ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1991/2
Karar Sayısı: 1991/30
Karar Günü: 19.9.1991
R.G. Tarih-Sayı :16.09.1992-21347
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 4. Ceza Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 11.5.1988 günlü, 3445 sayılı Yasa iledeğiştirilen 5680 sayılı Basın Yasası'nın 16. maddesinin son fıkrası ile TürkCeza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasının Anayasa'nın 36. ve 38.maddelerine aykırılığı deri sürülerek iptali istemidir.
I- OLAY :
"K" ilinde yayımlanan ve "M.B.S." A.Ş.'ne ait"TY." adlı gazetenin 1.5.1989 ile 24.5.1989 günlü sayılarında, yazanbelli olmayan yazılarla yakmana hakaret edildiği savıyla hakkında açılan kamudavasında, gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü sanık, ispat hakkını kullanmakistemiş ancak savunmalarını ispatlayamayınca bu kez anonim şirketin temsilcisihakkında da TCK'nun 481/1. maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile ekiddianame ile kamu davası açılmıştır. Yargılama sonunda Asliye CezaMahkemesi'nin Türk Ceza Kanunu'nun 481. maddesinin sekizinci fıkrası ve 119. maddelerigereğince sonuç olarak 30.000.000.- TL ağır para cezası de cezalandırılmayailişkin kararının, şirket Başkan Yardımcısı tarafından temyiz edilmesi üzerineYargıtay 4. Ceza Dairesi, 5680 sayılı BasınYasası'nın 16. maddesinin sonfıkrası de Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasınınAnayasa'nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin altıncı fıkralarına aykırıolduğunu deri sürerek iptalleri için 15.1.1991 gününde itiraz yolunabaşvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ :
A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALLARI :
1. 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın iptali istenen sekizincifıkrayı da içeren
481. maddesi şöyledir :.
"MADDE 481- (Değişik : 29.11.1960-144/1 md.)
Geçen maddede beyan olunan cürmün faili beraat etmek için isnatettiği fiilin sıhhatini veya şayi veya mütevatır olduğunu ispat etmek istersebu iddiası kabul olunmaz.
Ancak isnat edilen fiilin hakikat olduğunu ispat talebi:
1- Tecavüz olunun şahıs bir memur veya kamu hizmeti gören birkimse olup da 266, 267 ve 288 inci maddelerde beyan olunan haller müstesnaolmak üzere isnat olunun fiil icra ettiği memuriyete veya gördüğü kamuhizmetine taallûk eylediği,
2- isnat olunan fiilden dolayı tecavüz olunan şahsın hakkındakovuşturma icrasına başlanmış olduğu,
3- isnat edilen fiilin ispatında kamu yaran bulunduğuna mahkemecekarar verildiği,
4- Müşteki ikame ettiği davadan dolayı icra kılınan yargılamayıkendisine isnat olunan fiilin sıhhat ve ademi sıhhatine dahi teşmil etmeyi açıkolarak bizzat talep eylediği,
takdirde kabul olunur.
Hakikati maddenin ispatı talebi, müşteki özel bir soruşturma veyayargılama usulüne tabi veya başka bir mercide yargılanması gereken bir kimseolsa dahi, hakaret davasına bakan mahkemece kabul ve tetkik olunur.
İspat talebinin kabulüne karar verilmesini müteakip 15 gün içindebu talepte ilgili bütün deliller ikame ve varsa vesikaların asıl veya suretlerimahkemeye tevdi olunur.
ikame ve ibraz olunan delil ve vesikalar beş gün içinde mukabildelillerini ikame ve vesikalarım ibraz etmek üzere müştekiye ve CumhuriyetSavcısına tebliği olunur.
Taraflar bu suretle iddia ve delillerini bildirdikten sonramahkeme duruşma için en yakın bir gün tayin eder. Zaruret olmadıkça müteakiptalikler bir haftayı geçemez.
isnat ispat olunur veya bundan dolayı isnatta bulunan şahıs mahkûmedilirse sanık hakkında dava ve ceza düşer.
(Değişik : 11/5/1988-3445/4 md.) isnat, ispat olunmadığı takdirdefaile 480 inci maddede yazılı para cezalan on misli, şahsi hürriyeti bağlayıcıcezalar yansı oranında artırılarak hükmolunur.
(Değişik : 11/5/1988-3445/4 md.) ayrıca mevkute sahibi veyamevkute olmadığı takdirde yayınlatan hakkında yirmimilyon liradan yüzmilyon lirayakadar ağır para cezası verilir.
Şu kadar ki, bu maddedeki istisnaların uygulanması için tecavüzünaşağıdaki maddede bildirilen cürmü teşkil etmemesi icap eder.
İspat iddiası, yasama organları üyeleri seçimlerinde oy vermegününden önceki 30 gün içinde kabul olunmaz."
2. 5680 sayılı Basın Yasası'nın iptali istenen son fıkrasını daiçeren 16. maddesi ise şöyledir:
"MADDE 16- (Değişik : 10/11/1983-2950/5 md.)
Basın yoluyla işlenen suçlardan dolayı ceza sorumluluğu :
1. Mevkutelerle işlenen suçlardan sorumluluk, suçu vücuda getirenyazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bumevkutenin ilgili sorumlu müdürüne aittir. Ancak, sorumlu müdürler için verilenhürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerekhükmolunur. Para cezasının hesabında 647 sayılı Cezaların infazı HakkındaKanun'un 4 üncü maddesinin birinci bendinde belirtilen miktarın aşağı haddiesas alınır. Sorumlu müdürler için emniyet gözetimi altında bulundurma cezasıverilmez.
2. Sorumlu müdür, mevkutelerde müstear adla veya imzasız veyaremizli imza ile yayınlanan yazı veya haber veya resim veya karikatürsahiplerinin adlarını bildirmek zorunda değildir. Sahibi belli olmayan veyasorumlu müdür tarafından en geç mahkemece yapılacak birinci sorgusu sırasındasahibi doğru şekilde açıklanmayan yazı veya haber veya resim veyakarikatüründen dolayı sorumluluk birinci bent hükmüne bakılmaksızın, suçuvücuda geline yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimsegibi, sorumlu müdüre aittir.
3. Sorumlu müdür mevkutenin sahibi tarafından, rızasına aykırıolarak yayınlanan yazı veya haber veya resim veya karikatürden sorumludeğildir. Bu takdirde sorumlu müdür hakkındaki ceza sorumluluğu, yazı veyahaber veya resim veya karikatürü yayınlatana aittir.
4. Mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerle' işlenen suçlardaceza sorumluluğu suçu oluşturan eserin yazan, çevireni veya çizeni ile birlikteyayınlatana aittir. Ancak, yayınlatanlar için verilen hürriyeti bağlayıcıcezalar sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur. Paracezasının hesabında 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanunun 4 üncümaddesinin birinci bendinde belirtilen miktarın aşağı haddi esas alınır.Yayınlatanlar için emniyet gözetimi altında bulundurma cezası verilmez.
Mevkute tanımına girmeyen basılı eserin sahibinin belli olmamasıhalinde sorumluluk, yukarıdaki fıkra hükmüne bakılmaksızın yayınlatana aittir.Eser, yazan,çevireni ve çizeninin bilgi ve izni dışında yayınlandığı takdimdesadece yayınlatan, eseri vücuda getiren gibi sorumluolur.
Yukarıda yazılı kişiler belli olmadığı veya bu kimseler aleyhineTürk Mahkemelerinde dava açılamadığı takdirde sorumluluk, basana, basan dabelli olmadığı takdirde satan ve dağıtana aittir.
Sahibinin rızası olmadıkça Türkiye'de yayımlanan yayınlardan aynenyapılacak iktibaslarda sorumluluk, iktibas edene aittir.
