı, kamu hizmetlerine ayrılanyerlere rastlayan yapıların belediye (ya da valilikçe) kamulaştırılmadıkçayıktırılamayacağı, düzenleme sırasında korunmasında sakınca bulunmayan yapınınimar alanı içinde bırakılabileceği, korunması olanaksız yapıların birden fazlaimar parseline rastlayabileceği, hisseli bir ya da birkaç parsel üzerinde kalanyapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe vearalarında bir anlaşma sağlanmadıkça ya da şüyuu giderilmedikçe, bu yapılarıneski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
İmar Yasası'nın uygulamada çağdaş anlayışlara uygun sonuçlardoğurması amaçlandığından, bu Yasa'nın öngördüğü sınırlamaların taşınmazmülkiyetine kamu yararına kullanma zorlamaları da getiren modern şehirciliğingelişmesini de sağlayacak biçimde tazminat ödenmesi gerekli bulunmayan yaygın yönetseldüzenlemelere olanak tanıyan kurallar niteliği taşıdığı öğretide kabuledilmektedir.
İmar Yasası'nın 18. maddesi ve bu maddeye dayalı yönetmeliktegetirilen hükümlerle, ilgili yönetimlerce kamulaştırma yapılmaksızın uygulamasorunlarının çözümlenmesi yoluna gidilmiştir.
Arazi ve arsa düzenlemesinin esasları özetle şöyledir:
a) Öncelikle şehrin gelişme yönü ve yoğun yapılaşmaya uygunöğelerigözönünde bulundurularak düzenleme alanı, belediye ve mücavir alansınırları içinde belediye encümenince saptanır.
b) Bu sınırlar içinde düzenlemeye bağlı tutulan yerleringereksinme duyulan meydan, park, genel otopark, yeşil alan gibi genelhizmetlere ayrılanalanların yüzölçümleri hesap edilerek, düzenleme alanıiçindeki toplam alana oranlanmak suretiyle düzenleme ortaklık payı miktarınınoram bulunur.
Düzenleme ortaklık payı oranı; bir düzenleme alanında saptanandüzenleme ortaklık payı miktarının, bu alan içindekikadastro ya da imarparsellerininyüzölçümü miktarına oranından ibarettir.
Bu oranın, taşınmaz yüzölçümünün yüzde otuzbeşe kadar olan bölümübedelsiz alınabilmekte, fazlaya gereksinim olduğunda diğer kısmı içinkamulaştırma yoluna başvurulmakta ya da arsa sahibinin isteğine uygun olarakbelediyelerin başka yerlerdeki arsası ile değiştirilebilmektedir.
c) Saptanan düzenleme ortaklık payı yüzde otuzbeşin altında ise,bedelsiz olarak alınacak miktarın yüzde otuzbeşin altındaki oran içinde olmasıyasa gereği olup, bunun yüzde otuzbeşe tamamlanması gibi bir uygulamayagidilmesi yasal açıdan olanaksızdır.
d) Yürürlükten kaldırılan 6785 sayılı İmar Yasası'nın 42.maddesine göre yapılan arazi ve arsa düzenlemelerinde, bir kişinin yeri; okul,kreş,hastane, belediyehizmet veya diğer resmî tesis alanı gibi kamu tesisalanlarında kaldığında, bu alanlar kamulaştırılıncaya kadar, o vatandaşa hiçbir yapı yapma olanağı sağlanmaz ve bir ev yapacak kadar arsa bile verilmezken,3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi ile bugibi alanlara düzenlemeye bağlıtutulan tüm parsel malikleri arsalarının büyüklükleri oranında pay verilerekortak edilmekte ve böylece zarara uğramaları önlenmektedir.
e) Sınırı saptanarak düzenlenmesine karar verilen alan içindekalanarsa ve araziler, imar alanındaki yapılanma koşullarına uygun olarakparsellere ayrılmakta ve parselasyon haritaları yapılmaktadır. Bu haritalaryapılarak düzenlenen parseller taşınmaz sahiplerine özgülenirken varsa mevcutyapıların bir imar parseli içinde kalmasına ve taşınmaz sahiplerineönceliklekendi arsalarının bulunduğu yerden arsa ayrılmasına, olanaklar elverdiğinceözen gösterilmesi gerekmektedir.
f) Bu özgüleme (tahsis) işlemlerinin sonuçlanmasından sonrayapılan tüm işlemlerin uygunluğu, belediye ve mücavir alan sınırları içindebelediye encümenince onaylanarak, onaylanan parselasyon planlarının bir ay süreile ilân edilmesi olağan yöntemlerle halka duyurulması sağlanarak bu süreiçinde parselasyon planlarına itiraz edilebilmekte, bir aylık ilân süresisonunda kesinleşen parselasyon planlan, tescil edilmek üzere ilgili tapudairelerinegönderilmektedir.
İmar Düzenlemesi ve Mülkiyet Hakkı:
Yapılan uygulama, düzenlemeye bağlı tutulan yerlerin gereksinimiolan genel hizmetlerle ilgili tesislerin, o bölgeye hizmet edeceği gözönündebulundurularak,düzenlemeye giren tüm parsellerin katkısı ile bu alanların sağlanması amacınayöneliktir. Bu tesislerin yer aldığı imar parselleri yalnız isabet ettiğikadastral parsele değil, düzenlemeye giren tüm parsellere alanları oranında payverilmek suretiyle sosyal bir denge kurulmaktadır.
Ayrıca, Yönetmeliğin 5. maddesinde de belirtildiği üzere,belediyeler; beldenin gereksinim ve gelişme durumuna göre yererli sayıdaarsayı, konut yapımına hazır bulunduracak biçimde düzenleme alanlarınısaptamakveuygulamasını yapmakla yükümlüdürler. Bu suretle yapılan uygulama sonucundabir taşınmaz, kadastral parselden, imar parseline dönüşmekte, konut yapımıgereksinimi içindeki kişiler, saptanmış imarlı arsayı daha kolayeldeedebilmektedirler.
Yapılan arazi ve arsa düzenlemesi sonucu yüzölçümü bakımındanyüzde otuzbeşe kadar eksiğiyle oluşan yeni parsel, değer olarak artışgöstermekte ve noksanıyla dağıtılmasına karşın, taşınmaz malikininmalvarlığında kural olarak bir azalmaya neden olmamaktadır. Genelde, sonuçolaraközel mülkiyet konusu taşınmaz, yeni oluşmuş imar parseli durumagetirilerek özgülenen taşınmaz, kişinin özel mülkiyetine geçirilmektedir. Bunedenle, itiraz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 46. maddesine aykırı bir yönügörülmemiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 12. maddesinde, kısmenkamulaştırma durumunda, kamulaştırma dışında kalan kısmın değerinde,kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiğinde, kamulaştırma bedelinden yüzdeelli oranını geçmemek üzere düşülmesi öngörülmüştür. Yönetim, kamulaştırmadolayısıyla o çevrede oturanlara yararlı olacak bir kamu hizmeti için belirlibir taşınmaza, bedelini ödeyerek malik olmaktadır.
Arazi ve arsa düzenlemesi ile imar parselleri oluşturularak konutyapımına hazır arsaların saptanmasıyla imar olanakları sağlayan belediye,yüklendiği külfet ve hizmetler nedeniyle, taşınmazlardan değer artışıkarşılığında, yine onların genel hizmetleri yönünden ortaklaşa kullanmalarıamacıyla; yol, meydan, park, yeşil alan, genel otopark, cami ve karakol gibiyerler için, yasakoyucunun saptadığı yüzde otuzbeşe kadar kısmını, düzenlemeortaklık payı olarak alabilmesi şehirlerin dengeli biçimde gelişmesi ve çağdaşduruma getirilmesine yöneliktir. Esasen pek çok batı ülkesinde bu türuygulamalar benimsenmiştir.
Belediyeler, arazi ve arsa düzenlemesi için yüzde otuzbeşten dahafazla bir kısım araziye gereksinim duyarlarsa kamulaştırma yolunagidebilmektedirler. İtiraz konusu düzenlemeyle, yönetimin imar uygulaması içinbüyük ölçüde taşınmazları kamulaştırıp daha sonra vatandaşlara satışıdurumunda, değerlenecek taşınmazların arsa spekülatörleri tarafından alınıpbirkaç elde toplanması önlenmiş olmaktadır.
Öte yandan, belediyece imar uygulamasının gerçekleştirilmesi,Anayasa'nın57. maddesinde yer alan konut hakkının gereğince kullanabilmesiiçin; Devlete verilen "şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarınıgözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacaktedbirleri" alma, ayrıca "toplu konut teşebbüslerini destekleme"görevinin gereğidir,
Ancak, Anayasa'nın 65. maddesinde "Devlet sosyal ve ekonomikalanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasınıgözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir" hükmüile belirlendiği üzere, Devlet tarafından yapılmasızorunlu sosyal ve ekonomiktümgörevlerin hemen yerine getirilmesi güçtür. Belirli nüfus yoğunluğuna ulaşmışyerleşim birimlerinin ilerdeki durumları da tasarlanarak imar planlan yapılmasıve planların uygulanmasında yalnızca kamulaştırma yoluna gidilmesiyoluylasorunların çözümlenmesindeki kimi güçlükler, ülkemizin imar düzenlemelerindeengeller oluşturacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası özel mülkiyeti benimsemiştir.Gerçekten, Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmiştir.Günümüzde mülkiyet hakkı, Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve hukuksalyaşantısı içinde kamu ve özel hukuk karakterlerinikendinde toplayan özelnitelikte aynî hak olarak kabul edilmektedir.
Bu anlamda mülkiyet hakkı, bir şey üzerinde dilediği biçimdekullanma,ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme (başkasına devretme, biçiminideğiştirme) gibi yetkileri içerir. Ancak, bu nitelikteki mülkiyet hakkı toplumyararına aykırı olmayacak biçimde ve yasaların koyduğu sınırlamalara uyularakkullanılır.
TürkMedeni Yasası'nın 618. maddesinde mülkiyet hakkının öğelerinibelirleyen kural, "Bir şeye malik olan kimse, o şeyden kanun dairesindedilediği gibi tasarruf etmek hakkına haizdir; haksız olarak o şeye vaz'iyededen herhangi bir kimseye karşı istihkak davası ikame ve her nevi müdahaleyimen edebilir." biçimindedir. Böylece Medeni Yasa da, kişiye, malik olduğuşey üzerinde, yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla istediği gibitasarruf hakkını tanımış bulunmaktadır.
Yasakoyucu da, mülkiyet hakkına dilediği sınırlamaları getirmekteserbest olmayıp Anayasa'nın 35. maddesini gözönünde tutmak zorundadır.
Anayasa'nın 35. maddesinde, yasakoyucu, ancak kamu yararı amacıile temel haklardan olan mülkiyet hakkı üzerinde sınırlama yapmaya yetkilikılınmış ve malikin de bu hakkı toplum yararına aykırı biçimde kullanmasıengellenmiştir.
Mülkiyet hakkı, bireyin dilediği biçimde kullanabileceği bir hak,sınırsız bir özgürlük olma niteliğini günümüzde yitirmiş, mülkiyet anlayışı, buhakkın, bir bakıma sosyal yapıda bir hak olduğu yolunda gelişmiş, birçok hakgibi bu hakkın da kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği ilkesi benimsenmiştir.
Başlangıçta, Roma Hukuku'ndan alman ve kişinin eşya üzerindemutlak egemenliğine dayanan mülkiyet hakkı, sınırsız bir özgürlük niteliğitaşımaktaydı. Eski hukukumuzda, Mecelle'nin 1192. maddesinde de"...herkesmülkinde keyf-i mâyeşa (dilediği gibi) tasarruf eder" hükmüyle mutlakegemenlik ilkesi kabul edilmişti. Mutlak sübjektif olarak düşünülen bu hak,yumuşatılarak mülkiyet hakkının sağladığı tasarruf yetkisi toplum düzeni vesosyal işlevler yönünden sınırlanmıştır. Bireyci temellere dayanan Mecelle'nin1197. maddesinde bile, malike tanınmış bulunan geniş tasarruf yetkisi, başkasıiçin aşın bir zarar doğurmamak koşuluyla sınırlanmıştı. Görüldüğü gibi,taşınmazlar bakımından mülkiyet hakkı, belirli bir süreç içinde, devletin izinverdiği ölçüde, taşınmazdan olabildiğince yararlanma hakkını da kapsamaktadır.
Anayasa'nın 13. maddesinin birinci fıkrasında açıklandığı üzere;temelhak ve özgürlükler, kamu yararının korunması amacıyla, Anayasa'nın sözüneve ruhuna uygun olarak yasayla sınırlanabilir. İtiraz konusu kurala göre,taşınmazların, malikleri ve diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın,birbirleriyle birleştirilmesi ve imar planına uygun parsellere ayrılmasındansonra yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşine kadar kısmı üzerinde düzenlemedolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında, düşülen "düzenlemeortaklık payları" belediyenin mülkiyetine geçmemekte, ancak, düzenlemeyebağlı tutulan yerlerin gereksinimi olan yol, meydan, park, otopark, çocukbahçesi, yeşil alan, cami ve karakol gibi genel hizmetlere ve bunlarla ilgilitesislere özgülenmektedir. Oysa kamulaştırmada mülkiyet el değiştirmekte,kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma yapan idarenin malı olmaktadır.
Yapılan düzenleme ile imar sınırları içinde bulunan arazi ve arsamaliklerinin mülkiyet hakki sınırlandırılarak, arazi ve arsalarınınyüzölçümünde azalma en çok yüzde otuzbeş oranında olmakta, ancak, ortaya çıkandeğerartışı nedeniyle ölçülülük kuralına uygun bir sosyal denge oluşmaktadır.
Hukuk devletinin vazgeçilmez öğeleri içinde yer alan yasalarınkamu yararına dayanması ilkesiyle bütün kamusal girişimlerin temelindebulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara egemen olması,yasakoyucunun bu esası gözardı etmemesi zorunludur.
Yapılacak tesis ve hizmetler yasalarda öngörülen ve idareningörevi içinde bulunan konulardan ise kamu yararı var demektir.
Söz konusu hüküm, faydalı yatırımlara girişilmesini, kişi vetoplum yararına düzenlemeler yapılmasını ve imar düzenine uygun yapılaşmayısağlayacağı için hukuk devleti ilkelerine aykırı değildir. Bu açıdanbakıldığında yargı denetimine açık bulunan, herkes için geçerli sayılmasıgerekengenel kurallar içeren düzenleme, hukukun genel ilkeleriyle uyumlu olup,toplumyararını öngören uygulama, sosyal devlet yapısına da uygun bulunmaktadır.
Şehirlerimizde imar girişimlerinin başlamasıyla, taşınmazlardameydana gelecek değer artışı gözönüne alındığında, sözü edilen kuralınöngördüğü oranın demokratik toplum düzeninin gereklerine ters düştüğü söylenemez.
İtiraz konusu kuralın, yerleşim birimlerinin iyileştirilmesisonucunda, ulaşmasını öngördüğü düzeyin, toplum yaşamı yönünden önem taşıyankamu yararı, kamu düzeni ve hukuk devleti kurumlarının iyi işlemesi ve sosyalyarar sağlama, ekonomik ve sosyal dengeyi eşitlik ilkesi gereği oluşturma gibihaklı ve doğru bir amaca yönelik bulunması karşısında, içeriği bakımındanmülkiyet hakkının özüne dokunmadığının, Anayasa'-nın özüne ve sözüne uyguntürde kamulaştırma dışında kendine özgü bir sınırlama getirdiğinin kabulügerekir.
Bu bakımdan, yapı yapma dahil, kendisine tahsis edilen ve denkliğigözetilen taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma hakkını kullanabilen malikin,kamulaştırma dışındaki uygulama ile mülkiyet hakkının özüne dokunulduğundan sözedilemeyeceği için dava konusu kuralla getirilen sınırlamanın demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı olduğu da düşünülemez.
Esasen itiraz konusu kural, arazi ve arsa düzenlemesisonucutaşınmazın esas yüzölçümünden düşülen "düzenleme ortaklık payı"nın,bir kamu hizmeti nedeniyle artan değer karşılığında, düzenlemeye tabi tutulanbölgenin gereksinimi olan hizmet ve tesisler için kullanılmasını öngörmektedir.Amaç dışında kullanılması durumunda ilgililerin her zaman yasal yollarabaşvurma hakları vardır.
İptali istenilen kuralla yönetim, kamulaştırma dışında, kişininmülkiyet hakkını yasayla sınırlandırırken, işlem konusu taşınmazdan"düzenleme ortaklık payı" olarak ayrılan yerleri, şehirleşme içingerekli olan genel hizmetlerde kullanmaya yetkili kılınmıştır. Öngörülenkoşullarla yönetimin bu yetkisini kötüye kullanması önlenmek istenmiştir.
Bu bakımdan, kamu yararı nedeniyle ve dengeli biçimde sınırlamasonucu, değerlenen yeni yerinde yapılanma hakkım kullanabilecek olan malikinmülkiyet hakkının özüne dokunulduğundan söz edilemeyeceğinden itiraz konusukuralın, mülkiyet hakkını, Anayasa'nın 13. maddesinin ikinci fıkrasına uygunbiçimde sınırladığı kabul edilmelidir.
Böylece, İmar Yasası ile öngörülen uygulamanın temel işlev veamacı, şehirlerin fiziksel konumunda süregelen, çarpık, düzensiz, sağlıksızyapılaşmaları önlemek; sağlıklı uygar ve çağdaş kentleşme koşullarınıgerçekleştirmek olduğu ve söz konusu etkinliklerde kamu hizmeti ve dolayısıylakamu yararı ön planda yer aldığına göre mülkiyet hakkının yasa ile sınırlanmasınaolanak tanıyan kuralların varlığından kuşku duyulmamasıgerekir.
Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında belirtildiği gibi. yasaylayapılan kısıtlamanın topluma sağlayacağı yarar, kişilerin uğrayacağı zarara.göre ağır bastığından, burada kamu yararının varlığını kabul etmek gerekir.Sosyal nitelik taşıyan mülkiyet hakkının toplum ve toplum yaran ile doğrudan veyakından ilgili olması karşısında bu konuda da bireyle toplumyararınınkarşılaştığı durumlarda toplum yararının üstün tutulması doğaldır.
İtiraz konusu kural ile, kadastral parsellerin imar parselinedönüştürülmesinden sonra belediye tarafından kamu hizmeti yapılırken, hizmetkarşılığı, yine o yere getirilecek hizmet için malikin taşınmazından belli birmiktarın düzenleme ortaklık payı olarak alınması yetkisinin, karşılık ödenmedenyapılan bir kamulaştırma olarak nitelendirilmek olanaksızdır. Bu nedenleyönetimin kamulaştırmasız elatmada bulunduğundan sözedilemez.
Arsa sahiplerinin, belediyeye, otopark yerleri, park yerleri vediğer kamu tesisleri için arsa yardımında bulunmaları, konut yapımına tahsisedilmiş arsalardan yeter miktarın, sahiplerince, araba park yeri olarakbelediyeye intikal ettirilmesi birçok ülkede uygulanmaktadır.
