ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1993/17
Karar Sayısı : 1993/41
Karar Günü : 18.11.1993
R.G. Tarih-Sayı :24.09.1995-22414
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 4. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal SigortalarKanunu'nun Ek. 24. Maddesinin (a) ile (l) bentlerinin Anayasa'nın 5., 10/2, 60.ve 61/3. maddelerine aykırı olduğu savıyla iptali istemidir.
I. OLAY
Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan yaşlılık aylığı alan davacıya 506sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın Ek 24. Maddesi gereğince ödenmesigerekmesine karşın ödenmeyen sosyal yardım zammı için mahkemeye başvuranvekilin dava dilekçesine verdiği yanıtta davalı Sosyal Sigortalar Kurumu,sosyal yardım zammı uygulamasını öngören Ek 24. Maddenin Anayasa'ya aykırıolduğunu ileri sürerek iptali konusunda bir karar alınmak üzere sorunun AnayasaMahkemesi'ne iletilmesini istemiş, davacı vekili de aynı istemde bulunmuş,konuyu inceleyen yerel mahkeme yaptığı inceleme ve değerlendirme sonundayanlışın Anayasa'ya aykırılık savlarının ciddî olduğu kanısına vararak sözüedilen kuralın iptali istemiyle 18.2.1993 günlü kararla Anayasa Mahkemesi'nebaşvurmuştur.
III. YASA METİNLERİ
A. İptali İstenilen Yasa Kuralı
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın ek. 24.Maddesinin iptali istenen (a) ile (l) bentlerini de içeren ve Başbakanlıkçayayımlanan yürürlükteki Kanunlar Külliyatı'(Mayıs 1992, Ek-12)ndan alınan sonbiçimi şöyledir :
"Ek Madde 24- (6/3/1981 - 2422/17 mad. ile gelen Ek 5 incimad. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.)
a) (Değişik : 16/10/1985 tarih ve KHK/251; Aynen kabul; 7/1/1986tarih ve 3251 sayılı Kanun) 506 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerine göre işkazaları ile meslek hastalıkları, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından,gelir veya aylık alanlar ile 991 sayılı Kanunla Kuruma devredilen sandıklarmevzuatına göre aylık alanlara her ay sosyalyardım zammı olarak 12.919 liraödenir.
(Değişik: 16/2/1989 - 3522/1 md.) Bakanlar Kurulu, sosyal yardımzammı miktarını, gösterge, üst gösterge ve geçici gösterge tablosundaki dereceve kademelere göre birbirinden farklı olarak tespit etmeye yetkilidir.
Bu ödemeler, Kurumdan gelir veya aylık ödemesine imkân verendosyalar esas alınarak yapılır.
b) İş kazaları ile meslek hastalıkları sigortasından sürekli işgöremezlik geliri almakta olanlara, gelir bağlanmasına esas olan sürekli işgöremezlik derecesi oranında sosyal yardım zammı ödenir.
c) Yabancı ülkelerle aktedilen sosyal güvenlik sözleşmeleriuyarınca kısmî gelir veya aylık alanlara ödenecek sosyal yardım zammı, Türkmevzuatına tabi olarak geçen prim ödeme süresinin, sosyal güvenlik sözleşmesinegöre nazara alınan toplam prim ödeme süresine olan oranına göre hesabedilir.
d) İş kazaları ile meslek hastalıkları sigortasından geliralanlara ödenen sosyal yardım zammı, 506 sayılı Kanunun 22 nci maddesine göreödenecek sermayenin hesabında nazara alınmaz. Ancak, söz konusu maddedebelirtilen tarife uyarınca hesaplanacak peşin sermaye değeri, 506 sayılıKanunun 26 ncı maddesi hükümlerine göre tespit edilecek peşin sermaye değerleritoplamına katılır.
e) Söz konusu sosyal yardım zammı, hak sahiplerine her dosya içintamamı tevzi edilecek şekilde ve eşit oranda bölüştürülür.
f) İki ayrı sigorta kolundan veya iki ayrı dosyadan gelir veyaaylık alanlara, en fazla ödemeye imkân veren bir dosya üzerinden sosyal yardımzammı ödemesi yapılır.
g) Hak sahibi kız çocuklarının evlenmeleri nedeniyle ödenenevlenme yardımının hesabında sosyal yardım zammı nazara alınmaz,
h) 5/1/1961 tarih ve 228 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerinegöre Kurumca aylık bağlananlara ödenen sosyal yardım zammının hizmetsüreleriyle orantılı olarak tespit edilen miktaraynı nitelikteki zammı ödeyenilgili sandık veya kurumdan tahsil edilir.
i) Ödeme dönemlerine göre peşin ödenen sosyal yardım zammı, ölümhalinde geri alınmaz,
j) Sosyal yardım zammından icra ve diğer kesintiler yapılamayacağıgibi, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
k) Yersiz yapılan sosyal yardım zammı ödemeleri, ilgilinin varsa almaktaolduğu gelir veya aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle, yoksa genelhükümlere göre geri alınır.
l) (Ek: 20/6/1987 - 3395/15 md.) Genel ve katma bütçeli idareler,mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar ile kanunla ve kanunların verdiğiyetkiye istinaden kurulan kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamekapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık veiştiraklerinden, çalıştığı en son kuruluş olarak ayrılmak suretiyle kendisine506 sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık veya ölüm aylığı bağlanankişilere ödenen sosyal yardım zamları, Kurumca yazılı olarak istenmesi üzerine,bu kuruluşlartarafından en çok iki ay içinde Kuruma ödenir.
Kurumlar Vergisi mükellefi olan kamu kurum ve kuruluşları bu maddegereğince yapılan ödemeleri Kurumlar Vergisi matrahındanindirilebilirler."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz yoluna başvuran mahkemenin iptal istemini dayandırdığıAnayasa kuralları şunlardır :
1. "V. Devletin temel amaç ve görevleri
MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletininbağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti vedemokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır."
2. "X. Kanun önünde eşitlik
MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.(Fıkra 2).
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
3. "X. Sosyal güvenlik hakları
A. Sosyal güvenlik hakkı
MADDE 60- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır veteşkilatı kurar."
4. "B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunmasıgerekenler
MADDE 61- ....................
...............................
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacakdiğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir. (Fıkra 3).
..............................
..............................
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta GüngörÖZDEN, Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, İhsanPEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN ve MustafaBUMİN'in katılmalarıyla 15.4.1993 günü yapılan ilk inceleme toplantısındadosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, iptaliistenen Yasa kurallarıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleriokunup incelendikten ve 2949 sayılı Yasa'nın 30. maddesi uyarınca çağrılanÇalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Sigortalar Kurumu GenelMüdürlüğü temsilcilerinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü :
A. Genel Açıklama
Sorun, yaşlılık aylığıyla birlikte verilmesi Yasa'yla öngörülen"sosyal yardım zammı" adındaki ek ödemeden kaynaklanmaktadır. İnsanıngeleceğine ilişkin önlem ve hazırlıklar içinde, hepsinin gerçekleşmesine olanaksağlayan ve hepsinin dayanağı sayılan akçalı durum öncelik taşımaktadır.Çalışanlaryönünden, çalışılan sürede gereksinimleri karşılamaktan daha önemlisi emeklilikgünlerinin huzur içinde geçmesidir. Sosyal Sigortalar Kurumu iştirakçilerininyaşlılık aylığı, emeklilik yaşamının olabildiğince sorunsuz geçmesi içingereksinimlerikarşılamak amacıyla kullanılmaktadır. Geleceğe güvenle bakmanınparasal aracı olan yaşlılık aylığının yetersizliği "sosyal yardımzammı"yla giderilmek istendiğinden 506 sayılı Yasa'nın itiraz konusu ek24. maddesiyle bu yardım kurumu yaşama geçirilmiştir.Yurttaşlarını, bireyleri,bu yolla topluma istenci dışında gelişen olaylara, olası tehlikelere karşıkorumak ve her yönden güven içinde yaşatmak Devletin başlıca görevlerindendir.Sosyal hukuk devleti, sosyal güvenlik sorunlarını çözmeyi yüklenmiş, ülkeninkalkınmasıylabirlikte ulusal gelirin sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde sağlanmasınıamaç edinmiş devlettir. Güçsüzleri güçlülere ezdirmemek ilkesi, herkesi,çalışanları, emeklilerle yaşlıları durumlarına uygun düzenlemelerle sağlıklı,mutlu vegüven içinde yaşatmayı gerektirir. Sosyal politikaların amaçlarınaulaşmasında gelir ve hizmetlerin adaletli dağılımı ilk sırayı alır. Bu nedenle"sosyal yardım zammı" adıyla getirilen katkı, Devletin işçiemeklisine yaklaşımının bir göstergesi niteliğindedir. Sosyal yardımprogramlarının bir gereği olarak hukuksal yapısı oluşturulan "sosyalyardım zammı" değişik adlar altında (aileye ve çocuklara yönelik olarak)kimi ülkelerde uygulanmaktadır. Önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasındanaylık alanlar ileişkazası ve meslek hastalıkları sigortalarından gelirbağlananlara "avans" adıyla yapılan ödeme, sonra "sosyal yardımzammı"na dönüştürülmüştür. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun primlerden oluşanözkaynaklarından karşılanan "sosyal yardım zammı", Kurum'un sağlamayaçalıştığı olağan yardım düzeyini gerçekleştirmesinde güçlüklere neden olduğu anlaşılmaktadır."Sosyal yardım zammı"na ayrılan para, temel görevlerin yerinegetirilmesini engelleme ölçüsüne geldiğinden ödemekten kaçınıldığısaptanmıştır. Sosyal sigorta yardımlarının yetersizliğini gidermek amacıylaöngörülmüştür.
B. İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve Kapsamı
Sosyal Sigortalar Kurumu'nca ödenen "sosyal hizmetzammı" 15 yıl içinde 1300 katına çıkarak 975 bin TL. olmuştur. SosyalSigortalar Kurumu'nun aylık ödemeleri içindeki oranının 1980'de % 17 iken1992'de % 49, 1993'ün ilk 4 ayında ise % 54 olduğu sözlü açıklama sırasındayetkililerce anlatılmıştır.
1. Sosyal Sigortalar Yasası'nın Ek 24. Maddesinin iptali istenen(a) bendi, yukarıya alınan metninde de açıkça görüleceği üzere iş kazaları,meslek hastalıkları, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir ya daaylık alanlarla 991 sayılı Yasa kapsamındaki standartlardan aylık alanlara heray 12.919 TLlık sosyal yardım zammı ödenmesine ilişkindir.
Maddenin (l) bendiyle yine yukarıya alınan metninde ayrıntılıbiçimde belirtilen kuruluşların, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun yazıyla istemesiüzerine sosyal yardım zammının en çok iki ay içinde Kurum'a ödenmesidüzenlenmiştir.
Kamu kuruluşlarından emekli olan sigortalılara ödenen sosyalyardım zammının bu kuruluşlardan alınmasına olanak veren kurala göre 1987-1992yıllarında kamu kuruluşlarına tahakkuk ettirilen 5,5 trilyon TL borçtan ancak600 milyar TL alınabildiği de sözlü açıklamada anlatılmıştır.
C. Sınırlama Sorunu
1. Sosyal Sigortalar Yasası'nın Ek 24. Maddesinin (l) bendi, birkısım sosyal yardım zammının sağlandığı kaynaklardan kamu kuruluşlarının SosyalSigortalar Kurumu'na iş kazası ve meslek hastalığı dışında ödeyeceği sosyalyardım zammına, ödeme yöntemine ve süresine ilişkin olup yerel mahkemeninbakmakta olduğu davada uygulanacak kural değildir. Bu durumda, Anayasa'nın 152.maddesinin birinci fıkrası ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesininson fıkrası gereğince (l)bendine ilişkin itirazın, başvuran mahkemenin bu konuda yetkisizliği nedeniylereddine, oybirliğiyle karar verilmiştir.
2. Sosyal Sigortalar Yasası'nın Ek 24. Maddesinin (a) bendine göreödenmesi istenilen sosyal yardım zammı, yerel mahkemenin bakmakta olduğudavanın davacısı gözetildiğinde esas inceleme yalnız 506 sayılı Yasakapsamındakilerle sınırlı tutulmalıdır. Bu nedenle, (a) bendine ilişkin esasincelemenin 506 sayılı Yasa ile ek ve değişikliklerine göre yaşlılık aylığıalanlarla sınırlı olarak yapılmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
D. İtiraz Konusu Kuralın Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
1. Anayasa'nın 5. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, sosyal güvenlik kuruluşlarıncasağlanan yardımların edim-karşı edim ilkesine dayanmasına, 506 sayılı Yasa'nın72. maddesi gereğince sağlanacak her yardım için prim alınması gereğine karşın506 sayılı Yasa'nın öngördüğü sistem gözardı edilerek sosyal yardım zammı içinprim alınmadığını, bu ödemelerin işçi emekli aylıklarını aştığı ve Kurum'unprim gelirlerinin % 30'una ulaştığını, yasal olarak bulunmasına karşın Kurum'adevlet yardımı yapılmadığını, Kurum'un akçalı güçlüklerini aşabilmesi için primoranlarının % 10 artırılması zorunluluğuna değinmiş, sosyal yardım zammınıödeme yükümlülüğüne ilişkin açık bir kural bulunmadığını, prim ya da kesenek almadanyardım yapılamayacağını ileri sürmüş, ayrıca yukarıya alınan ayrıntılıgerekçelerle iptal isteminin dayanaklarını açıklamıştır. 4792 sayılı Yasa'nın19. maddesindeKurum gelirleri arasında sayılan Devlet yardımının yapılmadığı dabelirtilen başvuru kararında konu, Devletin temel amaç ve görevleri kapsamındadeğerlendirilmiştir.
Sosyal yardım zammı, hakeden iştirakçilere ödenecek Devletkatkısıdır. Sosyal Sigortalar Kurumu bu ödemenin aracıdır. Kurum'un içindebulunduğu akçalı güçlükler, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olan bu ödemeninyapılmasını geciktirse, yavaşlatsa, azaltsa da bireylerin ve ailelerin sosyalgüvenliğini olumlu biçimde etkileyen yardımın kaldırılmasına neden olamaz.Yardımın, bir sosyal katkı olarak sürmesinin, asıl ödemeler doyurucu düzeydeolmadıkça, sosyal devlet niteliğine uygun bir işleyiş olduğunda duraksanamaz.Yalnızca "malî darboğaz" Anayasa'ya aykırılık nedenini oluşturamaz.Kurum'un malîyönden iyileştirilmesi için alınacak önlemler de Yasakoyucu'nun veKurum yönetiminin yetki ve görev alanına giren konulardır. Sosyal yardımzammının Anayasa'nın 5. maddesinde sayılan Devletin temel amaç ve görevleriylebağdaşmayan yönü olmadığı gibi, tersine, bu maddeye uygun düşen bir yaklaşımtürüdür.
2. Anayasa'nın 10. Maddesinin İkinci Fıkrası Yönünden İnceleme
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Anayasa'nın öngördüğü sosyalgüvenlik düzeninin 506, 1479 ve 5434 sayılı Yasalar çerçevesinde finansmankaynağı özde primlerden oluşan sosyal sigortalar modeline göre yapılandığını,prim ya da kesenek alınmadan yardım yapılmasının Anayasa'nın amaçladığı sosyalgüvenlik hakkını büyük ölçüde tehlikeye düşürdüğünü ileri sürmüş, böyleceAnayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık gerekçesini sosyalgüvenlik kuruluşlarının eşitlik yönünden karşılaştırılmalarına ve prim ödemedenyardım yapılamayacağı görüşüne dayandırmıştır.
Sosyal güvenlik kuruluşlarının başlıcaları Türkiye CumhuriyetiEmekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dur. Bunlar, kuruluşyasaları, kapsadığı kişiler, sağladıkları olanaklar ve bunların hesaplanmayöntemleri yönünden birbirinden ayrı yapıda güvenlik kuruluşlarıdır.Nitelikleri değişik olan kurumlar arasında karşılaştırma yapmakuygun değildir.
Anayasa'nın 10. maddesiyle öngörülen eşitlik; aynı durumda bulunankişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamayı, yasa karşısındakimseye dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep vebenzeri nedenlerle ayrım yapılmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Eşitlik ilkesiylehukuksal birlikteliğin gerçekleşmesi istenmiştir. Bu ilke, aynı durumdaolanlara aynı, ayrı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını değil, aynıdurumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını engellemektedir. Dava konusuolaydaki Sosyal Sigortalar Kurumu ile TC. Emekli Sandığı'nın ve Bağ-Kur'unniteliklerindeki ayrılık, ayrı kurallara bağlı tutulmalarını ve iştirakçilerineayrı tür, koşul ve yöntemle ödemeler yapılmasını aykırı kılmamaktadır.
Prim almadan sosyal içerikli yardımlar yapmanın sosyal güvenlikhakkını tehlikeye düşüreceği ve böylece eşitlik ilkesinin zedeleneceği savı,sosyal güvenliği sağlamanın Devletin görevi olmasına karşın kaynakyöntemlerinin uygulanmasına ilişkin kural konulması olgusu karşısında yerindegörülmemiştir. Kaldıki, sosyal güvenliğin, eşitliğin sağlanması ve bukavramların zedelenme olasılığı salt prim ödenmesine bağlı tutulamaz. Primalınmadan da sosyal içerikli yardımlar yapılabilir. Bu durumu Devletin ya dailgili kurumların akçalı güçleriyle olanak kazanır. Sosyal Sigortalar Kurumu,evlenme yardımında olduğu gibi prim almadan da yardım yapabilmektedir.
Ayrıca, Yasa'da öngörülen yardımın yapılmasını engelleyen ya dayapılmasını koşula bağlayan bir kural yoktur. (a) bendinin açıklığı, ödemeninyapılması için başka bir kuralın varlığını da gerektirmemektedir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrasınaaykırı bir yanı görülmemiştir.
3. Anayasa'nın 60. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz konusu kuralın Anayasa'nın 5. ve 60. maddelerine aykırılığıgerekçesi birliktelik taşımaktadır. Yukarda 5. madde bölümünde özetlenerekbelirtilen aykırılık gerekçesi 60. madde için de gözetilerek yargıyavarılacaktır.
Devlet katkısının yapılmamasının malî güçlüğü yenmek içinprimlerin % 10 artırılmasını gerekli kılması, bunun da işçi ve işverene yeniyük getireceği, karşılığı alınmadan yapılan yardımın emeklilerin refah payınıazaltacağı görüşünün Anayasa'nın 60. maddesiyle bir ilgisi bulunamamıştır.
Sosyal güvenlik, bireylere ekonomik güvence sağlayan kişileribelli zarara uğrama olasılıklarına karşı, koruma işlevi bulunan kurumlarbütünüdür. Sosyal güvenlik politikaları, sosyal zarar tehlikelerininsonuçlarını giderek bireyleri ekonomik yönden güçlü tutmayı amaçlar. Buamaçları güden politikaların kapsamına çalıştırma (istihdam), gelir güvencesi,çalışma gücünün korunması, meslek kazancı yerine geçecek ödemeler, sosyalsigortalardan belli aralıklarla sağlanan gelirler, her tür sosyal yardım veöbür ödemeler girmekte, böylece bireyin ekonomik ve sosyal güvenliğiyle buyolla ve buna koşut biçimde toplumda sosyal güvenlik sağlanarak, toplumsalbarış güçlendirilmektedir.
Sosyal güvenliğin sağlanması, yalnız sosyal sigortalarla değil,öbür sosyal hizmet kuruluşları, kimi sosyal hizmetler ve sosyal yardımlarlaolmaktadır. Bu kapsamda zarara uğrama olasılıklarını denkleştirmeyle birliktesosyal denkleştirme de önem kazanmaktadır. İncelenen kuralın öngördüğü sosyalyardım zammı, madde kapsamındaki kişilerin sosyal güvenliklerini sağlamak içingetirilmiş, sosyal yardım nitelikli bir ödemedir. Sosyal yardımın tümüylesosyal sigorta kapsamında çözümlenmesi olanağı bulunmadığından düzenleme,Anayasa'nın 60. maddesine aykırı değildir.
4. Anayasa'nın 61. Maddesinin Üçüncü Fıkrası Yönünden İnceleme
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, incelenen kuralın Anayasa'nın 61.maddesinin üçüncü fıkrasına aykırılık gerekçesinde, bu maddede yaşlılarınDevletçe korunacağının, yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak öbür haklarlakolaylıkların yasayla düzenleneceğinin öngörüldüğünden sözederek bu hususlarınemeklileri de kapsayacağı görüşünü açıklamaktadır.
Oysa, Anayasa'nın 61. maddesi, sosyal güvenlik yönünden özelolarak korunması gerekenlere ilişkin bir kuraldır. İptali istenen (a) bendininAnayasa'nın 61. maddesinin üçüncü fıkrasıyla bir ilgisi görülememiştir.
Devlet, yükümlülüklerini olanakları ve gücü ölçüsünde yerinegetirecek, bu bağlamda yürürlüğe konulan Yasa ile öngörülen sosyal hizmetzammının etkin biçimde ve düzenli ödenmesi için gereken önlemleri almaktan,Sosyal Sigortalar Kurumu'na gerekli yardımları yapmaktan, yasal düzenlemelerleKurum'u güçlü kılmaktan kaçınmayacaktır. Kural iptal edilirse sosyal yardımzammından tümüyle yoksun kalınır. Devlet önlem alırsa ödenmesi yararlı biçimdesürer.
Özgün adıyla ya da dolaylı olarak ödenmesine ilişkin Anayasa'daaçık bir kural bulunmamakla birlikte ödenmesi Anayasa'nın herhangi bir kuralınaaykırı düşmeyen sosyal yardım zammını öngören yasakoyucunun bu takdirineelatarak ödenmesinin gerekmediğini kararlaştırmak, Anayasa Mahkemesi'nin özenlekaçındığı yasakoyucu gibi davranmakla yeni bir uygulamaya yol açacak biçimdehüküm kurmak benzeri bir yerindelik denetimi olur.
Açıklanan bu nedenlerle itiraz yerinde görülmediğinden iptalisteminin reddi gerekir.
Güven DİNÇER, Mustafa GÖNÜL, İhsan PEKEL ile Sacit ADALI bugörüşlere katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın sınırlamakararı gereğince incelenen Ek 24. Maddesinin (a) bendinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Güven DİNÇER, Mustafa GÖNÜL, İhsan PEKELile Sacit ADALI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
18.11.1993 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı : 1993/17
Karar Sayısı : 1993/41
Anayasa'nın 60. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin sosyalgüvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve bunun içinde gerekliteşkilatı kuracağı öngörülmüştür.
Uygulamada Türkiye'de sosyal güvenlik, Sosyal Sigortalar Kurumu,Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'dan ibaret olan üç ayrı ve paralel sosyal güvenlikkurumunca yürütülmektedir. Bu kurumların düzenlenişi, çalışanlara ve emeklileresağladıkları sosyal güvenliğin kapsamı, boyutları ve uygulanışı ile kurumlarındevletle olan ilişkileri yasalarla belirlenmiş ve çözülmüştür.
Bu ilişkilerin anayasal boyutları ise Anayasa Mahkemesi'ninAnayasa'nın 60. maddesi ile ilgili yorumlarında ortaya konulmalıdır.
Sosyal güvenlik kurumları, kuruluşlarında temel iki ayrı yolunizlenmesi mümkündür:
1. Masraflarına katılma, ne biçimde düzenlenirse düzenlensinsosyal güvenliği devletçe karşılanması ve yürütülmesi,
2. Sosyal güvenliğin sigorta sistemine göre "çalışan" ve"işveren"in katkıları ile oluşan kaynaklarca sağlanması ve bağımsızkuruluşlarla yönetilmesi.
1949 yılında Emekli Sandığı, 1945 yılında Sosyal Sigortalar Kurumuve 1971 yılında Bağ-Kur'un kuruluşunda yukarıda açıklanan ikinci yolizlenmiştir.
Devletin bu kuruluşları ve bunların verdikleri sosyal güvenliğindüzenlenmesinde temelde yapılan tercihin unutulmaması ve düzenlemelerde vekurum-Devlet ilişkilerinde bu hususun gözönünde tutulmasıgerekir.
Ayrıca sosyal güvenlik kuruluşlarının doğal yapıları gereği bukurumların düzenlenişi ve yönetiminde "istikrar" temel kuraldır.
Ülkemizdeki bütün sosyal güvenlik kuruluşları başlangıçta yapılantemel tercih nedeniyle sigorta esasına göre düzenlenmişlerdir. Bunlarıngelirleri, özel sigortalardaki gibi sözleşme ile değil yasal normlarlabelirlenmiştir. Aynı şekilde sosyal sigortanın karşıladığı riskler de yineyasal normlarla tespit edilmiştir. Bu yasal normlar karşılıklı denge içindebelirlenmiştir. Gelir-Gider esasına dayanan bu dengeyi bozacak her düzenleme,bu kuruluşların geleceğini olumsuz yönde etkiler.
Sosyal güvenlik kuruluşlarının malları korunma bakımından"devlet malı"nın imtiyazlarını taşırlar. Bu mallar ve kurumkaynakları devletin değildir. Bunlar, ancak devletin siyaneti altındadırlar veDevletçe kurulan sistem içinde yönetilirler. Bu kuruluşların gerçek sahibisosyal güvenliğini bu kuruluşlara bağlayan kitlelerdir.
Dava konusu fıkra ile yapılan düzenleme Sosyal SigortalarKurumu'nun geleceği düşünülmeden yapılmış hesap dışı bir düzenlemedir. Budüzenleme ve benzeri düzenlemeler bugün sosyal sigortaya gelecekleri içinkesenek ödeyen sigortalıların güvenliklerinin yok edilmesi anlamındadır.
Sosyal güvenlikle ilgili temel düzenlemeler veyönetim tercihleriyapıldıktan ve konunun gerektirdiği uzun, istikrarlı uygulama yıllarından sonratemelde yapılan tercihlere aykırı ve sosyal güvenlik kurumuna karşılıksız yükgetirici yasal düzenlemelerin yapılması işte bu açıdan ele alınmalıdır.
Genelidarenin ve Devlet hazinesinin dışında kanunlarla düzenlenenözel gelir kaynaklarına sahip olan ve yine kanunlarla düzenlenmiş sosyalsigorta giderlerini karşılayan sosyal güvenlik kuruluşlarının belirli aktuaryahesaplarına dayanan gelir ve gider denkliğini bozacak yasal harcamalardabulunabilmesi için yasakoyucu tarafından özel gelir kaynakları gösterilmeli vebulunmalıdır. Bu kaynakların düzenlenmesinde de bugün sosyal güvenliktenyararlanan eski nesillerle onu bugün ödentileri ile ayakta tutan nesillerarasındakidengelerin adil düzenlemelerle sağlanması gerekir.
Uzun yıllardır ülkemizde Devlet harcamalarında bir disiplinsağlanamadığı için sosyal güvenlik kuruluşlarının kaynakları Hazine'ningiderlerini denkleştirmekte kullanılmış ve eritilmiştir. Ayrıca çeşitli yasaldüzenlemelerle sosyal güvenlik kuruluşlarına hesap ve sistem dışı yeni yüklergetirilmektedir.
Dava konusu maddenin ilk bakışta Anayasa ile ilgisigörülmeyebilir. Fakat bu Madde bir sosyal güvenlik kuruluşunun yasalarla yokedilmesinin güzel bir örneğidir. Yasakoyucu, sosyal güvenlik kuruluşlarınıtüketme yetkisine sahip değildir ve yasalarla getirdiği yeni yükleri kurum dışıkaynaklardan bulmak ve karşılamak zorundadır.
Sosyal güvenliğin geleceğini tehlikeye atan bütün düzenlemelersosyal güvenliği anayasal bir kurum haline getiren, Anayasa'nın 60. maddesineaykırılık oluşturur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu kural Anayasa'nın 60.maddesine aykırıdır ve iptali gerekir.
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Sacit ADALI
KARŞIOYGEREKÇESİ
Esas Sayısı : 1993/17
Karar Sayısı : 1993/41
Bu konuda Üye Mustafa GÖNÜL'ün karşıoy gerekçesine katılıyorum.16.8.1995
İhsan PEKEL
Üye
KARŞIOYYAZISI
Esas Sayısı : 1993/17
Karar Sayısı : 1993/41
"Sosyal güvenlik hakkı", Anayasa sistematiğinde"ÜÇÜNCÜ BÜLÜM"deki "SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR VE ÖDEVLER"kategorisinde yer almış ve 60. maddede şöyle ifade edilmiştir:
"Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır veteşkilatı kurar."
Bu maddenin ikincifıkrasıyla Anayasakoyucu, açık, kesin vebuyurucu bir kural halinde gerekli önlemleri almayı ve örgütleri kurmayıDevlete görev olarak vermiştir. Bu görevlendirme, "Cumhuriyetinnitelikleri"nden birinin de "sosyal Devlet" olduğunu belirleyenAnayasa'nın2. maddesinin doğal sonucudur. Bir başka anlatımla, sosyal devletkapsamında, doğru olan da, olması gereken de böylesine bir görevlendirmedir. Nevar ki, Anayasakoyucu, bu görevlerin uygulanabilirliğini, "ekonomikistikrarın korunması" ve malî kaynaklarınyeterliliği" gibi iki temelkoşula bağlamaktadır. Bu konuda Anayasa'nın 65. maddesi şu düzenlemeyigetirmiştir:
"MADDE 65.- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ilebelirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malîkaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."
Hemen işaret etmek gerekir ki, bu düzenlemenin içerdiğiölçü-normların mantığı ve kabul edilebilirliği, devlet görevlerinin yerinegetirilmek istenmemesinin ya da kasıtlı ertelenmesinin taktik nedenleri olarakkullanılamaz. Bir başka anlatımla, "Sosyal ve ekonomik haklarınsınırı", amaç dışı bir mazeretin kaynağı olamaz.
Devlet, bir Anayasa buyruğu olarak, sağlanmasıyla yükümlükılındığı sosyal güvenlik için iki temel görevden biri olan örgütlemeyi, gereksinmetürlerine ve kümelerine göre gerçekleştirmiştir. Bunlar, TC. Emekli Sandığı,Sosyal Sigortalar Kurumu, BAĞ-KUR ve bazı kuruluşlara ait sosyal güvenlikişlevli sandıklardan oluşmaktadır.
Devletin bu alandaki ikinci anayasal görevleri ise "...gereklitedbirleri..."almaktır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
1. Anayasa kurallarına ve hukukun temel ilkelerine uyumugerçekleştirmek,
2. Yükümlülüklerini üstlendiğimiz uluslararası sözleşmelerin ya daulusalüstü (supra national) kuralların öngördüğü standartların gerisinde ya dadışında kalmayan düzenlemeleri yaşama geçirmek,
3. Çağdaş ve uygar gelişmelere açık ölçü-normları saptamak,
4. Sürekli, dengeli ve sağlıklı akçal kaynaklarla sistemidesteklemek, güçlendirmek.
Sıraladığımız bu önlem kümelerinin, aslında sistem içinde birerilkeye dönüşmeleri yararlı olduğu kadar zorunludur da.
Özellikle sosyal güvenlik kurumlarının aktuaryal durumlarınınolumlu düzeyde tutulması, başka bir anlatımla gelir-gider dengesinin süreklilikkazanması gereksinimi, önlemlerin, kendine özgü kurallar halinde ilkeleşmesinide ön planan çıkarmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında buzorunluluğu şöyle pekiştirmektedir:
"... Anayasa'nın, bireylerin gelecekte karşılaşacağı sosyalriskler karşısında yoksulluğa düşmemeleri için bunlara asgarî ölçülerde biryaşam düzeyi amaçladığı ve bunu bir hak olarak benimsediği tartışmasızdır. Buamaç, sosyal sigorta kuruluşlarınca, kendi kuralları çerçevesinde yerinegetirilir. Bu kuruluşlar anayasal görevlerini yapabilmek için, önceden gelir(prim) elde etmek ve bu gelirleri finansman yöntemlerine göre değerlendirmek,sonuçta risklerle karşılaşanlara kendi ilkelerine göre dağıtmak ve diğergörevlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Sosyal sigorta kuruluşları görev veyükümlülüklerini yerine getirmek için zorunlu olarak sosyal sigorta hukukununilkelerini uygularlar." (Esas: 1990/28, Karar: 1991/11. AMKD 27/1, s. 353)
Yine bir Anayasa Mahkemesi kararına göre, "Siyasî iktidarlar,Sosyal Sigortalar Kurumu'nun yönetiminde, sosyal sigortacılığın teknikgereklerine uygun hareket etmek zorundadırlar." (Esas: 1991/5, Karar:1992/9, Resmî Gazete 7 Mayıs 1992/21221, s. 17)
Demek oluyor ki, devletin sosyal güvenliğe ilişkin anayasalgörevlerini yerine getirebilmek için alınması zorunlu önlemlerin başında,ilgili sosyal güvenlik kurumunun aktuaryal dengesini sürekli koruyupgeliştirecek iki temel dayanak, yani "sosyal sigorta kuruluşlarının kendikuralları" ve "sosyal sigorta hukukunun ilkeleri" önem veöncelik kazanmaktadır. Anayasa Mahkemesi de bu duyarlı konumu sık sıkvurgulamaktadır.
Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrası uyarınca, Resmî Gazete'deyayımlanan Anayasa Mahkemesi kararları, "...yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." Herkesiçin geçerli (erga omnes) olan bu özellik, yeni bir içtihat değişikliğinedeğin, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi için de sözkonusudur. Şu halde, anayasayargısının bur tür yerleşik ve yönlendirici buyruklarının, karar sürecindegözönünde bulundurulması zorunludur. Biz de aynı yolu izleyeceğiz.
Buraya kadar yaptığımız ve "ilke-kural" kavramlarındaodaklaşan özet açıklamalarımızın, karşı oyumuzun özünü oluşturan dâvalı kurallailişkisini belirtmeye çalışacağız. Bunu yaparken dava dosyalarında bulunanbelgelerdeki iç ve dış kaynaklı sayısal bilgilerden de gerekli ve yeterliölçülerde yararlanacağız.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından iptal istemine konuedilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın EK. 24. maddesinin (a) bendinin,Anayasa Mahkemesi'nin sınırlama kararı gereğince incelenen metni şöyledir:
"Ek Madde 24.
a) (Değişik: 6/10/1985 tarih ve KHK/251; Aynen kabul; 7.1.1986tarih ve 3251 sayılı Kararı) 506 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerine göre... yaşlılık ... sigortalarından ... aylık alanlara her ay sosyal yardım zammıolarak 12919 lira ödenir."
Sosyal yardım zammı uygulaması, zaman içinde şu gelişim çizgisiniizlemiştir:
Bakanlar Kurulunun 27 Ekim 1977 günlü kararıyla Sosyal SigortalarKurumu ve TC. Emekli Sandığı'ndan, 1980 yılındaki bir kararıyla da Bağ-Kur'danaylık alanlara, ileride yapılacak artışlardan mahsup edilmek üzere,"avans" adı altında her ay ek bir ödeme yapılması başlatılmıştır.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2422 sayılı Yasa ile de "avans"lar,"sosyal yardım zammı" olarak değiştirilmiş ve o tarihe kadar ödenmişolan avansların ilgililerden geri alınmaması hükme bağlanmıştır. Yine,20.6.1987 günlü ve 3395 sayılı Yasa'nın 15. maddesiyle 506 sayılı Yasa'nın Ek24. maddesine eklenen (l) bendiyle, kamu kuruluşlarından ve bunların müessese,bağlı ortaklık ve iştiraklerinden ayrılarak emekli olanlara ödenen sosyalyardım zamlarının, en son çalıştıkları kamu kuruluşlarınca Sosyal SigortalarKurumuna ödenmesi öngörülmüştür.
Hemen belirtmeliyiz ki, pek çok konuda olduğu gibi sosyal güvenlikhukukunda da ortaya çıkabilecek toplumsal ya da bireysel gereksinimlerikarşılamak üzere, Anayasa kurallarına uyum içinde düzenlemeler yapmaya yasamaorganının yetkili olduğu kuşku götürmez. Ancak, bir Anayasa Mahkemesi kararındada açık ve kesin olarak vurgulandığı gibi, bu alandakiyetki de sınırsızdeğildir: "...Kurumun kaynaklarını dengesiz bir biçimde tüketecek ve onungöstermelik bir sosyal sigorta kuruluşu durumuna düşmesine neden olabilecek birdüzeyde bulunmadıkça, Anayasa'nın belirtilen ilkelerine dayalı olarak, sosyalgüvenliğe ilişkin bir yasal düzenlemenin iptaline karar vermek olanaklıdeğildir." (Esas: 1990/5, Karar: 1990/28, AMKD 26, s. 493). Şu halde, bualandaki yasama organının yetkisi, Kurumun kaynaklarını dengesiz bir biçimdetüketmemesi ve onun göstermelik bir sosyal sigorta kuruluşu durumuna düşmesineneden olmaması koşullarına bağlı tutulmuştur.
Anayasa yargısındaki bu ölçü-normlara karşın, yasakoyucu dâvalıkuralla, Sosyal Sigortalar Kurumuna her ay "sosyal yardım zammı"nıödeme yükümlülüğünü getirirken, yukarıda sözü edilen Ek 24. maddenin (l)bendinde sayılan kamu kuruluşlarınca üstlenilen ve Sosyal Sigortalar Kurumundangelir ve aylık alanların ancak yüzde otuzunu oluşturanlara ilişkinyükümlülükler ayrık tutulacak olursa, bu ödemeleri karşılayabilecek bir primtahsiliniya da Kurum bütçesi dışından bir kaynak tahsisini öngörmemiş, sadece bir"olumlu edim" düzenlemesiyle yetinmiştir.
İlk bakışta, yaşlılık sigortasından aylık alanlara her ay akçalbir katkı sağlayan ve onların yaşamlarını bir ölçüde rahatlatan bu "olumluedim" düzenlemesinin, çoğunluk kararına dayanak olan görüşte olduğu gibi,Anayasa'ya aykırı olmadığı söylenebilir. Ancak, sosyal güvenlik kuruluşlarınınevrenselleşen uygulamalarında "edim-karşı edim" kuralı, bir başkaanlatımla sigorta karşılığında ücret, yani prim alınması ve ödemelerin bu yollabiriken ve değerlendirilen kaynaklardan yapılması, temel uygulama yöntemidir.Anayasa Mahkemesi'nin bir kararındaki açık ve kesin uyarıya göre, "Kurumunhukukî yapısının ve aktuaryal durumunun öncelikleele alınması ve kendisindenbeklenen görevleri engelleyen zararlı yöntemlerden kesinlikle kaçınılmasıgerekir." (Esas: 1972/16, Karar: 1972/49, AMKD 10, s. 540).
Hangi amaçla olursa olsun, bir siyasal takdir ekseninde oluşan vepastayı büyütmeden dilimleri küçülterek pay alanları çoğaltan, dolayısıylaanayasal bir güvence işlevini güdükleştiren dâvalı kuralın, beraberindegetirdiği çok önemli sakıncalara kısa ve öz olarak değinmekirdelememizi daha dakolaylaştıracaktır:
1. Sigorta hukukuna prim karşılığı olmaksızın yasayla getirilen veher sigortalıya aynı miktarda ödenen "Sosyal yardım zammı", evrenseluygulamalara olduğu kadar, Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararlarıylaoluşturulan ve pekiştirilen ölçü-norm değerindeki sosyal sigorta kuruluşlarınınkendikurallarına ve kendi ilkelerine de teknik bakımından tam bir uyumsuzlukiçindedir.
2. 506 sayılı Yasa'ya göre Sosyal Sigortalar Kurumu'nun, üyelerinekarşı üstlendiği risklerin tamamının parasal karşılıkları primedayandırılmıştır. Buna karşılık sosyal yardım, bireyin yoksulluk çizgisininaltına düşmesini önlemeyi, bu yolla insan onurunu korumayı erek edinmiştir.Soruna bu açıdan bakıldığında OECD ve AT üyesi ülkelerle ülkemiz arasındakibelirgin çelişki, bizde sosyal yardım zammı alanlar arasında varlıklıve yoksulayırımının yapılmamış olmasında görülmektedir.
3. Ülkemizde tüm sosyal güvenlik sistemine aktif olarak sigortalıbulunan, yani prim ödeyenler, sadece 7,2 Milyon kişi olmasına karşın, 1991 yılısonu itibariyle 3,3 Milyon kişi aylık almakta, 30,8 Milyon kişi ise hiç primödemeden sosyal sigortaların yardımlarından yararlanmaktadır. Çok yüksek oranlıve büyük ölçekli bu sosyal yardımın ezici yükü, devletin katkısı olmadığı için,sistemin doğal sonucu olarak çalışanın ve çalıştıranın omuzlarında kalmaktadır.
4. Sosyal yardım zammı, "avans" olarak 1977 yılında kişibaşına aylık 750 TL. gibi oldukça küçük bir rakamla başlamış ve Kurumgelirlerinin % 6'sını oluşturmuştur. Bu yardımın miktarı 15 ıl içinde 1633 katartarak bugün için 1.255.000 TLna, emekli ödemeleri içindeki payı ise % 54'eulaşmıştır. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun aylık ödemeleri içindeki sosyal yardımzammının oranı, hızlı bir artış temposuyla 1980'de % 17'ye, 1992'de % 49'a,1993'te ise % 60'a yükselmiştir. Bu olumsuz gelişmeler sonunda, 1977'den 1991'ekadar, yani 14 yılda ödenen sosyal yardım zammı toplamı 11 Trilyon TL. iken,yalnız 1992 yılında 12,1 Trilyon TL. olmuştur. Prim karşılığı ya da devletyardımı olmaksızın süregiden bu olağanüstü ödeme türünü, dünyadaki hiçbirsosyal güvenlikkuruluşu karşılayamaz. Nitekim, aynı tahrip edici etkenlerleSosyal Sigortalar Kurumu'nun gelir-gider dengesi altüst olmuş, darboğazlardakapanıp kalmıştır.
5. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun emeklilik sigortası, aşağıdakidönemsel sayıları içeren tabloda görüleceği gibi, 1975 yılından itibarensürekli açık vermiş, bu açıklar yıldan yıla da artmıştır:
(Milyar TL.)
Yıllar
Gelir
Gider
Fark
1975
7,3
7,6
-0,3
1980
47,0
192,3
-145,3
1985
437,91
012,9
-575,0
1990
7381,613
629,2
6247,6
1991
14862,1
22814,6
7952,5
1992
21768,850
491,6
28772,8
Burada görülen gelir-gider dengesinin gider fazlasıylasonuçlanmasının temel nedeni, prim karşılığı olmayan ödemelerdir.
6. 1945 tarihinde çıkarılan ve halen yürürlükte bulunan 4792sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 19. maddesi, Kurumun gelirçeşitlerini saymaktadır. Bu maddenin (f) bendine göre "Genel bütçedenyapılacak yardımlar" da bu gelir türleri arasında yer almaktadır. Ne varki, bugüne değin bu madde çalıştırılmamış, böylece Kuruma genel bütçeden hiçyardım yapılmamıştır. Bu tutum, Cumhuriyetin niteliklerini belirleyenAnayasa'nın 2. maddesindeki "Sosyal Devlet" anlayışına, dolayısıylaçağdaş içerikli ve uygar düzeyde etkin hizmetler üretebilecek bir sosyalgüvenlik yapısını oluşturma ve sürdürme gereksinimlerine yabancılaşmak sonucunudoğurmaktadır. Yine bu alandaki zorlayıcı akçal kaynak gereksinimlerinikarşılayabilecek özel bir vergi almak ya da varolan vergi gelirlerinden yeterlipay ayırmak gibi çözümlere de başvurulmamaktadır. Oysa, sosyal güvenliksistemlerini geliştirmiş batılı ülkelerdeki devlet katkısına ilişkin sosyalgöstergeler son derece dikkat çekicidir:
Ülke Adı
Katkı (%)
Danimarka
77,52
İrlanda
61.12
Norveç
55,5
İngiltere
55,06
F. Almanya
25,66
Fransa
19,63
Yunanistan
12,41
Portekiz
6,28
Türkiye
0
Yine OECD üyesi ülkelerin bazılarında kimi vergiler sosyalgüvenlik sistemine tahsis edilmektedir. Bu ülkelerde sosyal güvenliğe ayrılanvergi gelirlerinin toplam gelirler içindeki payı şöyledir:
Ülke Adı
%
Yunanistan
887
Avusturya
4,64
Fransa
2
Türkiye
0
SONUÇ : Yaptığımız bu açıklamalar da göstermektedir ki, dâvalıkuralla sosyal güvenlik hukukumuza getirilen ve prim karşılığı ya da Devletbütçesinden herhangi bir parasal destek ya da katkı sağlanmadan yürürlüğekonulan "sosyal yardım zammı", herkesi ve her kurumu bağlayıcıözelliği olan Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik ve sürekli kararlarıyla oluşan veSosyal Sigortalar Kurumu'nun kendi kuralları ve kendi ilkeleriyle yönetilmesigerekeceği yolundaki ölçü-normlara ters düşmektedir.Ayrıca, batılı uygarülkelerde dernekler, vakıflar gibi özel ilgi gruplarınca yapılan, ancak bizdeSosyal Sigortalar Kurumu'na ağır bir görev olarak verilen sosyal yardımzamlarının ödenmesi yükümlülüğü, Kurumun aktuaryal durumunu ciddî boyutlardasarsmış,gelir-gider dengesini, kapatılması olanaksızlaşan açıklarla tehlikeligüç kaybına uğratmıştır. Bu olumsuz uygulamadaki ısrarlı tutum, Kurumun,Anayasa'nın 60. maddesiyle kendisine verilen işlevleri zamanında, gerektiğiölçüde ve yeterince yerine getirememesine neden olmuştur, olmaktadır.Yoğunlaşan ve yaygınlaşan bu sakıncaları tezelden gidermek için, Devlet,Anayasa'nın anılan 60. maddesinin ikinci fıkrasında bağlayıcı buyrukniteliğiyle yer alan sosyal güvenliğe ilişkin "... gerekli tedbirleri..." almakta beklenen özeni ve duyarlığı göstermemekte, adeta Kurumunçöküşüne seyirci kalmaktadır. Bu durum, çağdaşlığın ve uygarlığın evrenselbelirleyicilerinden olan sosyal adalet ve sosyal hukuk devleti anlayışına tersdüşmektedir. Oysa, Anayasa'nın 5. maddesine göre, "...sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmak ...", "Devletin temel amaç vegörevleri"ndendir.
Kurumu, kendi emeklilerine aylık ödeyemeyecek konuma getirendâvalı kuralı, yasama alanına yansıyan siyasal iktidarların takdir yetkileriiçindeki bir "yerindelik" konusu olarak değerlendirmek ve Anayasa'yauygunluk denetimi dışında tutmak, anayasa yargısının varoluş nedenleri vegerekleriyle bağdaştırılamaz. Bilindiği gibi, anayasa yargısı, siyasetihukuksallaştıran ve siyasal sistemleri kurumsallaştıran çağdaş ve etkili biryargı türüdür. Sorunun ulaştığı bu noktadaki tıkanıklığın aşılmasında, artık"siyasal yerindelik" (opportunite politigue) değil, "hukuksalgerekirlilik" (determinisme juridique) öncelik kazanmaktadır. Çünkü,sosyal güvenlik kurumlarını, Anayasa'nın öngördüğü "sosyal ve ekonomikhaklar ve ödevler" bağlamında üretmelerigereken hizmetlerin kapasitelerinitümüyle güçsüz ve etkisiz duruma getirerek çökerten ve onları göstermelik birsosyal sigorta kuruluşuna dönüştüren yasal düzenlemelerin, Anayasa'yauygunluğundan söz edilemez.
Bu nedenlerle, Anayasa'nın 2. ve 5. maddelerindeki"belirleyici", 11. ve 153/son maddelerindeki "bağlayıcı"kurallar nedeniyle Anayasa'nın 60. maddesine aykırı olduğu kanısına vardığım506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın Ek 24. maddesinin (a) bendinin iptaligerekir. Aksi yönde oluşan çoğunlukkararına karşıyım.
Üye
Mustafa GÖNÜL