Kanunla yasaklanmış herhangi bir dille yayın yapılması halinde,sorumlu müdürlerle yayınlatanlar hakkında bu maddede öngörülen para cezasınaçevrilerek hükmedilmeye ve emniyet gözetimi altında bulundurma cezasıverilemeyeceğine ilişkin hükümler uygulanmaz.
(Ek : 11/5/1988-3445/6 md.) Bu Kanun ile diğer kanunların basılıeserin sahip veya yayınlatanını cezai veya hukuki bakımdan sorumlu kıldığıhallerde, sahip veya yayınlatan tüzelkişi ise, temsilen bir gerçek kişigösterilmiş olsa bile sorumluluk tüzelkişiye aittir."
B- DAYANILAN ANAYASA KURALLARI :
1. "MADDE 36.- Herkes , meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmahakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev yetkisi içindeki davaya bakmaktankaçınamaz."
2. "MADDE 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunankanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimse suçu işlediğizaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve Ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçlan konusundada yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunlakonulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan birbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir. Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran birmüeyyide uygulayamaz. Silahlı Küvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunlaistisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."
IV- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, NecdetDARICIOĞLU Yekta Güngör ÖZDEN, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, ihsan PEKEL, SelçukTÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU, Güven DİNÇER ve HaşimKILIÇ'ın katılmalarıyla 28.2.1991 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ :
A- Sınırlandırma Sorunu :
5680 sayılı Basın Yasası'nın 16. maddesi Basın yoluyla işlenensuçlarda sorumluluğun kimlere ait olacağını düzenlemekte olup maddenin sonfıkrası ile Basın Yasası ve diğer yasalarda basılı eserin sahip ve yayınlatanıncezai ya da hukuki bakımdan sorumlu olacağının belirtildiği hallerde basılıeserin sahibi veya yayınlatanın tüzelkişi ise, temsilen gerçek bir kişi göstermişolsa bile, sorumluluğun bu tüzelkişiye ait olacağı öngörülmüştür.
Tüzelkişilere yapılarına uygun olan para cezası gibi ekonomikcezalar verilebileceği, bunun dışında kalan cezaların örneğin, hürriyetibağlayıcı cezaların verilmeyeceği gerçeği karşısında; olayda tüzelkişi içinyasada öngörülen cezanın ağır para cezası olduğu gözönüne alındığında, bucezanın tüzelkişinin yapısına uygun olduğu açıktır: Davada Basın Yasası'nın 16.maddesinin son fıkrası, Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasıdolayısıyla uygulanmak durumundadır. Anayasa'ya aykırılık savı,"itiraz" yoluyla ileri sürüldüğünden, başvuran Mahkemenin yetkisi debakmakta olduğu davada, uygulamak durumunda olduğu yasa kuralıyla sınırlıdır.Bu nedenle Basın Yasası'nın 16. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya uygunlukdenetiminin, Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasıyla sınırlıolarak yapılması gerekmiştir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu :
Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasının tümünün,Basın Yasası'nın 16. maddesinin son fıkrasının ise, sınırlama karan uyarınca,Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasıyla sınırlı olarakesastan incelenmesi gerektiğinden itiraz konusu her iki yasa kuralınınAnayasa'ya aykırılık sorunları birlikte ele alınacaktır.
1- Anayasa'nın 36. MaddesiYönünden inceleme :
İtiraz yoluna başvuran Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Türk CezaYasası'nın 480. maddesindeki hakaret suçunun sözle ya da yazıyla ve ancakgerçek kişilerce işlenebileceğini, çağdaş ceza hukukunda tüzelkişilerin ancakekonomik suçlan işleyebileceklerini, gerçek kişi olmamaları nedeniyle veyapılan gereği sövme suçunu işleyemeyeceklerini, olayda cezalandırılantüzelkişinin davada sanık olarak temsil edilmediğini, sorgu ve savunmasınınalınmadığını, kendisine yeterli savunma olanağı verilmedencezalandırılmasınakarar verilmesinin, ceza yargılama yasasının morfolojik yapısına ve temelmantığına, dolayısıyle de "adil ve hakkaniyete uygun" yargılamayıamaçlayıp buyuran Anayasa'nın 36. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek,itiraz konusu yasa kurallarının iptalini istemiştir.
a- Öğretide ve uygulamada cezaların, tüzelkişilerin temsilcileriolan gerçek kişilere verilebileceği yolundaki yerleşik görüşün, gelişmelerkarşısında çağdaş anlayışa uymadığı ve tüzelkişilere yapılarına uygun olmayanhürriyeti bağlayıcı cezalar türünde cezalar değil, ancak, kapatma, geçicisüreyle çalışma yasağı ya da para cezası gibi, cezalar verilebileceği, kabuledilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin 16.6.1964 günlü, Esas : 1963/104, Karar:1964/49 sayılı ve 14.2.1989 günlü,Esas : 1988/15, Karar: 1989/9 sayılıkararlarında da tüzelkişilere yapılarına uygun ceza verilmesinin Anayasa'yaaykırılık oluşturmayacağı benimsenmiştir.
b- Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36.maddesinde herkesin geçerli araç ve yollardan faydalanarak yargı yerlerindedavacı ya da davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğuöngörülmüştür. "Sav ve savunma hakkı" birbirini tümleyen vebirbirinden ayrılması olanaksız bir kurum niteliğiyle hak arama özgürlüğününtemelidir. Yaşam hakkının karşı öğesi olmaktan ötede, bu hakka işlerlik veanlam kazandıran önemiyle insanlık yaşamında yadsınmaz bir yeri olan hak aramaözgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmakla birliktebireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme uğraşınınuygar yöntemidir. Uluslararası hukuk kaynaklarında özgün yeri bulunan, hakarama özgürlüğü, değişik alanlardaki özellikleriyle insan Haklan EvrenselBildirgesi'nin 6.-12. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu özgürlük de, öbür hak veözgürlükler gibi, ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun biçimdeyasa ile ve geçici olarak sınırlanabilir. Anayasa'ya aykırı olarak, açık ya daüstü kapalı sınırlamalar, hangi yolla yapılırsa yapılsın uygun karşılanamaz,insan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıylahukuksal olanaktan kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanmahakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk devletinin başlıca ölçütlerinden,demokrasinin en çağdaş gereklerinden, vazgeçilmez koşullarından biridir.Kullanılmasını yöntem, süre ve gerekler yönünden koşullara bağlayarak düzenlemedışında kısıtlama, engelleme ve olumsuz yönde etkileme hoşgörüyle karşılanamazve bu doğrultudaki düzenlemeler Anayasa'yla bağdaşamaz.
Dava konusu olayda, ilgili tüzelkişinin iddianamede sanık olarakgösterilmemesi, davanın tüzelkişinin temsilcisinin yokluğunda yürütülüp hükümkonulması sanığın savunma hakkından yoksun kılınmasının sonucudur. Bu haktanınmayarak yürütülen uygulamanın güven verici ve inandırıcı olmasıbeklenemez. Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrası, yargılamayöntemi ve savunmayla ilgili ayrıntılar düzenleyen bir kural olmamasına karşınyapısı bakımından sanığa kendisinin hiçbir katkısı geçmeden suç oluşturan bireylem nedeniyle savunma olanağı vermemektedir. Sanığın ilgisine bağlı olmayanbir durumdan, üstelik bu konuda savunmasını almaya gerek duyulmayan ve olanakvermeyen biçimsel yönden var görünmesine karşın gerçekte ve özde savunma ve hakarama yolunu sınırlandırıp kaldıran kural Anayasa'nın 36. maddesine aykırıdüşer. Bu nedenle, Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasınıniptali gerekir.
2- Anayasa'nın 38. Maddesi Yönünden inceleme :
Anayasa'nın 38. maddesinin altına fıkrasına göre, "cezasorumluluğu şahsidir." Bu kural, ceza hukukunun temel ilkelerindendir.Evrensel nitelikli olan bu temel ilke, herkesin kendi eyleminden sorumluolacağı, başka bir anlatımla başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayıkimsenin cezalandırılmayacağı biçiminde tanımlanabilir.
Anayasa Mahkemesi de, "cezaların kişiselliği" ilkesinibu biçimde anlamış ve pek çok kararında bunu yineleyip vurgulamıştır.
Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin yedinci fıkrasında hakaretsuçunu işlediği iddia edilen kişinin ispat hakkını kullanması, ancak isnadıispat edememesi durumunda kendisine Türk Ceza Yasası'nın 480. maddesi gereğinceverilmesi gereken cezanın yansı kadar artırılarak ceza verileceğiöngörülmüştür, itiraz konusu Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizincifıkrasında ise, böyledurumlarda hakaret suçu yayın yoluyla işlenmişise-"mevkute sahibi, mevkute olmadığı takdirde naşiri hakkında"ayrıca ceza öngörülmüştür. Hakaret ettiği iddia olunan kişilerin anayasal birhak olan "ispat hakkını" kullanmaları ve isnadı kanıtlayamamalarıdurumundamevkute sahibi veya yayınlatan ceza tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.Hakaret suçunu işlediği iddia edilen kişinin eyleminden dolayı sorumlututulması söz konusu olmayan, ancak sanığın ispat hakkını kullanması yüzündenbu hakkın kullanılması ile hiçbir ilgisi bulunmayan mevkute sahibi veyayayınlatanın cezalandırılması suç ve cezanın kişiselliği ilkesiylebağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle mevkute sahibi veya yayınlatan kendieylemlerinden değil, başkalarının eylemlerinden ceza sorumluluğu altınasokulmaktadır ki, bu biçimdeki bir düzenlemenin cezaların kişiselliği kuralımiçeren Anayasa'nın 38. maddesine aykırılığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesininsekizinci fıkrası Anayasa'ya aykırıolup, iptali gerekir.
Basın Yasası'nın 16. maddesinin son fıkrasında "Bu kanun ilediğer kanunların basılı eserin sahip ve yayınlatanını cezai veya hukukbakımından sorumlu bulduğu hallerde, sahip ve yayınlatan tüzelkişi ise temsilenbir gerçek kişi gösterilmiş olsa bile sorumluluk tüzelkişiye aittir."denilmektedir. Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesinin sekizinci fıkrasının açıkanlatımı karşısında sınırlama karan uyarınca incelenen Basın Yasası'nın, 16.maddesinin son fıkrasının cezaların kişiselliği ilkesini öngören Anayasanın 38.maddesine ve iddia ve savunma hakkını düzenleyen 36. maddesine aykırı olduğusöylenemez.
Açıklanan nedenlerle Basın Yasası'nın 16. maddesinin sonfıkrasının iptal isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ :
1. Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesine 11.5.1988 günlü, 3445sayılı Yasa'yla eklenen 8. fıkradaki "Ayrıca mevkute sahibi veya mevkuteolmadığı takdirde yayınlatan hakkında yirmimilyon liradan yüzmilyon lirayakadar para cezası verilir." kuralının Anayasa'ya aykırı olduğuna veİPTALİNE,
2. 5680 sayılı Basın Yasası'nın 16. maddesine 11.5.1988 günlü,3445 sayılı Yasa'yla eklenen son fıkranın;
A. Türk Ceza Yasası'nın 481. maddesine eklenen yukarıda belirtilenkuralla sınırlı olarak incelenmesine,
B. Sınırlama karan uyarınca incelenen kuralın Anayasa'ya aykırıolmadığından iptal isteminin REDDİNE,
19.9.1991 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN