ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1997/27
Karar Sayısı : 1998/43
Karar Günü : 30.6.1998
R.G. Tarih-Sayı :15.01.2000-23934
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 11. İcraHakimliği
İTİRAZIN KONUSU : 17.2.1926 günlü, 743sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 169. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 10.maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemidir.
I- OLAY
Hakimden izin almadan kocasına kefil olan karı aleyhine icratakibinin iptali davasında Mahkeme; "Türk Medenî Kanunu"nun 169.maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıylaiptali için doğrudan başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Türk Medenî Kanunu'nun, itiraz konusu ikinci fıkrayı da içeren169. maddesi şöyledir:
"Madde 169- Karı koca arasında her nevi hukuki tasarrufcaizdir. Karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı usulüne tabi mallara dairkarı koca arasındaki hukuki tasarruflar, sulh hâkimi tarafından tasdikolunmadıkça muteber olmaz.
Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizamolunan borçlar için dahi hüküm böyledir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralı şöyledir:
"MADDE 10.- Herkes, dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta GüngörÖZDEN, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN,Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve FulyaKANTARCIOĞLU'nun katılımları ile 11.3.1997 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineoybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen Yasa kuralı ile aykırılık savına dayanak yapılanAnayasa kuralı, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri incelendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, dava konusu kuralın kadınlarıntasarruf ehliyetini kısıtlayarak aile içinde eşitsizlik yarattığını, karınınkocasından çekinerek tasarrufta bulunduğu düşüncesinin onur kırıcı olduğunuileri sürerek Anayasa'nın 10. maddesine göre iptalini istemiştir.
Medenî Kanun'un 169. maddesinde, "Karı koca arasında her nevihukukî tasarruf caizdir. Karının şahsi mallarının veya mal ortaklığı usulünetabi mallara dair karı koca arasındaki tasarruflar sulh hâkimi tarafındantasdik olmadıkça muteber olmaz.
Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizamolunan borçlar için dahi hüküm böyledir" denilmektedir.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar"denilmektedir.
Buna göre, yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilemeyecek ve bunedenlerle, eşitsizliğe yol açılamayacaktır. Bu ilkeyle birbirlerinin aynıdurumunda olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi vetopluluklar yaratılması engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik herkesin heryönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Ancak, kimilerininAnayasa'nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle, değişik kurallara bağlı tutulmalarıeşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler kimikişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamalarıgerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrıkurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz konusu kuralın amacı, kapsam ve sonuçlarını bilmedenkarının borç altına girmesini önleyerek onu ve aile birliğini korumaktır.Böylece karının, kocanın etkisi altında kalarak ekonomik gücünün sarsılmasınınönlenerek aile birliğinin korunması sağlanmak istenmiştir.
Karı yönünden sınırlama getiren itiraz konusu kural, ailebirliğini koruyarak kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olup, demokratiktoplum düzeninin gerekleriyle de çelişmediğinden Anayasa'ya aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN ve Fulya KANTARCIOĞLU bu düşüncelerekatılmamışlardır.
VI- SONUÇ
17.2.1926 günlü, 743 sayılı "Türk Kanunu Medenîsi"nin169. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazınREDDİNE, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN ile Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA, 30.6.1998 gününde karar verildi.
Başkan
Ahmet Necdet SEZER
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mahir Can ILICAK
KARŞIOYGEREKÇESİ
Medenî Kanun'un 169. Maddesinin ilk fıkrasında, "Karı kocaarasında her nevi hukuki tasarruf caizdir. Karının şahsi mallarına veya malortaklığı usulüne tabi mallara dair karı koca arasındaki hukuki tasarruflar,sulh hâkimi tarafından tasdik olunmadıkça muteber olmaz" denildiktensonra ikinci fıkrada "Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsakarşı iltizam olunan borçlar için dahi hüküm böyledir" kuralına yerverilmiştir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme maddenin ikinci fıkrasınınAnayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılığı nedeniyle iptalini istemiştir.
İtiraz konusu ikinci fıkra ile kadının eşi yararına üçüncükişilere borçlanabilmesi, sulh hâkiminin onayı koşuluna bağlanmıştır. Budurumda, karının, kocanın bir borcuna adi veya müteselsil kefil olması, onunlehine aval vermesi, poliçeye ciranta olan kocası lehine imza koyması,kocasının bir borcunu karşılıksız olarak üzerine alma güvencesi vermesi, rehinişlemi yapması gibi borçlanma kapsamı içine giren tasarruflar hâkim kararı ileonaylanmadan geçerli olamayacaktır. Oysa evlilik birliğinin diğer tarafı olankoca için böyle bir koşul öngörülmemiştir.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil ırk, renk, cinsiyet,siyasi düşünce, felsefi inanç, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir" denilerek "kanun önündeeşitlik" tanımlanmıştır. Bu ilke ile kadın ve erkek için cinsiyet ayrımınadayalı farklı hukuksal düzenlemeler yasaklanmakta, hak ve özgürlüklerden eşityararlanma hakkı tanınmaktadır.
