ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1992/30
Karar Sayısı : 1992/36
Karar Günü : 26.5.1992
R.G. Tarih-Sayı :18.12.1993-21792
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Diyarbakır İdare Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU : 15.12.1990 günlü, 430 sayılı "OlağanüstüHal Bölge Valiliği ve Olağanüstü Halin Devamı Süresince Alınacak İlaveTedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 3. maddesinin (a) bendininAnayasa'nın 121. maddesine aykırılığı savı ile iptali istemidir.
I- OLAY
Mardin Kızıltepe Lisesi öğretmeni iken 430 sayılı KHK'nin 3.maddesinin (a) bendi gereğince Kırşehir Çiçekdağı İlçesine atanan davacı İ.B.,İdare Mahkemesine bu işlemin iptali için dava açmıştır. İdare Mahkemesi dedavacının Olağanüstü Hal Bölgesi dışına atanmasını sağlayan işlemin dayanağıolan 430 sayılı KHK'nin 3/a maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısınavararak iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ :
A- İptali İstenilen Kanun Hükmünde Kararname Kuralı:
15.12.1990 günlü, 430 sayılı "Olağanüstü Hal Bölge ValiliğiVe Olağanüstü Halin Devamı Süresince Alınacak İlave Tedbirler Hakkında KanunHükmünde Kararname"nin iptali istenen 3. maddesinin (a) bendi şöyledir:
"Madde 3- Olağanüstü hal ilan edilen illerde ve olağanüstühalin devamı süresince Olağanüstü Hal Bölge Valisi;
a) Görev alanı içindeki illerde güvenlik, asayiş ve kamu düzenibakımından çalışmalarında sakınca görülen ve hizmetlerinden yararlanılamayankamu personelinin yer değiştirmesini veya görev alanı dışında geçici veyasürekli olarak görevlendirilmesini ilgili kurum veya kuruluşlardan isteyebilir.Bu istekleri derhal yerine getirilir. Bu personel hakkında kendi özelkanunlarındaki hükümler uygulanır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralı :
İtiraz gerekçesinde Dayanılan Anayasa'nın 121. maddesi şöyledir:
"MADDE 121.- Anayasanın 119 ve 120 nci maddeleri uyarıncaolağanüstü hal ilânına karar verilmesi durumunda, bu karar Resmî Gazetedeyayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. TürkiyeBüyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstühal süresini değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasındadört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.
119 uncu madde uyarınca ilân edilen olağanüstü hallerdevatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstühallerin her türü için ayrı ayrı geçerli olmak üzere, Anayasanın 15 incimaddesindeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağıveya nasıl durdurulacağı, halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretlealınacağı, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceği, görevlilerindurumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağı ve olağanüstü yönetim usulleri,Olağanüstü Hal Kanununda düzenlenir.
Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplananBakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmündekararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynıgün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisceonaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir."
IV- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince yapılan ilkinceleme toplantısında, ilk incelemeye ilişkin rapor, itiraz yoluna başvuranmahkemenin gerekçesi, iptali istenilen Kanun Hükmünde Kararname kuralı veilgili Anayasa kurallarıyla bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü :
430 sayılı KHK'nin itiraz konusu 3. maddesinin (a) bendi şöyledir:"Olağanüstü hal ilân edilen illerde ve olağanüstü halin devamı süresinceOlağanüstü Hal Bölge Valisi;
a) Görev alanı içindeki illerde güvenlik, asayiş ve kamu düzenibakımından çalışmalarında sakınca görülen ve hizmetlerinden yararlanılamayankamu personelinin yer değiştirmesini veya görev alanı dışında geçici veyasürekli olarak görevlendirilmesini ilgili kurum veya kuruluştan isteyebilir. Buistekleri derhal yerine getirilir. Bu personel hakkında kendi özelkanunlarındaki hükümler uygulanır."
Maddenin gerekçesinde "285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedeyer alan bu hüküm, herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmadan bu Kanun HükmündeKararnameye aktarılmış ve bu suretle güvenlik, asayiş ve kamu düzeni bakımındançalışmalarında sakınca görülen veyahizmetlerinden yararlanılmayan kamupersonelinin de, istenmeyen faaliyetlerinin önüne geçilmesi yolunagidilmiştir." denilmektedir.
Maddenin (a) bendi ile getirilen kural "olağanüstü halsüresince", "olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda" ve"olağanüstü hal ilân edilen illerde uygulanmak üzere" çıkarılmıştır.Bu nedenle olağanüstü hal KHK kuralı niteliğindedir.
Anayasa'nın 148. maddesinde Anayasa Mahkemesi'nin görev veyetkileri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; "Anayasa Mahkemesi,kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasadeğişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak,olağanüstü
hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmündekararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla,Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz." denilmektedir.
Fıkranın birinci cümlesine göre, yasalar, kanun hükmündekararnameler Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve Anayasa değişikliğiAnayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı olan normlardır. Kural olarak tüm kanunhükmünde kararnameler, Anayasa'ya uygunluk yönünden Anayasa Mahkemesi'nindenetimine bağlı bulunmakla birlikte, olağanüstü haller ile sıkıyönetim vesavaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler bundan ayrıktutulmuştur.
Nitekim, 2945 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 19. maddesi hükmüne göre "olağanüstü hallerde,sıkıyönetim ve savaş hallerinde Anayasa'nın
121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan kanun hükmündekararnamelere karşı şekil ve esas bakımından iptal davası açılamaz vemahkemelerde Anayasa'ya aykırılık iddiası ileri sürülemez."
Yasa'nın 19. maddesi birlikte değerlendirilmesinden bu tür kanunhükmünde kararnameler hakkında gerek iptal davası açılması, gerekse itirazbaşvurusunda bulunulması durumlarında bunların Anayasa'ya uygunluğunundenetlenmesi olanaksızdır.
Bu nedenlerle olağanüstü hal kanun hükmünde kararname kuralı olanitiraz konusu kuralın iptaline ilişkin istemin yetkisizlik nedeniyle reddigerekir.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
V- SONUÇ :
Başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle itirazın REDDİNE,Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun "İşin esasının incelenmesine geçilmesigerekir" yolundaki karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
25.5.1992 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
AYRIŞIKGEREKÇE
Anayasa'nın 148. maddesi birinci fıkrasının son cümlesinde"... olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanunhükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa'ya aykırılığıiddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz." denilmekte ve fakatgörülmekte olan bir davada uygulanacak kanun hükmünde kararname hakkında somutnorm denetimine başvurulup vurulamayacağıkonusunda herhangi bir açıklıkgetirmemektedir. Aksine, soyut norm denetiminden söz edilirken dava sözcüğükullanıldığı halde, somut norm denetimlerinde dava sözcüğüne yer verilmemiştir.
Bilindiği gibi, iptal davası, yasa ya da kanun hükmündekararnamenin tümünün veya bazı hükümlerinin iptali için görülmekte olan davaylabağlantılı olmaksızın doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesinde açılan bir davatürüdür. Oysa, somut norm denetimi, yapılmakta olan bir yargılamada uygulanacakyasa kuralının iptali için davayabakmakta olan mahkemenin isteğine bağlı,dolaylı bir dava türüdür. Burada esas davanın görülmesi sırasında ortaya çıkanve halli mahkemenin görev ve yetki alanı dışında kalan ve ancak esas davanınçözümünde etkili olan bir engelin giderilmesi söz konusudur.
Demokratik toplumlarda şartlar ne olursa olsun, aslolanolabildiğince hak ve özgürlüklerin korunmasıdır. Bu nedenle, AnayasaMahkemesi'nin Anayasa'nın biçim kurallarından hareketle, gelecekte kendinibağlayıcı katı ve kesin ifadeler kullanmaktan kaçınması, sorunların çözümündeuygun ve zorunlu kurallarla yetinmesi gerekir.
10.11.1983 günlü ve 2949 sayılı "Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 19. maddesi; "olağanüstühallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde Anayasa'nın 121. ve 122. maddelerigereğince çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere karşı şekil ve esas bakımındaniptal davası açılamaz ve mahkemelerde Anayasa'ya aykırılık iddiası ilerisürülemez." hükmünü içermekte, Anayasa'nın geçici 15. maddesi de, MGKdöneminde çıkarılan yasaların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceğikuralına yer vermiş bulunmaktadır. Şu halde, ilk genel seçimler sonucundatoplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının oluşturduğu 6.12.1983tarihine kadar çıkan kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyeceğinegöre, bu kuralı uygulamak zorunda olan itirazcı mahkeme, konuyu AnayasaMahkemesi'ne getirme yetkisine sahip değildir. Çünkü, Anayasa hükümleri,üstünlük ve bağlayıcılık gibi nitelikleri yönünden eşdeğerde kurallardır.Birinindiğerine tercihi, bir ilkenin korunması pahasına diğerinin ihmal edilmesiolanağı yoktur. Anayasa'nın geçici 15. maddesi, esas kuralının biristisnasıdır. Özel niteliği dolayısiyle esas maddelerine tercihan uygulanmasıgerekir. Binaenaleyh, davanınreddi için 2949 sayılı Yasa'nın 19. maddesi kâfiiken, doyurucu ve inandırıcı olan gayretiyle Anayasa'nın 148. maddesinin dedavanın reddine dayanak yapılması, bu suretle tartışmalı bir konuda AnayasaMahkemesini önceden bağlayıcı bir tutumun içine girilmesi doğru değildir.
Üye
Mustafa ŞAHİN
KARŞIOYYAZISI
Anayasa Mahkemesi'nin 10.1.1991 günlü, E: 1990/25, K: 1991/1sayılı kararında açıklanan, "Olağanüstü Hal KHK.lerinin, Anayasa'nınöngördüğü, TBMM'nce onanmalarının usul ve süresini gösteren İçtüzüğünyazılmamış olması nedeniyle kaynağı Anayasa'da bulunan bir yetkiye dayanılarakçıkarılmış sayılamayacağı" yönündeki karşıoy gerekçem devam etmekleberaber; başvuran Mahkemede bakılmakta olan davada uygulanma durumunda olankural, Anayasa Mahkemesi'nin 3.7.1991 günlü, E:1991/6, Karar: 1991/20 sayılıkararıyla olağanüstü hal KHK kuralı niteliğinde kabul edildiğinden ve böyleceişin bu yönü aşılmış olduğundan, karşıoy gerekçem olağanüstü hal KHK.lerininöznel uygulamaya ilişkin kuralına karşı itirazyoluyla başvuruda bulunulupbulunulayamayacağına ilişkindir.
Olayda, olağanüstü hal KHK.nin uygulanan kuralının, mahkemeceAnayasa'ya aykırı görülmeleri nedeniyle yapılan başvurunun Anayasa'nın 148.maddesi ve 2949 sayılı Yasa'nın 19. maddeleri karşısında Anayasa Mahkemesi'nindenetim yetkisi içinde bulunup bulunmadığının öncelikle saptanmasıgerekmektedir.
Anayasa Başlangıçta, "...çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmaazmi...", "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü ve egemenliğin kayıtsızşartsız Türk Milletine ait olduğu..."; 174. maddesinde, "Anayasanınhiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma veTürkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden... inkılâpkanunlarının, ...yürürlükteki hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklindeanlaşılamaz ve yorumlanamaz." biçimindeki kurallarıyla genel esprisini veideolojisini belirlemiştir.
Bu ideoloji, "Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaazmi yönünde bütünleşmesini, ulus istencinin mutlak üstünlüğünü, egemenliğinkayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasını, hiçbir düşünce ve görüşün Atatürkmilliyetçiliği, ilke ve devrimleri ve uygarlığı karşısında yer almamasını vekoruma görmemesini, lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devletişlerine ve politikayakesinlikle karıştırılmamasını gerektirir.
Anayasa'nın Başlangıç'ta ve 174. maddesinde belirtilen buideolojisi ve genel esaslarla kurulan demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletiyapısı, Anayasa'nın yorumunda yol gösterici olmak durumundadır.
Anayasa'ya uygunluk denetimini yapmakla görevli AnayasaMahkemesi'nin işlevi, Anayasa'ya uygunluk sağlamaya çalışırken aynı zamandaAnayasa'nın genel esprisi ve temel yapısı içinde toplumsal
gereksinmelere uygun, insanlığın ortak değerlerini koruyucu,ilerici ve çağdaş yorumlar getirmektir. Anayasa Mahkemesi, anayasal denetimgörevi içerisinde bu işlevini yerine getirirken karşılaştığı güçlükleriaşabildiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başlangıç'ta belirtilen temel ilkeleredayanan, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine uygun çözümlereulaşabildiği, Anayasa yapısının tıkanan yerlerdeki akışını Anayasa ve hukukdevleti anlayışı içinde sağlayabildiği oranda onursal çalışma ve anayasal yargıyıkararlarıyla geliştirme çizgisini belirlemiş olacaktır. Çünkü hukukdevletininbelirgin özelliği, anayasal ve yargısal denetimin kesintisiz ve tüm işlemlerikapsayacak biçimde işlemesidir.
Anayasa'nın 148. maddesinde, "Olağanüstü hallerde, sıkıyönetimve savaş hallerinde çıkarılan KHK.lerin şekil ve esas bakımından Anayasayaaykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz." denilmektedir.
Olayda, yerel mahkeme, olağanüstü hal KHK kuralını uygulamasırasında Anayasa'ya aykırı görerek, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'nebaşvurmuştur. Bu başvurunun, Anayasa'nın 148. maddesindeki denetimin yasağıkapsamına girip girmediğinin, başka bir deyişle, "Anayasa Mahkemesindedava açılamaz." kuralının anlamının önsorun olarak incelenmesi gerekmektedir.Bu bağlamda, itiraz yoluyla yapılan başvurunun "Anayasa Mahkemesindeaçılan bir dava" olup olmadığı işin özünü oluşturmaktadır.
Anayasa, "iptal davası" başlıklı 150. maddesinde, iptaldavasıyla ilgili düzenleme getirmiştir; 151. maddesinde "iptal"sözcüğünü kullanmadan "dava açma süresi" başlığı altında yine iptaldavasıyla ilgili süre düzenlenmiştir. "Anayasaya aykırılığın diğermahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddede ise, bir süresınırıyla bağlı olmadan mahkemelerden gelebilecek Anayasa'ya aykırılıksavlarının incelenmesiyle ilgili ayrı düzenleme öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da iptal davası ve itiraz yolu Anayasa'daayrı maddelerde ayrı koşullarla ve değişik biçimde düzenlenmiştir. Anayasaiptal davasından söz ederken, daima "İptal davası" ya da"dava" sözcüklerini kullanmıştır. Nitekim öğretide de iptal davasıbir dava türü kabul edilerek soyut norm denetimi olarak adlandırılırken;mahkemelerden gelen işler için itiraz yolu deyimi kullanılmakta veya somut normdenetimi olarak da adlandırılmaktadır.
İptal davasının davalı tarafı bulunmamakla beraber davacısı olan,belirli bir süre içerisinde Anayasa'da sayılan kişi, kişiler ve gruplarcaAnayasa Mahkemesi'nde doğrudan dava biçiminde açılan
bir denetimdir. İptal davasının konusu yasa veya onun bir hükmü;dava açma yeri Anayasa Mahkemesi'dir.
İtiraz yoluyla yapılan başvurularda ise dava, yerel mahkemede biryasa ve onun hükmüne karşı değil, uygulanan işlem veya eyleme karşı ya da birhakkın elde edilmesi amacıyla açılmıştır. Davanın doğrudan açılma yeri yerelmahkemedir. Anayasa Mahkemesi'nde dava açılmamakta, yerel mahkeme sadeceAnayasa'ya aykırılık konusunda karar verilmek üzere başvurudabulunabilmektedir. Nitekim taraflar uygulanacak hükmü, Anayasa'ya aykırıgörürlerse "Anayasaya aykırılık def'inde (exceptio) bulunabilir. Mahkemebu savın ciddi olduğu kanısınavarabilir veya mahkeme re'sen bu hükmü Anayasa'yaaykırı görebilir (ex officio). Bu iki durumda mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin"bu konuda" (Anayasa'ya aykırılık konusunda) vereceği karara kadardavayı geri bırakır (md.152). Görüldüğü üzere, itiraz yolunda,geri bırakılandava yerel mahkemenin elindedir. Anayasa Mahkemesi'ne Anayasa'ya aykırılıkkonusunda bir karar verilmek üzere başvuru yapılmaktadır. Bu başvurunun, birdavacısı yoktur, ileri sürülen def'iyi mahkeme kabul etmek zorunda değildir.Davacısı olmayan bir dava türü düşünülemez.
Ayrıca, başka bir ayrılık, verilen kararın sonuçlarındandır. İptalkararları geriye yürümemesine karşın; itiraz yoluyla gelen işlerde verileniptal kararları geriye yürür niteliktedir. Başvuruda bulunan mahkeme, hattaaynı yasa hükmünü uygulama durumunda olan öteki mahkemeler, bakmakta olduklarıdavalarda Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararına uyarlar.
İtiraz yolunda amaç, Anayasa'ya aykırılığı saptayarak Anayasa'yaaykırı uygulamayı önlemektir. İptal davasında ise, aykırı hükmün iptali ileAnayasa'ya aykırılığı gidermektir. (Anayasa Mahkemesi'nin 11.2.1971 günlü, E:1971/3, K: 1971/17 sayılı kararı). İtiraz yoluyla yapılan başvurularda, Anayasa'yaaykırılık saptandığında sonuç, iptal davalarında olduğu gibi, "iptal"olsa da, bu tür iptal kararlarının etkileri yukarıda açıklandığı üzere ayrıdır.Kaldı ki, itiraz yoluyla yapılan başvurularda, Anayasa'ya aykırılığınsaptanmasıyla yetinilebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasasızamanında, itiraz yoluyla gelen işlerde iptal kararı vermeden olayla sınırlı veyalnız tarafları bağlayıcı karar verebilmekteydi.
Açıklanan nedenlerle itiraz yolu, bir dava türü sayılamaz vemahkemenin yaptığı başvuruyu "Mahkemenin davası" olarakadlandıramayız.
Anayasa Mahkemesi'nin görevini öncelikle Anayasa belirler.Anayasa, 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerini açık birbiçimde göstermiş olmasına karşın, maddedeki sınırlayıcı kural, Anayasa MahkemesininKuruluş Yasası'nın 19. maddesine değişik bir biçimde alınmıştır. Anayasa'da"Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz." deyimi yerine, Yasada"iptal davası açılamaz ve mahkemelerde aykırılık iddiası ilerisürülemez." denilmiştir.
Görüldüğü üzere Kuruluş Yasası, Anayasa'daki "davaaçılamaz" sözcüğünü "iptal davası açılamaz" biçimindetekrarladıktan sonra, "mahkemelerde Anayasaya aykırılık iddiası ilerisürülemez" kuralını ilave etmiş, dolayısıyla Anayasa'nın öngördüğü anayasaldenetim yasağını genişletmiştir. Bu durumda Kuruluş Yasası'nın bu kuralıAnayasa'ya aykırıdır. Olayda, Anayasa Mahkemesi'nin "ispat hakkı"ylailgili kararında belirttiği biçimde, "Anayasanın bağlayıcı niteliği veüstünlüğü" ilkesine dayanılarak ve Anayasa'ya aykırı hüküm ihmal edilerek,Anayasa kuralının doğrudan uygulanması gerekir (Anayasa Mahkemesi'nin 6.5.1982günlü, E: 1981/8, K: 1982/3 sayılı kararı).
Öte yandan, Anayasa'nın 148. maddesinin öngördüğü yasak alanınsadece olağanüstü hal KHK.nin (kural işlemin) kendisiyle ve iptal davasısüresiyle sınırlı olduğu, kural işleme dayanılarak değişik zamanlarda tesisedilecek bireysel işlemleri kapsamadığı söylenebilir. Bu düşünce biçimi,kuralın yazılışına ve temelde anayasal denetimi öngören bir hukuk devletianlayışına çok daha uygun düşecektir.
Açıklanan nedenlerle işin esasına geçilmesi gerektiği yolundaki oyile verilen karara karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU