ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı : 2009/31
KararSayısı : 2011/77
KararGünü : 12.5.2011
Resmi Gazete: 23.7.2011 -28003
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (CumhuriyetHalk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY ve KemalANADOL (E.2009/31)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/36)
2- Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (E.2009/37)
3- Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/40)
4- Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/68)
5- Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/71, E.2009/72,E.2009/73, E.2009/74, E.2009/75, E.2009/76, E.2009/77, E.2009/78, E.2009/79,E.2009/80)
6- Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2011/2)
DAVA ve İTİRAZLARIN KONUSU: 25.2.2009günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1) 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı KadastroKanununun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin,
2) 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde10'un,
Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., 43., 138. ve 169. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına kararverilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun dava veitirazların konusu cümleyi de içeren 12. maddesi şöyledir:
'Madde 12 ' 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra,dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitlerkesinleşir.
Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ilekadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihiolarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.
Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlereait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra,kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve davaaçılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veyadiğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.
Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapukayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarakkadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.
Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tesciledilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tesciltarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlarile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medenikanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.'
2- 25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun 3. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı KadastroKanunu'na eklenen dava ve itirazların konusu Geçici 10. Madde şöyledir:
'Geçici Madde 10' Bu Kanunun 12 ncimaddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuiddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamışolan davalarda dahi uygulanır.'
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında Anayasa'nın 2., 9., 10.,36., 43., 138. ve 169. maddelerine dayanılmış; 35. maddesi ise ilgiligörülmüştür.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, E.2009/31sayılı dosya 7.5.2009 gününde, E.2009/36 sayılı dosya 20.5.2009 gününde, E.2009/37 sayılı dosya 2.6.2009 gününde, E. 2009/40 sayılı dosya 3.6.2009gününde, E. 2009/68 sayılı dosya 16.9.2009 gününde, E. 2009/71, E.2009/72,E.2009/73, E.2009/74, E.2009/75,E.2009/76, E.2009/77, E.2009/78, E.2009/79 veE.2009/80 sayılı dosyalar 8.10.2009 gününde, E.2011/2 sayılı dosya 20.1.2011gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında başvurularda eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine, E.2009/31 ve E. 2009/37 sayılıdosyalarda yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasındansonra karara bağlanmasına, oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARLARI
A- E.2009/36 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 20.5.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- E.2009/37 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 2.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
C- E.2009/40 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 3.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
D- E.2009/68 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 16.9.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
E- E.2009/71 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
F- E.2009/72 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine,8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
G- E.2009/73 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
H- E.2009/74 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
İ- E.2009/75 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
J- E.2009/76 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
K- E.2009/77 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına,esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
L- E.2009/78 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
M- E.2009/79 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
N- E.2009/80 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
O- E.2011/2 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 20.1.2011 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkinraporlar, dava konusu Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasakuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen 'Bu hükümiddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileridâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır' Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın uygulanması halindedevletin hüküm ve tasarrufunda olan kıyıların ve ormanların hak düşürücü sürenedeniyle tapu iptali davası açılamaması sonucunda özel mülkiyet konusuolacağı, ayrıca dava konusu kural ile devletin hüküm ve tasarrufu altındabulunan alanlara ilişkin düzenleme içeren diğer yasa kuralları arasındauyumsuzluk doğması nedeniyle hukuk kurallarının birbiriyle uyumlu olmasını vearalarında çelişki bulunmamasını gerektiren hukuk devleti ilkesine ters düştüğübelirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 43. ve169. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralı da içeren Kadastro Kanunu'nun 12. maddesi,kadastro tutanaklarının kesinleşmesini ve kesinleşen tutanaklar aleyhineaçılacak davalarda hak düşürücü süreyi düzenlemektedir. Anılan maddenin üçüncüfıkrasında, kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtiktensonra, bu tutanaklarda yer alan haklara, sınırlandırma ve tespitlere ilişkinolarak kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı vedava açılamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu fıkraya eklenen dava konusu kuraldaise kadastro tutanakları aleyhine açılacak davalara ilişkin hak düşürücüsürenin iddia ve taşınmazın niteliğine ya da tarafların sıfatınabakılmaksızın uygulanacağı öngörülmektedir.
Kuralda herhangi bir ayırım yapılmamakla birlikte Yargıtayiçtihatlarında kuralın devletin hüküm ve tasarrufunda olan ve bu nedenle özelmülkiyete konu olamayan kıyılar ve ormanlar gibi alanlar bakımındanuygulanamayacağı belirtilmiştir. Bunun sonucu olarak, kadastro tutanaklarınınkesinleşmesinden sonra on yıldan daha uzun bir süre geçmiş olsa bile devletinhüküm ve tasarrufunda olan kıyı ve orman gibi alanların yanlış tespit ile özelmülk olarak kaydedildiğinin ortaya çıkması halinde, dava açılarak bu alanlarailişkin tapuların iptal edilmesi mümkün hale gelmiştir. Yasa koyucunun buuygulamanın Türk Medeni Kanununda öngörülen tapuya güven ilkesini zedelediği veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 numaralı Protokolünün 1. maddesineaykırılık oluşturduğu gerekçesiyle dava konusu kuralı maddeye eklediğianlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 43. maddesinde 'Kıyılar, Devletin hüküm vetasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerinkıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararıgözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.'; 169.maddesinin ikinci fıkrasında ise 'Devlet ormanlarının mülkiyetidevrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Buormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkınakonu olamaz.' kuralı yer almaktadır.
Dava konusu kuralın uygulanması halinde kıyı ya da ormanniteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülkolarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren onyıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresitarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacaktır. Bununsonucunda tapu kayıtları kesinlik kazanacak ve özel mülkiyete ilişkin tapulargeçerli kabul edilecektir. Böylece dava konusu kuralın uygulanması ile kıyı yada orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün halegelecektir.
Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerinde temel bir değer olarakçevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkınıgüvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm vetasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyetyasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlardaözel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir.
Ancak, hukuk devletinin en temel unsurlarından birisi olan hukukigüvenlik ilkesi bireyleri keyfi yönetimlere ve hukuki sürprizlere karşı korumakve bireylerin ileride başlarına gelebilecekleri öngörebilmesi ve hareketlerinibuna göre ayarlayabilmesi amacıyla hukuk kurallarının açık, anlaşılabilir veöngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik ilkesini eşya hukukualanında somutlaştıran kurum tapuya güven ilkesidir. Tapu sicilinin temelişlevi bir taşınmazla ilgili tüm hakların bu sicile kaydedilerek herkese karşıileri sürülebilmesi ve sicile kayıtlı olmayan hakların da iyi niyetli üçüncükişilere karşı ileri sürülememesidir. Bu aynı zamanda mülkiyet hakkınınsağladığı güvencenin de bir sonucudur.
Anayasa'nın 35. maddesi ise kişi özgürlüğü ile yakından ilişkili olanmülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ancak mülkiyet hakkı mutlak bir hakolmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülüve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem kıyılarhem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya daorman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksiziniptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1. protokolün 1.maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevreninkorunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunmasıarasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizinmülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
Kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla mülkiyet hakkınamüdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının mülksahiplerine yüklenemeyeceği ve yasa koyucunun buna uygun çözüm yolları bulmasıgerekeceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerineaykırıdır; iptali gerekir.
Serdar Özgüldür bu görüşe katılmamıştır.
B- 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402sayılı Kadastro Kanunu'na Eklenen Geçici 10. maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında dava konusu kuralın aleyhebir hüküm olduğu ve kazanılmış hakları ihlal ettiği belirtilerek Anayasa'nın 2.maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava ve itiraz konusu kural, Kadastro Kanunu'nun 12. maddesininüçüncü fıkrasına eklenen hükmün devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuiddiası ile kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükmebağlanmamış davalarda da uygulanmasını öngörmektedir.
Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenenkuralın yukarıda yapılan incelenmesi neticesinde Anayasa'ya aykırı olduğusonucuna ulaşıldığından aynı gerekçelerle kural, Anayasa'nın 43.ve 169.maddelerine aykırıdır; iptali gerekir.
Serdar Özgüldür bu görüşe katılmamıştır.
Kural, Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerine aykırı bulunarak iptaledildiğinden Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., ve 138. maddeleri yönünden ayrıcainceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un;
1- 2. maddesiyle, 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı KadastroKanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlede yer alan '' iddia vetaşınmazın niteliğine '' ibaresi,
2- 3. maddesiyle, 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10.madde,
12.5.2011 günlü, E. 2009/31, K. 2011/77 sayılı kararla iptaledildiğinden, bu madde ve ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradangiderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararınınsonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete'de yayımlanacağı güne kadarYÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VII- SONUÇ
25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un;
1- 2. maddesiyle, 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı KadastroKanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin,
2- 3. maddesiyle, 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10.maddenin,
Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR'ünkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 12.5.2011 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan ALTAN
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞI OY GEREKÇESİ
İptal davası ve itiraz yoluyla iptali istenen 21.6.1987 tarih ve3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 'Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hakdüşürücü süre' başlıklı 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen 'Bu hüküm,iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileridahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.' cümlesinin Sayınçoğunlukça iptaline karar verilmiş olup, aşağıdaki nedenlerle bu sonucakatılmam mümkün olmamıştır:
1- İptal istemine konu cümle eklenmeden önce 3402 sayılı Kanun'un12. maddesinin üçüncü fıkrası metni şu şekildeydi: 'Bu tutanaklardabelirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiğitarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebepleredayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.'
Bu fıkranın iptali için Karaman Asliye İkinci Hukuk Mahkemesi'nceyapılan itiraz başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.1991 tarih veE.1991/9, K.1991/36 sayılı kararıyla (R.G. 9.5.1992, Sayı:21223), kadastro,tapu iptali, hak düşürücü süre gibi bir çok hukuki müesseseler irdelenmiş veaşağıda özetlenen gerekçeyle itiraz isteminin reddine karar verilmiştir:
''Kadastro Yasası'yla soruna ülke bütününde yaklaşılarak yurdunkadastral, topografik haritası yapılarak tapu sicilinin oluşması sağlanıp, biryerde kadastronun bitirilmesiyle yasa uygulaması son bulacağından, KadastroYasası geçici bir yasadır' 12. maddenin üçüncü fıkrasında Kadastrotutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonraKadastrodan önceki hukuksal nedenlere dayanarak itiraz olunamayacağı ve davaaçılamayacağı öngörülmüştür. Burada hak düşürücü süre söz konusu olup, yasakoyucu böylece kamu düzeniyle ilgili bir nitelik taşıyan kadastro işlemlerininkorunması ve düzenli bir tapu sicilinin oluşması amacını gütmüştür. Hak aramayolunu kısıtlayan 'hak düşürücü süre' hakkı ortadan kaldırıcı, yok ediciişleve sahip olduğundan, süre geçtikten sonra hakkın varlığından söz edilemez.Hak düşürücü süre ile yasanın belirlediği sürede bir dava açılmaması halindehakkın kendisi sona erer. Hak düşürücü süre, davanın görülebilirlik koşuluolduğundan, yargıç hak düşürücü süreyi kendiliğinden, göz önünde bulundurmakzorundadır. ' Bu madde de düzenlenmiş bulunan hak düşürücü süre kamu düzeniyleilgilidir' Anılan madde ile tutanağı düzenlenmiş ve doğrudan doğruya ya dahükmen kesinleşmiş sınırlandırma ve tespitlere karşı, kadastrodan öncekihukuksal nedenlere dayanılarak açılacak tüm davaların hak düşürücü süreye bağlıolduğu açıklanmıştır' Bu hükümle, ülkede tapu sicilinde kararlılık sağlanması,belli hak düşürücü süre geçtikten sonra kadastrodan önceki nedenleredayanılarak taşınmazlarla ilgili hakların yargı organlarında tartışma konusuyapılmasının önlenmesi amaçlanmış, yasa koyucu da bunda kamu düzeni yönündenyarar görmüştür' İtiraz konusu kural, genel nitelikte, nesnel bir esasgetirmekte olup, mülkiyet hakkını değil, yasalarımızda görülen benzer hükümlergibi dava hakkını sınırlandırmaktadır. Kamu düzeninin gerektirdiğidurumlarda yasa koyucunun kimi hak düşürücü süreler koyabileceğidoğaldır. Kadastroya dayanılarak kurulan sicillere karşı açılacakdavaların hak düşürücü bir süreye bağlanması da hukuk ilke ve kurallarınaaykırılık oluşturmaz. Mülkiyet hakkının sağlıklı temellere oturtulmasınıisteyen yasa koyucu, ayrıca kadastro plânlarının düzenlenmesine büyükönem vererek bunların gerçekleşmesi yolu ile kamu düzenini kurmaya ve korumayayönelmiştir. Uygulama sonunda saptanan durumun, belli süre geçtikten sonra eskiolaylara dayanılarak uyuşmazlık konusu yapılması istenilmemiş ve bunda kamudüzeni yönünden yarar görülmüştür. Bu kuralla getirilen sınırlama, mülkiyethakkına değil, hak arama özgürlüğüne ilişkindir. Mülkiyet kavramınıdeğiştirmeyen, yapısını daraltmayan, bağını ortadan kaldırmayan, kullanılıpyararlanılmasını engellemeyen, ancak ona bağlı hakların kullanılma süresinidüzenleyen kurallar doğrudan doğruya hakka yönelik değildir; incelenendüzenlemeyle kısıtlanan, mülkiyet hakkı değil, dava açma hakkı, başvuruhakkıdır' Yasada öngörülen durumlar ve süreler ile ilgililerin haklarınıkullanmalarında kolaylık sağlayan öbür kurallar birlikte göz önüne alındığında,dava hakkının on yıllık hak düşürücü bir süre ile sınırlandırılmış olmasını, buhükmün kamu düzeni düşüncesine uygun olduğu kadar, tanınan sürenin hakkınkullanılmasına da elverişli bulunduğu kabul edilmelidir. Bu kuralla güdülenamacın devletin hak sahibi olmasına yönelik olduğu da düşünülemez. Açıklanannedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 35. maddesine aykırı bir yönüyoktur' 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncüfıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE''
2- Ne var ki 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasıile ilgili uygulamada; tapulu taşınmazlar hakkında, orman ya da kıyı bölgeleriiçinde yer aldıkları, dolayısıyla 'yolsuz tescil'in sözkonusu olduğugerekçesiyle Hazine tarafından tapu iptali davaları açılmış ve Yargıtay'ın1994-2004 yılları arasında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesini kişiler veHazine yönünden farklı değerlendirmemesi sebebiyle, Hazine'nin açtığı davalarredle sonuçlanmasına karşılık, 2004 yılından itibaren Yargıtay'ın birDairesi'nin, on yıllık hak düşürücü sürenin orman ve kıyı sayılan yerlerbakımından işlemeyeceği yolundaki yerleşen içtihadı sonrasında, kişilerinhukuka uygun şekilde edindikleri tapulu taşınmazlar bakımından Hazine'ce açılandavalar kabul edilmiş ve tapuların iptali yoluna gidilmiştir. Üstelik bu tapuiptal davaları sonunda tapu sahiplerine herhangi bir tazminat da ödenmemiş veilgililerin 50-60 yıl önce edindikleri tapulu taşınmazlar yargı kararıylahiçbir karşılık ödenmeksizin ellerinden alınmıştır.
Vatandaştaki adalet ve hakkaniyet duygularını sarsıcı mahiyettekibu uygulama sonucu tapulu taşınmazlarına el konan kişilerin Avrupa İnsanHakları Mahkemesi nezdinde açtıkları davaların tamamı ilgililer lehinesonuçlanmış ve Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlâl ettiğigerekçesiyle tazminata mahkum edilmiştir.
İşte tüm bu gelişmeler karşısında yasa koyucu, hem kişilerinmülkiyet haklarını korumak hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarınauymak amacıyla iptal istemine konu yasal düzenlemeyi yapmıştır.
3- Özel mülkiyet ile anayasal mülkiyet arasında fark olduğu veanayasal mülkiyetin kapsamının özel mülkiyetten daha geniş olduğu genel kabulgörmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da, Anayasa'nın 35. maddesiningüvence alanının sadece özel hukuk bakımından değil, tüm malvarlığı haklarıbakımından sözkonusu olduğu belirtilmektedir. Diğer bir deyişle, Anayasa'nın35. maddesinin koruma alanı medeni hukuk anlamındaki mülkiyet hakkı ile sınırlıdeğildir. Yukarıda işaret edilen kişilerin (tapulu taşınmazlarına el konanlar)Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren birer hakkının olduğu AİHM tarafındanda tespit edilmiştir.
Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki, tapuların iptaledilmesi şeklindeki sonucun hakkaniyete uygun olduğu da söylenemez. Hukukdevleti kavramının alt açılımlarından birisi olan 'hukuki güvenlik ilkesi', bukişilerin uzun yıllar önce kazandıkları hakların Devlet gücüyle ellerindenalınmasına manidir. Kişilerin, zamanında yürürlükte olan hukuki kurallara uygunşekilde ve kamu idarelerinin işlemleri ve belgelerine dayanarak elde ettiklerihakların, sonradan başka bir kamu idaresinin talebi ve mahkeme kararıylaortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz ve bu durumAnayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.
Öte yandan Anayasa'nın 43. ve 169. maddeleri kıyılar ve ormanlaryönünden özel bir koruma öngörmektedir. Bu durumda Anayasa'nın 2. ve 35.maddeleri ile 43. ve 169. maddelerinin somut durumda farklı çözümlerigerektirdiği, yani bir anlamda çatıştıkları görülmektedir. Şu halde öncelikleyapılması gereken şey, çatışan değerlerin yorum yoluyla birbiriyleuyumlaştırılması ve bu şekilde bir sonuca gidilmesidir. Öğretide debenimsendiği üzere, anayasal yorum ilkelerinden birisi de 'temel haklar lehineyorum'dur. Bu ilke, Anayasa'da yer alan temel haklarla ilgili düzenlemeleryorumlanırken, temel hakların etkisini güçlendirecek yorumun seçilmesigerektiğine işaret eder. Bunun doğal sonucu olarak da, temel haksınırlamalarına ilişkin kuralların mümkün olduğunca dar yorumlanması ve yorumyoluyla yeni sınırlamalar getirilmemesi gerekir. AİHM'de hem kıyılar hem deormanlarla ilgili kararlarında; çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ilebireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunmasıgerektiğini belirterek, çevresel değerlerin korunması amacıyla bireylerintapularının hiçbir bedel ödenmeksizin iptal edilmesinin bireylerin mülkiyethakkına orantısız ve ölçüsüz bir müdahale anlamına geleceği sonucuna ulaşmış veTürkiye'nin uygulanmasının her iki alanda da sözleşmeyi ihlâl ettiğine kararvermiştir. Mahkemeye göre, kıyı kenar çizgisi içinde ya da orman alanındakaldığı gerekçesiyle bireylerin tapularının iptal edilmesi, kamu yararınıgerçekleştirmek amacıyla bireye ölçüsüz bir yük getirmektedir; kamu yararı,yani kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla bireyin özel mülküne elkoymak mümkün ise de, bu kamusal yük sadece mülk sahibinin omuzlarınabırakılmamalı, tüm topluma paylaştırılmalıdır. Bu paylaşma ise el konulan ya dakamulaştırılan mülkün bedelinin mülk sahibine ödenmesiyle gerçekleşecektir.
Yasa koyucu ise iptali istenen yasayı çıkararak, kesinleşmişkadastro tutanaklarına karşı dava açma hakkını on yıllık hak düşürücü süreyetâbi tutmuştur. Böylece orman ya da kıyı olduğu halde kadastro işlemlerisırasında özel mülk olarak tespiti yapılan ve bu şekilde kesinleşerek tapuyatescil edilen taşınmazlara ilişkin olarak on yıl boyunca idareye tapu iptalidavası açma imkânı tanınmış; bu süre geçtikten sonra dava açılamaması ilkesigetirilmiştir. Bunun anlamı, on yıllık hak düşürücü süre sona erdikten sonra butapuların iptal edilmeyeceğidir. Ancak, bu alanların ilgili kamu idarelerinceher zaman kamulaştırılması imkân dahilindedir. Kıyı ve orman gibi çevresel değerlerinkorunmasında kamu yararı olduğundan, idare buraları kamulaştırarak doğasınauygun biçimde kullanıma tahsis edebilir. Bu durumda, bireylerin hakkına saygıgösterme ve kamu yararını koruma amaçları arasında makul bir denge kurulmuşolacaktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde Anayasa'nın 2., 35., 43. ve 169.maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; iptali istenen kuralın bu maddelerdekorunan değerler arasında makul bir denge kurduğu, bir taraftan hukuki güvenlikilkesini güçlendirirken bireyin mülkiyet hakkını da koruduğu; aynı zamandaçevresel değerler olan kıyı ve ormanların korunması için gerekli olanaklarısağladığı, böylelikle kuralın Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığıgörülmektedir.
4- Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararındada işaret edildiği üzere, kamu düzeninin gerektirdiği durumlarda yasa koyucununkimi hak düşürücü sürüler koyabileceği doğaldır. Mülkiyet hakkının sağlıklıtemellere oturtulmasını amaçlayan yasa koyucu, mülkiyet hakkını değil, hakarama özgürlüğünü sınırlayan bir düzenleme yapmıştır ve bu esasen yasakoyucunun sahip olduğu takdir hakkının doğal bir sonucudur. Yasa koyucununkesinleşen kadastro tutanakları bakımından on yıllık bir hak düşürücü süreöngörmesinde anayasal sınırlar içinde kaldığı açık olduğu gibi; uygulamadaulaşılan farklı sonuçlar ve bu nedenle kişilerin uğradığı hak kayıplarının yolaçtığı mağduriyet ile AİHM kararlarıyla bu ihlâlin tespiti üzerine kuralınnasıl anlaşılması gerektiğine dair iptali istenen cümlenin de aynı nedenle Anayasa'yaaykırı bir yönü bulunmamaktadır. Devlet (Orman İdaresi, Hazine vb.), tapulu veözel mülkiyetteki alanların orman ya da kıyı olması konusunda bir iradegöstermek istiyorsa, bu amacına söz konusu yerleri bedeli mukabilikamulaştırmak suretiyle varabilir. Anayasa'da öngörülen doğru, dengeli ve adilyol bu iken; kişilerin 60-70 yıl önce edindikleri hakların kaybı sonucunudoğuracak biçimde, ilgili idarelerin istediği zaman dava açarak, bedelsizşekilde tapulu taşınmazlara el atması ve kişilerin mülkiyet haklarınınellerinden alınması, Anayasa'nın 35. maddesinin de öngörmediği bir durumdur.
Devletin bir organı olan Tapu İdaresi'nce verilen tapuya güvenduymak her yurttaşın en doğal hakkıdır. Devletin bir organının verdiği tapuya,bir başka organının (Orman İdaresi, Hazine vb.) 'yolsuz tescil' iddiasıyla çokuzun yıllar sonra itiraz etmesi ve kişilerin taşınmazlarının, dolayısiylemülkiyet haklarının önü açık biçimde süresiz dava tehdidi altındabulundurulması hukuk devletinin koruyacağı ve benimseyeceği bir davranış biçimiolamaz.
5- 3402 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 10. madde de mahiyetiitibariyle bir usul kuralıdır ve bir usul kuralının derhal uygulanması ilkesi,gerek öğretide gerek Anayasa Mahkemesi kararlarında genel kabul gören birolgudur. Bu bakımdan, anılan maddenin de Anayasa'ya aykırı bir yönübulunmamaktadır.
6- Yukarıda açıklanan gerekçelerle, iptali istenen her iki kuralınAnayasa'ya aykırı düşmediği sonucuna ulaşıldığından, iptal istemlerinin reddigerektiği kanısıyla, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR