ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2011/29
Karar Sayısı : 2012/49
Karar Günü : 30.3.2012
R.G. Tarih-Sayı :01.01.2013-28515
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (CumhuriyetHalk Partisi) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri K. Kemal ANADOL, M.Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 9.2.2011 günlü, 6110sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A- İptal davası ile ilgili ilk ve esas incelemelerinde, 2949 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. ve47. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın reddine;
B- 1- 1. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982günlü, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 13. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının,
b- (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''yeterikadar üye'' ibaresi ile üçüncü ve dördüncü cümlelerinin,
2- 2. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 17.maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının,
b- (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,
3- 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 27.maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafının,
4- 5. maddesiyle değiştirilen 14.4.1982 günlü, 2659 sayılı AdlîTıp Kurumu Kanunu'nun 4. maddesinde yer alan ''hizmetin gerektirdiğiyönetmelikte belirtilen birim ve müdürlüklerden '' ibaresinin,
5- 7. maddesiyle değiştirilen 4.2.1983 günlü, 2797 sayılıYargıtay Kanunu'nun 5. maddesinin,
6- 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14.maddesinin birinci fıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendiaralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hükümbulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdakiesaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümükarar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla BüyükGenel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısınıaynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifiüzerine değiştirerek de onaylayabilir.' bölümünün,
7- 9. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 40.maddesinin birinci fıkrasının 'Üye sayısının yeterli olması halinde birdenfazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyetteyer alan en kıdemli üye başkanlık eder.' biçimindeki ikinci ve üçüncücümlelerinin,
8- 10. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'a eklenen 53/A maddesininikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan ''ilk derece ve bölge adliyemahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak'' ibaresinin,
9- 11. maddesinde yer alan '' (2) sayılı listede yeralan kadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına aitbölümüne, '' ibaresi ile '' (4) sayılı listede yer alankadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin Yargıtay Başkanlığına aitbölümüne, '' ibaresinin ve bu ibarelere bağlı olarak 6110 sayılı Kanun'aeklenen (2) ve (4) Sayılı Listelerin,
10- 12. maddesiyle 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'na eklenen 93/A maddesinin birinci fıkrasının,
11- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyledeğiştirilen 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun573. maddesinin birinci fıkrasının 'Hâkimlerin yargılama faaliyetlerindendolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davasıaçılabilir.'biçimindeki birinci cümlesinin,
12- Geçici 1. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının,
13- Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde yer alan ''Devlet aleyhine '' ibaresi ile (2) ve (3)numaralı fıkralarının,
14- 16. maddesinin Yargıtay, Danıştay ve yargı yetkisiyönlerinden,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 6., 7., 9., 10., 36., 37., 123.,138., 141., 142., 154. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına;
karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
9.2.2011 günlü, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun'un:
1- 1. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un dava konusukuralları da içeren 13. maddesi şöyledir:
'Daireler
Madde 13- 1. (Değişik: 9/2/2011-6110/1 md.)Danıştay; ondördü dava, biri idari daire olmak üzere onbeş daireden oluşur.
2. (Değişik: 9/2/2011-6110/1 md.) Her dairede birbaşkan ile yeteri kadar üye bulunur. Heyetler bir başkan vedört üyenin katılmasıyla toplanır, salt çoğunluk ile karar verir. Üyesayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Budurumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlıkeder. Müzakereler gizli yapılır.
3. Dairelerde yeteri kadar tetkik hakimi bulunur.
4. Her dairede, ayrıca bir yazı işleri müdürünün yönetimialtında bir kalem bulunur. Kalem, yazı ve tebliğ işlerini yürütür.'
2- 2. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un dava konusukuralları da içeren 17. maddesi şöyledir:
'İdari ve vergi dava daireleri kurulları
Madde 17- (Değişik: 2/6/2004-5183/3 md.) 1. (Değişik:9/2/2011-6110/2 md.) İdari Dava Daireleri Kurulu, idari davadairelerinin başkanları ile üyelerinden; Vergi Dava Daireleri Kurulu, vergidava dairelerinin başkanları ile üyelerinden oluşur.
2. Dava daireleri kurullarına Danıştay Başkanı veyavekillerinden biri; bunların yokluğunda daire başkanlarından en kıdemlisibaşkanlık eder.
3. (Değişik: 9/2/2011-6110/2 md.) Toplantı vegörüşme yeter sayısı İdari Dava Daireleri Kurulu için otuzbir, Vergi DavaDaireleri Kurulu için ise onüçtür. İdari dava daireleri ile vergi davadairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veyaitiraz yoluyla incelenmesinde ve iki dava dairesinin birlikte yapacağıtoplantıda verilen kararların incelenmesinde, bu dairelerde karara katılmışolanlar idari ve vergi dava daireleri kurullarında bulunamazlar.
4. Bu toplantılarda hazır bulunanlar çift sayıda olursa enkıdemsiz üye kurula katılamaz.
5. Bu kurullarda kararlar oyçokluğu ile verilir.
6. Her kurula yeteri kadar tetkik hakimi verilir. Ayrıca biryazı işleri müdürlüğü bulunur.'
3- 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un dava konusukuralı da içeren 27. maddesi şöyledir:
'Dava dairelerinin görevleri
Madde 27- (Değişik : 9/2/2011-6110/4 md.) Davadairelerinden Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu daireler vergi davadairesi; diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapar.
İdari dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarındaişbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığıtakdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslaruyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karartasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Genel Kurulunonayına sunulur. Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceğigibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek deonaylayabilir.
1. İptal davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar yönünden,daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde uyuşmazlığın kaynaklandığımevzuat esas alınır.
2. Tam yargı davaları yönünden işbölümü;
a) Zarara neden olan idari işlemden doğan uyuşmazlığı çözmeklegörevli daireye göre,
b) Zarar idari eylemden kaynaklanmışsa hizmetin niteliğine göre,
belirlenir.
3. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlere ilişkindavalarda vergi dava daireleri arasındaki işbölümünün belirlenmesindeuyuşmazlığın kaynaklandığı mevzuat esas alınır.
4. Temyiz incelemesi yapmakla görevli daire, aynı konuda ilkderece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalara bakmak ve olağanüstükanun yolları incelemelerini de yapmakla görevlidir.
5. İdare mahkemeleri arasında görev ve yetkiye ilişkinuyuşmazlıklarda ve bağlantılı davalarda merci tayini, uyuşmazlığın esasınıçözümlemekle görevli idari dava dairesince yapılır.
6. Vergi mahkemeleri arasında görev ve yetkiye ilişkinuyuşmazlıklarda ve bağlantılı davalarda merci tayini, uyuşmazlığın esasınıçözümlemekle görevli vergi dava dairesince yapılır.
7. İşbölümünde idari ve vergi dava dairelerinden herhangibirinin görevinde olduğu belirlenmemiş davalara bakmak üzere birer idari vevergi dava dairesi görevlendirilir.
8. İşbölümünde aynı mevzuattan kaynaklanan uyuşmazlıklarınbirden fazla dairede çözümlenmesi konusunda farklı esaslar belirlenebilir.
Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışma ilekarşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından birdengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında ikinci fıkrada belirlenenusule göre bir kısım işler başka daireye verilebilir.
Bu madde uyarınca alınan kararlar Resmî Gazetede yayımlanır veyayımı izleyen ay başından itibaren uygulanır.'
4- 5. maddesiyle değiştirilen 2659 sayılı Kanun'un dava konusukuralı da içeren 4. maddesi şöyledir:
'Adli Tıp Kurumu Başkanlığı:
Madde 4- (Değişik: 9/2/2011-6110/5 md.) AdlîTıp Kurumu Başkanlığı, adlî tıp uzmanı bir Başkan ve en az ikisi adlî tıpuzmanı olmak üzere beş başkan yardımcısı ile hizmetin gerektirdiğiyönetmelikte belirtilen birim ve müdürlüklerden oluşur.'
5- 7. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un davakonusu 5. maddesi şöyledir:
'Daireler:
Madde 5- (Değişik: 9/2/2011-6110/7 md.) Yargıtayda yirmiüç hukuk,onbeş ceza dairesi ve her dairede bir daire başkanı ile yeteri kadar üyebulunur.'
6- 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un dava konusukuralı da içeren 14. maddesi şöyledir:
'Dairelerin görevleri:
Madde 14- (Değişik: 9/2/2011-6110/8 md.) Hukuk daireleri ile cezadaireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlardabaşkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karartasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır.Hazırlanan işbölümü karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilânedilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul,işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en azüçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir. Buiş için toplanan Yargıtay Büyük Genel Kuruluna Birinci Başkan, birincibaşkanvekilleri, daire başkanları, üyeler ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veYargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili katılabilir. Toplantı yeter sayısı üye tamsayısının salt çoğunluğu, karar yeter sayısı ise katılanların saltçoğunluğudur. Oylarda eşitlik hâlinde Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğusağlamış sayılır.
Hukuk dairelerinde:
a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde mahkemekararındaki nitelendirme esas alınır.
b) Bir davadaki uyuşmazlık konusu, taraflar arasındaki hukukîilişkinin aslına değil de bu ilişkiden doğan diğer isteklerle ilgili ise temyizincelemesi asıl hukukî ilişkiye ait hüküm ve kararları incelemekle görevlidairece yapılır.
c) Bir davada birden fazla hukuk dairesinin görevine girenuyuşmazlık söz konusu ise temyiz incelemesi uyuşmazlığı doğuran asıl hukukîilişkiye ait hüküm ve kararları inceleyen dairece yapılır.
d) Bir davada uyuşmazlık konusu hukukî ilişki birden fazladairenin görev alanına giren karma sözleşmeye yahut birden ziyade sözleşmetürüne ayrı ayrı dayanıyorsa temyiz incelemesi bunlardan 22/4/1926 tarihli ve818 sayılı Borçlar Kanunundaki özel sözleşme türüne ilişkin davalara ait hükümve kararları incelemekle görevli dairece yapılır.
e) Bir sözleşme ile ilgili alacak ve tazminat davalarının temyizincelemesini yapmakla görevli daire, bu sözleşme türüne ilişkin tespitdavalarının temyiz incelemesini de yapmakla görevlidir.
f) Bir dava dosyasının incelenerek eksikliklerinin giderilmesindensonra geri çevrilmesi için mahalline gönderilmesi veya duruşmasının olması odosyanın görevli daireye gönderilmesine engel teşkil etmez.
g) Özel kanunlardan doğan ve ayın davası açılması imkânıbulunmayan durumlarda açılan tazminat davaları ile 18/6/1927 tarihli ve 1086sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 186 ncı maddesi hükmündenyararlanılmak suretiyle tazminata dönüştürülen davalara ilişkin olarak verilenhüküm ve kararların temyiz incelemesi ayın uyuşmazlığını inceleyecek daireceyapılır.
h) İşbölümünde hukuk dairelerinden herhangi birinin görevindeolduğu belirlenmemiş davalara bakmak üzere bir daire görevlendirilir.
Ceza dairelerinde:
a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılanbelgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuzolduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir.
b) Çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeyeyetkili olan daire görevlidir.
c) Temyiz davasına bakmakla görevli olan daire, Yargıtayın ilkderece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalar ile olağanüstü kanunyollarına ilişkin davalara bakmakla da görevlidir.
d) Hüküm veren dairenin, Ceza Genel Kurulu kararına uymayarakkendi kararında direnmesi hâlinde Ceza Genel Kurulunca verilecek ikinci kararkesin olup, ilgili dairece uyulması zorunludur.
e) İşbölümünde ceza dairelerinden herhangi birinin görevindeolduğu belirlenmemiş davalara bakmak üzere bir daire görevlendirilir.
Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışma ilekarşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından birdengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında birinci fıkrada belirlenenusule göre bir kısım işler başka daireye verilebilir.
Bu madde uyarınca alınan kararlar Resmî Gazetede yayımlanır veyayımı izleyen ay başından itibaren uygulanır.'
7- 9. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un dava konusukuralları da içeren 40. maddesi şöyledir:
'Dairelerin çalışması:
Madde 40- (Değişik birinci fıkra: 9/2/2011 - 6110/9 md.) Dairelerheyet hâlinde çalışır, heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıylatoplanır. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyetoluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan enkıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işi müzakere eder ve saltçoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder.
Görüşmeye katılan başkan ve üyelerin adları mahallerinegönderilecek karar örneklerine de yazılır. Karar çoğunluk ile verilmişse karşıoy yazısı, kararların asıl ve örneklerinde gösterilir.
Yargıtay incelemesi için dairelere gelen dosyalar bekletilmeksizingörev ve iş bölümü, temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz istemininsüresi içinde olup olmadığı, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleriyönlerinden ön incelemeye tabi tutulur.
Ön inceleme sırasında, temyiz incelemesinin başka daireye aitolduğu, temyiz kabiliyetinin bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içindeolmadığı, temyiz şartının yerine getirilmediği veya diğer usul eksiklikleribulunduğu saptanan dosyalar dairede öncelikle incelenip karara bağlanır.
Yukarıdaki fıkralar, özel hükümler saklı kalmak üzere Hukuk veCeza Genel Kurulları çalışmalarında da uygulanır.'
8- 10. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'a eklenen ve dava konusukuralı da içeren 53/A maddesi şöyledir:
'Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü ve Görevleri
Madde 53/A- (Ek: 9/2/2011 - 6110/10 md.) Bilgiİşlem Merkezi, Yargıtay Birinci Başkanlığına bağlı olarak görev yapar ve birmüdür yönetiminde yeteri kadar şef, mühendis, programcı, çözümleyici,bilgisayar işletmeni, veri hazırlama ve kontrol işletmeni ile teknisyendenoluşur.
Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Yargıtay Başkanlığında bilgi işlem sistemini ilk dereceve bölge adliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak kurmak,işletmek, bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak, bilgi işlem sistemleriile ilgili teknolojileri ve gelişmeleri takip ederek ihtiyaçlara göre gerekligüncellemeleri yapmak, Yargıtay Başkanlığının ihtiyaçlarına göre projelerüreterek yazılım geliştirmek ve güncellemek.
b) Gerektiğinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının geliştirmişolduğu yazılımlarla uyumunu sağlamak, uluslar arası kapsamda, sistemler arasıçevrim içi ve çevrim dışı veri akışını ve koordinasyonu sağlamak, bilişimteknolojileri ile ilgili ulusal ve uluslararası faaliyetlerde Yargıtay BirinciBaşkanlığınca verilen görevleri yerine getirmek.
c) Yargıtayın faaliyet alanına ilişkin olarak hazırlanan karar,mevzuat, genelge, görüş, metin ve belgelerin, Türkiye'nin üyesi olduğu ve yargıyetkisi tanınan uluslararası mahkeme kararlarının, kullanıcıların hizmetinesunulması için gerekli desteği sağlamak.
d) Yargıtay Başkanlığı bilgi sistemlerinde güvenlikpolitikalarının usul ve esaslarının belirlenmesi, uygulanması ve güncellenerekdenetlenmesini sağlamak.
e) Bilgisayar ve bilgi sistemlerinin kullanılmasında YargıtayBaşkanlığınca çıkartılacak esasları hazırlamak, Yargıtayın tüm birimlerindegörev yapan bilgisayar kullanıcılarının talepleri de dikkate alınarak gereklieğitimlerini sağlamak.
f) Yargıtay Başkanlığı tarafından verilen benzeri görevleriyapmak.'
9- Dava konusu kuralları da içeren 11. maddesi ile Kanun'a ekli(2) ve (4) sayılı listeler şöyledir:
'MADDE 11- Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alankadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve UsulüHakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin, (2)sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelinDanıştay Başkanlığına ait bölümüne, ekli (3) sayılı listede yer alankadrolar ihdas edilerek Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin eki (I) sayılı cetvelin, (4) sayılı listede yer alankadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin Yargıtay Başkanlığına aitbölümüne, (5) sayılı listede yer alan kadro ise ihdas edilerek Genel Kadrove Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Adlî TıpKurumuna ait bölümüne eklenmiştir.
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU: DANIŞTAY BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
(MESLEK MENSUPLARI)
Unvanı
Derecesi
Adedi
Toplam
Daire Başkanı
1
2
2
Üye
1
59
59
Savcı
5
20
20
Tetkik Hâkimi
5
30
30
Tetkik Hâkimi
6
30
30
TOPLAM
141
141
(4) SAYILI LİSTE
KURUMU: YARGITAY BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
(MESLEK MENSUPLARI)
Unvanı
Derecesi
Adedi
Toplam
Daire Başkanı
1
6
6
Üye
1
131
131
TOPLAM
137
137
10- 12. maddesiyle, 2802 sayılı Kanun'a eklenen ve dava konusukuralı da içeren 93/A maddesi şöyledir:
'Tazminat davaları:
Madde 93/A- (Ek : 9/2/2011 - 6110/12 md.) Hâkimve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıklarıişlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle:
a) Ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.
b) Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerinedayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz.
Devlet aleyhine açılacak tazminat davası ancak dava konusu işlem,faaliyet veya kararın dayanağı olan;
a) Soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dairkararın veya kamu davası açılmış ise kovuşturma sonucunda verilen hükmün,
b) Dava sonunda verilen hükmün,
kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabilir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın veya hükmünkesinleşmesinden önce, hâkim veya savcının söz konusu işlem, faaliyet veyakararıyla ilgili olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiylegörevini kötüye kullanmaktan mahkûmiyeti hâlinde ise tazminat davası bu hükmünkesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde açılabilir.
Devlet, ödediği tazminattan dolayı, tazminat davasına konu işlem,faaliyet veya kararla ilgili olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmeksuretiyle görevini kötüye kullanan hâkim veya savcıya rücu eder.
Kanun yoluna başvurulması için miktar veya değere ilişkin olaraköngörülen sınırlamalar, hâkim ve savcıların işlem, faaliyet veya kararlarınadayanılarak açılan her türlü tazminat ve rücu davalarında uygulanmaz.
Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgiliolarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlükararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılacak tazminat davaları ile rücudavalarında bu madde hükümleri; bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde iseilgisine göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunuhükümleri uygulanır.
Bu madde hükümleri;
a) Yüksek mahkemelerin başkanları, başkanvekilleri, dairebaşkanları ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısıve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin bir soruşturma, kovuşturma veyadavayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleriher türlü kararlar,
b) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu müfettişleri ile adaletmüfettişlerinin, yetkilerini kullanırken yaptıkları işlem, yürüttüklerifaaliyet veya verdikleri her türlü kararlar,
nedeniyle açılacak tazminat davaları hakkında da uygulanır.'
11- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyledeğiştirilen, 1086 sayılı Kanun'un dava konusu kuralı da içeren 573. maddesi şöyledir:
'Hakimlerin mesuliyeti
Madde 573- (Değişik cümle: 9/2/2011 - 6110/14 md.) Hâkimlerinyargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devletaleyhine tazminat davası açılabilir:
1- İki taraftan birini tesahüp ve iltizam veya garez venefsaniyet dolayısiyle diğeri aleyhine kanuna ve adalete mugayir bir hüküm vekarar verilmiş olması,
2- Kabili tevil ve izah olmıyacak surette vazıh ve sarahatikatiyei kanuniyeye mugayir karar verilmiş olması,
3- Muhakeme zabıtnamesinde mevcut olmıyan sebebe binayihükmedilmiş olması,
4- Muhakeme zabıtnameleriyle kararların tağyir ve tahrifedilmiş ve söylenmiyen bir sözün hüküm ve karara müessir olacak surettesöylenmiş gibi gösterilmiş olması,
5- İta veya temin veya vadolunan menfaat dolayısiyle mugayirikanun hüküm verilmiş olması,
6- İhkakı haktan istinkafolunması,
7- (Ek: 14/12/1929 - 1539/1 md.) Memuriyet vazifesini yapmaktaihmal ve terahi gösterilmesi veya kanuna göre verilen emirlerin makbul birsebep olmaksızın yapılmaması.'
12- Dava konusu kuralları da içeren Geçici 1. maddesi şöyledir:
'GEÇİCİ MADDE 1- (1) Danıştay Başkanlık Kurulu ileYargıtay Başkanlar Kurulu, bu Kanunla ihdas edilen üye kadrolarına seçimyapılmasından ve dairelerde çalışacak üyelerin belirlenmesinden itibaren bir ayiçinde toplanarak daireler arasındaki işbölümüne ilişkin karar tasarısınıhazırlar, Danıştayda Genel Kurulun ve Yargıtayda Büyük Genel Kurulun onayınasunar. Danıştayda Genel Kurulun, Yargıtayda Büyük Genel Kurulun işbölümününonaylanmasına ilişkin kararları Resmî Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girinceyekadar bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki işbölümüne ilişkin hükümleruygulanmaya devam olunur.
(2) Daha önce başka dairelerde görülmekte olup da dairesideğiştirilen dava dosyaları mevcut hâlleriyle ilgili daireye gönderilir.
(3) Bu Kanunla Yargıtayda ihdas edilen üye kadrolarına seçimyapılmasından itibaren onbeş gün içinde Birinci Başkanlık Kurulu yenidenbelirlenir. Üyelerin hangi dairelerde görev yapacağını, dairelerin iş durumunuve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, oluşturulan yeni Başkanlık Kurulubelirler.'
13- Dava konusu kuralları da içeren Geçici 2. maddesi şöyledir:
'GEÇİCİ MADDE 2- (1) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununun 573 üncü maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücudavalarında;
a) Hâkimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgiliolarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlükararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davası,Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunenonlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı YargıtayHukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğukararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulunilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğukararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır.
b) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminatdavasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.
c) Bu davalar ilgili hâkime resen ihbar edilir.
(2) Hâkimler ve Savcılar Kanununa bu Kanunla eklenen 93/A maddesiile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu Kanunla değiştirilen 573 üncü maddesihükümleri bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Görülmekte olan davalar,
b) Kesinleşmemiş hükümler,
c) Miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yolunagidilemediği için kesinleşen hükümler,
bakımından da uygulanır ve davaya Devlet aleyhine devam olunur.
(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen ve miktarveya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulamayanhükümler için, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içindetemyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulabilir. Bu fıkra uyarınca yapılankanun yolu başvuruları üzerine verilen kararlar, tahsil edilmiş tazminatbedelinin geri istenmesi hakkını doğurmaz.
(4) Görevli mahkemede Devlet aleyhine devam olunacak davada,temyiz ve karar düzeltme incelemesinde ilk olarak Hâkimler ve SavcılarKanununun 93/A maddesinde öngörülen dava şartlarının mevcut olup olmadığınabakılır. '
14- Dava konusu kuralı da içeren 16. maddesi şöyledir:
'MADDE 16- Bu Kanun hükümlerini BakanlarKurulu yürütür.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 9., 10.,36., 37., 123., 138., 141., 142., 154. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR,Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, BurhanÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI veErdal TERCAN'ın katılımlarıyla 30.3.2011 gününde yapılan ilk incelemetoplantılarında öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇhakkındaki reddi hakim talebi görüşülmüştür.
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın 15.2.2011tarihli bir gazetede (Radikal) yayımlanan söyleşisinde 'Yüksek yargınınbugün içinde bulunduğu durumda yıllardır yargıdaki birikimi gidermek için çabaharcamamış olmasının payı olduğunu, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının bugünedek üyeleriyle yargıdaki birikmeyi nasıl çözeceklerine dair bir toplantıyapmadıklarını öne sürerek 'Üzülerek söyleyeyim, yüksek yargı bugüne dekuyumaktan başka bir şey yapmadı. Belli günlerde konuşma yapıp mesaj verereksorun çözülmüyor' dediği ve böylece Anayasa Mahkemesi'nde bulunan dava ileilgili olarak kanaat beyan etmenin dışında, 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin birincifıkrasında belirtilen tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan söz vedavranışlarda bulunduğu, 6110 sayılı Kanun'un genel gerekçesi ile AnayasaMahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın gazetedeki beyanlarının örtüştüğü, dolayısıyla2949 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasının beşinci bendindebelirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın istişari mütalaa vekanaat beyan etmiş olduğu davaya bakamayacağı, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün32. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, Mahkemeyegelmesi muhtemel güncel konular hakkında sözlü veya yazılı olarak görüşlerinibelirtemeyecekleri, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın önüne gelmesimuhtemel güncel bir dava ile ilgili görüş beyanında bulunduğu ve subjektifolarak tarafsızlığını kaybettiği belirtilerek ilk inceleme ve esas aşamasındadavaya katılarak karar veremeyeceği ileri sürülmüş ve öncelikle bu husustakarar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Hakimin reddi kurumu, hakimin bakacağı davada tarafsızlığınısağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla dailişkilidir. Nitekim herkesin, kanuni ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanmahakkı bulunmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, hakimin tarafsız kalamayacağıvarsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda, hakimin kendimahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir davaya bakamayacağı veyareddedilebileceği kabul edilmiştir.
2949 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasının beşincibendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişari mütalaa ve kanaatbeyan etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları; 47. maddesinin birincifıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin tarafsız hareketedemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin dava açılmadan veya iş Mahkemeyegelmeden önce mevcut olduğu iddiası ile reddolunabileceği; Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü'nün 32. maddesinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin,Mahkemeye gelmesi muhtemel güncel konular hakkında sözlü veya yazılı olarakgörüşlerini belirtemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Buna göre, hakimin reddikurumu, anılan kurallar gözetildiğinde Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleriyönünden de kabul edilmiştir.
Ret sebebi olarak gösterilen ve dava dilekçesine eklenen gazetehaberine bakıldığında, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın, yüksek yargıorganlarının içinde bulunduğu iş durumu ile ilgili genel olarak tespittebulunduğu görülmektedir. Bir yüksek mahkeme başkanının, yargının içindebulunduğu durumla ilgili olarak, 6110 sayılı Kanunla herhangi bir bağlantıkurmaksızın, genel tespitlerde bulunması doğaldır. Nitekim Yargıtay ve Danıştay'ıniş durumu, anılan kurumların Başkanları ile diğer ilgili kişiler tarafından dadile getirilen bir konudur.
6110 sayılı Kanun'un, genel gerekçesinde de belirtildiği üzere,Yargıtay ve Danıştay'ın yıllardır süren birikmiş iş yüklerini azaltarak yargıyıhızlandırmak, isabetli kararlar verilmesini sağlamak, adalete olan ve sarsılaninancı yeniden oluşturmak için yasalaştırılmıştır. Anayasa Mahkemesi BaşkanıHaşim KILIÇ'ın gazetedeki beyanı, somut olarak 6110 sayılı Kanun'un anayasayauygun olup olmadığına ilişkin istişari mütalaa ve kanaat beyan etmek anlamınagelmediği gibi, tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılacak biraçıklama olarak da değerlendirilemez.
Bu itibarla;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti AnayasasınınBazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgiligerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkinön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engelbulunmadığına, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal MümtazAKINCI'nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
2- Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu AdınaGrup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Kemal ANADOL, Trabzon Milletvekili M.Akif HAMZAÇEBİ ile Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin; 9.2.2011 günlü, 6110sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un ilk ve esas incelemelerinde,2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un 46. ve 47. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ınreddine ilişkin istemi içeren 17.3.2011 günlü dava dilekçesi ve ekleri ileilgili yasa kuralları incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
a- İstemin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN ileFettah OTO'nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- 2949 sayılı Kanun'un 50. maddesine göre para cezasınahükmolunmasına yer olmadığına, OYBİRLİĞİYLE,
c- Kararın Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ ile istemdebulunanlara tebliğine, OYBİRLİĞİYLE;
B- Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Ahmet AKYALÇIN, MehmetERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, RecepKÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla,
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti AnayasasınınBazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgiligerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkinön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engelbulunmadığına, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal MümtazAKINCI'nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,OYBİRLİĞİYLE,
3- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE, 30.3.2011 gününde;
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Anayasa Mahkemesi Raportörü Metin EFEtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasakuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un 13. Maddesinin(1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, daire sayısı ve buna bağlı olarak üye sayısınınarttırılması gerekçesinin iş yüküne bağlandığı, kanun gerekçesinde iş yüküartış nedenlerinin somut ve bilimsel nedenlere dayandırılmadığı, Anayasa'nınkuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkelerine aykırı birdüzenlemenin yapıldığı, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatıesaslarına uyulmadığı, yasama organının takdir yetkisini aştığı, yargıbağımsızlığının hukuk devletinin ön koşullarından olması nedeniyle bu bağımsızlığızedeleyecek her türlü işlemin evrensel hukuk ilkelerine ve Anayasa'ya aykırılıkoluşturacağı, örtülü amaçlara ulaşmak için yasal düzenleme yapıldığı ve buörtülü amacın Anayasa Mahkemesi'nce araştırılabileceği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu fıkrada, Danıştay'ın on dördü dava, biri idari olmaküzere on beş daireden oluşacağı kurala bağlanmıştır. Böylece Danıştay'da onikisi dava, biri idari olmak üzere on üç olan daire sayısı on beşeçıkarılmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygunolan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, heralanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 142. maddesinde, 'Mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.' denilmektedir.Yasa koyucunun, yargı faaliyetleri konusunda kanun çıkarma yetkisi bulunduğugibi, içeriği hakkında da Anayasa'ya aykırı olmamak koşuluyla takdir yetkisinihaiz olduğu kuşkusuzdur. Buna göre, yargı faaliyetlerinin hızlandırılması içinDanıştay'da bulunan daire sayısının arttırılması hususu yasa koyucunun takdiryetkisi içinde yer almaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında kamuyararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre, kamuyararı kavramı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlaraüstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmekhedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından anayasaya uygunsayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacıngözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanununkamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsakanunun amaç unsuru bakımından anayasaya aykırı olduğu söylenebilir. Yasa koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edipetmediği ise ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektifanlamına bakılarak tespit edilebilir.
Kanun'un genel gerekçesinde konuyla ilgili olarak, adli yargı veidari yargı mercilerince verilen kararların temyiz mercii olan yüksekmahkemelerin yoğun iş yükü ile uğraşmak zorunda kaldıkları, davaların yüksekmahkemeler önünde sürüncemede kalmasının şikayetlere neden olduğu, İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ye taraf olarak adilyargılama taahüdünde bulunmuş olan ülkemizin de bu duruma çare bulmasınınkaçınılmaz hale geldiği, yoğun iş yükü altında çalışılması nedeniyle hatayapmanın kaçınılmaz olduğu ve yüksek mahkemelerin yapacağı hataların toplumdaadalete olan güveni zaafa uğratacağı, yoğun iş yükü sebebiyle yüksek mahkemelerdedosyaların yeterince incelenmeden sonuçlandırıldığı şeklinde bir anlayışıntoplumda hakim olmaya başladığı, resmi verilere ve yüksek yargı organlarınınbaşkanları tarafından yapılan açıklamalar sonucunda ortaya çıkan sayılara göreyeni iş gelmese bile yüksek mahkemelerde bulunan işlerin en erken dört-beş yıliçinde bitirilebileceği sonucunun ortaya çıktığı, verilen kararların gecikmenedeniyle bazen uygulanmasının mümkün olmadığı, daire sayısının arttırılmasınınartık zorunluluk haline geldiği belirtilmiştir.
Buna göre, Kanun'un genel gerekçesi ile dava konusu kuralın objektif anlamı birlikte gözetildiğinde davakonusu kuralın, kamu yararı amacı gözetilmeden örtülü olarak başka biramaçla çıkarılmış olduğu söylenemez.
Öte yandan, Anayasa'nın 155. maddesinin son fıkrasında 'Danıştayın,kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ileüyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idari yargının özelliği, mahkemelerinbağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.'denilmiştir.
Dava konusu kuralla, Danıştay'da bulunan daire sayısı ve bunabağlı olarak da üye sayısı arttırılmıştır. Kural ile bu dairelerde görevyapacak olan üyelerin, daire ve üye sayısı arttırılmadan önceki teminatlarındabir değişiklik yapılmadığı gibi kuralın anılan üyelerin verecekleri kararlarıetkileyen bir yönü de bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan üyelerin, yargıbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı kapsamında her türlü etki ve kuşkudan uzakolarak karar verecekleri açıktır. Bu nedenle dava konusu kuralın, hukuk devletiilkesi ile yargı bağımsızlığı ilkesini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 155.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
B- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un 13.Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ''yeterikadar üye'' İbaresi ile Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ''yeteri kadar üye'' ibaresi ile üye tamsayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabileceği, davakonusu ibare ve cümlenin soyut ve belirsiz olduğu, aynı dairenin birbirindenkopuk iki heyetle çalışmasının farklı içtihat oluşmasıyla birlikte, çalışmadüzeninin de bozulmasına neden olacağı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2575 sayılı Kanun'un 13. maddesinin dava konusu kuralların da yeraldığı (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, her dairede bir başkan ileyeteri kadar üye bulunacağı; üçüncü cümlesinde ise üye sayısının yeterli olmasıhalinde birden fazla heyet oluşturulabileceği kural altına alınmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerinhem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi degereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangihukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahaleyetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleriöngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılar.
2575 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikincicümlesinde, heyetlerin bir başkan ve dört üyenin katılımıyla toplanacağıbelirtilmiştir. Anılan Kanun'un 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre isedairelerde görev yapacak üyeler, Başkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelereayrılacak ve hizmetin icaplarına göre daireleri aynı usulledeğiştirilebilecektir. Buna göre, Danıştay'da on beş daire bulunması nedeniyledairelerde görev yapacak üye sayısı toplamı en az altmıştır. Geri kalan üyelerise Başkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelerdeki iş durumuna göre dairelereayrılacaktır. Dairelerde görev yapacak en az üye sayısının belli olması vedairelerdeki iş yüküne göre dairelerde görevlendirilecek diğer üyelerinbelirlenebilmesi imkanının tanınması karşısında, dava konusu kuralda yeralan ''yeteri kadar üye'' ibaresinin belirsiz olduğundan sözedilemez.
Diğer taraftan, 2575 sayılı Kanun'un 57. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, daire başkanlarının dairelerinde görevli bulunanların görevlerinedevamlarını, düzenli çalışmalarını, daire işlerinin verimli bir şekildeyürütülmesini sağlayacakları; (2) numaralı fıkrasında ise daire başkanlarınınher takvim yılı sonunda, dairelerindeki işlerin durumunu ve bunlarınyürütülmesinde aksaklık varsa sebepleri hakkında Danıştay Başkanlığı'na birrapor verecekleri ve alınmasını lüzumlu gördükleri tedbirleri bildirecekleribelirtilmiştir. Buna göre, her bir dairedeki daire başkanı, dairelerindekiişlerin yürütülmesi ve oluşan iş yükünün çözümü hususunda sorumlu tutulmuştur.Dolayısıyla daire başkanına, anılan kurallarla yüklenen bu yükümlülüğü yerinegetirebilmesi hususunda iş durumuna göre kendi gözetiminde birden fazla heyetoluşturabilmesi imkanı verilmiştir. Bu nedenle dava konusucümlenin belirsiz olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen 2575sayılı Kanun'un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi yönünden,bu görüşe katılmamıştır.
C- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un 13.Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Dördüncü Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 155. maddesinde daire başkanlarınınseçim biçiminin gösterildiği, oluşturulan diğer heyetlere heyette yer alan enkıdemli üyenin başkanlık yapacak olması nedeniyle seçilmemiş bu üyenin fiiliolarak başkan olacağı ve böylece seçimle gelen başkanın yetkilerini bu üyeninkullanacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 155. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alanen kıdemli üyenin başkanlık edeceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 155. maddesinin dördüncü fıkrasında 'DanıştayBaşkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasındanDanıştay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıliçin seçilirler.' denilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un 57. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, dairebaşkanlarının dairelerinde görevli bulunanların görevlerine devamlarını,düzenli çalışmalarını, daire işlerinin verimli bir şekilde yürütülmesinisağlayacakları ve daire görüşmelerini idare edecekleri; (2) numaralı fıkrasındaise daire başkanlarının her takvim yılı sonunda, dairelerindeki işlerindurumunu ve bunların yürütülmesinde aksaklık varsa sebepleri hakkında DanıştayBaşkanlığı'na bir rapor verecekleri ve alınmasını lüzumlu gördükleri tedbirleribildirecekleri belirtilmiştir.
31.1.2002 gün ve 24657 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Danıştayİçtüzüğü'nün 6. maddesinin birinci fıkrasında da daire başkanlarının görevleribelirtilmiştir. Buna göre daire başkanının görevleri, dairenin toplantıgündemini belirlemek, görüşmeleri yönetmek; dairede görevli bulunanlarıngörevlerine devamlarını, düzenli çalışmalarını, daire işlerinin verimli birşekilde yürütülmesini ve tetkik hakimleri ile memurların yetişmelerinisağlamak, üyesi bulundukları kurulların toplantılarına katılmak, düşüncelerinibildirmek ve oy vermek, birinci sınıfa ayrılmış tetkik hakimlerinden birinikıdemli tetkik hakimi olarak görevlendirmek, her takvim yılı sonunda, dairelerindekiişlerin durumu ve bunların yürütülmesinde aksaklık varsa sebepleri hakkındaDanıştay Başkanlığı'na bir rapor vererek alınması gerekli görülen önlemleribildirmek; dairenin görev alanı ile ilgili olmak koşuluyla gerektiğinde üyelerigörevlendirmektir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise daire başkanınınyokluğunda en kıdemli üyenin başkana vekalet edeceği öngörülmüştür.
Öte yandan, oluşturulan diğer heyetlere, daire başkanınınkatılımını engelleyen bir düzenleme bulunmadığından bu heyetlere de dairebaşkanı başkanlık edebilecektir. Ancak daire başkanının bu heyetlerekatılmadığı durumlarda heyetleri en kıdemli üye başkanlık edecek ve işleyişisağlayacaktır. Dolayısıyla anılan üyenin başkanlık ettiği heyeti yönetmesidışında, seçilen daire başkanına kanun ve iç tüzükle tanınan diğer yetkilerikullanması ve fiili olarak daire başkanı olması söz konusu değildir. Ayrıcadaire başkanının katılmadığı diğer heyetlere, heyette bulunan bir üyetarafından başkanlık edilmesi de işin gereğidir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 155. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
D- Kanun'un 2. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un 17.Maddesinin (1) Numaralı Fıkrası ile (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, İdari Dava Daireleri ile Vergi Dava DaireleriKurullarında yapılan değişikliğin Anayasa'nın 155. maddesinin son fıkrasındaöngörülen 'kanunla düzenleme' ilkesine uygun olduğu ancak, üyesayılarının niceliksel olarak kanunla belirlenmemesinin ve kurullarıntoplanacağı andaki mevcut üyelere bağlanmasının sonucu olarak dönem dönem üyesayılarında değişmelere neden olacağı, bu durumun da belirlilik ve öngörülebilirlikilkelerine aykırılık oluşturacağı, niceliksel artışla birlikte etkin hukuksaldenetimin, hukuk güvenliğinin ve istikrarının zedeleneceği, değişikliklebirlikte çalışması güç kurul sistemine geçilerek Anayasa'nın 141. maddesindebelirtilen 'davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması' ilkesininihlal edildiği, kurullara katılan üyelerin değişim göstermesi nedeniyle anılankurulların kararlarındaki istikrarın bozulacağı ve böylece bağımsız yargıyaolan güvenin sarsılacağı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 141. ve 155.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2575 sayılı Kanun'un dava konusu kuralları da içeren 17.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, İdari Dava Daireleri Kurulu'nun, idari davadairelerinin başkanları ile üyelerinden, Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun isevergi dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden oluşacağı; (3) numaralıfıkrasında, toplantı ve görüşme yeter sayısının İdari Dava Daireleri Kuruluiçin otuz bir, Vergi Dava Daireleri Kurulu için on üç olduğu, idari davadaireleri ile vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiklerikararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde ve iki dava dairesininbirlikte yapacağı toplantıda verilen kararların incelenmesinde, bu dairelerdekarara katılmış olanların idari ve vergi dava daireleri kurullarındabulunamayacakları kural altına alınmıştır.
Konuyla ilgili olarak madde gerekçesinde, idari ve vergi davadaireleri genel kurullarının çalışma sisteminin yeniden düzenlendiği, busistemde daire başkan ve tüm üyelerin kurullarda görev yapması sağlanarakkararlara katkı vermelerinin amaçlandığı, maddenin mevcut halinde kurullardagörev yapacak üyelerin dönüşümlü şekilde belirlendiği ancak, bu üyelerin ikişeryıllık süreyle tespit edildiği, bu yapının dairelerde bulunan fakat kuruldagörev yapmayan üyelerin kurullarda tartışılan gündemden iki yıl süreyle uzakkalmalarına yol açtığı, bu düşünceden hareketle anılan kurullara üyelerintamamının katılımını mümkün kılacak şekilde oluşmasının sağlandığı belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un 38. maddesinde, İdari Dava DaireleriKurulu'nun, idare mahkemelerinden verilen ısrar kararları ile idari davadairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizeninceleyecekleri; Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun ise vergi mahkemelerindenverilen ısrar kararları ile vergi dava dairelerinden ilk derece mahkemesiolarak verilen kararları temyizen inceleyecekleri öngörülmüştür.
2575 sayılı Kanun'un 19/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında,Başkanlık Kurulu'nun, Danıştay Başkanı'nın başkanlığında, üçü daire başkanı üçüDanıştay üyesi olmak üzere altı asıl ve ikisi daire başkanı ikisi Danıştayüyesi olmak üzere dört yedek üyeden oluşacağı öngörülmüştür. Anılan Kanun'un52/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında, üyelerin görev yerlerinin daireleriniş durumu ve ihtiyaçları gözönünde tutularak belirlenmesi ve zorunlu hallerdedaire başkanı ile üyelerin dairelerinin değiştirilmesi, Başkanlık Kurulu'nungörevleri arasında sayılmış; 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise üyelerin,Başkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelere ayrılacağı ve hizmetin icaplarınagöre dairelerinin aynı usulle değiştirilebileceği belirtilmiştir. Buna göre,idari ve vergi dava daireleri kurullarının toplanmasından önce BaşkanlıkKurulu'nun kararı ile üyelerin hangi dairelerde ve dolayısıyla hangi kurullardagörev yapacakları belirlenmiş olacaktır. Dolayısıyla bu kurullarda görevyapacak üyelerin sayıları, kurullar toplanmadan önce belli olacağından kuraldabelirsizlik olduğundan söz edilemez.
2575 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınbirinci cümlesinde, her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye bulunacağıbelirtilmiştir. Buna göre, hangi dairede ne kadar üyenin görev yapacağıBaşkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelerdeki iş durumuna göre belirlenecektir.Dairelerde görev yapacak üye sayısının dairelerdeki iş durumuna göre değişiklikgöstermesi nedeniyle ve yasa koyucunun tüm üyelerin anılan kurullara katkıvermelerini amaçlaması karşısında dönemler içinde anılan kurullarda görev yapacaküye sayısının değişmesi de işin gereğidir.
Diğer taraftan, yasa koyucu, madde gerekçesinde de belirtildiğiüzere, tüm üyelerin anılan kurullara katılarak bu kurullara katkı vermeleriniamaçlamaktadır. Bu nedenle üyelerin, idari ve vergi dava daireleri genelkurullarına katılımları sağlanarak iradelerini yansıtmaları imkanı tanınmıştır.Dolayısıyla bu üyelerin anılan kurullara katılımları ve katkı sağlamalarındandolayı alınan kararlara güvenin sarsılacağından söz edilemez. Kaldı ki kuralın,alınacak kararlara etki edecek bir niteliği de bulunmamaktadır. Bu nedenlekuralların, hukuk güvenliğini ve bağımsız yargıya olan güveni sarsacağısöylenemez.
Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında ise 'Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.'denilmiştir. Tüm hak arayanlar için geçerli olan bu hükmün amacı, yargılamaişlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı kişileri korumak, suçlanan veyaherhangi bir nedenle mahkeme kararı bekleyen kişinin, uzun süre davasının nasılsonuçlanacağı endişesi ile yaşamasını önlemektir. Böylece taraflar, uzun sürengecikmelere karşı korunmuş olmaktadır.
Adil yargılamanın bir gereği olarak, yargı organı kadar, yasakoyucu da yargının kuruluş ve işleyişine ilişkin yasaları düzenlerken bu ilkeyeuymak, gereksiz yere yargılamanın uzamasına neden olacak düzenlemelerdenkaçınmak zorundadır.
6110 sayılı Kanun, yüksek mahkemelerdeki davaların yoğun iş yükünedeniyle uzun sürdüğü ve yargının hızlandırılmasının gerektiği belirtilerekçıkarılmıştır. Bu amaçla da Danıştay'ın daire ve buna bağlı olarak görevyapacak üye sayıları arttırılmıştır. Üye sayısı artışının sonucu olarak bukurullarda görev yapacak üye sayısının da artacağı açıktır. Ancak bu artışsebebiyle anılan kurulların, makul süre içinde karar veremeyeceklerisöylenemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 141. ve155. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun'un 4. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un 27.Maddesinin İkinci Fıkrasının İlk Paragrafının İncelenmesi
1- Paragrafın İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafının ikinci cümlesinin,Anayasa'nın 2., 37., 142. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde yer alan ''BaşkanlıkKurulu'' ibaresi 8.8.2011 günlü, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin10. maddesinin (c) bendi ile 'Başkanlar Kurulu' olarak değiştirilmiştir.Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığınakarar verilmesi gerekir.
2- Paragrafın İkinci Cümlesi Dışında Kalan Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkilerinin, işleyişi ve yargılama usullerinin yasayladüzenleneceğinin kurala bağlandığı, Anayasa'nın 155. maddesinin son fıkrasındada bu gerekliliğin Danıştay için de yinelendiği, Danıştay'ın kanunla belirlenendavalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu,dolayısıyla Danıştay dairelerinin görevlerinin mutlaka kanun ile belirlenmesigerektiği, alınan kararların Resmi Gazete'de yayımlanmasının kanunilik ilkesiiçin yeterli olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 37., 142. ve 155.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2575 sayılı Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı 27.maddesinin ikinci fıkrasında, idari dava daireleri ile vergi dava dairelerininkendi aralarında işbölümü esasına göre çalışacağı; özel kanunlarda başkacahüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısınınfıkrada belirtilen esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanacağı;hazırlanan işbölümü karar tasarısının, toplantı tarihinden yedi gün önce ilânedilmek kaydıyla Genel Kurul'un onayına sunulacağı; Genel Kurul'un ise işbölümükarar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçtebirinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabileceği kural altınaalınmıştır.
Konuyla ilgili olarak Kanun'un genel gerekçesinde. ''DanıştayKanununda ve Yargıtay Kanununda dairelerin görevleri ayrıntılı şekildesayılmaktaysa da daireler arasında iş bakımından dengesizlik meydana gelmesidurumunda, Danıştayda Başkanlık Kurulu, Yargıtayda ise Başkanlar Kurulu birkısım işleri başka daireye verebilmektedir. Söz konusu yüksek mahkemelerinyıllardan bu yana gelen uygulamalarında, özellikle Yargıtay Başkanlar Kuruluncabirçok dava, Yargıtay Kanununun 14 üncü maddesine göre görevlendirilen dairenindışındaki başka bir daireye verilmiş olup, halen birçok iş, anılan kanundayazılanın aksine farklı dairelerce görülmekte ve karara bağlanmaktadır. Nitekimdaireler arasındaki iş paylaşımının görev çerçevesinde olmadığı, işbölümüilişkisinden kaynaklandığı Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir. YargıtayCeza Genel Kurulu'nun konuya ilişkin 26/12/1988 tarihli ve E. 1988/325, K.1988/566 sayılı ilamında ''Yargıtay daireleri arasındaki ilişki görev değil birişbölümü ilişkisidir. Gerçekte de daireler arasındaki ilişki teknik anlamda birgörev ilişkisi olsaydı, Yargıtay Başkanlar Kurulu, takvim yılı başında toplanıpbir bölüm işleri başka daireye verme yetkisine sahip kılınmazdı. Çünkümahkemelerin görevi ancak yasayla düzenlenir.' İfadelerine yer verilmektedir.Bu görüş, doktrin tarafından da kabul edilmektedir. (Prof. Dr. İlhanPOSTACIOĞLU, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, s. 98; Prof. Dr. Baki KURU,Medeni Yargılama Hukuku, 1979, Cilt 1, s. 61) Bu nedenle Tasarıyla, sistemsadeleştirilerek, dairelerin görevlerinin kanunlarda ayrıntılı şekildedüzenlenmesi yerine, bu görevleri belirleme yetkisi, uyulacak ilkeler kanundabelirtilmek suretiyle, Danıştayda Genel Kurula, Yargıtayda ise Büyük GenelKurula verilmektedir.' denilmiştir.
Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hükümaltına alınmıştır.
Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasında Danıştay'ın görevtanımı yapılmıştır. Buna göre Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanununbaşka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son incelememerciidir. Ayrıca Danıştay, kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve sonderece mahkemesi olarak bakmaktadır. Buna göre Danıştay'ın görevi bir bütünolarak belirlenmiştir. Dolayısıyla Danıştay'ın görevine giren hususlardadaireler arasında hangi işin iş durumuna göre hangi dairede görüleceği hususuteknik anlamda görev ilişkisi olmayıp iş paylaşımını ifade etmektedir. Bunedenle, Danıştay daireleri arasındaki iş paylaşımının kanunla belirlenmesizorunluluğu bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 142. ve155. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 37. maddesi ile ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
F- Kanun'un 5. Maddesiyle Değiştirilen 2659 Sayılı Kanun'un 4.Maddesinde Yer Alan ''hizmetin gerektirdiği yönetmelikte belirtilen birim vemüdürlüklerden'' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda yer alan 'hizmetin gerektirdiği'ibaresinin soyut ve belirsiz olduğu, yönetmelik yetkisinin de herhangi biryasal çerçeve ve esas içermediği, birim ve müdürlüklerin kanunla kurulmasıgerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2659 sayılı Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı 4.maddesinde, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı'nın, adlî tıp uzmanı bir başkan ve en azikisi adlî tıp uzmanı olmak üzere beş başkan yardımcısı ile hizmetingerektirdiği yönetmelikte belirtilen birim ve müdürlüklerden oluşacağı kuralaltına alınmıştır.
2659 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasında, Adli TıpKurumu'nun, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak, adli tıp uzmanlığı veyan dal uzmanlığı programları ile görev alanına giren konularda diğer adlibilimler alanlarında sempozyum, konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek vebunlara ilişkin eğitim programları uygulamak üzere kurulduğu; 2. maddesinde isemahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıplailgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek, adli tıp uzmanlığı ve yandal uzmanlığı eğitimini Tıpta Uzmanlık Tüzüğü çerçevesinde vermek, adli tıp veadli bilimler alanlarında çalışmaları yürütmek üzere seminer, sempozyum,konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek, bunlara ilişkin eğitim programlarıuygulamak ve ilgili kurum, kuruluş ve kurulların hazırlayacakları adli tıplailgili eğitim programlarının yapılmasına ve yürütülmesine yardımcı olmak, adlitıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerinivermek, Adli Tıp Kurumu'nun görevi olarak belirtilmiştir. Buna göre, Adli TıpKurumu'nun görev ve faaliyet alanı kanunla belirlenmiştir. Dolayısıyla davakonusu kuralda yer alan ''hizmetin gerektirdiği'' ibaresinden, AdliTıp Kurumu'nun kanunla belirlenen görev ve faaliyet alanının anlaşılmasınıngerektiği açıktır. Bu nedenle kuralda, belirsizlik bulunduğundan söz edilemez.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisininTürkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceğikuralı yer almaktadır. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasakuralının Anayasa'nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkelerikoyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimindüzenlemesine bırakmaması gerekir. Bununla birlikte, yasada temel esaslarınbelirlenmesi koşuluyla, uzmanlık, özel ihtisas ve teknik konulara ilişkinayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa'ya aykırılıkoluşturmaz.
Anayasa'nın 123. maddesinde ise 'İdare, kuruluş ve görevleriylebir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezdenyönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancakkanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.' denilmiştir.
3046 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasında, bağlıkuruluşların, bakanlığın hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmeküzere, bakanlığa bağlı olarak özel kanunla kurulan, genel bütçe içinde ayrıbütçeli veya katma bütçeli veya özel bütçeli kuruluşlar olduğu; 12. maddesininüçüncü fıkrasında, bakanlık bağlı kuruluşlarının merkez teşkilatında ihtiyacagöre danışma ve denetim birimlerinden Teftiş Kurulu ve Hukuk Müşavirliğininkurulabileceği; 13. maddesinin ikinci fıkrasında, bakanlık bağlı kuruluşlarınınmerkez teşkilatında ihtiyaca göre yardımcı birimlerden Personel ve EğitimŞubesi Müdürlüğü veya Dairesi Başkanlığını, İdari ve Mali İşler ŞubesiMüdürlüğü veya Dairesi Başkanlığını ve Savunma Uzmanlığını kurabileceği; anılanmaddenin üçüncü fıkrasında ise ihtiyaca göre bağlı kuruluşların merkezteşkilatında anılan ikinci fıkrada sayılanların dışında da yardımcı birimlerinkurulabileceği kural altına alınmıştır.
2659 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasında, Adli TıpKurumu'nun Adalet Bakanlığı'na bağlı olarak kurulduğu belirtilmiştir. Bunagöre, Adalet Bakanlığı, 3046 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanarak bağlıkuruluşu olan Adli Tıp Kurumu'nda hizmetin gerektirdiği birimlerikurabilecektir. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı, dava konusu kuralı uygularken3046 sayılı Kanun hükümlerine göre hizmetin gerektirdiği birim ve müdürlüklerioluşturacaktır. Bu birim ve müdürlüklerin oluşturulması hizmetin gerekleridoğrultusunda teknik bir iştir. Teknik konulara ilişkin detayların idarenindüzenlemesine bırakılması da yetki devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 7. ve 123.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
G- Kanun'un 7. Maddesiyle Değiştirilen 2797 Sayılı Kanun'un 5.Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, daire sayısı ve buna bağlı olarak üye sayısınınarttırılması gerekçesinin iş yüküne bağlandığı, kanun gerekçesinde iş yüküartış nedenlerinin somut ve bilimsel nedenlere dayandırılmadığı, Anayasa'nınkuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkelerine aykırı birdüzenlemenin yapıldığı, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatıesaslarına uyulmadığı, yasama organının takdir yetkisini aştığı, yargıbağımsızlığının hukuk devletinin ön koşullarından olması nedeniyle bubağımsızlığı zedeleyecek her türlü işlemin evrensel hukuk ilkelerine veAnayasa'ya aykırılık oluşturacağı, örtülü amaçlara ulaşmak için yasal düzenlemeyapıldığı ve bu örtülü amacın Anayasa Mahkemesi'nce araştırılabileceği, ayrıcakuralda geçen ''yeteri kadar üye'' ibaresinin de Kanun'un 1.maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesine ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle,Anayasa'nın 2. ve 154. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Yargıtay'da yirmi üç hukuk, on beş cezadairesi ile her dairede bir daire başkanı ile yeteri kadar üyenin bulunacağıbelirtilmiştir. Böylece Yargıtay'da yirmi biri hukuk, on biri ceza olmak üzereotuz iki olan daire sayısı otuz sekize çıkarılmıştır.
2797 sayılı Kanun'un 40. maddesinin birinci fıkrasının birincicümlesinde, heyetlerin bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanacağıbelirtilmiştir. Anılan Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre dairelerdegörev yapacak üyeler Birinci Başkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelereayrılacak ve zorunlu hallerde daireleri aynı usulle değiştirilebilecektir. Bunagöre, Yargıtay'da otuz sekiz daire bulunması nedeniyle dairelerde görev yapacaküye sayısı toplamı en az yüz doksandır. Geri kalan üyeler ise Birinci BaşkanlıkKurulu'nun kararı ile iş durumuna göre dairelere ayrılacaktır.
Anayasa'nın 154. maddesinin son fıkrasında 'Yargıtayınkuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile CumhuriyetBaşsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri,mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenir.' denilmiştir.
Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 13.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesineilişkin gerekçelerde belirtilen nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve154. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Kanun'un 8. Maddesiyle Değiştirilen 2797 Sayılı Kanun'un 14.Maddesinin Birinci Fıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendiaralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hükümbulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdakiesaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümükarar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla BüyükGenel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısınıaynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifiüzerine değiştirerek de onaylayabilir.' Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafına ilişkin gerekçelerlekuralın, Anayasa'nın 2., 37., 142. ve 154. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu hükümde, Yargıtay hukuk daireleri ile cezadairelerinin kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışacağı, özel kanunlardabaşkaca hüküm bulunmadığı takdirde, daireler arasındaki işbölümü karartasarısının maddede belirtilen esaslar uyarınca Başkanlar Kurulu tarafındanhazırlanacağı, hazırlanan işbölümü karar tasarısının toplantı tarihinden yedigün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurul'un onayına sunulacağı, BüyükGenel Kurul'un ise işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üyetam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek deonaylayabileceği kural altına alınmıştır.
Anayasa'nın 154. maddesinin birinci fıkrasında Yargıtay'ın görevtanımı yapılmıştır. Buna göre Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen vekanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin soninceleme merciidir. Ayrıca Yargıtay, Kanunla gösterilen belli davalara da ilkve son derece mahkemesi olarak bakmaktadır.
Kanun'un 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 27.maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafının ikinci cümlesi dışında kalanbölümüne ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın2., 142. ve 154. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 37. maddesi ile ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
I- Kanun'un 9. Maddesiyle Değiştirilen 2797 Sayılı Kanun'un 40.Maddesinin Birinci Fıkrasının 'Üye sayısının yeterli olması halinde birdenfazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyetteyer alan en kıdemli üye başkanlık eder.' Biçimindeki İkinci ve ÜçüncüCümlelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 154. maddesinde daire başkanlarınınseçim biçiminin gösterildiği, oluşturulan diğer heyetlere heyette yer alan enkıdemli üyenin başkanlık yapacak olması nedeniyle seçilmemiş bu üyenin fiiliolarak başkan olacağı ve böylece seçimle gelen başkanın yetkilerini bu üyeninkullanacağı, ''yeteri kadar üye'' ibaresi ile üye tam sayısının yeterliolması halinde birden fazla heyet oluşturulabileceği, bu ibarenin ve cümlelerinsoyut ve belirsiz olduğu, aynı dairenin birbirinden kopuk iki heyetleçalışmasının farklı içtihat oluşmasıyla birlikte, çalışma düzeninin debozulmasına neden olacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 154.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2797 sayılı Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı 40.maddesinin birinci fıkrasında, dairelerin heyet hâlinde çalışacağı; heyetlerinbir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanacağı; üye sayısının yeterliolması halinde birden fazla heyet oluşturulabileceği ve bu durumda oluşturulandiğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üyenin başkanlık edeceği kuralabağlanmıştır.
2797 sayılı Kanun'un 24. maddesinin birinci fıkrasında, dairelerdeahenkli, verimli ve düzenli bir çalışmanın gerçekleşmesini ve işlerin mümkünolan süratle incelenip karara bağlanmasını sağlamak, dairenin kendi kararlarıarasında çelişkiyi önlemek amacıyla gerekli göreceği bütün tedbirleri almak,daire başkanlarının görevleri arasında sayılmıştır. Buna göre, her birdairedeki daire başkanı, dairelerindeki işlerin yürütülmesi ve oluşan işyükünün çözümü hususunda sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla daire başkanına,anılan Kanunla yüklenen bu yükümlülüğü yerine getirebilmesi hususunda işdurumuna göre kendi gözetiminde birden fazla heyet oluşturulabilmesi imkanıverilmiştir. Bu nedenle dava konusu kuralın belirsizliğinden sözedilemez.
Öte yandan, oluşturulan diğer heyetlere, daire başkanınınkatılımını engelleyen bir düzenleme bulunmadığından bu heyetlere de dairebaşkanı başkanlık edebilecektir. Ancak daire başkanının bu heyetlerekatılmadığı durumlarda heyetleri en kıdemli üye idare edecektir. Dolayısıyla anılanüyenin başkanlık ettiği heyeti yönetmesi dışında, seçilen daire başkanınakanunla tanınan diğer yetkileri kullanması ve fiili olarak daire başkanı olmasısöz konusu değildir. Ayrıca daire başkanının katılmadığı diğer heyetlere,heyette bulunan bir üye tarafından başkanlık edilmesi de işin gereğidir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 154.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
J- Kanun'un 10. Maddesiyle 2797 Sayılı Kanun'a Eklenen 53/AMaddesinin İkinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ''ilk derece ve bölgeadliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak'' İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 154. maddesinin son fıkrasında,Yargıtay'ın kuruluş ve işleyişinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlikteminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, yargılamagörevinin her türlü baskıdan uzak olarak yerine getirilmesinin gerektiği, UYAPbilgi sisteminde tutulan bilgi ve belgelerin yargı bağımsızlığına, kişiselverilerin korunması kurallarına uygun olarak güvenli bir ortamda,değiştirilemeyecek bir şekilde saklanması ve sistemin her türlü saldırılarakarşı korunmasının Adalet Bakanlığı Bilgi Dairesi Başkanlığı bünyesinde oluşturulanözel bilgi güvenliği birimi tarafından yapılıp yargı bağımsızlığı ile ilgiligüvencelere sahip olsa da UYAP'ın beyninin yürütme organının elinde olduğu,dolayısıyla sistemdeki tüm verilerin, bilgilerin, belgelerin ve bağımsızyargının karar dahil bütün işlemlerinin Adalet Bakanlığı'nın erişimine açıkolduğu ve bu durumun tek başına yargı bağımsızlığının ihlali için yeterliolacağı, Anayasa'ya uygunluk bakımından yapılması gerekenin ilk derece ve bölgeadliye mahkemelerini yürütme organının yönetimindeki UYAP sisteminden kurtarmakve yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına uygun bilişim sistemikurmak iken Yargıtay'ı UYAP bilişim sistemiyle koordineli hale getirmenin yargıbağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına uygun düşmeyeceği belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 154. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2797 sayılı Kanun'un 53/A maddesinin birinci fıkrasında, Bilgiİşlem Merkezi'nin, Yargıtay Birinci Başkanlığı'na bağlı olarak görev yapacağıve bir müdür yönetiminde yeteri kadar şef, mühendis, programcı, çözümleyici,bilgisayar işletmeni, veri hazırlama ve kontrol işletmeni ile teknisyendenoluşacağı kurala bağlanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasının dava konusukuralın da yer aldığı (a) bendinde ise Yargıtay Başkanlığı'nda bilgi işlemsistemini ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineliolarak kurmak, işletmek, bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak, bilgiişlem sistemleri ile ilgili teknolojileri ve gelişmeleri takip ederekihtiyaçlara göre gerekli güncellemeleri yapmak, Yargıtay Başkanlığı'nınihtiyaçlarına göre projeler üreterek yazılım geliştirmek ve güncellemek, Bilgiİşlem Merkezi Müdürlüğü'nün görevleri arasında sayılmıştır.
Kuralda, Yargıtay Başkanlığı'nda bilgi işlem sisteminin ilk dereceve bölge adliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak kurulmasıBilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü'nün görevleri arasında sayılmış olup kuralın UYAPbilişim sisteminin kurulmasını zorunlu kılan bir yönü bulunmamaktadır.Dolayısıyla Yargıtay Başkanlığı, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerindebilişim sistemi olarak kullanılan UYAP bilişim sistemi ile koordineli olarakkendi belirleyeceği başka bir bilişim sistemini kullanabilecektir.
Diğer taraftan, Yargıtay Başkanlığı'nda ilk derece ve bölgeadliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak kurulacak olan bilgiişlem sisteminin, Yargıtay'da görev yapan üyelerin yargı bağımsızlığı vehâkimlik teminatı kapsamında her türlü etki ve kuşkudan uzak olarak kararvermelerini engelleyen bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle kural, hakimlikteminatı ile yargı bağımsızlığı ilkelerine de aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 154. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
K- Kanun'un 11. Maddesinde Yer Alan ''(2) sayılı listedeyer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığınaait bölümüne,'' İbaresi İle ''(4) sayılı listede yer alankadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin Yargıtay Başkanlığına aitbölümüne, '' İbaresinin ve Bu İbarelere Bağlı Olarak Kanun'a Eklenen (2) ve(4) Sayılı Listelerin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 7. maddesiyle değiştirilen2797 sayılı Kanun'un 5. maddesine ilişkin gerekçelerle kuralların, Anayasa'nın2., 154. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un dava konusu kuralların da yer aldığı 11. maddesinde,Kanun'a ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılıGenel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin eki (I) sayılıcetvelin, (2) sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılıcetvelin Danıştay Başkanlığı'na ait bölümüne, ekli (3) sayılı listede yer alankadrolar ihdas edilerek 190 sayılı KHK'nin eki (I) sayılı cetvelin, (4) sayılılistede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II) sayılı cetvelin YargıtayBaşkanlığı'na ait bölümüne, (5) sayılı listede yer alan kadro ise ihdasedilerek 190 sayılı KHK'nin eki (I) sayılı cetvelin Adlî Tıp Kurumu'na aitbölümüne eklenmiştir. Kanun'a eklenen (2) ve (4) sayılı listeler ise
'(2) SAYILI LİSTE
KURUMU : DANIŞTAYBAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
(MESLEK MENSUPLARI)
Unvanı Derecesi Adedi Toplam
Daire Başkanı 1 2 2
Üye 1 59 59
Savcı 5 20 20
Tetkik Hâkimi 5 30 30
Tetkik Hâkimi 6 30 30
TOPLAM141 141
(4) SAYILI LİSTE
KURUMU : YARGITAYBAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
(MESLEK MENSUPLARI)
Unvanı Derecesi Adedi Toplam
Daire Başkanı 1 6 6
Üye 1 131 131
TOPLAM137 137'
şeklindedir.
Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 13.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 7. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılıKanun'un 5. maddesine ilişkin gerekçelerde belirtilen nedenlerle dava konusukurallar, Anayasa'nın 2., 154. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
L- Kanun'un 12. Maddesiyle 2802 Sayılı Kanun'a Eklenen 93/AMaddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, tazminatın amacının zarara uğrayan kişininmaddi veya manevi yönden tatmin edilmesi olduğu, bunu belli bir miktar paranınalınması gibi bir sonuca bağlamamak gerektiği, zarara uğrayanın ancak zararverene karşı dava açıp kazandığı takdirde maddi ve manevi yönden tatmin edilmişolacağı, dava kişisel olduğu halde davalı olacak tarafın kanunla değiştirildiğive hukuk devleti ile hak arama özgürlüğü ilkelerine aykırılık oluşturulduğu, ayrıcaayrıcalıklı bir sınıf oluşturularak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ninayrımcılık yasağı getiren 14. maddesi ile Anayasa'nın 10. maddesinde yer alaneşitlik ilkesine aykırılık oluşturulduğu, kamu görevlilerinin hukuka aykırıişlem ve eylemlerinden doğan zararı toplumun ödemek zorunda bırakıldığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
2802 sayılı Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı 93/Amaddesinin birinci fıkrasında, hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturmaveya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veyaverdikleri her türlü karar nedeniyle ancak Devlet aleyhine tazminat davasıaçılabileceği, kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerinedayanılarak da olsa hakim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacağı;dördüncü fıkrasında ise Devletin, ödediği tazminattan dolayı, tazminat davasınakonu işlem, faaliyet veya kararla ilgili olarak görevinin gereklerine aykırıhareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hakim veya savcıya rücuedeceği kural altına alınmıştır.
Kanun'un konuyla ilgili olarak genel gerekçesinde, yapılandüzenlemenin İtalya, Fransa, Belçika, Almanya ve İsviçre'deki gelişmeler ilehakimlerin hukuki sorumluluğuna dair uluslararası belgelerde yer alantavsiyelere uygun olduğu; madde gerekçesinde ise mahkemelerin bağımsızlığı vehakimlik teminatının, hakimlerin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan,objektif kararlar verebilmesini sağlamaya dönük müesseseler olduğu, hakimin bağımsızlığıve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatların, hukukdevletinin bir gereği olmakla birlikte, hiçbir zaman hakimlerin keyfidavranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardanda sorumlu olmayacakları anlamına gelmediği, millet adına yetki kullanarakyapılan her faaliyetin yargı denetimine açık olmasının hukuk devleti olmanınbir gereği olduğu, hakimlerin yargı yetkisini Türk Milleti adınakullandıklarının, bu sebeple hakimlerin yargısal faaliyet yaptıkları sıradakifiillerinden dolayı sorumluluk yolunun açık olması gerektiğinin ancak,sorumluluk usul ve esaslarının çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, hemkeyfiliğin ve sorumsuzca tutum ve davranışların önüne geçilmesi ve hem de tutukve çekingen bir hakim sınıfının oluşmasına yol açılmaması bakımından çok önemliolduğu, aksi takdirde yargının bağımsızlığı ve hakimlik teminatının anlamınınkalmayacağı belirtilmiştir.
Mahkemelerin 'bağımsızlığı ve tarafsızlığı' adilyargılanmanın koşulları arasındadır. Mahkemelerin bağımsızlığı genelliklehakimlerin bağımsızlığı ile eş anlamlı kullanılmakta ve biri diğerinin nedenive doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı, onlara tanınanbir ayrıcalık olmayıp, her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzakolarak adalet dağıtacakları yolundaki güven ve inancı yerleştirme amacınayöneliktir. Demokratik bir toplumda, hâkim bağımsızlığının yalnız yürütmeorganına karşı değil, devlet yapısı içindeki tüm kurum ve kuruluşlar ilekişilere karşı da sağlanması gerekir. Başka herhangi bir kişi, kurum veyaorgandan emir almamak, yasamanın, yürütmenin ve diğer dış unsurların etkialanının dışında olmak, baskı altında olmamak şeklinde tanımlanan bağımsızlık,tarafların etki alanının dışında kalmayı, dava taraflarına karşı bağımsızlığıda kapsamaktadır.
Kuralla, hakimler ve savcılar aleyhine açılabilecek olan tazminatdavalarının Devlete karşı açılması öngörülmüştür. Tazminat sorumluluğunun özelolarak düzenlenmesi ve öncelikli olarak yargılama faaliyetlerinden dolayıkişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebepleri olsa bile Devletinsorumlu tutulmasının nedeni, hakim ve savcıların Anayasa'da belirtilenbağımsızlığını ve tarafsızlığını güvenceye almaya yöneliktir. Zira hakim vesavcıların haklı ya da haksız olarak açılacak tazminat davalarından dolayımaddi ve manevi baskı altında kalıp tarafsız ve bağımsız olarak yargılamafaaliyetinde bulunabilme iradesinden uzaklaşabilme ihtimali bulunmaktadır. Buihtimalin bile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceği açıktır.
Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğerkamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğantazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiğişekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği; 40.maddesinin üçüncü fıkrasında ise kişinin, resmi görevliler tarafından vakihaksız işlemler sonucu uğradığı zararın, kanuna göre, Devletçe tazminedileceği, Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkının saklı olduğuöngörülmüştür. Buna göre, Anayasal olarak memurlar ve diğer kamu görevlilerinetanınan bu hakların bağımsızlık ve tarafsızlıkla görevlerini yürütmelerigereken hakim ve savcılara tanınmaması yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ileçelişir. Kaldı ki, zarar görenler açısından daha güvenli sayılabilecek ve ödemegücü yüksek olan Devletin tazminat sorumluluğunun kabulü zarara uğramış kişileriçin de bir güvence oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, Devletin, ödediği tazminattan dolayı, tazminatdavasına konu işlem, faaliyet veya kararla ilgili olarak görevinin gereklerineaykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkim veya savcıya rücuedeceği de açıktır. Dolayısıyla kuralın, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturduğundanda söz edilemez
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın ve 36. maddesi ile ilgisigörülmemiştir.
M- Kanun'un 14. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) BendiyleDeğiştirilen 1086 Sayılı Kanun'un 573. Maddesinin Birinci Fıkrasının 'Hâkimlerinyargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devletaleyhine tazminat davası açılabilir.' Biçimindeki Birinci Cümlesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 14. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendiyle değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 573. maddesininbirinci fıkrasının 'Hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdakisebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.'biçimindeki birinci cümlesinin, Anayasa'nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, 12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun 450. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusukalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesigerekir.
N- Kanun'un Geçici 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 4. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982günlü, 2575 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafı ile8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14. maddesinin birincifıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında işbölümüesasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde,dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca,Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karar tasarısı,toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulunonayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynenonaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerinedeğiştirerek de onaylayabilir.' biçimindeki bölümüne ilişkin gerekçelerlekuralın, Anayasa'nın 2., 37., 142., 154. ve 155. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Dava konusu hükümde, Danıştay Başkanlık Kurulu ile YargıtayBaşkanlar Kurulu'nun, 6110 sayılı Kanunla ihdas edilen üye kadrolarına seçimyapılmasından ve dairelerde çalışacak üyelerin belirlenmesinden itibaren bir ayiçinde toplanarak daireler arasındaki işbölümüne ilişkin karar tasarısınıhazırlayacağı; Danıştay'da Genel Kurulun, Yargıtay'da ise Büyük Genel Kurulunonayına sunulacağı; Danıştay'da Genel Kurulun, Yargıtay'da Büyük Genel Kurulunişbölümünün onaylanmasına ilişkin kararların Resmî Gazete'de yayımlanıpyürürlüğe girinceye kadar 6110 sayılı Yasayla yapılan değişiklikten öncekiişbölümüne ilişkin hükümlerin uygulanmaya devam olunacağı kural altınaalınmıştır.
Kanun'un 4. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982 günlü, 2575 sayılıKanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının ilk paragrafı ile 8. maddesiyledeğiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14. maddesinin birinci fıkrasının 'Hukukdaireleri ile ceza daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır.Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dairelerin arasındakiişbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafındanhazırlanır. Hazırlanan işbölümü karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi günönce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulun onayına sunulur. Büyük GenelKurul, işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısınınen az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir.'biçimindeki bölümüne ilişkin gerekçelerde belirtilen nedenlerle dava konusukural, Anayasa'nın 2., 142., 154. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 37. maddesi ile ilgisigörülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
O- Kanun'un Geçici 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 154. maddesinin son fıkrasındaYargıtay'ın kuruluşu ve işleyişinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlikteminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, iki yıl içinseçilen Yargıtay Başkanlık Kurulu'nun görevinin Yasa ile sona erdirilerekyeniden seçim yapılmasının hukuk devletinin en önemli öğelerinden olan hukukgüvenliğini sarsıcı nitelikte olduğu, yeni ve mevcut üyeleri de içine alacakbiçimde istek koşulu aranmadan hangi üyenin hangi dairede görev yapacağınınbelirlenmesine ilişkin yetkinin verilmesinin Yargıtay'daki işleri hızlandırmaamaçlı olmayıp siyasi iktidarın arzusuna uygun Yargıtay daireleri oluşturmakolduğu, kuralla Birinci Başkanlık Kurulu vesayetinde bir Yargıtay'ın ortayaçıkacağı belirtilerek ve Kanun'un 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılıKanun'un 14. maddesinin birinci fıkrasının 'Hukuk daireleri ile cezadaireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlardabaşkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karartasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır.Hazırlanan işbölümü karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilânedilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul,işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en azüçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir.' biçimindekibölümüne ilişkin gerekçelerle kuralın, Anayasa'nın 2., 37., 142. ve 154.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 6110 sayılı Kanunla Yargıtay'da ihdas edilenüye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren on beş gün içinde BirinciBaşkanlık Kurulu'nun yeniden belirleneceği, üyelerin hangi dairelerde görevyapacağını, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarakoluşturulan yeni Başkanlık Kurulu'nun belirleyeceği öngörülmüştür.
2797 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, Yargıtay'ın kararorganlarından biri olan Birinci Başkanlık Kurulu'nun, Yargıtay BirinciBaşkanı'nın başkanlığında dördü daire başkanı, dördü Yargıtay üyesi olmak üzeresekiz asıl ve ikisi daire başkanı ve ikisi Yargıtay üyesi olmak üzere dörtyedek üyeden oluşacağı; 18. maddesinin birinci fıkrasında dairelerde görevyapacak üyelerin Birinci Başkanlık Kurulu'nun kararı ile dairelere ayrılacağıve zorunlu hallerde dairelerinin aynı usulle değiştirilebileceği; 33.maddesinin birinci fıkrasında ise Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'naseçilecek iki asıl daire başkanı ile bir yedek daire başkanı ve iki asıl üyeile bir yedek üye hukuk dairelerinden, iki asıl daire başkanı ile bir yedekdaire başkanı ve iki asıl üye ile bir yedek üye ceza dairelerinden olmak üzereYargıtay Büyük Genel Kurulu'nca seçileceği belirtilmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, Yargıtay'da yirmi üç hukuk, onbeş ceza dairesinin bulunacağı; 6110 sayılı Kanun'a ekli listede ise altısıdaire başkanı ve yüz otuz biri üye olmak üzere toplam yüz otuz yedi kadronunihdas edildiği belirtilmiştir. Böylece, Yargıtay'ın daire başkanı ve üye sayısıtoplamı üç yüz seksen yediye çıkarılmıştır.
Kuralla, Yargıtay'ın karar organlarından biri olan BirinciBaşkanlık Kurulu'na, Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nu oluşturacak ve yeniseçilecek olan üyelerin de iradelerinin yansıtılması sağlanmıştır. Buna göre,yeni seçilecek olsalar bile Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nu oluşturacak olanüyelerin Yargıtay'ın karar organlarından biri olan Birinci Başkanlık Kurulu'nunoluşumunda iradelerinin yansıtılmasında hukuk güvenliğini zedeleyen bir yönbulunmamaktadır. Kaldı ki kuralla, önceki Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'ndagörevli üyelerin yeniden anılan kurula seçilmesi engellenmemiştir.
Diğer taraftan, yeniden belirlenecek olan Yargıtay BirinciBaşkanlık Kurulu'nda görev yapacak üyelerin, yargı bağımsızlığı ve hâkimlikteminatı kapsamında her türlü etkiden uzak olarak karar verecekleri açıktır. Bunedenle dava konusu kuralın, hukuk devleti ilkesi ile yargı bağımsızlığıilkesini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Kanun'un 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14.maddesinin birinci fıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendiaralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hükümbulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdakiesaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümükarar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla BüyükGenel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısınıaynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifiüzerine değiştirerek de onaylayabilir.' biçimindeki bölümüne ilişkingerekçeler bu kural yönünde de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 154.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasa'nın 37. ve 142. maddeleri ile ilgisigörülmemiştir.
P- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının(a) Bendinde Yer Alan ''Devlet aleyhine ''İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un geçici 2. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan ''Devlet aleyhine''ibaresinin, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı geçici 2. maddesinin(1) numaralı fıkrasında, 12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunuyürürlüğe girinceye kadar, 1086 sayılı Kanun'un 573. maddesindeki sebepleredayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında, hakimlerin bir soruşturma,kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyetveya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminatdavasının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ilekanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı YargıtayHukuk Genel Kurulu'nda açılacağı ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görüleceği;Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğukararlara ilişkin temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca, buKurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğukararlara ilişkin temyiz incelemesinin Yargıtay Büyük Genel Kurulu'ncayapılacağı; Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davasının ise tazminatdavasını karara bağlamış olan mahkemede görüleceği kural altına alınmıştır.
Kanun'un geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendindeyer alan ''Devlet aleyhine'' ibaresi, 6100 sayılı Kanun'un 1.10.2011gününde yürürlüğe girmesi ile uygulanma olanağını yitirmiştir. Bu nedenle davakonusu kurala ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar verilmesi gerekir.
R- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının(a) ve (b) Bentlerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, sonradan çıkarılan bir kanunla davanıntaraflarının değiştirildiği, görülmekte olan davalara müdahale edildiği, öncekiyasa hükmüne güvenerek dava açanların bu güvenlerinin korunmadığı belirtilerekkuralların, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un dava konusu kuralların da yer aldığı geçici 2. maddesinin(2) numaralı fıkrasında, 2802 sayılı Kanun'a 6110 sayılı Kanunla eklenen 93/Amaddesi ile 1086 sayılı Kanun'un 6110 sayılı Kanunla değiştirilen 573. maddesihükümlerinin, 6110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olandavalar ile kesinleşmemiş hükümler bakımından da uygulanacağı ve davanın Devletaleyhine devam olunacağı belirtilmiştir.
Kanun'un 12. maddesiyle 2802 sayılı Kanun'a eklenen 93/Amaddesinin birinci fıkrasına ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle davakonusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralların Anayasa'nın 36. ve 138. maddeleri ileilgisi görülmemiştir.
S- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının(c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kesinleşmiş mahkeme kararlarına müdahale edildiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 138. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı geçici 2. maddesinin(2) numaralı fıkrasında, 2802 sayılı Kanun'a 6110 sayılı Kanunla eklenen 93/Amaddesi ile 1086 sayılı Kanun'un 6110 sayılı Kanunla değiştirilen 573. maddesihükümlerinin, 6110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte miktar veya değeriitibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşenhükümler bakımından da uygulanacağı ve davanın Devlet aleyhine devam olunacağıbelirtilmiştir.
Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrası 'Yasama ve yürütmeorganları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar veidare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez.' hükmünü içermektedir.
Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi yasamaorganının kesinleşmiş yargı kararlarıyla oluşmuş hukuksal durumlaradokunamaması ya da ortadan kaldıramaması anlamına gelir. Kuralla,Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte miktar veya değeri itibarıyla temyiz veyakarar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümlere müdahale edildiğiaçıktır. Bu nedenle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerineaykırıdır. İptali gerekir.
Kural iptal edildiğinden, Anayasa'nın 10. ve 36. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
T- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (3) NumaralıFıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kesinleşmiş mahkeme kararlarına müdahaleedildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 138. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu hükümde, 6110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiğitarihten önce verilen ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karardüzeltme yoluna başvurulamayan hükümler için, anılan Kanun'un yürürlüğe girdiğitarihten itibaren iki hafta içinde temyiz veya karar düzeltme yolunabaşvurulabileceği, bu fıkra uyarınca yapılan kanun yolu başvuruları üzerineverilen kararların, tahsil edilmiş tazminat bedelinin geri istenmesi hakkınıdoğurmayacağı kural altına alınmıştır.
Kanun'un geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendineilişkin gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Dava konusu kural iptal edildiğinden, Anayasa'nın 10. ve 36.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
U- Kanun'un 16. Maddesinin, Yargıtay, Danıştay ve YargıYetkisi Yönlerinden İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 154. ve 155. maddelerine göreyüksek mahkeme olarak kurulan ve anayasal güvence altında olan Yargıtay veDanıştay ile ilgili yasaların yürütülmesinin, yürütme organı olan BakanlarKurulu'na bırakılmasının yargı bağımsızlığı ilkesini zedelediği, Anayasa'daBakanlar Kurulu'na Yargıtay ve Danıştay'ın kuruluş, görev, yetki ve işleyişineilişkin bir yetki verilmediği gibi hiçbir organın kendisine verilmeyen yetkiyikullanamayacağı, yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılması gerektiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın başlangıcı ile 2., 6., 9., 154. ve 155.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 6110 sayılı Kanun hükümlerini BakanlarKurulu'nun yürüteceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 109. maddesinde, Bakanlar Kurulu'nun, Başbakan vebakanlardan oluşacağı; 112. maddesinde ise Başbakan'ın, Bakanlar Kurulu'nunbaşkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı ve hükümetin genelsiyasetinin yürütülmesini gözeteceği, Bakanlar Kurulu'nun da bu siyasetinyürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla BakanlarKurulu, genel siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur. Buna göre,Bakanlar Kurulu, siyasi sorumluluk gereği meydana gelen aksaklıklar karşısındauygun gördüğü önlemleri almaya yetkilidir.
Bağımsız ve hakimlik teminatına göre görev yapan Yargıtay,Danıştay ile hakim ve savcıların yargı faaliyetlerinde bağımsız ve tarafsızoldukları, hakimlik teminatları çerçevesinde karar verecekleri ve yargıyıilgilendiren bir kanun bile olsa siyasi olarak sorumlu tutulamayacaklarıaçıktır. Buna göre, siyasi olarak kanunları yürütmekle sorumlu olan organınBakanlar Kurulu olması karşısında, yargı faaliyetleri ile ilgisi bulunmayankuralın yargı bağımsızlığını zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 154. ve155. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın, Anayasa'nın başlangıcı ile 6. ve 9. maddeleriile ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
9.2.2011 günlü, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun'un:
A) Geçici 2. maddesinin, (2) numaralı fıkrasının (c) bendiile (3) numaralı fıkrasının yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşullarıoluşmadığından REDDİNE,
B) 1- 1. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982 günlü, 2575 sayılıDanıştay Kanunu'nun 13. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasına,
b- (2) numaralı fıkrasının;
aa- Birinci cümlesinde yer alan ''yeteri kadar üye '' ibaresine,
bb- Üçüncü ve dördüncü cümlelerine,
2- 2. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 17.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
3- 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 27. maddesininikinci fıkrasının ilk paragrafının ikinci cümlesi dışında kalan bölümüne,
4- 5. maddesiyle, 14.4.1982 günlü, 2659 sayılı Adlî Tıp KurumuKanunu'nun değiştirilen 4. maddesinde yer alan '' hizmetin gerektirdiğiyönetmelikte belirtilen birim ve müdürlüklerden '' ibaresine,
5- 7. maddesiyle değiştirilen, 4.2.1983 günlü, 2797 sayılıYargıtay Kanunu'nun 5. maddesine,
6- 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14. maddesininbirinci fıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarındaişbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığıtakdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslaruyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karartasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük GenelKurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynenonaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerinedeğiştirerek de onaylayabilir.' bölümüne,
7- 9. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesininbirinci fıkrasının, 'Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyetoluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan enkıdemli üye başkanlık eder.' biçimindeki ikinci ve üçüncü cümlelerine,
8- 10. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'a eklenen 53/A maddesininikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan ''ilk derece ve bölge adliyemahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak '' ibaresine,
9- 11. maddesinde yer alan;
a- ''(2) sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek(II) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına ait bölümüne,'' ibaresi vebu ibareye bağlı olarak Kanun'a eklenen (2) Sayılı Liste'ye,
b- '' (4) sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek(II) sayılı cetvelin Yargıtay Başkanlığına ait bölümüne, '' ibaresi ve buibareye bağlı olarak Kanun'a ekli (4) Sayılı Liste'ye,
10- 12. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'na eklenen 93/A maddesinin birinci fıkrasına,
11- Geçici 1. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarına,
12- Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ve (b)bentlerine,
13- Yargıtay, Danıştay ve yargı yetkisi yönlerinden 16. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 30.3.2012 günlü, E. 2011/29, K. 2012/49sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, bölüm, cümle, ibare velistelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
C) 1- 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 27. maddesininikinci fıkrasının ilk paragrafının ikinci cümlesi,
2- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyledeğiştirilen, 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun573. maddesinin birinci fıkrasının 'Hâkimlerin yargılama faaliyetlerindendolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davasıaçılabilir.' biçimindeki birinci cümlesi,
3- Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendindeyer alan ''Devlet aleyhine'' ibaresi,
hakkında, 30.3.2012 günlü, E. 2011/29,K. 2012/49 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden,bu cümleler ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulmasi istemi hakkinda KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
30.3.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
9.2.2011 günlü, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun'un:
A- 1. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982 günlü, 2575 sayılıDanıştay Kanunu'nun 13. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (2) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan '' yeteri kadar üye'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
b- Üçüncü ve dördüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
B- 2. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 17.maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 4. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 27. maddesininikinci fıkrasının ilk paragrafının;
1- İkinci cümlesinde yer alan ''Başkanlık Kurulu''ibaresi 8.8.2011 günlü, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10.maddesinin (c) bendi ile 'Başkanlar Kurulu' olarak değiştirildiğinden, konusukalmayan ikinci cümleye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
2- İkinci cümlesi dışında kalan bölümünün Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
D- 5. maddesiyle, 14.4.1982 günlü, 2659 sayılı Adlî Tıp KurumuKanunu'nun değiştirilen 4. maddesinde yer alan '' hizmetin gerektirdiğiyönetmelikte belirtilen birim ve müdürlüklerden '' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 7. maddesiyle değiştirilen, 4.2.1983 günlü, 2797 sayılıYargıtay Kanunu'nun 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 8. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 14. maddesininbirinci fıkrasının 'Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarındaişbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığıtakdirde, dairelerin arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca,Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karar tasarısı,toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulunonayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynenonaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerinedeğiştirerek de onaylayabilir.' bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
G- 9. maddesiyle değiştirilen 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesininbirinci fıkrasının, 'Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyetoluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan enkıdemli üye başkanlık eder.' biçimindeki ikinci ve üçüncücümlelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
H- 10. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'a eklenen 53/A maddesininikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan '' ilk derece ve bölge adliyemahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak '' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 11. maddesinde yer alan;
1- '' (2) sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II)sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına ait bölümüne, '' ibaresi ve bu ibareyebağlı olarak Kanun'a eklenen (2) Sayılı Liste'nin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- '' (4) sayılı listede yer alan kadrolar ise ihdas edilerek (II)sayılı cetvelin Yargıtay Başkanlığına ait bölümüne, '' ibaresi ve bu ibareyebağlı olarak Kanun'a ekli (4) Sayılı Liste'nin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 12. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'na eklenen 93/A maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyledeğiştirilen, 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun573. maddesinin birinci fıkrasının 'Hâkimlerin yargılama faaliyetlerindendolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davasıaçılabilir.' biçimindeki birinci cümlesi, 12.1.2011 günlü, 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, bucümleye ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
L- Geçici 1. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- Geçici 2. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan '' Devletaleyhine '' ibaresi, 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi ile uygulanmaolanağını yitirdiğinden, bu ibareye ilişkin konusu kalmayan iptal istemihakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
2- (2) numaralı fıkrasının;
a- (c) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
b- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
N- 16. maddesinin Yargıtay, Danıştay ve yargı yetkisiyönlerinden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
30.3.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY YAZISI
(Reddi Hakim Talebine İlişkin)
6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'unkimi maddelerinin iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemiyleAnamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi tarafından açılan davada, AnayasaMahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkında reddi hakim talebinde bulunulmuştur.
Dava konusu yasa kuralları büyük ölçüde Yargıtay ve Danıştay'ınyeniden yapılandırılmasına ilişkindir. Dosyada yer alan belgelerden, yeni yasaldüzenlemelere konu Yüksek Yargı organlarının karşı olduklarını açıkladıklarıyasalaşma sürecinde, bu karşı çıkışa Anayasa Mahkemesi Başkanı'nca eleştirelbir üslupla tepki gösterildiği, Davacı Parti'ce de bu tepkinin dolaylı yoldanyasa lehinde duruş sergilemek şeklinde algılandığı, bu nedenle AnayasaMahkemesi'ndeki yargılama sürecinde Başkan Haşim KILIÇ'ın tarafsız hareketedemeyeceği kanaatine varıldığı anlaşılmaktadır.
Hakimlerin reddine ilişkin hukuk kuralları yönünden olayabakıldığında, Başkan Haşim KILIÇ'ın dosyadaki beyanlarının istişari mütalaa vekanaat ya da mahkemeye gelmesi muhtemel bir konuda görüş açıklaması niteliğindeolmadığı açıktır. Öte yandan beyanların zamanlama, bağlam, siyasi ortam vetoplumdaki muhtemel algılanma şekli gözetildiğinde, 2949 sayılı Kanun'un 47.maddesinin birinci fıkrası kapsamında tarafsızlık yönündendeğerlendirilebilecek niteliktedir.
Her derecedeki yargıçların sadece tarafsızlığının değil, tarafsızgörüntülerinin de korunmasının önemli olduğu ilkesi, kuşkusuz Anayasa Mahkemesibakımından da geçerlidir. Bir yargıç iç aleminde tarafsızlığından eminolabilir, ancak dışarıdan bakıldığında farklı bir algılama doğuyor ise sorunvardır. Olayda davacı Parti yetkili organlarınca, Başkan'ın tarafsız hareketedemeyeceği kanısını haklı kılan bir halin varlığına kanaat getirilmiş ve bukanaat, söylemin ötesinde, Parti tüzel kişiliğince reddi hakim talebi yoluylahukuki düzleme taşınmıştır. Sıradan gerçek veya tüzel kişilerden farklı olarakAna Muhalefet Partisi, Anayasa'nın iptal davası açmakla yetkili kıldığı başlıcaorganlardan olup, bu Parti nezdinde Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinintarafsızlıkları noktasında tereddütlerden uzak olunması, tereddüt oluşmasınameydan verilmemesi önemlidir. Mahkeme kararlarının saygınlığı, toplumda adaleteolan inancın pekiştirilmesi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi, taleplerimahkemelerce reddedilen veya haksız çıkan tarafların dahi yargılamanın adil vetarafsız yapıldığına ikna olmaları ile sağlanabilir.
Başkan Haşim KILIÇ'ın ret nedeni olarak gösterilen açıklamalarıylaDavacı Parti'nin tarafsızlık noktasında ciddi kaygı duymasına yol açıldığı,Anayasa Mahkemesi heyetince yapılacak yargılama sonunda verilecek hükmüntarafsızlığı ve adaletinden şüphe duyulmamasının asıl olduğu, normal koşullardabir yüksek yargı organı başkanının fikir özgürlüğü kapsamında sayılabilecekeleştirel ifadelerinin tüm Yüksek Yargı organlarını ilgilendiren bir davabağlamında özel hassasiyet yaratabileceği gözetildiğinde reddi hakim talebininkabulünün yerinde olacağı düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
(Reddi Hakim Talebine İlişkin)
Dava dilekçesinde, 9.2.2011 günlü, 6110 sayılı Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un kimi kurallarının iptali isteminin ilk veesas incelemelerinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç hakkında 2949sayılı Kanun'un 46. ve 47. maddelerine dayanılarak talep edilen ret konusununda karara bağlanması istenmiş, ret sebebine kanıt olarak da 15.02.2011 günlü'Radikal' gazetesinde yayımlandığı ileri sürülen 'Yüksek yargının bugün içinde bulunduğu durumda yıllardır yargıdaki birikimi gidermek için çabaharcamamış olmasının payı olduğunu, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının bu günedek üyeleriyle yargıdaki birikmeyi nasıl çözeceklerine dair bir toplantıyapmadıklarını, üzülerek söyleyeyim, yüksek yargı bugüne dek uyumaktan başkabir şey yapmadı, belli günlerde konuşma yapıp mesaj vererek sorun çözülmüyor' yine 'Benbu soruya cevap verirsem doğru olmaz; çünkü ana muhalefet partisi, onaylanmasıdurumunda Anayasa Mahkemesine başvuracağını söyledi. Önümüze gelebilecek birdosya hakkında konuşmayayım' biçimindeki haberler gösterilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un, Dava ve İşlere Bakmanın Caiz Olmadığı Haller başlıklı 46.maddesinde Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin diğer nedenler yanında 'İstişarimütalaa ve kanaat beyan etmiş olduğu dava ve işlere'' bakamayacakları,Başkan ve Üyelerin Reddi başlıklı 47. maddesinin birinci fıkrasındaise ' Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri tarafsız hareketedemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin dava açılmadan veya iş Mahkemeyegelmeden önce mevcut olduğu iddiası ile '' reddedilebilecekleriöngörülmüş, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün Yasaklar başlıklı 32.maddesindede 'Başkan ve üyeler; Mahkemeye gelmesi muhtemel güncel konularhakkında sözlü veya yazılı olarak görüşlerini belirtemezler' denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un 46. ve 47. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 32. maddesindeyer alan kurallar, hukuk devletinin unsurlarından olan adil yargılanma hakkınınsağlanabilmesi için getirilen düzenlemelerden bir kısmını oluşturmaktadır. Bukurallar uyarınca, yargılama makamında görev alan Başkan ve üyelerin mahkemeyegelmesi muhtemel konular hakkında tarafsızlıklarını kuşkuya düşürecek her türlüsöz ve davranıştan kaçınmaları gerekir.
Ret sebebi olarak gösterilen ve dava dilekçesine eklenen haberleilgili belgenin doğruları yansıtmadığına ilişkin her hangi bir kanıtbulunmadığı gibi söz konusu belgedeki açıklamanın, Yargıtay ve Danıştay'ınyıllardır süren birikmiş iş yüklerini azaltarak yargıyı hızlandırmak, isabetlikararlar verilmesini sağlamak, adalete olan ve sarsılan inancı yenidenoluşturmak için yasalaştırıldığı gerekçesinde belirtilen, 6110 sayılı BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un bu gerekçesini doğrular biçimdeve dava konusu olarak mahkemeye gelmesi muhtemel olan zamanda ve yasaylabağlantı kurulabilecek bir tarz ve anlam içinde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Haber konusu oluşturulurken sorulan bir soruya tarafsızlığınkoruması adına yanıt verilmemiş olması, davadan çekilme koşullarınındüzenlendiği 46. maddenin istişari mütalaa ve kanaat beyan etme biçimindekikuralı açısından olumlu değerlendirilmesi gereken bir davranıştır. Ancak, budurumun, diğer beyanların Başkan ve üyelerin reddini düzenleyen 47. maddede yeralan, tarafsız hareket edilemeyeceği kanısını haklı kılan halleriçinde sayılıp sayılmayacağı yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerektiğineengel olmayacağında kuşku bulunmamaktadır.
Mahkemeye gelmesi muhtemel bir davanın yasalaştırılma gerekçesiyleörtüşen, yüksek yargının bu gün içinde bulunduğu durumda yıllardır yargıdakibirikimi gidermek için çaba harcanmamış olmanın payı olduğu şeklinde başlayanve belli günlerde konuşmakla sorunun çözülmeyeceği biçiminde devam edenaçıklamalardan, iptal davasına konu edilen Kanun ile söz konusu sorununçözülmek istendiğinin ve bu nedenle de düzenlemenin Anayasa'ya uygun olduğudüşüncesini taşıdığını ima eden bir görünümün oluşmasına ve böylece tarafsızlığınakuşku düşürecek haberlerin yapılmasına katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Buitibarla açıklamanın, 47. maddede öngörülen, her türlü söz ve davranışbakımından dikkate alınması gereken'tarafsız hareket edemeyecekleri kanısınıhaklı kılan haller'içinde değerlendirilmesi gerekir.
Bu düşünceyle ret talebinin kabulüne karar verilmelidir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY
6110 sayılı 'Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'ile 2797 sayılı Yargıtay Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2659 sayılı AdliTıp Kurumu Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 1806 sayılı HukukUsulü Muhakemeleri Kanunu ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ileAdliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanundadeğişiklikler yapılmıştır.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanunun, Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin bakamayacağı dava veişleri düzenleyen 46. maddesinin beşinci bendinde, Başkan ve üyelerin kanaatbeyan etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacağı; Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün'Yasaklar' başlıklı 32. maddesinde de Başkan ve üyelerin mahkemeye gelmesimuhtemel güncel konular hakkında sözlü veya yazılı olarak görüşlerini beyanedemeyecekleri kuralı yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın 6110 sayılı Kanun'unyasalaşması sürecinde kamuoyuna ve basına yaptığı, dosyada içeriği belirtilenaçıklamaların; anılan Yasa'nın gerekçesi de göz önüne alındığında 2949 sayılıKanun'un 46/5. maddesi hükmü ile İçtüzüğün 32. maddesine aykırı olduğu, bunedenle aynı Yasa'nın 47. maddesi gereğince yapılan 'Hâkimin Reddi' talebininkabulü gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fettah OTO
KARŞIOY YAZISI
(Esasa İlişkin)
6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un1. maddesiyle 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nda ve 2797 sayılı YargıtayKanunu'nda yapılan değişikliklere ilişkin karşıoy:
İptali istenen kurallarla adı geçen yüksek yargı organlarının üyesayılarında, çalışma biçimlerinde önemli ve sistematik değişiklikler yapılmış,dairelerin daha önce yasa ile belirlenen görevleri bundan böyle BaşkanlıkKurulları tarafından belirlenecek şekilde düzenlenmiş ve dairelerin birdenfazla heyet şeklinde görev yapması esası benimsenmiştir.
Danıştay ve Yargıtay anayasa ile belirlenmiş yüksek yargıorganlarıdır. Bu yüksek mahkemelere ilişkin yasalar, Türkiye Cumhuriyeti'ninbir hukuk devleti olduğunu öngören Anayasa'nın 2. maddesi başta gelmek üzereyargının bağımsızlığını, adil yargılanma hakkını ve bunları sağlayacak olanmahkemelerin kuruluşuna ilişkin esasları düzenleyen Anayasa hükümlerine tersdüşemeyeceği gibi, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmak zorundadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleridüzenlenmiş, bu kapsamda devletin '' kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanların maddi ve manevi varlığının gelişmesiiçin gerekli şartları hazırlamaya çalışmak'la görevli olduğu vurgulanmıştır.
Anayasa'nın 9. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 'hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğuifade edilmiştir.
Anayasa'nın 142. maddesinde 'mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi, yargılama usulleri kanunla düzenlenir' denilmiştir.
Yargıtay, Anayasa'nın 154. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeninbirinci fıkrasında Yargıtay'ın, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başkabir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciiolduğu; kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarakbakacağı öngörülmüştür. İkinci fıkrada Yargıtay üyelerinin birinci sınıfaayrılmış adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlararasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca üye tamsayısının saltçoğunluğu ile ve gizli oyla seçileceği belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada YargıtayBirinci Başkanı, birinci başkan vekilleri ve daire başkanlarının kendi üyeleriarasından Yargıtay Genel Kurulu'nca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizlioyla dört yıl için seçilecekleri; süresi bitenlerin yeniden seçilebilecekleriöngörülmüştür. Dördüncü fıkrada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve CumhuriyetBaşsavcıvekilinin Yargıtay Genel Kurulu'nun kendi üyeleri arasından gizli oyla belirleyeceğibeşer aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından dört yıl için seçileceği, süresibitenlerin yeniden seçilebilecekleri hükme bağlanmıştır. Son fıkradaYargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları veüyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin niteliklerive seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarınagöre kanunla düzenlenir denilmiştir.
Danıştay'ın düzenlendiği Anayasa'nın 155. maddesinin birincifıkrasında, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargımerciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, kanundagösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağıbelirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında Danıştay'ın, davaları görmek,Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ileilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesinibildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunlagösterilen diğer işleri yapmakla görevli olduğu ifade edilmiştir. Üçüncüfıkrada Danıştay üyelerinin dörtte üçünün, birinci sınıf idari yargı hakim vesavcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar YüksekKurulu; dörtte birinin nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasındanCumhurbaşkanı tarafından seçileceği öngörülmüştür. Dördüncü fıkrada DanıştayBaşkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları kendi üyeleri arasındanDanıştay Genel Kurulu'nca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dörtyıl için seçilirler denilmiş, süresi bitenlerin yeniden seçilebileceğibelirtilmiştir. Son fıkrada, Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı,başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçimusullerinin, idari yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlikteminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın Yargıtay ve Danıştay'la ilgili hükümlerinden şusonuçlar ortaya çıkmaktadır:
- Her iki yüksek mahkeme 'son derece' mahkemesi olmakla, bireriçtihat mahkemesi olarak çalışacak şekilde kurulmuşlardır, bu nedenle kendiyasaları da bu amacı gözetecek şekilde düzenlenmek zorundadır.
- Daire başkanlarının seçim yöntemi yasa koyucunun takdirinebırakılmayarak doğrudan Anayasada düzenlenmiştir. Bu nedenle bu mahkemelerinyargı yetkisini kullanan asli birimleri dairelerdir. Daire'yi belli bir anlamve şekilde öngören Anayasa'nın yasa koyucuya geniş bir takdir alanı bıraktığısöylenemez.
Anayasa'nın 2. ve 5. maddeleri ile adil yargılanma hakkına ilişkin36. maddesinin lafzı ve ruhu da gözetildiğinde, adli ve idari yargıda ilkderece mahkemelerinden verilen kararların temyizen incelenmesinin bu kararlarınilgili olduğu hukuk konuları, suç tipleri veya idari uyuşmazlıklar itibariyleuzmanlaşmış, liyakat sahibi ve denetimli yüksek yargıçlardan oluşan heyetlerceyapılmasının temel ilke olduğu açıktır. Bu şekilde mümkün olduğunca süratli vedoğru karar verilebilecek, içtihatlarda istikrar sağlanarak ilk derecemahkemelerinin kararlarının bozulma oranı azaltılacak ve davaların gereksizuzaması önlenecek, farklı ve çelişkili kararlar emsal alınarak açılan birçokdavanın da açılmasına gerek kalmayacaktır. Hayatın değişen koşulları karşısındayetersiz kalan, adalet duygusuna ters düşen veya yasaların katı yorumundankaynaklanan içtihatların da yine bu sistem içinde düzeltilmesi mümkünolduğundan, iyi işleyen adil bir hukuk düzeni oluşturulacak vesürdürülebilecektir. Yasa koyucunun yüksek mahkemelerle ilgili çıkaracağıyasalar bu anayasal parametrelere ve evrensel hukuk ilkelerine uygun olmakzorundadır. Diğer bir ifadeyle bu anayasal amaçlara ve parametrelere aykırıdüzenlemeler yapmak yasa koyucunun takdir alanı içinde değildir.
6110 sayılı Yasa ile Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında yapılandeğişiklikleri aşağıdaki nedenlerle bu esaslara uymamaktadır:
A- 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nda yapılan değişiklikler:
6110 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Danıştay Kanunu'nun 13.maddesinde yapılan değişiklikle, Danıştay'ın toplam daire sayısı 15 olarakbelirlenmiş, heyetlerin başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanacağı ve saltçoğunlukla karar vereceği, üye sayısının yeterli olması halinde birden fazlaheyet oluşturulabileceği ve bu durumda oluşturulan diğer heyetlere, heyette yeralan en kıdemli üyenin başkanlık edeceği öngörülmüştür. Kanun'un 4. maddesi ileDanıştay Kanunu'nun 27. maddesi değiştirilerek, idari dava daireleri ile vergidava dairelerinin kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışacağı, BaşkanlıkKurulu'nca hazırlanacak işbölümü karar tasarısının Genel Kurul'un onayınasunulacağı ve Genel Kurul'un karar tasarısını aynen veya değiştirerekonaylayabileceği belirtilmiştir. Kanun'un 11. maddesiyle ihdas edilenkadrolarla da 15 daireli Danıştay, 156 üyeli bir yüksek mahkeme halinedönüştürülmüştür.
Buna göre Danıştay'ın 15 dairesi birer başkan ve dörder üyedenoluşacak heyetlerle toplam 75 üyeden oluşabilecek, geri kalan 76 üye ise aynıdairelerin ikinci heyeti olarak çalışabilecektir.
Anayasa'nın 155. maddesine göre Danıştay üyelerinin dörtte birininidari yargı hakim ve savcıları arasından seçilmesi zorunludur. Kalan dörtte biroranındaki üyenin ise hakim hatta hukukçu olması gerekmemektedir. Buna göre, 39üyenin hukukçu olmaması ve bazı dairelerin ikinci heyetlerinin tamamen buüyelerden oluşturulması mümkündür. Buna göre, hukukçulardan oluşmayan 7 adetDanıştay dairesi heyeti ortaya çıkabileceği anlaşılmaktadır. BaşkanlıkKurulu'nun ve Genel Kurul'un görevlendirmeler sırasında böyle bir durumundoğmaması için esasen gerekli özeni göstereceği varsayılabilir. Ancak bir hukukdevletinde yasalar, bir yandan açıkça anayasaya aykırı sonuçlar verebilecekşekilde düzenlenip bir yandan da uygulamada nasıl olsa öyle bir sonuçdoğmayacağı varsayımına dayandırılamaz. Yasa koyucunun böyle bir takdir hakkıyoktur.
İptali istenen kurallarla, aynı dairenin ikinci (veya sayımüsaitse üçüncü) heyetinin oluşturulması olanaklı hale gelmiştir. Bu şekildeoluşacak mükerrer heyetler birbirine zıt veya çelişkili kararlarverebileceklerinden, içtihat birliğinin sağlanması güçleşecek, bufarklılıkların düzeltilmesi zaman alacak, kişilerin veya İdarenin mağduriyetineneden olunabilecektir. Çerçevesi anayasa ile belirlenen Danıştay, bir içtihatmahkemesidir. İdare ve bölge idare mahkemelerinden gelen ve sayıları giderekartan dosyaları şu veya bu şekilde eritmek zorunda olan bir merci değildir.
Yasa koyucunun amacı daire başına bakılması gereken ve sürekliartış gösteren dosya sayısını azaltmak ise bunu daire sayısını yasa ile dahafazla sayıda tespit etmek suretiyle de yapabileceği, böylece dairelerin dahasomut konularda ihtisaslaşması sağlanabileceği, aynı daire içinde değişken vebirbirinden bağımsız heyetler arasında içtihat farkları doğmasının daönlenebileceği açıktır. Aynı sonucun anayasaya uygun bir yolla elde edilmesimümkün iken farklı bir yol izlenmesinde yasa koyucunun takdir hakkıbulunmamaktadır.
Yapılan düzenlemede anayasaya açık bir aykırılık da dairelerin veheyetlerin başkanlığı konusundadır. Anayasa daire başkanlığını yasayabırakmayarak doğrudan düzenlemiş, daire başkanlarının Genel Kurul'un üyetamsayısının salt çoğunluğunca ve gizli oyla seçilmesini öngörmüştür. Hukukungenel ilkelerine göre vekalet, asilin görevini yapamayacak durumda veyamazeretli olması halinde söz konusu olur. Dairenin başkanı (asil) görev başındave birinci heyete başkanlık ederken bir başkasının aynı daire adına vekaletenheyet başkanlığı yapması hukuki değil fiili (de facto) başkanlıktır. Bu durumdaikinci heyetin Anayasa'ya uygun olarak teşekkül etmiş bir yargı merciiolduğundan söz edilemez. Kaldı ki genel ilke vekalet edecek kişinin ya öncedenbelirlenmesi, ya da en kıdemlinin vekalet etmesidir. Danıştay'ın (x) Dairesindebir başkan ve 17 üye bulunduğunu kabul edelim. İptal istemine konu kurala görebaşkan dışındaki 17 üye 3 heyet şeklinde bölünecek, heyetlerin her birine ofiili heyetteki en kıdemli üye başkanlık edecektir. Buna göre, ikinci ve üçüncüheyetlerin başkanları, Dairenin en kıdemli ilk üç üyesi olmayabilecektir.Örnekte belirtilen durumda Dairenin en kıdemsiz 6 üyesi (18 kişinin en kıdemsiz6'sı)bir heyet halinde toplanabilecek, buna da Dairenin kıdemde13.sıradakiüyesi başkanlık etmiş olacaktır. Bu heyetin vereceği kararlar da Daire kararıhükmünü taşıyacaktır. Bu durum Anayasa'nın amaçladığı yüksek mahkeme yapısınaolduğu kadar hukukun genel ilkelerine de aykırıdır.
Sonuç olarak, iptali istenen kurallar Anayasa'nın 2., 36. ve 155.maddelerine aykırıdır.
B- 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nda yapılan değişiklikler:
6110 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle Yargıtay'ın daire sayısı 23hukuk ve 15 ceza olmak üzere 38 olarak belirlenmiştir. Kanun'un 8. maddesiyleYargıtay Kanunu'nun 14. maddesi değiştirilerek hukuk daireleri ile cezadairelerinin kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışacağı, dairelerarasında işbölümünün Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanacak karar tasarısınınBüyük Genel Kurul'ca aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiylebelirleneceği esası getirilmiştir. Kanun'un 9. maddesi ile Yargıtay Kanunu'nun40. maddesi değiştirilerek, üye sayısının yeterli olması halinde birden fazlaheyet oluşturulabileceği, bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yeralan en kıdemli üyenin başkanlık edeceği kuralı getirilmiştir. Kanun'un 11.maddesi ile ihdas edilen kadrolarla 6 adet daire başkanlığı, 131 adet üyelikolmak üzere toplam 137 yeni üyenin Yargıtay'a katılması sağlanmıştır.Dairelerin bir başkan ve dört üye ile çalışabileceği gözetildiğinde, mevcut üyesayısı itibariyle Yargıtay'da 39 adet yeni heyetin fiilen (de facto) daireşeklinde oluşturulabileceği anlaşılmaktadır.
Yargıtay da Danıştay gibi bir yüksek içtihat mahkemesidir. Bubakımdan aynı dairenin mükerrer olarak oluşturulacak heyetlerinin yaratacağısakıncalar konusunda Danıştay için belirtilen gerekçeler Yargıtay yönünden deaynen geçerlidir.
Anayasa'nın 154. maddesinde Yargıtay daire başkanlıklarının nasılbelirleneceği yasaya bırakılmadan, doğrudan düzenlenmiştir. Bu nedenle eylemliolarak oluşturulacak ikinci veya üçüncü heyet daire başkanlıklarının anayasaldayanağı yoktur. Vekalet ve kıdem konusunda Danıştay'la ilgili belirtilensakıncalar Yargıtay yönünden de geçerlidir. Anayasal dayanağı olmadan yargılamayapacak ve kesin hüküm kuracak bir dairenin kararının hukuki geçerliliğinin biryasa hükmüne dayansa dahi kamu vicdanında tartışma konusu olması kaçınılmazdır.
Yüksek mahkemelerin aynı dairelerinin müteaddit heyetler halindeçalışması çağdaş hukuk sistemlerinde başvurulan bir yöntem değildir. Yıllarboyu artan iş yükünün yarattığı sorunlar karşısında Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin de yeniden düzenlenmesi gerekmiş ve bu amaçla Sözleşme'ye Ek 14.Protokol ile sözleşmede bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu kapsamdaSözleşme'nin 26. maddesinde Dairelere bağlı üç yargıçlı komiteler kurulmasıkabul edilmiş; Dairelerin 7 yargıçtan oluşacağı esası korunmakla beraber MahkemeGenel Kurulu'nun talebi üzerine Bakanlar Komitesi'nin Daire yargıçlarınınsayısını oybirliğiyle alacağı bir kararla ve belirli bir süre için beşedüşürebileceği öngörülmüştür. Bu şekilde Mahkeme Genel Kurulu, dairelerdenartan yargıçlarla yeni daireler kurabilme yetkisini elde etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yeniden düzenlenmesiçalışmalarının hiçbir safhasında Dairelere üye ülkelerce birer yargıç dahaatanması suretiyle ikinci heyetler kurulması düşünülmemiş, böyle bir fikirortaya atılmışsa bile ciddiye alınmamıştır. Zira böyle bir gelişmenin, kararabağlanması 7-8 yıla çıkan davaları görme süresini yarıya indirebilecek olsabile, içtihat (case-law) esasına göre yıllar boyu titizlikle oluşturulankararlardaki istikrarı ve tutarlılığı bozabileceği açıktır.
Konuyla ilgisi nedeniyle işaret edilmesi gereken bir husus da adliyargı bölge mahkemeleri, yani istinaf mahkemeleri konusudur. 4.12.2004 tarihlive 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilk derece mahkemeleri ile Yargıtayarasında istinaf kurumu getirilmiş; istinaf yolu Kanun'un 272-285. maddelerindedüzenlenmiştir. 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk DereceMahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanun'un 25 maddesinde bölge adliye mahkemelerinin, bölgelerin coğrafidurumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hakimler veSavcılar Yüksek Kurulu'nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı'ncakurulacağı belirtilmiştir. 5235 sayılı yasanın Geçici 2. maddesinde, AdaletBakanlığı'nın, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıliçinde bölge adliye mahkemelerini kuracağı, mahkemelerin yargı çevreleri vegöreve başlayacakları tarihin Resmî Gazete'de ilan edileceği öngörülmüştür.Yasa'nın Geçici 3. maddesinde de bölge adliye mahkemeleri için gerekenbinaların en geç iki yıl içinde yapım, satın alma veya kiralama yoluylasağlanacağı belirtilmiştir. 2007 yılında her ne kadar bölge adliyemahkemelerinin kurulacakları iller ve yargı çevreleri Adalet Bakanlığı'ncabelirlenmiş ve ilan edilmişse de mahkemeler bugüne kadar yargısal faaliyetebaşlayamamıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, yasalarladevlete verilen görevlerin savsaklanmasına, ertelenmesine cevaz vermediğiaçıktır. 2004 yılında çıkarılan yasalarla kurulan ve şayet zamanında faaliyetegeçseydi Yargıtay'daki dosya birikimini büyük ölçüde önleyecek olan bölgeadliye mahkemelerinin faaliyete geçmemiş olmasından kaynaklanan durumun çözümüiçin Yargıtay'ın içtihat mahkemesi özelliğini daha da zedeleyen, Anayasa'nın amirhükümleriyle düzenlenmiş daire kuruluş ve başkan seçimi esasları 'by-pass'edilerek sırf dosya eritme amaçlı bir düzenleme yapılması, Anayasa'nın 2., 36.ve 154. maddelerine aykırıdır.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
[1] http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss610.pdf
[2] TEZİÇ Erdoğan, Anayasa Hukuku, Dördüncü Bası,Ekim 1997, İstanbul, s.186.
[3] AYMK., 2.11.1978 tarihli ve E.1978/31,K.1978/50.
[4] AYMK., 14.6.1988 tarihli ve E.1988/14,K.1988/18.
[5] AYMK., 29.4.1980 tarihli ve E.1980/1,K.1980/25.
[6] AYMK., 11.10.1963 tarihli ve E.1963724,K.1963/243.
[7] ÖZBUDUN Ergun, Türk Anayasa Hukuku, DördüncüBaskı, Ankara, 1995, s.18.
[8] TANÖR Bülent, YÜZBAŞIOĞLU Necmi, Türk AnayasaHukuku, İkinci Bası, İstanbul 2002, s.105.
[9] http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss610.pdf
[10] TEZİÇ Erdoğan, Anayasa Hukuku, Dördüncü Bası,Ekim 1997, İstanbul, s.186.
[11] AYMK., 2.11.1978 tarihli ve E.1978/31,K.1978/50.
[12] AYMK., 14.6.1988 tarihli ve E.1988/14, K.1988/18.
[13] AYMK., 29.4.1980 tarihli ve E.1980/1,K.1980/25.
[14] AYMK., 11.10.1963 tarihli ve E.1963724,K.1963/243.
[15] ÖZBUDUN Ergun, Türk Anayasa Hukuku, DördüncüBaskı, Ankara, 1995, s.18.
[16] TANÖR Bülent, YÜZBAŞIOĞLU Necmi, Türk AnayasaHukuku, İkinci Bası, İstanbul 2002, s.105.
[17] http://www.uyap.gov.tr/tanitim/genel.html
[18] AYBAY Rona, AYBAY Aydın, Hukuka Giriş, AybayYayınları No:8, İkinci Bası, 1991, s.121. E.1964/3 ve E. 1972/7 sayılı Yargıtayİçtihadı Birleştirme Kararlarından aktarmalarla.