ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı : 2010/83
KararSayısı : 2012/169
KararGünü : 1.11.2012
R.G.Tarih-Sayı : 22.02.2013-28567
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi(Cumhuriyet Halk Partisi) Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ veMuharrem İNCE (Esas No: 2010/83)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Kadıköy 4. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/72)
2- Fatih 1. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/97)
3- Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/104)
4- Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas No: 2011/118)
DAVA VE İTİRAZLARIN KONUSU : 1- 18.6.2010günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenenGeçici Madde 6'nın;
a- İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''taşınmazınel koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak '' ibaresinin,
b- Altıncı fıkrasının,
c- Yedinci fıkrasının,
d- Sekizinci fıkrasının son cümlesinin,
e- Onuncu fıkrasının,
2- 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un geçici 2. maddesinin,
Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 90., 125. ve138. maddelerine aykırılıkları ileri sürülerek iptallerine ve 2942 sayılıKanun'a eklenen Geçici Madde 6'nın altıncı ve yedinci fıkraları ile sekizincifıkrasının son cümlesinin yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- İptali istenilen ibare, cümle ve fıkraların da yer aldığı18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'naeklenen Geçici 6. Madde şöyledir:
'Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmin
GEÇİCİ MADDE 6- Kamulaştırma işlemleritamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamuyararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde,öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.
Tazminat müracaatı üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veyaüzerinde tesis edilen irtifak hakkının malikin müracaat ettiği tarihtekitahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkiledilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koymatarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci ve 12 ncimaddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten sonra, buKanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşmakomisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile, tahmini değer bildirilmeksizin,talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilir.
Uzlaşma; nakdi ödeme, idareye ait taşınmazın trampası, idareye aittaşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesindebaşka bir yerde imar hakkı kullandırılması suretiyle yapılabilir.
Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirdedavete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılır veuzlaşmaya varılıp varılmadığı, malik veya temsilcisi ile komisyon üyeleritarafından imzalanan bir tutanağa bağlanır. Bu tutanak ile uzlaşma görüşmelerineilişkin bilgi ve belgeler, açılacak davalarda taraflar aleyhine delil teşkiletmez. Uzlaşmaya varılması halinde, üzerinde uzlaşılan hakkın türünü, tanınmaşart ve usullerini, nakdi ödemede bulunulacak ise miktarını ve ödeme şartlarıile taşınmazların tesciline veya terkinine dair muvafakati de ihtiva eden birsözleşme akdedilerek bu sözleşme çerçevesinde işlem yapılır ve uzlaşma konusutaşınmazlar resen tapuya tescil veya terkin edilir.
Uzlaşılan nakdi tazminat bedeli, bütçe imkanları dahilinde,sonraki yıllara sari olacak şekilde taksitli olarak da ödenebilir. Taksitliödeme süresince, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve TemerrütFaizine İlişkin Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir.
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlıktutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davetolmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafındansadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulantaşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkınınmüracaat tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindekiesaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tescilineveya terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkineilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkısaklıdır.
Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarıncaödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılıbütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden yüzde iki payayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplamtutarını aşması halinde, ödemeler, sonraki yıllara sari olacak şekilde,garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanlarıile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılıKanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararıgereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yollarıda teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlemyapılabilir.
Bu maddenin tazminata ilişkin hükümleri, vuku bulduğu tarihitibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayıaçtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiylereddedilmiş olanlar hakkında da uygulanır. Evvelce açtıkları davalar sonundatazminat almaya hak kazanmış veya süre dışındaki sebeplerden dolayı davalarıreddedilmiş olanlar hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, gerekiç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalarsonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idaretarafından nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yollarıteklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlemyapılabilir.
Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olankamulaştırmasız el koymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden öncetazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yolunagitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üçay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler.Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar davabekletilir; uzlaşılamaması halinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeyesunulmasından sonra davaya devam edilir.
Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyleidarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.'
2- İptali istenen 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı AlacaklarınYeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:
'GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve 2942sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihindensonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihtensonraki kamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminatdavalarında verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılıKanunun geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olmasıhalinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 5., 10.,11., 12., 13., 35., 36., 90., 125. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, E.2010/83sayılı dosyanın 22.9.2010 gününde, E.2011/72 sayılı dosyanın 22.9.2011 gününde,E.2011/97 sayılı dosyanın 22.9.2011 gününde, E.2011/104 sayılı dosyanın20.10.2011 gününde, E.2011/118 sayılı dosyanın ise 30.11.2011 gününde yapılanilk inceleme toplantılarında başvurularda eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine, E.2010/83 sayılı dosyada yürürlüğü durdurma istemininesas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARLARI
E.2011/72 ve E.2011/97 sayılı itiraz başvurularının 22.9.2011gününde, E.2011/104 sayılı itiraz başvurusunun 20.10.2011 gününde ve E.2011/118sayılı itiraz başvurusunun 30.11.2011 gününde,aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle E.2010/83 sayılı dava ile birleştirilmesine, esaslarınınkapatılmasına, esas incelemenin E.2010/83 sayılı dosya üzerinden yürütülmesineoybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ali RızaÇOBAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, Türkiye BelediyelerBirliği Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir TOPBAŞ,Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet ÖZHASEKİ, Türkiye BelediyelerBirliği Encümeni Üyesi ve Osmaniye Belediye Başkanı Kadir KARA, TürkiyeBelediyeler Birliği Encümeni Üyesi ve Altındağ Belediye Başkanı Veysel TİRYAKİ,Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni Üyesi ve Çankaya Belediye Başkanı BülentTANIK, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Hayrettin GÜNGÖR, İstanbulBüyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri Av. Ali KARAASLAN, İSKİ 1. HukukMüşaviri Av. Mahmut KOCAMEŞE, Türkiye Belediyeler Birliği Avukatları Veli BÖKE,Temel BAŞALAN, Ahmet OKAY ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Avukatı Ali KIZILDAĞtarafından 31.10.2012 gününde yapılan sözlü açıklamalar, dava konusu kurallar,dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleriincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 5999 sayılı Kanun'un 1.Maddesiyle Eklenen Geçici 6. Maddenin İncelenmesi
1- İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan ''taşınmazın elkoyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak '' İbaresi
Başvuru kararında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılacakuzlaşma görüşmelerinde kamu otoritesi tarafından el atılan taşınmazın değeritespit edilirken taşınmazın el koyma tarihindeki niteliklerinin esas alınmasınıöngören kuralın, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılan maliklerintaşınmazlarının gerçek değerinden çok daha düşük bir tazminat alması sonucunudoğurduğu ve bu tazminatın komşu taşınmazların değerine göre de çok az olduğubelirtilerek Anayasa'nın 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
İtiraz konusu kural, 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasındameydana gelen kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle yapılacak uzlaşmagörüşmeleri ve eğer uzlaşma sağlanamazsa açılacak tazminat davalarındatazminatın nasıl belirleneceğini düzenlemektedir. Buna göre, 9.10.1956 ile4.11.1983 tarihleri arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan ya da el konulantaşınmazlarla ilgili olarak sadece tazminat davası açılabilecektir. Ancak maliktarafından ilgili idareden tazminat istenmesi halinde öncelikle uzlaşma yolunagidilmesi zorunlu tutulmuştur. Uzlaşma görüşmelerinden önce idarece taşınmazınmüracaat tarihindeki değerinin tespit ettirilmesi kurala bağlanmıştır. Değertespitinin kıymet takdir komisyonu marifetiyle 2942 sayılı Kanun'un 11. ve 12.maddelerindeki esaslara göre ve taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleriesas alınarak yapılması ve tespit edilen değer bildirilmeksizin maliklerinuzlaşma görüşmelerine davet edilmesi öngörülmüştür.
Uzlaşma görüşmeleri sonucunda uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlıktutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafındantazminat davası açılması öngörülmektedir. Dava açılması halinde taşınmazınbaşvuru tarihindeki değeri yukarıda belirtildiği gibi 2942 sayılı Kanun'un 11.ve 12. maddelerindeki esaslara göre ve taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleriesas alınarak tespit edilecektir. Taşınmaza el atılmasından sonra başvurutarihine kadar taşınmazın niteliklerinde meydana gelen değişiklikler değertespiti sırasında dikkate alınmayacaktır.
Mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarakgüvence altına alınmış ve bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebileceği belirtilmiştir. Özel mülkiyetteki bir taşınmaza kamuyararı amacıyla ihtiyaç duyulması halinde bu taşınmazın kamulaştırılarak kamuhizmetine tahsis edilmesi gerekmektedir. Kamulaştırmanın nasıl ve hangiilkelere göre yapılacağı Anayasa'nın 46. maddesinde ayrıntılı olarakdüzenlenmiştir.
Plansız şehirleşme, idarelerin bütçelerinin kısıtlı olması gibiçeşitli nedenlerle geçmişte kamulaştırma yapılmaksızın bazı taşınmazlar fiilenkamu hizmetine tahsis edilmiştir. Bu şekilde kamulaştırmasız olarak el atılantaşınmazlarla ilgili olarak maliklerin dava açma hakkını yirmi yıllık hakdüşürücü süreye bağlayan 2942 sayılı Kanun'un 38. maddesi 2003 yılında AnayasaMahkemesince iptal edilmiştir (K.T.10.4.2003, E.2002/112, K.2003/33.) Buiptal kararının geçmişe etkisi konusunda uygulamada ortaya çıkan yorumfarklılıklarını gidermek amacıyla kanun koyucu, 5999 sayılı Kanun'u çıkarmış ve9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız elatmalar nedeniyle maliklerin başvuru yapmasına ve dava açmasına olanaktanımıştır.
Kuralın, geçici bir nitelik taşıdığı ve geçmişte meydana gelen kamulaştırmasızel atmalardan kaynaklanan hukuksal sorunların tasfiyesini amaçladığıanlaşılmaktadır. Kamulaştırma olmaksızın el konulan taşınmazların niteliğindemeydana gelen değişiklikler kamunun işlemleri sonucunda gerçekleşmiş olup, buişlemler dolayısıyla taşınmazın değerinde meydana gelen artış ya da azalmalarınmalike ödenecek tazminatın hesaplanmasında dikkate alınması, maliklerin haksızkazanç elde etmesine ya da haksız bir şekilde zarara uğramasına sebepolabilecektir.
Kamulaştırma olmaksızın el atılan taşınmazların değerinintespitinde taşınmazın el atma anındaki niteliklerinin dikkate alınmasınıöngören kural, Anayasa'nın 35. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.
Fulya KANTARCIOĞLU ise bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2- Altıncı Fıkranın,
a- Birinci Cümlesinde Yer Alan ''sadece'' Sözcüğü
Dava dilekçesinde, altıncı fıkranın birinci cümlesinde yer alanmalik tarafından 'sadece' tazminat davası açılabileceğini öngörenkuralın, hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek Anayasa'nın 36.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Altıncı fıkrada, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılanmaliklerin öncelikle uzlaşma amacıyla idareye başvurmaları, altı ay içindeuzlaşma sağlanamaması ya da idarenin uzlaşmaya davet etmemesi halindemaliklerin üç ay içinde sadece tazminat davası açabileceği öngörülmüştür. Bunagöre, idare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlıktutanağının tanzim edildiği veya altı aylık sürenin uzlaşmaya davet olmaksızınsona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminatdavası açılabilecek, mülkiyet hukukundan kaynaklanan diğer davaların açılmasımümkün olmayacaktır.
Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altınaalınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişimhakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar vermeyetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar.
Maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın maddi hukukunihlalinden kaynaklanan uyuşmazlıkların dava konusu yapılmasını yasaklayankural, hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırıcı niteliktedir. Taşınmazınakamulaştırmasız el atılan malikin sadece tazminat davası açabileceğinidüzenleyen kural, malikin el atmanın önlenmesi ve ecri misil davası gibimülkiyet hakkından kaynaklanan davaları açmasını yasaklamakta, böylece hakarama özgürlüğünü bu davalar yönünden ortadan kaldırmaktadır.
Açıklanan nedenlerle malikin sadece tazminat davası açabileceğiniöngören kural, Anayasa'nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
b- Birinci Cümlesinde Yer Alan ''üç ayiçerisinde'' İbaresi
Dava dilekçesinde, malikin dava açma hakkını uzlaşmazlıktutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık sürenin uzlaşmaya davet olmaksızınsona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde kullanmasını zorunlu tutan kuralın,hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği ve Anayasa'nın 36. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Altıncı fıkrada, taşınmazına kamulaştırma olmaksızın el atılanmaliklerin öncelikle uzlaşma amacıyla idareye başvurmaları, altı ay içindeuzlaşma sağlanamaması ya da idarenin uzlaşmaya davet etmemesi halinde üç ayiçinde dava açmaları öngörülmüştür. Buna göre, idare ile malik arasında uzlaşmasağlanamazsa, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık süreninuzlaşmaya davet olmaksızın sona ermişse bu tarihten itibaren üç ay içinde maliktarafından dava açılabilecektir.
Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altınaalınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişimhakkıdır. Bu hak, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahipbir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsar. Anayasa'nın 36. maddesinde, hakarama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmaklabirlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hakolduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkındoğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıcahakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsada, Anayasanın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanımkoşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasındankaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallarolduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz.
Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine dedokunamaz. Dava konusu kural 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasında meydanagelen kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle açılacak davalar için malikinbaşvurusu üzerine idare ile malik arasında uzlaşma sağlanamazsa, uzlaşmazlıktutanağının tanzim edildiği ya da altı aylık süre uzlaşmaya davet olmaksızınsona ermişse bu tarihten itibaren üç aylık hak düşürücü süre öngörmektedir.
Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezunsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvencealtına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki işlem ve kuralların sürekli davatehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar vehukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ilehukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir dengegözetilmelidir. Dava konusu kuralla getirilen süre sınırlamasının amacınıngeçmişte meydana gelen hukuka aykırılıklarla ilgili uyuşmazlıkların tasfiyeedilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural geçici bir niteliktaşımaktadır. Getirilen süre sınırlamasının amacının kamulaştırmasız el atmayoluyla kamu hizmetine tahsis edilmiş olan taşınmazlara ilişkin ihtilaflarınbelli bir süre içinde çözümlenerek mülkiyet durumunun açıklığa kavuşturulmasınısağlamak olduğu açıktır. Kamu hizmetine tahsis edilen taşınmazların her an davatehdidi altında bulunması kamu hizmetlerinin aksamasına neden olacağındanaçılacak davalar için bir süre sınırı getirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.Öngörülen hak düşürücü süre malikin başvurusu üzerine başlayan uzlaşmasürecinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine işlemeye başlamaktadır. Üç aylıkhak düşürücü süre bireyler açısından dava açmak için yeterli düşünme vehazırlanma imkânı tanımaktadır. Bu nedenle, dava konusu kuralla getirilensürenin hak arama hürriyetine ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez. Ayrıca,bu sürenin hak aramayı aşırı derecede zorlaştıran ya da ortadan kaldıran,dolayısıyla hakkın özüne dokunan bir sınırlama olmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
c- Kalan Bölümü
Dava dilekçesinde, maliklerin öncelikle uzlaşma yoluna gitmekzorunda bırakılmalarının hak arama özgürlüğünün özünü zedeleyici nitelikteolduğu, diğer taraftan ikinci cümlede yer alan düzenlemelerin mahkemeye emirniteliği taşıdığı ve mahkemeler tarafından verilen tescile veya terkine ilişkinhükümlerin kesin olması nedeniyle kanun yollarına başvuru yolununkapatılmasının hak arama özgürlüğünü kısıtladığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralda, tazminat talep edilmesi halinde öncelikleuzlaşma yoluna gidilmesi öngörülmüş ve altı ay içinde uzlaşmaya varılamazsa yada idare tarafından uzlaşmaya davet olunmazsa ancak bundan sonra davaaçılabileceği belirtilmiştir. Ayrıca dava açılması halinde, fiilen el konulantaşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindekideğerinin mahkemece ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre tespitedileceği ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine vemalike tazminat ödenmesine hükmedileceği kuralına yer verilmiştir. Diğertaraftan tazminat davaları sonucunda mahkemeler tarafından verilen tescile veyaterkine ilişkin hükümlerin kesin olduğu belirtilerek bu kararlar açısındankanun yollarına başvuru yolu kapatılmış, hükmün yalnızca bedele ilişkin kısmıaleyhine temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hakların sınırlandırılmasındauyulacak ilkeler düzenlenmiş ve her temel hakkın ancak ilgili maddedegösterilen nedenlerle sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve herhangi birsınırlama nedenine yer verilmemiştir.
Anayasa'nın 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığıdüzenlenmiş ve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı öngörülmüştür.
Dava konusu kural, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılacakbaşvurularda hak arama özgürlüğünün çerçevesini çizmekte ve dava açmadan önceuyuşmazlık çözme yöntemlerinden biri olan uzlaşma yoluna gidilmesini zorunlututmaktadır. Yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişiminkolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle uyuşmazlıklarınçözümünde alternatif yöntemlere başvuru zorunluluğu getirilmesi yasamaorganının takdir yetkisi içindedir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarınabaşvuru zorunluluğu, bu yollar sırf kişilerin hak aramalarınıimkânsız hale getirmek amacıyla oluşturulmuş etkisiz ve sonuçsuz yöntemlerolmadığı sürece hak arama özgürlüğüne aykırı kabul edilemez.
Diğer taraftan, her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısındanuyulması zorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatifdoğasından kaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygunkullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklar hakkındakarar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Anayasa'nın 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu ve Anayasaya, kanuna vehukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kuralına yerverilmiştir. Bu nedenle kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminatdavalarını karara bağlarken mahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyenkuralların yargı bağımsızlığını ihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.
Ayrıca, adil yargılanma hakkı, her uyuşmazlığın zorunlu olarak ikiya da üç dereceli yargılamaya tabi olmasını gerektirmez. Anayasa'da ikidereceli yargılamayı zorunlu tutan bir kural olmadığı gibi Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin Türkiye'nin taraf olmadığı 7. Protokolü'nün 2.maddesi ile Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi HaklarSözleşmesi'nin 14. maddesinin beşinci fıkrasında yalnızca ceza davalarıaçısından iki dereceli yargılama öngörülmüş, hukuk davaları açısından ise ikidereceli yargılama zorunluluğu getirilmemiştir. Bu nedenle bazı hukukuyuşmazlıklarının usul ekonomisi vb. nedenlerle iki dereceli yargılamayakapatılması yasama organının takdir yetkisi içinde olup hak arama özgürlüğüneaykırılık oluşturmaz.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13., 36. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
3- Yedinci Fıkra
Dava dilekçesinde, uzlaşma yoluna başvuranlara ödenecek bedellerkonusunda herhangi bir bütçe kısıtlaması öngörülmemişken dava açılması halindehükmedilecek tazminatların ödenmesi için bütçeden belli bir pay ayrılması,bütçeden ayrılan payın yeterli olmaması halinde tazminatların ödenmesininyıllara sari olacak şekilde taksitlendirilmesinin öngörülmesi, ayrıca mahkemetarafından tazminata hükmedilmesi halinde tekrar uzlaşma teklif edilmesininmahkeme kararlarının uygulanmasını geciktirme ve mahkeme kararını değiştirmeanlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 138. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen yedinci fıkranın ilk üç cümlesinde, kesinleşenmahkeme kararlarına istinaden yapılacak ödemeler için idarelerin yılıbütçelerinde, sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden % 2 pay ayrılması,kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşmasıhalinde, ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak, garameten ve taksitlerlegerçekleştirilmesi, taksitlendirmede bütçe imkânları ile alacak tutarlarınındikkate alınması öngörülmüştür. Son cümlede ise kesinleşen mahkeme kararları ileilgili olarak idareye nakdi ödeme yerine yeniden uzlaşma teklif etme yetkisitanınmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasındasayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli birhukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum vetutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa vekanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine dedokunamaz.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilerek hak aramaözgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığıdüzenlenmiş ve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu kuralları da içerenGeçici 6. madde ile 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleri arasındakikamulaştırmasız el koymalar nedeniyle yapılacak tazminat talepleri ve açılacakdavalara ilişkin olup geçmişe yönelik bazı mağduriyetlerin giderilmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır. Hükmün gerekçesinde kamulaştırmasız el atılanbütün taşınmazlarla ilgili tazminat talebinde bulunulması halinde idarelerinbütçe kaynaklarıyla bu taleplerin karşılanması imkânsız olduğu gibi, kamuhizmetlerinin yürütülmesinde de büyük zorluklarla karşılaşılacağıbelirtilmiştir. Geçmişe yönelik mağduriyetleri gidermek üzere, kamuhizmetlerini aksatmayacak şekilde bütçeden belli bir pay ayrılarak ödemelerinbu pay üzerinden yapılmasını ve ayrılan payın talepleri karşılamaması halindeödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle ve garameten yapılmasınıöngören kuralın kamu yararı ile kişi hakları arasında makul bir denge kurmayıamaçladığı anlaşıldığından Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13., 36. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
4- Sekizinci Fıkranın Son Cümlesi
Dava dilekçesinde, iç hukuka ya da milletlerarası hukuka göreevvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüzödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdi ödeme yerine, Geçici 6. maddeninüçüncü fıkrasında belirtilen diğer uzlaşma yollarını önerme imkânı tanıyankuralın, idareye mahkeme kararlarını değiştirme ve yerine getirilmesinigeciktirme yetkisi verdiği belirtilerek Anayasa'nın 138. maddesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 6. maddenin sekizinci fıkrasının son cümlesinde, gerek içhukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonundahak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafındannakdi ödeme yerine, Geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen diğeruzlaşma yollarının teklif edilebileceği ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkinhükümlerine göre işlem yapılabileceği öngörülmüştür.
Anayasa'nın 138. maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmişve hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye vetelkinde bulunamayacağı, ayrıca yasama ve yürütme organları ile idareninmahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların ve idarenin mahkemekararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu düzenlemenin 9.10.1956ile 4.11.1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyleyapılacak tazminat talepleri ve açılacak davalara ilişkin olup geçmişe yönelikbazı mağduriyetlerin giderilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır. Kamuhizmetlerinin yerine getirilmesini aksatmamak amacıyla ulusal ya dauluslararası mahkeme kararıyla tazminat almaya hak kazananlara nakdi ödemeyerine idarelere uzlaşma teklifinde bulunma yetkisi tanıyan kural, mahkemekararlarının nasıl yerine getirileceğine ilişkin olup, mahkeme kararlarınıdeğiştirici ya da yerine getirilmesini geciktirici nitelikte olduğu söylenemez.Kaldı ki, uzlaşma teklifinin kabul edilmemesi halinde mahkeme kararının icraedilmesini engelleyen bir durum da yoktur.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 138. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
5- Onuncu Fıkra
Başvuru kararlarında, kuralın, kamulaştırmasız el atma yoluylataşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminatalacaklarını elde etmesini zorlaştırdığı belirtilerek Anayasa'nın 2., 5., 10.,11., 12., 13., 35., 90. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, kamulaştırmasız el atma nedeniyle ödenecektazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacaklarınınhaczedilemeyeceği hükmünü içermektedir.
Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı,birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olup, bireye emeğinin karşılığına sahipolma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır.Maddede, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, kamu yararıamacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Ayrıca, mülkiyethakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine dedokunamaz.
İtiraz konusu kural, 9.10.1956 ile 4.11.1983 tarihleriarasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatlarıntahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünüiçermektedir. Kanun'da bu amaçla idarelerin bütçelerinden belli bir payayrılması ve ödemelerin bu paylar üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilentazminat miktarını karşılamaması halinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılaraktaksitle ve garameten yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde kanunifaiz ödenmesi de kurala bağlanmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi geçmişeyönelik mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen istisnai nitelikteki budüzenlemenin amacı, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamuhizmetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan kaynaklarınınkorunmasıdır. Toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekildesürdürülebilmesi için zorunlu olan kamu hizmetlerinin kesintisiz bir biçimdeyürütülmesi, idarelerin belli ayni ve nakdi varlıklara sahip olmalarınabağlıdır. İdarelerin kamu hizmetlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğumalların haczedilmesi halinde bu hizmetlerin aksayacağı ya da hiç yerinegetirilemeyeceği açıktır.
Her ne kadar itiraz konusu kural nedeniyle bazı bireyler tazminatalacaklarını daha geç tahsil edebileceklerse de Kanun bu gecikme için kanunifaiz ödenmesini kurala bağlayarak kamu yararı ile birey hakları arasında makulbir denge kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle kamu hizmetlerinin aksatılmadanyerine getirilmesini güvence altına almak amacıyla birey haklarına getirilensınırlamanın ölçüsüz olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCANbu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 90. ve 138.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ileSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun veKanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Geçici 2.Maddesinin İncelenmesi
Başvuru kararlarında kuralın, Anayasa'da mülkiyet hakkı içinöngörülen güvenceleri ortadan kaldırarak kamulaştırma için öngörülen bütüngarantileri etkisiz hale getirdiği, kamu idarelerini kamu yararı için ihtiyaçduyulan taşınmazların kamulaştırılması yerine, kamulaştırmasız olarak el atmayayönlendirdiği, bu nedenle idarenin hukuka aykırı hareket etmesinin yolunuaçtığını belirterek Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 90. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, 2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddesinin4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el atma işlemlerine ilişkin olarak6111 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyleuygulanmasını öngörmektedir. 6111 sayılı Kanun, 25.2.2011 tarih ve 27846(Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Maddedeayrıca 4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerisebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarınaistinaden yapılacak tazminat ödemelerinde kullanılmak üzere,ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri içintahsis edilen ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılması öngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasındasayılan hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de devletin bütünişlemlerinde hukuka uygun hareket etme zorunluluğudur. Aynı şekilde hukukdevleti bireyler açısından öngörülebilir bir hukuk düzenini gerektirir.
Anayasa'nın 35. maddesinde birey özgürlüğü ile doğrudanilgili olan mülkiyet hakkı güvence altına alınmıştır. Ancak mülkiyethakkı sınırsız bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılmasımümkündür. Anayasa'nın 46. maddesinde de kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulanözel mülkiyetteki taşınmazların hangi koşullarda ve ne şekildekamulaştırılacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu özelmülkiyetteki taşınmazları edinme yolu kamulaştırma usulüdür.
2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddesi, 9.10.1956 ile 4.11.1983tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız el atmalara dayalı tazminattaleplerine uygulanacak kuralları öngörmektedir. Bu kuralda getirilendüzenlemeler, malikler açısından kamulaştırma için Anayasa'nın 46. maddesindeve 2942 sayılı Kanun'da öngörülen güvencelerden daha aleyhe kurallariçermektedir. 2942 sayılı Kanun'a göre, kamulaştırma kararı verilebilmesi içinöncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit ettirilmesi, uyuşmazlıkhalinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini istemesi gerekmektedir.Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya yatırılmasıyla kamulaştırma kararıkesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu idaresi kamulaştırma bedelini ödeyecekyeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma kararı alamayacaktır. Diğer taraftan,malikin kamulaştırma işlemi aleyhine idari yargıda dava açma hakkıbulunmaktadır. 2942 sayılı Kanun'da kamulaştırma bedellerinintaksitlendirilmesi belli hallere münhasır kılınmış ve bu hallerde detaksitlendirme süresinin beş yılı geçemeyeceği ve taksitlendirme halinde kamualacakları için uygulanan en yüksek faizin uygulanması kuralı yer almaktadır.
Geçici 6. maddede ise geçmişte idarelerce kamulaştırmasız elatılan taşınmazlarla ilgili olarak uzlaşma ve dava yoluna başvurma külfetimaliklere yüklenmiştir. Bu nedenle dava harçlarını ödeme yükümlülüğü demaliklerin üzerindedir. Diğer taraftan, hükmedilen tazminatın ödenmesi içinbütçeden belli bir pay ayrılması ve hükmedilen tazminatlar toplamının buödenekten fazla olması halinde ödemelerin taksitlendirilmesi öngörülmüştür.Anayasa'nın 46. maddesindeki taksitlendirme koşullarının bulunup bulunmadığınabakılmadığı gibi, sürenin beş yılı aşması ihtimali de vardır. Ayrıca,taksitlendirme halinde 3095 sayılı Kanun'a göre ödenecek olan kanuni faiz oranıkamulaştırmada uygulanacak olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizoranından daha düşüktür. Öte yandan, mahkeme kararından sonra idarelere tekraruzlaşma teklif etme yetkisi tanındığı gibi tazminatın ödenmesini sağlamak üzereidarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilmesi de yasaklanmıştır.
Geçmişe yönelik bazı mağduriyetlerin giderilmesi amacıylaçıkarılan ve istisnai nitelik taşıyan Geçici 6. maddedeki malik aleyhinehükümlerin geleceğe yönelik olarak uygulanması halinde kamulaştırma içinAnayasa ve Kanun'da öngörülen bütün güvenceler etkisiz kalabilecektir. Kuralla,Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 15 yıl boyunca 2026 yılına kadaridarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesine yolaçılmaktadır. Böylece idareler kamulaştırma yapmak yerine, hukuka aykırı olarakel atmak suretiyle taşınmazları elde edebileceklerdir. Böyle bir durumdadevletin hukuka bağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukukigüvenlik ve öngörülebilirlik de ortadan kalkacaktır. Bir hukuk devletindekanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik etmesi kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerineaykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerekiptal edildiğinden Anayasa'nın 5., 10., 11., 12., 13., 36., 90. ve 138.maddeleri yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma KanunundaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın;
A- Altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''sadece'' sözcüğünün yürürlüğünündurdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- Altıncı fıkrasının ''sadece'' sözcüğüdışında kalan bölümüne,
2- Yedinci fıkrası ile sekizinci fıkrasının son cümlesine,
yönelik iptal istemleri, 1.11.2012 günlü, E.2010/83, K.2012/169sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya, bölüme ve cümleye ilişkinyürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
1.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kanun, kanunhükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunlarınhükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlüktenkalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceğitarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığıgünden başlayarak bir yılı geçemez.' denilmekte, 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un Geçici 2. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksalboşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153.maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralıfıkrası gereğince bu maddeye ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'deyayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
VIII- SONUÇ
A- 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın:
1- İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''taşınmazın elkoyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak'' ibaresinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
2- Altıncı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan ''sadece'' sözcüğünün Anayasa'yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Birinci cümlesinde yer alan ''üç ay içerisinde'' sözcüklerininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nunkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- Yedinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Sekizinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
5- Onuncu fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI ileErdal TERCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un geçici 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
C- 6111 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin iptal edilmesinedeniyle, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddeye ilişkin İPTALHÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRAYÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
1.11.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
18.6.2010 günlü Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair5999 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen'geçici madde 6'nın son fıkrası ile gelen kural:
'Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyleidarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez' demektedir.
İtiraz yoluna başvuran mahkemeler, kamulaştırmasız el atma yoluile taşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerintazminat alacaklarının tahsilini zorlaştıran kuralın anayasaya aykırı olduğunuileri sürmektedirler.
Hukuk dünyamızda pek çok yasada devlet malları ile haczi caizolmadığı gösterilen malların haczolunamayacağının hüküm altına alındığıgörülmektedir.
Özel kanununda haczedilmezliğine ilişkin, 5393 sayılı BelediyeKanunu'nun 15. maddesinin son fıkrasında yer alan 'belediyenin proje karşılığıborçlanma yolu ile elde ettiği gelirler, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerindefiilen kullanılan mallar ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resmi veharç gelirleri haczedilemez' hükmü bir örnek olup bu kuralın 2007/37 E.,2010/114 K. sayılı dosyada denetimini yapan mahkememiz 6.7.2011 gün ve 27986sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 16.12.2010 tarihli 6/9 oy çokluğu ile verdiğiAnayasa'ya aykırılık bulunmadığı yolundaki red kararında;
'İtiraz konusu kuralla belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağıkapsamına alınarak belediyeden olan alacaklarını icra yolu ile tahsil etmekzorunda kalanlar bakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de,belediyelerin 5395 sayılı Kanunun 15. maddesinin son fıkrasının dışında gelirve varlıkları üzerine haciz işleminin yapılabilmesi imkanının bulunması,kişilerin bu hakkını tamamen ortadan kaldırmadığı ve hukuk devletinin korumasıaltındaki haklarını elde edebilme imkanlarının bulunduğunu göstermektedir.'Gerekçesini kullandığı görülmektedir.
Karşıoy haklarını kullanan üyeler yönünden bakıldığında iseözetle, mülkiyet hakkı kapsamında olduğu tartışmasız alacak hakkınınkullanılmasının engellenmesi, sadece kamu hizmetine tahsis edilmemiş mallarakarşı yönlendirilmesi, belediyenin başkaca mali kaynağı yok ise yargı kararıile ulaşılmış alacak hakkına erişmenin tümüyle engellenmesi kamu yararıgerekçesi ile hakkın kullanımının kullanılmaz hale getirilemeyeceği, A.İ.H.M.tütüncü ve diğerleri/Türkiye davasında, banka hesabı ve taşınmaza konan haczikaldıran kararın 1 nolu protokolun mülkiyetin korunmasına ilişkin 1. maddesiniihlal ettiğine ilişkin karar verdiği; Bu engellemenin kamu hizmetine özgülenmişmal ya da gelir bulunmadıkça kişilerin alacak haklarına kavuşma olanağı tümüylekaldırdığını, asıl ve önemli olanın alacağa kavuşmak olduğu, aksi engelleyenkuralın hak arama hürriyetinin özünü zedelemek, içini boşaltmak ve kullanılmazhale getirmek sonucunu doğurduğunu, çağdaş demokratik rejimlerde, kişinindevletine duyduğu güven ile maddi manevi varlığını geliştirebileceği ve temelhak ve özgürlüklerden ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı hukuk devletidüzeninde gerçekleşebileceği, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüdezorlaştırılmasının dahi kabul edilmesinin hukuk devleti ile bağdaşmadığını vebu nedenlerle karar katılmadıkları bu yakın tarihli içtihattan anlaşılmaktadır.
Çoğunluğun, alacağın tahsilinde her türlü yolun kapalı olmamasıbaşkaca belediye varlıkları üzerinde haciz işleminin hakka erişimi sağladığıyönünde ki red gerekçesi, karşı oylarda haczi kabil malı bulunmayan belediyeleryönünden hakka erişiminin önüne geçtiği hatta zorlaştırılmasının bile anayasalaykırılık inancını taşımaktadır. 5302 sayılı İl Özel İdareler Kanunu'nun 7.maddesinin son fıkrası, mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 19. maddesi 7.bendinde 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesi son fıkrası, İ.İ.K. 82.maddesinin 1. bendinde genelde, malların haczedilemeyeceğine ilişkin kurallarındenetiminde belediyelerin yüklendiği görevin toplumsal yaşamın zorunlugereksinimleri olup ayni ve nakdi varlığı gerektirdiği, sürekli ve düzenliyerine getirilebilme olanağının açık olması, haciz ile hizmetin görülmesineayrılmış kaynakların ve araçların ortadan kaldırılması ve hizmet ifasınınimkansız hale geleceği vurgulandığı görülmekte ise de, 4046 sayılı Kanun'ungeçici 18. maddesinde yer alan özelleştirme kapsamındaki kuruluşların her türlümal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceğine, konulmuş hacizlerin kalkıp,takiplerin düşeceğine ilişkin kuralın denetiminde, mahkeme, hak aramaözgürlüğünün sadece haklılığın saptanması değil bunun kişi yönünden sonuçdoğurması ile sağlanabileceğini alacağın ödenmemesi halinde borcu karşılayacakmalın haczedilip satılarak borcun ödenmesinin hak arama özgürlüğünün yaşamageçirilişinin somut bir örneği olduğu, bu özgürlüğün içinde hakka kavuşmasında,bu özgürlük Anayasa'nın 13. maddesi ile kamu yararı nedeniyle sınırlanabilirsede hak arama özgürlüğünü etkisiz hak getiren düzenlemenin demokratik toplumdüzeni gereği ile bağdaşmayacağı, ödeme konusunda başka bir güvenceyekavuşturmamanın hukuk güvenliğini zedelediğini belirttiği görülmektedir.
Netice olarak Anayasa Mahkemesi kararlarında; Kamu ve idarelerineait bazı malların haczedilmesinin yasaklanması anayasaya aykırı bulunmazken,bireyin alacak hakkını tahsil etmesini imkansız kılacak yasaklamayı da aykırıbulmuştur.2007/37 E., 2010/114 K. sayılı 16.12.2010 tarihli benzeri ancakhaczedilmezlik yasağı getiren kuralda Anayasal aykırılık bulmazken, Mahkemeninred kararının dayandığı en önemli yönün, bireyin belediye ait yasak dışındakalan haczedilebilir başkaca varlık bulma imkanına halen sahip olması hakkını eldeetmede en büyük hukuki güvence görmesi olduğu ÇOK AÇIKTIR.
Ancak, dava konusu kural, bir mahkeme kararı ile elde edilmişalacak hakkının tahsilinin cebir icra ile mümkün olamayacağını, belediyeye aitHİÇ BİR MAL, HAK VE ALACAĞIN haczedilemeyeceği mutlak yasağını getirmektedir.
Yukarıdaki tüm anlatımlar, hak ve özgürlüğün sınırına ilişkinanayasal ilkeleri ve içtihatların üzerine söz eklemeye gerek bıraktırmayacakkadar açık ve nettir.
Hukuka aykırı olarak bireylerin mülkiyet hakkına müdahale eden veyıllarca hukuka aykırı olarak kullanmaya devam eden idarelerin kesinleşenmahkeme kararlarıyla hükmedilen tazminatları keyfi olarak ödememekte ısraretmeleri halinde hiçbir şekilde mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyecek vemahkeme kararlarının infazının mümkün olamayacağı ortamı yaratan hukukaaykırılığı teşvik eder nitelikli, bireyi idare karşısında aciz, güçsüz,güvenliksiz bırakan adeta hak arama hürriyeti yolunu sonuç alınamayacağıdüşüncesiyle nafile uğraş ve mülkiyeti olduğu tartışmasız olan alacağınaerişmeyi engelleyen kural Anayasa'nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırı olduğugerekçesi ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOY YAZISI
18.6.2010 günlü 5999 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile KamulaştırmaKanunu'na eklenen Geçici 6. maddenin kimi ibare, tümce ve fıkralarının dava veitiraz yolu ile iptali istenmiştir.
1- Maddenin İkinci Fıkrasındaki 'taşınmazın el koyma tarihindekinitelikleri esas alınmak' İbaresinin İncelenmesi :
Geçici 6. maddenin ilk fıkrası ile 9.10.1956 ve 4.11.1983tarihleri arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya el konulan taşınmazlarlailgili olarak kamulaştırmasız el atmanın önlenmesi davası açılamayacağı, yalnıztazminat talebinde bulunulabileceği, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesinin esasolduğu hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada ise tazminat başvurusu üzerine,fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkınınmalikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değerinin, bu Kanun'un 8. maddesininikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle'taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak' ve Kanun'un 11. ve12. maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edileceği belirtilmiştir.İtiraz yoluna başvuran Mahkeme bu fıkradaki 'taşınmazın el koyma tarihindekinitelikleri esas alınmak' ibaresinin Anayasa'ya aykırılığı savıyla iptalini istemiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinin ilk fıkrasında, 'Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir'; ikinci fıkrasında da 'Bu haklar, ancak kamu yararıamacıyla kanunla sınırlanabilir' denilerek mülkiyet hakkı temel bir hak olarakgüvenceye alınmış, bu hakka sadece kamu yararı amacıyla ve yasayla müdahaledebulunulabilmesine izin verilmiştir. Mülkiyet hakkına yapılacak müdahale,sınırsız olmayıp, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hakkın özü, demokratiktoplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesiyle sınırlıdır.
Öte yandan, Anayasa'nın 46. maddesi ile 35. maddeye bir istisnagetirilerek kamu yararının gerektirdiği hallerde devlet ve kamu tüzelkişilerine karşılıklarını peşin ödemek koşuluyla özel mülkiyette bulunantaşınmaz malları kamulaştırma yetkisi tanınmıştır. 46. maddenin gerekçesinde,'özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların kamulaştırılması karşılığındahakkaniyete uygun ve âdil bir bedelin ödenmesi, hukuk teorisinde mülkiyetkavramının genişlemesi olarak adlandırılan bir mal varlığı değerinin bir başkamal varlığı değeri ile yer değiştirmesi anlamında kabul edildiğinden mülkiyethakkının Anayasa ile teminat altına alınmış olması kamulaştırma kavramına engelolmamaktadır. Kamulaştırma özel mülkiyete Devletin bir müdahalesidir. Bumüdahalenin bedelinin kesintisiz, nakden ve peşin olarak ödenmesi Anayasal birmecburiyet olarak kabul edilerek haklı görülebileceği kuralı getirilmiştir.Kamulaştırma bedeli hakkaniyete uygun ve adil olmak zorundadır.' denilerekkamulaştırma istisnai ve hukuki bir yol olarak öngörülmüştür.
Anayasa'nın 46. maddesindeki usul ve esaslara uyulmaksızın idaretarafından özel mülkiyetteki taşınmaz mallara el konulmasının hukuka aykırı bireylem olduğu tartışmasızdır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de kamulaştırmasızel atmanın hukuka aykırı olduğunu, hukuk devletinde kamu otoritelerinin kanunikamulaştırma usulünü terk ederek özel mülkiyete fiilen el koymasının hiçbirşekilde meşru görülemeyeceğini belirtmektedir. (Sarıca and Dilaver V- Turkey,Application No. 11765/05, 27 Mayıs 2010; Papamichahopoulos V. Greece,Application No. 14556/89, 24 Jun 1993. Series A, No 260-B) Bu eylemin hukukauygun hale getirilebilmesi için Anayasa'nın 35. ve 13. maddeleri uyarınca, kamuyararının gerekleri ile kişinin temel haklarının korunması arasında adil birdenge kurulması, idarenin keyfi davranışlarının önlenmesi gerekir.
İtiraz konusu kuralla fiilen el konulan taşınmazın değerininsaptanmasında, el koyma tarihindeki niteliklerinin esas alınmasınınöngörülmesi, Anayasa'nın 46. maddesi ile hukuka uygun kamulaştırmalar için kamuyararının gerekleri ile kişinin temel hakları arasında adil bir dengekurulabilmesi amacıyla benimsenen gerçek karşılığın ödenmesi ilkesinin göz ardıedilmesine yol açmaktadır. Böylece, Anayasa'nın 35. maddesi ile 13. maddesibağlamında, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, kişinin temelhakları karşısında kamu yararı gereklerine üstünlük tanıyan ölçüsüz birsınırlama söz konusu olmaktadır.
Kamu otoritesinin zamanında hukuki bir yol olan kamulaştırma yapmasıhalinde malikin, eşdeğer bir taşınmaz alması olanaklı iken yıllar sonrataşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınarak değer tespitiyapılması durumunda, bu imkândan yoksun bırakılarak zarara uğratılması, yalnızmülkiyet hakkını ihlâl etmekle kalmamakta hakkaniyete uygun adil bir hukukdüzeninin kurulması ve korunmasını içeren hukuk devleti ilkesiyle debağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibare, Anayasa'nın 2., 13. ve35. maddelerine aykırıdır.
2- Madde'nin Altıncı Fıkrasındaki 'üç ay' İbaresinin İncelenmesi :
Madde'nin altıncı fıkrasının ilk tümcesinde, 'İdare ve malikarasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzimedildiği veya ikinci fıkradaki sürenin (6 ay) uzlaşmaya davet olmaksızın sonaerdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminatdavası açılabilir' denilerek dava açılması için üç aylık hak düşürücü süreöngörülmüştür.
Anayasa Mahkemesi Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesinde yer alan20 yıllık hak düşürücü sürenin iptaline ilişkin 10.4.2003 günlü, E: 2002/112,K: 2003/33 sayılı kararında hukuka aykırı bir şekilde idare tarafından elkonulan bir taşınmazın belli bir süre geçmesiyle malikin dava açma hakkınınortadan kaldırılarak hiçbir bedel ödenmeksizin idareye geçmesi sonucunu doğuranhak düşürücü sürenin, mülkiyet hakkının özünü zedelediğini belirterek, kuralınAnayasa'nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Dava konusu kuralla hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına elkonulan kişiye hakkını elde edebilmesi için dava açma yükümlülüğü getirilipbunun üç ay gibi kısa bir süre ile sınırlandırılması, davanın açılmamasıdurumunda da hakkın tümüyle ortadan kaldırılması, hak arama özgürlüğünü ölçüsüzbiçimde sınırlandırdığı gibi, öncelikli hedefi insan haklarına dayanan adil birhukuk düzeni kurmak olan hukuk devletinde de kabul edilemeyecek biruygulamadır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerineaykırıdır.
3- Madde'nin Yedinci Fıkrasının İncelenmesi:
Madde'nin yedinci fıkrasında, 'Kesinleşen mahkeme kararlarınaistinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olmasıhalinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerden yüzde iki pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarınınayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması halinde, ödemeler, sonraki yıllara sariolacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede,bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince,3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkemekararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşmayolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göreişlem yapılabilir.' denilmektedir.
Fıkra'nın ilk üç tümcesiyle geçici 6. madde uyarınca uzlaşmayıseçenlerle dava yoluna başvuranlar arasında ayırım yapılarak, uzlaşmayıseçenlere ödenekten pay ayrılmasına gerek olmadan ödeme yapılmasına karşın davaaçanlara, yüzde iki payla sınırlı ödenek ayrılması, ayrıca bu ödeneğinyetmemesi durumunda ödemenin bütçe olanaklarına göre yıllara dağıtılaraktaksitlendirilmesinin öngörülmesi, dava açanların, uzlaşma yolunu seçenleregöre paralarını alma konusunda mağdur edilmelerine neden olacak bir düzenlemedir.
Anayasa'nın 46. maddesi ile hukuka uygun olarak yapılankamulaştırmalarda, ilke olarak gerçek karşılıkların peşin ödenmesi, istisnaentaksitle ödenmesi, bu durumda da taksitlendirme süresinin beş yılı geçmemesiöngörülmüşken dava konusu kural uyarınca kesinleşen mahkeme kararlarına göreyapılacak tazminat ödemesinin taksitlere ve üst sınır getirilmeksizin yıllaradağıtılması bunun da bütçe imkanlarının elverdiği ölçüde yapılabilmesi,Anayasa'nın 46. maddesi ile çelişki yaratırken, mahkeme kararlarının yerinegetirilmesinin geciktirilemeyeceğine ilişkin 138. maddesiyle debağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca, taksitlendirmedeödenmemiş bedeller için kamu alacaklarının ödenmesinde öngörülen en yüksek faizuygulanmakta iken dava konusu kural ile taksitli ödeme süresince kamualacaklarına uygulanacak faizden daha düşük olan kanuni faizin uygulanmasıöngörülmektedir. Böylece, hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına kamulaştırmasızel konulması halinde idare, hukuka uygun kamulaştırmaya göre daha avantajlıduruma getirilirken kişilerin büyük hak kayıplarına uğratılmaları Anayasa'nın2., 35. ve 46. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Fıkra'nın son cümlesi ile dava açmadan önce yasal bir gereklilikolarak uzlaşma yoluna başvuran ve uzlaşılamadığı için dava açmak zorundabırakılan malikin, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine yenidenuzlaşmaya zorlanması, mahkeme kararlarının geciktirilmeden uygulanması ilkesiniiçeren Anayasa'nın, 138. maddesine aykırı olduğu gibi, 2. maddesinde düzenleneneşitlik, adalet ve hakkaniyet temelinde hukukun üstünlüğüne dayanan hukukdevleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
4- Madde'nin Sekizinci Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi :
Geçici 6. maddenin sekizinci fıkrasının son tümcesinde, gerek içhukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonundahak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafındannakdi ödeme yerine, geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen diğeruzlaşma yollarının teklif edilebileceği ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkinhükümlerine göre işlem yapılabileceği belirtilmiştir.
Madde'nin yedinci fıkrasının son tümcesine ilişkindeğerlendirmeler doğrultusunda, bu hüküm de Anayasa'ya aykırıdır.
5- Madde'nin Son Fıkrasının İncelenmesi :
Geçici 6. maddenin son fıkrasında, 'Bu madde uyarınca ödenecektazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez'denilmektedir.
İdarelerin, yasalarla haczedilemeyeceği belirtilenler dışındakalan mal, hak ve alacakları haczedilebildiği halde, itiraz konusu kuraluyarınca sadece kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat alacaklarındabelediyelerin hiçbir mal, hak veya alacağı haczedilemeyeceğinden,belediyelerden alacaklı olan kişilerin haklarına ulaşmaları olanaksız halegelecektir.
16.12.2010 günlü E:2007/37, K:2010/14 sayılı karara ilişkinkarşıoy gerekçesinde de belirtildiği gibi kişilerin kesinleşmiş yargıkararlarıyla hüküm altına alınan ve mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacakhaklarına haciz yoluyla ulaşmalarının tümüyle engellenmesi, Anayasa'nın 35.maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Hak arama özgürlüğünün varlığının kabulüiçin, yalnız hakkın aranmasının güvence altına alınması yeterli olmayıp onaulaşılmasının da sağlanması gerektiğinden, yargı kararıyla kesinleşen biralacağın haciz yasağı nedeniyle tahsilinin engellenmesi, Anayasa'nın hak aramaözgürlüğüne ilişkin 36. maddesine de aykırıdır.
İnsanı bir değer olarak kabul eden çağdaş demokrasilerde, kamuyararı gerekçesiyle de olsa kişi haklarını tümüyle kullanılamaz halegetirebilecek düzenlemelere izin verilmemekte, bu konuda adil bir dengekurulmasına özen gösterilmektedir. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;'Tütüncü ve Diğerleri/Türkiye Davası'nda Belediye Meclisi Kararı ile işten çıkarılanişçilere, ödenmeyen maaş, sosyal haklar ve kıdem tazminatlarının ödenmesinehükmeden Diyarbakır İş Mahkemesi kararının gereği yerine getirilmeyerekkendilerine ödeme yapılmaması sonucu haciz istemleri kabul edilerekBelediye'nin banka hesapları ve bazı taşınmazları hakkında verilen hacizkararlarının, 1580 Sayılı Yasa'nın kamu mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin19. maddesi uyarınca iptal edilmesi üzerine yapılan başvuruyu inceleyen Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, 1 No'lu Ek Protokol'ün Mülkiyetin korunmasına ilişkin1. maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde ifade edilen demokratik hukukdevletinde, hakka ulaşılmasının olanaksız hale getirilmesi, kabul göremez. Bunagöre, kişilerin belediyelerden, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklananalacaklarını tahsil etmelerini tümüyle engelleyen kural, Anayasa'nın 2., 35. ve36. maddelerine ve mahkeme kararlarının geciktirilmeden uygulanmasını öngören138. maddesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle yukarıda 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı başlıklaraltında incelenen ve hukuka aykırı olarak mülkiyet hakkına el konulmasınameşruiyet kazandırdığı sonucuna varılan kuralların, Anayasa'ya aykırı olduğu veiptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Yasa'nın Geçici 2. maddesiyle ilgilikarar gerekçesine ise, Madde'nin yalnız ileriye yönelik bir düzenleme öngörmesinedeniyle değil kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem için de ilgilibölümlerde belirtilen Anayasa'ya aykırılıkları içermesi nedeniyle tümüyleAnayasa'ya aykırı olduğu kanısıyla farklı gerekçe ile katılıyorum. Bu durumda,Kural'ın iptali sonucunda yasa koyucu tarafından yeni bir düzenleme yapılmasınagerek bulunmadığı ve süre verilmesinin Anayasa'ya aykırı bir uygulamanındevamına yol açacağı düşüncesiyle süre verilmesine ilişkin çoğunluk görüşüne dekatılmıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
FARKLI VE KARŞIOY GEREKÇESİ
FARKLI GEREKÇE
4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddenin ikincifıkrasının birinci cümlesinde yer alan itiraz konusu''taşınmazın el koymatarihindeki nitelikleri esas alınmak '' biçimindeki ibareninincelenmesi:
Kuralda yer alan itiraz konusu ibare, 9.10.1956 ile 4.11.1983tarihleri arasında kamulaştırmasız olarak yapılan el atmalar nedeniyle açılacaktazminat davalarında tazminatın neler gözetilerek belirlenmesi gerektiğinidüzenlemektedir.
Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında 'Devletve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçekkarşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallarıntamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.' denilmektedir.
Görüldüğü üzere, Anayasa, kamulaştırmanın yapılabilmesi içindiğerlerinin yanında taşınmazın gerçek karşılığının (değerinin)ödenmesini de koşul olarak aramaktadır. Buna göre, itiraz konusuibarenin; taşınmazın el koyma (kamulaştırmasız el atma) tarihindeki nitelikleriesas alınırken, tazminat davasının açıldığı tarihte bu niteliklerde siyasal,kültürel ve ekonomik gelişmeler nedeniyle süreç içinde doğal olarak oluşan veöngörülebilen değer artışlarının gerçek değer hesabında dikkate alınarak,tazminatın buna göre belirleneceğini öngördüğünün kabul edilmesi gerekir.Ancak, bu suretle Anayasa'da aranan gerçek değerin belirlenebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.Bunun örnekle açıklanması gerekirse, kamulaştırmasız el atma tarihinde tarlaolan bir taşınmazın süreç içinde doğal olarak arsa olabileceğinin öngörülebilirolduğu kabul edildiğinde, dava tarihindeki gerçek değerin buna göre saptanmasıgerekir. Çünkü vaktiyle tarla olsa bile süreç içinde arsa vasfını kazanacağı otaşınmazın niteliğini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletinin adil olma vehakkaniyet ilkeleri ile 46. maddesindeki gerçek değer ölçüsü de bunu gereklikılar.
Açıklanan nedenle itirazın reddine ilişkin çoğunluk kararına bugerekçeyle katılıyorum
KARŞIOY GEREKÇESİ
2942 sayılı Kanun'un Geçici 6. maddenin son fıkrasında 'Bumadde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hakve alacakları haczedilemez.' denilmektedir.
Kural, Geçici 6. madde uyarınca ödenecek tazminatların tahsilindehaczi yasaklamaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında 'Herkes,meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkınasahiptir.' denilerek, hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır.
İcra takibinin belli bir aşamasını oluşturan haczin, cebri icranıngerçekleştirilmesini sağlayan vazgeçilmesi olanaksız bir kural olduğundaduraksama bulunmadığı gibi anayasal güvence altına alınan hak aramahürriyetinin gerçekleştirilmesini sağlayan niteliği de gözden uzaktutulmamalıdır.
İtiraz konusu kural uyarınca, kamulaştırmasız el atma nedeniyleyargı sürecinden geçerek ödenmesine karar verilen ve kesinleşen tazminatalacaklarının tahsili amacıyla idarelerin hiçbir mal,hak ya da alacağı haczedilemeyecektir.
Hak arama hürriyetinin, sadece haklılığın tespit edilmesindenibaret olmayan, hakkı elde etmeyi de kapsayan anayasal bir hak olduğunda vehukuki güvenliğin de bu suretle sağlanacağında kuşku bulunmamaktadır. İtirazkonusu kural ise tazminatların tahsilinde idarelerin hiçbir mal,hak ya da alacağının haczedilemeyeceğini öngörerek, hak aramahürriyetini sınırlamanın da ötesinde etkisiz hale getirmekte ve ödemenin şeklive zamanı ile ilgili başkaca bir güvenceye de yer vermemektedir. Kişilerihukuki güvenlikten yoksun bırakan ve hak arama hürriyetini adeta ortadankaldıran düzenleme bu haliyle Anayasa'ya aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerineaykırı olup iptali gerektiğinden, çoğunluğun redde ilişkin kararına katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na eklenen Geçici Madde 6'nın onuncu fıkrasında,kamulaştırmasız el atma nedeniyle ödenecek tazminatın tahsili sebebiyleidarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği öngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti, 5. maddesinde Devletintemel amaç ve görevleri, 35. maddesinde mülkiyet hakkı düzenlenmiştir.Anayasa'nın bu kuralları birlikte değerlendirildiğinde devletin vatandaşaödemekle yükümlü olduğu borcunu sırf devlet olmanın getirdiği olanaktanyararlanarak fiilen tahsil edilemez hale getirilmesi sonucunu doğuracak yasaldüzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Vatandaşın hakkını gasp etmenin, buna engeller çıkarmanın veyageciktirmenin, soyut bir kamu hizmeti gerekçesiyle bireyin somut haklarınınçiğnenmesinin çağdaş ve demokratik bir devlette yeri olamayacağı açıktır.Mahkeme kararları ile vatandaş lehine hükmedilen alacakların ödenmesindegecikilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de ihlalini oluşturduğu,nitekim Türkiye'ye karşı çok yüksek sayılara varan bu ihlallerin yol açtığımahkumiyetlerin azaltılması için 9.1.2013 günlü ve 6384 sayılı Kanun'un kabuledildiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle Anayasa'nın 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı olankuralın iptali gerektiği düşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi ile 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na eklenen geçici 6. maddenin onuncu fıkrasında; 'Bu maddeuyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak vealacakları haczedilemez' denilmektedir.
Madde hükmü ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazına elkonulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminat alacaklarınıelde etmesi zorlaştırılmaktadır.
Esasen 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin sonfıkrasında da; 'belediyelerin proje karşılığı elde ettiği gelirleri, belediyeyeyapılan şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ilebelediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerininhaczedilemeyeceği' öngörülmek suretiyle belediyeden alacaklı olanların,alacaklarının tahsilinde bir kısım sınırlar konulmuştur. Ancak itiraz konusukuralla, kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan ve mahkeme kararı sonucu doğantazminat alacaklarının belediyelerin hiçbir mal ya da alacağından haciz yoluylatahsili mümkün olmayacaktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiolarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alandaadaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırıdurum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açıkolan devlettir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği,kişilerin hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri içingereken her türlü önlemlerin alınmasını zorunlu kılar.
Anayasa'nın 35. maddesinde 'mülkiyet hakkı', 138. maddesinindördüncü fıkrasında ise 'mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu ve yerinegetirilmesinin geciktirilemeyeceği' düzenlenmiştir.
Bu durumda itiraz konusu kural kamu otoriteleri tarafından hukukaaykırı şekilde kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkından mahrumbırakılan kişilerin açtıkları dava sonucunda mahkeme kararı ile ödenmesinehükmedilen tazminatların tahsilini engellediğinden, bir hakkın elde edilmesi vemahkeme kararının uygulanması imkanı kalmamakta ve böylece hukuka aykırılığıteşvik etmektedir.
Açıklanan nedenlerle 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu'na, 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'la eklenen geçici 6. maddeninonuncu fıkrası hükmü Anayasa'nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırı olduğu veiptali gerektiği düşüncesi ile verilen karara karşıyım.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran mahkemeler, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyleeklenen Geçici 6. maddenin son fıkrasının, kamulaştırmasız el atma yoluylataşınmazına el konulan ve dava açarak tazminat kararı alan maliklerin tazminatalacaklarını elde etmesini zorlaştırdığı gerekçesiyle Anayasa'nın 2., 5., 10.,11., 12., 13., 35., 90. ve 138. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerekiptalini istemişlerdir.
İptali istenen Geçici 6. maddenin son fıkrası şu şekildedir: 'Bumadde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hakve alacakları haczedilemez.'
Mahkememizin çoğunluğu tarafından söz konusu hüküm, geçmişeyönelik mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen istisnai nitelikte bir kuralolduğu, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetlerininyürütülebilmesi için gerekli olan kaynakların korunmasını amaçladığı, bazı haksahipleri tazminat alacaklarını daha geç tahsil etmek zorunda kalsalar da, bugecikme için kanuni faiz ödenmesinin kurala bağlanarak makul bir dengeninkurulmaya çalışıldığı gerekçeleriyle, Anayasaya aykırı bulunmamıştır.
İptali istenen hükme göre hak sahipleri, kamulaştırmasız el atmanedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminat alacaklarının tahsilaşamasında, borçlu idarenin kamu hizmetine tahsis edilmeyenlerde dahil, hiçbirmalvarlığını haczettiremeyecek, kanunda öngörüldüğü şekilde, idareninalacaklarını ödemesini beklemek zorunda kalacaklardır.
Bilindiği gibi, haciz İcra ve İflas Kanunu m.78 vd gereğince,takibin kesinleşmesinden sonra, alacaklının, borçlunun borcuna yetecek kadarmalvarlığına, sattırıp bedelinden alacağını almak üzere hukuken elkonulmasınısağlayan bir cebri icra işlemidir. Bu açıdan haciz, mülkiyet hakkı ile ilişkiliolduğu gibi, hak arama hürriyeti ile de ilgilidir. Ancak Kanun koyucu, farklıamaçlarla pek çok kanunda borçlunun bazı malvarlığının haczedilemeyeceğinikabul etmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 82. maddesinde de devletmalları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallarınhaczolunamayacağı hüküm altına alınmıştır. Buradaki devlet malı kavramından,devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli idarelerin elinde bulunanve yönetimleri eski 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'na tabi olan mallaranlaşılmaktadır.
Yine 5993 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin son fıkrasındada 'Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlıbağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediyetarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.' hükmüyer almaktadır. Benzer şekilde diğer kanunlarda pek çok hüküm bulunmaktadır.
Kamu hizmetlerinin aksamaması için Kanun koyucu bu amaca tahsisedilen borçlu idarelere ait malvarlığının haczinin caiz olmadığını kabuletmiştir. Ancak bu nitelikte olmayan diğer malların haczini cevaz vermiştir ki,alacaklı da onunla tatmin olsun. Nitekim Anayasa Mahkemesi 20.9.2000 tarihli veE.1999/46, K.2000/25 sayılı kararında mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 19.maddesinin 7. bendinde yer alan '' belediye vergi ve resimleri ilehidematı âmmeye muhtas ve akar olamıyan emval ve eşyası üzerine hacizkonulmamak' kuralını incelemiş ve iptal talebini, '' İtirazkonusu kuralla, belediyelere ait hidematı âmmeye muhtas ve akar olmayan emvalve eşya üzerine haciz konulamayacağı belirtilerek mülkiyet hakkına sınırlamagetirilmiş ise de, akarı olan emval için haciz işlemi yapılabilmesiimkânının bulunması, kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığınıgöstermektedir. 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 1. maddesinde'Belediyeler, beldenin ve belde sakinlerinin mahalli mahiyette müşterek vemedenî ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef hükmi şahsiyettir.'denilmektedir. Aynı Yasa'nın 15. maddesi ile diğer maddelerinde belirtilenBelediyeye ait hizmetler, toplumun genel ve ortak gereksinimlerini karşılamakiçin kamu yararı gözetilerek yapılan, devamlı ve düzenli çalışmalardır.
Günümüzde kamu yararı, toplum yararı, ortak çıkar, genel yarargibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla anlatılmak istenen, bireyselçıkardan farklı ve onun üstünde ortak bir yarardır. Belediyelerin, devamlılıkgösteren hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan emval veya eşyaların haczekonu olabilmesinin, belediyelerin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamuyailişkin hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen birnetice doğuracağı kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilen sınırlamada amaçtoplum yararının üstün tutulmasıdır. Bu sınırlama dışında belediyealeyhine her türlü icra takibinin yapılabilmesi mümkündür. Bu nedenle,engellenmeden söz edilemeyeceği gibi haklı bir neden olmaksızın mahkemekararlarının yerine getirilmesinin geciktirilmesi olanağının borçlu idareniniradesine bırakılmış olduğu iddiası da yerinde değildir. Belirtilennedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 13., 35. ve 138. maddelerineaykırı değildir'gerekçesi ile iptal talebini reddetmiştir.
Yine , 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin sonfıkrasında yer alan 'Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla eldeettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılanmalları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerihaczedilemez.'şeklindeki hükmün iptali talebini inceleyen Mahkeme16.12.2010 tarih ve E.2007/37, K.2010/114 sayılı kararıyla, 'İtirazkonusu kuralla, belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağı kapsamına alınarakbelediyeden olan alacaklarını icra yoluyla tahsil etmek zorunda kalanlarbakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de, belediyelerin,5393 sayılı Kanun'un 15. maddesinin son fıkrasında belirtilenlerin dışındakigelir ve varlıkları üzerine haciz işlemi yapılabilmesi imkânının bulunması,kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığını ve hukuk düzenininkoruması altındaki haklarını elde edebilme imkânlarının bulunduğunugöstermektedir. '' gerekçesiyle talebi reddetmiştir.
Hak arama hürriyetinin, sadece dava açıp yahut takip yaparak,haklı olunduğunun tespit edilmesi ile yetindiğini, hakkın yerine getirilmesininkapsam dışı bırakıldığını söylemek mümkün değildir. Alacaklının hakkınıntespitinden sonra, onun icra edilmesi ve hak sahibinin hakkına kavuşması da hakarama hürriyetinin kapsamındadır. Para borçlarında da borçlunun borcunuödememesi halinde, borcu karşılayacak kadar malının haczedilip satılarak borcunödenmesi, hak arama hürriyetinin hayata geçirilişinin somut bir örneğidir. Budurum, mülkiyet hakkının da bir gereğidir.
Mülkiyet hakkı da, hak arama hürriyeti de Anayasa'nın 13.maddesinde öngörülen 'kamu yararı' nedeniyle sınırlandırılabilir; ancak buamaçla dahi olsa, her iki hakkı da etkisiz hale getiren bir kural demokratiktoplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz. Kesinleşmiş bir alacağın, cebri icrayoluyla tahsil edilmesinin, borçlunun hiçbir malvarlığının haczine izinvermeyerek tümüyle engellenmesi hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkı ilebağdaşmaz. İptali istenen kuralla borçlu idarelerin hiçbir malvarlığının haczineizin verilmeyerek, hak sahiplerinin mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyetleriölçüsüz bir şekilde sınırlandırılmış, bununda ötesinde etkisiz halegetirilmiştir.
Hak sahipleri, mahkeme kararıyla alacaklarını hüküm altınaaldırmalarına rağmen, idarenin hiçbir malvarlığının haczine izin vermeyerek,alacaklının alacağının tahsil edilmesinin engellenmesi, alacaklının tümüyleborçlu idarenin insafına terk edilmesi sonucunu doğurduğu, bu nedenle Anayasam.2 gereğince hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği gibi, mahkemekararının da etkisiz hale getirilmesi sonucunu doğurduğundan, Anayasa'nın 138.maddesinde düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine de aykırılık teşkiletmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu'na 18.6.2010 günlü, 5999 sayılı Kanun'un 1. maddesiyleeklenen Geçici 6. maddenin son fıkrası Anayasa'nın 2., 13., 35., 36. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunlukgörüşüne katılmıyoruz.
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN