ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1997/60
Karar Sayısı : 1998/53
Karar Günü : 22.9.1998
R.G. Tarih-Sayı :29.07.1999-23770
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Çamaş Asliye CezaMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 1.3.1926 günlü, 765sayılı "Türk Ceza Kanunu"nun 475. maddesinin, Anayasa'nın 10., 17.,41. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Oniki yaşından aşağı bir sabiyi terk suçundan açılan kamudavasında mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 475. maddesinin Anayasa'nın 10., 17.,41. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali için doğrudan başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
İtiraz konusu Yasa kuralı şöyledir :
"MADDE 475.- Yukarıdaki maddelerde gösterilen terk fiillerikendisinin veya karısının veya anasının veya evlât ve ahfadının veya kızkardeşinin namusunu kurtarmak için doğumundan henüz beş gün geçmemiş gayrîmeşrû bir çocuk aleyhine işlenmiş olursa fail hakkında mezkûr maddelerde yazılıcezalar altıda birden üçte bire kadar indirilir."
B- İlgili Yasa Kuralı
Türk Ceza Kanunu'nun ilgili görülen maddesi şöyledir :
"MADDE 473- Her kim muhafazası kendisineait olan on iki yaşından aşağı bir sabiyi veya müptelâ olduğu akıl veya bedensağlığından dolayı kendisini idare edemeyen bir kimseyi kasden kendi başınaterk eder ise üç aydan otuz aya kadar hapse mahkûm olur.
Eğer bu terk fiilinden o kimsenin vücuduna veya sıhhatına büyükbir zarar gelmiş veya aklı teşevvüşe uğramış ise failin cezası beş seneye vetelef vukua gelmiş ise on seneye kadar ağır hapistir."
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır :
1- "MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
2- "MADDE 17.- Herkes, yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişininvücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbitutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ilemeşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, birtutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
3- "MADDE 41.- Aile, Türk toplumununtemelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gereklitedbirleri alır, teşkilatı kurar."
4- "MADDE 138.- Hâkimler, görevlerindebağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerinegöre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargıyetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veyaherhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymakzorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretledeğiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Yekta GüngörÖZDEN, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN,Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve FulyaKANTARCIOĞLU'nun katılımlarıyla 23.9.1997 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,sınırlama sorunun esas inceleme evresinde ele alınmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, iptaliistenen Yasa kuralı ile dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri veöteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
"Küçüğü veya kendini idare edemeyeni terketmek" suçu Türk CezaKanunu'nun 473. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında;
"Her kim muhafazası kendisine ait olan on iki yaşından aşağıbir sabiyi veya müptela olduğu akıl veya beden hastalığından dolayı kendisiniidare edemeyen bir kimseyi kasten kendi başına terkeder ise üç aydan otuz ayakadar hapse mahkûm olur" denilmektedir.
Türk Ceza Yasası'nın, "Yukarıdaki maddelerde gösterilen terkfiilleri kendisinin veya karısının veya anasının veya evlat ve ahfadının veyakız kardeşinin namusunu kurtarmak için doğumundan henüz beş gün geçmemişgayrimeşru bir çocuk aleyhine işlenmiş olursa fail hakkında mezkûr maddelerdeyazılı cezalar altıda birden üçte bire kadar indirilir" kuralını içerenitiraz konusu 475. maddesinde, terk suçu için özel indirim nedeni kabuledilmiştir.
Maddedeki gayrimeşru çocuk tanımı ile anlatılmak istenen yasa dışıfiili birleşmelerden doğan çocuktur.
İtiraz konusu kural nedeniyle, failin cezasından indirimyapılabilmesi için, doğumundan henüz beş gün geçmemiş gayrimeşru çocuğun terkedilmesi gerekir. Bu indirimin nedeni, gayrimeşru çocuğun anası ve yakın ailebireyleri üzerinde yapacağı olumsuz etkinin gözönünde tutulması, bu bağlamda,şeref ve namusu kurtarmak saikinin esas alınmasıdır.
