ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2002/165
Karar Sayısı : 2002/195
Karar Günü : 11.12.2002
Resmi Gazete tarih/sayı:26.04.2003/25090
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Vezirköprü AsliyeCeza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 19.3.1985 günlü, 3167 Sayılı"Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması HakkındaKanun" un 16. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa'nın 38. maddesininsekizinci fıkrasına aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Karşılıksız çek keşide etmek suçu ile ilgili açılan davada, 3167sayılı Yasa'nın 16. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesive Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun"un itiraz konusu bölümü deiçeren 16. maddenin birinci fıkrası şöyledir:
"MADDE 16/1 : İbraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşidetarihinden önce, 4 üncü maddeye göre ibraz edildiğinde, yeterli karşılığıbulunmaması sebebiyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kişiler biryıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Mahkeme ayrıcaişlenen suçun mahiyetine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği birmüddet için failin bankalarda çek hesabı açmasının ve çek keşide etmesininyasaklanmasına karar verir. Yasaklama kararı bütün bankalara duyurulmak üzereT.C. Merkez Bankasına bildirilir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
İtiraz başvurusunda Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasınadayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN,Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU,Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis TUNGA, Mehmet ERTEN'inkatılmalarıyla 11.12.2002 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle kararverilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itirazkonusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ile bunların gerekçeleri ve diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'neitiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3167 sayılı Yasa'nın 16.maddesinin birinci fıkrasının iptalini istemiş ise de, sadece bu kuralda yeralan hürriyeti bağlayıcı cezanın Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür. Bunedenle, esas incelemenin, fıkranın birinci tümcesinin "... bir yıldan beşyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar" bölümüyle sınırlı olarakyapılmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
İtiraz başvurusunda, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre çekin,kambiyo senedi olduğu, alım satım veya alacak-borç sözleşmesi gereğince ödemevasıtası olarak kullanıldığı, taraflarca varılan hür irade sonucunda vesözleşmenin sonucu olarak keşide edildiği, aktedilen sözleşme hükümlerine göreborçlunun belirlenen tarihte yazılı miktarı çek hamiline veya cirantalara ödemeyükümlülüğü altına girdiği, yasada öngörülen hapis cezasının sözleşmedenkaynaklandığı, kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağı bu nedenle kuralın,Anayasa'nın 2., 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralın iptali istemiyle daha önce Anayasa Mahkemesi'ne yapılanbaşvuru hakkında 26.2.1995 günlü, E: 1999/18, K:1999/50 sayı ile itirazisteminin reddine karar verilmiş ve bu kararın Anayasa'nın 152. maddesinin sonfıkrası uyarınca 15.11.1997 tarihinde ResmîGezete'de yayımlanmasından itibaren10 yıllık süre geçmemiş ise de, başvuru kararının dayanağını oluşturan Anayasakuralının değişikliğe uğradığı gözetilerek yasaklanan süre içinde yeniden iptaliçin başvuruda bulunulabileceği kanaatine varılmıştır.
3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesinin gerekçesinde, "KarşılıksızÇekler hakkında ilgili kanunlarda özel ceza hükümleri bulunmakta, karşılıksızçek keşide edenler Türk Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık suçunu müeyyide altınaalan 503 üncü maddesine göre cezalandırılmaktadırlar. Ancak, dolandırıcılıksuçunun unsurlarının karşılıksız çıkan her çek yönünden tespiti mümkünolmadığından, bu şekilde çek keşide edenlerin bir kısmının cezasız kalması gibidurumlar ortaya çıkmakta, bu durum çeke olan güveni sarsmaktadır.
Bu sebeple onyedinci maddede karşılıksız çek keşide eden kişilerleçekleri bilerek ciro edenler yönünden müstakil bir müeyyide getirilmiş, muhatapbankaya süresi içinde ibraz edildiğinde ödenmeyen her türlü çek keşidecisinincezalandırılması öngörülmüştür. Ancak bu eylemlerden dolayı kovuşturmayapılması çek hamilinin şikayetine bağlı kılınmış, ayrıca kanunda belirtilenbelli müddet içinde hamilin zararının karşılanmış olması dışında şikayethakkının doğmayacağı hususu iyi niyetli keşideciler yönünden belirtilmiştir.Diğer taraftan şikayetten vazgeçmenin hükümden sonra dahi geçerli olacağı buhalde hükmün icrasından ve cezanın neticelerinden sarfınazar olunacağıbelirtilmiştir.
Tasarıda yer alan geçici 1. madde ile, Kanun'un yürürlük tarihinitakip eden onbeş gün içinde, çek tutarı veya karşılıksız kalan tutar ilegecikme faizi ve tazminatı hamil adına muhatap bankaya yatıran keşidecileryönünden takibat yapılamayacağı, açılmış davaların düşürüleceği, mahkumiyethükümlerinin ise infazına yer olmadığına karar verileceği hükmü getirilmişbulunmaktadır" denilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, ibraz süresi içinde veya üzerindeyazılı keşide tarihinden önce bankaya ibraz edildiğinde yeterli karşılığıbulunmaması sebebiyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kimseyehürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüş, mahkemenin, ayrıca işlenilen suçunmahiyetine göre belirleyeceği bir müddet için failin bankalarda çek hesabıaçmasının ve çek keşide etmesinin yasaklanmasına karar vereceği, bu kararınbütün bankalara duyurulmak üzere T.C. Merkez Bankası'na bildirileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 38. maddesine eklenen sekizinci fıkrada, hiç kimsenin,yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayıözgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı öngörülmüş, maddenin gerekçesinde de,"... 4 nolu protokol gereği sözleşmeden doğan bir yükümlülük nedeniyle hiçkimsenin özgürlüğünden alıkonulamayacağı hükmü eklenmiştir. Sözleşmeden doğanyükümlülük içinde borçlar da vardır ..." denilmiştir.
Türk Ticaret Kanunu'nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek,temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyohukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. Hatır senetlerinde olduğu gibi,taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temeldeyer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda çek, başlı başına borç kaynağıbiçiminde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, haksız fiil veya sebepsizzenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir. Çekielinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkidenkaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisapetmektedir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekintemelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde birsözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise, çekte bu ilişkiden bağımsız vesözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur.Borçlu,temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borçilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizincifıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmedendoğması ve borcun yerine getirilememesi gerekmektedir. Oysa çek temeldesözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel birhavaledir.
Bu nedenlerle kural, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizincifıkrasına aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Haşim KILIÇ bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
19.3.1985 günlü, 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesive Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 16. maddesininbirinci fıkrasının birinci tümcesinin "... bir yıldan beş yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılırlar." bölümünün, Anayasaya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE, Haşim KILIÇ'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 11.12.2002 günündekarar verildi.
Başkan
Mustafa BUMİN
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ertuğrul ERSOY
Üye
Tülay TUĞCU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Enis TUNGA
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOYGEREKÇESİ
Anayasa'nın 38. maddesine 4709 sayılı Yasa ile eklenen sekizincifıkrada "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerinegetirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz." denilmektedir.Anayasa'da yapılan bu değişiklik Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 4 noluprotokolün birinci maddesinden -yazım farklılığı dışında- aynen alınmıştır.Anayasakoyucunun amacını ve hangi nedenle böyle bir değişikliğe ihtiyaçduyduğunu maddenin gerekçesi ve Mecliste yapılan görüşmeler gözetilerek ortayakoymak gerekir. Yapılan bu değişiklik pozitif hukuk kurallarına kaynaklıketmiyor, ya da etkilemiyorsa kural haşivdir denilebilir. Anayasakoyucu böylebir amaç gütmeyeceğine göre Anayasa'nın 38. maddesine giren bu kurala işlerlikkazandırmak gerekir. İhmal, hile ve kötü niyet dışında kalan ekonomik suçlaraekonomik ceza öngörülmesi çağdaş dünyada kabul edilen ve izlenen birpolitikadır. Bu anlayış ve amaç içinde düşünülmediği takdirde Anayasa'nın 38.maddesinde yazılmış olan bu değişikliğin pozitif hukuk içinde uygulama alanıhiç yok denecek kadar işlevsiz olduğu çok açıktır. Bu değişiklik yapılmadanönce kimi ekonomik suçlara hapis cezası öngörülmesi Anayasa'ya aykırıolmamasına karşın, yeni kural bu alanı sınırlayarak oldukça daraltmıştır.
Anayasa'nın 38. maddesindeki bu değişiklik üç noktadatoplanmıştır.
- Yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülük,
- Bu yükümlülüğün yerine getirilememesi,
- Bundan dolayı özgürlükten alıkonamama,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 4 nolu protokolün 1. maddesi"Borç için hapis yasağı" başlığını taşımakla beraber madde metninde,"özgürlüğünden yoksun kılınamaz." denilerek yasağın sadece hapiscezası ile sınırlı olmadığı başka özgürlükleri de kapsadığı açıktır.Sözleşmeden aynen alınan Anayasamızdaki metni de sadece hapis cezası ilesınırlandırmamak gerekir. Sözleşmeden doğan yükümlülük de borç ilişkisi dışındabir şeyin yapılması ya da yapılmaması anlamında daha genişdeğerlendirilmelidir. Yükümlülük borç ilişkilerini de içine alan geniş birkavramdır. Yükümlülük sözleşmeden kaynaklanmıyorsa bu kapsamda değildir.Ayrıca, yükümlülüğün yerine getirilememesi iyi niyete dayanmalıdır.Yükümlülüğünü yerine getiremeyeceğini önceden bilen kişiyi kuralkorumamaktadır. Nitekim TBMM Genel Kurulu'nda 38. maddedeki değişiklikgörüşülürken Anayasa Komisyonu Başkanı "kendi ihmal veya kusuru olmaksızınborcunu ödemekte acze düşen kişi, bu yüzden hapis cezasına çarptırılamaz.Ancak, borçlunun hileyle veya kasten borcunu ifa etmekten kaçınması halindeprotokolün bu hükmünden yararlanması mümkün değildir." görüşünü dilegetirmiştir. (26.9.2001 günlü, 133. Birleşim Tutanakları)
Buna göre, yapılan Anayasa değişikliğinde ekonomik nedenlerle veiyiniyetle borcunu ödeyemeyen kişilere hapis cezası verilmesini önlemek amacıön plana çıkmaktadır. Etkili ceza düşüncesiyle "hapisle tazyik"yoluyla çalışma hayatının daha iyi düzenleneceği anlayışı Anayasakoyucununiradesini saptırmaktır. Kasıt ve kötüniyet olmadığı sürece ekonomik suçlarahapis cezası öngörülmesi insan onuruyla bağdaşmadığı için çağdaş dünya ve demokratiktoplumlarda terkedilmiştir.
Çoğunluk görüşünde, borç ilişkisi ile çek kullanımı arasındaki bağkoparılmış soyut bir kambiyo ilişkisinden bahsedilmiş, sözleşmeden bağımsız birkambiyo yükümlülüğü üzerinde durulmuştur. Oysa, keşideci ile lehdar arasındakiborç ilişkisini sözleşmenin dışında mutlak bağımsız bir işlem olarak nitelemekmümkün değildir. Sözleşmeye bağlı bir yükümlülük nedeniyle çek keşide edenlelehdar arasında bir ilişki her zaman olanaklıdır. Hapis cezası öngörülerekalacaklının hakkının korunması ve kamusal güvenin sağlanması gerekçesi de kabuledilemez. Hukuksal nitelikleri farklı da olsa bono ve poliçe gibi kambiyosenetlerinde de ödenmediği takdirde kamusal güvenin bozulması ve alacaklınınhakkının yok olması söz konusu olabilir. Bu nedenle iyiniyetli olması koşuluylabonosunu ödeyemeyen kimseye hapis cezası öngörülemeyeceği gibi karşılıksızçıkan çek içinde öngörülemez.
Çoğunluk gerekçesinde aynen "Yalnızca Anayasa'nın 38. maddesikapsamında hürriyeti bağlayıcı ceza yasağı sözleşmeden doğan borcun yerinegetirememesini gerektirmektedir. Oysa keşideci çekin karşılıksız olmasınıbilmesine rağmen çek keşide ettiğine göre bu borcun yerine getirilemediğindensöz etmek de olanaksızdır." denilmektedir. Çekin karşılıksız olduğunu bilebile keşide edenlerin iyiniyetinden zaten bahsedilemez. Böyle bir çekdüzenleyen kişinin 38. maddesinde öngörülen korumadan faydalanması da olanaksızdır.
3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesinin birinci fıkrası suçlardaobjektif sorumluluk esası benimsenerek düzenlenmiştir. Yargıtay'da bugüne kadarobjektif sorumluluk kapsamında uygulamasını sürdürmüştür. Düzenlenen çekinkarşılığı yoksa suç oluşmuştur. Bunun dışında yargıcın subjektif değerlendirmeve araştırmaları kuralı objektif sorumluluk kapsamından çıkarmaz. Objektifsorumluluk nedeniyle 16. maddenin birinci fıkrasına göre oluşacak suç da"ödememe" ya da "ödeyememe"durumlarının araştırılmasısözkonusu değildir. Bilerek ve kasden ödemeyenle, iyiniyetle hareket edilereködeyememe durumlarını ayırmaya imkan tanımayan bir düzenleme Anayasa'nın 38.maddesine aykırılık oluşturur. Karşılıksız çek suçu, kasıtla işlenen bir suçhaline getirilmediği sürece Anayasa'ya aykırılıktan kurtulamaz.
Belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmadım.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