Genel eşitlik ilkesini, farklı cinslerin eşitliği yönündensomutlaştıran "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın ÖnlenmesiSözleşmesi"nin başlangıcında, "Kadınlara karşı ayrımcılığın, hakeşitliği ve insan şeref haysiyetine saygı ilkelerini ihlâl ettiği"belirtildikten sonra 1. maddede, kadınların medeni durumlarına bakılmaksızınhak ve özgürlükler konusunda cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi birayırım, yoksunluk ve kısıtlamanın "kadınlara karşı ayırım" olarakdeğerlendirileceği; 2. maddenin (g) bendinde, taraf devletlerin, kadınlarakarşı ayırımcılık oluşturan yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları, değiştirmekve kaldırmak için yasal düzenlemelerle birlikte gerekli uygun önlemleri almayıüstlendikleri; 5. maddenin (a) bendinde, her iki cinsten birinin aşağılığı veyaüstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalıönyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların ortadan kaldırılmasınısağlamak amacıyla kadın
ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmekiçin taraf devletlerin tüm uygun önlemleri alacakları ve 16. maddenin (c)bendinde de evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında aynı hak vesorumluluklar sağlayacakları belirtilmiştir.
Sözleşme kuralları, cinsiyete dayalı ayrımları yasaklayan geneleşitlik ilkesi çerçevesinde eşit haklara sahip olma ilkesinin uluslararasıalana taşınması uygulamaya geçirilmesi yönünden kuşkusuz büyük önem taşımaktave bu yöndeki ulusal düzenlemeler için temel oluşturmaktadır.
İtiraz konusu kuralla, kadının eşi yararına üçüncü kişilereborçlanmasının, hâkim onayı koşuluna bağlanması, aynı durum koca yönünden sözkonusu olduğunda bu koşulun aranmaması cinsiyete dayalı ayrımın tipik birörneğidir.
Kaynağını 1 Ocak 1912'de yürürlüğe giren 10 Aralık 1907 günlü,İsviçre Medenî Kanunu'ndan alan "kural"ın, amacının, eşi yararınaborç altına girmenin getirebileceği risklere karşı evli kadını korumak olduğuanlaşılmaktadır. Oysa, kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu kabuleden çağdaş hukuk anlayışı biyolojik ve fonksiyonel farklılıkların getirdiğiayrımlar dışında bir ayrıma izin vermemektedir.
Sosyal, ekonomik ve kültürel her alanda kadın ve erkek eşitliğininesas alınmasını gerektiren bir Anayasal düzende, kadının, zeka ve kavrayışınınerkekten daha az olduğu varsayımına dayanarak, üçüncü kişilerle kocası yararınayaptığı kimi hukukî işlemlerde ehliyetini sınırlamanın hiç bir haklı nedenibulunmamaktadır. Yaptığı hukukî işlemlerin sonucunu değerlendirememe tehlikesi,evlilik birliğinin aynı konumdaki tarafları olan kadın ve erkek için farklıdeğildir. Bu nedenle, itiraz konusu kuralın, kadını koruyarak aslındaaileyi koruduğu bu nedenle Anayasa'nın 41. maddesi ile uyum içinde olduğudüşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. Aile, anne-baba ve çocuklardan oluştuğunagöre bunlardan yalnız birinin korunması, ailenin korunması anlamına gelmez.Böyle bir korumadan söz edilebilmesi için evlilik birliğini oluşturan erkek vekadının aynı Kurallara bağlı tutulması gerekir. Bir tarafa getirilensınırlamanın, diğer tarafa getirilmemesi düşünülenin tersine evlilik birliğinizayıflatır. Aile, kişilik hakları aynı derecede korunan eşit haklara sahipbireylerle güçlenir. 1984 yılından bu yana hazırlanan medenî yasa tasarılarındaitiraz konusu kurala yer verilmemiş olması da bu görüşleri doğrulamaktadır.Türk Medenî Yasası'na kaynak oluşturan İsviçre Medenî Yasası'ndan kural, 5 Ekim1984'de çıkarılmıştır. İsviçre Borçlar Yasası'nın 494. maddesindeki "Evlibir kişinin kefaleti, Hakim tarafından verilmiş bir ayrılık kararı mevcutdeğilse, diğer eşinin önceden ya da en geç kefalet sözleşmesinin akdedildiğianda yazılı olarak verdiği onayı ile geçerli olabilir" kuralında ise"onay" yükümlülüğü evlilik birliğinin eşit haklara sahip iki tarafıolarak kadın ve erkek için aynı koşullara bağlı tutulmuştur.
İtiraz konusu kurala benzer bir düzenlemeye, çağdaş uygarlıkdüzeyine ulaşmış diğer ülkelerde rastlanmamaktadır.
Anayasa kurallarının yorumlanmasında, Türk toplumunu çağdaşuygarlık düzeyine ulaştırma amacının gözetilmesini vurgulayan Anayasa'nınBaşlangıç'ı da 10. ve 41. maddelerinin bu düzeye ulaşmayı engelleyecek biçimdeyorumuna olanak vermemektedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın iptali gerektiğidüşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU