ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2001/216
Karar Sayısı : 2004/120
Karar Günü : 2.12.2004
Resmi Gazete Tarih-Sayısı : 21.10.2005 - 25973
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Avanos Asliye HukukMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı“Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu”nun, 2494 sayılı Yasa ile değiştirilen 195.maddesinin ikinci fıkrası ile, 432. maddesinin 3156 sayılı Yasa iledeğiştirilen birinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa'nın 10. maddesineaykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Görülmekte olan davada, 4353 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kuruluşlarıiçin daha uzun temyiz ve esas hakkında cevap verme süreleri öngören itirazkonusu kuralların Anayasa'ya aykırı oldukları kanısına varan Mahkeme, iptalleriiçin re'sen başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
1. İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 195. maddesinin iptaliistenen ikinci fıkrasını da içeren hükmü şöyledir :
“MADDE 195- (Değişik: 16.07.1981-2494/16 md.) Davalı, ilkitirazları ile birlikte esas dava hakkındaki cevabını ve varsa karşıdelillerini, dava dilekçesinin kendisine tebliği tarihinden itibaren on günveya hâkim tarafından bir süre tayin edilmiş ise o süre içinde mahkeme kaleminebildirmek ve bir örneğini de davacıya tebliğ ettirmek zorundadır.
Yukarıda belirtilen on günlük süre, 8/1/1943 tarih ve 4353 sayılıKanuna tâbi kamu kuruluşları hakkında otuz gündür.”
2- HUMK'nun 432. maddesinin iptali istenen tümcesini de içerenbirinci fıkrası hükmü şöyledir :
“MADDE 432- (Değişik : 16/7/1981 - 2494/25md.)
(Değişik : 26/2/1985 - 3156/20 md.) Temyiz süresi on beşgündür. Bu süre 8/1/1943 tarih ve 4353 sayılı Kanuna tabi kamukuruluşları hakkında otuz gündür. Temyiz süreleri, ilâmın usulentaraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 10.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş, 36. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN,Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, FulyaKANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN'ınkatılımlarıyla, 1.5.2001 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında,18.6.1927 günlü, 1086 sayılı “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu”nun;
a) Dosyada eksiklik bulunmadığından 432. maddesinin 3156 sayılıYasa ile değiştirilen birinci fıkrasının ikinci tümcesinin esasınınincelenmesine,
b) 2494 sayılı Yasa ile değiştirilen 195. maddesinin ikincifıkrasının iptaline ilişkin istemle ilgili olarak ise;
Anayasa'nın Geçici 15. maddesinde, “12 Eylül 1980 tarihinden, ilkgenel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin BaşkanlıkDivanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkileriniTürk Milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî GüvenlikKonseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılıKurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlükarar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumlulukiddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciinebaşvurulamaz.
Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ,merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarruftabulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnamelerile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar vetasarrufların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez”
hükmüne yer verilerek, 12 Eylül 1980'den, ilk genel seçimlersonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanıoluşturuluncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini TürkMilleti adına kullanan Millî Güvenlik Konseyi'nin çıkardığı yasalarınAnayasa'ya aykırılığı savında bulunulamayacağı öngörülmüştür.
7.11.1982 günlü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nınhalkoyu ile kabulünden sonra yapılan ilk seçimler sonucu oluşan Türkiye BüyükMillet Meclisi'nin Başkanlık Divanı 6.12.1983'de toplanmıştır.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 195. maddesi16.7.1981 tarihinde değiştirildiğine göre, Anayasa'nın Geçici 15. maddesininson fıkrası kapsamında bulunduğu açıktır.
Bu nedenlerle, Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamayacak bukurala ilişkin başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itirazkonusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ancak, 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre AnayasaMahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ilerisürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlıkalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir.
Bu nedenle, kural Anayasa'nın 36. maddesi yönünden deincelenmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesindetemyiz süresi on beş gün olarak öngörülmüş iken 16.7.1981 tarih ve 2494 sayılıKanun'la otuz güne çıkarılmıştır. 5.4.1985 tarih ve 3156 sayılı Kanun'un 20.maddesi ile yapılan değişiklikle bu süre tekrar on beş güne indirilmiş, ancakitiraz konusu tümce ile 8.1.1943 tarih ve 4353 sayılı Yasa'ya tâbi kamukuruluşları için otuz gün olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde;“otuz günlük sürenin, gelişmiş ulaşım kolaylıkları göz önüne alındığındadavaların gereksiz yere uzamasına neden olduğundan on beş güne indirildiği,ancak, 8.1.1943 tarih, 4353 sayılı Kanun'a tâbi kamu kuruluşları hakkında söz konusuKanun'daki prosedür de dikkate alınarak, otuz gün olarak muhafaza edildiği”,ifade edilmiştir.
4353 sayılı “Maliye Vekaleti Baş Hukuk Müşavirliği'nin veMuhakemat Umum Müdürlüğünün Vazifelerine ve Devlet Davalarının TakibiUsullerine ve Merkez ve Vilayetler Kadrolarında Bazı Değişiklikler YapılmasınaDair Kanun”un 2. maddesinin (C) bendi ve 3. maddesinin (B) bendi gereğince,bakanlıklarla genel bütçeye dahil dairelere ait hukuk ve ceza davaları ile hertürlü icra takiplerinde bu daireleri mahkemeler, hakemler, icra daireleri, davave icra işleriyle alakalı diğer merciler önünde temsil yetkisi MaliyeBakanlığı'na verilmiştir. Yasa'nın 18. maddesinin birinci fıkrasına göre buyetki Hazine avukatları vasıtasıyla kullanılmaktadır. Bu davaların asıl tarafı ilgilidaire olup, Hazine avukatı onun davadaki kanuni temsilcisidir. Ancak Hazineavukatının bulunmadığı yerlerde temsil yetkisi ilgili idarelerin o yerdekidaire amirlerine aittir.
Yasa'nın ikinci kısmının ikinci ve üçüncü bölümlerinde idaridavalarla, hukuk ve ceza davalarının ve icra takiplerinin usulleribelirtilmiştir. 32. maddede, 27., 28., 29. ve 30. maddeler hükümlerine uygunbir karar alınmış olmadıkça, tamamen veya kısmen Devlet aleyhine neticelenendavalarla icra takiplerinden, yüksek dereceli mercilerde tetkiki istenmesimümkün olanlar hakkında kanun yollarına gidilmesi mecburiyeti getirilmiştir.
Yasa'nın 34. maddesinde, mevzuu kalmayan veya yanlışlıkla açıldığıanlaşılan veya Hazine hak ve hukukuna müessir olmayan, kanun ve usule uygunbulunan davalarda, İdare aleyhine sonuçlanan kararlara karşı yüksek derecelimahkemelere müracaattan vazgeçilmesi yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir.
4353 sayılı Yasa'daki bu düzenleme biçimi nedeniyle, asliye hukukmahkemelerinde karara bağlanan davaların temyiz edilmesi konusunda hazine iledavanın tarafı olan kamu idare veya kuruluşu arasında, ya da temyizinde faydaumulmayan kararlar bakımından Maliye Bakanlığı'ndan izin alınması konusundasözü edilen usulün tamamlanabilmesi belli bir süreyi gerekli kılabilir. Busürenin takdiri yasa koyucuya aittir. Ne var ki bu takdirin Anayasa'daçerçevesi çizilen esaslara aykırı olmaması gerekir.
Anayasa'nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veyasınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar” denilmektedir. Bu ilke, birbirleriyle aynı durumda olanlara ayrıkuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasınıengellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe aykırılıkoluşturur. Anayasa'nın amaçladığı eşitlik mutlak ve eylemli eşitlik değilhukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrıkurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
Hukuk davalarında, davacı veya davalı ister gerçek, ister tüzelkişi veya kamu tüzel kişisi ya da hazine olsun, netice itibariyle “taraf”sıfatını alır. “Taraf” olma itibariyle davacı ya da davalının hukuki durumlarıaynıdır. İtiraz konusu düzenleme ile, hukuki konumları aynı olduğu halde, 4353sayılı Yasa kapsamındaki kamu idare ve kuruluşları ile davanın diğer tarafınıteşkil eden, fakat anılan Yasa kapsamı dışında kalan kuruluş ve kişilerarasında farklı kurallar getirilerek bir taraf lehine ayrıcalık tanınmaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede de aynısonuca ulaşmak mümkündür. Anılan maddenin birinci fıkrasında 3.10.2001 günlü,4709 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, herkesin, “...adil yargılanmahakkına” sahip olduğu esası öngörülmüştür.
“Adil yargılanma hakkı”nın ulusalüstü düzeyde genel kabul görmüşölçütleri arasında önemli bir yer tutan “silahların eşitliği” ilkesi, davanıntarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönünden eşit konumdabulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerine avantaj sağlayacak kurallarayer vermeme esasını öngörmekte, diğer bir deyişle davanın tarafları arasındahakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır.
İtiraz konusu kuralda, bir hukuk davasında taraf olma durumunedeniyle hukuki durumları itibariyle eşit oldukları açık olan 4353 sayılı Yasakapsamındaki kamu idare ve kuruluşları ile davanın diğer tarafını teşkil edendiğer kişi ve kuruluşlar arasında, temyiz süresi bakımından farklı düzenlemeleröngörüldüğü, bu durumun ise davada hakkaniyete uygun bir dengenin varlığınaengel teşkil ettiği, bu bakımdan silahların eşitliği ilkesinin ihlâl edildiği,dolayısıyla kuralın Anayasa'nın 36. maddesinde ifadesini bulan adil yargılanmailkesine de aykırı düştüğü sonucuna varılmıştır.
Bu nedenlerle, Anayasa'nın 10. ve 36. maddelerine aykırıdır,iptali gerekir.
Tülay TUĞCU bu görüşe katılmamıştır.
VI- KARARIN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesi uyarınca, kanun,kanun hükmünde kararname veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların belirli madde veyahükümleri iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar.Ancak, Anayasa Mahkemesi iptal kararı ile meydana gelecek hukuksal boşluğu kamudüzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici nitelikte görürse, boşluğundoldurulması için iptal kararının yürürlüğe gireceği günü ayrıcakararlaştırabilir.
Bu çerçevede yapılan değerlendirmede, itiraz konusu kuralıniptaline karar verilmesi ile meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararınıolumsuz yönde etkileyecek nitelikte görüldüğünden, yeni düzenleme yapması içinyasama organına makul bir süre tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete'deyayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun bulunmuştur.
VII- SONUÇ
A- 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı “Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu”nun 432. maddesinin 3156 sayılı Yasa ile değiştirilen birinci fıkrasınınikinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Tülay TUĞCU'nunkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- İptal edilen tümcenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararınıihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncüfıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarıgereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAKALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2.12.2004 gününde karar verildi.
Başkan
Mustafa BUMİN
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ertuğrul ERSOY
Üye
Tülay TUĞCU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Fazıl SAĞLAM
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
Davada, HUMK'nun 195. maddesinin birinci fıkrasında davalınıncevap süresinin on gün olmasına karşın ikinci fıkrasında 4353 sayılı Yasa'yatabi kuruluşlar için bu sürenin otuz gün olarak belirlenmesinin Anayasa'nıneşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek 195. maddenin ikinci fıkrasınıniptali istenmektedir.
Anayasa'nın 10. maddesinde amaçlanan eşitlik, mutlak eşitlikolmayıp hukuksal durumlardaki eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar ayrı kurallara bağlanırsa Anayasa'nın amaçladığı eşitlikilkesi bozulmuş olmaz. Ayrıca, durumlarındaki özellikler kimi kişi ya datopluluklar için değişik kuralların konulmasını da gerektirebilir.
Davaların mümkün olan en kısa zamanda sonuçlanmasını sağlayacakhukuki düzenlemelerin yapılması zorunluluğu kuşkusuzdur. Ancak, bu amaçsağlanırken savunma hakkının gereği gibi kullanılmasını engelleyici hükümlerdenkaçınılmalıdır.
İtiraz konusu kural, kamu kurumları ile özel hukuk kişileriarasında herhangi bir ayrıma gitmemiş davasını elindeki bilgi ve belgelerledoğrudan savunabilecek her kişi için aynı süreyi getirmiştir. 4353 sayılı Yasakapsamında bulunan genel bütçeye dahil idareler ise anılan Yasa'nın getirdiğizorunluluklar nedeniyle davalarını doğrudan takip edebilme olanağına sahipdeğildirler. Bu idareler ellerindeki bilgi ve belgelerini kendilerini savunacakolan hazine avukatlarına aktarmak durumunda kalmaktadırlar. Savunmayı yapacakhazine avukatları da uyuşmazlığın maddi ve teknik özelliklerini öğrenmekzorundadırlar. Bu süreç ise belli bir zamanı gerektirdiğinden 4353 sayılı Yasakapsamındaki idarelerin hukuksal durumlarını davalarını doğrudan takipedebilen, elinde bilgi ve belgesi hazır bulunan diğer kamu kurumları ile özelhukuk kişilerinden farklı kılmaktadır. 4353 sayılı Yasa kapsamında olmalarınedeniyle davalarını doğrudan takip edemeyen idareler doğrudan takipedebilenlerden farklı hukuksal durumda olduğundan onları farklı bir süreye tabikılan kural, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır. İsteminreddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Tülay TUĞCU