Cezai sorumluluk, fiili isteyerek işleyen kişinin ahlâki vemanevî sorumluluğunun sonucudur. İrade serbestisini inkâr eden ve insanınmuhtelif kuvvet ve sebeplerin tesiri altında hareket ettiğini kabul edenleringörüşüne göre ise, cezai sorumluluk, toplum içinde yaşandığı için sosyal,başka bir anlatımla yasal sorumluluktur. Kusurun, bunun sonucu olarak cezaisorumluluğun varlığı için, kastın bulunması yeterli olup, faili harekete geçirensaik ve gaye dikkate alınmaz. Bunlar, kural olarak cürmün oluşması için birunsur değildir. Böyle olmakla beraber kanun, saik veya gayeyi, bazenistisnai olarak suçun unsuru saymış (TCK 429-430), bazen de bunlarıağırlaştırıcı (TCK 450/7, 8, 9 ve 471) veya hafifletici neden kabul etmiştir.TCK.nun 472. maddesi, saik ve gayenin kanunî hafifletici sebepsayıldığının bir örneğidir. Buna göre, çocuk düşürme veya düşürtme cürümündefailin, suçu kendisinin veya akrabasının şeref ve namusunu kurtarmak içinişlemiş olması halinde, cezada indirim öngörülmektedir.
B- İtiraz Konusu Kuralın Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 475. maddesinin öncelikleAnayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı bulunduğunu; doğan bir kişinin nesebdurumunun fail yönünden farklı cezaların uygulanmasını haklı gösteremeyeceğini;gayrimeşrû bir ilişkinin sonucu olarak dünyaya gelmenin çocuğun elindeolmadığını; ister meşrû ister gayrimeşrû bir ilişkinin sonucu olarak dünyayagelmiş olsun çocuğun maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahip bulunduğunu; yaşama hakkı güvence altında olmayan bir kişinindiğerhaklarından söz edilemeyeceğini; kuralın ailenin korunmasına da aykırılıkoluşturduğunu, gayrimeşrû çocuğun da, tanıma ve babalığa hüküm yoluyla aileninbir bireyi haline gelme şansına sahip bulunduğunu; çocuğu terk suçundan cezaindirimi gerektirenkuralın hakkaniyete uygun düşmediğini ve hakimlerin kanunave hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri kuralı ilebağdaşmadığını; indirimin faili suç işlemeye yöneltebileceğini, bu nedenlerle,itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10., 17., 41. ve 138. maddelerineaykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.
1- Anayasa'nın 10. ve 41. Maddeleri Yönünden İnceleme
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın, çocuklar arasında"meşru", "gayrimeşru" ayrımı yaparak eşitlik ilkesineaykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde,
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefîinanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önündeeşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar";
41. maddesinde ise,
"Aile, Türk toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gereklitedbirleri alır, teşkilatı kurar" denilmektedir.
Hukuksal durumları aynı olan kişiler arasında haklı bir nedenedayanmayan ayrımları önlemeyi amaçlayan eşitlik ilkesi, eylemli değil, hukuksaleşitliği öngörür.
Çağdaş ceza hukukunda failin kişiliği daha fazla dikkate alınmayabaşlanmıştır. Diğer hukuk dallarında önemli olan fiil iken, ceza hukukundafaildir. Eyleme uygun temel cezanın saptanmasında, ağırlaştırıcı ve hafifleticisebeplerin belirlenmesinde, failin toplumdaki değerlere olan saygısı,umursamazlığı, sonuç olarak saiki dikkate alınmaktadır. Kişi toplumun baskı veağırlığını devamlı üzerinde hisseder. Bir eylemin suç sayılması da çoğu keztoplumun baskısı ile ilgilidir. Çağdaş ceza yasalarında insanın heyecan, korku,şaşkınlık, utanma ve öfke, elem, saldırganlık ve benzeri ruhsal durumlarıdikkate alınmaktadır. Türk Ceza Yasası'nın itiraz konusu 475. maddesini cezahukuku alanındaki gelişmelerin ışığı altında ve failin içerisindebulunduğu özel ruh halini gözönünde bulundurarak değerlendirmek gerekir.Maddedeki indirimin nedeni, evlilik dışı doğumun, annenin ve maddede sayılanyakınlarının ruhsal yapıları üzerinde yaptığı etkidir. Yasakoyucunun amacı,çocuklar arasında meşrû-gayrimeşrû ayrımı yapmak değildir. Kaldı ki çocuğuterk suçunda, çocuğa bir zarar geldiğinde, meşrû-gayrîmeşrû ayrımıyapılmaksızın neticeye bağlı şiddet sebebi uygulanmaktadır.
Terk fiillerinde, cezayı kişiselleştirmek, faile en uygun cezayıvermek, fiiller arasındaki ayrımları gözetmek, aynı suçu işleyen faillerarasındaki suç işleme kararlılığını, bu fiillerin yoğunluğunu ve özel saikhallerini ayırarak "ceza adaletini" temin etmek amacıyla düzenlenenitiraz konusu kural, Anayasa'nın 10. maddesine aykırı değildir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa'nın 41. maddesi ile ilgisigörülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
2- Anayasa'nın 17. ve 138. Maddeleri Yönünden İnceleme
Başvuru kararında, itiraz konusu kuraldaki ceza indirim sebebininhakkaniyete uygun bulunmadığı, koşullarının oluşması halinde cezadan indirimyapma zorunluluğunun hakimin takdir hakkı ve kişinin dokunulmazlığı, maddî vemanevî varlığını geliştirme hakkı ile de bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında, "Hakimlergörevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, yasaya ve hukuka uygun olarak vicdanikanaatlerine göre hüküm verirler" denilmektedir. Buna göre hakim, Anayasa,yasa, tüzük, yönetmelik gibi her türlü yazılı pozitif hukuk kurallarıylabağlıdır. Ancak, hakimin yasaya bağlılığı ilkesi takdir hakkını kullanamayacağıanlamına gelmez. Hakim delilleri değerlendirirken, aşağı ve yukarı sınırlararasında cezayı tayin ederken yasaların yorumunda ve soyut kuralların somutolaya uygulanmasında takdir hakkını kullanır. Takdir hakkı somut olayda,her türlü kuraldan bağımsız olarak, hakimin kendi adalet, hak ve nasafetanlayışı ile karar vermesi anlamına gelmez. Yasakoyucu kuşkusuz, anayasalilkelere uygun olmak koşuluyla, suçun unsurlarını saptayabilir,cezada artırım ve indirim nedenleri getirebilir. Bunların hakimin takdirhakkını yok ettiği ve delillerin serbestçe takdirini ortadan kaldırdığısöylenemez.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa'nın 138. maddesineaykırı değildir.
TCK'nun 475. maddesi, Anayasa'nın 17. maddesiyle güvence altınaalınan herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıylailgili görülmemiştir.
Lütfi F. TUNCEL, maddenin "Ana dışındaki kişiler", FulyaKANTARCIOĞLU ise "tümü" yönünden bu görüşlere katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
1.3.1926 günlü, 765 sayılı "Türk Ceza Kanunu"nun 475.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Lütfi F. TUNCEL'in"Maddenin ana dışındaki kişiler yönünden", Fulya KANTARCIOĞLU'nun ise"Maddenin tümünün" iptali gerektiği yolundaki karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA, 22.9.1998 gününde karar verildi.
Başkan
Ahmet Necdet SEZER
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mahir Can ILICAK
Üye
Rüştü SÖNMEZ
KARŞIOYGEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesi'nin 22.9.1998 günlü, E.1997/60, K.1998/53 sayılıkararıyla, 765 sayılı "Türk Ceza Kanunu"nun 475. maddesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiştir. Bu kararaaşağıdaki gerekçelerle "ana" dışındakiler yönünden katılmıyorum.
Türk Ceza Yasası'nın, "çocukları veya kendilerini idareyemuktedir olmayanları veya tehlikede bulunanları kendi hallerine terketmekcürümleri"nin ve cezalarının belirlendiği "Beşinci Faslı"nın;
473. maddesinde, "Her kim muhafazası kendisine ait olan oniki yaşından aşağı bir sabiyi veya müptelâ olduğu akıl veya beden hastalığındandolayı kendisini idare edemiyen bir kimseyi kasten kendi başına terkeder ise üçaydan otuz aya kadar hapse mahkûm olur.
Eğer bu terk fiilinden o kimsenin vücuduna veya sıhhatına büyükbir zarar gelmiş veya aklı teşevvüşe uğramış ise failin cezası beş seneye vetelef vukua gelmiş ise on seneye kadar ağır hapistir" denilmiş; 474.maddesinde, kimi hallerin varlığında bu cezaların üçte bir miktarındaçoğaltılacağı belirtilmiş; itiraz konusu 475. maddesinde de, yukardakimaddelerde gösterilen terk fiilleri, kendisinin veya karısının veya anasınınveya evlat ve ahfadının veya kız kardeşinin namusunu kurtarmak için doğumundanhenüz beş gün geçmemiş gayrimeşru bir çocuk aleyhine işlenmiş olursa, failhakkında mezkûr maddelerde yazılı cezaların altıda birden üçte bire kadarindirilmesi hükme bağlanmıştır.
Çağdaş ceza hukukunda, failin kişiliği giderek önem kazanmaktadır.Temel cezanın tayininde, azaltıcı ve artırıcı sebeplerin belirlenmesinde,failin toplumdaki değerlere olan saygısı, umursamazlığı ve diğer saikleri denazara alınmaktadır.
Kişiler, bir toplum içerisinde yaşamakta ve toplumun baskısı veağırlığı kişi üzerinde şiddetle hissettirilmekte, suç denilen olgu da çoğu kez,toplumun bu baskı ve ağırlığıyla oluşmaktadır. Suçun toplumsal sebepleri olarakadlandırılan bu durum, suçlunun sorumluluğunu azaltmakta ve sorumluluk toplumlasuçlu arasında paylaşılmaktadır.
Kimi ceza hukukçularının da belirttikleri gibi, suçların işlenmeşekli, işleyenin sosyal ve psikolojik durumu, çok çeşitli değişiklik arz eder.Bu nedenle, hiçbir suç başka bir suça, hiçbir suçlu da, diğer suçluya benzemez.
Ceza yasalarının amacı, cezayı kişiselleştirmek, faile en uyguncezayı öngörmek, fiiller ve failleri arasındaki ayrımları gözetmek, aynı suçuişleyen failler arasındaki suç işleme kararlılığını, bu fiillerin yoğunluğunuve özel saik hallerini ayırarak, "Ceza adaleti"ni sağlamaktır.
Türk Ceza Yasası'nın itiraz konusu 475. maddesinde, Türk toplumunungeleneksel ve sosyal bir değeri olarak kabul edilen, "namus ve şerefinkurtarılması" saiki esas alınmış ve failin cezasında indirimyapılabilmesi, gayrimeşru çocuğun terk tarihinde, doğumundan henüz beş güngeçmemiş olması ve failin bu suçu, kendisinin, karısının, anasının, evlat vetorununun ya da kız kardeşinin namusunu kurtarmak için işlemiş olmasıkoşullarına bağlanmıştır.
Aynı hafifletici nedene yer vermiş olan ve Türk Ceza Yasası'ndakikuralında mehazını oluşturan 1930 tarihli İtalya Ceza Yasası'nın konuya ilişkin592. maddesi, 5 Ağustos 1981 gününde ilga edilmiştir.
Bu konu, yeni hazırlanan Türk Ceza Yasası ön tasarısında da elealınmış ve ön tasarının 146. maddesinde, "Terk fiili, anası tarafındanevlilik dışı yeni doğmuş çocuğa karşı işlenmiş ise ceza altıda bireindirilir" biçiminde bir düzenleme yapılmıştır.
Ön tasarının gerekçe bölümünde de konuyla ilgili olarak,"...Terk, çocuğun, sadece anası tarafından ve evlilik dışı yeni doğmuşçocuğa karşı gerçekleştirilmiş ise bu keyfiyet cezayı azaltıcı bir sebepsayılmıştır. Tasarı bu halde ananın içine düşebileceği psikolojik durum vemaruz kalabileceği sosyal baskıları göz önünde bulundurmaktadır. Bu hususta136. maddenin gerekçesine de bakılmalıdır.
Aynı hal diğer akraba bakımından cezanın indirilmesinigerektirmeyecektir. Zira çağdaş hukuk, evlilik dışında doğsa da bir çocuğun,şerefi kurtarmak için hayati tehlikeye maruz kılınmasını ve kendi haline terkedilmesini ananın dışında kalanlar bakımından kabul edemez. İnsan hayatınınkutsallığı çağdaş hukukun temel ilkesidir" denilmiştir.
Ön tasarının gerekçesinde, atıfta bulunulan 136. maddegerekçesinde de, "yeni doğmuş evlilik dışı çocuğu öldürme fiilinin ananıniçinde bulunduğu biyolojik ve psikolojik durum, ciddi gerilim ve bunalımsebepleriyle işlenmiş olması, genellikle daha az ceza verilmesini gerektirenbir sebep sayılmakta idi. Ancak, günümüzde bu konuda 19. yüzyılın telâkkilerideğişmiştir. Bir çocuğun anasının, ailelerinin durumunu kurtarmak maksadıyla,ana ile geniş derecede hısımlık ilişkisi içinde bulunan kimseler tarafındanöldürülmesi bugün artık adam öldürmenin vehametini azaltan ve cezanınindirilmesini gerektiren bir sebep telâkki edilmemektedir. Bu sebepledirki, ön tasarı ülkemizdeki yaygın değerleri de nazara alarak bu fiili sadece anabakımından ve kadının içinde bulunduğu ruhi bunalım ve gerilimler sebebiylekabul etmiştir ..." görüşlerine yer verilmiştir.
TCY'nın 453. maddesinde de, 6.6.1991 günlü, 3756 sayılı Yasa'nın10. maddesi ile bu görüş doğrultusunda bir değişiklik yapılmış ve "kastenkatil cürümü, failin veya karısının yahut anasının veya kızının ve torunununyahut kız evlâtlığının veya kız kardeşinin haysiyet ve namusunu kurtarmak içinyeni doğmuş çocuk aleyhine işlenmiş ise, fail beş seneden on seneye kadar ağırhapisle cezalandırılır" biçimindeki eski yasa kuralı, "öldürme fiili,anası tarafından şerefini kurtarmak saikiyle yeni doğmuş bulunan çocuğa karşıişlenmiş ise faile dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir"biçimine getirilmiş ve böylece "ceza indirimi" sadece"ana"ya özgülendirilmiştir.
Kimi batılı ülkelerin ceza yasalarında da, failin, kabuledilebilir, şiddetli bir ruhî karışıklık içinde fiile sürüklenmiş olması, genelbir tahfif sebebi olarak kabul edilmiştir. (Örnek - Avusturya C.Y. m.34/6-8)
TCY'nın 475. maddesini de, ana yönünden, failin içinde bulunduğu,özel ruh halini gözönünde bulundurarak değerlendirmek gerekecektir. Çünkü,doğumundan henüz beş gün geçmemiş gayrî meşru bir çocuğu terkeden anneninbiyolojik yapısının ve içinde bulunacağı ruh halinin, maddede sözü edilen diğerakrabalarla karşılaştırılması olanaklı değildir. Anne için düşünülebilecekhaklı nedenler, diğerleri için de geçerli olamaz.
Bir ülkede, toplumsal ve kültürel yapıyı ve bu yapının bir failüzerindeki baskısını en iyi değerlendirebilecek organ olan yasama organının, netür eylemlerin suç sayılacağı, suç sayılan eylemlere ne kadar ve ne tür cezaverileceği, nelerin cezayı ağırlaştırıcı ya da hafifletici neden sayılacağı(v.b.) hususlarında yapacağı yasal düzenlemelerde, Anayasa'nın, "sosyalhukuk devleti" ve "suç ve cezaların yasallığı" ilkeleri ilebirlikte ilgili diğer kurallarını da gözönünde bulundurması ve yapılacakdüzenlemelerin, adîl, haklı ve anlaşılabilir olması gerekir.
Açıklanan nedenlerle, TCY'nın itiraz konusu kuralıyla ilgiliolarak çoğunluğun kararına ve bu kararın gerekçesine "ana" yönündenaynen katılıyorum. Ancak "ana" dışındakilerin, 475. maddedebelirtilen ceza indiriminden yararlandırılmalarının makul, adil veanlaşılabilir bir nedeni bulunmamaktadır. "Ana" dışındaki hısımlarında ceza indiriminden yararlandırılmaları, Anayasa'nın hukuk devleti ilkesininkurala bağlandığı 2., suç ve cezalara ilişkin 38. ve ailenin korunmasıylailgili 41. maddelerine aykırılık oluşturur ve itiraz konusu kuralın bu kişileryönünden iptali gerekir.
Üye
Lütfi F. TUNCEL