ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2011/35
Karar Sayısı : 2012/23
Karar Günü : 16.2.2012
R.G. Tarih-Sayı :19.05.2012-28297
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (CumhuriyetHalk) Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına Grup BaşkanvekilleriKemal ANADOL, M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU: 12.1.2011 günlü, 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin birinci cümlesinin,Anayasa'nın 2., 37., 125. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline kararverilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralı
12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun iptaliistenilen cümleyi içeren 3. maddesi şöyledir:
'Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğudiğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamenyitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminineilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdareninsorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminineilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 37., 125. ve 155. maddelerinedayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi hükmü uyarınca HaşimKILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, AhmetAKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, RecepKÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla yapılan ilkinceleme toplantısında;
Dosyada eksiklik bulunmadığından, işin esasının incelenmesine,14.4.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptaliistenen Yasa kuralı ve dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ilediğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2. maddesinde anlamını bulan hukukdevleti ilkesinin vazgeçilmez ölçülerinden birinin idarenin yargısal denetimiolduğu, Anayasa'da idari ve adli yargı ayırımının esas alındığı, bu ayırımınilkelerinin Anayasa'da gösterildiği, idari ve adli yargıda görev konusununyasakoyucuya bırakılmadığı, bu nedenle idari yargının görev alanına girenuyuşmazlıkların çözümünü adli yargıya bırakan dava konusu kuralın, Anayasa'nın2., 37., 125. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralla, idari işlemler ve idari eylemler ileidarenin sorumlu tutulabildiği diğer durumlarda vücut bütünlüğünün kısmen veyatamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararlarıntazminine ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğuöngörülmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, 'İdareninher türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır'; 155. maddesininbirinci fıkrasında ise 'Danıştay, idarî mahkemelerce verilen kanununbaşka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son incelememerciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesiolarak bakar' hükmü yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiğiüzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adlî ve idarî yargı ayrımınagidilmiş ve idarî uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyleDanıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanınagiren konularda idarî yargı, özel hukuk alanına giren konularda adlî yargıgörevli olacaktır. Bu durumda idarî yargının görev alanına giren biruyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucununmutlak bir takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idarîyargının denetimine bağlı olması gereken idarî bir uyuşmazlığın çözümü, haklıneden ve kamu yararının bulunması halinde yasakoyucu tarafından adlî yargıyabırakılabilir.
Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddizararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi vemanevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarınabakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idarieylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklananzararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararlarıntazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idareninaynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idarî yargıda bir bölümünün adlîyargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargıkolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı,idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasenidare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları,kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idarekarşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idareninhiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığındenkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarakkişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındakikusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olupsınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasızbulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerdenkaynaklanan zararlara ilişkin davaların idarî yargı yerlerinde görülmesigerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem,işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkindavaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı nedenolduğu söylenemez.
Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, Mahkemenin, kanunların, kanunhükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasayaaykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçelere dayanma zorunluluğu yoktur.Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başka gerekçeyle de Anayasaya aykırılıkkararı verebilir. Bu nedenle iptali istenen kural Anayasa'nın 157. maddesiyönünden de incelenmiştir. Anayasa'nın 157. maddesinin birincifıkrasında, 'Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarcatesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkinidarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk veson derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklardailgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.' hükmü yer almaktadır.Anayasa'nın 157. maddesi gereğince asker kişileri ilgilendiren ve askerihizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adliyargının değil; askeri idari yargının yani Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ningörev alanına girmektedir. İptal konusu kural ile, vücut bütünlüğünün kısmen yada tamamen yitirilmesine yol açan eylem veya işlem, bir askeri hizmete ilişkinolsa ve bir asker kişiyi ilgilendirse bile, bundan kaynaklanan uyuşmazlıklarasliye hukuk mahkemesinin görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileriilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerdenkaynaklanan uyuşmazlıkların kanunla adli yargının görev alanına sokulmasıAnayasa'nın 157. maddesine de aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural, Anayasa'nın 125., 155.ve 157. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 125., 155. ve 157. maddelerineaykırılığı nedeniyle iptal edildiğinden, Anayasa'nın 2. ve 37. maddeleriyönünden inceleme yapılmamıştır.
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN, bu sonuca değişikgerekçelerle katılmışlardır.
B- İptal Sonucu Yasa'nın Diğer Hükümlerinin Uygulama OlanağınıYitirip Yitirmediği Sorunu
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 43. maddesinin dördüncü fıkrasında, 'Başvuru, kanunun, kanunhükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadecebelirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu madde veyahükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye BüyükMillet Meclisi İçtüzüğünün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamamasısonucunu doğuruyorsa, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla Mahkeme,uygulama kabiliyeti kalmayan kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğünün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümününiptaline karar verebilir.' denilmektedir.
6100 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci cümlesinin iptaledilmesi sonucu kalan bölümünün uygulama kabiliyeti kalmadığından, 6216 sayılıKanun'un 43. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 3. maddenin kalan bölümününde iptali gerekir.
V- SONUÇ
12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3.maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2- Birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayanikinci ve üçüncü cümlelerinin de, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğince İPTALİNE,
16.2.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
EK GEREKÇE
İptali istenilen kural, Askeri olsun veya olmasın her türlü idariişlem, eylem ve idari sorumluluğu gerektiren diğer sebeplerle kişinin vücutbütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut ölümüne bağlı maddi vemanevi zararların asliye hukuk mahkemelerinde görüleceğini öngörmektedir.
Yasa koyucu bu kuralın getiriliş gerekçesinin kimi bölümlerinde:
Sağlık ve yaşam hakkının temel bir insan hakkı, sorumluluk doğuranbir nedenle vücut bütünlüğünün kaybının veya kişinin ölümünün ise sağlık veyaşama hakkının tipik bir ihlali olduğu, sorumluluk hukukunun bir dalı olarakinsana verilen zararlar ve onun tazmininin insan hakkı ekseninde temellenen'tazminat hukuku' olarak özel bir disipline dönüştüğü ve bu hukuk dalınıncevherinin ise bizatihi insan ve onun varlığından meydana geldiği;
Gözünü kaybeden bir insanın davasının görev alanı tartışması ilekarşılaşması hâlinde askerî, idarî, adlî yargı kolları arasındaki on yıllarıaşan seyahati, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin zamanına ve oluşumuna göre farklıçözümleri, süre aşımı, kısmi dava, tazminat miktarı (hesaplama farklılığı)riskleri, çok farklı hukuk alanlarının farklı çözümler üretmesi, sorunlarıngörünürde hukuk kılıfına sarılmış olsa da özü itibarıyla ve adalet duygusuekseninde hukuk devletinin taşıyamayacağı bir yük olarak nitelendirilmesigerektiği;
şeklinde anlaşılabilecek geniş açıklamalara yer vermiştir.
Söz konusu kural ve gerekçesinden, yasa koyucunun, kişilerin vücutbütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut ölümüne bağlı maddi vemanevi zararların sağlık ve yaşama hakkını ihlal etmeleri nedeniyle 'tazminathukuku' olarak özel bir disiplinle bu tür davaların yargı yerlerinde görevyönünden doğacak uyuşmazlıklar nedeniyle uzamadan, süratle, çelişkisiz, süreaşımına uğramadan, tazminat miktarı hesabının risk taşımadan ve farklı hukukalanlarınca farklı çözümler üretilmeden sonuçlandırılmasını amaçladığı, başkabir anlatımla bu tür davaların istikrarlı biçimde ve süratle neticelenmesinisağlamak için getirildiği anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin yakın zamana kadar verdiği kimi kararlarda,bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkının bulunduğunu söylemenin olanaklı olmadığıbelirtilmekle birlikte, idarenin kamusal gücüne dayalı olarak yapmış olduğuidari işlemlerden ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların kural olarak idariyargı yerlerinde çözümlenmesi gerekliliğine karşılık, 'kamu yararı' ve 'haklıneden' bulunması durumunda idarî yargının denetimine bağlı olması gereken idarîbir uyuşmazlığın çözümünün adlî yargıya bırakılabileceği kabul edilmiştir.
İptali istenilen kuralın, vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamenyitirilmesine yahut ölüme bağlı maddi ve manevi zararlarla sınırlı olarakaçılacak davaların istikrarlı biçimde ve süratle sonuçlandırılmasını sağlamakiçin getirildiği dikkate alındığında, bu düzenlemenin kamu yararı ve haklıneden düncesine dayanılarak yapıldığında duraksama bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun, 'kamu yararı' ve 'haklı neden' düşüncesi ile idarîbir uyuşmazlığın çözümünü adlî yargıya bırakabileceğine ilişkin AnayasaMahkemesi'nce verilen benzer kararların bulunması, kuralın sağlık ve yaşamhakkı ile olan bağlantısı nedeniyle kamu yararı ve haklı neden ölçütünütaşıdığı gözetildiğinde, bu tür düzenlemelerin adli idari yargı ayırımınailişkin Anayasa kurallarına aykırı olmadığı düşüncesiyle çoğunluğun kuralınkamu yararı ve haklı neden düşüncesine dayanmadığı ve Anayasa'nın idari yargıayırımını öngören maddelerine de aykırı olduğu yolundaki gerekçesinekatılmıyorum.
Ancak kuralın, askeri olan idari işlem, eylem ve idari sorumluluğugerektiren diğer sebeplerle ilgili özellikleri yukarıda belirtilen davaları daayırıma tabi tutmaksızın asliye hukuk mahkemelerinde görüleceğini öngörmesi,Anayasa'nın 157. maddesindeki Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'nin askerî olmayanmakamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerîhizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargıdenetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğuna ilişkin Anayasa kuralınaaykırılık oluşturduğundan, iptal gerekçesinin sadece bu maddeye dayandırılmasıgerektiğini düşünüyor ve çoğunluğun gerekçesine bu nedenle katılıyorum.
Açıklanan nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3.maddesinin iptali istenilen birinci fıkrasının Anayasa'nın 157. maddesineaykırı olması nedeniyle iptali gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
EK GEREKÇE
Kamu personelinin (idarenin ajanlarının) mali sorumluluğu konusu1982 Anayasasında ilk kez anayasal kurallar biçiminde düzenlenmiştir.Anayasa'nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kişinin resmi görevlilertarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücuhakkı saklıdır.' hükmü yer alırken; 129. maddesinin beşinci fıkrasında'Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işlediklerikusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla vekanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhineaçılabilir.' denilmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinin ilgili hükmünde zarar doğuran işlem veeylemin süjesi 'idare' iken, değinilen iki hükümde 'resmi görevliler'(Md. 40/3) ve 'memurlar ve kamu görevlileri' (Md. 129/5)nden sözedilmektedir. Yine 125. maddenin son fıkrasında işlem ve eylemlere ilişkin birniteleme yapılmazken, Md.40/3'de 'haksız işlemler'den, Md. 129/5'de ise'kusurlardan' doğan tazmin yükümü sözkonusudur. Dolayısıyla, buhükümlerde, idarenin değil idarenin görevlilerinin davranışlarınınnitelendirilmesine gidilmiştir. Söz konusu hükümler (Md.40/3, 129/5) sorumlulukkoşullarını gösteren ve sorumluluğu kuran nitelikten ziyade, usûli niteliktenormlardır ve davalı tarafı belirlemeye yöneliktir. Burada hemen işaret etmekgerekir ki her iki kuralın (Md.40/3, Md.129/5) çerçevesi, memur ve kamugörevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurla sınırlı olup 'görevkusuru' olarak nitelendirilen bu kusur hali dışında, personelin 'saltkişisel kusurlarını' idari işlem veya eylem olarak nitelendirmeye imkânyoktur ve bu son halde 'idarilik' niteliğinden yoksun olan ve idareyebağlanamayan bu tür kusurlardan dolayı idarenin değil, 'salt kişisel kusurlu'olduğu saptanan kamu görevlisinin kişisel sorumluluğu söz konusu olacak, bugörevli hakkında adli yargıda doğrudan tazminat davası açılabilecektir. Diğerbir deyişle, anılan anayasal kuralların, kamu görevlilerinin 'salt kişiselkusurlarını' kapsadığı düşünülemez. Bu istisnai durum dışında, 'görevkusuru' nedeniyle kamu görevlisi aleyhine adli yargıda tazminat davasıaçılamaz; 'görev kusuru'nun mevcudiyeti halinde, o kamu görevlisiniistihdam eden idareye karşı tam yargı davası açılması gerekir.
Dava konusu kuralda, her türlü idari eylem ve işlemler ileidarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmenveya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevizararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerinin bakacağıbelirtilmektedir. Vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesi ya dakişinin ölümü halleri, doğrudan idari işlem ve eylem kaynaklı olabileceği gibi;yukarıda izahına çalışıldığı gibi idare ajanlarının görev kusurlarındankaynaklanmış da olabilir. Bu durumda idarenin sorumluluğu Anayasa'nın 125.maddesinin yanı sıra, 40/3 ve 129/5. maddelerine de dayanmış olacaktır. Diğerbir deyişle, idare ajanlarının görev kusurları sonucu vücut bütünlüğünün ihlâliya da ölüm halleri meydana gelirse, belirtilen Anayasal kurallar karşısındaidarenin ajanlarına karşı adli yargıda dava açma imkânı olamayacak ve ancak bugörevlileri istihdam eden idareye karşı tam yargı davası açılabilecektir.
Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında işaret edilen 'kamu yararıve haklı neden durumunda' idari yargının görevine giren bir hususun adliyargıya bırakılabileceği şeklindeki saptamanın da somut davada uygulanabilmeimkânı yoktur. Çünkü, Anayasa'nın dört ayrı hükmünde (40/3, 125, 129/5, 157)idari faaliyetler neticesinde veya idare ajanlarının görev kusurları kaynaklıidari eylemler dolayısıyla, vücut bütünlüğünün ihlâli veya ölüm meydana gelmesidurumunda, ilgililerin açacakları davanın bir tam yargı davası olacağı ve bukonuda idari yargının görevli bulunduğu açık ve kesin biçimde ifade edilmişolduğundan; bu görevin idari yargıdan alınarak adli yargıya devredilebilmesimümkün değildir.
Açıklanan nedenle, kuralın iptali kararına bu ek gerekçeylekatılıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
DEĞİŞİK GEREKÇE
12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3üncü maddesinde 'ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararlarıntazmini davalarında görev' konusu düzenlenmiştir. Maddenin birinci tümcesindeher türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerinyol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişininölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara 'asliyehukuk mahkemelerince' bakılacağı belirtilmiştir.
Yasama metinlerinde: zararların tazminin de bugüne kadar kabuledilen sorumluluğu doğuran 'alan' ölçütü yerine, konusu insan olan 'zarar'ölçütünün alınmasının gerektiği, bu yolla farklı yargı düzenleri arasında görevuyuşmazlıkları, dava süreleri, kısmi dava hakkı kullanımı, tazminattutarlarının hesaplanması bakımından yargı düzenleri arasındaki farklılıklarınyarattığı çok hukukluluk sorunlarının hukuk devleti bakımından ağır bir yükoluşturduğu, adil yargılanma hakkı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşamageçirilmesinin amaçlandığının belirtildiği görülmektedir.
Anayasa'da idari ve adli yargının ayrılığı kabul edilmiştir. Buayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlemve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargıdenetimine tabi olacaktır. Buna bağlı olarak idari yargının görev alanına girenbir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusundayasakoyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemek gerekir.
İdari yargı ve adli yargı yerlerindeki yargılamalar sonucundaortaya çıkan farklılıkların giderilmesinde yeni 'Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda(HMK) ve 'Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) benimsenmiş olan, 'insana verilenzararlar ve onun tazmini' konularındaki ilkeler gözetilerek, sorumluluğudoğuran sebebin özelliği yerine, öznesini insanın oluşturduğu 'insan zararı'unsuru esas alınmıştır.
'Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanunhükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Bu kanunhükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğersebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yada kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalara da uygulanır.'(TBK m.55).
Yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,objektif adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukukdevleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yasakoyucunun hukuki düzenlemelerdekendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyetve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
İdari yargıda idari eylem ya da işlemlerden doğan zararın tazminiancak süresinde açılacak davalarla işlenebileceğinden, fazlaya ilişkin haklarsaklı tutularak süresi geçirildikten sonra yeniden tam yargı davası açılamaz.
Adli yargıda ise; alacaklı alacağının tümü hakkında dava açmakzorunda olmayıp fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmak kayıt ve şartıylaalacağının önce bir bölümünü, sonra kalan bölümünü talep edebilir.
Böylece aynı nitelikli davalardan bir kısmı idari yargıda, birkısmı da adli yargıda görüldüğü zaman idari yargıda dava açanlar 'ıslahkurumundan yararlanmazken, adli yargıda dava açanlar bu kurumdanyararlanabilmektedir.
İdarenin hizmet kurusundan kaynaklanan tam yargı davalarının görümve çözümünde idari yargı mercileri görevli olmakla birlikte, kamu hizmetininözelliği ve gerekleri gözetilerek kanunlarla istisnaların getirildiği haller demevcuttur.
Medeni Kanun'un 1007. maddesi de bu istisnalardan birinioluşturmaktadır.
Medeni Kanun'un 1007. maddesinde 'Tapu sicilinin tutulmasındandoğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğu, Devletin, zararın doğmasındakusuru bulunan görevlilere rücu edebileceği, Devletin sorumluluğuna ilişkindavaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceği' kuralına yerverilmiştir.
Bu maddi ve hukuki duruma göre, davada tazminat istemi hakkındakarar verilebilmesi bakımından tapu sicili kayıtlarının hatalı tutuluptutulmadığı hususunun değerlendirilmesi, esasen idarenin işlem ve eylemlerindekanıksanmış bir sorumluluk nedeni olarak öngörülen hizmet kusuru kavramı ileilintili ise de, Medeni Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tapu sicil kayıtlarınıntutulmasına ilişkin kamu hizmetinin niteliği gereği, bu hizmetten kaynaklızarar iddialarına ilişkin uyuşmazlıklarda devletin özel hukuk ilkeleri uyarıncasorumlu tutulması esası benimsenmiş olduğundan, bu tür davaların görüm veçözümü adli yargının görev alanına girmektedir.
Buna göre mahkemelerin görevleri belirlenirken adli ve idariolarak nitelenen yargı ayrılığının da göz önünde bulundurulması gerekir.Bununla birlikte, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari biruyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde yasakoyucutarafından adli yargıya bırakılabilir.
Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında idarenin kamusal gücüne dayalıolarak yapmış olduğu idari işlemlerden ve eylemlerden kaynaklananuyuşmazlıkların kural olarak idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerekliliğinekarşılık 'kamu yararı' ve 'haklı neden' bulunması durumunda idari yargınındenetimine bağlı olmasına gereken idari bir uyuşmazlığın çözümünün yasakoyucutarafından adli yargıya bırakabileceğini kabul etmiştir.
Yasakoyucu tarafından haklı neden ve kamu yararı bulunduğugözetilerek iptali istenilen kuralın düzenlendiği, Anayasa kurallarına aykırı olmadığı,bu nedenle çoğunluğun Anayasa'nın 125. ve 155. maddelerine aykırı olduğunailişkin iptal gerekçesine katılmıyorum. Talebin bu maddeler yönünden reddigerekir.
Anayasa'nın 157. maddesinin birinci fıkrasında; 'Askeri Yüksekİdare Mahkemesi, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile askerkişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerdendoğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir.Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişiolması şartı aranmaz'' hükmü getirilmiştir. Anayasa'nın 157. maddesi gereğinceasker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan işlem ve eylemlerdenkaynaklanan uyuşmazlıklar adli yargının değil askeri idari yargının görev alanınagirmektedir. İptal konusu kural ile vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamenyitirilmesine yol açan eylem veya işlem bir askeri hizmete ilişkin olsa ve birasker kişiyi ilgilendirse bile bundan kaynaklanan uyuşmazlıklar asliye hukukmahkemesinin görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileri ilgilendiren veaskeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların kanunlaadli yargının görev alanına sokulması Anayasa'nın 157. maddesine aykırılıkteşkil eder. Kuralın yalnız 157. madde yönünden iptali gerekir.
Belirtilen nedenle iptal kararına katılıyorum.
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
DEĞİŞİK GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3. maddesinde ki; 'Hertürlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yolaçtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişininölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliyehukuk mahkemeleri bakar' ibaresi Anayasa'nın 125., 155. ve 157. maddesineaykırı bulunarak iptal edilmiştir.
İtiraz konusu kural, ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesindendoğan zararların tazmini davalarında görev konusunu düzenlemektedir. Görevgenel olarak bir yargı yerinin dava konusu yönünden yetkili olup olmamadurumunu gösterir. Bir başka ifade ile uyuşmazlık konusu davanın hangi yargıdüzeninde ve o düzen içinde yer alan mahkemelerden hangisinde görüleceği görevkuralları yani yasa kuralları ile belirlenir. Görevli yargı yeri demek konuyönünden o davaya bakacak mahkeme demektir.
Anayasa'nın 138 ila 160. maddelerinde yargı bölümü yer almaktadır.Bu bölümdeki hükümlere göre ülkemizde yargı sistemi açısından birden çok yargıdüzeni benimsenmiştir. Bu bölüm içinde yer alan 142. maddede ise; 'mahkemelerinkuruluşu görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunladüzenlenir' denilmiştir. Bu kuralın uygulanmasına yönelik pek çok kanunçıkarılmış ise de ülkemizdeki yargı düzenleri içinde yer alan yargı yerlerinin görevalanları net ve somut biçimde belirlenememiştir. Bu konuda karmaşık olay vedurumlardan kaynaklanan sorunlar bilimsel ve yargısal içtihatlarla giderilmeyeçalışılmaktadır. Uyuşmazlık mahkemesine ayda ortalama yüz adet dava dosyasınıngelmesi bu konuda tereddüt ve karmaşıklığın giderilemediğini göstermektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında; 'İdareninher türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır', 155.maddesinin birinci fıkrasında ise; 'Danıştay, idarî mahkemelerceverilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar vehükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk veson derece mahkemesi olarak bakar' hükümleri yer almaktadır. Yüksekmahkemeler bu hükümlerden hareketle önlerine gelen davalarda idari yargınıngörev alanını belirlerken kamu hukuku, kamu hizmeti, kamu yararı, idari işlem,idari eylem, idari sözleşme gibi ölçütleri kullanmaktadır. Ancak bu ölçütleriçinde değerlendirilmesi gereken pek çok uyuşmazlık da yasalarla adli yargınıngörev alanına bırakılmıştır. Medeni Kanunla ilgili bazı davalar, KamulaştırmaKanunundan doğan uyuşmazlıklar, Kanun dışı yakalanan ve tutuklanan kişilerinuğradıkları zararlar, Sosyal Güvenlik Kanunun uygulamasından doğanuyuşmazlıklar bunlar arasında sayılabilir. Adı geçen ölçütlerin kanuni birtanımının yapılmamış olması ve tanımlanmasının da çok zor olması pek çokdavanın hangi yargının görev alanına gireceği konusunda tereddütleruyandırmaktadır. Bu tereddütler nedeniyle mahkemelerin görev yerleri açısındançıkan uyuşmazlıklar Uyuşmazlık Mahkemesi'ne havale edilmekte ve davanın hangiyargı düzeninde veya hangi mahkemede görüleceğine adı geçen mahkeme kararvermektedir. İdarenin eylem veya işleminin özel veya kamu hukukundankaynaklanıyor olup olmadığı, idari işlem veya eylemin tanımında kullanılanölçütlerin kapsamının geniş veya dar tutulup tutulmadığı, idari işlem veyaeylem yetkisini kullanan kamu görevlisinin o yetkiyi kullanırken şahsi ihmalveya kusur'u bir davranış içinde olup olmadığı gibi pek çok durum idari işlemveya eylemin niteliğini değiştirmektedir.
Görüldüğü gibi bir davada taraflardan birinin idare olması veuyuşmazlığın bu idarenin bir işleminden veya eyleminden kaynaklanıyor olması odavanın her zaman idari yargıda görüleceği sonucunu doğurmamaktadır. Bu konudaAnayasa'nın 142. maddesi mahkemelerin görev alanını belirlemede kanun koyucuyageniş takdir hakkı tanımıştır. Dolayısı ile kanun dışı yakalanan ve tutuklanankişilerin uğradıkları zararlara ilişkin davaların kanunla adli yargının görevalanına alındığı gibi ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğanzararların tazmini davaları da adli yargının görev alanına alınması Anayasa'nın125. ve 155. maddelerine aykırılık teşkil etmez.
Anayasa'nın 157. maddesinin birinci fıkrasında; 'AskerîYüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile,asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem veeylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derecemahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilininasker kişi olması şartı aranmaz' hükmü getirilmiştir. Bu. madde gereğinceasker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan işlem ve eylemlerdenkaynaklanan uyuşmazlıklar adli yargının değil askeri idari yargının görevalanına girmektedir. İptal konusu kural ile vücut bütünlüğünün kısmen veyatamamen yitirilmesine yol açan eylem veya işlem bir askeri hizmete ilişkin olsave bir asker kişiyi ilgilendirse bile, bundan kaynaklanan uyuşmazlıklar asliyehukuk mahkemesinin görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileriilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğanuyuşmazlıkların kanunla adli yargının görev alanına sokulması Anayasa'nın 157.maddesine aykırılık teşkil eder.
Açıklandığı üzere iptal edilen kuralın, Anayasa'nın 125., 155. ve157. maddelerine aykırılığı nedeniyle değil, sadece 157. maddesine aykırılığınedeniyle iptali gerekir. Anılan gerekçeyle iptal kararına katılıyorum.
Üye
Hicabi DURSUN
EK GEREKÇE
12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3.maddesinin birinci cümlesinin iptali istenmiştir. İptali istenen cümle şuşekildedir: '(1) Her türlü idari eylem ve işlemler ile idareninsorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veyatamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararlarıntazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar''
Görüldüğü gibi, iptali istenen hüküm, idari eylem ve işlemler ileidarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan, insan vücudununbütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesi veya ölüm nedeniyle açılacak maddive manevi zararlara bakma görevini asliye hukuk mahkemelerine vermektedir. Eğeridari eylem veya işlemden sadece bir tek tür zarar doğmuşsa ve bu zarardahükümde sınırlandırıldığı şekilde, vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamenyitirilmesi veya ölüme ilişkinse, zarar, asliye hukuk mahkemesinde açılacak birtek dava ile talep edilebilir. Ancak, aynı idari eylem veya işlem yahut diğersorumluluk sebebinden yukarıda belirtilenlerin dışında farklı türde bir zararörneğin, malvarlığına ilişkin bir zarar da doğmuşsa, bu takdirde malvarlığınailişkin zararın giderilmesi için asliye hukuk mahkemesinde dava açılamayacak,idari yargıda tekrar bir dava açmak gerekecektir.
Bu durumda, söz konusu hüküm, aynı sorumluluk sebebinden vücutbütünlüğünün ihlâli ve ölüm dışında başka bir zarar doğarsa bu zararıngiderilmesi için adli yargıda dava açılamayacağından, zorunlu olarak idariyargıda ikinci bir dava açılmasına neden olmaktadır. Anayasa'nın 141.maddesinin dördüncü fıkrası 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir' diyerek 'usul ekonomisi' ilkesigereğince, gereksiz yere dava açılmamasını, açılan davaların da en çabuk, basitve ekonomik bir şekilde sonuçlandırılmasını emretmektedir. İptali istenenhüküm, yukarıda belirtildiği şekilde, aynı sorumluluk sebebinden maddedebelirtilenler dışında farklı bir zararın doğması halinde, zorunlu olmadığıhalde, ikinci bir dava açılmasını gerekli kılmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın141. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıdır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi 20.07.1999 tarih ve E.1999/1, K.1999/33sayılı kararıyla, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu m. 87, son cümlesinde yer alan müddeabihin ıslah yoluylaartırılamayacağına ilişkin kuralın, ''İtiraz konusu kuralla müddeabihinıslah suretiyle artırılmasına olanak tanınmaması dâvâların en az giderle veolabildiğince hızlı biçimde sonuçlandırılmasına engel olacağından, Anayasa'nın141. maddesine aykırıdır.' diyerek, benzer gerekçeyle iptaline kararvermiştir.
İptali istenilen hükmün, Mahkememiz çoğunluğunun belirttiğigerekçelerin yanında, Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasına da aykırıolduğu kanaatindeyim.
Üye
Erdal TERCAN
[1] AYMK., 15.5.1997 tarihli ve E.1996/72, K.1997/51
[2] AYMK., 28.6.1995 tarihli ve E.1994/71, K.1995/23
[3] AYMK., 1.3.2006 tarihli ve E.2005/108, K.2005/35