ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2002/70
Karar Sayısı : 2004/56
Karar Günü : 6.5.2004
Resmi Gazete tarih/sayı: 01.06.2005/ 25832
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 5. Asliye CezaMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4.4.1929 günlü, 1412sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 3842 sayılı Yasa ile değiştirilen138. maddesinde yer alan "Yakalanan kişi veya sanık..." ibaresinin,Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanığın Türk Ceza Kanunu'nun459/ 1-son ve 55. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamudavasında, sanığa Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138. maddesi uyarıncamüdafi atanarak yapılan duruşmada; müşteki babanın 18 yaşından küçük olanmağdur çocuğuna avukat tayin edilmemesinin Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıolduğuna ilişkin iddiasını ciddi bulan Mahkeme, anılan maddede yer alan"Yakalanan kişi veya sanık..." ibaresinin iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun itiraz konusuibareyi de içeren 138. maddesi şöyledir:
"Madde 138- (Değişik: 18.11.1992 - 3842/15md.) Yakalanankişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebihalinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir.Yakalanan kişiveya sanıkonsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veyakendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebiaranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir."
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 10. maddesinedayanılmış, 2. ve 36. maddeleri Mahkememizce ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince MustafaBUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Nurettin TURAN,Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA'nınkatılımlarıyla 17.4.2002 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikledavada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmaktaoldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarınıAnayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılıksavının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için AnayasaMahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemeninAnayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış vemahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da odavada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanındeğişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır.
Başvuran Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada uygulanacak kural,sanığın onsekiz yaşından küçük olması nedeniyle Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu'nun 138. maddesinin ikinci tümcesinde yer alan istem olmaksızın müdafitayini olduğundan maddenin birinci tümcesindeki isteme bağlı müdafi tayiniitiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin davada uygulayacağı kural değildir.
Bu nedenle, bu bölüme ilişkin itiraz başvurusunun Mahkeme'ninyetkisizliği nedeniyle REDDİNE, dosyada eksiklik bulunmadığından anılanmaddenin ikinci tümcesinde yer alan "Yakalanan kişi veya sanık..."ibaresinin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itirazkonusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ileöteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Başvuru kararında, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138.maddesinin, savunma makamına fazladan bir nimet sunduğu, aynı nimetten mağdurtarafın yararlanamadığı, ceza yargılamasında hak iddia eden tarafın, iddiamakamının davaya katılmadığı şahsi dava durumlarında veya başka haktaleplerinde hukuki yardım almasının bu madde sebebiyle engellendiği; Devletinsanığa sunduğu hukuki yardım nimeti, Devlet tarafından himaye edilmesi,uğradığı zararın giderilmesi beklenen mağdur taraftan esirgenerek sanık veyasavunma tarafına imtiyaz sağlandığı, bunun da Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine,Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreyeveya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.
"Yasa önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumları aynıolanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarkarşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını veayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesiyasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138. maddesinin ikincitümcesinde, yakalanan kişi veya sanığın onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağırve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malül olması ve bir müdafiininde bulunmaması halinde istemi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilmesiöngörülmüştür. Bunun nedeni, onsekiz yaşını bitirmemiş, yahut sağır ve dilsizveya kendisini savunamayacak derecede malül olanların daha fazla korunmaya muhtaçolmalarıdır.
Sanık, bir ceza tehdidi altında bulunan ve bu nedenle aktüel birsavunma gereksinimi içinde bulunan kişidir. Masumiyet karinesi, savunma hakkınısanık ve gerçeğe ulaşma amacı yönünden zorunlu bir gereksinim durumunagetirmektedir. Bu nedenle sanığın hakları ulusal ve uluslararası belgelerde önplana çıkarılmıştır.
İtiraz konusu kuralla yakalanan kişi veya sanık için öngörülenkoruma, onların bu sıfatlarının ötesinde 18 yaştan küçük, sağır ve dilsiz,kendini savunamayacak derecede malul olma gibi sanığın iradesini eksilten,zayıflatan özelliklerden kaynaklanan özel bir korumadır. Bu nedenle itirazkonusu kuralın anayasal denetiminde de anılan özelliklerin gözetileceğiaçıktır. Çünkü, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138. maddesinin ikincitümcesinde öngörülen talep aranmaksızın avukat tayini, Anayasa'nın 36. maddesibağlamında savunma hakkı kadar orada belirlenen grupların özel olarak korunmagereksinimi de esas alınarak düzenlenmiştir. Bu yönüyle kural kendi içindesavunma ve adil yargılanma haklarını güçlendirmektedir.
Çağdaş ceza hukuku alanındaki gelişmeler sanık haklarının yanındamağdur haklarının da korunması gerektiği yolundadır. Bu nedenle, yasakoyucununbelirtilen konuda düzenlemeler yapmasına engel bulunmamaktadır. Nitekim sonceza usul yasası tasarısında mağdur haklarını koruyucu düzenlemelere yerverilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 2. ve 36. maddeleri karşısındasanık ve mağdur aynı konumda kabul edilemeyeceklerinden itiraz konusu kural"...18 yaşını bitirmemiş..."ler yönünden Anayasa'ya aykırı değildir.İstemin reddi gerekir.
Haşim KILIÇ bu görüşe katılmamış, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM,A.Necmi ÖZLER ise karara farklı gerekçe ile katılmışlardır.
VI- SONUÇ
4.4.1929 günlü, 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu"nun 3842 sayılı Yasa ile değiştirilen 138. maddesinin ikincitümcesinde yer alan "Yakalanan kişi veya sanık..." ibaresinin,"...onsekiz yaşını bitirmemiş..."ler yönünden Anayasa'ya aykırıolmadığına ve itirazın REDDİNE,Haşim KILIÇ'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,6.5.2004 gününde karar verildi.
Başkan
Mustafa BUMİN
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ertuğrul ERSOY
Üye
Tülay TUĞCU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Fazıl SAĞLAM
Üye
A. Necmi ÖZLER
KARŞIOYGEREKÇESİ
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138. maddesine göre"Yakalanan kişi veya sanık"lar yargılanması sırasında müdafiseçebilecek durumda olmadığını beyan ederse baro tarafından, bu kişiler 18yaşını bitirmemiş ya da sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak kadarmalûl ise talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilecektir.
Belirtilen bu olanağın sanığa tanınmış olması onun hak aramayolunu güçlendiren buna olumlu yönde katkı veren bir imtiyazdır. Mağdura buimkanın tanınmaması onun hak arama yolunu negatif etkileyen gerçeğin ortayaçıkmasını olumsuz yönlendiren bir sonuç doğurmaktadır. Sanığın ceza tehdidialtında bulunmuş olması sağlanan imtiyazın haklı gerekçesi olamaz. Sağlanan buolanağın sanık-mağdur arasındaki hak arama dengesini bozmadangerçekleştirilmesi adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Özellikle iddiamakamının katılmadığı davalarda mağdurun hakkını arayan taraf olarak hukuksalyardımdan yoksun kalacağı açıktır. 18 yaşını bitirmemiş ya da sağır, dilsizveya kendini savunamayacak kadar malûl olan birinin mağdur sıfatı ile mahkemedetaraf olması sanığa nazaran daha çok hukuksal yardım almayı gerekli ve zorunlukılar.
Yakalanan veya sanık olanlara getirilen imkanın iptal edilmesi durumundabunların hak arama özgürlüğü olumsuz etkilenecek olsa da en azından silahlarıneşitliği ilkesi gerçekleşmiş olacaktır.
Belirtilen nedenlerle, çoğunluk görüşüne katılmadım.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
DEĞİŞİKGEREKÇE
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138. maddesinde"Yakalanankişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebihalinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veyasanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisinisavunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi de bulunmazsa talebiaranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir."denilmektedir. Yakalanankişi veya sanık yönünden, maddenin birinci tümcesinde talebe bağlı, itirazakonu edilen ikinci tümcesinde ise mecburi müdafiilik öngörülmüş, ancak mağduriçin benzer bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Maddede, sanık için öngörülen müdafiiliğin benzer bir düzenlemeile mağdur için öngörülmemesinin ceza yargılamasının yanları olan sanık vemağdur arasında eşitsizlik yarattığı ilk anda ileri sürülebilirse de, sorunun,ceza yargılamasının yürürlükte bulunan diğer hükümleriyle birliktedeğerlendirilerek çözümlenmesi gerekir. Ceza yargılamasının aktif süjesi olanve ceza tehdidi altında bulunan, ancak suçsuzluk karinesinden yararlanansanığın, yargılanma sürecinde gereksinim duyduğu hukuki yardımı alabilmesi içinmüdafii atanması iddia ile savunma arasındaki dengenin sağlanması, Anayasalteminat altında bulunan savunma hakkının korunması, ve maddi gerçeğe ulaşılmasıbakımından zorunluluk arz etmektedir.Aynı zorunluluk ceza tehdidi altındabulunmayan, resen takibi gereken suçlarda şahsi hak dışındaki her türlü hakkıkamu adına Cumhuriyet savcısı tarafından aranan, şahsi hak taleplerini ise,ister müdahil veya şahsi davacı sıfatıyla ceza mahkemeleri, isterse davacısıfatıyla hukuk mahkemeleri nezdinde takip edebilen mağdur yönündenbulunmamaktadır. Esasen, suç isnadı ve cezalandırılma isteği ile karşı karşıyabulunan, bu bakımından da mağdurdan daha çok hukuki yardıma ihtiyacı olan sanıkiçin iptali istenen kuralla getirilen müdafiilik müessesesi, sanık ve mağdurunaldıkları hukuki yardımı denkleştirmiştir. Temelde, mağdurun kamu hukukunailişkin haklarının korunması yönünde görev yapan Cumhuriyet savcısına ilaveolarak bir de vekil (müdafii) tayin edilmesi, kurulan dengeyi mağdur lehinebozarak en az onun kadar korunmaya muhtaç olan sanığın adil ve doğru yargılanmahakkını zedeler.
Daha basit suçlar için öngörülen şahsi davalarda, mağdur içinmüdafii benzeri bir düzenlemeye yer verilmemesi ise, kamu adına takip edilendavalarda olduğu gibi sanık ve mağdurun ceza yargılamasındaki hukuki konumları,kamu yararı ilkesi ve suçun şahsi dava yoluyla takibinde uygulanan usulkuralları nedeniyle hukuka aykırı olmadığı gibi, düzenlenmesinde yarar bulunanbir eksiklik olarak da görülmemelidir. Zira, mağdur şahsi davanın ne cezatehdidi altında bulunanı ve ne de şahsi hak talebinin muhatabıdır. Onun buhukuksal konumunun yanı sıra, asıl sebep olarak suçun kamu adınakovuşturulmasında hukuki yarar bulunmama ilkesi ve şahsi davanın yürürlükte olankendine özgü yargılama yöntemi böyle bir düzenleme yapılmasına manidir. Aksitakdirde, şahsi davada tatbiki gereken yargılamaya ilişkin bir kısım temel usulkuralları uygulanamaz hale gelir ve sonuç olarak da suçun şahsi dava yoluylatakibine ilişkin ceza yargılamasının niteliği değişir ve bu dava yolundanbeklenen hukuki yarar elde edilemez.
Diğer yandan, itiraz konusu kuralda yer alan onsekiz yaşınıbitirmemiş, yahut sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak derecede malulolanlar yönünden öngörülen mecburi müdafiliğin benzer bir düzenlemeylemağdurlar bakımından da öngörülmesi gerektiğine ilişkin düşünce, cezayargılamasının yukarda açıklanan nitelikleri, hukukumuzda mevcut velayet vevesayet müesseseleri gözetilerek yerinde bulunmamaktadır.
Bu nedenle, mağdurlar için de müdafii benzeri bir düzenlemeyapılmasının gerekebileceğine, böyle bir düzenlemenin Anayasa'ya daha uygunolacağına ilişkin düşünceye iştirak etmiyorum.
Sonuç olarak, kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı yönündekiçoğunluk kararına açıkladığım bu gerekçe ile katılıyorum.
Üye
Mehmet ERTEN
FARKLIGEREKÇE
Çoğunluk kararının itiraz konusu kuralın eşitlik ilkesine aykırıolmadığına ilişkin gerekçesine aynen katılıyoruz
Ancak, çoğunluk kararında yakalanan ya da sanık için itiraz konusukuralla öngörülen korumanın, onların bu sıfatlarının ötesinde 18 yaştan küçük,sağır ve dilsiz veya kendini savunamayacak derecede malul olma gibi kişininiradesini eksilten, zayıflatan özelliklerden kaynaklanan özel bir korumaolduğu, bu nedenle itiraz konusu kuralın anayasal denetiminde de anılanözelliklerin gözetileceği isabetle belirtildiği halde, bu yöntemin gereğiyerine getirilmemiştir. Oysa CMUK'nun138. maddesinin ikinci cümlesindetaleparanmaksızın avukat tayininin öngörülmüş olması, sanıklık sıfatından çok oradabelirlenen grupları özel olarak koruma gereksiniminin bir ürünüdür ve aynıgereksinim, bu gruplara mensup bir kişinin suçtan mağdur olması durumunda dageçerlidir.
Bu nedenle yasadaki düzenlemenin Anayasa'nın 36. maddesindeöngörülen hakların gereklerini tam olarak karşılamadığını belirtmek anayasayauygunluk denetiminin bir gereğidir. Yasa koyucunun itiraz konusu kuralda yeralan gruplar için sanık ya da suçtan mağdur olanı ayırdetmeksizin müdafi/avukat tayin edilmesini sağlaması, Anayasa'nın 36. maddesinde öngörülen haklarbakımından daha uygun bir çözüm olarak da değerlendirilebilir. Ancak bu konuyasa koyucunun takdir alanı içindedir. Yasa koyucunun takdir alanı içinde birçok seçenek yer alabilir. Bunların Anayasa'nın hak ve özgürlükler düzenine aynıyakınlıkta olmaması da doğaldır. Nitekim son Ceza Muhakemeleri Usulü KanunuTasarısında özel koruma gerektiren gruplar açısından müdafi tayininde sanık vemağdur için paralel düzenleme yapılmış ve böylece 36. maddede güvence altınaalınan haklara daha yakın bir çözüm öngörülmüştür. Ancak bir yasa kuralınınAnayasa'da öngörülen hakların gereklerini tam olarak karşılayamaması, onunAnayasaya aykırı olduğu anlamına gelmez. Anayasaya aykırılık, hak ya daözgürlüğe yönelik müdahalenin Anayasa'da öngörülen sınırlama ilke ve ölçütleriyönünden belli bir yoğunluğa ulaşmasıyla gündeme gelir. Bu anlamda itirazkonusu kural, kendi içinde Anayasa'ya aykırılık taşımamakta; aksine, savunma veadil yargılanma haklarını sanık yönünden güçlendirmektedir. Kuralda başkaseçeneklere oranla yer alan eksiklik ise iptali gerektirecek boyutta değildir.Kaldı ki itiraz konusu düzenlemenin iptali, anılan yetersizliği gideremeyeceğigibi sanık yönünden güçlendirilmiş bulunan bir hakkın ortadan kaldırılmasına dayol açabilir.
İtiraz konusu kuralın iptali isteminin reddine ilişkin çoğunlukkararına yukardaki gerekçelerle katılıyoruz.
Üye
Fazıl SAĞLAM
Üye
A. Necmi ÖZLER