ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2008/12
Karar Sayısı : 2011/104
Karar Günü : 16.6.2011
R.G. Tarih-Sayı :28.12.2011-28156
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (CumhuriyetHalk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, K. KemalANADOL ile Kemal KILIÇDAROĞLU
İPTAL DAVASININ KONUSU: 27.12.2007 günlü,5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun;
1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin,
2- 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan'' ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler' ibaresinin,
3- 9. maddesinin;
a- (3) numaralı fıkrasının,
b- (5) numaralı fıkrasının,
c- (7) numaralı fıkrasının,
4- 11. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
5- 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının,
Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 11., 13., 36., 87.,90., 138. ve 140. maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinindurdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
1- Kanun'un dava konusu fıkranın dayer aldığı 3. maddesi şöyledir:
'Tanık koruma tedbiri alınması gereken suçlar
MADDE 3 ' (1) Bu Kanun hükümleri, aşağıdasayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve cezahükmü içeren özel kanunlarda yer alan ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbethapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar.
b) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan birörgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen alt sınırı iki yıl veya daha fazla hapiscezasını gerektiren suçlar ile terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenensuçlar.'
2- Kanun'un dava konusu ibarenin de yer aldığı 4. maddesişöyledir:
'Tanık koruma tedbiri kapsamına alınacak kişiler
MADDE 4 ' (1) Bu Kanun hükümlerine görehaklarında tanık koruma tedbiri uygulanabilecek kişiler şunlardır:
a) Ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenenler ile 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesine göre tanıkolarak dinlenen suç mağdurları.
b) (a) bendi hükümlerine göre dinlenenlerin nişanlısı, evlilikbağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veyaaltsoyu, ikinci derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları veevlatlık bağı bulunanlar ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler.
(2) Tanık koruma tedbirleri, birinci fıkrada sayılanlarınkendilerinin veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğüveya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarınınzorunlu olması halinde uygulanabilir.'
3- Kanun'un dava konusu fıkraların da yer aldığı 9. maddesişöyledir:
'Haklarında koruma tedbiri kararı alınan tanıklarındinlenmelerinde uygulanacak usuller
MADDE 9 ' (1) Bu Kanun hükümlerine göre,haklarında tedbir kararı alınan tanıkların duruşmada dinlenmesi sırasında CezaMuhakemesi Kanununun 58 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uygulanır.
(2) Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesinin üçüncü fıkrasınınuygulanmasına mahkemece karar verilmesi hâlinde, dinleme sırasında tanığıngörüntü veya sesi değiştirilerek tanınması engellenebilir.
(3) Tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecektarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre, dinlenmesine de kararverilebilir.
(4) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre, duruşmada hazırbulunma hakkına sahip olanlar bulunmadan tanığın dinlenmesi hâlinde, tanık tarafındanverilen beyanlar, hâkim tarafından Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesindebelirtilen sınırlamalara uymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahipolanlara açıklanır.
(5) Tanığın üçüncü fıkra hükmüne göre dinlenmesi hâlinde, CezaMuhakemesi Kanununun 201 inci maddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacaksoruların bu Kanun kapsamında tanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı veamaca uygun olması gerekir. Bu amaçla, hâkim, sorulan soruların tanığasorulmamasına karar verebilir veya tanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığınkimliğini ortaya çıkaracak soruların sorulmasına izin vermez.
(6) Bu madde hükümlerinin naip olunan hâkim veya istinabe suretiyleuygulanmasına görevli ve yetkili mahkemece karar verilebilir.
(7) Bu madde hükmüne göre alınan tanık ifadeleri, Ceza MuhakemesiKanunu hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmişifade hükmündedir.
(8) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b)bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanı tek başına hükme esasteşkil etmez.
(9) Haklarında tedbir kararı alınan tanıkların, keşiftedinlenmeleri sırasında da bu madde hükümleri uygulanır.
(10) Bu madde hükümleri, savunma hakkını kısıtlayacak şekildeuygulanamaz.'
4- Kanun'un dava konusu fıkranın da yer aldığı 11. maddesişöyledir:
'Tanık koruma birimleri ve kolluk makamlarınca yapılacakişlemler
MADDE 11 ' (1) Bu Kanun kapsamında alınacaktanık koruma tedbirlerini uygulamak üzere, Jandarma Genel Komutanlığı ve EmniyetGenel Müdürlüğünce tanık koruma birimleri kurulur. Bu birimlerde yeteri kadarhukukçu, idarî ve teknik uzman personel bulundurulur.
(2) Tanık koruma biriminde çalışan personel için, tanık korumabirimi tarafından verilen bilgilere göre geçici kimlik düzenlenebilir veya bunusürdürebilmesi için belge verilebilir. Bu belgeler, tanığın korunması ilegözetilen kamu yararı veya somut diğer olgular da dikkate alınarak, soruşturmakonusuyla orantılı ve amaca uygun olarak kullanılabilir.
(3) Bu Kanun hükümlerine göre, kolluk makamlarınca alınacaktedbirler ile yapılacak işlemlerin ve tanık koruma birimlerinin çalışma esas veusulleri yönetmelikte gösterilir.'
5- Kanun'un dava konusu fıkraların da yer aldığı 13. maddesişöyledir:
'Tanık Koruma Kurulu
MADDE 13 ' (1) Bu Kanunda belirtilengörevleri yapmak üzere, İçişleri Bakanlığında Tanık Koruma Kurulu kurulur.
(2) Kurul; mesleklerinde fiilen en az on beş yıl görev yapmışolmak koşulu ile; Adalet Bakanlığından idarî görevde çalışan birinci sınıfhâkimler arasından iki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca Ankara'da görevyapan birinci sınıf adlî yargı hâkim veya Cumhuriyet savcıları arasındanseçilecek bir, Milli Savunma Bakanlığından idarî görevde çalışan birinci sınıfageçirilmiş askeri hâkimler arasından bir, İçişleri Bakanlığı merkezteşkilâtından bir, Jandarma Genel Komutanlığından bir, Sahil Güvenlik Komutanlığındanbir, Emniyet Genel Müdürlüğünden üç ve Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler MuhafazaGenel Müdürlüğünden bir üye olmak üzere toplam onbir üyeden oluşur. KurulBaşkanı, Kurul üyelerince kendi aralarından oyçokluğuyla seçilir. Kurulkararlarını oy çokluğuyla alır. Kurul, en az ayda bir defa veya ihtiyaçduyulduğunda her zaman Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Kurul üyeleriningörev süreleri dört yıldır. Görev süresi sona erenler yeniden seçilebilirler.Kurulun sekretarya hizmetleri İçişleri Bakanlığı tarafından yerine getirilir.
(3) Kurul, koruma kararını verirken, bu kararı uygulayacak korumabirimince düzenlenecek olan korumanın şekli, süresi ve diğer özelliklerineilişkin ön değerlendirme raporunu dikkate alır.
(4) Kurul üyelerine, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı HarcırahKanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla fiilen görev yaptıkları her gün için(1000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacakmiktarda huzur hakkı ödenir. Bu ödemelerde damga vergisi hariç herhangi birkesinti yapılmaz. Bir ayda fiilen görev yapılan gün sayısının dördü aşmasıhalinde, aşan günler için huzur hakkı ödenmez.
(5) Kurulun çalışma esas ve usulleri yönetmelikte düzenlenir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6.,7., 8., 11., 13., 36., 87., 90., 138. ve 140. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğinceHaşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, AhmetAKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıyla 28.2.2008gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurmaisteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptaliistenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleriile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüpdüşünüldü:
A- Kanun'un 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, kural nedeniyle tanıkların, duruşmada hazırbulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilmeleri durumunda doğrudanlıkveya vasıtasızlık ilkelerinin zedeleneceği, hakimin maddi gerçeği araya hiçbirvasıta girmeksizin tanıkların söz, hareket ve mimiklerinden okuyarak ortayaçıkarması gerektiği, açıklık, silahların eşitliği ve yüz yüzelik ilkelerininbertaraf edildiği, savunma hakkının kısıtlanarak ölçülülük ilkesinin aşıldığı,hukuk devleti ilkesinin zedelendiği ve genel hukuk ilkelerinin gözetilmemesinedeniyle uluslararası sözleşmelere uyulmadığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 11., 13., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 5726 sayılı Kanun hükümlerinin, 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu'nda ve ceza hükmü içeren özel kanunlarda yer alanağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya dahafazla hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak uygulanabileceğiöngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal veekonomik yaşantısıyla ilgili olması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadeleamacıyla ceza, ceza muhakemesi ve ceza infaz hukuku alanında sistem tercihindebulunulması Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukunailişkin düzenlemeler bakımından yasakoyucu Anayasa'nın temel ilkelerine ve cezahukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamayailişkin olarak hangi yöntemlerin uygulanacağı, toplumda hangi eylemlerin suçsayılacağı, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçüde cezayaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hal ve hareketlerinağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği ve cezaların neşekilde bireyselleştirilerek hangi yükümlülüklerin yükleneceğinin belirlenmesigibi konularda takdir yetkisine sahiptir.
Bu nedenle yasakoyucunun, tanık koruma tedbirlerinin hangi suçlarbakımından uygulanacağına yönelik düzenleme yaparak takdir yetkisini bu yöndekullanmasında Anayasa'nın hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 11., 13., 36. ve 90. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
B- Kanun'un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde YerAlan ''ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, tanık olarak dinlenen suç mağdurlarının yakınilişki içerisinde oldukları kişilerin kimler olduğu hususunda Kanun'da hiçbirbelirleme yapılmadığı, kuralın belirlilik, genellik, soyutluk veöngörülebilirlik özellikleri taşımaması nedeniyle yasama yetkisinin amacınauygun biçimde kullanılmasına elverişli olmadığı gibi hukuk devleti ilkesi ilede bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 87. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun hükümlerine göre haklarında tanık koruma tedbiriuygulanabilecek kişiler Kanun'un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde, ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenenler ile 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 236. maddesine göre tanık olarak dinlenen suç mağdurları;iptale konu ibarenin de bulunduğu (b) bendinde, anılan (a) bendi hükümlerinegöre dinlenenlerin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığındanveya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, ikinci derece dahil kan veyaikinci derece dahil kayın hısımları ve evlatlık bağı bulunanlar ile yakınilişki içerisinde olduğu kişiler olarak sayılmıştır. Kanun'un 4. maddenin (2)numaralı fıkrasında ise tanık koruma tedbirlerinin maddenin (1) numaralıfıkrasında sayılanların kendilerinin veya Kanun'da belirtilen yakınlarınınhayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içindebulunması ve korunmalarının zorunlu olması halinde uygulanabileceğibelirtilmiştir.
Kanun'un madde gerekçesinde konuyla ilgili olarak, ' ''yakınilişki içerisinde bulunulan kişi' teriminin kapsam ve tanımı yapılmamıştır.Esasen, bu kişi, maddenin (b) bendinde sayılan kişilerin dışında ve tanığın,tanıklığını etkileyecek derecede yakın ilişki içinde bulunduğu bir kişiolacaktır. Örneğin, resmi olmayan birliktelikler, aynı evi paylaşma durumları,kişinin iş ortağı, yaşlı ve bakıma muhtaç bir kişinin yardımcısı veya uzunyıllar bir kişinin bakım ve gözetimini üstlenen bakıcısı yakın ilişkiiçerisinde bulunulan kişi terimi içerisinde değerlendirilebilecekhallerdir.' denilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerinhem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi degereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangihukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahaleyetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşenyükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği,normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devletegüven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunuzedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kanun'da veya dava konusu ibarenin yer aldığı maddede'yakınilişki içerisinde bulunulan kişi' ibaresinin kimleri kapsadığıhususunda herhangi bir tanıma yer verilmemiş ise de, Yasakoyucu, göreceli birnitelik taşıdığından dolayı bu ibarenin her somut olayda kimleri kapsayacağınınsaptanması hususunu uygulamaya bırakmıştır. Buna göre, soruşturma veyakovuşturma aşamasında tanık koruma tedbiri kararı verebilecek makam veya mercitarafından her somut olayda kişinin, tanığın tanıklığını etkileyebilecekderecede tanık ile yakın ilişki içinde olup olmadığı ve bu kişinin hayatının,beden bütünlüğünün veya mal varlığının ağır ve ciddi bir tehlike içinde olupolmadığı her olayın kendine özgü şartlarına göre değerlendirilerek 5726sayılı Kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verileceği açıktır.Bu nedenle iptale konu ibarenin belirsizliğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu ibare, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 87. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
C- Kanun'un 9. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, tanığın duruşma salonunda fiziksel görünümününengellenecek tarzda dinlenilmesi usulünün mahkeme hakiminin takdirine göretayin ve tespit edilebilmesi yetkisinin verilmesinin keyfi uygulamalara nedenolacağı, bu durumda kuralın belirlilik, genellik, soyutluk ve öngörülebilirlikilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 11.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 'Haklarında Koruma Tedbiri Kararı Alınan TanıklarınDinlenmelerinde Uygulanacak Usuller' başlıklı 9. maddesinin (3)numaralı fıkrasında, tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünüengelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göredinlenmesine de karar verilebileceği kurala bağlanmıştır.
Kanun'un madde gerekçesinde konuyla ilgili olarak, kimliğigizlenen tanığın duruşma salonunda fakat fiziksel görünümü engellenecek tarzdamahkemece belirlenecek bir usule göre dinlenilebileceği, tanığa makyajyapılması veya maske takılması gibi yöntemlerle fiziksel görünümünündeğiştirilebileceği ya da tanığın duruşma salonuna konulacak kabin içerisine,perde arkasına veya bu iş için hazırlanmış bir yere yerleştirilebileceğibelirtilmiştir.
Dava konusu kuralla, haklarında koruma tedbiri kararı alınantanıkların duruşmada fiziksel görünümünü engellenecek tarzda dinlenmelerindeuygulanacak usulü belirleme ya da hangi usulün uygun olacağına karar vermeyetkisi davanın görüldüğü mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Başka bir ifadeile bu hususta davanın görüldüğü mahkeme hakiminin takdir yetkisi sözkonusudur. Hakimin, takdir yetkisini kullanırken, tanığın ne şekildedinleneceğine her somut durumda Kanun'un amacı ve kapsamı doğrultusundadeğerlendirme yapacağı ve en uygun yönteme yerel ve teknik imkanları dagözeterek karar vereceği, verilen kararın ise esas hükümle birlikte temyizdenetimine tabi olacağı açıktır. Bu nedenle kuralın belirsizliğe ve keyfiliğeneden olacağından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR veZehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
D- Kanun'un 9. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasınailişkin başvuruda belirtilen gerekçelerle kuralın,Anayasa'nın 2. ve 11.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 'Doğrudan SoruYöneltme' başlıklı 201. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Cumhuriyetsavcısının, müdafiinin veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukatın, sanığa,katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere,duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan, sanık ve katılanın da mahkemebaşkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilecekleri; (2) numaralıfıkrasında ise heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturanhâkimlerin (1) numaralı fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilecekleri öngörülmüştür.
5726 sayılı Kanun'un 'Haklarında Koruma Tedbiri Kararı AlınanTanıkların Dinlenmelerinde Uygulanacak Usuller' başlıklı 9.maddesinin (5) numaralı fıkrasında, tanığın, maddenin (3) numaralı fıkrasıhükmüne göre dinlenmesi hâlinde, 5271 sayılı Kanun'un 201. maddesininuygulanmasında, tanığa sorulacak soruların 5726 sayılı Kanun kapsamında tanıkhakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerektiği,buamaçla hâkimin, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebileceği veyatanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak sorularınsorulmasına izin vermeyeceği kurala bağlanmıştır.
Kanun'un madde gerekçesinde konuyla ilgili olarak, tanık korumatedbirlerinin bir ceza muhakemesi tedbiri olduğu ve sanığın savunma hakkınınengellenmemesi gerektiği, bu nedenle dinlenme sırasında tarafların alınankoruma tedbirleriyle orantılı olarak tanığa soru sorabilecekleri, tanığınkimliğinin gizlendiği durumlarda tarafların veya hakimin dolaylı dahi olsatanığın kimliğini ortaya çıkaracak soruları sormaması gerektiği belirtilmiştir.
Kuralla, soru sorma hakkı bulunan kişilerin tanığa soru sormalarıengellenmemekte ancak, tanıkların kendilerinin veya yakınlarının hayatı, bedenbütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan ve korunmalarızorunlu olan kişilerin korunması amacıyla alınan tedbirlerin sorulan sorularlaetkililiğinin sona ermemesi ya da zedelenmemesi amaçlanmaktadır. Aksi davranışlarınKanun'un amacıyla bağdaşmayacağı açıktır. Buna göre her sorulan soruda hakimin,durumu takdir ederek Kanun'un amacı ve kapsamı doğrultusunda değerlendirmeyapacağı ve verilen kararın esas hükümle birlikte temyiz denetimine tabiolacağı açıktır. Bu nedenle kuralın belirsizliğe ve keyfiliğe neden olacağındansöz edilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN ve Zehra Ayla PERKTAŞ bugörüşe katılmamıştır.
E- Kanun'un 9. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(a) bendine ilişkin başvuruda belirtilen gerekçelerle kuralın,Anayasa'nın 2.,11., 13., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5271 sayılı Kanun'un 'Duruşmada Hazır Bulunacaklar'başlıklı 188. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, duruşmada, hükme katılacakhâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanun'un zorunlumüdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunmasının şart olduğubelirtilmiştir.
Dava konusu kuralda ise Kanun'un 9. maddesine göre alınmış tanıkifadelerinin 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre duruşma sırasında hazırbulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olduğu öngörülmüştür.
Anayasa'nın 13. maddesinde, 'Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.' denilmiştir.
Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.' denilerek yargı mercilerine davacı ve davalıolarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adilyargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeye 2001 değişiklikleriyleeklenen 'adil yargılanma' ibaresine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuzuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkınınmadde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasındaki adilyargılama ölçütleri içerisinde çekişmeli yargılama, gerekçeli karar, duruşmadahazır bulunma, susma hakkı ve diğer sanık hakları yanında 'silahlarıneşitliği', 'yüzyüzelik' ve 'doğrudan doğruyalık'ilkeleri de bulunmaktadır.
'Adil yargılanma hakkı'nın ulusalüstü düzeyde genel kabulgörmüş ölçütleri arasında önemli bir yer tutan 'silahların eşitliği'ilkesi, davanın tarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönündeneşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerine avantaj sağlayacakkurallara yer vermeme esasını içermekte, diğer bir deyişle davanın taraflarıarasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır.
'Silahların eşitliği' ilkesinin bir gereği olan 'yüzyüzelik'ilkesi, özellikle tanıkların dinlenmesinde çapraz sorgulama ile önemkazanmaktadır. Böylece hakim tanıkların güvenilirliğini test edebilecektir.
'Doğrudan doğruyalık' ilkesi ise mahkemenin delillerledoğrudan temasa geçerek kararını vermesi, bu konuda herhangi bir aracıkullanmayarak doğrudan kanaat edinmesi ve bu suretle mahkemenin tanıklarıdinleyerek güvenilir delil elde etmesi gerektiğini ifade eder. Bu ilke gereğihakim, tanıkları dinleyecek, yazılı belgeleri bizzat okuyacak, keşif ve benzeriolay yeri incelemesini bizzat yapacaktır. Diğer bir ifade ile hakim, tümdelilleri bizzat görüp inceledikten sonra kararını verecektir. Nitekim 5271sayılı Kanun'un 217. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, hakimin, kararınıancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğibelirtilerek bu ilkeye vurgu yapılmıştır.
Ceza muhakemesinde amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olupbunda toplumsal yarar bulunmaktadır.Genellikle soruşturma ve kovuşturmada maddigerçeğe ulaşabilme tanık beyanları ile mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla cezamuhakemesinde tanık beyanları büyük önemi haizdir. Bu nedenle kişilerinherhangi bir suça tanıklık yapmaları durumunda, tanıklığın bir kamu göreviolması nedeniyle duruşmada hazır bulunarak ifade verme ve gerçeği söylemeyükümlülükleri bulunmaktadır. Nitekim yalan tanıklıkta bulunanların 5237 sayılıKanun'un 272. maddesine göre cezalandırılacakları öngörülmüştür. Ancak kamugörevini yerine getirerek verdiği bilgilerden dolayı tanığın, kendisinin veyatanıklığı nedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkıbulunmaktadır. Zira korunamayan ve kendisinin veya yakınlarının hayatındanendişe duyan bir tanığın, ceza alacak bile olsa bildiklerini anlatması mümkünolamayabilecektir. Buna göre, kamu görevini yerine getiren tanığın verdiğibilgilerden dolayı zarara uğramaması için gerekli tedbirleri almak da Devlet'insorumluluğundadır. Öte yandan, sanığın da adil yargılanma ölçütleri içerisindeyer alan ve anayasal açıdan güvence altına alınmış hakları bulunmaktadır.
Davaya konu kuralın işlevsel olabilmesi için sanık lehine kabuledilmiş bir takım teminatlar bulunmaktadır. Nitekim Kanun'un 9. maddesinin (4)numaralı fıkrasında kimliği gizli tutulan tanık tarafından verilen beyanların,hakim tarafından 5271 sayılı Kanun'un 58. maddesinde belirtilen sınırlamalarauymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanacağı,(8) numaralı fıkrasında Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b)bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanının tek başına hükmeesas teşkil edemeyeceği, (10) numaralı fıkrasında madde hükümlerinin savunmahakkını kısıtlayacak şekilde uygulanamayacağı; Kanun'un 58. maddesinin (2)numaralı fıkrasında kimliği gizli tutulan tanığın, tanıklık ettiği olaylarıhangi sebep ve vesile ile öğrendiğini açıklamakla yükümlü olduğu, (3) numaralıfıkrasında ise sanık ve müdafiinin soru sorma hakkının saklı olduğu kuralaltına alınmıştır. Buna göre belirtilen kurallara uygun olarak alınmış tanıkifadeleri 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlarhuzurunda verilmiş ifade hükmünde olacaktır. Dolayısıyla sanık lehine kabuledilmiş anılan teminatlar gözetildiğinde, tanığın kendisinin veya tanıklığınedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkı ile sanığınadil yargılanma ölçütleri içerisinde yer alan haklarının adil bir şekildedengelendiği ve Kanun'un 9. maddesine göre alınmış tanık ifadelerinin 5271sayılı Kanun hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurundaverilmiş ifade hükmünde sayılmasında adil yargılanma hakkı ile çelişen bir yönbulunmadığı görülmektedir.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de hakkında koruma tedbiriuygulanmış tanık beyanları ile ilgili başvuruları incelediği kararlarında, tümdelillerin tartışma ortamını hazırlayacak şekilde sanığın mevcut bulunduğualeni bir duruşmada ileri sürülmesi gerektiği ancak, tanık beyanının delilsayılabilmesi için tanığın mutlaka mahkemede aleni duruşmada dinlenilmesizorunluluğunun bulunmadığı,muhakemenin bir bütün olarak adil olması şartıylasanıktan gelecek haksız müdahalelerden korunması için yeterli sebep mevcutsatanığın kimliğinin gizli tutulmasının mümkün olabileceği,mahkumiyet kararınınyalnızca kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi buifadenin ağırlıklı rol oynayan delil konumunda da olamayacağı, açık celsedışında verilen bu tarz ifadelerin ancak savunma için, tanığın ve ifadesinininanırlığını ve güvenilirliğini sorgulama fırsatını teminat altına alan telafiedici önlemlerin sağlanması gerektiği,savunma hakkı üzerindeki kısıtlamalarınasgaride tutulmuş olması ve bu kısıtlamaların tanığın korunmasını sağlamak içingerekli olması gerektiği, sanığın çıkarlarının ona karşı ifade veren tanığın çıkarlarıyladengelenmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 13. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 11. ve 90. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR veZehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
F- Kanun'un 11. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, maddede kolluk makamlarınca alınacak tedbirlerile yapılacak işlemlere ve tanık koruma birimlerinin çalışmaesas ve usullerineilişkin ilkelerle ilgili düzenleme bulunmadığı halde kuralla yürütmeninkanuniliği ilkesine aykırı olarakyürütmeyeasli düzenleme yetkisi verildiğibelirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 'Tanık Koruma Birimleri ve Kolluk MakamlarıncaYapılacak İşlemler' başlıklı 11. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, Kanun kapsamında alınacak tanık koruma tedbirlerini uygulamak üzereJandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce tanık koruma birimlerininkurulacağı ve bu birimlerde yeteri kadar hukukçu, idari ve teknik personelinbulunacağı; davaya konu olan (3) numaralı fıkrasında ise Kanun hükümlerinegöre, kolluk makamlarınca alınacak tedbirler ile yapılacak işlemlerin ve tanıkkoruma birimlerinin çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceğibelirtilmiştir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük MilletMeclisi'ne ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Bunagöre, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisininverilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcıve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa'da öngörülen ayrık durumlardışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel niteliktekural koyma yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren biryasa kuralının Anayasa'nın 7. maddesine uygun olabilmesi için, temel ilkelerikoyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimindüzenlemesine bırakmaması gerekir. Temel kuralları koymadan, ölçüsünübelirlemeden ve sınırı çizmeden yürütmeye düzenleme yetkisi veren kural,Anayasa'nın 7. maddesine aykırı düşer.
Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, Kanunkapsamında bulunanlar hakkında uygulanabilecek tanık koruma tedbirleri arasındafizikî koruma sağlanması tedbiri yer almaktadır. Kanun'un 6. maddesinin (2)numaralı fıkrasında ise gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, tanığın istemininbulunması koşuluyla Cumhuriyet savcısından karar alınıncaya kadar, kollukamirinin yazılı emriyle, geçici olarak 5. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ç)bendinde belirtilen tedbirin alınabileceği ve bu tedbirin geciktirilmeksizinCumhuriyet savcısının bilgisine sunulacağı öngörülmüştür. Buna göre, kollukmakamlarınca alınacak tedbir sadece gecikmesinde sakınca bulunan hallerde vetanığın da isteminin bulunması durumunda fiziki koruma sağlanması ile ilgilitedbirdir. Dolayısıyla sadece fiziki koruma sağlanması durumunda alınacaktedbirler ve bu tedbirlerle ilgili yapılacak işlemlerin çıkarılacakyönetmelikte gösterilmesi söz konusudur.
Kanun'un 1. maddesinde Kanun'un amaç ve kapsamı, cezamuhakemesinde tanıklık görevi sebebiyle, kendilerinin veya Kanun'da belirtilenyakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi tehlikeiçinde bulunan ve korunmaları zorunlu olan kişilerin korunmasın için alınacaktedbirlere ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olduğu kurala bağlanmıştır. Bunagöre, Kanun'da amaç ve kapsam belirlendikten sonra kolluk makamlarının özelihtisas ve teknik bilgi gerektiren fizikî koruma sağlanması tedbirini neşekilde uygulayacaklarına ilişkin ayrıntıların yönetmelikle düzenlenmesi,yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Öte yandan, kuralla tanık koruma birimlerinin çalışma esas veusullerinin yönetmelikte gösterileceği belirtilmiştir. Kanun'un 'Tanımlar'başlıklı (2) numaralı fıkrasında kolluk birimi, idarî yapısı, çalışma esas ve usulleriilgili kolluk teşkilâtının bağlı olduğu bakanlıkça belirlenen ve Kanunkapsamında haklarında koruma tedbiri uygulanmasına karar verilecek kişilerleilgili olarak, gerekli koruma tedbirlerini uygulayacak olan kolluk birimleriniifade ettiği açıklanmıştır. Emniyet ve asayişi sağlamakla görevli olan JandarmaGenel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı içinde bu görevleriyerine getirmek üzere oluşturulmuş ana hizmet birimlerinin zaten mevcut olduğu,tanık koruma tedbirlerinin bir kısmının da emniyet ve asayişi sağlama görevikapsamında olduğu, tanık koruma birimlerinin ana hizmet birimleri çatısıaltında yer aldığı dikkate alındığında tanık koruma birimlerinin çalışma esasve usullerinin yönetmelikte gösterilmesi, yasama yetkisinin devri olaraknitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 7.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 6., 8., ve 11. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 13. Maddesinin (1) ve (2) Numaralı Fıkralarınınİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Tanık Koruma Kurulu'na, Kanun hükümlerine göremahkemenin veya Cumhuriyet savcısının vermiş olduğu tanık koruma tedbirlerininuygulanmasını ve yerine getirilmesini denetleme görev ve yetkisinin verildiği,bu durumun yetki gaspı olarak nitelendirilebileceği ve yargı bağımsızlığınaaykırı olduğu belirtilerek kuralların,Anayasa'nın başlangıç bölümü ile 2., 11.,138.,ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 'Tanık Koruma Kurulu' başlıklı (1) numaralı fıkrasında,Kanun'da belirtilen görevleri yapmak üzere, İçişleri Bakanlığında Tanık KorumaKurulu'nun kurulacağı; (2) numaralı fıkrasında ise Kurul'un, mesleklerindefiilen en az on beş yıl görev yapmış olmak koşulu ile Adalet Bakanlığı'ndanidarî görevde çalışan birinci sınıf hâkimler arasından iki, Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulu'nca Ankara'da görev yapan birinci sınıf adlî yargı hâkimveya Cumhuriyet savcıları arasından seçilecek bir, Milli Savunma Bakanlığı'ndanidarî görevde çalışan birinci sınıfa geçirilmiş askeri hâkimler arasından bir,İçişleri Bakanlığı merkez teşkilâtından bir, Jandarma Genel Komutanlığı'ndanbir, Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan bir, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden üç veGümrük Müsteşarlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü'nden bir üye olmak üzeretoplam onbir üyeden oluşacağı, Kurul Başkanının, Kurul üyelerince kendiaralarından oyçokluğuyla seçileceği, Kurul kararlarının oy çokluğuylaalınacağı, Kurul'un, en az ayda bir defa veya ihtiyaç duyulduğunda her zamanBaşkan'ın çağrısı üzerine toplanacağı, Kurul üyelerinin görev sürelerinin dörtyıl olduğu, görev süresi sona erenlerin yeniden seçilebileceği ve Kurul'unsekretarya hizmetlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından yerine getirileceğiöngörülmüştür.
Anayasa'nın 'Mahkemelerin Bağımsızlığı' başlıklı 138.maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları, Anayasa ve hukuka uygunolarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merciveya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir vetalimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkindebulunamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarınauymak zorunda bulundukları; 140. maddenin ikinci fıkrasında ise hâkimlerin,mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifâedecekleri belirtilmiştir.
Kanun'un 14. maddesinde Tanık Koruma Kurulu'nun görevlerinin,Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ilâ (c) bentleridışında kalan tedbirlere, bunların süresine, değiştirilmesine ve kaldırılmasınakarar vermek, Kurul'un almış olduğu koruma kararlarının yerine getirilmesi içinilgili koruma birimine göndermek, tanık koruma tedbirlerinin yerinegetirilmesini denetlemek, Kanun kapsamında yapılacak başvuru ve şikayetleriincelemek ve bunları sonuçlandırmak olduğu belirtilmiştir. Buna göre TanıkKoruma Kurulu, tanığın istemde bulunması halinde Kanun'un 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasında yer alan (d), (e), (f), (g), (ğ) ve (h) bentlerinde sayılantanık koruma tedbirlerine karar verebilecektir. Anılan fıkranın (a), (b) ve (c)bentlerinde yer alan tanık koruma tedbirlerine karar verebilecek makam ve merciise Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilmiştir. Bu durumda,söz konusu tedbirlere soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından,kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısı veya tanığın istemi üzerine veyare'sen mahkemece karar verilecektir. Bunlarla ilgili Tanık Koruma Kurulu'nun,mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının vermiş olduğu tanık koruma tedbirlerininuygulanmasını, yerine getirilmesini denetleme görev ve yetkisi bulunmadığıgibi, bu tedbirlerin süresine, değiştirilmesine ve kaldırılmasına karar vermegörev ve yetkisi de bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralın, hukuk devleti ilkesiile yargı bağımsızlığı ilkesini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 138. ve140. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın başlangıç bölümü ve 11.maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
27.12.2007 günlü, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun:
1-3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine,
2- 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan ''ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler' ibaresine
3-9. maddesinin (3), (5) ve (7) numaralı fıkralarına,
4-11. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,
5- 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarına,
yönelik iptal istemleri, 16.6.2011 günlü, E. 2008/12, K. 2011/104sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkra, bent ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜNDURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 16.6.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
VI- SONUÇ
27.12.2007 günlü, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun:
1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yeralan '' ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 9. maddesinin;
a- (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR ileZehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (5) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- (7) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜRile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- 11. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
16.6.2011 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Fettah OTO
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan ALTAN
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY YAZISI
5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinin (3) numaralıfıkrasında tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecek tarzdamahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre dinlenmesine kararverilebileceği; (5) numaralı fıkrasında tanığın üçüncü fıkra hükümlerine göredinlenmesi halinde tanığa sorulacak soruların bu Kanun kapsamında tanıkhakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerektiği, buamaçla hakimin, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebileceği veyatanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak sorularınsorulmasına izin vermeyeceği belirtilmiştir. Kanun'un 9. maddesinin (7)numaralı fıkrasında ise bu madde hükmüne göre alınan tanık ifadelerinin, CezaMuhakemesi Kanunu hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurundaverilmiş ifade hükmünde olduğu öngörülmüştür.
Yasa'nın 9. maddesinin (8) numaralı fıkrasında 'Bu Kanunun 5 incimaddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbiruygulanan tanığın beyanı tek başına hükme esas teşkil etmez' denilmiş, (10)numaralı fıkrasında ise 'Bu madde hükümleri, savunma hakkını kısıtlayacakşekilde uygulanamaz' kuralına yer verilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun58. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kimliği gizli tutulan tanığın, tanıklıkettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrendiğini açıklamakla yükümlüolduğu, (3) numaralı fıkrasında ise sanık ve müdafiinin soru sorma hakkınınsaklı olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi heyeti çoğunluğunun, iptal istemlerinireddederken yukarıdaki kısmi güvenceleri de gözettiği anlaşılmaktadır.
Çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmamaktayım:
Tanık, ceza yargısının temel kurumlarındandır. Yazılı belge veyateknik olanakların bulunmadığı eski çağlarda yargılama hemen her zaman tanıkifadesine dayanmakta ve bir-iki kişinin aleyhte ifadesi üzerine idam cezalarıkolayca verilebilmekte idi. Sanığın tek şansı, tanıkların yalan söylediğinikanıtlamaktı ve bu da ancak tanığın etraflı bir şekilde sorgulanarak,ifadesindeki çelişkilerin ortaya konması ile mümkündü. Sanığa böyle bir imkanıntanınmadığı Engizisyon mahkemelerinde, bir kişi 'cadılıkla' veya 'büyücülükle'suçlandığında yakılarak idamdan kurtulma şansı yok mesabesindeydi. Uygarlıklaparalel gelişme gösteren ceza yargılaması hukukunda iddia-savunma-yargılamaüçlüsünden oluşan süreçte, iddia ve savunma arasında 'silahların eşitliği'ilkesi, yargılanan sanığın haklarının korunması noktasında varılabilen en ileriaşamayı temsil etmektedir. Bu nedenle çağdaş ve insan haklarına saygılıceza yargılamasının ana ilkesi, iddianın ortaya koyduğu tüm ispatvasıtalarının, savunma tarafınca eksiksiz ve bütün unsurlarıyla tartışılıpçürütülebilmesi yolunu açık tutan yargılama kurallarının yaşamageçirilebilmesidir. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkıdüzenlenmiş olup, bu Anayasa kuralının 'silahların eşitliği'ni de içerdiğindekuşku yoktur.
Gizli tanık, özellikle ürkütücü olan ve insanların tanıklıkyapmaya çekindikleri örgütlü suçların kovuşturulması ve suçların cezasızkalmaması düşüncesine dayanmakta ise de, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan'silahların eşitliği'ne bir istisna niteliğindedir. Çağdaş bazı hukuksistemlerinde de yer almakla beraber, iptali istenen kurallarla oluşturulandüzenlemeler adil yargılanma hakkını zedeler boyuttadır.
5726 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası tek başınaele alındığında savunma hakkını kısıtlar nitelikte görünmese de (5) numaralıfıkrada tanığa sorulabilecek sorulara getirilen kısıtlama ve üstelik hakime,tanığın kimliğini ortaya çıkarabilecek sorulara izin vermeme konusunda verilengörev, her ne kadar Kanunun aynı maddesinin (8) ve (10) numaralı fıkraları iledengelenmiş izlenimi yaratmakta ise de gerçekte bir dengeleme yapılmamış,sadece yasa metninde çelişki yaratılmıştır. Açıkça belirtmek gerekirse, (10)numaralı fıkrada yer alan 'bu madde hükümleri savunma hakkını kısıtlayacakşekilde kullanılamaz' kuralı tam anlamıyla abesle iştigal ve sanığa somutgüvence vermeyen bir retorikten ibarettir. Esasen, böyle bir hükmünyasada yer almasına gerek de yoktur zira Anayasa'nın 36. maddesi ve hukukun evrenselilkeleri buna engeldir.
Ceza yargılamasının ana ilkesi, hakimin maddi gerçeği ortayaçıkarmak için her türlü araştırmayı yapması ve delilleri serbestçe takdiretmesidir. Hakimin sonuca varmasında kendisine yardımcı olacak tanık ifadesineitibar etmesi veya etmemesi için, öncelikle bu ifadenin doğruluğunun saptanmasıgerekir ki, bu amaçla savunmanın, tanık ifadesinin doğruluğu konusundaduruşmaya gelen ve ortaya konan her şeyde olduğu gibi mutlak tartışma hakkıvardır. Esasen tanığın güvenilirliği, kimliğinden ayrı mütalaa edilemez.Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 58. maddesinin (1) numaralıfıkrasında tanığa ilk önce sorulacak hususlar belirtilerek 'gerekirsetanıklığına ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hakimi aydınlatacakdurumlara, özellikle şüpheli, sanık veya mağdurlar ile ilişkilerine dairsorular yöneltilir' denilmiştir. Ancak iptali istenen kurallar busoruları sınırlamaktadır.
Tanık çeşitli neden ve saiklerle yalan söyleyebilir. Kişisel birçıkar, sanığa karşı husumet, başkaları tarafından işlendiğini bildiği haldesanığın işlemediği suçların da kendisine yüklenmesi suretiyle başkalarınınkovuşturma ve cezadan kurtarılması, yargılama ile ilgisiz başka suçlu veyasanıklara zaman kazandırılması, bunlardan ilk akla gelen bazıları olabilir. Bugibi durumlarda tanığın yalanının ortaya çıkartılması ve Türk Ceza Kanunu'nun272. maddesinde düzenlenen 'Yalan tanıklık' suçunun gerektirdiği cezalaraçarptırılabilmesi için her şeyden önce tanığa ilişkin gerçeklerin bilinmesi,özellikle de adil yargılamanın vazgeçilmez unsuru olan savunmanın bugerçeklerden haberdar olması lazımdır. İptali istenen düzenlemeler bu olanağıbüyük ölçüde kısıtlamaktadır. Kurallar bu yönüyle kamu menfaatine de aykırıdır.
Kanun'un 9. maddesinin (7) numaralı fıkrasında gizli tanıkifadelerinin, duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilen ifadehükmünde olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141. maddesinde duruşmalarınherkese açık olduğu belirtilmiş; duruşmaların bir kısmının veya tamamınınkapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarakgerekli kıldığı hallerde karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Cezahukukunun genel ilkeleri bağlamında tanığın kimliği ve ifadeleri, güvenilirliğibakımından bir bütünlükteşkil ettiğinden, kimliği bilinmeyen kişininifadelerinin Anayasanın öngördüğü anlamda açık duruşmada verilmiş ifadesayılamayacağı, iptali istenen kural aksini söylese de, insaf ve mantıkicabıdır. Gizli tanığın ifadeleri, kimliği açık fakat ifadeleri gizli (meselasadece hakimin kulağına fısıldayarak, savunmanın duymayacağı şekilde söylenenifadeler) ile eş anlamlıdır. Adil yargılama ilkesinin ve silahların eşitliğikuralının böyle bir şeye cevaz vermediği açıktır. Gizli tanık, duruşmaların birkısmının veya tamamının gizli yapılabilmesine olanak veren Anayasa'nın 141.maddesinin öngördüğü kısıtlama sebeplerine de (genel ahlak, kamu güvenliği vekesin gereklilik) uymamaktadır. Bu hal, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen,'temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceği; busınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı' kuralına da açıkçaaykırıdır.
Tanığın kimliğinin ortaya çıkmasının kendisi veya yakınları içinağır bir tehlike oluşturacağı hallerde alınacak önlemler esasen 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunun'un 58. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarındayeterli ve sistematik biçimde düzenlenmiştir. Orada dahi,kimliği saklı tutulan tanığın, tanıklık ettiği olayları hangi sebep vevesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü bulunduğu hükmebağlanmıştır. Bu kere iptali istenen 5726 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (5)numaralı fıkrasında tanığa sorulabilecek sorulara getirilen kısıtlamalar,tanığın kimliğini ortaya çıkarabileceği gerekçesiyle daha da kısıtlanabilecek,en azından, sorulacak sorular yüzeysel ve genel cevaplarlageçiştirilebilecektir. Tüm bunlar maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı veadil yargılanma hakkı ile bağdaşmayan, yargılama usulü düzenini bozan bir durumyaratmıştır. Bu nedenle, iptali istenen kuralların sakıncalarını dengeler gibigözüken, gizli tanık ifadelerinin tek başına hükme esas teşkiletmeyeceği yolunda aynı maddenin (8) numaralı fıkrasında yer alan kural gerçekanlamda bir güvence olmaktan uzaktır. Gizli tanık ifadelerinin diğerkanıtlarla çelişmesi, sırf hakimi tereddüde sevketmesi, yargılamanın uzamasınaneden olması dahi başlıbaşına adil yargılanmanın ihlalidir.Öte yandan,şayet tanığın anlatımları doğru ise, başka delillerin yokluğunda, sırf kimliğingizli olması nedeniyle hükme esas alınmaması ve bu yüzden suçun cezasızkalması, adaletin yerini bulmasına getirilmiş anlamsız bir engeldir. Bu yönüylekuralın Anayasa'nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devletinin gereklerine deuymadığı açıktır.
Demokratik bir toplumda mutlak surette korunması gereken adilyargılanma hakkını zorunlu olmayan şekilde ve ölçüsüzce zedeleyen5726 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (3), (5) ve (7) numaralı fıkralarınınAnayasa'nın 36. maddesine aykırı olmaları nedeniyle iptalleri gerektiğidüşüncesiyle çoğunluğa katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
Tanık Koruma Kanunu'nun 'Haklarında koruma tedbiri kararıalınan tanıkların dinlenmelerinde uygulanacak usuller' başlıklı 9.maddesinin iptali istenilen (3), (5) ve (7) numaralı fıkralarında;
'(3) Tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecektarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre, dinlenmesine de kararverilebilir.
(5) Tanığın üçüncü fıkra hükmüne göre dinlenmesi halinde, CezaMuhakemesi Kanunu'nun 201 inci maddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacaksoruların bu Kanun kapsamında tanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı veamaca uygun olması gerekir. Bu amaçla, hâkim, sorulan soruların tanığasorulmamasına karar verebilir veya tanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığınkimliğini ortaya çıkaracak soruların sorulmasına izin vermez.
(7) Bu madde hükmüne göre alınan tanık ifadeleri, CezaMuhakemesi Kanunu hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlarhuzurunda verilmiş ifade hükmündedir.' denilmektedir.
1- Tanık Koruma Kanunu'nun amacının, ceza muhakemesinde yaptığı tanıklıkgörevi sebebiyle kendilerinin veya kanunda belirtilen yakınlarının korunmasınailişkin tedbirlerin saptanmasından ibaret olduğu, Kanun'un 1. maddesindebelirtilmiştir.
İptali istenilen fıkraların da yer aldığı Tanık Koruma Kanunu'nun9. maddesi, haklarında koruma tedbiri kararı alınan tanıkların cezayargılamasındaki dinlenmeleri sırasında mahkemelerce uygulanacak tedbirlereilişkin usullerin yanı sıra, bu usuller uygulanarak saptanan tanık beyanlarınındelil gücü, tek başına delil sayılmaması ve savunma hakkının kısıtlanmamasıgibi konuları da içermektedir. Bunlardan iptali istenilen (7) numaralı fıkradatedbir uygulanarak saptanan tanık beyanlarının delil gücüne ilişkin düzenleme,yargılama hukukunu ilgilendiren yargı organlarınca uygulanıp denetlenmesigereken kural olduğu ve Tanık Koruma Kanunu'nun amacıyla da bağdaşmadığıaçıktır.
Öte yandan, Tanık Koruma Kanunu'nun 14. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ç) bendinde bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbirlerinuygulanmasının ve yerine getirilmesinin denetlenme yetkisi, yürütme organıbünyesinde kurulan Tanık Koruma Kurulu'na verilmiştir. İptali istenilen (3) ve(5) numaralı fıkralardaki düzenlemelerin, haklarında koruma tedbiri kararıalınan tanıkların, ceza yargılaması sırasında korunmalarına ilişkin tedbirlerolduğu gözetildiğinde, diğerleriyle birlikte bu tedbirlerin uygulanmasının veyerine getirilmesinin denetiminin de yürütme organına bağlı olan Kurul'cayapılabileceği gibi bir sonuç çıkarmak mümkün olabilecektir.
Bu belirsizlik ise yargılama usullerine ilişkin kurallarınuygulanmasının ve denetiminin yargı mercilerince yapılmasını öngören kuvvetlerayrılığı ilkesini ve yargı bağımsızlığını zedeleyeceğinden, yargılamakurallarına ilişkin düzenlemelerin uygulanmasının duraksamaya neden olmayacakaçıklıkla yapılması hukuk devletinde öngörülen belirlilik ilkesinin birgereğidir.
Belirsizlik içeren kurallar, bu nedenle hukuk devleti ilkesineaykırıdır.
2- İptali istenilen kurallar, haklarında korunmaları yönündetedbir kararı alınan tanıkların duruşmada dinlenmesi sırasında görüntü veya sesdeğişikliği yapılarak tanınmasının önlenebileceğini, kimliğini ortaya çıkaracaksoruların sorulamayacağını, bu suretle saptanan tanık ifadelerinin huzurdaverilmiş ifade hükmünde olacağını öngörmektedir.
Ceza muhakemesi hukukunun temel amacı gerçeğin meydana çıkmasınısağlamaktır. Bunun ise bireylerin temel hak ve özgürlüklerine uygun birdengenin kurulması ve adil yargılanma ilkesine uyulması suretiyle sağlanmasıgerekir. Adil yargılanma süreci suç işlendiği zaman başlar, gözaltı,tutukluluk, duruşma, temyiz ve cezanın infazına kadar devam eder.
Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ilişkin güvenceler arasında iddiatanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek hakkı da bu hak kapsamında kabuledilmektedir.
Söz konusu kuralların uygulanması halinde, sanık ve müdafiitarafından tanığın kimliği sorgulanamayacağı gibi sorguya çekilmesi veyaçektirilmesi de mümkün olmayacağından ceza yargılamasının yüze karşı olmailkesini ve sonuçta adil yargılanma hakkını zedeleyecektir. Sanık ve müdafii bukurallar uyarınca,tanıklık yapan kişinin olayla ilgili görgü ve bilgisininhangi nedenle olduğunu, aralarında husumet ya da tanıklığa engel halininbulunup bulunmadığını bilemeyecek, yargılamayı yürüten hâkim bile tanığıngerçek sesini ve hareket tarzını izleyemeyeceği için olayla ilgili bilgi vegörgüsünün doğruluk derecesini saptayamayacaktır. Bu durum sanığın savunmahakkını kısıtlayacağı ve gerçeğin meydana çıkmasını güçleştireceği için adilyargılanmadan söz edilemeyecektir.
Ceza muhakemesinde yaptığı tanıklık görevi sebebiyle korunan veceza tehdidi altında savunma yapan bireylerin temel hak ve özgürlüklere uygunbir dengenin kurulması suretiyle korunmalarının ve savunmada bulunmalarınınsağlanması gerekir.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinin iptali istenilen (3), (5) ve(7) numaralı fıkralarındaki düzenlemeler, temel hak ve özgürlüklere uygun birdengenin sağlanması için yeterli olmadıkları gibi savunma hakkını da ölçüsüzbiçimde sınırlandırmaktadır.
Ayrıca, söz konusu Kanun'un 9. maddesinin (8) ve (10) numaralıfıkralarında, tedbir uygulanarak saptanan tanık beyanlarının tek başına hükmeesas teşkil etmeyeceği ve bu tedbirlerin savunma hakkını kısıtlayacak şekildeuygulanamayacağı öngörülmekte ise de adil yargılanma süreci, suçun işlenmesiile başlayıp gözaltı, tutukluluk ve duruşma aşamalarını kapsadığından, budüzenlemelerin de yargılamanın sürdüğü zaman dilimi içinde adil yargılanmahakkını sağlamak için yeterli olmayacakları açıktır.
Bu nedenlerle Anayasa'nın 2., 13.ve 36. maddelerine aykırı olankuralların iptali gerekir.
Yukarda belirttiğim gerekçe sebebiyle redde ilişkin çoğunlukgörüşüne katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- 27.12.2007 tarih ve 5726 sayılı Kanun'un 9. maddesinin iptaliistenen üçüncü fıkrasında, tanığın duruşma salonunda fiziksel görünümünüengelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tesbit edilecek bir usule göredinlenmesine karar verilebileceği hüküm altına alınmış; ancak savunmanın budinlemeye fiilen iştirak edip etmeyeceği hususu meskût geçilmiştir. Sanığıngizli tanığın kimliğini ve eşkalini bilmesi, tanığın yaşam hakkı yönündenmahsurlu görülüyorsa, yasakoyucunun sanık yerine müdafiinin bu ifade verme esnasındabizzat hazır bulunmasını sağlaması, böylelikle adil bir yargılamanın ayrılmazparçası olan savunmanın zayıflatılmamasını hedeflemesi gerekir. Oysa kuralda buyönde bir düzenleme yapılmamış ve savunma unsuru dikkate alınmamıştır. 9.maddenin onuncu fıkrasındaki 'Bu madde hükümleri, savunma hakkını kısıtlayacakşekilde uygulanamaz.' biçimindeki kural da, bu boşluğu ortadan kaldırıcımahiyette değildir. Çünkü, mahkemelerdeki uygulama birliğini sağlayacakaçıklıktan uzak olup, belirli değildir. Dolayısıyle kural Anayasa'nın hem hukukdevleti ilkesine hem de adil yargılanma hakkına aykırı düşmektedir.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuyailişkin kararları incelendiğinde de, savunma hakkının ihlâl edildiği herdurumda ihlâl kararı verildiği açıkça görülmektedir. Yasakoyucunun gizlitanığın uğraması muhtemel tehlikeler nedeniyle korunması gereken yaşam hakkıile savunma hakkı arasında bir denge gözetmesi ve buna göre adil bir düzenlemeyapması gerekir. Bu dengenin savunma aleyhine bozulduğu bir yargılamanın adilyargılanma olarak kabulü sözkonusu olamaz.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 2. ve 136. maddelerineaykırı olan kuralın iptali gerekir.
2- 9. maddenin yedinci fıkrası da üçüncü fıkra ile birliktedeğerlendirildiğinde, üçüncü fıkra için belirtilen gerekçeler bu fıkra yönündende aynen geçerli olup, savunma hakkı bakımından aynı sonuçları doğurmaktadır.Bu nedenle, kuralın Anayasa'nın 136. maddesine aykırı düşmesi karşısında iptaligerekir.
3- Yukarıda izah edilen nedenlerle, üçüncü ve yedincifıkraların iptali gerektiği kanısında olduğumdan; çoğunluğun aksi yöndekikararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY GEREKÇESİ
27.12.2007 günlü, 5276 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun'Haklarında koruma tedbiri alınan tanıkların dinlenmelerinde uygulanacakusuller' başlıklı 9. maddesinin,
(3)numaralı fıkrasında; 'Tanığın, duruşmasalonunda fiziksel görünümünü engelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tespitedilecek bir usule göre, dinlenmesine de karar verilebilir.'
(5)numaralı fıkrasında; 'Tanığın üçüncüfıkra hükmüne göre dinlenmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 201 incimaddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacak soruların ve bu Kanun kapsamındatanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerekir. Buamaçla, hakim, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebilir veyatanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak sorularınsorulmasına izin vermez.'
(7) numaralı fıkrasında;' Bu maddehükmüne göre alınan tanık ifadeleri, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göreduruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmündedir.'denilmektedir.
Yasanın gerekçesinde, suç ve suçlulukla mücadelenin etkinyöntemlerinden biri olan tanıkların ve yakınlarının korunması için gereklitedbirleri almanın devletin sorumluluğunda olduğu belirtilmektedir.
Tanığın korunmak zorunda olması nedeniyle, ispat hukuku ileilgili bazı ceza muhakemesi ilkelerinin sınırlandırılması, sanığın haklarınınkısıtlanması, mahkemelerin gerçeğe ulaşmasından kısmen feragat edilipedilmediği hususları tartışmalıdır. Bu nedenle karşılaştırılmalı hukukta veuluslararası sözleşmelerde tanık koruma programının organize ve ciddi suçlardauygulanması öngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinde; 'Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' denilmektedir.Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkına ilişkin güvenceler olarak silahlarıneşitliği, duruşmada hazır bulunma hakkı, iddia tanıklarına soru sorma hakkı bukapsamda değerlendirilmektedir. Nitekim, Ceza muhakemesi hukukunda adilyargılamayı sağlamak amacıyla 'masumluk karinesi', 'vicahilik' ve 'alenilik'ilkeleri kabul edilmiştir. Bu meyanda dava sujelerinin duruşmada hazırbulunmaları, iddia ve savunmalardan haberdar olmaları ve onların hakimhuzurunda birbirlerini dinlemesi, iddia ve kanıtlara karşı taraflarındiyeceklerinin sorulması, karşı kanıtlarını getirme olanağının tanınması adilyargılanma için bir teminattır.
Dava konusu düzenleme ile aleyhinde tanıklık yapan kişiyigörmeyen tanığın kimliği hakkında bilgisi olmayan sanığın savunma hakkıkısıtlanmış olup, her ne sebeple olursa olsun savunma hakkı kısıtlanan kişihakkında verilen hüküm her zaman adil yargılanma konusunda bir şüpheyi içindetaşıyacaktır. Kimliği gizli tutulan ya da duruşmada hazır bulunması gerekenlerolmadan dinlenmiş bir tanığın beyanını, duruşma sırasında hazır bulunanlarhuzurunda verilmiş bir ifade hükmünde olduğunun kabul edilmesi ve sonuçta bubeyanların mahkumiyet hükmüne esas alınması Anayasa'nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkınaaykırıdır.
Açıklanan nedenle 27.12.2007 günlü 5276 sayılı Tanık KorumaKanunu'nun 9. maddesinin(3), (5), (7)numaralı fıkraları Anayasa'nın 2.ve 36. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunlukkararına katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