Pekçok uygar ülke tarafından kabul edilip uygulanan arazi ve arsadüzenlemesinde bir kısım alanın "düzenleme ortaklık payı" olarakalınması işlemi; belediyenin yaptığı kamu hizmeti karşılığında, 2464 sayılıBelediyeGelirleriKanunu"nun 16., 86., 87., 88. maddeleri gereği almandeğerlendirme resmi (şerefiye) yle, yol yapı harcamalarına, kanalizasyonharcamalarına, su tesisleri harcamalarına yararlananların katılma payı gibi,kendine özgü dengeli bir değerlendirme niteliğindedir.
Diğer taraftan 2464 sayılı Yasa'nın 97. maddesinde de,belediyelerin anılan Yasa'da harç ve katılma payı konusu yapılmayan her türlühizmet için ücret almaya yetkili oldukları kabul edilmiştir.
Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen,sağlık ve çevre koşullarına uygun oluşmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiş olanİmar Yasası'nın dava konusu 18. maddesinin ikinci fıkrası, belediyeyedüzenlemeye bağlı tutulan taşınmaz maliklerinden, götürülen hizmetten dolayıbir karşılık alma yetkisi vermektedir. Düzenlemeden önceki taşınmazına karşılıkolarak verilen taşınmaz da malikin tasarrufuna özgülendiğinden, uygulamaya esashükümlerin Anayasa'ya aykırılığı söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu hükmün, "belediyeleryönünden" Anayasa'nın 46. maddesine ve öbür kurallarına aykırı bir yönübulunmadığından iptal isteminin reddine karar verilmelidir.
Yekta Güngör ÖZDEN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.
VI- SONUÇ:
A. 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesininitirazkonusuikinci fıkrasına ilişkin esas incelemenin "Belediyeler"le sınırlı olarakyapılmasına oybirliğiyle,
B. Sınırlama kararı gereğince, "Belediyeler" yönündenincelenen söz konusu fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,YektaGüngör ÖZDEN ile Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,
21.6.1990 gününde karar verildi.
Başkan
Necdet DARICIOĞLU
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Oğuz AKDOĞANLI
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Lemi ÖZATAKAN
KARŞIOYGEREKÇESİ
Esas Sayısı:1990/7
Karar Sayısı: 1990/11
Çoğunluk oyuyla oluşan karar temel hak ve özgürlükler konusundayargının göstermesi beklenen duyarlığı yansıtmaktan uzaktır. İnsan haklarıkapsamında (Evrensel Bildirge madde17/1)önemli bir değer olarak yerini alan"Mülkiyet hakkı" ancak kamu yararı amacıyla ve yasayla sınırlanabilirve toplum yararına aykırı biçimde kullanılamaz (Anayasa madde 35). Bu koşullardışında hiç kimse mal ve mülkünden yasaklanamaz, yoksunbırakılamaz. Sosyal hukukdevleti, hak ve özgürlüklere dayanan, onların genişletilip güçlendirilmesineolanak tanıyan, bu yoldaki güvenceleriyle saygınlık ve onur kazanan birnitelikte değerlendirilmek yerine, istediğini hiçbir ölçü tanımadan yapabilenbir güç olarak düşünülürse, bu tür devlet hukuk dışına kolayca kayabileceğigibi nice işlem ve eylemler devlet adına ve devlet adı kullanılarak, böylesibahanelere sığınılarak gerçekleştirilir.Oysa, devletin herşeyden önce vermesi,duyurması gereken şey, güvendir. Mülkiyet kavramına, bu hakkın anlamına vehukuksal yapısının gereklerine aykırı biçimde elatmalar, kamusal zorunluluklardayanak gösterilerek getirilen sınırlama ve daraltmalar, imar düzenlemelerininbu hakkın özüne dokunması, bu haktan üstün tutulması görünümündedir. Aslında,mülkiyet hakkının sayıldığı ve korunduğu vurgulanarak imar düzenlemeleriyürütülmelidir. Hiçbir karşılık vermeden-ödemeden, doğal gelişimin bedeliniteliğinde, oluru dışında mülkünü sahibinin elinden almak hukuklabağdaştırılması güç bir uygulamadır. Kamusal gereklerle, yapılacakdüzenlemelerde % 35 sınırı ölçülülük ilkesine de aykırıdır. AnayasaMahkemesi'nin yapacağı uygunluk denetimi ilkede serbestliğe hoşgörüyleyaklaşırsa, düzeydekisakıncalar önlenemez. Rakamsal diziler, düzeyler, oranlarilerde istenildiği gibi değiştirilerek hakkın tümünü geçersiz kılan sonuçlaravarılabilir. Bu nedenle, işlevin doğasına aykırı "düzenleme ortaklıkpayı" adı verilerek 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin ikinci fıkrasındahem "düşülebilir" hem de "alınacak" sözcükleriyle açıklananuygulama yöntemi, itiraz yoluna başvuran mahkemenin iptal istemindekigerekçeleri doğrulayan bir gelişigüzellik taşımaktadır. Bu konuda, öncelikle, 5Aralık 1989 günlü, 20363 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan AnayasaMahkemesi'nin 21.6.1989 günlü, Esas 1988/34, Karar1989/26sayılı kararınailişkin karşıoy gerekçemi (sayfa 30-31) de yineliyorum. Yurttaşın hakkını birkamu kurumuyöneticisinin, yerel yönetim yetkilisininözgörüsüne bırakmak, teknikzorunluluklara dayanan alıntının küçük bir bölümünden fazlasının karşılığınıödememek, devlet adına zor alım türü bir işlemdir.
Mülkiyetin sınırlanmasına ilişkin anayasal kurumlar olankamulaştırma ve devletleştirme dışındaki kısıtlamalara geçerlik tanımak,koşulsuz uygulamak, anayasal güvenceyi azaltır. Anayasa, hukuksal güvencenintemel aracıdır, başlıca dayanağı ve kaynağıdır. Üçte biri aşan oranda mülkünkarşılıksız elden alınması, düzenlemelerle bu ölçüye varacak bir değerartışının kabulünün sonucu olamaz. Soyut değerlendirmelerle mülkiyet kurumuyıpratılmamalı, Anayasa Mahkemesi bu duruma olur vermemelidir. Değer artışıönyargısını içeren kural, Anayasa Mahkemesi'nin 22.11. 1963 günlü, Esas 1963 /65, Karar 1963 / 278 sayılı kararının aradığı hukuksal nedenden de yoksundur.Kamusal hizmetlerin paylaşılması ve katılım, bireylere de yükümlülük getirir.Sosyal amaç olağan, hattâ doğaldır. Ancak değer artış payında adalet ve dengeöğeleri bulunmalıdır.
İtiraza neden olan kuralın olumsuz bir yönü de, düzenlemeye bağlıtutulan yerlerin hangi amaçla kullanılacağına ilişkin üçüncü fıkrayla ortayaçıkmaktadır. Belirttiğim bu fıkrada "umumîhizmetlerden..." ve"bu hizmetle ilgili..."sözcüklerle sayılıp sınırlanan yerler, yalnızanılan yerlerigöstermekte, bunlar arasında okul, sağlıkocağı, hastahane,dispanser, aşevi ve benzerleri yer almamaktadır. Üstelik yalnız"cami" denilip tapınma yerleri" denilmeyerek Anayasa'nın 2.maddesinde vurgulanan lâiklik ilkesine de aykırılık açıktır. Lâik devlet,yurttaşların dinsel inançlarına göre ayırımgözetmeyen, düzenlemeler veuygulamalar yapmayan, olanaklar sunmayan,dinsel gereklere göre yaklaşımsergilemeyen, hangi dinden olurlarsa olsunlar tüm yurttaşlarını birbirindendeğişik, kendine uzak ya da yakın saymayan devlettir. Bu yansız, uygar veçağdaş tutum, aynı zamanda Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen yasa önündeeşitlik ilkesinin de gereğidir. Yalnız müslüman yurttaşlar için"cami"ye yer verip öbür dinlere inanan yurttaşların tapınaklarınıdışlamak vergi kavramını da yadsıyan bir anlayışı sergiler. İnsanlık veyurttaşlık ölçüsünü bırakıp din ölçüsüyle davranmak merkezî yönetimin yerelyönetimin ve yansızlığı başlıca niteliği sayılan kimi kurum ve kuruluşlarınözenle kaçınmaları gereken uyumsuzluktur. Düzeyi, ölçüsü, nedeni ne olursaolsun dinsel kaynaklı yaklaşımların, düzenleme ve oluşumların yararı değil,sakıncası vardır. Adalet ve hukuk, dinlere göre değil ahlâka göre biçimlenir.Devlet dinsel gerekleri gözeterek yasal düzenleme yapamayacağı gibi dinlerinbirine daha az, öbürüne daha çok yakınlık gösteremeyecektir. Anayasası'nda"Türkiye Devleti'nin dini Din-i İslâm'dır;" yazılı olduğu zamanlardabile giderek eylemli biçimde lâik uygulamalar yürütülmüşken,lâiklikilkesininbenimsendiği dönemlerde tersine uygulamalar hukuksal çelişkinin örneği,uygarlığa aykırı tutumun düşündürücü kanıtıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesi aslagözardı edilemez.
Karşıoyumun gerekçesi özetlediğim bu nedenlerdir.
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
KARŞIOYGEREKÇESİ
Esas Sayısı: 1990/7
Karar Sayısı: 1990 / 11
I. 1961 Anayasası'nın Mülkiyet hakkını düzenleyen 36. maddesi 1982Anayasası'na 35. madde olarak aynen alınmıştır. Madde şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yaranamacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz."
Ancak, 1961 Anayasasındaki düzenlemede, mülkiyet hakkı"sosyal ve İktisadî Haklar ve Ödevler" bölümünde yer almış iken 1982Anayasası'nda "Kişinin Haklan ve Ödevleri"ni düzenleyen maddelerarasında gösterilmiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtildikten sonra Yasakoyucu, bu hak üzerinde ancak kamu yararı amacı ilesınırlama yapmaya yetkili kılınmış ve mülkiyet hakkı sahibi de, buhakkı toplumyararına aykırı kullanmaktan yasaklanmıştır. Mülkiyet hakkının Anayasa'nın' buhükmü ile getirilen özel sınırlama nedenleri ile 13. maddede öngörülen temelhak ve hürriyetlerin genel sınırlama nedenlerinden başka nedenlerlesınırlandırılması olanaksızdır. Temel Hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında1982 Anayasası, 1961 Anayasası'nın 11. maddesindeki "hakkın özü"kavramına yer vermeyerek onun yerine "demokratik toplum düzeniningerekleri" ölçütünü kabul etmiştir. Anayasa'nın13. maddesinin 2. fıkrasınagöre "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz."
Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu'nun bu fıkraya ilişkin gerekçesişöyledir: "Maddenin ikinci fıkrasında, hak ve hürriyet sınırlanmasındadaima gözetilmesi gereken ölçü; yani sınırlamaların sının öngörülmüştür. Diğerbir deyimle hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusundaöngörülecek sınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı;genellikle kabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır.Getirilen bu kıstas, 1961 Anayasası'nın kabul ettiği "öze dokunmama"kıstasından daha belirgin, uygulanması daha kolay olan bir kıstastır. Esasenuluslararası sözleşme veya bildirilerde bu kıstası kabul etmişlerdir."
Komisyon gerekçesinde "genellikle kabul gören demokratikrejimanlayışı"ndan söz edilmesi karşısında 13. maddedeki '"demokratiktoplum düzeninin gerekleri" sözcüklerinin çağdaş özgürlükçü demokrasilerinevrensel nitelikleri olarak anlaşılması gerekir. Bu nedenle yasaların hak veözgürlüklere getirebileceği sınırlamaların en çok "demokratik toplum"için öngörülebilecek sınırlamalar düzeyinde olması zorunludur. Bu düzeyi aşan"çağdaş özgürlükçü demokratik toplum"için gerekli görülemeyeceksınırlamalaranayasaya aykırı olacaktır.
Şu durumda, Yasakoyucu mülkiyet hakkının kapsamını belirlemeyetkisini özellikle kamu yararı ilkesi yönünden değerlendirip kullanacaktır.Anayasa'nın 35. maddesi karşısında Yasakoyucu mülkiyet hakkına dilediğisınırlamaları getirmekte özgür değildir. Mülkiyet hakkı üzerinde ancak kamuyararı amacı ile sınırlamalar yapabilir. Mülkiyet hakkı sahibi de bu hakkınıtoplum yararına aykırı bir biçimde kullanamaz. Ancak, kamu yararının varlığıtartışmasız kabul edilen durumlarda bile mülkiyet hakkına getirilen sınırlama13. maddenin 2. fıkrasına göre demokratik toplum düzenin gereklerine aykırıolamayacaktır.
Bir hak veya özgürlüğü yalnızca ortadan kaldıran düzenlemelerdeğil, onu amacına uygun biçimde kullanılmasını zorlaştıran veya kullanılamazduruma düşüren sınırlandırmalar dahi demokratik toplum düzeninin gerekleri ilebağdaşmaz.
İtiraz konusu 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin 2.fıkrasındaise "Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeyetabi tutulan arazive arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha,düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında"düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye görealınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsalarındüzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez"denilmektedir.
Kentlerin İmar plânlarının yapılması ve bu aşamada genel hizmetlerve bunlarla ilgili yapılar için yerler ayrılmasındaki kamu yararı kuşkusuzdur.Ancak getirilen bu düzenleme ile mülkiyet hakkı sahibinin arazi ve arsaüzerindeki mülkiyet hakkı yüzde otuzbeşine kadar son bulmaktadır. Başka biranlatımla mülkiyet hakkı, arazi ve arsa düzenlemesinden önceki durumagöre yüzdeotuzbeşine kadar bir oranda ortadan kalkmaktadır. Hiç bir demokratik toplumda,bir hizmet nedeniyle kişilerin arazi veya arsasında meydana getirildiğivarsayılan değer artışı karşılığında onun mülkiyet hakkının ortadankaldırılması kabul edilemez.
Mülkiyet hakkını, arazi ve arsa düzenlemesinden sonra önceki durumagöre yüzde otuzbeşe kadar azaltan bir yasa, mülkiyet hakkını sınırlandıran veyahak sahibine ödev yükleyen bir yasa değil, onu ortadan kaldıran, yok eden biryasadır.
Taşınmaz mal ile maliki arasındaki ilişkiyi oluşturan yetkileritümüyle ortadan kaldıran ve buna karşın hiçbir karşılık ödenmemesine olanakvermeyen bir yasa kuralı demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunsayılmaz.
Anayasa'nın 13. maddesinin 1. fıkrası temel hak ve özgürlüklerinkiminedenlerle sınırlandırılabilmesine olanak vermektedir. Ancak 2. fıkrasındagenel ve özel sınırlama nedenlerinin varlığına rağmen sınırlandırmalarındemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmayacakları ve öngörüldükleriamaç dışında kullanılamayacakları belirtilmiştir. Oysa, itiraz konusu yasa kuralımülkiyet hakkını sınırlandırmamakta belli oranda mülkiyet hakkını ortadankaldırmaktadır. Mülkiyet hakkının ortadan kaldırılabilmesinin yöntemi iseAnayasa'nın 46. ve 47. maddelerinde gösterilmiştir. Kamulaştırma (46. m.) vedevletleştirme (47. m.) mülkiyet hakkım ortadan kaldırmaktadırlar; fakatkarşılığı olan para ödendiği sürece bu ortadan kaldırma "demokratik toplumdüzeninin gerekleri"ne aykırı sayılamaz. Gerekli yöntemlere uyulmadığı vekarşılığı para ödenmediği durumlarda "demokratik toplum düzeniningereklerine aykırılık oluşturur. Kamulaştırma, somut olaylarda özel mülkiyethakkının sona ermesidir. Ancak, kamulaştırmayı hukuka uygun duruma getirenkoşullardan biride malike karşılığının peşin ödenmesidir. Aslında, kamulaştırmaniteliği taşıdığı halde, bu niteliği yokmuş gibi gösterilmeye çalışılan budüzenleme, mülkiyet hakkını, sınırlamanın ötesinde belli oranda kaldırmaktaolduğundan Anayasa'nın 13. maddesinin 2. fıkrası ile 46. maddesine aykırıdüşmektedir.
Sunuda belirtmek gerekirki, çoğunluk kararında itiraz konusukuralın getirdiği düzenlemelerin kamulaştırmadan farkını göstermek için"düzenleme ortaklık payları" nın belediyenin mülkiyetine geçmediğidüzenlemeye bağlı tutulan yerlerin gereksinimi olan yol, meydan, park gibigenel hizmetlere ve bunlarla ilgili tesislere özgülendiği oysa kamulaştırmadamülkiyetin el değiştirdiği, taşınmazın kamulaştırma yapan idarenin malı olduğubelirtilmektedir. Oysa Medeni Kanunun 912. maddesi hükmü gereğincekamulaştırılmasına karşın kamunun kullanmasına özgülenen taşınmazlar tapusiciline tescil edilmezler. Ancak, bu bağlamda malikin belli oranda ortadankaldırılan mülkiyet hakkının belediye adına tescil edilip edilmemesinin birönemi de bulunmamaktadır. "Düzenleme ortaklık payı" tapuyatesciledilmeksizin ister yasada gösterilen genel hizmetlere veya bu hizmetlerleilgilitesislere özgülensin; isterse, tapu siciline belediye adına tescil edilsin,arazi ve arsa malikinin mülkiyet hakkını belli oranda sona erdirme gerçeğiniortadan kaldırmamaktadır.
II. İtiraz konusu kuralın biran için mülkiyet hakkını ortadankaldıran bir düzenleme olmayıp onu sınırlandıran bir düzenleme olduğu kabuledilse bile Anayasa'nın 13. maddesinin 2. fıkrasındaki "Temel hak vehürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar öngörüldükleri amaç dışındakullanılmaz." kuralı gereğince getirilen sınırlama bu amacın zorunlu veyagerekli kıldığından fazla olamayacaktır. Başkabiranlatımla amaç ile sınırlamaarasındaki oran her durumda göz önünde bulundurulacaktır.
Anayasa'nın13/2maddesinde öngörülen ölçülülük ilkesi, DanışmaMeclisi Anayasa Komisyonu'nun bu fıkraya ilişkin gerekçesinde şöyleaçıklanmaktadır:
"Maddenin ikinci fıkrası, son satırı, hak ve hürriyetlerin,sınırlanmasındada öngörülen genel ve özel nedenlerin belli amaçlara yönelikbulunduğu; binnetice ancak bu amaçları gerçekleştirmek için bu nedenlerinöngörüldüğünü vurgulamaktadır. Şu halde öngörülen amaçlar yahut nedenler bahaneedilerek, başka bir amaca ulaşmak için hak ve hürriyetler sınırlanmayacak;yahut meşru amaç güdülerek sınırlanmış olsalar bile, getirilen bu sınırlama buamacın zorunlu yahut gerekli kıldığından fazla olmayacaktır. Diğer bir deyimle,amaç ve sınırlama orantısı her halde korunacaktır."
Çoğunluk kararındaitiraz konusu kural bu yönden hiçbirdeğerlendirmeye bağlı tutulmamıştır. Kanımızca arazi ve arsalarınyüzölçümlerinin yüzde otuzbeşine kadar bir miktarının "düzenleme ortalıkpayı" olarak düşülmesi ölçülülük ilkesine de aykırıdır.
Yukarda açıklanan nedenlerle yasanın iptali gerekeceğindençoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Ahmet N. SEZER