ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1997/5
Karar Sayısı : 1998/61
Karar Günü : 7.10.1998
Resmi Gazete tarih/sayı:07.01.2003/24986
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 5.6.1935 günlü, 2762 sayılı "VakıflarKanunu"nun 4.4.1995 günlü, 4103 sayılı Yasa ile değiştirilen 27.maddesinin Anayasa'nın 10. ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla iptaliistemidir.
I- OLAY
Dâvâcının icareteynli gayrimenkulün taviz bedelinin fâhiş olduğunuileri sürerek açtığı dâvâda uygulanacak olan 4103 sayılı Yasa'nın 27.maddesinin, Anayasa'ya aykırılığı savını ciddî bulan Mahkeme iptali istemiylebaşvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
2762 sayılı Yasa'nın 4103 sayılı Yasa ile değiştirilen itirazkonusu 27. maddesi şöyledir :
"Madde 27- Vakfın türüne göre ayırım yapılmaksızın (sahih,gayrisahih, tahsisat kabilinden v.b) mevcut mukataalı toprakların veyaicareteynli gayrimenkullerin mülkiyetleri bu gayrimenkul hakkında, illerdedefterdarlık, ilçelerde malmüdürlüğü kıymet takdir komisyonunca takdir edilecekrayiç bedelinin yüzde elli oranında hesap edilecek taviz karşılığındamutasarrıfına geçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veyacebri icra yoluyla satışı yapılacak gayrimenkullerin taviz bedellerininhesaplanmasında satış bedeli esas alınır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1- "MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasîdüşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
2- "MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temelhukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, Yekta GüngörÖZDEN, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Ahmet Necdet SEZER, Haşim KILIÇ, YalçınACARGÜN, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve FulyaKANTARCIOĞLU'nun katılmalarıyla 21.1.1997 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında, öncelikle uygulanacak kural ve sınırlandırma sorunlarıgörüşülmüştür.
A- Davada Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddelerine göre, mahkemeler, bakmaktaoldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararnamekurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğüaykırılık savının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için AnayasaMahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemeninAnayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemeningörevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da o davadauygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişikevrelerinde, ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmadaolumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davada taviz bedeli ödenmedenortaklığın giderilmesi veya cebri icra yoluyla satış söz konusu olmadığından,2762 sayılı Yasa'nın 4103 sayılı Yasa ile değiştirilen 27. maddesinin davadauygulanma olanağı bulunmayan 2. tümcesine ilişkin itirazın başvuran Mahkeme'ninyetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B- Sınırlama Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'neitiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
2762 sayılı Yasa'nın 4103 sayılı Yasa ile değiştirilen 27.maddesinin ilk tümcesine ilişkin incelemenin, görülmekte olan davanın"icareteynli gayrimenkuller"e ilişkin olması nedeniyle, busözcüklerle sınırlı olarak yapılmasına dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine karar verilmiştir.
V- SÖZLÜ AÇIKLAMA
Anayasa'nın 149. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkındaki 2949 sayılı Yasa'nın 30. maddesi gereğince 6.10.1998gününde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Devlet Bakanı, Vakıflar GenelMüdürü ve Birinci Hukuk Müşaviri'nin sözlü açıklamaları dinlenilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptaliistenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ileöteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Maddenin Anlam ve Kapsamı
Türkiye'de vakıf akarlarının zamanla harap veya tamamen yıkılıpyok olmaları sonucunda vakıf gelirlerinde büyük oranda azalma olmuş, eldeedilen gelirlerle vakıf malları onarılamadığı gibi, yıkılanların yerineyenileri de yapılamamıştır. Başta İstanbul olmak üzere birçok kentte ard ardavukuu bulan yangın, deprem gibi doğal âfetler de harap ve yıkık bina sayısınıartırmıştır. Bu nedenle, vakıf taşınmazların daha iyi değerlendirilmeleri içinyeni çözüm yolları aranmıştır.
Vakıf taşınmazlarının kıymetine yakın bir bedelinin bir defayamahsus olmak üzere peşin alınmasına icarei muaccele, yıldan yıla cüzi bir kiraalınmasına da icarei müeccele denilmektedir. İcarei muaccele ile yıkılanlarınyerine yenilerinin yapılması ve harap olanların onarılmaları, yıldan yılaalınan kira ile de hem vakfa bir gelir sağlanması hem de kiracısının o taşınmazüzerinde ileride doğabilecek zilliyetlik hakkının önlenmesi düşünülmüştür.Vakıf akarlara uygulanan bu ikili kira usulü icareteyn, bu şekilde kirayaverilen taşınmaz mallar da icareteynli taşınmaz mallardır.
2762 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra vakıf mallarınınicareteyne ve mukataaya bağlanması kaldırılmış, şerhli taşınmazlar icareteynveya mukataanın yirmi misli bir taviz karşılığında mutasarrıfına geçirilmiştir.Ancak vakıf taşınmazlarının tapuya geçirilişlerindeki gecikme nedeniyle tavizbedeli alınması ve şerhlerin tapudan silinmesi ve kaydedilmesi işlemleritamamlanamamıştır. Bu nedenle, 22.9.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2888 sayılıkanunla 10 yıllık bir süre öngörülmüş ve taviz bedelinin tespit, tahakkuk vetahsiline ilişkin yeni usul ve esaslar belirlenmiştir.
2762 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 2888 sayılı Kanun'ladeğiştirilen ikinci fıkrasında "Bu maddede öngörülen ve ilgililerinceVakıflar İdaresine ödenmeyen taviz bedelleri, bu gayrimenkul için 1319 sayılıEmlak Vergisi Kanunu gereğince verilen en son beyanname ile beyan edilen vergideğerinin yüzde yirmisi oranında hesap edilerek ilgili Vakıflar İdaresincealınır. Beyannamedeki değerin gayrimenkulün rayiç bedelinin altında olduğuVakıflar İdaresince anlaşıldığı takdirde, Vakıflar İdaresi ilgili VergiDairesinden bu gayrimenkule ait rayiç bedelin tespitini ister. Taviz bedeliödenmeden ortaklığın giderilmesine veya cebri icra yoluyla satışı yapılacakolan gayrimenkullerin taviz bedellerinin hesaplanmasında satış bedeli ile vergideğerinden fazla olanı esas alınır" denilmekte idi. Ancak, 2888 sayılıKanunda öngörülen taviz bedeline esas matrah, emlak beyan değeri ile bağlantılıolarak vergi dairelerince tespit edilmekte iken, 11.12.1985 tarihinde yürürlüğegiren 3239 sayılı Kanunla emlak vergisi ile ilgili işlemlerin belediyeleredevredilmesi sonunda vergi dairelerinin rayiç değer takdir etme yetkilerininortadan kalkması nedeniyle yasal bir boşluk meydana gelmiş, bu boşluk 4.4.1995günlü, 4103 sayılı Kanunla giderilmiştir. Bununla icareteynli gayrimenkullerinve mukataalı toprakların rayiç bedelini takdir yetkisi illerde Defterdarlık,ilçelerde Mal Müdürlüğü kıymet takdir komisyonlarına bırakılmıştır.
4103 sayılı Kanunla değiştirilen Vakıflar Kanununun 27.maddesinde, "Vakfın türüne göre ayrım yapılmaksızın (sahih, gayri sahih,tahsisat kabilinden v.b) mevcut mukataalı toprakların ve icareteynligayrimenkullerin mülkiyetleri bu gayrimenkul hakkında illerde defterdarlık,ilçelerde malmüdürlüğü kıymet takdir komisyonlarınca takdir edilecek rayiçbedelinin yüzde elli oranında hesap edilecek taviz karşılığında mutasarrıfınageçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veya cebri icrayoluyla satışı yapılacak gayrimenkullerin taviz bedellerinin hesaplanmasındasatış bedeli esas alınır"; 28. maddesinde, "Yukarıdaki maddede yazılıtavizler toptan ödendiği takdirde gayrimenkulün mülkiyeti mutasarrıfı adınatapuda tescil olunur. Bu tavizin yarısı peşin ve geri kalanı da üç yılda üçmüsavi taksitle de ödenebilir. Bu takdirde mülkiyeti mutasarrıfı adına tesciledilmekle beraber gayrimenkulün tamamı geri kalan taksitler için birinci dereceve birinci sırada ipotek sayılarak tapuya böylece kaydolunur. Taksitler içinkanuni faiz yürütülür. Bu taksit zamanında ödenmezse geri kalan taksitlerintamamı muaccel olur. Mülkiyetin mutasarrıfı adına tescilinden itibaren mukataave icare alınmaz" denilmektedir. Buna göre, itiraz konusu kuralınamacının, henüz özel mülk haline dönüştürülmemiş gayrimenkullerin rayiç bedelinyüzde ellisi kadar ivaz, karşılığında mutasarrıfı adına tapuya tescilininsağlanması olduğu anlaşılmaktadır.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Mahkeme, itiraz başvurusunda; 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 4103sayılı Yasa ile değiştirilen 27. maddesinin değişiklikten önceki hükümlerinegöre icareteynli vakıflarda tâviz bedelinin o mülke ait icarın yirmi katıolarak saptandığını; bu tür vakıf taşınmazlarının mutasarrıflarının, Yasa'nın13.6.1935 tarihinde yayınlanmasını takip eden 6 aydan sonra (13.12.1935tarihinden itibaren) toplam 20 yıl içinde saptanan tâviz bedelini ödeyerekvakfa ait şerhleri tapu sicilinden terkin ettirildiklerini; sürenin sonundavakıf şerhlerini taviz bedeli ödeyerek terkin ettirmeyen mükelleflerle ilgiliolarak, 29. maddede, taviz vermek yolu ile icareteynli kayıtları terkinedilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin kendiliğinden mutasarrıfınageçeceğini ve vakfın hakkı da ivaza dönerek gayrimenkulün tamamının bu ivazkarşılığında birinci derece ve sırada ipotek sayılacağının öngörüldüğünü;böylece, 20 yıl içinde icarının yirmi katı tâviz bedeli olarak ödenmemiş olantaşınmazlarda nasıl bir hukuki sonuç doğacağının açık olarak saptandığını;miktar olarak belirlenmiş vakıf alacağının ipotek ile teminat altınaalındığını; bunun Kamu Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Yasa uyarıncatakip ve tahsil edebileceğini; itiraz konusu kuralla miktarı belli olan tavizbedelini ödememiş olanların kesinleşen borçlarının fâhiş derecede artırılmışolduğunun; bu suretle, 4103 sayılı Yasa'ya göre vakıf şerhli mülklerinmutasarrıflarının cezalandırıldığını, bunun da eşitlik ilkesini bozduğunu ilerisürmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreyeveya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar", 11. maddesinde de, "Anayasa hükümleri, yasama,yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileribağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." denilmektedir.
Yasa önünde eşitlik herkesin her yönden aynı kurallara bağlıolacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilemez ve bunedenlerle eşitsizlik yaratılamaz. Bu ilke, birbirleriyle aynı durumda olanlaraayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve topluluklarınyaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarakdeğişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığıiçin bu nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nda taviz bedellerinin artırılmasınailişkin kimi tarihlerde yapılan değişikliklerde olduğu gibi dava konusudüzenlemenin de günün piyasa koşullarına uyum sağlamak ve yüksek enflasyonkarşısında vakıf mallarını korumak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Ekonomikgöstergelerdeki hızlı artış karşısında 4103 sayılı Yasa'ya tâbi olanmutasarrıfların, 1935 yılındaki icareteyne göre taviz bedeli ödeyenlerle aynıkurallara ve koşullara bağlı tutulmalarının söz konusu vakıf mallarınındeğerlendirilmesinde adil bir ölçü oluşturmayacağı açıktır. Bu nedenle,aralarında eşitlik karşılaştırması yapılması olanaklı değildir.
Öte yandan, dava konusu kural kapsamındaki mutasarrıflar yönündenönceki düzenlemelerle getirilen olanaklar, henüz kişisel hak halinedönüşmediğinden bunlar için kazanılmış bir hakkın varlığından da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa'nın 10.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ahmet Necdet SEZER bu görüşlere katılmamıştır.
VII- SONUÇ
5.6.1935 günlü, 2762 sayılı "Vakıflar Kanunu"nun 4103sayılı Yasa ile değiştirilen 27. maddesinin birinci tümcesinin "...icareteynli gayrimenkuller ..." yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE, Ahmet Necdet SEZER'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 7.10.1998gününde karar verildi.
Başkan
Ahmet Necdet SEZER
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mahir Can ILICAK
Üye
Rüştü SÖNMEZ
KARŞIOYGEREKÇESİ
Medeni Yasa'nın uygulanmasına ilişkin 864 sayılı Yasa'nın 8.maddesinin birinci fıkrasında, Medeni Yasa'nın yürürlüğünden önce kurulanvakıflar konusunun ayrı bir yasayla düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu öngörüüzerine 05.06.1935 günlü, 2762 sayılı Vakıflar Yasası yürürlüğe konulmuştur.
2762 sayılı Yasa'nın 26. maddesi ile, vakıf mallarının icareteyneve mukataaya bağlanması yöntemi kaldırılmış; 27, 28 ve 29. maddelerinde de,mevcut icareteynli ve mukataalı vakıfların tasfiye yöntemleri düzenlenmiştir.
Bu Yasa'nın;
- 27. maddesinde, mevcut mukataalı toprakların ya da icareteynlitaşınmazların mülkiyetlerinin, icare ya da mukataalarının yirmi katı bir tavizkarşılığında mutasarrıfına geçirileceği,
- 28. maddesinde, önceki maddede yazılı taviz bedelinin toptan ödenmesidurumunda taşınmazın mülkiyetinin mutasarrıfı adına tapuda tescil edileceği,bedelin taksitle de ödenebileceği, bu durumda taşınmazın mülkiyetininmutasarrıfı adına tescil edilmekle birlikte kalan taksitler için taşınmazaipotek konularak tapuya kaydedileceği,
- 29. maddesinde de, on yıl içinde taviz vermek yoluyla icareteynya da mukataa kayıtları terkin edilmemiş taşınmazların mülkiyetinin on yılsonra kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği, vakfın hakkının ivaza dönüşeceği vebu ivaz karşılığında taşınmaza birinci derece ve birinci sırada ipotekkonulacağı, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün o yıl gerçekleştirilen icare vemukataa üzerinden hesaplanacak bu tavizler ile zamanında ödenmeyen taksitleri,mutasarrıfın başka mallarına başvurarak Tahsili Emval Yasası'na göre tahsileyetkili olduğu, kurala bağlanmıştır.
Bu kurallar uyarınca, 2762 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiğigünden başlayarak on yıl içinde icareteynli ya da mukataalı vakıfların tasfiyeişlemlerinin bitirilmiş olması gerekmektedir.
Ancak, vakıf taşınmazlarının tapuya tescillerindeki gecikmenedeniyle bedel alınması ve şerhlerin tapudan silinmesi ya da kaydedilmesiişlemleri bitirilememiştir. Bu yüzden, 22.09.1983 günlü, 2888 sayılı Yasa ileyeniden on yıllık bir süre öngörülmüştür.
Bu arada, 2762 sayılı Yasa'nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında2888 sayılı Yasa'yla yapılan değişiklikle, bu maddede öngörülen veilgililerince Vakıflar İdaresine ödenmeyen taviz bedellerinin, sözkonusutaşınmaz için 1319 sayılı Emlak Vergisi Yasası uyarınca verilen en sonbeyanname ile saptanan vergi değerinin yüzde yirmisi oranında hesaplanarakalınacağı, beyannamedeki değerin rayiç bedelin altında olduğunun anlaşılmasıdurumunda Vakıflar İdaresinin ilgili vergi dairesinden rayiç bedelinsaptanmasını isteyeceği belirtilmiştir.
2888 sayılı Yasa ile öngörülen taviz bedeline esas matrah, emlakbeyan değeri ile bağlantılı olarak vergi dairelerince saptanmakta iken,11.12.1985 günlü, 3239 sayılı Yasa ile emlak vergisine ilişkin işlemlerinbelediyelere devredilmesi sonucu bu konuda yasal boşluk oluşmuş, bir işlemyapılamamış ve icareteynli ya da mukataalı vakıf taşınmazları sorunubitirilememiştir.
2762 sayılı Yasa'nın icareteynli ya da mukataalı vakıflarıntasfiyesine ilişkin 27, 28 ve 29. maddeleri son olarak 04.04.1995 günlü, 4103sayılı Yasa'yla değiştirilmiştir.
2762 sayılı Yasa'nın 4103 sayılı Yasa'yla değişik itiraz konusu27. maddesinde, vakfın türüne göre ayrım yapılmaksızın (sahih, gayri sahih,tahsisat kabilinden v.b.) mevcut mukataalı toprakların ve icareteynlitaşınmazların mülkiyetlerinin, bu taşınmazlara ilişkin illerde defterdarlık,ilçelerde malmüdürlüğü kıymet takdir komisyonlarınca takdir edilecek rayiçbedelin yüzde elli oranında hesaplanacak taviz karşılığında mutasarrıfınageçirileceği, taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi ya da cebri icrayoluyla satışı yapılacak taşınmazların taviz bedellerinin hesaplanmasında satışbedelinin esas alınacağı belirtilmiştir.
Böylece, 2762 sayılı Yasa'nın ilk düzenleniş biçiminde icare ya damukataanın yirmi katı ile sınırlandırılan taviz bedeli, 4103 sayılı Yasadeğişikliği ile kıymet takdir komisyonlarınca takdir edilecek rayiç bedelinyüzde ellisi olarak belirlenmiştir.
l- Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Hukuk devleti ilkesi, devletin bütün eylem ve işlemlerinin hukukave Anayasa'ya uygun yürütülmesini gerektirmektedir. Hukuksal güvenlik, hukukdevleti ilkesinin belirgin özelliğidir.
Yurttaşların kendilerini hukuksal güvenlikte görüp duyumsamaları,ancak devletin kendisini koyduğu kurallarla bağlı sayması durumundaolanaklıdır. Çünkü, bireyler eylem ve işlemlerini, bir hukuksal güven duygusuiçinde, yürürlükteki kurallara göre yaparlar.
Bu hukuksal güven, hukuksal korunmayı gerektirmektedir. Bireylerinhukuksal korunma görmemeleri, hukuk devletinin gereği olan "devletegüven" ilkesiyle çelişki yaratacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin K. 1989/48 sayılı kararında da belirtildiğigibi, devlete güven, hukuk devletinin sağlamak istediği huzurlu ve istikrarlıbir ortamda yaratılabilir ve yasalara gösterilen güven ve saygıdan kaynaklananoluşumların sonuçlarını korumak da devlete güveni sağlamanın en iyi aracıdır.
Yürürlükte olan bir yasa kuralına dayanılarak yapılan işlemler,sonra çıkarılan bu yasal düzenleme ile geçersiz sayılırsa hukuk devletine olaninanç sarsılır ve bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı gibi, 2762 sayılı Yasa'nın 27.maddesiyle bireyler yönünden oluşturulan hukuksal statü, bu maddede 4103 sayılıYasa'yla yapılan değişiklikle bozulmuştur.
Bu niteliği ile itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdüşmektedir.
2- Anayasa'nın 10. maddesinde, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırımgözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu belirtilmiştir.
Bu madde, gerekçesinde de vurgulandığı gibi, hem yasalarınçıkarılması hem de uygulanması aşamalarında eşitlik ilkesine uygundavranılmasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında eşiklik ilkesini,yasalarda, her şeyden önce Anayasa'da açıkça belirtilen yönlerden ayrımgözetilmesini yasaklayan ve bunların dışında aynı durumda bulunanlar içinhaklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde vesorumluluklarda, fırsatlarda, hizmetlerde eşitliğin sağlanmasını gerektireneşit davranma ve ayrım yapmama ilkesi olarak yorumlanmıştır.
2762 sayılı Yasa'nın değişik 27. ve 29. maddeleri, aynı konumdaolan mutasarrıflar yönünden farklı uygulamalara neden olacak düzenlemeleriçermektedir.
Gerçekten 2762 sayılı Yasa'nın 4103 sayılı Yasa ile değişik 27.maddesiyle getirilen taviz bedeli hesaplama yönteminin 29. maddedeki"kendiliğinden mutasarrıfına geçme" durumu için uygulanamayacağıaçıktır. 4103 sayılı Yasa ile 29. maddede bir değişiklik yapılmamıştır ve bumaddeye göre taviz bedeli yine o yıl gerçekleştirilen icare ve mukataanın yirmikatı olarak hesaplanacaktır.
Görüldüğü gibi, 2762 sayılı Yasa'nın aynı konuyu düzenleyen veaynı statüdeki mutasarrıflar için kural içeren 4103 sayılı Yasa'yla değişik 27.maddesi ile 2888 sayılı Yasa'yla değişik 29. maddesi arasında uyumsuzlukbulunmaktadır.
Bu uyumsuzluk, taviz bedelini ödemeyi kabul edip ilk taksidiniyatıran, ancak sonraki taksitleri zamanında ödemeyenler ile, taviz bedelini hiçödemedikleri halde kendiliğinden vakıf taşınmazın maliki olanlar arasındabirinciler aleyhine bir haksızlık ve eşitsizlik yaratmaktadır.
Oysa, Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında belirtildiğigibi, Anayasa'nın 10. maddesi uyarınca özdeş nitelikte bulunan durumların yasaldüzenlemelerle aynı işleme bağlı tutulması gerekmektedir.
Bu durumu gerçekleştiremeyen itiraz konusu kural Anayasa'nıneşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine de aykırı düşmektedir.
Bu nedenlerle, 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 4103 sayılıYasa'yla değişik 27. maddesinin davada uygulanacak kural niteliğinde olan ilktümcesinin "icareteynli gayrimenkuller" yönünden iptal edilmesigerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başkan
Ahmet Necdet SEZER