ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2006/23
Karar Sayısı : 2010/27
Karar Günü : 4.2.2010
R.G. Tarih-Sayı :02.12.2010-27773
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:Malatya Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:6.1.1982 günlü, 2577 sayılı'İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yeralan'' vergi mahkemelerinde otuz gündür.'ibaresinin, Anayasa'nın2., 5., 10., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünündurdurulması istemidir.
I- OLAY
Katma değer vergisi salınmasına ve özel usulsüzlük ile vergi zıyaıcezaları kesilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada, itirazkonusu ibarenin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali veyürürlüğünün durdurulması istemiyle başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nunitiraz konusu kuralı da içeren 7. maddesi şöyledir:
'1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyenhallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış vevergi mahkemelerinde otuzgündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunlarınzam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olanvergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçenişlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerineödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açmasıgereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği;
Tarihi izleyen günden başlar.
3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göreilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hükümbulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonraişlemeye başlar.
4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihiniizleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerineilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhinebirden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması budüzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.'
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 5., 10., 36. ve 125.maddelerine dayanılmış, 142. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU,Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman AlifeyyazPAKSÜT'ün katılımlarıyla 22.2.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
V-YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
06.01.1982 günlü, 2577 sayılı 'İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.Maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan'' vergi mahkemelerinde otuzgündür.'ibaresinin, yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşullarıoluşmadığından REDDİNE 22.2.2006 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itirazkonusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluaçık olan idarenin etkin bir şekilde denetlenebilmesi ve hak arama özgürlüğününkullanılamayacak hale getirilmemesi bakımından, kişilerin haklarında tesis edilenidari işlemlere karşı açacakları davalara ilişkin sürelerin ölçüsüz bir biçimdesınırlanmaması gerektiği, esasen dava açma süresinin makul bir şekildesınırlanmasını sağlamanın Devletin görevlerinden olduğu, ayrıca vergidavalarının nitelik itibarıyla çoğu zaman teknik konulara ilişkin olmasınedeniyle, bu tür davaların açılmasının uzman kişilerin görüşünün alınmasını,idareden birtakım bilgi ve belge temin edilmesini gerektirebileceği, bunun davergi davaları için öngörülen sürenin çok kısa olmaması sonucunu doğuracağı,ayrıca pozitif hukuk açısından iptal davası niteliğindeki vergi davaları ileDanıştay ve idare mahkemelerinde açılacak iptal davaları arasında ve aynı yargıdüzeni içinde yer alan vergi mahkemeleri ile Danıştay ve idare mahkemeleri arasındadava açabilmek bakımından farklı sürelerin öngörülmesinin eşitlik ilkesine deuygun düşmeyeceği, bu nedenle de Danıştay ve idare mahkemeleri için 60 günolarak öngörülen dava açma süresinin, vergi mahkemelerinde açılacak davalariçin 30 gün olarak öngörülmesinin Anayasa'nın 2., 5., 10., 36. ve 125.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 29. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanunhükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün Anayasa'yaaykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmayamecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçeile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, itiraz konusu kuralilgisi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Başvuran Mahkeme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun'DavaAçma Süresi'başlıklı 7. maddesinin'Dava açma süresi, özel kanunlarındaayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış vevergimahkemelerinde otuz gündür.'hükmünü içeren (1) numaralı fıkrasında yer alan'vergimahkemelerinde otuz gündür.'ibaresinin iptalini istemektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti; temel hak ve özgürlükleredayanan, bu hakların korunup güçlenmelerine olanak sağlayan, adaletli bir hukukdüzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemenkılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, eylem veişlemlerine karşı yargı yolu açık olan devlettir. Böyle bir düzenin kurulması,yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kurallarıiçinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin Anayasal güvenceye bağlanmasıylaolanaklıdır. Ayrıca, yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelikolması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerinigözetmesi de hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yasa koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir.
Devletin temel amaç ve görevlerini belirleyen, Anayasa'nın 5.maddesinde, devlete, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevi varlığının gelişmesi için gereklikoşulları hazırlamak görevi verilmiştir.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi, hukuksaldurumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksaleşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunankişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasakarşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasakarşısında eşitliğinihlâli yasaklanmıştır.Yasa önünde eşitlik herkesin heryönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardakiözellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gereklikılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlarfarklıkurallarabağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesiihlâl edilmiş olmaz.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde,herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacıya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeylegüvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisini oluşturmaktadır. Gerçekten, karşılaştığı bir suçlamayakarşı kişinin kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız biruygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin enetkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın önkoşulunu oluşturur.
Anayasa'nın 125. maddesinde ise, idarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilip, idari işlemlere karşıaçılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağıöngörülmüştür.
Anayasa'da, idari işlemlere karşı (vergi mahkemelerinde) açılacakdavaların hangi sürede açılacağına ilişkin olarak herhangi bir düzenleme yeralmamış, 142. maddede 'mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,işleyişlerinin ve yargılama usullerinin' yasa ile düzenleneceği belirtilerekkonu yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır. Bu nedenle, diğer davalarda olduğugibi, vergi mahkemelerinde açılacak davalarda da dava açma süresini belirlemeyetkisi, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet vekamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, idari yargının temelözellikleri doğrultusunda, dava dilekçelerde yer alacak konular belirlenmiş,dava açma süresi kamu düzeninden görülerek kesin kurallara bağlanmış, tebligatve cevap verme evresini oluşturan dilekçe ile savunmaların sayısı ve süresisınırlandırılmış, bu sürelerin geçmesinden sonra verilecek savunma veya ikincidilekçelere dayanarak hak iddia edilemeyeceği açıklanmıştır. İdari yargılamanın,davanın açılışı ve istemlerin sergilenişi konusundaki özelliklerini yansıtan bukuralların, idarenin sürekli dava tehdidi altında kalmaması, uyuşmazlıklarınmümkün olan süratle sonuçlandırılması, idarenin faaliyetlerindeki etkililiğinve istikrarın sürmesi, davalar nedeniyle yönetimlerce savunmalar hazırlanmasıve gerekli idari önlemlerin alınması gibi neden ve olgulara dayandığıanlaşılmaktadır.
Doktrinde ve yargı kararlarında, idari işlemlerin belirli bir süresınırlaması olmaksızın, süreklilik arz edecek şekilde veya makul olmayacakölçüde uzun bir süre dava konusu edilebilme olasılığının bulunmasının, kamuhizmetlerinin işleyişini aksatacağı ve idarede bulunması gereken istikrarıbozacağı ifade edilerek, idari dava açma sürelerinin, kamu hizmetlerininözellikleri ile ülkelerin sahip oldukları teknolojik yapıları gibi özelkoşullara bağlı olarak belirlenebileceği kabul edilmektedir.
2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde, ilk derecemahkemesi olarak Danıştay'ın karara bağlayacağı idari davalar sayılmış, 2576sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi MahkemelerininKuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5. maddesinde de idare mahkemeleriningenel görevli idari yargı yeri olduklarına işaret edilmiştir. Aynı Kanun'un 6.maddesinde ise, vergi mahkemelerinin, genel bütçeye, il özel idareleri,belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler vebunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve burada belirtilenkonularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'unuygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceğibelirtilmiştir.
Yasakoyucu tarafından, Danıştay ve idare mahkemelerinin görevinegiren konuların özellik ve nitelikleri ile vergi mahkemelerinin görevine girenkonuların özellik ve niteliklerindeki farklılıklar ve kamu hizmetlerininaksatılmadan yürütülebilmesi için vergilendirme işlemlerindeki kamu yararıgözetilerek, özel kanunlarında öngörülen süreler saklı olmak üzere, dava açmasüresinin vergi mahkemelerinde 30 gün olarak öngörülmesi, Anayasa'nın 2., 5.,10., 36., 125. ve 142. maddelerine aykırı görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir.
Şevket APALAK ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ' ... vergi mahkemelerinde otuzgündür.' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, ŞevketAPALAK ile Serruh KALELİ'nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 4.2.2010 günündekarar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Fettah OTO
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
AZLIK OYU
Anayasa'nın 155. maddesinde Danıştay'ın idari mahkemelerce verilenve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin soninceleme mercii olduğu, kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derecemahkemesi olarak bakacağı belirtilmiştir. İdari mahkemeler, 2576 sayılı Yasaile kurulan Bölge İdare ve onun yargı çevresinde oluşturulan idare ve vergimahkemeleridir. Bu mahkemelerin hakimleri idari yargı yargıçları olarak anılanmahkemelerde ayrım yapılmaksızın görev yürütebilmektedir.
Aynı yargılama yöntemi uygulayan idari mahkemelerde, ilk incelemeveya görevli olmayan yerlere başvurma sonucu davanın yenilenmesi, dava açmadanönce üst makamlara başvurulduğunda beklenecek süre, yürütmenin durdurulmasıkararlarına itiraz, dosyanın oluşumuyla ilgili tebligat ve cevap vermesüreleri, kanun yollarının nedenleri, yerleri ve süreleri gibi konular yönündenortak kurallar geçerlidir. Ayrıca idare ve vergi mahkemeleri arasında görev veyetki yönünden yapılan incelemeler sonucu dava dosyalarının birbirlerinegönderilmesi de yasal hususlardandır.
Hukuksal bu olgulardan, idari mahkemelerin yapısal ve işlevsel birbütünlük oluşturdukları anlaşılmaktadır. Bu bütünlüğün diğer bir göstergesi de,2577 sayılı Yasa'nın mahkemeler için aynı tür davaları öngörmüş olmasıdır.
İdari davalarda genellikle idari işlemler konu olmaktadır. Vergimahkemelerinde görülen vergi işlemlerinin diğer idari işlemlerden ayrınitelenmesine ve hak aramayla yakından ilgili bir konuda özel bir konumalmasına idare hukuku açısından yeterli neden bulunmamaktadır. Çünkü idarifaaliyet ve idari gücün etkinliği her iki işlemde de öncelikli koşuldur. İdarifaaliyetin ayrı konuları düzenlemesi, ayrı sebep ve konular içermesi, koşulveya öznel işlem olarak tanımlanması, yargılama aşamasının tüm evrelerinde aynıyönteme bağlanmışken süre konusunda bütünlükten kısmi kopmaya gerekçeolamayacaktır.
Bu kapsam içinde idari işlemlerle ilgili öncelikli kabullerdenolan yasallık ilkesi, her idari işlemin geçerliliğini aynı derecede korurken,sürekli dava baskısı altında kalmamaları için idari davaların süreylesınırlandırılmasını gerektirmiştir. Bunun sonucu olarak 2577 sayılı Yasa 7.maddesiyle temel kural koyarak 'özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyenhallerde' dava süresinin Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış, vergimahkemelerinde ise otuz gün olduğunu öngörmüştür. Görüldüğü gibi 2577 sayılıyasa idare ve vergi mahkemelerinin görev alanını gözetmeden Danıştay'dagörülecek davalar için süreyi altmış gün olarak öngörmüştür. Bu durumdavergileme işlemleriyle doğrudan ilgili olmasa da vergi hukukunun konusunuoluşturacak kimi işlemler Danıştay'da altmış gün içinde dava konusuedilebilecektir. Dahası, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin birincifıkrasının (e) bendi doğrultusunda birden çok vergi mahkemesinin yetki alanınagiren işlemlerle ilgili uyuşmazlıkların görüleceği davalarda Danıştay'a ilişkindava açma süresine bağlı kalınacak ve vergi yargısına yönelik süredebelirsizlik yaşanacaktır. Böylece, olası sakıncaları ve ivedilik öncelikleri yönündenvergi işlemleri gibi sonuç doğuracak veya etkileri daha kapsamlı olabilecekolan idare mahkemelerinin veya Danıştay'ın görev alanına giren idari işlemlerleilgili dava süresine yönelik yaklaşımın vergi mahkemelerinde etkiliolmamasındaki tercihin nedenlerinin kaçınılmaz varlığından sözetmekgüçleşecektir. Ayrıca dava süresi dışında ivediliğin gerektirdiği konulardabaşka tercihlerin usul yasasında karşılık bulmadığı da bir gerçektir.
Öte yandan, dava süresiyle ilgili kuralın öncelikle vurguladığı birölçüt yukarda da değinildiği gibi 'özel yasa' vurgusudur. İdari işlemle ilgiliyasa zorunluluk ve gerek gördüğünde temel yasadan ayrılarak özel bir süreöngörebilecektir. Özel süre, özel yasanın konusu olmalıdır. Her iki mahkemeiçinde temel oluşturan usul yasasının bu vurgudan sonra süre ayrıştırması,maddenin öncelikli yaklaşımın doğal sonucu olmamaktadır.
Dava açma sürelerinin oluşturduğu bu ortamda ve idari yargınınbütünlüğü içinde, idari işlemlerden yakınanlar yönünden mahkeme farklılığınındavacı olma konumundaki benzerliği değiştirmediği açıktır. Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında adil yargılama hakkını kullanan ve aynı usul yasasınınyargılama akışı karşısında aynı yargı sisteminde yer alan tüm davacılar, kuşkuyok ki aynı konumdadır.
Bu durumda, vergi işlemleriyle ilgili başka işlemlere karşı idaremahkemeleri ve Danıştay'ın görevine girebilecek uyuşmazlıkların varlığıyanında, vergi ve idare mahkemeleri arasında görev ve yetki kuralları gereğidosya akışı nedeniyle idare mahkemesindeki bir dosyanın süre sorunununyaşanabileceği vergi mahkemesine aktarılabilme olasılığı da gözetildiğinde,idari işlemler yönünden aynı yargı sistemi içinde adil yargılama hakkı arayandavacıların farklı dava açma sürelerine bağlı tutulmasının, Anayasa'nın 10. maddesindedüzenlenen eşitlik ilkesine aykırı olduğu açıktır. Ayrıca, belirlenen sonucaneden olan kuralın, özel yasalara yapılan vurguya karşın Danıştay ve İdaremahkemelerine yönelik farklı süre öngörmesiyle uygulamada oluşacak duraksama veçelişkiler nedeniyle doğacak belirsizliklerle Anayasa'nın 2. maddesine ve adilyargılama hakkının kaybı olasılığından ötürü 36. maddesine aykırılıkoluşturduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraza konu ibarenin iptali gerekeceğioyuyla karara karşıyız.
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