ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2011/42
Karar Sayısı : 2013/60
Karar Günü : 9.5.2013
R.G. Tarih-Sayı :25.7.2014-29071
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet(Cumhuriyet Halk Partisi) Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına GrupBaşkanvekilleri Kemal ANADOL ve M. Akif HAMZAÇEBİ (E.2011/42)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul 15. İcraHukuk Mahkemesi (E.2012/42)
DAVA VE İTİRAZIN KONUSU : 13.2.2011 günlü, 6111sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
1- 40. maddesiyle değiştirilen, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dördüncüfıkrasının "Kurumca belirlenen işyerlerinde bu şart aranmaz."biçiminde ikinci cümlesinin,
2- 53. maddesiyle, 17.7.1964 günlü, 506 sayılı SosyalSigortalar Kanunu'nun geçici 20. maddesine eklenen fıkranın,
3- 64. maddesiyle değiştirilen, 5.6.1986 günlü, 3308 sayılıMeslekî Eğitim Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yeralan ".net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştırılanişyerlerinde." ve ".yirmiden az personel çalıştırılanişyerlerinde yüzde 15'inden." ibarelerinin,
4- 67. maddesiyle, 1.7.1976 günlü, 2022 sayılı 65 YaşınıDoldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık BağlanmasıHakkında Kanun'a eklenen geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan ".3aylık süre içerisinde." ibaresinin,
5- 98. maddesiyle, 11.1.1954 günlü, 6219 sayılı Türkiye VakıflarBankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu'na eklenen geçici 4. maddenin,
6- 101. maddesiyle değiştirilen, 14.7.1965 günlü, 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu'nun 68. maddesinin (B) bendinin ikinci paragrafının".Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarının müsteşarve müsteşar yardımcıları ile en üst yönetici konumundaki genel müdür ve başkankadrolarına atanacaklar için tamamı, diğer kadrolara atanacaklar için."bölümünün,
7- 115. maddesiyle, 657 sayılı Kanun'un başlığıyla birliktedeğiştirilen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının,
8- 133. maddesiyle, 8.6.1994 günlü, 3996 sayılı Bazı Yatırımve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması HakkındaKanun'un 12. maddesine eklenen fıkranın,
9- 166. maddesinin,
10- 169. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı HazineMüsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri HakkındaKanun'a eklenen ek 3. maddenin;
a- İkinci fıkrasının;
aa- Birinci cümlesinde yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri; Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı vegörevlendireceği ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." ibaresinin,
ab- Dördüncü cümlesinde yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile DışTicaret Müsteşarlığınca görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar."ibaresinin,
ac- Sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." ibaresinin,
b- Üçüncü fıkrasında yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile DışTicaret Müsteşarlığı tarafından bu madde çerçevesinde görevlendirilen ilgilidiğer kurum ve kuruluşların." ibaresinin,
11- 177. maddesiyle, 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhaleKanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (r) bendinin,
12- 179. maddesiyle değiştirilen, 4734 sayılı Kanun'un 68.maddesinin (c) fıkrasının birinci cümlesindeki "projelerde"ibaresinin,
13- 206. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal GazPiyasası Kanunu'nun 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendine eklenen (3)numaralı alt bendin "Ancak, başvurulardan birinde depolama faaliyetininyapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısının mülkiyetinin lisansbaşvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortaklarına ait olması ve/veya depolamafaaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısının üzerindelisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortakları adına depolamafaaliyetinde bulunma imkanı verecek kullanma ve/veya irtifak hakkı ve benzerizinlerin tesis edilmiş olması halinde bu başvuru kabul edilir; diğerbaşvurular reddedilir." biçimindeki dördüncü cümlesinin,
14- 208. maddesiyle, 20.2.2008 günlü, 5737 sayılı VakıflarKanunu'nun 7. maddesine eklenen fıkraların,
15- 209. maddesiyle, 5737 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10.maddenin,
16- Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
17- Geçici 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
Anayasa'nın 2., 6., 7., 10., 13., 35., 36., 46., 48., 49., 55.,60., 69., 87., 123., 126., 127., 128., 135. ve 138. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesiistemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
Kanun'un iptali istenilen kuralları da içeren maddeleri şöyledir:
"MADDE 40- 5510 sayılıKanunun 86 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi "Kurumcabelirlenen işyerlerinde bu şart aranmaz." şeklinde değiştirilmişve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 53- 17/7/1964 tarihli ve 506sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine aşağıdaki fıkraeklenmiştir.
"Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımlarınsağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümlerdevir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesininonikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıkların kuruluşsenetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm,yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalarhakkında da uygulanır."
MADDE 64- 3308 sayılı Kanunun 25inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,dördüncü fıkrasına "Bakanlık" ibaresinden sonra gelmek üzere "vemesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının bağlı olduğuüniversitelerin" ibaresi eklenmiştir.
"Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören örgün eğitimöğrencilerine, asgari ücretin net tutarının yirmi ve üzerinde personelçalıştıran işyerlerinde yüzde 30'undan, yirmiden az personelçalıştıran işyerlerinde yüzde 15'inden, aday çırak ve çırağa yaşına uygunasgari ücretin yüzde 30'undan aşağı ücret ödenemez."
MADDE 67- 2022 sayılı Kanunaaşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 2- Bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 3aylık süre içerisinde talepte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatınatabi olarak çalışmayan, sosyal güvenlik kurumlarından ya da yabancı bir ülkesosyal güvenlik kurumundan her ne ad altında olursa olsun herhangi bir gelirveya aylık almayan ve silikozis hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü enaz % 15 kaybettiğine Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulunca meslekhastalıkları tespit hükümleri çerçevesinde karar verilen kişilere, bu maddedebelirtilen şartları sağlamaları halinde aşağıda belirtilen esaslara göre SosyalGüvenlik Kurumunca aylık bağlanır.
Meslekte kazanma gücünü;
a) % 15 ila % 34 arasında kaybedenlere 7000,
b) % 35 ila % 54 arasında kaybedenlere 8000,
c) % 55 ve üzerinde kaybedenlere 9000,
gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek aylıkkatsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan tutarda aylık bağlanır.
Yukarıda belirtilen şartlara göre aylık almakta iken ölensilikozis hastasının; 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının;(a), (b) ve (e) bentleri hariç olmak üzere, 5510 sayılı Kanun veya yabancı birülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelirveya aylık almayan;
a) Dul eşine % 50'si, bu madde kapsamında aylık alan çocuğubulunmayan dul eşine % 75'i,
b) Çocuklarından;
1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını,yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayan ve evli olmayan veya,
2) Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünüen az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların veya,
3) Yaşları ne olursa olsan evli olmayan, evli olmakla berabersonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,
her birine % 25'i,
oranında aylığın tamamı dağıtılacak şekilde aylık bağlanır. Eş veçocuklara bağlanacak aylıkların toplamı silikozis hastasına bağlanan aylığıntutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse eş ve çocuklarınaylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.
Eş ve çocukların aylıkları yukarıda belirtilen koşulların ortadankalkması halinde kesilir.
Bu maddeye göre tarafına aylık bağlanan silikozis hastası ile eşve çocuklarının tedavi giderleri, 18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme GücüOlmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek DevletTarafından Karşılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre, Kanunun 2 ncimaddesinde belirtilen aile içindeki kişi başına düşen gelir payınabakılmaksızın yeşil kart verilerek karşılanır.
Bu maddeye göre aylık alanların 5510 sayılı Kanuna göre çalışmayaveya sosyal güvenlik kurumlarından ya da yabancı bir ülke sosyal güvenlikkurumundan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almaya başlamalarıhalinde aylıkları kesilir."
MADDE 98- 6219 sayılı Kanunaaşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 4- 6219 sayılı Kanunun değişik 18 inci maddesi,1/1/2004 tarihinden itibaren geçerli olup, Banka ve ortaklıkları hakkında yargımercilerine açılmış davalar ve icra takipleri hakkında da uygulanır."
MADDE 101- 657 sayılı Kanunun 68inci maddesinin (A) bendinin (d) alt bendi yürürlükten kaldırılmış, (B)bendinin ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin sonunaaşağıdaki bent eklenmiştir.
"Ancak, bu şekilde bir atamanın yapılabilmesi için ilgilinin;
a) 1 inci dereceli kadrolardan ek göstergesi 5300 ve daha yukarıdaolanlar için en az 12 yıl,
b) 1 inci ve 2 nci dereceli kadrolardan ek göstergesi 5300'den azolanlar için en az 10 yıl,
c) 3 üncü ve 4 üncü dereceli kadrolar için en az 8 yıl,
hizmetinin bulunması ve yükseköğrenim görmüş olması şarttır. Dörtyıldan az süreli yükseköğrenim görenler için bu sürelere iki yıl ilave edilir.Bu sürelerin hesabında; 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Kanun HükmündeKararnamenin 2 nci maddesi kapsamına dâhil kurumlarda fiilen çalışılan sürelerile Yasama Organı Üyeliğinde, belediye başkanlığında, belediye ve il genelmeclisi üyeliğinde, kanunlarla kurulan fonlarda, muvazzaf askerlikte, okuldevresi dâhil yedek subaylıkta ve uluslararası kuruluşlarda geçen sürelerintamamı ile yükseköğrenim gördükten sonra özel kurumlarda veya serbest olarakçalıştıkları sürenin; Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgilikuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile en üst yöneticikonumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atanacaklar için tamamı, diğerkadrolara atanacaklar için altı yılı geçmemek üzere dörtte üçü dikkatealınır."
"C) Derece yükselmesi ile ilgili onay mercii atamaya yetkiliamirdir. Müşterek kararla atanmış olanların derece yükselmeleri, ilgili bakanınveya yetkili kıldığı makamın onayı ile yapılır. Üst derece kadroya atanmış olupda kazanılmış hak ve emeklilik keseneğine esas aylık dereceleri daha aşağıdabulunanların (45 inci maddenin ikinci fıkrasına göre yapılan atamalar hariç),kazanılmış hak ve emeklilik keseneğine esas aylık derecelerinin yükseltilmeleriiçin, bu hâlin devamı süresince yukarıda belirtilen onay aranmaz."
MADDE 115- 657 sayılı Kanunun ek8 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Kurumlar arası geçici süreli görevlendirme:
EK MADDE 8- Memurlar, geçici görevlendirme yapmak isteyen kurumuntalebi ve çalıştıkları kurumun izni ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaaşağıda belirtilen şartlarla geçici süreli olarak görevlendirilebilir:
a) Yurtdışında görevlendirilen güvenlik görevlileri hariç olmaküzere, memurun görevlendirileceği kurumda göreve ilişkin 4 üncü ve daha yukarıbir dereceden boş bir kadronun bulunması şarttır.
b) Geçici süreli görevlendirilen memurlar, geçici süreli olarakgörevlendirildikleri kurumların mevzuatına uymakla yükümlüdür.
c) Geçici süreli olarak görevlendirilen memurlar, yurtdışındagörevlendirilen güvenlik görevlileri hariç olmak üzere, aylıkları ile diğermalî ve sosyal haklarını kurumlarından alır. Bu memurların kadroları ileilişkileri, kendi sınıf ve derecelerindeki terfi ve emeklilik hakları devameder.
d) Geçici süreli görevlendirme süresi bir yılda altı ayı geçemez.Yurtdışında görevlendirilen güvenlik görevlileri için geçici görevlendirmesüresi en çok iki yıldır; gerekli görülmesi hâlinde bu süre bir katına kadaruzatılabilir.
e) Geçici süreli görevlendirmenin, memurların göreviyle ilgiliolması şarttır.
f) Geçici süreli görevlendirmede memurun muvafakati aranır.
Birinci fıkrada belirtilen hâller dışında memurlar, kamu yararı vehizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması hâlinde kurumlarınca, DevletPersonel Başkanlığının uygun görüşü alınarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaaltı aya kadar geçici süreli olarak görevlendirilebilir."
MADDE 133- 3996 sayılı Kanunun 12nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Yap-işlet-devret modeli ile yapılacak projelerde ilgiliidaresince 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olunmadanyapım ve işletme sürelerinde müşavirlik hizmet alımı yapılabilir. Sözkonusu hizmet alımına ilişkin esas ve usuller ilgili bakanlıklar tarafındanbelirlenir."
MADDE 166- (1) İl özelidarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler,Karayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına,belediyelerin (bağlı kuruluşları hariç) sürekli işçi kadrolarında çalışanihtiyaç fazlası işçiler, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğününtaşra teşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile sürekli işçi norm kadrodâhilinde olmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanır.
(2) İhtiyaç fazlası işçilerin tespitini yapmak üzere vali veyagörevlendireceği vali yardımcısının başkanlığında, il emniyet müdürü,defterdar, il milli eğitim müdürü, Türkiye İş Kurumu il müdürü, KarayollarıGenel Müdürlüğü bölge müdürü, il mahalli idareler müdürü ve işçi devredenişyerinde toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili işçi sendikası temsilcisindenoluşan bir komisyon kurulur.
(3) Tespitin yapılmasına esas işçilerin listesi; birinci fıkradabelirtilen mahalli idareler tarafından bu Kanunun yayımından itibaren kırkbeşgün içinde gerekçesi ile birlikte komisyona sunulur. İhtiyaç fazlası olarakbildirilen işçilerden norm kadro fazlası olanlar komisyon tarafından birincifıkrada belirtilen kurumlara atanmak üzere tespit edilir. Mahalli idarelerinnorm kadrosu dâhilinde olup da ihtiyaç fazlası olarak bildirilen işçiler ise,5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesindeki oranlar, kurumun bütçedengesi, norm kadrosu ve yürütmekle görevli olduğu hizmetin gereği ile nüfuskriterleri değerlendirilmek suretiyle birinci fıkrada belirtilen kurumlaraatanmak üzere tespit edilir. İldeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taleptebulunması halinde, özelleştirme programında bulunan kuruluşlar hariç olmaküzere işçinin muvafakatı alınmak kaydıyla bu idarelerde sürekli işçi statüsündeistihdam edilmek üzere atama işlemi yapılabilir. Komisyon çalışmasını kırkbeşgün içinde tamamlar. Bu listelerin tespitinden sonra valilerce atama yapılır.
(4) Bu madde kapsamında valilikler tarafından atama işleminin kamukurum ve kuruluşlarına bildirim yapıldığı tarih itibarıyla sürekli işçikadroları, diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerekkalmaksızın ihdas ve tahsis edilmiş sayılır. İlgili kurumlar sürekli işçikadrolarına yapılan atama işlemini onbeş gün içinde tekemmül ettirereksonuçlandırır. Atama işlemi yapılan personel ilgili valilikler tarafındanen geç on gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.
(5) Ataması tekemmül ettirilen işçiler, çalıştıkları kurumlarıncaatama emirlerinin tebliğini izleyen günden itibaren beş iş günü içinde yenigörevlerine başlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işebaşlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılıİş Kanununun 17 nci maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir.
(6) Devredilen işçilerin ücret ile diğer malî ve sosyal hakları;toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileri düzenleninceye kadardevir işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre,toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2010 yılı Kasım ayında geçerliolan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenir. Devre konu işçilerbakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gerekenborçlardan devralan kurum sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatına ilişkin hükümlersaklıdır.
(7) Bu madde kapsamında işçi nakleden mahalli idarelerin nakilsonrasında oluşan işçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamaz.
(8) Bu madde kapsamında işçi nakleden mahalli idarelerce üç yılsüreyle, gerçekleşen en son yıl bütçe gideri içinde yer alan hizmet alımıtutarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerlemeoranında artırılarak hesaplanacak tutarı aşmayacak şekilde hizmet alımı içinharcama yapılabilir. Bu kapsamda yapılacak harcamaların hizmet gereklerinedayalı olarak belirlenen sınırdan fazla yapılmasının gerekmesi halinde İçişleriBakanlığından izin alınması zorunludur.
(9) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak gerekli görülmesihalinde, Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, DevletPersonel Başkanlığı ve ilgili diğer kurumların görüşünü alarak uygulamayıyönlendirmeye ve ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye İçişleri Bakanlığıyetkilidir.
MADDE 169- 9/12/1994tarihli ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret MüsteşarlığıTeşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun geçici 5 inci maddesinde yer alan"Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu ve" ibaresi madde metnindençıkarılmış ve Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
"EK MADDE 3- İhracata yönelik devlet yardımları kapsamındaDestekleme ve Fiyat İstikrar Fonu ile ilgili yetki ve görevler ile her türlüişlemler Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yürütülür. İhracata yönelik devletyardımlarına ilişkin mevzuatla Hazine Müsteşarlığına yapılan atıflar Desteklemeve Fiyat İstikrar Fonu bakımından Dış Ticaret Müsteşarlığına yapılmış sayılır.
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundanihracata yönelik devlet yardımları kapsamında yapılan ödemelere ilişkin iş veişlemleri, bağlı kuruluşları olan İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi/Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri; Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendireceği ilgili diğer kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla dagerçekleştirebilir. İhracata yönelik devlet yardımları kapsamında DesteklemeFiyat İstikrar Fonuna aktarılmak üzere ilgili yıl merkezi yönetim bütçekanununda Dış Ticaret Müsteşarlığı bütçesi için öngörülen ödenek, ilgilimevzuatı çerçevesinde yapılacak destek ödemelerinde kullanılmak üzere, ilgilikuruluşlar tarafından bildirilen tutarların karşılanması için Destekleme veFiyat İstikrar Fonuna tahakkuka bağlanmak suretiyle ödenir. Aktarılan bu tutar,ihracata yönelik devlet yardımlarına dair mevzuat hükümleri çerçevesindekullandırılır. Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan ihracata yönelik devletyardımları kapsamında yapılan destek ödemelerinin İhracatı Geliştirme EtüdMerkezi/Türkiye İhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye TeknolojiGeliştirme Vakfı ile Dış Ticaret Müsteşarlığınca görevlendirilen ilgili diğerkurum ve kuruluşlarvasıtasıyla yapılması halinde, ilgili mevzuatındabelirtilen usul ve esaslar çerçevesinde destekten yararlanmak isteyen başvurusahipleri bu kuruluşlara başvurur. Başvuruya istinaden bu kuruluşlarca ilgilimevzuatında belirtilen esas ve usuller kapsamında inceleme yapılır ve desteködemeleri tutarları tespit edilir. Destek ödemelerine ilişkin tahakkuklisteleri bu kuruluşlarca Dış Ticaret Müsteşarlığına sunularak Destekleme veFiyat İstikrar Fonundan başvuru sahiplerinin hesabına aktarılması gerekentutarlar bildirilir. Dış Ticaret Müsteşarlığı bu tahakkuk listelerine istinadenDestekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan gerekli ödemelerin yapılmasını ilgili mevzuatındabelirtilen esas ve usuller çerçevesinde sağlar. Destekleme ve Fiyat İstikrarFonundan bu şekilde yapılan destek ödemelerine ilişkin olarak Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar Dış TicaretMüsteşarlığına karşı mali açıdan sorumludur. Destekleme ve Fiyat İstikrarFonundan ihracata yönelik devlet yardımları kapsamında verilen krediler ileyapılan fazla ve/veya yersiz ödemeler amme alacağı sayılır ve Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar nezdinde 6183sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip vetahsil edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihracata yönelikdevlet yardımları kapsamında yapılan ödemelere ilişkin olarak ortaya çıkmışveya çıkacak hukuki ihtilaflar sonucunda mahkemelerce hak sahiplerineödenmesine karar verilen devlet yardımları kapsamındaki ödemeler de Dış TicaretMüsteşarlığınca Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan yapılır.
Bu madde kapsamında Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan yapılanihracata yönelik devlet yardımlarının harcanması, belgelendirilmesi,muhasebeleştirilmesi, belgelerin muhafazası ve ibrazı, raporlanması, kontrolüile İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi/Türkiye İhracatçılar Meclisi/İhracatçıBirlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile Dış Ticaret Müsteşarlığıtarafından bu madde çerçevesinde görevlendirilen ilgili diğer kurum vekuruluşların Dış Ticaret Müsteşarlığınca denetimine ilişkin esas ve usullerDış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenir.
4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun ve ilgilidiğer mevzuat hükümleri uyarınca, Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri ileilgili olarak Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu kapsamındaki yetki ve görevlerile her türlü işlemler Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ve HazineMüsteşarlığı tarafından yürütülür. Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonunun ilgilimevzuat kapsamında devir tarihi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasınezdindeki gider hesabı bakiyesi genel bütçeye gelir kaydedilmek üzere Hazineİç Ödemeler Muhasebe Biriminin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdindekihesabına aktarılır. Bu tarihten sonra Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleritarafından yapılacak kredi geri ödemeleri genel bütçeye gelir kaydedilmek üzereaynı hesaba aktarılır. Bu fıkra ile ilgili esas ve usuller Bakanlar Kurulukararı ile belirlenir."
MADDE 177- 4734 sayılı Kanunun 3üncü maddesinin birinci fıkrasına 22/2/2007 tarihli ve 5583 sayılı Kanunun 9uncu maddesi ile eklenen "(k)" bendi "(p)" bendi olarakteselsül ettirilmiş, fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.
"r) Fakir ailelere kömür yardımı yapılmasına ilişkin BakanlarKurulu kararnameleri kapsamında; işleticisi kim olursa olsun, Türkiye Kömürİşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğünün kendisine veya bağlı ortaklık veyaiştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmetalımları,"
MADDE 179- 4734 sayılı Kanunun 68inci maddesinin (c) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "toplu konutprojelerinde" ibaresi "projelerde" olarakdeğiştirilmiştir.
MADDE 206- 18/4/2001 tarihli ve4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının(d) bendine aşağıdaki alt bent eklenmiştir.
"3) Yapılmış ve yapılacak depolama lisansı başvurularında;başvuruya konu yerin il, ilçe, köy, mahalle, ada, parsel bilgilerini de içerenbilgiler Kurum internet sayfasında duyurulur. Duyuruda belirlenecek sürede,duyuru konusu yerde faaliyet göstermek üzere başka doğal gaz depolama lisansıbaşvurusunun olması durumunda, başvuruda bulunan tüzel kişilerin depolamalisansı almak için aranılan şartları taşımaları kaydı ile; lisansbaşvurularının değerlendirilmesi Kurul tarafından belirlenecek kriterler esasalınarak yapılır. Bu değerlendirme sonucunda birden fazla başvurunun kalmasıdurumunda bu tüzel kişiler arasında lisans bedelinin artırılması esasına göreyarışma yapılır. Ancak, başvurulardan birinde depolama faaliyetininyapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısının mülkiyetinin lisansbaşvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortaklarına ait olması ve/veya depolamafaaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısının üzerindelisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortakları adına depolamafaaliyetinde bulunma imkanı verecek kullanma ve/veya irtifak hakkı ve benzerizinlerin tesis edilmiş olması halinde bu başvuru kabul edilir; diğerbaşvurular reddedilir. Başvurunun duyurusu, değerlendirme kriterlerive yarışmaya ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."
MADDE 208- 20/2/2008 tarihli ve5737 sayılı Vakıflar Kanununun 7 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"İntifa haklarına ilişkin talepler galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yılgeçmekle düşer.
Mazbut vakıflarda intifa hakları, galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfınson beş yıl içindeki malvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak vegalle fazlasının mevcudiyeti şartıyla Genel Müdürlükçe belirlenir."
MADDE 209- 5737sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 10- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla bu Kanunun 7 nci maddesine eklenen hükümler, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten önce açılmış ve halen devam eden intifa haklarının ödenmesi,malvarlığı ve gelirlerinin tespitine ilişkin davalarda da uygulanır."
GEÇİCİ MADDE 2- (1) BuKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmaküzere; 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncımaddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koymaişlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonrakikamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarındaverilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici6 ncı maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaçolması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.
GEÇİCİ MADDE 17- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenönce haklarında kapatma kararı verilen siyasi partilerden; kapatma kararınınverildiği tarihten önceki döneme ilişkin olarak kesin hesabın verilmemiş olmasınedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından denetim yapılmadığı için hesaplarıhakkında karar verilmemiş olanların Hazineye intikal etmesi gerekenmalvarlığına ilişkin olarak sorumlular aleyhine açılmış ve bu Kanununyayımlandığı tarih itibarıyla kesin hükme bağlanmamış davalardan; davalılarındavaya konu alacak aslının % 50'sini ve bu tutara alacağın Hazineye intikaligereken tarihten bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar geçen süreye TEFE/ÜFEaylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarı, bu Kanunun 18 incimaddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen süre ve şekilde ödemeleri şartıyla,vazgeçilir ve kalan alacak aslı ile fer'i tutarlar tahsil edilmez. Bu şekildehesaplanan fer'i tutar bu maddeye göre ödenmesi gereken asıl alacak tutarınınyarısını geçemez. Bu hükümden yararlanmak isteyen davalıların Kanunun yayımınıizleyen ikinci ayın sonuna kadar başvuruda bulunmaları şarttır. Bu maddehükmünden yararlanılması halinde yargılama masrafı ve vekâlet ücretlerikarşılıklı olarak talep edilmez. Madde hükmünden yararlanmak üzere başvurudabulunulduğu halde taksitlerden birinin ödenmemesi halinde madde hükmüne göreödenmesi gereken alacağın tamamı muaccel olur ve muaccel hale geldiği tarihtenitibaren 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammıoranında bir faiz ile birlikte başkaca bir işleme gerek kalmaksızın tahsiledilir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesi ve başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 6., 7., 10.,13., 35., 36., 46., 48., 49., 55., 60., 69., 87., 123., 126., 127., 128., 135.ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
A- E.2011/42 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 4.5.2011 gününde yapılanilk inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma istemininesas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
B- E.2012/42Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve ZühtüARSLAN'ın katılımlarıyla 17.5.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un geçici 2. maddesinin iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itirazbaşvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2011/42sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2012/42 sayılı dosyanın esasınınkapatılmasına, esas incelemenin E.2011/42 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine,17.5.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi, başvuru kararı ve ekleri, Raportör SelimERDEM tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptal ve itirazkonusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ilediğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 40. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun'un 86.Maddesinin Dördüncü Fıkrasının "Kurumca belirlenen işyerlerinde bu şartaranmaz." Biçimindeki İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı veücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların, otuz günden az çalıştıklarınıispatlayan belgelerin işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesineeklenmesi yükümlülüğünden muaf tutulacak işyerlerini belirleme yetkisinin,amaç, ilke ve sınırları belirtilmeksizin ve bir ölçüye bağlanmaksızın SosyalGüvenlik Kurumuna (SGK) verilmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı, buşekilde Kuruma yetki verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geldiği,yapılan değişiklikle bir yandan kısmi zamanlı çalışma, işçiler aleyhinegenişletilirken diğer yandan kısmi zamanlı çalışmayı haklı kılan nedenlereilişkin belge ibraz etme yükümlülüğünün idarenin takdirine bırakılmasınınemeğin istismarına yol açacağı ve bu bağlamda düzenlemenin sosyal devletilkesine de aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 60.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 40. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun'un86. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde, ay içinde bazıişgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların,otuz günden az çalıştıklarını ispatlayan belgelerin işverence ilgili aya aitaylık prim ve hizmet belgesine eklenmesinin şart olduğu belirtilmiş; davakonusu ikinci cümlesinde ise bu kurala istisna getirilerek SGK tarafındanbelirlenen işyerlerinde bu şartın aranmayacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarınıgüvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil birdenge kurabilen, çalışma hayatını geliştirerek ve ekonomik önlemler alarakçalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerinisağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gerekenönlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri güçlülerkarşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.
Anayasa'nın 60. maddesinde de "Herkes, sosyal güvenlikhakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır veteşkilatı kurar." denilmektedir. Bu maddeye göre, sosyal güvenlikherkes için bir hak ve bunu gerçekleştirmek ise Devlet için bir görevdir.Sosyal güvenlik hakkı, sosyal sigorta kuruluşlarınca kendi kurallarıçerçevesinde yerine getirilir. Sosyal sigortanın kapsamı, sigorta alanı veiçerdiği riskler ile alınacak primler kanunlarla belirlenmiştir. Sosyalgüvenliğin ve sigortanın varlık nedeni sosyal risklerin karşılanmasıdır.
Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşansosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerinüzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek,ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvenceningerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak,kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşıasgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır. Bu amaç, sosyal sigortakuruluşlarınca, kendi kuralları çerçevesinde gerçekleştirilir ve yerinegetirilir.
5510 sayılı Kanun'un 86. maddesine göre, işverenler bir ay içindeçalıştırdıkları sigortalıların ad ve soyadlarını, kimlik numaralarını, primeesas kazançlarını, prim ödeme gün sayıları ile prim tutarlarını gösteren aylıkprim ve hizmet belgelerini SGK'ya bildirmekle yükümlüdürler. Dava konusu kuralise SGK'ya, ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediğibeyan edilen sigortalıların, otuz günden az çalıştıklarını ispatlayanbelgelerini ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesine eklemek zorundaolmayan işyerlerini belirleme yetkisi verilmesine ilişkindir.
Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmayan ve ücret ödenmeyensigortalıların, bu durumlarını ispatlayan belgeleri ibraz etmek zorunda olmayanişyerlerini belirleme yetkisinin, belge ibrazından muaf tutulacak işyerleriningünün şartlarına ve ihtiyaca göre belirlenebilmesi, iş ve işlemlerin, gerekişveren ve sigortalılar gerekse Kurum yönünden en uygun koşullarla yerinegetirilmesinin sağlanması amacıyla SGK'ya verilmesinin hukuk devleti ilkesineaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Devletin Anayasa'da güvence altına alınan sosyal güvenlikhaklarının yaşama geçirilmesi için gerekli teşkilatı kurması ve diğer önlemlerialması, sosyal güvenlik politikalarını bilimsel verilere göre belirlemesi vebunun için gerekli yasal düzenlemeleri yapması doğaldır. Sosyal sigortaprogramlarının sigortacılık ilkeleri ve çağdaş standartlarla uyumu ve maliaçıdan sürdürülebilirliği, sosyal sigorta kuruluşlarının idari ve malietkinliklerinin artırılması için gerekli rejimin oluşturulmasını zorunlu kılar.Nesnel ve sürekli kurallarla sağlam ve sağlıklı temellere oturtulmayan birsosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilir olması düşünülemez. Bu düzeninkorunması Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkınıngüvenceye alınması için de zorunludur.
Ülkemizde sosyal güvenliği kendi kuralları çerçevesindegerçekleştirme görev ve yetkisi SGK'ya verilmiştir. 5502 sayılı Sosyal GüvenlikKurumu Kanunu'na göre SGK'nın amacı, sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı,etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve mali açıdan sürdürülebilir birsosyal güvenlik sistemini yürütmektir. Sosyal güvenlik sistemi içerisindeprimli sistem olarak adlandırılan sisteme göre çalışmakta olan SGK, ülkeninekonomik gelişmesi ve mali gücü ile kurumun aktüeryal dengesini göz önündebulundurarak sosyal güvenlik alanında tedbirler almakla görevlidir.
5510 sayılı Kanun'da kimlerin sigortalı sayılacağı, sigortalılığınbaşlangıcı ve sona ermesi, işyerlerinin bildirilmesi, işverenler ilesigortalıların hak ve yükümlülükleri, sigorta kollarına göre prim oranları,ödenecek primlerin miktarı ve ödenme zamanı, verilmesi gereken bilgi vebelgeler, bunları vermeyenler hakkında uygulanacak cezalar vb. sosyalgüvenlikle ilgili temel esaslar gösterilmiştir.
Diğer taraftan, belge ibraz etme yükümlülüğünden muaf tutulacakişyerlerinin SGK tarafından belirlenmesinin, işçilerin çalışma süresi, sosyalgüvenlik hakkı ve sigortalılık statüsüne bir etkisi bulunmadığından kuralın,Devletin Anayasa'nın 60. maddesinde belirtilen sosyal güvenliği sağlayacakgerekli tedbirleri alacağı yönündeki hükme aykırı olduğu da söylenemez.
Anayasa'nın 7. maddesinde, "Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."denilmektedir.
Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve buyetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükmeyer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoyaait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerdekaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca,gerekçede "Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerinegetirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddelerihükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı veistisnaları belirtilmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinindevredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organcakullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan,kanun yapma yetkisinin devredilmesidir.
Bununla birlikte, çok geniş yorumlandığında yasama yetkisinindevredilemezliği ilkesi kanunla düzenlenmesi gereken konuların yürütmeye bırakılmasınıda yasaklamaktadır. Bu noktada Anayasa gereğince kanunla düzenlenmesi gerekenhususlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmak gerekmektedir. Anayasa temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması (m.13), vergi ve benzeri maliyükümlülüklerin konması (m.73) ve memurların atanmaları, özlük hakları vb.(m.128) gibi bazı konularda düzenlemenin münhasıran kanunla yapılmasınıöngörmektedir. Bu konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyibelirlemeden düzenleme yetkisini yürütmeye bırakması yasama yetkisinindevredilemezliği ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir.
Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konulardaise kanunda çok genel ifadelerle düzenleme yapılarak, ayrıntının yürütmeyebırakılması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılmasıöngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk elden düzenleyiciişlem yapabileceği düşünülebilirse de yasamanın asliliği ve yürütmenintürevselliği gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır.Nitekim, Anayasa'nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarakkullanılacağını ifade eden 8. maddesi, gerekse yönetmeliklerin kanunlarınuygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıylaçıkarılabileceğini belirten 124. maddesi bu zorunluluğa işaret etmektedir.Ancak, bu durumda kanunda belirlenmesi beklenen çerçeve, Anayasa'nın kanunladüzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka birifadeyle, Anayasa'ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu,kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir.Aksi yorum, Anayasa'da bazı hususların kanunla düzenlenmesinin öngörülmüşolmasını anlamsız hâle getirmektedir.
Sosyal güvenlik sistemi çerçevesinde, SGK'ya hangi belgelerinibraz edileceği ve ne tür belgelerin ibraz yükümlülüğünün dışında tutulacağınınbelirlenmesi, Anayasa'da "kanunla" düzenlenmezorunluluğu getirilen hususlar arasında bulunmadığı gibi doğrudan sosyalgüvenlik hakkıyla ilgili bir mesele de değildir. Bu nedenle, belge ibraz etmekzorunda olmayan işyerlerini belirleme yetkisinin, iş ve işlemlerin, gerekişveren ve sigortalılar gerekse Kurum yönünden en uygun koşullarla yerinegetirilmesinin sağlanması amacıyla SGK'ya verilmesi, yasama yetkisinin devriolarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 7. ve 60.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
B- Kanun'un 53. Maddesiyle, 506 Sayılı Kanun'un Geçici 20.Maddesine Eklenen Fıkranın İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
Ülkemizde kanunla oluşturulan sosyal güvenlik kurumlarınınyanında, bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret ve sanayi odaları,borsalar veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personelinin malullük,yaşlılık veya ölümlerinde yardım yapmak üzere vakıf şeklinde kurulmuş özelsandıklar da sosyal güvenlik hizmeti vermektedir. Bu sandıklarla ilgili olarakstandart ve norm birliği sağlamak, sosyal güvenlikte dağınıklığa son vermek veözel hukuk alanında faaliyet gösteren bu kuruluşları kamu hukuku alanınaçekebilmek amacıyla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun geçici 20. maddesidüzenlenmiştir. Ayrıca, 17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Kanun'un 73. maddesiyle,5510 sayılı Kanun'a eklenen geçici 20. maddeyle, 506 sayılı Kanun'un geçici 20.maddesi kapsamındaki sandıkların iştirakçileri ile aylık veya gelir bağlanmışolanlar ile bunların hak sahiplerinin herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bumaddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde SGK'ya devredilerek bu Kanunkapsamına alınacağı ve bu üç yıllık sürenin Bakanlar Kurulu kararı ile en fazladört yıl daha uzatılabileceği öngörülmüştür. Bakanlar Kurulu, anılan maddedenkaynaklanan yetkisini kullanarak devir süresini uzatmış olup öngörülen sürehenüz dolmamış ve söz konusu sandıkların tasfiyesi henüzgerçekleştirilememiştir.
Personelinin sosyal güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan ve tüzelkişiliği haiz olan bu sandıklara, ilgili bulundukları kuruluşların bütünpersonelinin tabi olması zorunlu olup, sandıkların kapsamına giren kişilerinüyelikten vazgeçmesi veya sandığın ilgiliyi kapsam dışı bırakması söz konusuolamaz. Vakıf sandıklarının ileriye yönelik olarak yapacakları tasarruflar ileaktüeryal dengeleri tamamen kendi kontrollerinde bulunmaktadır. Devletin,sandıkların finansman modelleri ve politikaları üzerinde hiçbir etkisibulunmamaktadır. Vakıf sandıkları sosyal güvenlik sistemi içerisinde primlisistem olarak adlandırılan sisteme göre çalışmakta olup, üyelerinin katkısıylayani aidat ve katılma paylarıyla finanse edilmektedirler. Devletin bukuruluşlara doğrudan veya dolaylı olarak yardımda bulunması veya bunlarınaçıklarını kapatması söz konusu değildir.
Sandıkların mensuplarına yapacakları sosyal yardım ve aylıködemeleri ile sağlık hizmetleri tamamen kendi öngörüleri çerçevesindeoluşturacakları finansman modeli ve gelir gider tablolarına göreşekillenmektedir. Vakıf sandıkları, üyelerine, 506 sayılı Kanun'un geçici 20.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtildiği üzere iş kazaları,meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm, eşlerininanalık, eş ve çocuklarının hastalık hâllerinde, en az 506 sayılı Kanun'dabelirtilen yardımları sağlamakla yükümlüdürler. Bu hükme göre, sandıktarafından yapılan yardımlar, aynı şartları taşıyan SGK sigortalısı bir kişiyeyapılan yardımlardan aşağı olamaz. SGK sigortalısının yapılan zamma göre oluşanaylığı, aynı konumdaki sandık üyesinin aylığından fazla olduğu takdirde,sandık, bu üyesinin aylığını aradaki farkı ödeyerek sigortalı aylığına eşitlemekzorundadır. Ancak, sandık üyesinin aylığı fazla olduğu takdirde, sandığın,üyesinin aylığına sigortalı aylığına uygulanan zammı uygulamak zorunluluğuyoktur.
Bununla birlikte, uygulamada, sandıklarca yapılacak yardımların,aynı şartları taşıyan SGK sigortalısı bir kişiye yapılan yardımlardan aşağıolamayacağı yönündeki kural, sandıkça, aylık ve yardımlara tatbik edilecekartışların da SGK'nın aylık artış oranlarından aşağı olamamasını gerektirdiğibiçiminde uygulandığı anlaşılmaktadır. Vakıfların aktüeryal dengesini olumsuzolarak etkileyebileceği değerlendirilen bu durumun düzeltilmesi ve hükmünuygulanmasına ilişkin yorum farklarının giderilmesi amacıyla, dava konusu fıkraihdas edilerek 506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine eklenmiştir.
Buna göre, geçici 20. maddenin birinci fıkrasının (b) bendininuygulanmasında, yani, iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık,malûllük, yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalıkhallerinde öngörülen yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınacaktır. Dolayısıyla,kuralla, sandıkların ödeyeceği gelir ve aylıkların artırılmasında, SGKtarafından yapılan artış oranlarının değil, kendi sigortalısına ödenen muadilmiktarın esas alınması gerektiği hususu açıklığa kavuşturulmuş ve bu konudaoluşan tereddütler giderilmiştir. Diğer bir ifadeyle, sandıklar, miktaritibarıyla muadil SGK sigortalısının altına düşmemek kaydıyla, sigortalılarınaödedikleri gelir ve aylıklara yapacakları artışları serbestçebelirleyebilirler. Bu hususta, SGK'nın artış oranlarıyla bağlı değillerdir.Bununla beraber, kuralda, 5510 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesinin onikincifıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıkların kuruluş senetlerinde yeralan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklı tutulmuştur.
Diğer taraftan, sandık tarafından yapılan yardımlarda alt sınırınhatalı belirlenmesi sonucu aleyhine uygulama yapılan sandık üyelerininhaklarının ihlal edilmemesi amacıyla hükmün yürürlüğe girdiği tarihten öncekiartışlarda da uygulanacağı öngörülmüştür. Ayrıca, hükmün görülmekte olandavalar hakkında da uygulanacağı belirtilmek suretiyle, maddenin uygulanmasındaortaya çıkan ihtilafın yeni yapılan düzenleme doğrultusunda giderilmesiamaçlanmıştır. Böylece, sandık tarafından yapılan yardımlarda alt sınırınbelirlenmesinde miktar karşılaştırması yerine artış oranlarının esas alınmasıgerektiği iddiasıyla, söz konusu düzenleme yapılmadan önce açılmış ancak düzenlemeninyürürlüğe girdiği tarihte sonuçlanmamış davalar hakkında da bu hükmünuygulanması sağlanmıştır.
Fıkranın gerekçesinde düzenlemenin, söz konusu sandıklartarafından bağlanan aylık ve gelirlerin artırılmasında 506 sayılı Kanun'a görebağlanan aylıklara uygulanan artışların esas alınmasının, sandıkların aktüeryaldengelerini bozmasından dolayı, yapılacak artışlarda muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınmasının sağlanması ve bu nedenle doğmuş ve doğacakolan uyuşmazlıkların giderilmesi amacıyla yapıldığı belirtilmiştir.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, 506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesindebelirtilen sandıkların, bağlı bulundukları kuruluşların personeli hakkındayasal düzenleme alanı içinde SGK'nın yüklendiği görevleri, sağladığı hakları, odüzeyin altına düşmemek üzere yüklenmiş kuruluşlar olduğu, bunların görev veyükümlülüklerinin kanunla belirlendiği, mahkemeler tarafından vakıfsandıklarınca bağlanan aylıklara yapılan artışın oran olarak alt sınırının 506sayılı Kanun uyarınca aylık alanlara yapılan artış oranından az olmamasıgerektiği yönünde kararlar verildiği, eklenen fıkra ile alt sınırınbelirlenmesinde miktar karşılaştırmasının esas alınmasının öngörüldüğü, bununise kazanılmış hakları ortadan kaldırdığı, yasaların geriye yürümeyeceğiilkesine aykırı olduğu ve görülmekte olan davaları geçersiz kıldığı, sandıkkapsamındaki sigortalıların emekli maaş artışı konusunda açmış olduklarıdavalardan bir kısmının kesinleştiği bir kısmının ise hâlen devam ettiği vedüzenleme ile görülmekte olan davaların ortadan kaldırıldığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmezunsurlarından birisi kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, bu doğrultudageleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliğidir. Bu nedenle,hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar,yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar. Kanunların geriyeyürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin gereği,kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksıdurumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem veeylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe vekesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genelilkelerindendir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden birisiolup, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan sözedilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara görebütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişininbulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğedönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bunitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış haklarıetkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukukdevleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
Anayasa'nın 138. maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir davahakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili sorusorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyandabulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarınauymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbirsuretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğihükme bağlanmıştır.
Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi yasamaorganının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramamasıanlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddihukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarınınkanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için sözkonusu olacaktır.
506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesinde, bazı kuruluşlarapersonelinin sosyal güvenliğini sağlaması amacıyla vakıf veya dernek şeklindesandık kurabilme yetkisi verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde,bu madde uyarınca kurulan sandıkların üyelerine en az 506 sayılı Kanun'dabelirtilen yardımları sağlayacağı belirtilmiştir.
Kural, sandıklarca sağlanan yardımların SGK sigortalısına sağlananyardımlardan aşağı olmaması yönündeki hükmün uygulanmasında, yardım miktarlarıdışında aylık artış oranlarının da SGK sigortalısının aylık artış oranlarındanaşağı olamayacağı yönünde ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi amacıylagetirilmiştir. Düzenlemeyle, sandıkların sağladıkları yardımın alt sınırınınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı belirtilmeksuretiyle mevcut hükümden ne anlaşılması gerektiği ve maddenin lafzına veamacına uygun nasıl uygulanacağı konusu açıklığa kavuşturulmuştur.
Vakıf senedi gereği üyelerine sağladıkları yardımlardaki artışoranını SGK tarafından uygulanan oranın altında tutan vakıf sandıklarının buuygulamasını onun mali yapısını ve aktüeryal dengesini sağlam tutmaya yönelikbağımsız bir kararı olarak görmek gerekmektedir. Dolayısıyla, sandıkların altsınır kuralını ihlal etmedikleri sürece, sağladıkları yardımlar için SGK'dandaha düşük artış oranı belirleyebilmeleri mümkün görülmelidir. Aksi hâldesandığın asli görevi olan üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama fonksiyonutehlikeye girecektir.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması,genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi vekazanılmış hakları ihlal etmemesi Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukukdevleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerdekendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyetve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Vakıf sandıklarının mali yapısını ve aktüeryal dengesini sağlamtutarak üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama yönündeki asli görevini yerinegetirebilmesinin tehlikeye girmemesi için mevcut kanun hükmünün uygulanmasınailişkin olarak ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi amacıyla yapıldığı hususugöz önünde bulundurulduğunda, yeni bir uygulama getirmeyen ve sadecesandıkların sağladıkları yardımın alt sınırı belirlenirken muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınacağı belirtilmek suretiyle mevcut hükümden neanlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturan kural, kamu yararı amacıylagetirilmiş olup, Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, söz konusu sandıklar tarafından bağlanan aylık vegelirlerin artırılmasında muadil miktar karşılaştırmasının esas alınmasınınsağlanmasına yönelik düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlardada uygulanacağı öngörülerek geriye yürütülmesi, sandık tarafından yapılanyardımlarda alt sınırın hatalı belirlenmesi sonucu aleyhine uygulamadabulunulan sandık üyelerinin haklarının ihlal edilmemesi amacıyla kabul edildiğianlaşıldığından, hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir durum dabulunmamaktadır.
Kanun koyucu tarafından bir kanun hükmünün farklı yorumlanmasındankaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla yapılan düzenlemelerin söz konusuihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıylahenüz sonuçlanmamış davalar hakkında da uygulanmasını sağlamak amacıylagetirilen kuralın, yargılamanın ne yönde yapılacağı veya belirli somut biruyuşmazlığı nasıl karara bağlayacağı hususunda bir ifade içermediği gibihâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını, Anayasa'ya, kanuna vehukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermelerini engelleyen veyargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelere ve hâkimlere emir vetalimat verilmesine yol açan bir yönü de bulunmamaktadır.
Her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından uyulmasızorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif doğasındankaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygunkullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklarhakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Bu nedenlesandıklarca yapılacak yardımlardan kaynaklanan uyuşmazlıkları karara bağlarkenmahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyen kuralın yargı bağımsızlığınıihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.
Öte yandan, sandıkça ödenecek gelir ve aylıklar nedeniyle açılacakdavaların kazanılmış hak doğurması, davada, sigortalı lehine karar verilmesi vebu kararın kesinleşmesiyle söz konusu olacaktır. Anılan uyuşmazlıklarla ilgiliolarak dava açılmış olması, o ihtilafın sigortalı lehine sonuçlanacağı anlamınagelmeyeceği gibi bu kişiler için kazanılmış herhangi bir haktan da sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR maddenin tümü yönünden; Mehmet ERTEN ile OsmanAlifeyyaz PAKSÜT maddenin dördüncü cümlesi yönünden; Serruh KALELİ ile ZehraAyla PERKTAŞ ise maddenin dördüncü cümlesinin ".yürürlüğe girdiğitarihten önceki artışlarda ve."bölümü yönünden bu görüşekatılmamışlardır.
C- Kanun'un 64. Maddesiyle Değiştirilen, 3308 Sayılı Kanun'un 25.Maddesinin Birinci Fıkrasının Son Cümlesinde Yer Alan ".net tutarınınyirmi ve üzerinde personel çalıştırılan işyerlerinde." ve ".yirmidenaz personel çalıştırılan işyerlerinde yüzde 15'inden." İbarelerininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilereödenecek ücrette yirmi ve üzeri personel çalıştıran işyeri-yirmiden az personelçalıştıran işyeri ayrımına gidilmesi ve brüt asgari ücret yerine net asgariücretin esas alınması suretiyle öğrenci ücretlerinin düşürüldüğü, bunun isemevcut kanunlara göre kazanılmış hakların sonradan çıkacak kanunlarla tanınmasızorunluluğunu ortadan kaldırdığı, ödenecek ücretlerde, geçerli bir nedenedayanmayan böyle bir ayrıma gidilmesinin eşitlik ve ücrette adalet sağlanmasıilkelerine de aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 55.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 25. maddesinin birincifıkrasında, aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilereödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışların, aday çırak veya çırağın velisiveya vasisi veya kişi reşit ise kendisi, öğrenciler için okul müdürlüğü ileişyeri sahibi arasında Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen esaslara göredüzenlenecek sözleşme ile tespit edileceği belirtilmiş ve ödenecek ücretin altsınırı gösterilmiştir.
Söz konusu fıkranın 6111 sayılı Kanun'un 64. maddesi iledeğiştirilen ve dava konusu sözcükleri de içeren son cümlesinde, işletmelerdemeslek eğitimi gören örgün eğitim öğrencilerine, asgari ücretin net tutarınınyirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde 30'undan, yirmiden azpersonel çalıştıran işyerlerinde yüzde 15'inden aşağı ücret ödenemeyeceğikurala bağlanmıştır.
Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönündenkesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarakileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Kanunlarda yapılandeğişiklikler kazanılmış hakları etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediğisürece bu değişikliklerin hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ilerisürülemez.
Dava konusu kural, öğrencilere ödenecek ücretlerin alt sınırınıbelirlemeye yönelik olup, fiilen ödenecek ücretleri göstermemektedir. Ödenecekücretler, iş durumu ve çalışma koşulları göz önünde bulundurularak okulmüdürlüğü ile işyeri sahibi arasında düzenlenecek sözleşme ile tespitedilmektedir. Her sözleşmede öngörülen ücret, o sözleşme dönemi süresinceödenecek olup, yeni dönemde yenilenen sözleşme ile öngörülen ücret ödenmeyebaşlanacaktır. İşletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilerle ilgili olarakimzalanan bir sözleşmede öngörülen ücret, sadece o sözleşme dönemi içinkazanılmış hak sayılacağından, öğrencilere sonraki sözleşme dönemi içinödenecek ücretlerin alt sınırının işletmelerin çalıştırdıkları personelsayısına göre belirlenmesini öngören kuralın kazanılmış hakları ihlal eden biryönü bulunmamaktadır.
Teorik eğitimlerini mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarındaveya işletme veya kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde yapan mesleki veteknik eğitim okul ve kurumları öğrencileri, mesleki bilgi, beceri, tutum vedavranışlarını geliştirmek, iş hayatına uyum sağlamak ve gerçek üretim vehizmet ortamında yetişebilmek amacıyla işletmelerde mesleki eğitim yapmaklayükümlüdürler.
Bunun yanında, mesleki eğitim yapması öngörülen işletmelerin sözkonusu öğrencileri bu eğitim kapsamında çalıştırması da kanuni bir zorunlulukolup, mesleki eğitim kapsamında olduğu hâlde bu eğitimi yaptırmayanişletmelerin mesleki eğitime katılma payı adı altında belli bir para yatırmayükümlülüğü bulunmaktadır.
İşletmeler, mali yapı, iş alanı, iş kapasitesi ve çalıştırdıklarıpersonel sayısı bakımından farklılık göstermektedir. Beceri eğitimi vermeküzere öğrenci çalıştırmak, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelere ilaveyük getirerek, katlanmak zorunda oldukları maliyetlerde artışa neden olacaktır.Küçük ve orta ölçekli işletmelerin mali durumları ile iş kapasiteleri büyükişletmelere göre daha düşük düzeyde kaldığından, bu işletmelerinkatlanabilecekleri maliyetler de sınırlı olmaktadır. Ülkenin ekonomik ve maliyapısına göre işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücretlerinalt sınırının belli bir sayıya kadar personel çalıştıran işyerlerinde düşük, osayıdan fazla personel çalıştıran işyerleri için daha yüksek belirlenmesi kanunkoyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi, aynı hukukidurumda bulunanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksaleşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerinkanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırımyapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Kanun önünde eşitlik, herkesinher yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Aynı durumdabulunanların aynı, ayrı durumda bulunanların ayrı kurallara bağlanması eşitlikilkesini zedelemez.
Kanun koyucu, kuralla işletmelerde meslek eğitimi görenöğrencilere ödenecek ücretlerin alt sınırını, yirmi ve üzerinde personelçalıştıran işyerleri ile yirmiden az personel çalıştıran işyerleri için farklıbelirlemiştir. Yirmiden az personel çalıştıran işyerleri ile yirmiden fazlapersonel çalıştıran işyerlerinin, iş kapasitesi ve çalışma koşullarıbirbirinden farklılık göstermektedir. Beceri eğitimi gören öğrencilere ödenecekücret, iş durumu ve çalışma koşulları göz önünde bulundurularak okul müdürlüğüile işyeri sahibi arasında düzenlenecek sözleşme ile tespit edileceğinden,öğrencilerin tamamına aynı ücretin ödenmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla,öğrencilere ödenecek ücretin alt sınırının çalıştırılan personel sayısına görefarklı belirlenmesi eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 55. maddesinde, ücretin emeğinkarşılığı olduğu ve Devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücretelde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gereklitedbirleri alacağı ifade edilmiştir. Adaletli bir ücret dağılımı yapılan işeuygun olarak aynı durumda bulunanlara aynı ücretin, farklı durumda bulunanlarada farklı ücretin verilmesi ile sağlanabilecektir. Kuralda belirtilen oranlar,öğrencilere ödenecek ücretin alt sınırını göstermekte olup, ödenecek ücret busınırın altına düşmemek üzere düzenlenecek sözleşme ile serbest bir şekildetespit edilebileceğinden, öğrencilere ödenecek ücretin alt sınırınınişletmelerin çalıştırdıkları personel sayısı dikkate alınarak belirlenmesinin,çalışanların adaletli ücret elde etmelerini engelleyici bir yönü debulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 10. ve 55.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
D- Kanun'un 67. Maddesiyle, 2022 Sayılı Kanun'a EklenenGeçici 2. Maddenin Birinci Fıkrasında Yer Alan ".3 aylık süreiçerisinde." İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, sosyal güvenlik mevzuatına tabi olarakçalışmayan, sosyal güvenlik kurumlarından her ne ad altında olursa olsunherhangi bir gelir veya aylık almayan ve silikozis hastalığı nedeniyle meslektekazanma gücünü en az %15 kaybettiğine karar verilen kişilere, SGK tarafındanaylık bağlanmasının Kanun'un yayım tarihinden itibaren 3 aylık süre içindetalepte bulunulması şartına bağlandığı, düzenlemeye göre bu 3 aylık süre içindebaşvuramayanlar ile Kanun'un yayımı tarihinden sonra silikozis hastalığınayakalananların söz konusu haktan yararlanamayacağı, silikozis hastalarınatanınmış olan bir hakkın belli süreyle sınırlanmasının ve bu süreden sonrahasta olanların Kanun'un kapsamı dışında tutulmasının sosyal hukuk devletiilkesi ile bağdaşmayacağı gibi eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturduğubelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un 67. maddesi ile 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç,Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'aeklenen geçici 2. maddenin birinci fıkrasında, bu maddenin yayımı tarihi olan25.2.2011 tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde talepte bulunan ve sosyalgüvenlik mevzuatına tabi olarak çalışmayan, sosyal güvenlik kurumlarından herne ad altında olursa olsun herhangi bir gelir veya aylık almayan ve silikozishastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü en az %15 kaybettiğine SosyalGüvenlik Kurumu Sağlık Kurulunca meslek hastalıkları tespit hükümleriçerçevesinde karar verilen kişilere, maddede öngörülen şartları sağlamalarıhâlinde, belirlenen esaslara göre SGK tarafından aylık bağlanacağıdüzenlenmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal devlet ilkesi, kişinindoğuştan sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını buyönde geliştirme hak ve yetkisini kullanmasını sağlar. Sosyal devletin görevi,güçsüzleri koruyarak sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliğisağlamaktır. Sosyal hukuk devleti, kişisel özgürlük, sosyal adalet ve sosyalgüvenlik ögelerini birbirleriyle bağdaştırarak "hukuk devleti"ile "sosyal devlet" arasındaki uyumu sağlar.
Silikozis, kristal yapıya sahip silika tozlarının bir süresolunması sonucu akciğerlerde kalıcı ve ilerleyebilen hasara yol açan birmeslek hastalığı olup, cam ve seramik malzemesi hazırlama, taş kırma,madencilik, kumlama, taşlama sırasında açığa çıkan kristal silika tozlarınauzun süre maruz kalma sonucu oluşmaktadır. Ülkemizde son yıllarda herhangi birsosyal güvencesi olmadan kayıt dışı çalışanlardan silikozis hastalığınayakalananlar, yaygın olarak tekstil sektöründe-kot kumlama atölyelerinde görülmüştür.Kot kumlama sektöründe bu hastalığın görülme sıklığının yüksek olması nedeniyleSağlık Bakanlığı 2009 yılında, her türlü kot giysi ve kumaşlara uygulananpüskürtme işleminde kum veya silika kristalleri içeren herhangi bir maddekullanılmasını yasaklamıştır.
Kural, silikozis meslek hastalığında, kayıt dışı çalışmışolanların işyerleriyle çalışma ilişkisinin kurulamaması nedeniyle iş kazası vemeslek hastalığı sigortasından yararlanamayanların 2022 sayılı Kanun'danyararlandırılarak sosyal güvenliklerinin sağlanması amacıyla getirilmiştir. Sözkonusu düzenlemeden yararlanan kişiler sosyal güvenliğe tabi olmadan kayıt dışıçalışan kişilerdir.
Anayasa'nın 60. maddesinde, herkesin, sosyal güvenlik hakkınasahip olduğu, Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı veörgütü kuracağı kurala bağlanmıştır. Bu maddeye göre, sosyal güvenlik herkesiçin bir hak ve bunu gerçekleştirmek ise Devlet için bir görevdir. Sosyalgüvenlik hakkı, sosyal sigorta kuruluşlarınca kendi kuralları çerçevesindeyerine getirilir. Sosyal güvenliğin ve sigortanın varlık nedeni sosyalrisklerin karşılanmasıdır. Devletin Anayasa'da güvence altına alınan sosyalgüvenlik haklarının yaşama geçirilmesi için gerekli önlemleri alması, sosyalgüvenlik politikalarını bilimsel verilere göre belirlemesi ve bunun içingerekli yasal düzenlemeleri yapması doğaldır. Nesnel ve sürekli kurallarlasağlam ve sağlıklı temellere oturtulmayan bir sosyal güvenlik sistemininsürdürülebilir olması düşünülemez. Bu düzenin korunması Anayasa'nın 60.maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkının güvenceye alınması için dezorunludur.
Çalışmaya başlayan kişilerin bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlıolması esastır. Böylece, çalışanların yaptıkları işle ilgili olarak gireceklerisosyal riskler, tabi oldukları sosyal güvenlik kurumları tarafındankarşılanacaktır.
Sosyal güvenlik mevzuatına tabi olarak çalışmayan, sosyal güvenlikkurumlarından her ne ad altında olursa olsun herhangi bir gelir veya aylıkalmayan ve silikozis hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü belli orandakaybeden kişilere aylık bağlanması ile ilgili olarak, maddenin yayımıtarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde talepte bulunma şartıgetirilmesinde kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.
Dava konusu kuralla, daha önceki dönemlerde kayıt dışıçalıştırılan ve silikozis meslek hastalığına yakalananların mağduriyetleriningiderilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, kural, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihtenönceki durumları kapsamına almış ve belli bir süre içinde başvuranlara, bellihaklardan yararlanma imkânı getirmiştir. Kamu yararını gerçekleştirmek amacıylaçözümlenmesi gereken bir sorun olarak gördüğü konuları bir tarih belirleyerekçözüme kavuşturması, herhangi bir sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı çalışanve silikozis hastalığına yakalanan kişilere aylık bağlanması ve taleptebulunulması için belli süre öngörülmesi kanun koyucunun takdir yetkisikapsamında kalmaktadır.
Anayasa'nın 65. maddesinde, Devletin, sosyal ve ekonomik alanlardaAnayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun önceliklerigözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğiaçıklanmıştır. Buna göre, kanun koyucunun ülkedeki sosyal ve ekonomikgelişmelere paralel olarak, mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde, herkesisosyal ve ekonomik güvencelere kavuşturacak düzenlemeleri yapacağında kuşkubulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde, Devlet tarafından yasaklanan üretim işlerinindevam edeceği ve belirtilen tarihten sonra da herhangi bir sosyal güvencesiolmadan kayıt dışı çalışıp, söz konusu hastalığa yakalananların olabileceği,başvuru süresinin 3 ayla sınırlı tutulmasının bu kişilerin mağduriyetine yolaçacağı ileri sürülmüş ise de hukuk devletinde kamu otoritelerince yasaklananhususlara yönelik faaliyetlerde bulunulmaması asıl ve olağandır. Kanunkoyucunun, kanunlarla yasaklanmış faaliyetlerin sürdürüleceği olasılığı üzerinehukuk inşa etmesi beklenemez. Kayıt dışı istihdamla mücadele etmek sosyaldevlet ilkesinin gereği olup, tüm çalışanları sosyal güvenlik çatısı altındabirleştirmek ve çalışanların sosyal güvenliğini sağlayacak önlemleri almak,Devletin görevleri arasındadır. Ayrıca, kayıt dışı olarak ve herhangi birsosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan ve işçilerin sağlığını etkilemesidolayısıyla Devlet tarafından yasaklanan işlerde çalışan kişilerin, yaptıklarıişle ilgili olarak girecekleri sosyal riskleri karşılayıp karşılamama konusukanun koyucunun takdirindedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
E- Kanun'un 98. Maddesiyle, 6219 Sayılı Kanun'a EklenenGeçici 4. Maddenin İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim OrtaklığıKanunu'nun 18. maddesinde, Vakıflar Bankası (Banka) ve ortaklıklarıhakkında uygulanmayacak kanunlar düzenlenmiştir. Maddenin önceki hâlinde,Banka ve kuracağı ortaklıklar hakkında uygulanmayacak kanunlar, 1050sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu, 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunuile 3460 sayılı Sermayesinin Tamamı Devlet Tarafından Verilmek SuretiyleKurulan İktisadi Teşekküllerin Teşkilatıyla İdare ve Murakabeleri HakkındakiKanun şeklinde sayılmış iken 6111 sayılı Kanun'un 97.maddesiyle yapılan değişiklikle bunların kapsamı genişletilmiştir. Bunagöre, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 233sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399 sayılıKamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı KanunHükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair KanunHükmünde Kararname, 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun ve 3624sayılı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresiBaşkanlığı Kurulması Hakkında Kanun, Banka ve ortaklıkları hakkındauygulanmayacaktır. Yapılan düzenlemeyle 399 sayılı KHK ile 195 ve 3624sayılı Kanunların da Banka ve ortaklıkları hakkında uygulanmaması sağlanmıştır.
195 sayılı Basın İlan Kurumunun Teşkiline Dair Kanun'un 2.maddesinde, resmi ilanların mevkutelerde yayınlanmasına aracılık etmenin Basınİlan Kurumunun görevi olduğu belirtilmiş ve 24. maddesinde de Kurumunyayınlanmasına aracı olduğu ilan ve reklâmlardan %15 oranında komisyon ücretialacağı hüküm altına alınmıştır.
3624 sayılı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme veDestekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) Kurulması Hakkında Kanun'un 14.maddesinde, sermayesinin %50'sinden fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına aitbankaların kurumlar vergisine matrah olan yıllık kârlarının %2'si oranındakuruma aidat ödeyeceği kurala bağlanmıştır.
Banka ve ortaklıklarının, 195 ve 3624 sayılı Kanunlarda belirtilenmali yükümlülüklere tabi olup olmadıkları konusunda ihtilaflar çıkmış ve konuyargıya intikal etmiştir. 6111 sayılı Kanun'un 97. maddesiyle, 6219 sayılıKanun'un 18. maddesinde yapılan değişiklikle, Banka ve ortaklıklarının anılanmali yükümlülüklere tabi olmadığı hususu açıklığa kavuşturulmak suretiyle bukonuda yaşanan tartışmalar sonlandırılmıştır. Maddenin gerekçesinde,değişiklikle, uygulamada Banka aleyhine yaşanan haksız rekabetin giderilmesininamaçlandığı belirtilmiştir.
6111 sayılı Kanun'un dava konusu 98. maddesiyle 6219 sayılıKanun'a eklenen geçici 4. madde ile de, 6219 sayılı Kanun'un değişik 18.maddesinin 1.1.2004 tarihinden itibaren geçerli olması ve Banka ve ortaklıklarıhakkında yargı mercilerine açılmış davalar ve icra takipleri hakkında dauygulanması öngörülmektedir. Böylece, anılan kanunlar uyarınca, Banka veortaklıkları hakkında dava ve icra safhasında bulunanlar da dâhil olmak üzere1.1.2004 tarihinden itibaren tahakkuk eden mali yükümlülüklerin ortadankaldırılması sağlanmıştır.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, sonradan yürürlüğe giren kanunların geçmiş vekesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmamasının hukukun genelilkeleri arasında yer aldığı, Devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygunolmasının yanında kazanılmış haklara saygı duyulmasını da gerektirdiği, builkenin temel amacının ise bireylerin hukuk güvenliğini sağlamak olduğu,25.2.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6219 sayılı Kanun'un değişik 18. maddesiningeçmişi kapsayacak şekilde 1.1.2004 tarihinden itibaren geçerli olmasınısağlayan kuralın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, düzenlemenin yasamaorganının yetkisi kapsamında olmadığı ve yürümekte olan dava ve icratakiplerine açık bir müdahale anlamına geldiği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 87. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6111 sayılı Kanun'un 97. maddesiyle 6219 sayılı Kanun'un 18.maddesinde yapılan değişiklikle, Banka ve ortaklıklarının 195 ve 3624 sayılıKanunlarda belirtilen mali yükümlülüklere tabi olmadıkları hususu açıklığakavuşturulmuş, dava konusu kuralla ise 6219 sayılı Kanun'un değişik 18. maddesihükümlerinin 1.1.2004 tarihinden itibaren geçerli olacağı ve Banka veortaklıkları hakkında açılmış davalar ile icra takipleri hakkında dauygulanacağı hükme bağlanmak suretiyle, 1.1.2004 tarihinden sonraki dönemdeBanka ve ortaklıkları adına (195 ve 3624 sayılı Kanunlar uyarınca) tahakkukeden veya edecek olan tüm mali yükümlülükler, mahkeme ve icra safhasındabulunanlar da dâhil olmak üzere geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılmıştır.
Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kamu yararı ve kamudüzeni, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimiayrıksı durumlar dışında kanunlar, ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay,işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Ancak, kanun koyucununkişilerin lehine yeni haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkiliolarak yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğunda kuşku yoktur.
Dava konusu kuralla, Banka ve ortaklıklarının 195 ve 3624 sayılıKanunlarda belirtilen mali yükümlülüklere tabi olmadıklarını açıklığakavuşturan değişiklik, 1.1.2004 tarihine kadar geriye yürütülmüş ise de budurumun bireylerin haklarının ihlaline yol açtığı söylenemez. Basın İlan Kurumuve KOSGEB, kamu tüzel kişiliğini haiz hizmet yerinden yönetim kuruluşları olup,kamu kurumu oldukları açıktır. Banka ve ortaklıklarınca, 195 ve 3624 sayılıKanunlar uyarınca bu kurumlara ödenmesi gereken mali yükümlükler de kamualacağı vasfını taşımaktadır. Devletin, kamu kurumlarının alacaklarındanvazgeçmesi yolunda düzenleme yapması, ilgili kurumların hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez. Esasen kamu kurumlarının insan haklarının süjesi olarakgörülmeleri de mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığıgibi mevcut mali yükümlülüklerin tümünü ya da bir kısmını kaldırmak kanunkoyucunun takdirindedir. Bu itibarla, kanun koyucunun Banka aleyhine haksızrekabete yol açtığı değerlendirilen mali yükümlülükleri geçmişe yönelik olarakortadan kaldırmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.
Öte yandan, Devletin, mahkeme kararıyla kesinleşen alacaklarındanvazgeçmesi yolunda düzenleme yapması da mümkündür. Bu nedenle, yukarıda yapılandeğerlendirmeler, mahkeme kararına bağlanan ve icra safhasında bulunan kamualacakları için de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bugörüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa'nın 87. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun'un 101. Maddesiyle Değiştirilen, 657 Sayılı Kanun'un 68.Maddesinin (B) Bendinin İkinci Paragrafının ".Başbakanlık vebakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcılarıile en üst yönetici konumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atanacaklariçin tamamı, diğer kadrolara atanacaklar için." Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kural uyarınca, üniversiteyibitirdikten sonra 12 yıl özel kurumlarda ve serbest olarak çalışmış kişilerinhiç memuriyet yapmadan kurumların doğrudan üst yönetici kadrolarınaatanabilecekleri, Anayasa'nın 128. maddesinde üst kademe yöneticilerininyetiştirilme usul ve esaslarının kanunla özel olarak düzenleneceği hükmüne yerverildiği, yükseköğrenim gördükten sonra özel kurumlarda veya serbest olarak 12yıl çalışan ve bu yanıyla da kamu hizmeti birikimi ile Devlet memuriyetikariyeri ve deneyimi olmayanların üst yönetici konumundaki kadrolaraatanmalarını öngören düzenlemenin kamu hizmetleri ve kamu yararı ile kamugörevi ve görevlileri arasındaki fonksiyonel ilişkiyi tek göstergesi fiyat olanpiyasa mantığına indirgeyerek statü hukukunun bütün gereklerini ortadankaldırdığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
657sayılı Kanun'un 68. maddesinde memurların derece yükselmesinin usul ve esaslarıdüzenlenmiştir. Maddenin (A) bendinde derece yükselmesinin şartları, üstderecelerden boş bir kadronun bulunması, derecesi içinde en az 3 yıl ve buderecenin 3. kademesinde 1 yıl bulunmuş olmak ve kadronun tahsis edildiği göreviçin öngörülen nitelikleri elde etmiş olmak şeklinde belirtilmiştir. Maddenin(B) bendinde ise eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfı hariç, sınıfların 1, 2, 3ve 4. derecelerindeki kadrolarına, derece yükselmesindeki süre kaydıaranmaksızın daha aşağıdaki derecelerden atama yapılabileceği öngörülmüş, ancakbu şekilde yapılacak atamada atanacak kişilerin yükseköğrenim görmüş olması veatanılacak görevin derecesi ve ek göstergesine göre belirli hizmet yılına (8,10, 12 yıl) sahip bulunması şart koşulmuş ve hizmet sürelerinin hesaplanmasındahangi çalışmaların ne kadarının sayılacağı hususu düzenlenmiştir.
Davakonusu düzenlemeyle sınıfların üst derecelerindeki kadrolarına daha altderecelerden atanacak memurların hizmet yılının hesaplanmasında, yükseköğrenimgördükten sonra özel kurumlarda veya serbest olarak çalıştıkları sürelerin,Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarının müsteşar vemüsteşar yardımcıları ile en üst yönetici konumundaki genel müdür ve başkankadrolarına atanacaklar için tamamının, diğer kadrolara atanacaklar için altıyılı geçmemek üzere dörtte üçünün dikkate alınacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerive diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlüoldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerinin,memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamugörevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları veyükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunladüzenleneceği ve üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esaslarınınkanunla özel olarak düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Memurların atanması, görev ve yetkileri, aylıkları ve ödeneklerive diğer özlük işleri, kısacası memurluk statüsü 657 sayılı Kanun'dadüzenlenmiştir. Bu Kanun bütün memurların genel statüsü niteliğindedir.Memurluk, 657 sayılı Kanun'un öngördüğü asli ve sürekli istihdam biçimidir.Kanun'un 4/A maddesine göre memurlar, mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın,Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülenasli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilmişlerdir.
Memur ile idare arasındaki ilişki, yasama organı tarafından,hizmetin gereklerine göre kanunla düzenlenmektedir. Bu ilişki, karşılıklıanlaşmaya dayanarak saptanmamaktadır. Memur, belirli bir statüde, nesnelkurallara göre hizmet yürütmekte, o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma,yükselme, nakil gibi kimi öznel haklara sahip olmaktadır.
Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde, görevin gerektirdiğinitelikleri ve koşulları saptamayı ya da saptanmış olanları değiştirmeyi,anayasal ilkeler içerisinde kalmak kaydıyla, görevin ve ülkenin gereklerine vezorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir. Kamu hukuku alanında anayasa,kanun, tüzük, yönetmelik gibi düzenleyici tasarruflarla konmuş kurallar, kamuhizmetinin gerekleri, gereksinmeleri gibi nedenlerle ve konuldukları yöntemlereuyulmak, anayasaya ve kanunlara uygun düşmek kaydıyla her zamandeğiştirilebilirler veya kaldırılabilirler.
Memurların derece yükselmeleri ve üst derecelere atanmaları statühukukuna ilişkindir. Statü hukukuna göre yürütülen görevlere atanmanınusulleri, görevin kapsamı ve süresi ile ilgili konularda değişiklikler yapmakkanun koyucunun takdirindedir. Bu bağlamda, daha alt derecelerde bulunanmemurların, sınıfların ilk dört derecesine atanmasında aranacak hizmetsüresinin hesabında hangi çalışmaların ne kadarının sayılacağı hususundadüzenleme yapmanın ve bu sürelerin atanılacak kadro unvanlarına göre belirlenmesininstatü hukuku çerçevesinde kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Ayrıca, düzenlemenin 657 sayılı Kanun'un 68. maddesinde yapılandeğişikle getirildiği dikkate alındığında, Anayasa'nın 128. maddesinde ifadeedilen memurlarla ilgili düzenlemelerin kanunla yapılacağı yönündeki hükmeaykırı bir durum da bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde, yapılan düzenleme ileüniversiteyi bitirdikten sonra 12 yıl özel kurumlarda ve serbest olarakçalışmış kişilerin hiç memuriyet yapmadan kurumların doğrudan üst yöneticikadrolarına atanabilecekleri, bunun da Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür. 657 sayılı Kanun'un değişik maddelerinde memuriyete nasılgirileceği ve şartları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanun'un 68. maddesiise memurların derece yükselmesinin usul ve esaslarının belirlenmesine ilişkinolup, memuriyete girişle ilgili değildir. Dava konusu kuralla, üstderecelerdeki kadrolara daha alt derecelerden atanacak memurların hizmet yılınınhesaplanmasında, özel kurumlarda veya serbest olarak çalışılan sürelerin nasıldeğerlendirileceği belirlenmiş olduğundan, söz konusu iddianın da yerindeolduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 128. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
G- Kanun'un 115. Maddesiyle, 657 Sayılı Kanun'un BaşlığıylaBirlikte Değiştirilen Ek 8. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, düzenlemeyle memurların geçici olarakgörevlendirilmesinin, memurun geçici görevlendirileceği kurumun talebiolmaksızın çalışmakta oldukları kurumların isteği ve Devlet PersonelBaşkanlığının uygun görüşü ile yapılacağının öngörüldüğü, düzenlemede memurungöreviyle ilgili olması ve onayının alınması gibi geçici görevlendirmenin asliunsurlarına yer verilmediği, bu hâliyle ihtiyaçtan fazla personeli olan kamukurumlarındaki personel fazlalığını memurlara sıkıntı vererek eritmeyi amaçladığı,geçici görevlendirmenin asli unsurlarını taşımayan ve memurların hukukigüvenliğini ortadan kaldıran söz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesineaykırı olduğu, kadro fazlası olan kurumlardan başka kurumlara 6 aylık süreylegeçici olarak görevlendirilecek memurların hiçbir ölçüye bağlı olmadanidarelerce seçilecek olmasının siyasi ve başkaca tercihlerle geçicigörevlendirme yapılarak memurlar arasında eşitsizliğe yol açacağı, 6 aylıksürenin çok kısa olduğu, bu nedenle görevlendirme süresinin kurumun neyi nasılyaptığının, hizmet üretme süreçlerinin ve iş akışlarının öğrenilmesi ilegeçeceği, dolayısıyla bu şekilde yapılacak görevlendirmelerde kamu yararıolmadığı ve görevlendirilen kurumlarda kamu hizmetlerinin etkin, verimli veekonomik yürütülmesini de olumsuz etkileyeceği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
657 sayılı Kanun'un ek 8. maddesinde kurumlar arası geçici süreligörevlendirme şartları düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında memurların,geçici görevlendirme yapmak isteyen kurumun talebi ve çalıştıkları kurumun izniile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici süreli olarakgörevlendirilebilecekleri, geçici görevlendirmede memurun muvafakatinin aranacağı,görevlendirme süresinin bir yılda altı ayı geçemeyeceği, geçicigörevlendirmenin 4. ve daha yukarı derecelerdeki boş kadrolara tahsis edilmişgörevler hakkında uygulanacağı ve görevlendirmenin memurun göreviyle ilgiliolması gerektiği belirtilmiştir.
Dava konusu olan ek 8. maddenin ikinci fıkrasında ise maddeninbirinci fıkrasında belirtilen hâller dışında memurların, kamu yararı ve hizmetgerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması hâlinde kurumlarınca, Devlet PersonelBaşkanlığının uygun görüşü alınarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarında altı ayakadar geçici süreli olarak görevlendirilebileceği kurala bağlanmıştır.
657 sayılı Kanun'a göre, bir kamu kurumunun görev alanı içinde yeralan bir hizmeti yürütmek amacıyla o hizmetlerle ilgili konulardaki kamugörevlilerini kadroları üzerinde kalmak koşulu ile kendi uzmanlıkalanına giren işler için belirli bir süre ile geçici görevlendirilmeleri mümkünbulunmaktadır. İdarenin bu konuda sahip olduğu takdir yetkisini hizmetingerekli kıldığı durumlarda kullanması sürenin belirli olması ve hizmetin ifasıiçin öngörülen sürenin sonunda ilgilinin kadro görevine döndürülmesigerekmektedir.
Geçici görevlendirme işleminin, her idari işlem ve eylem içinaranan amaç unsuruna da uygun olması gerekmektedir. İdari işlem ve eylemleringenel amacı, kamu yararı ölçütüdür. Bundan anlaşılması gereken ise geçicigörevlendirme işleminin, gerçekten de acil gereksinim duyulan bir kamuhizmetinin sağlıklı ve yeterli biçimde yürütülmesi amacına uygun olmasıdır.
Temelde asli bir yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan kanun ilebağımlı bir yetkiyle çıkarılan tüzük, yönetmelik, kararname gibi yürütmeningenel düzenleyici işlemlerini içeren kural işlemler, objektif ve genel hukuksaldurumlar yaratırken, düzenledikleri konularda statü oluştururlar. Kişilerin bustatülere alınmaları, özel ve kişisel bir işlemle olur.
Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde, görevin gerektirdiğinitelikleri ve koşulları saptamayı ya da saptanmış olanları değiştirmeyi,anayasal ilkeler çerçevesi içerisinde kalmak kaydıyla, görevin ve ülkeningereklerine ve zorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir.
Memurların kamu yararı ve hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaçduyulması hâlinde kurumlarınca Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü alınarakdiğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebileceğine ilişkin düzenlemestatü hukukuna ilişkindir. Statü hukukuna göre yürütülen görevlere atanmanınusulleri, görevin kapsamı ve süresi ile ilgili konularda değişiklikler yapmakkanun koyucunun takdirindedir.
Statü hukuku esasına dayalı nesnel ve düzenleyici kurallarınegemen olduğu idare hukuku alanında statü hukukunun olanak verdiği oranlarda vekoşullarda, genel durumun kişisel duruma dönüşmesinden sonra kazanılmış haklarortaya çıkabilmektedir. Objektif ve genel hukuksal durumun, şart işlemle özelhukuksal duruma dönüşmesi kazanılmış hak yönünden yeterli değildir. Kuralişlemler her zaman değiştirilebilir ya da yargı organları tarafından Anayasa'yaveya kanuna aykırı görülerek iptal edilebilir. Kural işlemin değişmesi ya daortadan kaldırılması, ona bağlı kişi ile ilgili şart işlemi de etkiler. Budurumda ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. Ancak kişi, yeni kuraltasarrufa göre oluşan statüde yerini alır.
Personel statüsü bakımından ilerisi için beklenen hakların kanundeğişikliğinde korunması söz konusu değildir. Kanun koyucu statü kurallarınıileriye dönük olarak her zaman değiştirebilir. İlgililer yeni kurallara uymakzorundadır. 657 sayılı Kanun'un dava konusu ek 8. maddesinin, önceki ve yenidüzenleniş biçimleriyle kazanılmış bir hak oluşturmadığı gibi anılandüzenlemede kazanılmış hak ihlali de söz konusu olmadığı için hukuk güvenliğidolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılıktan söz edilemez.
Kamu personelinin hukuki statüsü ve uygulanması esaslarını tespitetmek, kamu kurum ve kuruluşlarının personel ihtiyaçlarını karşılamak içinuygulanacak usul ve esasları düzenlemek ve kamu kuruluşlarında personelplanlaması yapılması ve uygulamasına yardımcı olmak konusunda görevli veyetkili olan Devlet Personel Başkanlığının, kurumların personel ve hizmetdurumlarını göz önünde bulundurarak geçici görevlendirmelerin kamu yararı vehizmet gereği olup olmadığı konusunu değerlendirerek uygun görüş verip vermemektakdir yetkisi bulunmaktadır. Kuralla, memurların belirtilen şekildegörevlendirilebilmesi Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşüne bağlıkılınarak, memurların hukuki güvenliği güvence altına alınmıştır.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde, öngörülen geçici görevlendirmeile ilgili olarak hiçbir objektif ölçünün getirilmediği, başka kurumlara 6aylık süreyle geçici olarak görevlendirilecek memurların hiçbir ölçüye bağlıolmadan idarelerce seçilecek olmaları, siyasi ve başkaca tercihlerle geçicigörevlendirme yapılarak memurlar arasında eşitsizliğe yol açılacağı soyut biriddia olup, anayasal denetimin dışında kalmaktadır.
Kaldı ki, statü kanunlarında, gelişen bir dinamik yapı olan idare veonun ajanları konusunda öngörülemeyen tüm detayların kanunla karşılanmasıyoluna gidilmemekte, bu gibi hâllerde idareye gerekli olan takdir yetkisinedayalı ve idari yargı denetimine doğal olarak tabi hükümler öngörülmektedir.İlgililerin idari yargı yoluna başvurması durumunda ise bu yargı yerlerinin,iptal istemine konu kuraldaki gibi geçici görevlendirmelerin kamu yararı vehizmet gereği olup olmadığını yani bu idari tasarrufun gerekli olup olmadığınıyargı denetimine tabi tutarak bir karar verecekleri açıktır.
Ayrıca, dava dilekçesinde düzenlemenin ihtiyaçtan fazla personeliolan kamu kurumlarındaki personel fazlalığını memurları taciz ederek eritmeyiamaçladığı ifade edilmişse de söz konusu düzenlemede personel fazlası olankurumlardan görevlendirme yapılacağına ilişkin bir ifade yer almamaktadır.Bahse konu fıkrada belirtilen görevlendirme, kamu yararı ve hizmet gereklerisebebiyle ihtiyaç duyulması hâlinde Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşüalınarak bütün kuruluşlardan yapılabileceğinden ve altı aya kadar görevlendirmeyapılabileceği öngörüldüğünden, söz konusu iddianın da yerinde olduğusöylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusukural Anayasa'nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
H- Kanun'un 133. Maddesiyle, 3996 Sayılı Kanun'un 12. MaddesineEklenen Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 3996 sayılı Kanun'da belirtilen yatırım vehizmet ihalelerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında olmayıp 3996sayılı Kanun'un kapsamında kaldığı, ancak yapım ve işletme sürelerindekimüşavirlik/danışmanlık hizmeti alımlarının 4734 sayılı Kanun'un 4. maddesindekihizmet tanımı kapsamında olduğundan bu Kanun'a tabi olduğu, anılan Kanun'un 66.maddesinde Kanun hükümlerindeki değişikliklerin ancak bu Kanun'a hüküm eklenmekveya değişiklik yapılmak suretiyle düzenleneceğinin belirtilmesine rağmenmüşavirlik hizmetlerinin 4734 sayılı Kanun'a tabi olunmadan ilgili bakanlıklartarafından belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacağı hususunun 3996 sayılıKanun'a fıkra eklenmek suretiyle yapıldığı, bu durumun ise kanun hükümlerininuygulamasında çelişki ve belirsizliklerin doğmasına neden olacağı, öte yandanihale usul ve esaslarını belirleme yetkisinin ilgili bakanlıklara verilmesiyleher bakanlığın ayrı usul ve esas belirlemesine zemin hazırlandığı ve budurumun, aynı konuda birden fazla usul ve esasın ortaya çıkmasına nedenolacağı, düzenlenen alanda temel ilkeler konulup çerçeve çizilmedenmüşavirlik/danışmanlık hizmeti alımına ilişkin usul ve esasları belirlemeyetkisinin ilgili bakanlıklara verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına dageleceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 6., 7. ve 87. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 133. maddesiyle 3996 sayılı Kanun'un 12. maddesineeklenen ve iptal davasına konu olan ikinci fıkrada, yap-işlet-devret modeli ileyapılacak projelerde ilgili idaresince 4734 sayılı Kanun'a tabi olunmadan yapımve işletme sürelerinde müşavirlik hizmet alımı yapılabileceği ve söz konusuhizmet alımına ilişkin esas ve usullerin ilgili bakanlıklar tarafındanbelirleneceği kurala bağlanmıştır.
Kamu-özel sektör ortaklığı esasına dayanan yap-işlet-devret (YİD)modeli, ileri teknoloji ve yüksek maddi kaynak ihtiyacı duyulan bir kamuyatırım veya hizmetinin finansmanının özel bir şirket tarafından karşılanarakgerçekleştirilmesi, sözleşme ile önceden belirlenen bir süre için işletilmesi,bu süre içerisinde üretilen mal veya hizmetin kamu kurum ve kuruluşlarınca veyahizmetten yararlananlarca satın alınarak yatırım bedelinin bu suretle ödenmesive sürenin sonunda işletilmekte olan tesislerin, borçsuz, bakımı yapılmış,eksiksiz ve işler durumda, ilgili kamu kurum veya kuruluşuna bedelsiz olarakdevredilmesi şeklinde tanımlanmaktadır.
YİD modeliyle yaptırılabilecek işler 3996 sayılı Kanun'un 2.maddesinde köprü, tünel, baraj, sulama, içme ve kullanma suyu, arıtma tesisi,kanalizasyon, haberleşme, elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti, madenve işletmeleri, fabrika ve benzeri tesisler, çevre kirliliğini önleyiciyatırımlar, otoyol, trafiği yoğun karayolu, demiryolu, gar kompleksi, lojistikmerkezi, yeraltı ve yerüstü otoparkı ve sivil kullanıma yönelik deniz ve havaalanları ve limanları, yük ve/veya yolcu ve yat limanları ile kompleksleri,sınır kapıları, milli park, tabiat parkı, tabiatı koruma alanı ve yaban hayatıkoruma ve geliştirme sahalarında planlarda öngörülen yapı ve tesisleri,toptancı halleri vb. yatırım ve hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi vedevredilmesi olarak sayılmıştır.
4734 sayılı Kanun, kamunun mal ve hizmet alımlarına ilişkin ihalelerindesaydamlığın, rekabetin, eşit muamelenin, güvenilirliğin, gizliliğin, kamuoyudenetiminin, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasının vekaynakların verimli kullanılmasının en geniş şekilde sağlanması, kamu kurum vekuruluşlarının kullanımlarında bulunan her türlü kaynaktan yapacaklarıihalelerde tek bir yasal düzenlemeye tâbi olmaları amacıyla çıkarılmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, Devletharcamalarında Kamu İhale Kanunu'nun uygulanmasını zorunlu kılan bir Anayasakuralı bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklıusuller benimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak, kanunkoyucunun, bazı mal ve hizmetleri Kamu İhale Kanunu'nda öngörülen usullerindışında tutarak farklı usullere tâbi kılabilme yetkisine sahip olması, buamaçla çıkarılacak kanunlarda hiçbir anayasal ilkeyle bağlı olmayacağı anlamınagelmez. Bir mal ve hizmet alımı ihalesinin Kamu İhale Kanunu'nda öngörülenusullerin dışına çıkarılırken, özellikle hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolan kamu yararı amacı gözetilmelidir.
Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılmasızorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamakkaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup, düzenlemede kamuyararının bulunup bulunmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuyaaittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararıanlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışındabelli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olupolmadığının incelenebileceği açıktır.
Müşavirlik/danışmanlık hizmetleri, yatırım ve hizmet işlerininyapımı ve yerine getirilmesi ile doğrudan ilgisi olmayan bir takım proje veplanların hazırlanması, yazılım tasarım geliştirilmesi, denetim ve kontrolünsağlanması gibi teknik, mali, hukuki vb. alanlardaki hizmetleri kapsamaktadır.
Dava konusu kuralla, YİD projelerinin yüksek maddi kaynak veyaileri teknoloji gerektirmesi ve uluslararası boyutunun bulunması dolayısıylauzun bir hazırlık sürecini de beraberinde getirmesi, bu projelerin hazırlanmasıve yürütülmesi safhasındaki müşavirlik hizmeti alımının Kamu İhale Kanunu'ndanmuaf tutularak sürecin kısaltılması ve uygulamanın kolaylaştırılmasınınamaçlandığı anlaşılmaktadır.
Esas ve usulleri 3996 sayılı Kanun ve bu Kanun'un verdiği yetkiyleçıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile düzenlenen ve 4734 sayılı Kanun kapsamındabulunmayan YİD modeli ile yapılacak projelerin yapım ve işletme sürelerindealınacak müşavirlik hizmetinin, ihale ve yapım sürecinin kısaltılması veuygulamanın kolaylaştırılması amacıyla 4734 sayılı Kanun'a tabi olunmadan, esasve usulleri ilgili bakanlıklar tarafından belirlenmesi suretiylealınmasında kamu yararı dışında biramacın bulunduğu söylenemez.
Kamu ihalelerinin hangi usullere göre yapılacağına ilişkinAnayasa'da bir hüküm bulunmadığı gibi, ihale usul ve esasları "kanunla" düzenlenmezorunluluğu getirilen hususlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle, 3996sayılı Kanun kapsamında kalan ve YİD modeli ile yapılacak projelerin yapım veişletme sürelerinde alınacak müşavirlik hizmetinin usul ve esaslarını belirlemeyetkisinin bakanlıklara bırakılması, yapılacak işlerin uzmanlık gerektirmesi,teknik ve detaya ilişkin düzenlemeleri içermesi nedeniyle yasama yetkisinindevri olarak nitelendirilemez.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde, müşavirlik/danışmanlıkhizmetlerinin İhale Kanunu kapsamından çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin 3996sayılı Kanun'a fıkra eklenmek suretiyle yapıldığı ve bu bakımdan 4734 sayılıKanun'un 66. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümlerine ilişkindeğişikliklerin ancak bu Kanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklikyapılmak suretiyle düzenlenir."yönündeki hükümle çelişkiye yol açacağıve belirlilik ilkesine aykırı olacağı ileri sürülmüştür.
Bir yasa kuralının başka bir norm ile uyumlu olmaması onun iptaledilmesini gerektiren bir durum değildir. Anayasa Mahkemesi kanunların başkakanunlara ya da daha alt düzeydeki diğer normlara uyumluluğunu değil,kanunların Anayasa'ya uyumluluğunu denetlemektedir. Bu nedenle söz konusugerekçeye dayanan Anayasa'ya aykırılık iddiası geçerli değildir.
Dava dilekçesinde, müşavirlik hizmetalımına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi yetkisinin ilgili bakanlıklaraverilmesinin, her bakanlığın ayrı usul ve esas belirlemesine ve aynı konudabirden fazla usul ve esasın ortaya çıkmasına yol açabileceği ifade edilmişsede, her bakanlığın YİD projelerinin yapım ve işletme sürelerinde müşavirlikhizmeti alımına ilişkin farklı usul ve esas belirlemesinin, faaliyet alanınınve yaptığı işlerin birbirinden farklı olmasının ve usul ve esasların uzmanlıkgerektiren, teknik ve detaya ilişkin düzenlemeleri içermesinin bir sonucuolarak kabul etmek gerekir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralAnayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 6. ve 87. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun'un 166. Maddesinin İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
Kanun'un 166. maddesinde, il özelidarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin Karayolları GenelMüdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına, belediyelerin sürekliişçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlasıişçilerin ise Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşrateşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile sürekli işçi norm kadro dâhilindeolmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanması öngörülmekte ve bunailişkin esas ve usuller düzenlenmektedir.
Kural, il özel idareleri vebelediyelerde ihtiyaç fazlası olan işçilerin diğer kurumlara atanabilmesinisağlamak amacıyla getirilmiştir. Kuralla, sürekli işçi kadrolarında çalışıpihtiyaç fazlası olan işçilerden;
- İl özel idarelerinde çalışanlar, muvafakatları aranmaksızınKarayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarının ve muvafakatları alınarakbulundukları ildeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarından talepte bulunanların(özelleştirme programında bulunanlar hariç) sürekli işçi kadrolarına,
- Belediyelerde çalışanlar ise muvafakatları aranmaksızın MilliEğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatları ile sürekliişçi norm kadro dahilinde olmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelerin vemuvafakatları alınarak bulundukları ildeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarındantalepte bulunanların (özelleştirme programında bulunanlar hariç) sürekli işçikadrolarına,
atanmaları öngörülmüştür.
Ayrıca, bu şekilde ataması yapılacak ihtiyaç fazlası işçilerintespitinin, vali veya görevlendireceği vali yardımcısının başkanlığında, ilemniyet müdürü, defterdar, il milli eğitim müdürü, Türkiye İş Kurumu il müdürü,Karayolları Genel Müdürlüğü bölge müdürü, il mahalli idareler müdürü ve işçidevreden işyerinde toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili işçi sendikasıtemsilcisinden oluşan bir komisyon tarafından yapılması kurala bağlanmıştır.
Düzenlemede, tespitin yapılmasına esas işçilerin listesinin, ilözel idareleri ve belediyeler tarafından Kanun'un yayımından itibaren kırkbeşgün içinde gerekçesi ile birlikte söz konusu komisyona sunulacağıöngörülmüştür. Mahalli idarelerin ihtiyaç fazlası işçi bildirme zorunluluklarıbulunmamakta olup, ihtiyaç fazlası işçi bildirip bildirmemek tamamen mahalliidarelerin takdirindedir.
Mahalli idarelerce ihtiyaç fazlası olarak bildirilen işçilerdennorm kadro fazlası olanların doğrudan komisyon tarafından belirtilen kurumlaraatanmak üzere tespit edileceği, norm kadro dâhilinde olup da ihtiyaç fazlasıolarak bildirilenlerin ise personel gider oranları, kurumun bütçe dengesi, normkadro sayısı ve yürütmekle görevli olduğu hizmetlerin gereği ile nüfus kriterlerideğerlendirilmek suretiyle tespit edileceği kurala bağlanmıştır. Bu şekildetespit edilen işçilerin atanmasının valiler tarafından yapılması ve atamaişlemi yapılan personelin ilgili valilikler tarafından en geç on gün içindeDevlet Personel Başkanlığına bildirilmesi öngörülmüştür.
Söz konusu 166. maddede komisyonca belirlenen işçi listesininkesinleşmesinden sonra kendisine tebligat yapılan işçinin, atama kararınıntebliğinden itibaren beş iş günü içinde belirlenen yeni işyerinde işe başlamakzorunda olduğu ve bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerinatamalarının iptal edilerek, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesi gereğince işsözleşmelerin sona erdirileceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu şekilde ataması yapılan işçilerin ücret ile diğer mali vesosyal haklarının, toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileridüzenleninceye kadar devir işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesihükümlerine göre, toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2010 yılıKasım ayında geçerli olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenmesikurala bağlanmıştır.
Diğer taraftan, düzenleme ile işçi fazlası bildirip işçilerinidiğer kurum ve kuruluşlara nakledecek mahalli idarelerin, gerekli özenigösterip görev ve yetkilerini dikkate alarak belirlemelerde bulunmalarınısağlamak amacıyla, işçi nakleden mahalli idarelerin nakil sonrasında oluşanişçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamayacağı ve üç yıl süreyle,gerçekleşen en son yıl bütçe gideri içinde yer alan hizmet alımı tutarınıaşmayacak şekilde hizmet alımı için harcama yapılabileceği yönünde sınırlamagetirilmiştir.
Ayrıca, kuralda İçişleri Bakanlığına maddenin uygulanmasınailişkin olarak gerekli görülmesi hâlinde, Maliye Bakanlığı, Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve ilgili diğer kurumlarıngörüşünü alarak uygulamayı yönlendirme ve ortaya çıkabilecek tereddütlerigiderme yetkisi verilmiştir.
657sayılı Kanun'un 4. maddesi kamu kurumlarındaki istihdam şekillerinidüzenlemektedir. Buna göre, kamu hizmetleri, memur, sözleşmeli personel, geçicipersonel ve işçiler eliyle yürütülür. Söz konusu 4. maddede işçiler "memurlar,sözleşmeli personel ve geçici personel dışında kalan ve ilgili mevzuatıgereğince tahsis edilen sürekli işçi kadrolarında belirsiz süreli işsözleşmeleriyle çalıştırılan sürekli işçiler ile mevsimlik veya kampanyaişlerinde ya da orman yangınıyla mücadele hizmetlerinde ilgili mevzuatına göregeçici iş pozisyonlarında altı aydan az olmak üzere belirli süreli işsözleşmeleriyle çalıştırılan geçici işçilerdir." şeklindetanımlanmıştır.
İşçiler,4857 sayılı Kanun çerçevesinde istihdam edilmektedir. Bu Kanun'un 2. maddesindeişçinin tanımı "Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçekkişi." şeklinde yapılmıştır. İşçi istihdamı, kamu kesimindetümüyle iş hukukuna bağlı olarak gerçekleştirilmekte olup, işçiler bakımındankamuya özgü kurallar getirilmemiştir. Bununla birlikte, işçi istihdamı hizmetegirişte sınava tabi tutulma ve kamu hizmetlerinde süreklilik ilkeleri ilekendine özgü boyutlara ulaşmış ve özel sektör işçi istihdamındanfarklılaşmıştır.
4857 sayılı Kanun'agöre işverenlerce, iş sözleşmeleri önceden karşı tarafa bildirimde bulunmak veihbar ve kıdem tazminatı ödenmek suretiyle feshedilebilecektir. 4857 sayılıKanun'un 17. maddesinde, belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden öncedurumun diğer tarafa bildirilmesi gerektiği ve bildirimin diğer tarafayapılmasından başlayarak çalışılan zamana göre belirlenen sürelerin geçmesindensonra iş sözleşmelerinin feshedilmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.Maddede ayrıca, bildirim şartına uymayan tarafın bildirim süresine ilişkinücret tutarında tazminat ödemek zorunda olduğu ve işverenin bildirim süresineait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebileceği ifadeedilmiştir.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, il özel idareleri ve belediyelerin sürekli işçikadrolarında gerçek anlamda ihtiyaç fazlası işçi bulunmadığı, ihtiyaç fazlasıişçiden söz edilmesinin nedeninin işlerin ihaleyle üçüncü şahıslara yaptırılmakistenmesi olduğu, işçilerin bu şekilde atanmalarında kamu yararı bulunmadığı,kamu yararına yönelik olmayan, kamu hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayan, adilve makul olmayan, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve ekonomik sunulmasınakatkı sağlamayan düzenlemelerin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı,sürekli işçi kadrolarında çalışan işçilerin anayasal güvence altında olansözleşme ve çalışma hürriyeti kapsamında bireysel iş sözleşmesi imzalayarakçalışmaya başladıkları ve toplu iş sözleşmeleri ile çalışma koşullarınındüzenlendiği, ortada il özel idareleri ile belediyelerin kapanması veyagörevlerinin başka kamu kurum ve kuruluşlarına devredilmesi gibi zorlayıcı birneden olmamasına rağmen sözleşmelerin taraflarının değiştirilmesinin hukuka uygunolmayacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 48., 49. ve 127. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Çalışma ve sözleşmehürriyeti, Anayasa'nın 48. maddesinde düzenlenmiş ve "Herkes,dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüslerkurmak serbesttir." denilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde,hürriyet temeline dayalı bir toplumda irade serbestliği çerçevesinde ferdinsözleşme yapma, meslek seçme ve çalışma hürriyetlerinin garanti altınaalınmasının tabii olduğu ve bu hürriyetlerin ancak, kamu yararı amacıyla vekanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 49. maddesinde de çalışmanın herkesin hakkı ve ödeviolduğu belirtilmiş; Devlete, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma hayatınıgeliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek,işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışınısağlamak için gerekli tedbirleri almak ödevi verilmiştir.
Dava konusu maddede, il özelidareleri ve belediyelerde sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmekte olan ihtiyaç fazlası işçilerden ilözel idarelerinde görevli olanların Karayolları Genel Müdürlüğüne,belediyelerde görevli olanların Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet GenelMüdürlüğü ile norm kadroları dâhilinde ihtiyacı bulunan mahalli idarelere, yineil özel idareleri ve belediyelerin ihtiyaç fazlası işçilerinin talepte bulunandiğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanması ve bu atamalara ilişkin esas veusuller düzenlenmektedir.
Madde gerekçesinde, mahalli idarelerin sürekliişçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin ihtiyacı bulunan kamu kurumve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına atanmasınınamaçlandığı, böylece mahalli idarelerin bütçelerine personel giderlerinin aşırıyük getirmesinin önüne geçilebileceği ve yerel nitelikteki hizmetleri etkin birşekilde sunmaları için mali yapılarının dengeli hale getirilmesinin vekaynakları etkin kullanmasının sağlanabileceği ifade edilmiştir.
Hukuk devletinde kanun koyucu, memur ve diğer kamu görevlileri ilebunların dışında çalışanlarla ilgili olarak, Anayasa'da belirlenen kurallarabağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluylaihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Hukuk devletinde diğertüm kamusal yetkilerde olduğu gibi yasama işlemlerinde de kişisel yararlarındeğil, kamu yararının gözetilmesi gerekir. Kamu yararı kavramı, genel birifadeyle, özel veya bireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsalyararı ifade etmektedir.
Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırıolmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup, düzenlemedekamu yararının bulunup bulunmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanunkoyucuya aittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararıanlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışındabelli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olupolmadığının incelenebileceği açıktır.
Naklen atanması öngörülen işçiler, çalıştıklarımahalli idarelerde ihtiyaç fazlası olanlardır. Bu şekilde atanacak işçilerinbizzat mahalli idarenin kendisi tarafından belirlenmesi öngörülmüş olup, sözkonusu idareleri ihtiyaç fazlası işçi bildirme konusunda zorlayıcı bir hükümbulunmamaktadır. İhtiyaç fazlası işçi bildirip bildirmeme yetkisi tamamıylamahalli idarelerin takdirindedir.
Dava dilekçesinde, düzenlemenin amacının kamuyararı olmadığı ileri sürülmüşse de kuralın amacının kamu yararı dışında neolduğu ya da kuralda hangi özel yararın gözetildiği açıklanmamıştır. Kanunkoyucunun, mahalli idarelerdeki ihtiyaç fazlası işçi yığılmalarını engellemekamacıyla, bu şekildeki işçilerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarındagörevlendirebilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmasının kamu yararı amacınayönelik olduğu ve bu nedenle hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığı açıktır.
Kuralla,ihtiyaç fazlası işçilerin tespit edilmesi işleminin, vali veya görevlendireceğivali yardımcısının başkanlığında, il emniyet müdürü, defterdar, il milli eğitimmüdürü, Türkiye İş Kurumu il müdürü, Karayolları Genel Müdürlüğü bölge müdürü,il mahalli idareler müdürü ve işçi devreden işyerinde toplu iş sözleşmesiyapmaya yetkili işçi sendikası temsilcisinden oluşan bir komisyon tarafındanyapılması öngörülmüş ve norm kadro fazlası işçiler ile norm kadro dâhilindeolup, ihtiyaç fazlası işçilerin belirtilen kurumlara geçişi ayrı ayrıdüzenlenmiş ve farklı kriterlere tabi tutulmuştur. Bu düzenlemeler,kurumlarında ihtiyaç fazlası durumunda olan işçilerin diğer kurum vekuruluşlara naklinin objektif kıstaslara dayandırıldığını ve böylece keyfiuygulamaların önlenmesine ilişkin tedbirlerin alındığını göstermektedir.
İşverenlerinihtiyaç olmadan bir kişiyi çalıştırması beklenemez. İş hayatına ilişkinkuralların belirlenmesinde kamu yararı esas olup, ayrıca işçi ve işverenarasındaki denge de gözetilmektedir. 4857 sayılı Kanun'daişçi ve işverenin hak ve yükümlülükleri arasındaki denge, işverene tazminatödeme yükümlülüğü getirilmek suretiyle kurulmuştur. İşverenler, herhâlükârda 4857 sayılı Kanunçerçevesinde öngörülen tazminatları ödeyerek işçilerin sözleşmelerini sonaerdirebilecektir. Bu husus göz önünde bulundurulduğunda, mahalli idarelerinihtiyaç fazlası işçilerinin sözleşmelerini, öngörülen tazminatları ödeyereksona erdirmesi yerine, ihtiyacı olan diğer kurum ve kuruluşlara nakline imkânsağlanmasına yönelik düzenleme ile bu işçilerin lehine bir uygulama getirildiğianlaşılmaktadır.
Ayrıca, düzenleme ile işçi fazlası bildirip işçilerini diğer kamukurum ve kuruluşlarına nakleden mahalli idarelerin, nakil sonrasında oluşanişçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamayacağı ve üç yıl süreyle,gerçekleşen en son yıl bütçe gideri içinde yer alan hizmet alımı tutarınıaşmayacak şekilde hizmet alımı için harcama yapılabileceği yönünde sınırlamagetirilmek suretiyle, işçi nakledecek mahalli idarelerin görev ve yetkilerinigöz önünde tutarak personel durumu, mali yapısı ve bütçe dengelerine uygun birşekilde nakil işlemini gerçekleştirmesine yönelik sınırlayıcı bir düzenlemeyapılmıştır.
Bu şekilde ataması yapılan işçilerin ücret ile diğer mali vesosyal haklarının, toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileridüzenleninceye kadar devir işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesihükümlerine göre, toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2010 yılıKasım ayında geçerli olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirleneceğiöngörülmek suretiyle, naklen atanan işçilerin gittikleri yenikurumlarında önceki haklarının tamamı muhafaza edilmiş ve maaş, ek ücret, kıdemtazminatı, prim, yol gideri, gıda, yardım vs. sosyal alacaklar açısından daherhangi bir olumsuzluğa yol açılmamıştır.
Bu itibarla, mahalli idarelerde ihtiyaç fazlası durumunda olanişçilerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanabilmesine imkân sağlayandüzenlemenin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan bir yönü bulunduğusöylenemez.
Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgürolmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade eder. Birey bu özgürlüğünü kullanarakdilediği alanı ve işi seçebilir. Çalışma hakkı ise bireyin özgür iradesiyleseçtiği mesleği veya işi icra etmesini ve Devletin de çalışmak isteyenlere iştemin etmek için gereken tedbirleri almasını gerektirmektedir. Devlet,çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek içinçalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği gidermeye elverişliekonomik bir ortam oluşturmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekliönlemleri almakla yükümlüdür.
Sözleşme iki taraflı bir hukuki işlem olup, tarafların karşılıklıve birbirine uygun surette irade açıklamalarıyla meydana gelir. Sözleşmeözgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin Anayasa Hukuku alanındakidayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği, özel kişilerin yasal sınırlariçerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığavurarak ulaşabilmeleri demektir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü iseDevletin, özel kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması vebu bağlamda, özel kişilerin belli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerliolarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağınıilke olarak benimsemesi ve koruması demektir.
Kuralla, mahalli idarelerin sürekli işçi kadrolarında bulunup daihtiyaç fazlası olan işçilere, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli işçikadrolarına atanabilmeleri bir hak olarak verilmiş olup, bu şekilde atananişçilerin imzalamış oldukları toplu iş sözleşmelerinin yenileri düzenleninceyekadar geçerli olacağı ve ücret ile diğer mali ve sosyal haklarının mevcutsözleşme hükümlerine göre belirleneceği öngörülmüştür.
Söz konusu işçiler diğer kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli işçikadrolarına atanacak olduğundan, bu işçilerin devren atandıkları kurum vekuruluşlarla sözleşme yenileme veya mevcut sözleşmelerinin süresinin bitimindeyeni sözleşme imzalama hakları bulunmaktadır.
Ayrıca, çalıştıkları mahalli idarelerde ihtiyaç fazlası durumundaolan işçilerin diğer kamu kurum ve kuruşlarına atanmayı kabul etmeme ve 4857sayılı Kanun hükümlerine göre sözleşmelerini feshetme seçeneğini kullanmahakları her zaman vardır.
Kuralla, naklen atanması öngörülen işçiler hakkında atandıklarıyeni kurumda da devir işleminden önce tabi oldukları sözleşme hükümlerininaynen uygulanması ve işçilerin mali ve sosyal haklarının tamamının muhafazaedilmesi öngörüldüğünden, kuralın çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile çalışmahakkının özünü zedeleyen bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 48. ve 49.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 127. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
J- Kanun'un 169. Maddesiyle, 4059 Sayılı Kanun'a Eklenen Ek 3.Maddenin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri; Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendireceği ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." İbaresinin,Dördüncü Cümlesinde Yer Alan ".Türkiye İhracatçılar Meclisi/İhracatçıBirlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile Dış Ticaret Müsteşarlığıncagörevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." İbaresinin,Sekizinci ve Dokuzuncu Cümlelerinde Yer Alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı vegörevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." İbaresinin veÜçüncü Fıkrasında Yer Alan ".Türkiye İhracatçılar Meclisi/İhracatçıBirlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile Dış Ticaret Müsteşarlığıtarafından bu madde çerçevesinde görevlendirilen ilgili diğer kurum vekuruluşların." İbaresinin İncelenmesi
Kanun'un 169. maddesiyle, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile DışTicaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'a eklenen ek 3.madde, 8.6.2011 günlü, 637 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve GörevleriHakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 38. maddesinin (3) numaralı fıkrasının(h) bendiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusu kalmayan istemhakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
K- Kanun'un 177. Maddesiyle, 4734 Sayılı Kanun'un 3. MaddesininBirinci Fıkrasına Eklenen (r) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun 4734 sayılıKanun'a tabi bir kamu kurumu olduğu ve bu kurumun kendisine veya bağlı ortaklıkya da iştiraklerine ait olan kömür sahalarının büyük bir çoğunluğunun özelfirmalarca işletildiği, fakir ailelere yardım olarak dağıtılacak kömürlerinkalitesinin standartlara uygun olmasının, maliyetinin rekabetçi fiyatlarlaoluşmasının ve satın alma işleminin eşit muamele şartlarında, saydamlık içindeve rekabetçi koşullarda karşılanmasının kamu yararına olduğu, hukuk devletindekanunların kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla çıkarıldığı, kamu hizmetiningerekleriyle uyuşmayan, adil ve makul olmayan, kaynakların etkili, verimli vetasarruflu kullanılmasını olumsuz etkileyen kuralın kamu yararına olmadığı vehukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumuna ihaleyapmadan kömür alımı yetkisi verilmesinin kömür üreticisi firmalara eşitmuamelede bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldıracağı, bunun ise eşitlik ilkesineaykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 177. maddesiyle 4734 sayılı Kanun'un 3. maddesine eklenen(r) bendi ile fakir ailelere kömür yardımı yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulukararnameleri kapsamında, işleticisi kim olursa olsun Türkiye Kömür İşletmeleriKurumu Genel Müdürlüğünün (TKİ) kendisine veya bağlı ortaklık veyaiştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmet alımlarıKanun'un kapsamı dışına çıkarılmıştır.
Devletin fakir ailelere ısınma amaçlı kömür yardımı yapması sosyaldevlet olmasının bir gereğidir. Bu kapsamda, 2003 yılından itibaren her yılçıkarılan Bakanlar Kurulu kararnameleriyle il ve ilçe sosyal yardımlaşma vedayanışma vakıflarınca belirlenerek valiliklere bildirilecek fakir aileleremüracaatları üzerine asgari 500 kg. bedelsiz kömür verilmektedir. Fakir aileleredağıtılacak kömürü temin etme görevi ise TKİ'ye verilmiştir. TKİ dağıtılacakkömürü öncelikle kendi ocaklarından karşılamakta, bunun mümkün olmamasıdurumunda ise diğer üreticilerden kömür alınması yoluna başvurmaktadır.
Yardım kapsamında talep edilen kömür miktarının aşırı yükselmesisonucu TKİ'nin kendi ocaklarında ürettiği kömür, yardımları karşılayamaz durumageldiği için, yardımların aksamaması amacıyla TKİ ihale yoluyla diğerüreticilerden kömür temin etme yoluna gitmektedir. Ancak, çevre mevzuatındayapılan değişiklikler dolayısıyla ısınmada kullanılacak vasıfta yerli kömürverebilecek üretici sayısının düşüklüğü ve bunların ihalelere girmek istememesive ihale mevzuatındaki bir takım işlemlerin uzun zaman alması nedeniyle, TKİ taleplerikarşılayacak kömür temin etmekte zorluklar yaşamaya başlamış ve bunlarınaşılması amacıyla dava konusu kural getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, Devletharcamalarında 4734 sayılı Kanun'un uygulanmasını zorunlu kılan bir Anayasakuralı bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklıusuller benimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak, kanunkoyucunun, bazı mal ve hizmetleri Kamu İhale Kanunu'nda öngörülen usullerindışında tutarak farklı usullere tâbi kılabilme yetkisine sahip olması, buamaçla çıkarılacak kanunlarda hiçbir anayasal ilkeyle bağlı olmayacağı anlamınagelmez. Bir mal ve hizmet alımı ihalesinin 4734 sayılı Kanun'da öngörülenusullerin dışına çıkarılırken, özellikle hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolan kamu yararı amacı gözetilmelidir.
Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılmasızorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamakkaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup, düzenlemede kamuyararının bulunup bulunmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya aittir.Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışınınisabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında bellibireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olupolmadığının incelenebileceği açıktır.
Dava konusu kuralla, TKİ'ninfakir ailelere dağıtılmak üzere, kendisine veya bağlı ortaklık veyaiştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmet alımlarının4734 sayılı Kanun kapsamının dışına çıkarılarak, çevre mevzuatına uygunvasıfta, talebi karşılayacak miktarda kömürün zamanında temin edilebilmesininve dağıtım yerlerine kadar naklinin herhangi bir aksama olmadanyapılabilmesinin ve uygulamada karşılaşılan zorlukların bertaraf edilmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır. Sosyal devlet olmanın bir gereği olarak fakirailelere ısınma amaçlı kömür yardımı yapılması kapsamında, talebi karşılayacakmiktarda kömürün zamanında temin edilebilmesi ve dağıtım yerlerine kadarnaklinin herhangi bir aksama olmadan yapılabilmesi amacıyla, TKİ'nin kendisineveya bağlı ortaklık veya iştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı malve hizmet alımlarının 4734 sayılı Kanun'dan istisna tutulmasının, hukukdevletinin gereği olarak gözetilmesi gereken kamu yararına aykırı bir yönününbulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, fakir ailelere kömür yardımı yapılmasına ilişkin BakanlarKurulu kararlarında kömür yardımının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıtarafından belirlenecek kriterlere göre yapılacağı kabul edilmiştir. Bubağlamda, TKİ'nin 4734 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (r)bendi kapsamında yapacağı kömür alımına dair usul ve esaslar ikincildüzenlemelerle belirlenmiş ve bazı şartlar öngörülmüştür. Bu şekilde alınacakkömürlerin fiyatının TKİ'nin kendi satış fiyatına, nakliye ton/km birim fiyatıve KDV'nin eklenmesi ile bulunacak tutarı aşamayacağı hükmüne yer verilmiş vetemin edilecek mal ve hizmete ilişkin yaklaşık maliyet hazırlanması, komisyonoluşturulması ve alınan tekliflerin değerlendirilmesi usul ve esaslarınailişkin düzenlemeler yapılmıştır.
Kömür yardımı kapsamında TKİ tarafından yapılacak mal ve hizmetalım işlemlerinin hem kanuna hem de çıkarılan yönetmelik, genelge, tebliğ,şartname, usul ve esaslara uygun olarak yapılmaması halinde, hukuka aykırıişlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veyazarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekliolabilecekler için yargı yoluna gitme imkânı her zaman bulunmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesi,hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değilhukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesine aykırılıktan sözedilebilmesi için bir kanunun aynı hukuksal durumda olanlar arasında bir ayırımveya ayrıcalık oluşturması gerekmektedir.
TKİ'ye veya bağlı ortaklık veya iştiraklerine ait kömürsahalarında üretim yapacak firmalar, elde edecekleri üründen veya ürününhâsılatından pay vermek üzere kendisine rödövans yöntemi ile saha tahsis edilenfirmalardır. Bunlar ile TKİ arasında ihale işlemleri sonucunda akdedilmişrödövans sözleşmeleri bulunmaktadır. TKİ'nin kendisine, bağlıortaklıklarına veya iştiraklerine ait kömür sahalarında üretim yapan firmalarile özel olarak kendi adına ruhsatlı kömür sahalarında üretim yapan firmalarınaynı konumda görülmesi mümkün olmadığından bunlar arasında eşitlikkarşılaştırması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
L- Kanun'un 179. Maddesiyle Değiştirilen, 4734 Sayılı Kanun'un 68.Maddesinin (c) Fıkrasının Birinci Cümlesindeki "projelerde"İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yasa kurallarının genel, soyut, açık ve anlaşılabilirolması gerektiği, aynı yapım işi devletin bütün kurum ve kuruluşlarında aynınormlara bağlı iken Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yapılınca veyayaptırılınca bazı kurallardan istisna tutulmasının hukuk devleti ilkesiylebağdaşmayacağı, kanunların genelliği ilkesinin özel, aktüel ve geçici birdurumu gözetmemeyi, belli bir kişi, grup veya kurumu hedef almamayı ve aynıdurumlar için aynı kuralların uygulanmasını zorunlu kıldığı, aynı işin TOKİtarafından ihale edilince farklı kurallara tabi olmasının kanunların genelliğiilkesine de aykırılık oluşturduğu, yasama organının kamu hizmetleriningörülmesinde verim ve uyumu da gözetmek durumunda bulunduğu, 4734 sayılıKanun'daki sınırlayıcı hükümlerden kaçınmak isteyen idarelerin yapım işleriniTOKİ'ye yaptırmak isteyecekleri, bunun sonucunda da Bayındırlık Bakanlığıişlevsiz kalırken TOKİ'nin asıl görevinden uzaklaşarak zaman ve mesaisini diğerişlere ayırmak durumunda kalacağı, dolayısıyla verimliliğin düşeceği ve uyumunortadan kalkacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 126. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 179. maddesiyle 4734 sayılı Kanun'un 68. maddesinin (c)fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "toplu konutprojelerinde" sözcüğü "projelerde" şeklindedeğiştirilmiştir. Buna göre, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu kapsamındakiprojelerin tamamında, 4734 sayılı Kanun'un 5. maddesinin beşinci ve altıncıfıkraları ile 62. maddesinin (a) ve (b) bentleri ile (c) bendindekikamulaştırma, mülkiyet, arsa temini, imar işlemleri ve uygulama projesineilişkin şartlar aranmaksızın ihaleye çıkılması mümkün hale gelmekte, ancak,çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu zorunluluğu bulunan hallerde sözleşmeimzalanmadan önce bu raporun alınması zorunlu olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, Devletharcamalarında 4734 sayılı Kanun'un uygulanmasını zorunlu kılan bir Anayasakuralı bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklıusuller benimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak, kanunkoyucunun, bazı mal ve hizmetleri Kamu İhale Kanunu'nda öngörülen usullerindışında tutarak farklı usullere tabi kılabilme yetkisine sahip olması, buamaçla çıkarılacak kanunlarda hiçbir anayasal ilkeyle bağlı olmayacağı anlamınagelmez. Bir mal ve hizmet alımı ihalesinin 4734 sayılı Kanun'da öngörülenusullerin dışına çıkarılırken, özellikle hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolan kamu yararı amacı gözetilmelidir.
Dava konusu kuralla 2985 sayılı Kanun kapsamındaki projeler için,ihaleye çıkılmadan önce yerine getirilmesi öngörülen ödenek temini veplanlaması, kamulaştırma, mülkiyet, arsa temini, imar işlemleri ve projelereilişkin şartların aranmayacağı öngörülmüştür. Yapılacak ihalelerde saydamlığı,katılımı, rekabeti, eşit muameleyi ve ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanındakarşılanmasını etkilemeyen ve ihale öncesi sürecin kısaltılması ve projelerinhızlandırılmasını amaçlayan bu düzenleme kanun koyucunun takdirinde olup, hukukdevletinin gereği olarak gözetilmesi gereken kamu yararına bir aykırılıkoluşturmamaktadır. Öte yandan, Bakanlıklara ait proje ve uygulamaların TOKİ'yeyaptırılmasının, 4734 sayılı Kanun'da öngörülen saydamlık, rekabet, eşitmuamele, güvenilirlik, gizlilik ve kamuoyu denetimini ortadan kaldıracağı, kamuhizmetlerinin görülmesinde verimliliği düşüreceği ve uyumsuzluğa neden olacağıhususu bir yerindelik sorunu olup, anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.
Kanunların, ilke olarak genel ve nesnel nitelikte bulunmalarıgerekir. Kanunun genelliği, onun belli bir kişiyi hedef almayan, özel, aktüel,geçici bir durumu gözetmeyen, fakat önceden saptanmış olup, soyut şekildeuygulanabileceği bütün kişilere hitap eden hükümler içermesi demektir. AnayasaMahkemesine göre kanun, genel hukuk kuralları koymalı, genel, soyut ve kişilikdışı hükümler içermelidir. Kanunun genel olması, herkesin statüsünüdüzenleyeceği anlamına gelmemekte, yalnızca kanunun belli bir kişiyi veyakişileri göz önünde tutmaksızın genel hükümler koymasını, hukuki durumlarısoyut olarak düzenlemesini gerektirmektedir. Şu halde, kanun hükümlerinin genelnitelikte olması, herkes için nesnel hukuki durumlar yaratması ve aynı hukukidurumda bulunan kişilere ayrım gözetilmeksizin uygulanabilir olmasınıgerektirir.
Kuralla, 2985 sayılı Kanun'a dahil olan projelerde ihale öncesisürecin kısaltılması ve projelerin hızlandırılması amaçlanmakta olup, kural,2985 sayılı Kanun'a dahil olan projelerin tamamını kapsamına almaktadır. Bubağlamda, kuralın belli bir kişiyi veya kişileri göz önünde tutmaksızın genelhükümler içerdiği anlaşıldığından kural, kanunların genelliği ve hukuk devletiilkesine aykırı değildir.
Anayasa'nın "Merkezi idare" başlıklı 126.maddesinde, Türkiye'nin, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafi durumuna,ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, illerin dediğer kademeli bölümlere ayrılacağı, illerin idaresinin yetki genişliği esasınadayanacağı, kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla,birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatının kurulabileceği, buteşkilatın görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.Maddede, merkezi yönetimin örgütlenmesine ilişkin ölçütler "coğrafyadurumu, ekonomik koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri" olaraksayılmış, ancak merkezi yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da sınırlayanbir düzenleme yapılmamıştır.
Anayasa'da yer alan düzenlemeler, kanun koyucuya, toplumsalihtiyaçlar doğrultusunda yeni idari birimler oluşturma, görev alanlarındadeğişiklik yapma veya bu birimleri kaldırma yetkisi vermektedir. Bir kamuhizmetinin hangi kamu kurum veya kuruluşunca yerine getirileceğini belirlemekonusunda kanun koyucunun takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.
Anayasa'da yapım işlerinin kimler tarafından yapılacağına ilişkinbir kural yer almamakta olup, ihtiyaçlara göre bu hususun belirlenmesi kanunkoyucunun takdirindedir. Bu bağlamda, bakanlıklara ait proje ve uygulamaların2985 sayılı Kanun hükmü uyarınca TOKİ'ye yaptırılması yönündeki düzenleme dekanun koyucunun takdir alanında kalmaktadır.
Diğer taraftan, bazı bakanlıkların bir takım işlerinin, talepetmeleri ve TOKİ'nin bağlı bulunduğu bakanlığın onaylaması hâlinde TOKİ'yeyaptırılmasına ilişkin düzenlemeyle, ne Bayındırlık ve İskan Bakanlığının ne deonun yerine geçen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev ve yetkilerindeherhangi bir değişiklik olmamıştır. Söz konusu Bakanlığın kuruluş kanunhükmünde kararnamesinde belirtilen görev ve yetkileri aynen devam etmekteolduğundan, TOKİ'nin Bakanlığın yerine geçmesi ve kamu hizmetinin görülmesindeverim ve uyumun ortadan kalkması söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 126.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
M- Kanun'un 206. Maddesiyle, 4646 Sayılı Kanun'un 4. MaddesininDördüncü Fıkrasının (d) Bendine Eklenen (3) Numaralı Alt Bendin "Ancak,başvurulardan birinde depolama faaliyetinin yapılacağı sahada yer alantaşınmazların asgari yarısının mülkiyetinin lisans başvurusunda bulunan tüzelkişi ve/veya ortaklarına ait olması ve/veya depolama faaliyetinin yapılacağısahada yer alan taşınmazların asgari yarısının üzerinde lisans başvurusundabulunan tüzel kişi ve/veya ortakları adına depolama faaliyetinde bulunma imkanıverecek kullanma ve/veya irtifak hakkı ve benzer izinlerin tesis edilmiş olmasıhalinde bu başvuru kabul edilir; diğer başvurular reddedilir."Biçimindeki Dördüncü Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, düzenlemenin depolama faaliyeti yapılacakalanın en az yarısının mülkiyetine veya yararlanma hakkına sahip olanlara,diğer başvuru sahiplerine göre özel çıkar veya yarar sağlayıp, lisans bedelininartırılmasına yönelik yarışmayı da ortadan kaldırarak toplumu kamu gelirindenyoksun bıraktığı, bir yasa kuralının konulmasında kamu yararı bulunduğununkabulü için kanunun toplumun geneline yönelik yararlar sağlamayı amaçlamasıgerektiği, belirli bir alanda birbiriyle çatışan çıkarların kamu yararı ileadalet ve hakkaniyet ölçülerine göre uzlaştırılmasının öncelikli yöntemininyarışma olduğu, lisans bedelinin artırılmasına yönelik yarışmayı ortadankaldıran düzenlemenin bu açıdan da hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu,durumları aynı olan istekliler arasında doğal gaz depolama alanı yapılacakalanda yer alan taşınmazların en az yarısının mülkiyetine veya kullanma hakkınasahip olanlara ayrıcalık tanınmasının eşitlik ilkesi ile de bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
4646sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 4. maddesinde doğal gaz piyasafaaliyetlerinde bulunacak tüzel kişilerin gerekli lisansları almalarının şartolduğu belirtilmiş olup, maddenin dördüncü fıkrasında doğal gaz piyasafaaliyetleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Anılan fıkranın (d) bendindeise doğal gazın depolanması faaliyetine yer verilmiş ve depolama faaliyetiyapacak olan tüzel kişilerde, depolama yapacak teknik ve ekonomik yeterliliğesahip olmak, tasarrufları altında bulunacak depolama kapasitelerinin tümünüsistemin eşgüdümlü ve güvenli bir tarzda işlemesine yardımcı olacak şekilde idareedeceklerini ve kapasitelerinin sistem elverişli olduğu takdirde tarafsız veeşit bir şekilde hizmete sunulacağını taahhüt etmek şartlarının aranacağı ifadeedilmiştir.
6111sayılı Kanun'un 206. maddesiyle söz konusu (d) bendine eklenen (3) numaralı altbentle, aynı yer için birden fazla başvuru olması durumunda yapılacak işlemlereilişkin düzenleme yapılmış, başvuruya konu yerin il, ilçe, köy, mahalle, ada,parsel bilgilerini de içeren bilgilerin Kurum internet sayfasında duyurulacağı,duyuruda belirlenecek sürede başvuruda bulunan tüzel kişilerin depolama lisansıalmak için aranılan şartları taşımaları kaydıyla lisans başvurularının Kurultarafından değerlendirileceği, bu değerlendirme sonucunda birden fazlabaşvurunun kalması durumunda bunlar arasında lisans bedelinin artırılmasıesasına göre yarışma yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Sözkonusu (3) numaralı alt bendin iptal davasına konu cümlesinde ise başvurulardanbirinde depolama faaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgariyarısının mülkiyetinin lisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veyaortaklarına ait olması ve/veya depolama faaliyetinin yapılacağı sahada yer alantaşınmazların asgari yarısının üzerinde lisans başvurusunda bulunan tüzel kişive/veya ortakları adına depolama faaliyetinde bulunma imkânı verecek kullanmave/veya irtifak hakkı ve benzer izinlerin tesis edilmiş olması hâlinde bubaşvurunun kabul edileceği, diğer başvuruların ise reddedileceği öngörülmüştür.
Madde gerekçesinde, doğal gaz depolama lisansı için aynı yerebirden fazla başvuru olması durumunda yapılacak işlemlere ilişkin düzenlemenin,doğalgaz yatırımlarında sürecin hızlandırılması amacıyla yapıldığı ifadeedilmiştir.
Kanun koyucunun dava konusu kuralla, doğal gaz depolama sahalarıiçin lisans başvurusunda bulunan tüzel kişilerden, o sahaların asgari yarısınınüzerinde mülkiyet veya kullanım hakkı bulunanlara öncelik verilerek, depolamayapılacak yerin satın alınması, kiralanması veya kamulaştırılması gibiişlemlerle uğraşmak zorunda kalmayacak kişilerin değerlendirmeye tabitutulmasını ve doğal gaz depolama yatırımlarındaki sürecin hızlandırılmasınıamaçladığı anlaşılmaktadır.
Doğal gazın kullanım alanlarının geniş ve kullanım miktarınınfazla olması, ihtiyacın tamamına yakınının ithalat yoluyla karşılanması,depolanmasının ülkemiz açısından büyük öneme sahip olması, depolamayapılabilecek alanların sınırlı olması ve depolama lisansının uzun süreliolarak verilmesi hususları göz önünde bulundurulduğunda, doğal gaz depolamalisansı verilmesinde depolama yapılacak alanla ilgili olarak kamulaştırma,mülkiyet ve arsa temini gibi işlemlerle zaman kaybedilmemesini, bu suretlesürecin kısaltılması ve projelerin hızlandırılmasını amaçlayandüzenlemenin kamu yararı amacı dışında biryönünün bulunmadığı ve bu nedenle hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığıaçıktır.
Dava dilekçesinde, düzenlemenin lisans bedelinin arttırılmasınayönelik yarışmayı ortadan kaldırdığı ve toplumu kamu gelirinden yoksunbıraktığı, dolayısıyla kamu yararına olmadığı ileri sürülmüşse dekural, lisans bedelinin arttırılması şeklindeki yarışmayı ortadankaldırmamaktadır. Kuralla, sadece, lisans verilecek yerdeki taşınmazlarüzerinde mülkiyet ve kullanım hakkı olanlara öncelik verilerek onlar arasındayarışma yapılması öngörülmektedir. Bahse konu haklara sahip tüzel kişilerinbulunmaması durumunda ise genel şartları taşıyan başvurucular arasında yarışmayapılmaktadır. Kaldı ki, depolama yapılacak saha üzerinde mülkiyet sahibiolmayan ve kullanım hakkı da bulunmayan kişilerin bu hakları almasının zamanalabileceği ve bu durumun yatırımın gecikmesine veya hiç gerçekleşmemesinesebep olabileceği dikkate alındığında, yarışma yapılarak en yüksek teklifiveren başvurucuya lisans hakkının verilmesi her zaman kamu yararınıngerçekleşmesi sonucunu doğurmayabilecektir.
Doğal gaz depolama lisansı için başvuruda bulunan ve depolamafaaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısınınmülkiyetine sahip olan veya asgari yarısının üzerinde depolama faaliyetindebulunma imkânı verecek kullanma veya irtifak hakkı vb. izinlere sahip olantüzel kişiler ile söz konusu taşınmazlar üzerinde belirtilen haklara sahipolmayan tüzel kişiler arasında ayırım yapılması haklı bir nedene dayandığı içineşitlik ilkesinin ihlal edildiğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
N- Kanun'un 208. Maddesiyle, 5737 Sayılı Kanun'un 7. MaddesineEklenen Fıkraların İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
Kanun'un 208. maddesiyle, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 7.maddesine iki fıkra eklenmiştir. Anılan fıkralarda, intifa haklarına ilişkintaleplerin galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararınınkesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşmesi ve mazbut vakıflardaintifa haklarının galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkemekararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfın son beş yıl içindeki malvarlığı,gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak ve galle fazlasının mevcudiyetişartıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce belirlenmesi öngörülmektedir.
İntifa hakkı, mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfiyelerindekişartlara göre ilgililere bırakılmış galle fazlaları ve haklarını ifadeetmektedir. Galle fazlası ise mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfın hayrat veakarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından sonrakalan gelir miktarını göstermektedir. İntifa hakkı ödemeleri mazbut vakıflarda,yönetim ve temsille yetkili olan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, mülhakvakıflarda ise vakfın kendi gelirlerinden mütevellileri tarafındanyapılmaktadır.
5737 sayılı Kanun ve bu Kanun'dan önce yürürlükte bulunan 2762sayılı Vakıflar Kanunu ile bunlara dayanılarak çıkarılan ikincil mevzuatuyarınca, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare ve temsil edilen mazbutvakıflar ile on seneden beri mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olanvakıflarda, ilgililere vakfiyeye göre intifa hakları ödenmektedir. İntifahakkı, vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu kesinleşmiş mahkeme kararıyla ispatedenlere ödenmektedir. Bunun için, vakfiyede evlada ödeme yapılmasınınöngörülmüş olması, kişilerin vakfiyede belirtilen niteliklere haiz vakıf evladıarasında bulunması ve vakfın gelir fazlasının mevcut olması şartlarının birarada gerçekleşmesi gerekmektedir.
5737 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen dava konusu dördüncüfıkrada, intifa haklarına ilişkin taleplerin galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yılgeçmekle düşeceği belirtilmiştir. Buradaki beş yıllık sürenin hak düşürücü süreniteliğinde olduğu açıktır. Hak düşürücü süre, hukukun, haklarla ilgili birkurumu olan zamanaşımının dar anlamda kullanılan bir ifadesidir. Dar anlamdazamanaşımı, alacaklının hakkını talep veya dava etmesinden mahrum olmayıgerektiren bir sükut sebebidir.
Kanun koyucu, bahse konu dördüncü fıkrada, vakıfların ve vakıfidaresinin amaçlarını gerçekleştirebilmesi ve faaliyetlerini sürdürebilmesi veyıllarca dava tehdidi altında kalmasının önüne geçilebilmesi amacıyla, intifahakkı taleplerine ilişkin olarak, galle fazlası almaya hak kazanıldığınıgösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıllık bir hakdüşürücü süre uygulanacağını öngörmüştür.
Söz konusu 7. maddeye eklenen ve dava konusu olan beşinci fıkradaise mazbut vakıflarda intifa haklarının galle fazlası almaya hak kazanıldığınıgösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfın son beş yıliçindeki malvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak ve gallefazlasının mevcudiyeti şartıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce belirleneceğiöngörülmüştür.
Kanun koyucu, dava konusu beşinci fıkra ile intifa hakkıdavalarının sayısında yaşanan artışın ve açılan davalarda vakıf evladı lehineve Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine yüksek miktarlarda galle fazlasınahükmedilmesinin, vakıfların ve hatta Vakıflar Genel Müdürlüğünün maliimkânlarını ciddi biçimde etkilememesini, başka bir deyişle vakıflarınamaçlarına ulaşmasını ve geleceklerinin olumsuz yönde etkilenmemesini sağlamayıamaçlamıştır.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
a- Maddeye Eklenen Dördüncü Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5737 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenendördüncü fıkra ile vakıf evladına galle fazlasını almaya hak kazandıklarınıgösteren mahkeme kararından itibaren beş yıllık hak düşürücü süre getirildiği,bu nedenle pek çok davanın esasa bile girilmeden reddedilmesi durumundakalınacağı, düzenlemenin ayrıca muhtelif tarihlerde mahkemelerce verilengalleye müstahak vakıf evlatlık kararlarını ortadan kaldırdığı, oysa birmahkeme kararı ancak o konuda alınacak ve iptali sağlanacak başka bir mahkemekararıyla geçersiz kılınabilinirken, düzenlemeyle mahkeme kararlarının hukukaaykırı bir şekilde yasama organınca ortadan kaldırıldığı, bu durumun ise hak aramahürriyeti ile adil yargılanma hakkına ve yargı kararlarının bağlayıcılığıilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 36. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınmasıadil bir yargılanmanın ön koşulunu oluşturur.
Anayasa'nın 138. maddesinde de ".Yasamave yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; buorganlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunlarınyerine getirilmesini geciktiremez." denilmiştir. Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesiilkesi yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadankaldıramaması anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesiilkesi, maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkemekararlarının kanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesihâlleri için söz konusu olacaktır.
Vakıf, bir mülkün menfaatlerinin sosyal ve kültürel hizmetleretahsis edilmek üzere özel mülkiyetten çıkarılarak temlik ve temellüktenyasaklanmak suretiyle kamu yararına özgülenmesidir. Vakfın en önemli özelliğimülkün veya gelirlerinin belli bir süreyle sınırlı olmaksızın kamununmenfaatine tahsis edilmesidir. Vakıflar sahip oldukları bu özellikler nedeniylehukukumuzda yer aldıkları ilk günden itibaren özel bir konumda kabul edilerekdiğer kurumlardan farklı düzenlemelere bağlı tutulmuşlardır.
Vakıflar, özel hukuk kurumu olmalarına karşın, tarihten gelenözellikleri, kuruluş irade ve amaçları ile vakıf senetlerindeki koşullar gereğikorunmaları ve sürekliliklerinin sağlanmaları için özel hukuk yanında kamuhukukunun da kapsamı içinde nitelendirilmişlerdir. Toplumun ortak varlığıhâline gelen vakıflar, ayrı bir kanun ile düzenlenmiş, yönetimleri vekontrolleri Devlete bırakılmıştır. Vakıflarla ilgili düzenlemeler yapılırken,vakıfların vakfiyelerinden kaynaklanan varlıklarının, statülerinin veamaçlarının özel hukuk hükümlerine göre korunmasına önem verilmiş, kamu düzenive vakfiyeye uygun korumanın ve sürekliliğin sağlanması için kamunun temsil veyönetimi sağlanmış, böylece, özel alanın kamu düzeni ve yararı için kamutarafından korunması ve yönetilmesi amacıyla kendine özgü bir müesseseoluşturulmuştur.
Dava konusu kuralda, vakfiye şartlarına göre intifa hakkı bulunanilgililerin intifa haklarına ilişkin taleplerinin galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yılgeçmekle düşeceği öngörülmüştür.
Kanun koyucunun, kural ile vakıfların ve vakıf idaresininamaçlarını gerçekleştirebilmesini ve faaliyetlerini sürdürebilmesini ve bukuruluşların yıllarca eski iddialara hedef olmasının önüne geçilebilmesiniamaçladığı anlaşılmaktadır.
Kamu düzeninin gerektirdiği durumlarda kanun koyucunun kimi hakdüşürücü süreler koyabileceği doğaldır. Bu hak düşürücü sürelerin varlığı, bazımeşru nedenlere dayanır. Çok eski iddiaların gündeme getirilmesinin zararları,savunma tarafının geçmiş olaylara ilişkin iddiaları yanıtlama açısından eskimişdelillere ulaşmada zorluklarla karşılaşmasının önlenmesi gibi nedenler, bu türsınırlamaları haklı kılar. Diğer taraftan, hukuki işlem ve kuralların süreklidava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrarve hukuki güvenlik ilkeleriyle de bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ilehukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir dengegözetilmelidir. Dava konusu kuralla getirilen süre sınırlamasının, kamudüzeniyle ilgili olan vakıfların ve vakıf idaresinin amaçlarınıgerçekleştirebilmesini ve faaliyetlerini sürdürebilmesini amaçladığıanlaşılmaktadır. Vakıfların her an dava tehdidi altında bulunması,vakfiyelerinde belirtilen hayır işlerinin gerçekleşmesine engel olarak kamuhizmetinin aksamasına neden olacağından, intifa hakkı talepleri için bir süresınırlaması getirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.
Hayır ve hizmet kuruluşu statüsünde olan ve toplumsal ihtiyaçlariçin kurulan mazbut vakıflar, vakfiyelerinde belirtilen hayrî, sosyal,kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri vakfedilen mal ve hakların gelirleriile yerine getirmektedirler. Vakfın gelirlerinden intifa hakkı talebi olmamasıdurumunda bütün gelirler, vakfiyelerinde belirtilen hayrî, sosyal, kültürel veekonomik şart ve hizmetlere tahsis edilmektedir. Galle fazlası almaya hakkazanan vakıf evladının uzun süre intifa hakkı talebinde bulunmayıp, yıllargeçtikten sonra bu hakkını geriye dönük talep etmesi, vakfı kaynaklarını kullanmave planlama yapma konusunda tereddüde sevk edeceği gibi sonraki yıllarda vakfınamaçlarını gerçekleştirmesini ve faaliyetlerini sürdürmesini dezorlaştıracaktır. Bu itibarla, mazbut vakıfların gelirlerini kullanmaplanlarını isabetli bir şekilde yapmalarını sağlamak, faaliyetlerinisürdürebilmek ve uzun yıllar sonra eski iddialara hedef olmalarını engellemeküzere, vakıf evladının vakfiyelerde öngörülen intifa hakkını talep etmesikonusunda, hukuki bir müessese olan, hak düşürücü süreler kuralından yararlanılmasındaAnayasa'ya bir aykırılık olmadığı gibi bu sürenin takdir ve tespiti de esasitibariyle kanun koyucunun takdir yetkisi içinde kalmaktadır.
Dava konusu kuralla, hakkın kullanılması için hak düşürücü süreöngörülmüş olup, kişilerin, vakıf evladı veya ilgilisi olduğuna ve gallefazlası almak için vakfiyede belirtilen nitelikleri haiz vakıf evladı arasındabulunduğuna ilişkin dava açmalarını ve mahkeme kararlarının uygulanmasınıengellenmediği gibi kuralın, süresinde başvuruda bulunan vakıf evladının intifahaklarını almalarını engelleyen bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 36. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
b- Maddeye Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralın mazbut vakıflarda vakıf evladına sadeceson beş yıllık dönemde vakıfların mevcut malvarlığı hesaba katılarak intifahakkı ödenmesini öngördüğü, yüzyıllar önce kurulmuş bulunan mazbut vakıflarınmalvarlıklarının çoğunun 1936-2011 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğütarafından, vakıf evladına haber verilmeksizin elden çıkarıldığı vebedellerinin de tahsil edildiği, dolayısıyla günümüzde bu vakıflarınmalvarlıklarının cami ve türbelerle etrafındaki mülklerden ibaret kaldığı, düzenlemeninvakfedenlerin iradesine aykırı olarak yıllarca tahsil ettiği bedellerinVakıflar Genel Müdürlüğü uhdesinde kalmasını sağladığı, bu durumun ise Anayasaile güvence altına alınan mülkiyet ve miras hakkına açık bir müdahale anlamınageldiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle davakonusu kural Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."hükmüne yer verilerek, mülkiyet hakkı, miras hakkıyla birlikte bir temel hakolarak güvence altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkınazarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibiolduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağıveren bir haktır. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğiöngörülmüştür.
Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine dedokunamaz.
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüdesağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyükölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar hakkın özünedokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsüdeğil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yollarıgibi güvenceler demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir.Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve özüne dokunmamakkoşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde veancak kanunla sınırlandırılabilirler.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilensınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olmasıdüşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli birözgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracakdüzeye vardırılmaması gerekir.
Dava konusu kuralla, mazbut vakıflarda intifa haklarının, gallefazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiğitarihten itibaren, vakfın son beş yıl içindeki malvarlığı, gelirleri vegiderleri ile sınırlı olmak ve galle fazlasının mevcudiyeti şartıyla VakıflarGenel Müdürlüğünce belirleneceği öngörülmüştür. Buna göre, bir mazbut vakfıngeriye dönük olarak ödeyeceği intifa hakkı, vakfın son beş yıl içindekivarlıkları ile sınırlandırılmış olmaktadır.
Vakıf evladı veya ilgililerinin, vakfın gelirlerinden vakfiyedebelirtilen hayır işlerine yapılan harcamalar düşüldükten sonra kalan miktarüzerindeki intifa hakları (galle fazlası) bir alacak hakkı olup, bunun mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda, intifa haklarınınvakfın son beş yıllık gelirleri ile sınırlandırılmasının mülkiyet hakkınamüdahale niteliği taşıdığı açıktır.
Vakfın, değişen ekonomik, sosyal ve hayat şartları ile bilim veteknolojik gelişmelere paralel olarak varlığını koruması ve faaliyetinisürdürebilmesi, vakfiyesinde belirtilen hayır ve hizmet işlerine yetecekmiktarda gelire sahip bulunmasıyla mümkün olabilir. Aksi hâlde, bütün vakıflarzamanla etkisiz hâle gelecek ve faaliyetlerini sürdüremediğinden vakfıntasfiyesi sonucu ile karşı karşıya kalınabilecektir. Dava konusu kural, vakfınfaaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli gelirin sağlanmasına yöneliktedbirler alınması ve vakfın aciz hâline düşmesinin önüne geçilerek devamınınsağlanması amacıyla, intifa haklarının vakfın son beş yıllık gelirleri ilesınırlı olmak şartıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce belirlenmesine olanaktanımaktadır. Bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, düzenlemenin birzorunluluktan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Vakıfların devamlılığının sağlanması ve vakfiyelerinde belirtilenhayır işlerini yerine getirerek faaliyetlerini sürdürebilmesi kamu yararınadır.Bunların sağlanabilmesinin vakıfların ihtiyacı olan gelire sahip olmasına bağlıolduğu dikkate alındığında, vakıf evladına ödenecek intifa haklarının,vakıfların son beş yıl içindeki gelirleri ile sınırlandırılması, vakıf amacı,kamu yararı ve kamu düzeni gereği yapılmıştır.
Ayrıca, vakıf evladı veya ilgililerine galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren gelirfazlası olan her yıl için intifa hakkı ödeneceği ve geriye dönük olarakyapılacak intifa hakkı ödemelerinin vakfın son beş yıllık geliri ile sınırlıolacağı dikkate alındığında, kamu yararı ile kişi hak ve özgürlükleri arasındaadil bir denge kurulduğu, kamu yararını gerçekleştirmeye yöneliksınırlamaların, kişilerin hak ve özgürlüklerinin kullanılmasını ortadankaldıracak düzeye vardırılmadığı, bu nedenle ölçülülük ilkesine ve demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı hareket edilmediği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, kamusal yarar gözetilerek mazbut vakıflarınamacına ulaşmalarını sağlayacak ekonomik kaynaklardan mahrum kalmalarınınönlenmesi amacıyla, galle fazlası alacaklarının vakfın son beş yıl içindekimalvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olarak belirleneceği öngörülmüşise de hak sahiplerinin, galle fazlası alacakları tamamen ortadankaldırılmamıştır. Dolayısıyla, intifa hakkını, vakfın son beş yıl içindekimalvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlayan dava konusu kuralın, bireyselyarar ile kamu yararı arasında açık ve hakkaniyete aykırı bir dengesizlikoluşturmadığı gibi mülkiyet hakkının özünü zedeleyen bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 13. ve 35.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
O- Kanun'un 209. Maddesiyle, 5737 Sayılı Kanun'a Eklenen Geçici10. Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanunların geriye yürümezliği ilkesinin birhukuki eylem ya da davranışın, bir hukuki ilişkinin vuku bulduğu ya da meydanageldiği dönemdeki kanun hükümlerine tabi kalmakta devam edeceği anlamınageldiği, sonradan çıkan kanunun kural olarak yürürlüğünden önceki olaylara veilişkilere uygulanmayacağı, hukuk devletinin temel özelliğinin bütünvatandaşlara hukuki güvence sağlaması ve hukuki güvencenin ilk ve en basitşartının da aleyhteki kanunların geriye yürümemesi olduğu, 6111 sayılı Kanunile 5737 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen hükümlerin bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten önce açılmış ve hâlen devam eden intifa haklarının ödenmesi,malvarlığı ve gelirlerinin tespitine ilişkin davalarda da uygulanacağınıöngören düzenlemenin hukuk devleti ilkesi ile Anayasa'nın 138. maddesininüçüncü fıkrasına aykırılık oluşturduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 209. maddesiyle 5737 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10.maddede, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5737 sayılı Kanun'un 7.maddesine eklenen hükümlerin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceaçılmış ve hâlen devam eden intifa haklarının ödenmesi, malvarlığı vegelirlerin tespitine ilişkin davalarda da uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Vakıflar, vakfiyelerinde belirtilen hayrî, sosyal, kültürelve ekonomik şart ve hizmetleri vakfedilen mal ve hakların gelirleri ile yerinegetirmektedirler. Vakfın gelirlerinden vakfiyelerinde belirtilen hayrî, sosyal,kültürel ve ekonomik şart ve hizmetlere tahsis edilenler ile vakıf için yapılangiderler çıkarıldıktan sonra, vakıf evladı veya ilgililerine ödenecek intifahakkı belirlenmektedir.
Kuralla, vakıflarda intifa hakları konusunda ortaya çıkanihtilafların, 5737 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen yeni hükümlerdoğrultusunda çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Böylece, vakıflarda intifahakkı taleplerinin galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkemekararının kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçmekle düşeceği ve mazbutvakıflarda intifa haklarının söz konusu mahkeme kararının kesinleşmesindenitibaren vakfın son beş yıl içindeki malvarlığı, gelir ve giderleri ile sınırlıolmak ve galle fazlasının bulunması şartıyla Vakıflar Genel Müdürlüğüncebelirleneceği yönündeki düzenlemenin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönce açılmış ve devam eden davalarda da uygulanması sağlanmıştır.
Dava konusu kuralın, bir yandan vakıfların gelirlerini amaçlarınauygun olarak verimli bir şekilde kullanmalarını, vakfiyelerinde belirtilenhayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri yerine getirebilmelerinive bu faaliyetlerini sürdürebilmelerini sağlamak, diğer yandan uzun yıllarsonra eski iddialara hedef olmalarını ve devamlı olarak dava tehdidi altındabulunmalarını engellemek amacıyla kabul edildiği anlaşılmaktadır. Vakıflardaintifa hakları konusunda ortaya çıkan hukuksal sorunların çözümlenmesi amacıylaVakıflar Kanunu'na eklenen hükümlerin maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceaçılmış ve hâlen devam eden davalarda da uygulanmasını öngören kural, kamuyararı amacıyla getirilmiş olup, Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Maddenin yürürlüğe girmesinden önce açılmış davalarda dauygulanacağı belirtilen düzenlemelerin, Kanun'un yürürlüğünden önce, vakıfevladı veya ilgilisi olan kişilerin açtıkları davalardaki ihtilaf konusuylailgili tamamlanmış ve hukuksal sonuçlar doğurmuş kararlara bir etkisibulunmamaktadır. Bu nedenle, kuralın, söz konusu düzenlemelerin geriyeyürütülmesi ve kazanılmış hakların ihlal edilmesi sonucunu doğurduğu dasöylenemez.
Kanun koyucu tarafından hukuki ihtilafları gidermek amacıylayapılan düzenlemelerin, söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış davalar hakkında dauygulanmasının sağlanması yargıya müdahale anlamına gelmeyecektir. Birihtilafla ilgili olarak dava açılmış olması, o ihtilafın dava açan kişilerlehine sonuçlanacağı anlamına gelmeyeceği gibi bu kişiler için kazanılmışherhangi bir hakkın bulunduğunu göstermeyecektir.
5737 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen fıkra hükümlerinin,maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve devam eden davalara dauygulanacağını gösteren ve dava konusu olan kuralın, vakıf evladı veya ilgilisiolan ve intifa hakkı bulunan kişilerin kazanılmış haklarını ihlal eden ve bukişiler hakkında verilmiş olan mahkeme kararlarının uygulanmaması sonucunudoğuran bir yönü bulunmamaktadır.
Kural, yargılamanın ne yönde yapılacağı veya belirli somut biruyuşmazlığın nasıl karara bağlanacağı hususunda bir ifadeye yer vermediği gibi,hâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını, Anayasa'ya, kanuna vehukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm tesisini engellememekte veyargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelere ve hâkimlere emir vetalimat verilmesine de yol açmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
P- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasınınİncelenmesi
Kanun'un geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, AnayasaMahkemesinin 1.11.2012 günlü, E.2010/83, K.2012/169 sayılı kararı ile iptaledilmiştir. Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yerolmadığına karar verilmesi gerekir.
R- Kanun'un Geçici 17. Maddesinin (1) NumaralıFıkrasının İncelenmesi
1- Şekil Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, maddenin özel af niteliğinde olduğu veAnayasa'nın 87. maddesi uyarınca genel ve özel affın TBMM'nin üye tam sayısınınbeşte üç çoğunluğu olan 330 milletvekilinin oyuyla kabul edilmiş olmasıgerektiği, ancak TBMM Genel Kurulunun 65. birleşiminde 12.2.2011 tarihindeyapılan tasarının tümü üzerindeki oylamada tasarının 272 oyla kabul edildiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 87. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrası, "Kanunlarınşekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı;...hususları ile sınırlıdır.Kanunun yayımlandığı tarihten itibarenon gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def'iyoluyla da ileri sürülemez." hükmünü içermektedir.
6216 sayılı Kanun'un 36. maddesinde kanunların şekil bakımındandenetlenmesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığıhususlarıyla sınırlı olduğu ve 37. maddesinde de kanunların şekil yönündenAnayasa'ya aykırılıkları iddiası ile doğrudan doğruya iptal davası açmahakkının, bunların Resmi Gazete'de yayımlanmalarından başlayarak on gün sonradüşeceği ifade edilmiştir.
Kanun, 25.2.2011 günlü, 27857 mükerrer sayılı Resmi Gazete'deyayımlanmış, iptal davası ise 21.4.2011 gününde açılmıştır. Bu durumda, bumaddenin şekil bakımından Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin başvuru, süresiiçinde yapılmadığından, bu maddenin şekil bakımından Anayasa'ya aykırılığınailişkin iptal isteminin süre aşımı nedeniyle reddi gerekir.
2- Esas Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, kanun koyucunun kişisel, siyasi ya da saklı biramaç güttüğü kamu yararına yönelik olmayan başka bir amaca ulaşmak için birkonuyu kanunla düzenlediği durumlarda, amaç ögesi bakımından kanunun sakatlığınınve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılığın söz konusuolacağı, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanunauygunluğunun tespitinin Anayasa Mahkemesince yapılacağı, söz konusudenetimin Siyasi Partiler Kanunu hükümlerine göre yapılacağı ve kesinhesabın verilmemiş olması nedeniyle denetimin yapılamamasının cezaiyaptırıma bağlandığı, düzenleme ile kesin hesabını vermemiş olmanıncezalandırılmak yerine ödüllendirildiği, iptali istenen maddenin mahkeme kararlarınıhükümsüz kılmayı amaçladığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 69. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un geçici 17. maddesinde, Kanun'un yürürlüğe girdiğitarihten önce haklarında kapatma kararı verilen siyasi partilerden, kapatmakararının verildiği tarihten önceki döneme ilişkin olarak kesin hesabınverilmemiş olması nedeniyle Anayasa Mahkemesince denetlenmediği için hesaplarıhakkında karar verilmemiş olanların Hazineye intikal etmesi gereken malvarlığıile ilgili olarak sorumlular aleyhine açılmış ve bu Kanun'un yayımlandığı tarihitibarıyla kesin hükme bağlanmamış olan davalardan, davalıların davaya konualacak aslının %50'sini ve bu tutara alacağın Hazineye intikali gerekentarihten bu Kanun'un yayımlandığı tarihe kadar geçen süreye TEFE/ÜFE aylıkdeğişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarı, Kanun'da öngörülen süre veşekilde ödemeleri şartıyla, vazgeçileceği ve kalan alacak aslı ile fer'itutarların tahsil edilmeyeceği belirtilmiştir.
Maddede ayrıca, hesaplanan fer'i tutarın ödenmesi gereken asılalacak tutarının yarısını geçemeyeceği, bu hükümden yararlanmak isteyendavalıların Kanun'un yayımını izleyen ikinci ayın sonuna kadar başvurudabulunmalarının şart olduğu, yargılama masrafı ve vekâlet ücretlerininkarşılıklı olarak talep edilmeyeceği, madde hükmünden yararlanmak üzerebaşvuruda bulunulduğu halde taksitlerden birinin ödenmemesi halinde maddehükmüne göre ödenmesi gereken alacağın tamamının muaccel olacağı ve muaccelhale geldiği tarihten itibaren 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesine görebelirlenen gecikme zammı oranında bir faiz ile birlikte başkaca bir işlemegerek kalmaksızın tahsil edileceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 69. maddesinde ".Siyasi partilerin gelir vegiderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunladüzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir vegiderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri veaykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. AnayasaMahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştaydan yardım sağlar.Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir." denilmektedir.
Dava konusu kuralın, haklarında kapatma kararı verilen siyasipartilerin Hazineye intikal etmesi gereken malvarlığı ile ilgili olaraksorumlular aleyhine açılmış ve bu Kanun'un yayımlandığı tarih itibarıyla kesinhükme bağlanmamış olan davalara konu alacakların yapılandırılarak tahsilâtınınsağlanmasına yönelik olup, kuralla öngörülen düzenlemenin Anayasa Mahkemesininsiyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğununtespiti için yapacağı inceleme ve denetim ile bu denetim sonucunun gereğininyapılmasını engelleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesisağlar. Bu bağlamda kanun koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararıamacı ile kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsalgereksinmeleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığıdüzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu yönde alınanönlemleri güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da bunlarıhafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak yetkisi, kanun koyucunungörevidir.
Devlet, sosyal ve ekonomik politika gereği bazı durumlarda birmiktar kamu alacağından belirli şartlarla vazgeçebilecektir. Kamu hizmetlerininyürütülmesinde gerekli kaynağın elde edilmesi amacıyla kanun koyucunun kamualacaklarının takip ve tahsili için kolaylık ve hızlılık sağlanmasına yönelikhukuki düzenlemeler yapması yasama yetkisinin bir gereğidir.
Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılmasızorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamakkaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup, düzenlemede kamuyararının bulunup bulunmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuyaaittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışınınisabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında bellibireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olupolmadığının incelenebileceği açıktır.
Kapatılan siyasi partilerin Hazineye intikal etmesi gerekenmalvarlığı ile ilgili olan ve davaları devam eden alacakların tahsilatınınhızlandırılması ve dava dosyalarının azaltılması amacıyla, TEFE/ÜFE aylıkdeğişim oranları esas alınarak yapılandırılmasına yönelik düzenleme, kanunkoyucunun takdirinde olup, hukuk devletinin gereği olarak gözetilmesi gerekenkamu yararına aykırı da değildir.
Dava konusu kural, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten öncehaklarında kapatma kararı verilen siyasi partilerin tamamını kapsadığı vesiyasi partiler arasında bir ayırım yapılmadığı anlaşıldığından, kuralınkanunların genelliği ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
Anayasa'nın 138. maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı ve hiçbirorgan ya da kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir vetalimat veremeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan birdava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili sorusorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyandabulunulamayacağı hükme bağlanmıştır.
Kural, kesinleşmiş mahkeme kararlarının yerine getirilmemesineveya değiştirilmesine ilişkin bir ifade içermemektedir. Kamu alacaklarınıntahsilâtının hızlandırılması ve alacaklara ilişkin dava dosyalarınınazaltılması amacıyla enflasyon oranına endekslenerek yapılandırılmasını öngörenkuralın, yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırı bir yönü debulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 69. ve138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un;
A- 1- 40. maddesiyle değiştirilen, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dördüncüfıkrasının "Kurumca belirlenen işyerlerinde bu şart aranmaz." biçimindekiikinci cümlesine,
2- 53. maddesiyle, 17.7.1964 günlü,506 sayılı Sosyal SigortalarKanunu'nun geçici 20. maddesine eklenen fıkraya,
3- 64. maddesiyle değiştirilen, 5.6.1986 günlü, 3308 sayılıMeslekî Eğitim Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yeralan ".net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştırılanişyerlerinde." ve ".yirmiden az personelçalıştırılan işyerlerinde yüzde 15'inden." ibarelerine,
4- 67. maddesiyle, 1.7.1976 günlü, 2022 sayılı 65 Yaşını DoldurmuşMuhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması HakkındaKanun'a eklenen geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan ".3aylık süre içerisinde." ibareye,
5- 98. maddesiyle, 11.1.1954 günlü, 6219sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu'na eklenen geçici4. maddeye,
6- 101. maddesiyle değiştirilen, 14.7.1965 günlü, 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu'nun 68. maddesinin (B) bendinin ikinciparagrafının ".Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgilikuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile en üst yöneticikonumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atanacaklar için tamamı, diğerkadrolara atanacaklar için." bölümüne,
7- 115. maddesiyle, 657 sayılı Kanun'unbaşlığıyla birlikte değiştirilen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasına,
8- 133. maddesiyle, 8.6.1994 günlü,3996sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli ÇerçevesindeYaptırılması Hakkında Kanun'un 12. maddesine eklenen fıkraya,
9- 166. maddesine,
10- 177. maddesiyle, 4.1.2002 günlü,4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (r)bendine,
11- 179. maddesiyle değiştirilen, 4734sayılı Kanun'un 68. maddesinin (c) fıkrasının birinci cümlesindeki "projelerde"ibaresine,
12- 206. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal GazPiyasası Kanunu'nun 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendine eklenen (3)numaralı alt bendin "Ancak, başvurulardan birinde depolamafaaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısınınmülkiyetinin lisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortaklarına aitolması ve/veya depolama faaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazlarınasgari yarısının üzerinde lisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortaklarıadına depolama faaliyetinde bulunma imkanı verecek kullanma ve/veya irtifakhakkı ve benzer izinlerin tesis edilmiş olması halinde bu başvuru kabul edilir;diğer başvurular reddedilir." biçimindeki dördüncü cümlesine,
13- 208.maddesiyle, 20.2.2008 günlü,5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 7. maddesineeklenen fıkralara,
14- 209. maddesiyle, 5737 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10.maddesine,
15- Geçici 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
yönelik iptal istemleri, 9.5.2013 günlü, E.2011/42, K.2013/60sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bende, cümlelere,bölüme ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
B- 1- 169. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı HazineMüsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri HakkındaKanun'a eklenen ek 3. maddesinin;
a- İkinci fıkrasının;
aa- Birinci cümlesinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri; Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ve görevlendireceği ilgili diğerkurum ve kuruluşlar." ibaresi,
ab- Dördüncü cümlesinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıile Dış Ticaret Müsteşarlığınca görevlendirilen ilgili diğer kurum vekuruluşlar." ibaresi,
ac- Sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." ibaresi,
b- Üçüncü fıkrasında yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile DışTicaret Müsteşarlığı tarafından bu madde çerçevesinde görevlendirilen ilgilidiğer kurum ve kuruluşların." ibaresi,
2- Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi,
hakkında, 9.5.2013 günlü, E.2011/42, K.2013/60 sayılı kararlakarar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu cümleye ve ibarelereilişkin yürürlüğün durdurulması istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA,
9.5.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- SONUÇ
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un;
A- 40. maddesiyle değiştirilen, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dördüncüfıkrasının "Kurumca belirlenen işyerlerinde bu şart aranmaz." biçimindekiikinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 53. maddesiyle, 17.7.1964 günlü,506 sayılı Sosyal SigortalarKanunu'nun geçici 20. maddesine eklenen fıkranın;
1- Birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal istemlerinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
2- Dördüncü cümlesinin;
a- ".yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlardave." bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Osman AlifeyyazPAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 64. maddesiyle değiştirilen, 5.6.1986 günlü, 3308 sayılıMeslekî Eğitim Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yeralan ".net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştırılanişyerlerinde." ve ".yirmiden az personelçalıştırılan işyerlerinde yüzde 15'inden." ibarelerinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal istemlerinin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ünkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D- 67. maddesiyle, 1.7.1976 günlü, 2022 sayılı 65 Yaşını DoldurmuşMuhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması HakkındaKanun'a eklenen geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan ".3aylık süre içerisinde." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
E- 98. maddesiyle, 11.1.1954 günlü, 6219sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu'na eklenen geçici4. maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
F- 101. maddesiyle değiştirilen, 14.7.1965 günlü, 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu'nun 68. maddesinin (B) bendinin ikinciparagrafının ".Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgilikuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile en üst yöneticikonumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atanacaklar için tamamı, diğerkadrolara atanacaklar için." bölümünün Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
G- 115. maddesiyle, 657 sayılı Kanun'unbaşlığıyla birlikte değiştirilen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 133. maddesiyle, 8.6.1994 günlü,3996sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli ÇerçevesindeYaptırılması Hakkında Kanun'un 12. maddesine eklenen fıkranın Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 166. maddesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 169. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı HazineMüsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri HakkındaKanun'a eklenen ek 3. maddenin;
1- İkinci fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri; TürkiyeTeknoloji Geliştirme Vakfı ve görevlendireceği ilgili diğer kurum vekuruluşlar." ibaresi,
b- Dördüncü cümlesinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıile Dış Ticaret Müsteşarlığınca görevlendirilen ilgili diğer kurum vekuruluşlar." ibaresi,
c- Sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinde yer alan ".Türkiyeİhracatçılar Meclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfıve görevlendirilen ilgili diğer kurum ve kuruluşlar." ibaresi,
2- Üçüncü fıkrasında yer alan ".Türkiye İhracatçılarMeclisi/İhracatçı Birlikleri, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ile DışTicaret Müsteşarlığı tarafından bu madde çerçevesinde görevlendirilen ilgilidiğer kurum ve kuruluşların." ibaresi,
ek 3. madde, 3.6.2011 günlü, 637 sayılı Ekonomi BakanlığınınTeşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 38. maddesinin (3)numaralı fıkrasının (h) bendi ile yürürlüktenkaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibarelere ilişkin iptalistemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
K- 177. maddesiyle, 4.1.2002 günlü, 4734sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (r)bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
L- 179. maddesiyle değiştirilen, 4734sayılı Kanun'un 68. maddesinin (c) fıkrasının birinci cümlesindeki "projelerde"ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 206. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal GazPiyasası Kanunu'nun 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendine eklenen (3)numaralı alt bendin "Ancak, başvurulardan birinde depolamafaaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısının mülkiyetininlisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortaklarına ait olması ve/veyadepolama faaliyetinin yapılacağı sahada yer alan taşınmazların asgari yarısınınüzerinde lisans başvurusunda bulunan tüzel kişi ve/veya ortakları adınadepolama faaliyetinde bulunma imkanı verecek kullanma ve/veya irtifak hakkı vebenzer izinlerin tesis edilmiş olması halinde bu başvuru kabul edilir; diğerbaşvurular reddedilir." biçimindeki dördüncü cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
N- 208. maddesiyle,20.2.2008 günlü,5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 7. maddesine eklenenfıkraların Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
O- 209. maddesiyle, 5737 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10.maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Mehmet ERTEN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
P- Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 1.11.2012 günlü,E.2010/83, K.2012/169 sayılı karar ile iptal edildiğinden, konusu kalmayanbu fıkraya ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
R- Geçici 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- Şekil yönünden iptali istemiyle açılan davanın, süre aşımınedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Esas yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
9.5.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
13.2.2011 tarih ve 6111 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle 1.7.1964tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Geçici 20. maddesine eklenendava konusu fıkra ile, aynı maddenin (Geçici 20'inci madde) birinci fıkrasının(b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden altsınırın belirlenmesinde muaidil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı, ancakgelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanun'a göre bağlanangelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümlerin devir tarihine kadaruygulanmayacağı ve bu hükmün, yürürlüğe girdiği tarihten öncekiartışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanacağıhükümaltına alınmaktadır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Geçici20. maddesiyle bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları,sanayi odaları, borsalar veya teşkil ettikleri birliklerin personelinemalullük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere birer vakıf teşkiletmekle yükümlü oldukları, bu vakıfların yapacakları aylık dahil emeklilikyardımlarının 506 sayılı Kanun'da öngörülen tutarlardan aşağı olamayacağı,sözkonusu vakıfların (sandıkların) hem Çalışma Bakanlığı hem de Maliye veTicaret Bakanlıklarının kontrol ve denetimine tâbi tutulacağı hüküm altınaalınmış; 11.5.1976 tarih ve 1992 sayılı Kanunla hem bu sandıklar hem debunların iştirakçileri ile sandıklarından aylık alanların bir yıl içerisindeSosyal Sigortalar Kurumu'na devredilmesi öngörülmüştür.
Sözkonusu yasal düzenlemenin iptali için Cumhurbaşkanı'nca açılaniptal davası üzerine Anayasa Mahkemesi, 25.1.1977 tarih ve E.1976/36, K.1977/2sayılı kararıyla, aşağıdaki gerekçesiyle sözkonusu kuralın iptaline kararvermiştir.
". Geçici 20. madde ile getirilen durumu özetlemekgerekirse; bu maddede sayılan kuruluşlara ait personelin sosyal güvenliğinisağlamak için, Devlet, bu kuruluşlara sosyal sigorta örgütü kurdurmuştur. Vakıfyolu ile kurulan bu örgütlerin mensuplarına sağladığı yararların genel sosyalgüvenlikten, başka bir deyimle 506 sayılı Kanunla sağlanandan aşağı düşmesihalinde, üç Bakanlıktan oluşan denetim organının alınmasına lüzum gördüğüönlemlerin yerine getirilmesiyle sandıklar ve ilgili kuruluşlar yükümlütutulmuş ve böylece bu maddenin kapsamında olan personelin sosyal güvenliği,genel sosyal güvenlikten aşağı olmayacak bir biçimde sağlanmış olmaktadır.Sosyal hukuk devletinin temel ereği, sosyal hakların ve sözgelimi sosyal güvenliğinen iyi, en sağlam ve en etkin bir biçimde sağlanmasıdır. Bunun için devlet yakendisi bu işi üstlenerek sosyal güvenlik hakları sağlayacak ya da kendidışında bu hakkın sağlanmasına olanak yaratarak kurduğu örgütüdenetleyecektir. Devletin, haklı bir neden ortaya koymaksızın, kendikurduğu örgütten farksız ve hatta ondan daha üstün sosyal güvenlik hakkısağlayan vakıf kuruluşlarına el atması, sosyal hukuk devleti ilkesi ilebağdaştırılmaz. O haldekuruluşlar hakkında hiçbir inceleme yapılmadanve bu örgütlerin durumları açık ve seçik olarak ortaya konulmadan mensuplarınınsosyal sigortalar kapsamına ilke olarak alınmasında Anayasa'ya uyarlıkyoktur. Devletin görevi, bu kuruluşların doğal kaynaklarını kurutmakdeğil, onların güçlenmelerini sağlamak ve bu yolla ilgililerin sosyal güvenlikhaklarını güvence altına almaktır. Dava konusu EK 1. madde hükmününtümünün Anayasaya aykırı olduğuna ve İPTALİNE."
506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesinin ikinci değiştirilmegirişimi 19.10.2005 tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun Geçici 23.maddesiyle yapılmış ve anılan kuralla, sözkonusu sandıkların iştirakçileri ilebu sandıklardan kendilerine yaşlılık ve ölüm aylığı ve gelir bağlanmış olanlarile bunların hak sahiplerinin, herhangi bir işleme gerek kalmaksızın, bumaddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde Sosyal Sigortalar Kurumu'nadevredilerek 506 sayılı Kanun kapsamına alınacağı ve bu Kanun kapsamındasigortalı sayılacakları hüküm altına alınmış; bu yasal düzenlemeye karşıCumhurbaşkanı ve 119 milletvekilinin açtıkları iptal davalarında AnayasaMahkemesi, 22.3.2007 tarih ve E.2005/139, K.2007/33 sayılı kararıyla, aşağıdakigerekçeyle kuralın iptaline karar vermiştir:
". sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak sosyaladaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamaktır. Sosyal hukuk devleti,kişisel özgürlük, sosyal adalet ve sosyal güvenlik öğelerini birbirleriylebağdaştırarak 'hukuk devleti' ile 'sosyal devlet' arasındaki uyumu sağlar.Çağdaş uygarlığın simgesi olarak tüm toplumlarca benimsenmiş ve evrensellikkazanmış olan sosyal güvenlik kavramı, özde bireyin karşılaşacağı tehlikelerekarşı güvence arayışının ürünüdür. Bireye asgari bir güvence sağlamak, sosyalgüvenliğin temel amacıdır. Maddenin birinci fıkrası, sandık iştirakçileri ilemalullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya gelir bağlanmış olanlar ilebunların hak sahiplerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınmak suretiyle devriniöngörürken, altıncı fıkrası bu devrin iştirakçilerin 506 sayılı Yasa'ya göreemsallerine uygun olarak intibaklarının yapılması suretiylegerçekleştirileceğini belirtmektedir. Bu durum, 506 sayılı Yasakapsamındakilere uygulan prim oranlarının üzerinde prim uygulamasında bulunan sandıklardan,malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık ve bağlanmış olanlar ilebunların hak sahiplerinin gelecekte gelir kaybına uğramalarına yolaçabilecektir. Her ne kadar sandıkların varlıkları sona erdirilmemekte vemaddenin beşinci fıkrasında da sandıkların 506 sayılı Yasa'nın öngördüğü sosyalhakların ve ödemelerin üzerinde sağlamış oldukları sosyal sigorta haklarına veödemelerine devam edebilecekleri belirtilmekte ise de, kural gereği devirtarihi itibariyle devredilen kişilerle ilgili olarak sandıkların yükümlülüğününpeşin değerinin hesaplanarak borçlandırılması ve sandık iştirakçilerinin devrinedeniyle sağlanan prim gelirleri yönünden de büyük kayba uğrayacak olmaları,sandıkların 506 sayılı Yasa'nın öngördüğü sosyal hakların ve ödemelerin üzerindesağlamış oldukları sosyal sigorta haklarını ve ödemelerinigerçekleştirebilmelerini ve devam ettirebilmelerini tehlikeye düşürebilecektir.Sandıkların bu hakları ve ödemeleri gelecekte karşılamakta ödeme güçlüğünedüşebilecekleri gözetildiğinde, bu kişilerin haklarının korunması için gereklidüzenlemelerin yapılması sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın 2. maddesine aykırıdır. İptaligerekir."
Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı üzerine 17.4.2008 tarih ve5754 sayılı Kanun'un 73. maddesiyle 5510 sayılı Kanun'a "506 sayılıKanunun Geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklar ve ilgili hükümler"başlığıyla Geçici madde 20 eklenmiş; bu maddenin birinci fıkrasının iptaliistemiyle açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi 30.3.2011 tarih veE.2008/56, K.2011/58 sayılı kararı ile iptal isteminin reddine (oyçokluğuyla)karar vermiştir. Anılan düzenlemeyle, 506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesikapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayiodaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli işinkurulmuş bulunan sandıkların "iştirakçileri ile aylıkveya gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin" herhangi birişleme gerek kalmaksızın, bu maddenin yayımı tarihinden (8.5.2008) itibaren üçyıl içinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na devredilerek 5510 sayılı Kanun kapsamınaalınacağı, devir için öngörülen bu sürenin Bakanlar Kurulu kararı ile en fazlaiki yıl daha uzatabileceğini, devir tarihi itibariyle sözkonusu sandıkiştirakçilerinin 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (a) bendi kapsamındasigortalı sayılacakları hüküm altına alınmış; bu sandıkların mensupları yenisosyal güvenlik sistemine intibak ettirilmiş olmakla beraber, bu sandıklarıkapatılmamış ve sözkonusu yasal düzenlemeyle mensuplarına ek sosyal güvenliksağlama foksiyonlarına müdahale edilmemiştir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'ninişaret edilen 30.3.2011 tarih ve E.2008/56, K.2011/58 sayılı red kararınıngerekçesinde de ".5510 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 20. maddenin iptalistemi dışında kalan diğer fıkralarında, kural kapsamındakilerin aylık ve gelirfarklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmeye devam edilmesizorunluluğunun bulunması ve vakıf senedinde bulunmasına rağmen karşılanmayandiğer sosyal haklar ile ödemelerin yalnızca sandıklar tarafından değil, aynızamanda sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlarca da ödenmesiöngörüldüğünden, kural kapsamındakilerin haklarının korunmadığısöylenemez." denilmektedir.
506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının (b)bendinde, maddede düzenlenen "sandık"ların personelinin, işkazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm,eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en azbu kanunda belirtilen yardımları sağlayacak birer tesis (vakıf)şeklinde teşkilatlanmaları hüküm altına alınmıştır. 506 sayılı Kanun Geçici 20.maddesine iptal istemine konu fıkra eklenmeden önce uygulamada Sosyal GüvenlikKurumu'nca bu hükmün asıl amacının vakıflarca (sandıklarca) sağlananyardımların miktarının, aynı şartları taşıyan 4/1-a sigortalısı bir kişiyesağlanan yardımların miktarından aşağı olmamasını sağlamak olduğu, bu hükmün veyardım kavramının aylık artışlarını içermediğinin savunulmasına karşılık;sandıktan emekli aylığı almakta olan bir kısım şahısların açtıkları davalarda,yardım miktarları dışında aylık artış oranlarının da Sosyal Güvenlik Kurumuncabelirlenen aylık artış oranlarından aşağı olamayacağı yolunda adli yargıkararları verilmiş, bu kararlardan bir kısmı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinceonanmak suretiyle benimsenmiştir. 5510 sayılı Kanun Geçici 20. maddesi hükmü8.5.2013 tarihinde yürürlüğe gireceğinden; bu tarih öncesi geçiş döneminde 506sayılı Kanun Geçici 20. maddesinin esas alınması gerektiği kuşkusuzdur vesandık emeklilerinin de, emekli aylıklarındaki artışlar yönünden yasadan doğanhaklarının yorumu bakımından adli yargıya başvurmaları hukuki ve doğal birsüreçtir. Adli yargının ilgili yasa maddesi konusunda yaptığı yorum ve vardığısonucu ortadan kaldırıcı ve sandık emeklileri aleyhine sonuç doğurucumahiyetteki dava konusu yasal düzenleme, gelecekte daha iyi bir emeklilikaylığı bağlanması beklentisinde olan sandık emeklilerinin sosyal güvenlikhaklarını zaafa uğrattığı gibi; emekli aylığı alanların gelecektealacakları/almakta oldukları yüksek emekli aylıkları ve artışları imkânındanmahrum bırakılmaları itibariyle, hukuk devletinin "öngörülebilirlik"ve "hakkaniyet" ilkelerine de aykırı düşmektedir. Diğer bir deyişle,yasayla kurulmuş vakıf tüzel kişiliğinin hukuki himayesinde olan sandıkemeklilerinin özel hukuk kaynaklı beklenen hakları bu yasal düzenlemeyle büyükölçüde zedelenmiş; hukuk devletinin "hukuki güvenlik" ilkesi de ihlâledilmiştir.
Öte yandan, dava konusu fıkranın ikinci cümlesi de hem budüzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışları kapsaması hem degörülmekte olan davalarda uygulanacağının belirtilmesi karşısında; hukukgüvenliği ve hukuk devleti ilkelerine açıkça aykırı düşmektedir. Kaldı ki,birinci cümlenin açıkça Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle, buna bağlı ikincicümlenin de Anayasaya aykırılığında kuşku bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, Anayasa'nın 2. ve 60. maddelerine aykırıbulunan 506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesine eklenen fıkranın iptaligerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararınakatılmıyoruz.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY GEREKÇESİ
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un;
1- 53. maddesiyle 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun geçici20. maddesine eklenen ve iptali istenilen fıkranın son cümlesinde "Buhüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalarhakkında da uygulanır."
2- 98. maddesiyle 6219 sayılı Kanun'a eklenen ve iptaliistenilen geçici 4. maddesinde "6219 sayılı Kanunun değişik 18inci maddesi, 1/1/2004 tarihinden itibaren geçerli olup, Banka ve ortaklıklarıhakkında yargı mercilerine açılmış davalar ve icra takipleri hakkında da uygulanır."
3- 209. maddesiyle 5737 sayılı Kanun'a eklenen ve iptaliistenilen geçici 10. maddesinde "Bu maddenin yürürlüğe girdiğitarih itibarıyla bu Kanunun 7 nci maddesine eklenen hükümler, bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve halen devam eden intifa haklarınınödenmesi, malvarlığı ve gelirlerinin tespitine ilişkin davalarda dauygulanır."
denilmektedir.
İptali istenilen hükümler sırasıyla incelendiğinde;
506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine eklenen son cümlede, bumaddenin birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanmasıve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınacağına, ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında506 sayılı Kanun'a göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkinhükümlerin devir tarihine kadar uygulanmayacağına, 5510 sayılı Kanun'un geçici20. maddesinin on ikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıklarınkuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamalarının saklıkalacağına ilişkin hükmün, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlara vegörülmekte olan davalara da uygulanacağı,
6219 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. maddede, 8/9/1983 tarihli ve2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhaleKanunu, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri HakkındaKanun Hükmünde Kararname ve 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi TeşebbüsleriPersonel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin BazıMaddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, 2/1/1961tarihli ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun ve 12/4/1990tarihli ve 3624 sayılı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme veDestekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Banka ve ortaklıklarıhakkında uygulanmayacağına ilişkin 18. madde hükmünün, 1/1/2004 tarihindenitibaren geçerli olacağı, Banka ve ortaklıkları hakkında yargı mercilerineaçılmış davalar ve icra takipleri hakkında da uygulanacağı,
5737 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. maddede, 7. maddeyeeklenen, intifa haklarına ilişkin talepler galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yılgeçmekle düşeceğine, mazbut vakıflarda intifa hakları, galle fazlası almaya hakkazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfınson beş yıl içindeki malvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak vegalle fazlasının mevcudiyeti şartıyla Genel Müdürlükçe belirleneceğine ilişkinhükümlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve halen devameden intifa haklarının ödenmesi, malvarlığı ve gelirlerinin tespitine ilişkindavalarda da uygulanacağı,
öngörülerek, ileriye yönelik olarak yapılan bu düzenlemelerin sözüedilen ve iptali istenilen hükümlerle yürürlük tarihleri geriye götürülmeksuretiyle önceki olay, işlem ve eylemlere de uygulanacağı ifade edilmiştir.
Hukuk devletinde, hukuki güvenlik, kural olarak yasaların geriyeyürütülmemesini gerekli kılar.Yasalar,geriye yürümezlik ilkesi uyarıncakazanılmış hak, kamu düzeni, kamu yararı ve mali haklarda iyileştirme gibidurumlar dışında kural olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem veeylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişeetkili olmaması hukukun temel ilkelerindendir.
Anayasa'nın 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti,toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarınasaygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkeleredayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." denilmektedir.Bu maddede belirtilen hukuk devleti, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerdebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukukgüvenliğinin sağlanması, yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir kurallariçermesiyle mümkün olur. Daha önce tesis edilmiş işlemlerden ya da yürürlükteolan yasalardan yararlanacağı umuduyla hak arama yollarına başvuranların eldeetmek istedikleri hukuki sonuçları etkisiz hale getirecek şekilde geriye dönükdüzenlemelerle yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesiylebağdaşmaz.
Kişilerin devlete güven duymaları, maddî ve manevî varlıklarınıgeliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri, hukukigüvenliğinin sağlanmasıyla gerçekleşebilir.
İptali istenilen kurallarla ileriye yönelik olarak düzenlenenhükümlerin yürürlük tarihlerinin kamu düzeni, kamu yararı ve mali haklardaiyileştirme gibi nedenler bulunmadığı halde geriye götürülmek suretiyleyürürlük tarihinden önce meydana gelmiş artışlar, yargı mercilerine açılmışbulunan davalar ve başlatılmış icra takipleri için de uygulanmasısağlanarak, hak arama yollarına başvuran bireylerin elde etmek istediklerihukuki sonuçların yasama tasarruflarıyla etkisizleştirmesi, Devlete olan güvenduygusunu ortadan kaldırmaktadır. Bu durum hukuki güvenlik ve Anayasa'nın 2.maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenlerle hükümlerin geriye yürütülmesini sağlayankurallar Anayasa'ya aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
1- Kanun'un 40. maddesiyle, 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dördüncüfıkrasında değişiklik yapılarak, Kurumca belirlenen işyerlerinde, ay içerisindebazı iş günlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilensigortalıların otuz günden az çalıştıklarını ispatlayan belgelerin işverenceilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesine eklenmesi zorunluluğundan, "Kurumcabelirlenen" işyerlerinin hariç tutulacağı öngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, 10.maddesindeki eşitlik ilkesi ve 60. maddesinde düzenlenen "herkessosyal güvenlik hakkına sahiptir" hükmü, sosyal güvenlik alanındayasaların emek sahiplerini aynı düzeyde korumasını gerektirir.
İptali istenen kuralla, sosyal güvenlik alanında kişilerin haksahipliğinin belgelenmesinde önemli bir işlev görecek olan düzenlemeden,Kurumca belirlenecek işyerlerinin istisna tutulabileceği anlaşılmaktadır.Anayasal güvence altındaki sosyal güvenlik hakkından kişilerin yararlanmasınıetkileyecek düzenlemelerin, çalışanlar arasındaki eşitliği bozacak ve keyfişekilde kullanılabilecek bir yasa kuralı ile Kurumun takdirine bırakılması,Anayasa'nın 2. ve 60. maddelerine aykırıdır.
Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisinin TBMM'ne ait olduğu vedevredilemeyeceği belirtilmiştir. Çalışanların hizmetlerini belgelemelerikonusunda demokratik ve sosyal bir devlette zorunlu olan farklı düzenlemelerinyasa ile yapılması, çerçevesi çizilmemiş geniş bir alanın idarenin takdirinebırakılmaması gerekir. Kural bu yönüyle Anayasa'nın 7. maddesine de aykırıdır.
2- Kanun'un 53. maddesiyle 506 sayılıSosyal Sigortalar Kanunu'nun 20. maddesine eklenen fıkranın dördüncücümlesinde, fıkra ile getirilen kuralların, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihtenönceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanacağıöngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin başlıcailkelerinden biri de hukuk güvenliğidir. Bu çerçevede, yasalarla getirilendüzenlemelerin, kişilerin öngöremeyecekleri biçimde hak ve yükümlülüklerietkilememesi, açılmış olan davalar kesin hükümle sonuçlanmadan kişiler aleyhinedeğişiklikler getirmemesi gerekir. Kuralla öngörülen düzenlemenin Anayasa'nın2. maddesine uyarlık taşıdığı söylenemez. Bu nedenle iptali gerekir.
3- Kanun'un 64. maddesiyle değiştirilen3308 sayılı Kanun'un 25. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yeralan ".net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştıranişyerlerinde." ve ".yirmiden az personelçalıştırılan işyerlerinde yüzde 15'inden." ibareleriyle,işletmelerdemeslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücrette personel sayısı üzerindenayrıma gidilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, 10.maddesinde eşitlik ilkesi yer almış, 55. maddesinde "Ücret, emeğinkarşılığıdır" denilmiştir.İptali istenen kuralla getirilenayrımın, Anayasa Mahkemesinin E:2013/23, K:2013/123 sayılı kararına ilişkinolup, işletmelerin personel sayısına göre emeğin farklı şekillerdedeğerlendirilmesini öngören yasa hükümlerinde Anayasa'ya aykırılık bulunduğunadair karşıoy gerekçemde belirtilen nedenlerle iptali gerektiği düşüncesindeyim.
4-Kanun'un 67. maddesiyle, 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç,Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'aeklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan ".3 aylıksüre içerisinde." kuralıyla, silikozis hastalığınedeniyle meslekte kazanma gücünü en az %15 kaybettiğine karar verilenkişilere, SGK tarafından aylık bağlanması, Kanun'un yayım tarihinden itibarenüç ay içerisinde talepte bulunma şartına bağlanmıştır.
Silikozis hastalığına Kanun'un yayımından sonrayakalanan veya daha önce yakalanıp da üç ay içinde başvurmayan kişilerinKanundan yararlanmasının mümkün olamayacağı anlaşılmaktadır.
Kişilerin ellerinde olmayan nedenlerle hastalığa yakalandıkları,sosyal hukuk devletinde hasta kişilere yardımın yasa tarihine göre veya esasenmakul olmayan, kısa başvuru süresi içinde başvurup başvurmadıklarına bakılarakfarklı sosyal güvenceler sağlanmasının sosyal hukuk devleti, eşitlik veherkesin sosyal güvenlik hakkı bulunduğu yolundaki Anayasal ilkelere uymadığıaçıktır. Bu nedenle kural, Anayasa'nın 2., 10. ve 60. maddelerine aykırıdır.
5- Kanun'un 98. maddesiyle, 6219 sayılı Türkiye VakıflarBankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu'na eklenen Geçici 4. madde ile 6219 sayılıKanun'un değişik 18. maddesinin, 1/1/2014 tarihinden itibaren geçerli olup,banka ve ortaklıkları hakkında yargı mercilerinde açılmış davalar ve icratakiplerinde de uygulanacağı öngörülmüştür. Buna göre, 1/1/2004 tarihindensonraki dönemde Banka ve ortaklıkları adına tahakkuk eden veya edecek olan tümmali yükümlülükler, mahkeme ve icra safhasında bulunanlar da dahil olmak üzere,geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılmıştır.
Hukuk devletinin gereği olan kanunların geriye yürümezliği vehukuk güvenliği ilkelerine aykırı olarak, yürümekte olan dava ve icratakiplerini ortadan kaldıran yasa kuralında Anayasa'ya uyarlık bulunmadığıaçıktır. Bu tür düzenlemeler yasa koyucunun takdir alanı içerisinde kabuledilemezler, kazanılmış hakları fiilen ihlal edip etmediklerine bakılmaksızınAnayasaya aykırılık teşkil ederler. Aksi düşüncenin kabulü halinde AnayasaMahkemesinin pek çok kararında gözetilen hukuk güvenliği ilkesinin etkisiz halegelmesi söz konusu olur. İptali istenen kuralın soyut Anayasallık denetimi,iptal kararı verilmesini gerektirir.
6- Kanun'un 101. maddesiyle değiştirilen657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 68. maddesinin (B) bendinin ikinciparagrafının ".Başbakanlık ve Bakanlıkların ve bağlı ve ilgilikuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile en üst yöneticikonumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atanacaklar için tamamı, diğerkadrolara atanacaklar için." bölümü, özel kurumlarda çalışmış vehiç devlet memuriyeti yapmamış kişilerden, kuralda sayılan görevlere atamayapılabilmesini düzenlemiştir.
Anayasa'nın 128. maddesinde kamu hizmeti görevlileriyle ilgiliesaslar belirtilmiş, "Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usulve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir" denilmiştir.
Anayasa'nın, üst kademe yöneticilerinin göreve gelmeden öncebelirli bir düzeyde birikim ve donanım kazanmalarını öngörmüş olduğu açıktır.Anayasa'nın açık hükmü karşısında hiç devlet hizmeti olmayan kişilerin özelsektörde kazandıkları deneyimin üst kademe yöneticilik yapabilmek için gerekenyetkinliği ne ölçüde ve hangi yönlerden sağlayacağına ilişkin ölçüt ve esaslarıiçermeyen, idareye çerçevesi çizilmemiş, çok geniş bir alanda takdir yetkisiveren kuralın, Anayasa'nın 128. maddesinin öngördüğü anlamda yasa ile yapılmışbir düzenleme sayılabileceğinden söz edilemez. Kuralın 128. maddeye aykırılıknedeniyle iptali gerekir.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un;
1) 53. maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Geçici20. maddesine eklenen fıkranın incelenmesi;
"Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımlarınsağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümlerdevir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesininonikinci fıkrasında yer alan sınırlama dahilinde sandıkların kuruluşsenetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm,yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalarhakkında da uygulanır." denilmektedir.
506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesinde, bazı kuruluşlarpersonelinin sosyal güvenliğini sağlamak amacıyla vakıf veya dernek şeklindesandık kurabilme yetkisi verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde,bu madde uyarınca kurulan sandıkların üyelerine en az 506 sayılı Kanun'dabelirtilen yardımları sağlayacağı öngörülmektedir. Eklenen ve dava konusu olanfıkrada ise "Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda vegörülmekte olan davalar hakkında da uygulanır" denildiğinden sandıklarınüyelerine sağladığı yardımlarda, maddenin yürürlüğe girdiği 25.02.2011tarihinden önce yapılan artışlar hakkında da alt sınırın belirlenmesinde miktarkarşılaştırmasının esas alınacağı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen "hukuk devleti"eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak veözgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138.maddesinin dördüncü fıkrasında ise "Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarınıhiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez." denilmektedir.
Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından birisi hukukgüvenliğinin sağlanması bu doğrultuda kazanılmış hakların korunması ve hukuknormlarının öngörülebilir olmasıdır. Bu nedenle hukuk devletinde güven veistikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunların yürürlüğe girdikleritarihten sonraki olaylara uygulanması gerekmektedir.
Bu durumda Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılarının aylıklarınauygulanan artış oranının kendilerine de uygulanması yönünde mahkeme kararıbulunan sandık üyeleri hakkında, alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınmasına yönelik 13.2.2011 tarihli dava konusudüzenlemenin uygulanması halinde bu kişiler için düzenlemenin geriyeyürütülmesi suretiyle kazanılmış hakların ihlal edilmesine neden olacağıaçıktır.
Bu nedenle dava konusu fıkrada yer alan ". yürürlüğe girdiğitarihten önceki artışlarda ." ibaresinin hukuk güvenliğini zedelemesinedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gibi , bu konuda kesinleşmişmahkeme kararlarının uygulanmaması sonucunu doğuracağından Anayasa'nın 2. ve138. maddelerine aykırıdır.
2) 98. maddesi ile 6219 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 4. maddeninincelenmesi;
"6219 sayılı Kanunun değişik 18. maddesi, 1.1.2004tarihinden itibaren geçerli olup, Banka ve ortaklıkları hakkında yargımercilerine açılmış davalar ve icra takipleri hakkında dauygulanır."denilmektedir.
Dava konusu olan Geçici 4. madde de, Vakıflar Bankası veortaklıkları hakkında uygulanmayacak kanunları gösteren 6219 sayılı Kanun'undeğişik 18. maddesinin 1.1.2004 tarihinden itibaren geçerli olmasını ve açılmışdavalar ile icra takipleri hakkında uygulanmasını, başka bir deyişle 13.2.2011tarihinde yapılan düzenlemenin bu tarihten önceki dönemde ve bu konuda açılmışdavalar ve icra takipleri hakkında da uygulanması öngörülmektedir.
Yukarıda daha geniş şekilde açıklandığı gibi, geriye dönükdüzenlemelerle kişilerin haklarının hukuki istikrar ve güvenlik ilkesigözetilmeden kısıtlanması Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devletiilkesiyle bağdaşmaz. Diğer taraftan Anayasa'nın 138. maddesi karşısında Yasamaorganının Kanun yolu ile mahkeme kararlarını değiştirmemesi ya da uygulanmasınıengelleyemeyeceği açıktır.
Bu durumda dava konusu 6219 sayılı Kanun'un değişik 18.maddesinin 1.1.2004 tarihinden itibaren geçerli olacağı ve Banka veortaklıkları hakkında açılmış bulunan dava ve icra takiplerinde de uygulanacağıyolundaki düzenleme kazanılmış hakların ihlali,hukuki güvenliğin zedelenmesi vebu konuda verilen mahkeme kararlarının uygulanamaması ve icra takiplerininyapılamaması sonucunu doğuracağından Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerineaykırıdır.
Açıklanan nedenle 13.2.2011 günlü 6111 sayılı Yasa'nın yukarıdabelirtilen dava konusu ibare ve kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunlukgörüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