ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2011/59
Karar Sayısı : 2012/34
Karar Günü : 1.3.2012
R.G. Tarih-Sayı :02.04.2013-28606 mük.
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi(Cumhuriyet Halk Partisi) Grubu adına Grup Başkanvekilleri M.Akif HAMZAÇEBİ veMuharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 30.3.2011 günlü, 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un;
1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yeralan ''veya yaptırmak'sözcüklerinin,
2- 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yeralan ''yapıyor'' sözcüğünün,
3- 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin 3.sırasında yer alan ''Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi ya da biryükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşar yardımcısı,büyükelçi veya vali olmak' bölümünün,
4- 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin,
5- 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin,
6- 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin,
7- 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinin,
8- 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yeralan ''Başkanın izniyle''sözcüklerinin,
9- 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
10- 16. maddesinin (5) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,
11- 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''GenelKurulun'' sözcüklerinin,
12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''komisyonların'' sözcüğünün,
13- 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin,
14- 33. maddesinin,
15- 34. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ''Mahkemeninhizmet birimlerinde çalışan 657 sayılı Kanuna tabi personel, Genel Sekreterinteklifi ve Başkanın uygun görmesi üzerine, mükteseplerine uygun olarak AdaletBakanlığınca Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı kadrolarına atanabilirler' bölümünün,
16- 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,'teklif' sözcüğünün yanında yer alan ''çoğunluğuna'' sözcüğünün; ''veTürkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün'' ve ''kanun hükmündekararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıpçıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarınınbulunup bulunmadığı' bölümlerinin,
17- 39. maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
18- 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''idarive yargısal'' sözcüklerinin,
19- 45. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
20- 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,
21- 47. maddesinin (6) numaralı fıkrasındayer alan ''yazı işleri'' sözcüklerinin,
22- 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
23- 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
24- 55. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınson cümlesinin,
25- 55. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
26- 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
27- Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birincicümlesinde yer alan ''görevleri, bu Kanunun yayımı tarihinde sona erer' sözcükleriile ikinci cümlesinde yer alan ''ya da Adalet Bakanlığı teşkilatında'' sözcüklerinin;(2) numaralı fıkrasında yer alan ''birinci fıkrada sayılanlar hariç ''sözcüklerinin,
28- 77. maddesinin,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 9., 36., 69., 74., 125., 128.,138., 140., 146., 148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerekiptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un dava konusu kuralları da içeren maddelerişöyledir:
'MADDE 3- (1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde veya hükümlerinin şekil ve esasbakımından, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil açısından Anayasayaaykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak.
b) Anayasanın 152 nci maddesine göre mahkemelerce itiraz yoluylakendisine intikal ettirilen işleri karara bağlamak.
c) Anayasanın 148 inci maddesi uyarınca yapılan bireyselbaşvuruları karara bağlamak.
ç) Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını,Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, AskerîYargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, başsavcılarını,Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştaybaşkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerikomutanları ile Jandarma Genel Komutanını görevleri ile ilgili suçlardan dolayıYüce Divan sıfatıyla yargılamak.
d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksunbırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumununtespiti istemlerini karara bağlamak.
e) Siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerininkanuna uygunluğunun denetimini yapmak veya yaptırmak.
f) Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarınınkaldırılmasına veya milletvekilliklerinin düşmesine ya da milletvekili olmayanbakanların dokunulmazlıklarının kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisincekarar verilmesi hâllerinde, ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekilininAnayasa, kanun veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerine aykırılıkiddiasına dayanan iptal istemlerini karara bağlamak.
g) Mahkeme üyeleri arasından Anayasa Mahkemesi Başkanı ve başkanvekilleriile Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Başkanvekilini seçmek.
ğ) Anayasada kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.
MADDE 6- (1) Mahkeme onyedi üyeden kurulur.
(2) Mahkeme üyeliğine seçilebilmek için aşağıdaki bentlerdesayılan niteliklerden birine sahip olmak gerekir:
a) Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdareMahkemesi veya Sayıştayda başkan ya da üye olmak.
b) Mahkemede asgarî beş yıldır raportör olarak görev yapıyor olmak.
c) Kırkbeş yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş olması vehâkimlik mesleğine alınmaya engel bir hâlinin bulunmaması kaydıyla;
1) Yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat veya siyasal bilimlerdallarında profesör veya doçent unvanını kazanmış olmak,
2) En az yirmi yıl fiilen serbest avukatlık yapmış olmak,
3) En az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış üst kademeyöneticileri arasından seçilecek üye için Yükseköğretim Kurulu Başkanveya üyesi ya da bir yükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar,müsteşar yardımcısı, büyükelçi veya vali olmak,
4) Birinci sınıf hâkim ve savcılar için adaylık dâhil en az yirmiyıl çalışmış olmak.
MADDE 13- (1) Başkanın görev ve yetkilerişunlardır:
a) Genel Kurulun ve gerektiğinde bölümlerin gündemini belirlemek.
b) Genel Kurula ve Yüce Divana başkanlık etmek; gerekli gördüğütakdirde kendi yerine bu görevleri ifa etmek üzere başkanvekillerinden birinigörevlendirmek.
c) Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarını görevlendirmekve görevden almak.
ç) Mahkemeyi temsil etmek.
d) Mahkeme yönetmeliklerini onaylamak.
e) Harcamaların Mahkeme bütçesine uygunluğunu denetlemek.
f) Bölümlerden birinin fiilî ya da hukuki imkânsızlık nedeniyletoplanamaması hâlinde diğer bölümden üye görevlendirmek.
g) Mahkeme personelinin atamasını yapmak.
ğ) Mahkemenin verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu amaçlauygun göreceği tedbirleri almak.
h) Gerekli gördüğü takdirde basına ve kamuoyuna Mahkemeyle ilgilibilgi ve demeç vermek veya bu maksatla başkanvekili, üye veya raportörgörevlendirmek.
Başkanvekillerinin görev ve yetkileri
MADDE 14- (1) Başkana ait görev ve yetkiler,Başkanlığın boş olması hâlinde kıdemli başkanvekili; Başkanın mazeretli veyaizinli olması hâllerinde ise Başkan tarafından belirlenen başkanvekilinceyerine getirilir. Başkanvekillerinin de bulunmaması durumunda Mahkemeye enkıdemli üye başkanlık eder.
(2) Başkanvekillerinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Bölümlere ve Başkanın gerekli gördüğü hâllerde Genel Kurul yada Yüce Divana başkanlık etmek.
b) Başkanı oldukları bölümün gündemini belirlemek.
c) Bölüm içinden oluşturulacak komisyonlarda üyelerin dönüşümlüolarak görev yapmalarını sağlamak.
ç) Bu Kanunla verilmiş diğer görevler ile Başkantarafından tevdi edilen işleri yapmak.
Üyelerin yükümlülükleri
MADDE 15- (1) Üyeler;
a) Hâkimlik mesleğinin vakar ve şerefine uygun hareket etmekzorundadırlar; görevleriyle bağdaşmayan herhangi bir faaliyette bulunamazlar,
b) Geçerli bir mazeretleri olmadıkça oturumlara katılırlar,
c) Mahkemede görüşülmekte olan konularda görüş ve düşünceleriniaçıklayamazlar,
ç) Oturumun ve oylamanın gizliliğini muhafaza ederler,
d) Oylamalarda çekimser oy kullanamazlar,
e) Görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar; davetolundukları ulusal ve uluslararası kongre, konferans ve benzeri bilimseltoplantılara Başkanın izniyle katılabilirler.
(2) Sportif, sosyal ve kültürel amaçlı derneklerde yönetim vedenetim kurullarında görev almamak koşuluyla üyelik hâli görev olaraknitelendirilemez.
Başkan ve üyeler hakkında inceleme ve soruşturma
MADDE 16- (1) Başkan ve üyeleringörevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları,kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulunkararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.
(2) Başkan, müstear adla yapılan veya yapıldığı anlaşılan imzasız,adressiz yahut belli bir olayı ve nedeni içermeyen, delilleri ve dayanakları gösterilmeyenihbar ve şikâyetleri işleme koymaz. Ancak, bu ihbar ve şikâyetlerinsomut delillere dayanması durumunda konu hakkında gerekli inceleme ve araştırmayapılır.
(3) Başkan gereken hâllerde, işi Genel Kurula götürmeden önceüyelerden birine ön inceleme yaptırabilir. Soruşturma açılmasına yer olupolmadığının belirlenmesiiçin gerekli incelemeyi yapmak üzere görevlendirilenüye, incelemesini tamamladıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(4) Konu, Başkan tarafından gündeme alınarak Genel Kuruldagörüşülür. Hakkında işlem yapılan üye görüşmeye katılamaz. Genel Kurulca,soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verildiği takdirde, karar ilgili üyeile ihbar ve şikâyette bulunanlara tebliğ edilir.
(5) Soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde, Genel Kurul,üyeler arasından üç kişiyi Soruşturma Kurulunu oluşturmak üzere seçer. Kıdemliüye Soruşturma Kuruluna başkanlık eder. Soruşturma Kurulu, 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileresahiptir. Kurulun soruşturma ile ilgili yapılmasını istediği işlemler,mahallinde yetkili adli makamlar tarafından derhâl yerine getirilir.
(6) Ön inceleme yaptırılmasına, Soruşturma Kurulu üyelerininseçilmesine, soruşturmanın yapılmasına ve gereken diğer kararların verilmesinedair esaslar İçtüzükle düzenlenir.
(7) Başkanın yukarıda yazılı hâl ve hareketlerinin görülmesi veyaöğrenilmesi hâlinde, Başkan tarafından yapılması gereken işlemler kıdemlibaşkanvekilince yürütülür.
MADDE 19- (1) Başkan ve üyelerin, asligörevleri dışında resmî veya özel bir görev almaları ya da yaptıkları yeminleveya üyeliğin vakar ve şerefi ile bağdaşmayan, hizmetin aksamasına yol açan hâlve hareketlerinin sabit görülmesi hâlinde, eylemin niteliğine göre, uyarma,kınama ya da üyelikten çekilmeye davet edilme cezalarından birisine kararverilir.
(2) Üyelikten çekilmeye davet edilme cezasına karar verilebilmesiiçin Genel Kurulun üçte iki oy çokluğu aranır.
(3)Disiplin cezasına ilişkin Genel Kurul kararına karşı ilgili,kararın kendisine tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde Genel Kurula yenideninceleme başvurusunda bulunabilir. Genel Kurulca yapılacak yeniden incelemesonucunda verilen karar kesindir. Genel Kurul kararı Başkan tarafından ilgiliyetebliğ edilir ve yerine getirilir.
(4) Hakkında üyelikten çekilmeye davet cezası verilen üye, tebliğtarihinden itibaren bir ay içinde buna uymazsa istifa etmiş sayılır ve bu süreiçinde izinli kabul edilir.
MADDE 22- (1) Mahkemede, bireyselbaşvuruları karara bağlamak üzere bir başkanvekili başkanlığında yedişer üyesiolan iki bölüm bulunur. Bölümler, bir başkanvekilinin başkanlığında dört üyeninkatılımıyla toplanır.
(2) Bölüm ve komisyonların oluşumu ve iş bölümüile ilgili hususlar İçtüzükle düzenlenir.
MADDE 27- (1) Mahkemede, yargısal ve idariçalışmalara yardımcı olmak üzere yeteri kadar raportör yardımcısı atanır.
(2) Hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idaribilimler alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlaradenkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlar ya dayabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye'deki hukuk fakülteleriprogramlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarı belgesi almışbulunanlar arasından açılacak giriş sınavını kazananlar, Başkan tarafındanraportör yardımcılığına aday olarak atanır. Sınava girebilmek için askerlikhizmetini tamamlamış, erteletmiş veya askerlik hizmetinden muaf olmak, girişsınavının yapıldığı yılın ocak ayının son günü itibarıyla, lisans ve lisansüstüöğrenimini yapmış olanlar için otuz, doktora öğrenimini tamamlamış olanlar içinotuzbeş yaşını bitirmemiş olmak, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel nitelikleri taşımakşarttır.
(3) Giriş sınavı, yazılı sınav ve mülakattan oluşur.
(4) Mülakat adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
b) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğeuygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilmek suretiylegerçekleştirilir. Adaylar, komisyon tarafından yukarıdaki bentlerde yazılıözelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirilir ve verilenpuanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgiliherhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.
(5) Raportör yardımcıları ve raportör yardımcı adayları 657 sayılıKanundaki genel idare hizmetleri sınıfına dâhil olup, raportörlük sınıf vederecelerine dâhil değildirler. Bunlara 657 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırıolmayan hükümleri uygulanır.
(6) Raportör yardımcılarının raportörlüğe atanabilmeleri içinadaylık süresi hariç olmak üzere bu görevde fiilen en az beş yıl çalışmışolmaları, hazırlayacakları meslekî nitelikteki tezin kabul edilmesi şarttır. Bukoşulları taşıyanlar, kadro durumu da gözetilerek Genel Sekreterin teklifi veBaşkanın onayı ile raportörlüğe atanabilirler.
(7) Raportör yardımcılığı adaylığına giriş sınavı usul veesasları, adaylık eğitiminin şekli ve şartları, adaylık süresi sonundayapılacak sınavın usul ve esasları, raportör yardımcılarının hazırlayacaklarıtezlerin şekil ve kapsamı ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.
MADDE 33- (1)Başkan, Mahkemenin ihtiyaç duyduğu alanlardaprojelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şartolan zaruri ve istisnai hâllere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisi veihtisasını gerektiren işlerde hizmet alımı yoluyla yerli ve yabancı uzmançalıştırmaya yetkilidir.
İdarî personelin Adalet Bakanlığı kadrolarına atanması
MADDE 34- (1) 27 nci maddenin birincifıkrasına göre atananlar hariç, Mahkemenin hizmet birimlerinde çalışan657 sayılı Kanuna tabi personel, Genel Sekreterin teklifi ve Başkanın uygungörmesi üzerine, mükteseplerine uygun olarak Adalet Bakanlığınca Bakanlıkmerkez ve taşra teşkilatı kadrolarına atanabilirler.
MADDE 36- (1) Şekil bakımından denetim;Anayasa değişikliklerinde teklif çoğunluğuna, oylama çoğunluğuna veivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı; kanunların veTürkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün son oylamasının öngörülençoğunlukla yapılıp yapılmadığı; kanun hükmünde kararnamelerin ise yetkikanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı veBakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıylasınırlıdır.
(2) Anayasa değişikliklerine karşı iptal davaları yalnız şekilbakımından aykırılık iddiası ile açılabilir.
(3) Şekil bozukluğuna dayanan iptal davaları Mahkeme tarafındanöncelikle incelenerek karara bağlanır.
(4) Şekil bozukluğuna dayanan Anayasaya aykırılık iddiasımahkemeler tarafından ileri sürülemez.
MADDE 39- (1) Mahkemece, dava dilekçesinin,38 inci maddede gösterilen şartları taşıyıp taşımadığı, kayıt tarihindenitibaren on gün içinde incelenir. Başvuru dilekçesinde eksiklikler varsakararla saptanarak onbeş günden az olmamak üzere verilecek süre içinde tamamlanmasıilgililere tebliğ olunur.
(2) Dava, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tam sayısının en azbeşte biri oranındaki milletvekilleri tarafından açılmışsa, eksikliklerintamamlanmasına ilişkin tebligat, başvuru dilekçesinde tebligatların yapılacağıbelirtilen milletvekillerine, dilekçede bu husus belirtilmemişse dilekçenin enbaşında ad ve soyadları yazılı olan iki üyeye yapılır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen süre içinde eksikliklerintamamlanmaması hâlinde Genel Kurulca iptal davasının açılmamış sayılmasınakarar verilir. Bu karar, ilgililere tebliğ olunur.
(4) İptal davalarında Mahkemece esasın incelenmesine kararverilmesi hâlinde, dava dilekçesi ile ekleri Türkiye Büyük Millet MeclisiBaşkanlığı, Başbakanlık ile iptal davası açmaya yetkili siyasi parti gruplarınagönderilir. Bu makamlar, iptal davasıyla ilgili yazılı görüşlerinideğerlendirilmek üzere Mahkemeye bildirebilirler.
Bireysel başvuru hakkı
MADDE 45- (1) Herkes, Anayasada güvencealtına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesive buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir.
(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
(3) Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhinedoğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ileAnayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurununkonusu olamaz.
Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar
MADDE 46- (1) Bireysel başvuru ancak ihlaleyol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişiselbir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
(2) Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özelhukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiğigerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.
(3) Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarakyabancılar bireysel başvuru yapamaz.
Bireysel başvuru usulü
MADDE 47- (1) Bireysel başvurular, buKanunda ve İçtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan ya da mahkemelerveya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılabilir. Başvurunun diğeryollarla kabulüne ilişkin usul ve esaslar İçtüzükle düzenlenir.
(2) Bireysel başvurular harca tabidir.
(3) Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa temsilcisininkimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiğiileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlalgerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuruyollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine,dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararlarınaslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.
(4) Başvurucu bir avukat tarafından temsil ediliyorsa,vekâletnamenin sunulması gerekir.
(5) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten;başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içindebaşvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde vemazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme,öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerektalebi kabul veya reddeder.
(6) Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde,Mahkeme yazı işleritarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucuveya varsa vekiline onbeş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli birmazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurununreddine karar verileceği bildirilir.
MADDE 49- (1) Kabul edilebilirliğine karar verilenbireysel başvuruların esas incelemesi bölümler tarafından yapılır. Başkan işyükünün bölümler arasında dengeli bir şekilde dağıtılması için gerekliönlemleri alır.
(2) Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesihâlinde, başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. AdaletBakanlığı gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.
(3) Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken birtemel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma veincelemeyi yapabilir. Başvuruyla ilgili gerekli görülen bilgi, belge vedeliller ilgililerden istenir.
(4) Mahkeme, incelemesini dosya üzerinden yapmakla birlikte,gerekli görürse duruşma yapılmasına da karar verebilir.
(5) Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temelhaklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucununtalebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esashakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirdetedbir kararı kendiliğinden kalkar.
(6) Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireyselbaşvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği vebu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlercekanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.
(7) Bireysel başvuruların incelenmesinde, bu Kanun ve İçtüzüktehüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurununniteliğine uygun hükümleri uygulanır.
(8) Esas hakkında incelemenin usul ve esasları ile ilgili diğerhususlar İçtüzükle düzenlenir.
MADDE 50- (1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idarieylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.
(3) Bölümlerin esas hakkındaki kararları gerekçeleriyle birlikteilgililere ve Adalet Bakanlığına tebliğ edilir ve Mahkemenin internetsayfasında yayımlanır. Bu kararlardan hangilerinin Resmî Gazetedeyayımlanacağına ilişkin hususlar İçtüzükte gösterilir.
(4) Komisyonlar arasındaki içtihat farklılıkları, bağlı olduklarıbölümler; bölümler arasındaki içtihat farklılıkları ise Genel Kurul tarafındankarara bağlanır. Buna ilişkin diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.
(5) Davadan feragat hâlinde, düşme kararı verilir.
MADDE 55- (1) Mahkeme siyasi partilerinmal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi içinSayıştaydan yardım sağlar.
(2) Siyasi partiler, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunankesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatınınkesin hesaplarının onaylı birer örneğini haziran ayı sonuna kadar 2820 sayılı Kanunauygun olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderirler. Mahkemekendisine gönderilmiş olan bu belgeleri incelenmek üzere Sayıştay Başkanlığınagönderir.
(3) Sayıştayca düzenlenen incelemeye ilişkin raporlar kararabağlanmak üzere Mahkemeye gönderilir.
MADDE 65- (1) Genel Kurul ve bölümlerkararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alır. Oyların eşitliğihâlinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olur.
(2) Anayasa değişikliklerinde iptale, siyasi partilerinkapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesiiçin toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu aranır.
(3) Oylamaya en kıdemsiz üyeden başlanır.
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Anayasa MahkemesiBaşkanlığında; Genel Sekreter Yardımcısı, Yazı İşleri Müdürü, Basın ve Halklaİlişkiler Müdürü, Kararlar Müdürü, Özel Kalem Müdürü, Arşiv Müdürü, Mali İşlerMüdürü, Bilgi İşlem Müdürü, İkmal Müdürü,Personel ve Eğitim Müdürü, Yayın İşleriMüdürü, Kütüphane Müdürü, İdarî İşler Müdürü, Müdür, Ayniyat Saymanı ve SivilSavunma Uzmanı kadro unvanlı görevlerde bulunanların görevleri, buKanunun yayımı tarihinde sona erer.Bunlar en geç altı ay içindeMahkemede ya da Adalet Bakanlığı teşkilatında derece vekademelerine uygun kadrolara atanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadarBaşkanlıkça durumlarına uygun işlerde görevlendirilebilirler. Bunlar, yeni birkadroya atanıncaya kadar, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlüzam ve tazminatlar ile diğer mali haklarını almaya devam ederler. Söz konusupersonelin, atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam vetazminatları ile diğer mali haklar toplamı, eski kadrolarına ait aylık, ekgösterge ve her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali hakları net tutarındanaz olması hâlinde, aradaki fark, farklılık giderilinceye kadar, atandıklarıkadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminatolarak ödenir.
(2) Bu Kanunun yayımı tarihinde Başkanlığa ait kadrolardabulunanlardan, birinci fıkrada sayılanlar hariç kadro ve görevunvanı değişmeyenler Başkanlığa ait aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar.
(3) Bu Kanuna göre yeniden düzenleme ve atamalar yapılıncaya kadarMahkemenin değişen veya yeniden kurulan birimlerine verilen görevler daha öncebu görevleri yapmakta olan birimler tarafından yapılmaya devam edilir.Başkanlık, teşkilatını ve kadrolarını en geç altı ay içinde bu Kanuna uygunhâle getirir. Bu çerçevede kadro değişiklikleri 190 sayılı Kanun HükmündeKararnamenin 9 uncu maddesinin son fıkrası hükmü uygulanmaksızın anılan KanunHükmünde Kararnamenin hükümlerine göre yürütülür.
(4) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Başkan veBaşkanvekili, seçildikleri tarihte geçerli olan süreyi tamamlar.
(5) Bu Kanunda öngörülen İçtüzük ve yönetmelik Başkanlıkça en geçaltı ay içerisinde hazırlanarak yürürlüğe konulur. İçtüzük ve yönetmelikyürürlüğe girinceye kadar, mevcut İçtüzük ve yönetmeliğin bu Kanuna aykırıolmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(6) Mevzuatta 10/11/1983 tarihli ve 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna yapılmış olanatıflar, bu Kanuna aykırı hükümleri hariç, bu Kanuna yapılmış sayılır.
(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştirilentedavi giderleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 2949 sayılı Kanunun14 üncü maddesi hükümleri esas alınır.
(8) Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.
MADDE 77- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.'
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 9., 36.,69., 74., 125., 128., 138., 140., 146., 148. ve 149. maddelerine dayanılmış,91. maddesi ise ilgili görülmüştür.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, FettahOTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN,Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal MümtazAKINCI ve Erdal TERCAN'IN katılımlarıyla 16.6.2011 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin Raportör AhmetKIRTEPE tarafından hazırlanan esas inceleme raporu, iptali istenilen Yasakuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (e) Bendinde YerAlan ''veya yaptırmak'' İbaresi ve 55. Maddesinin (2) NumaralıFıkrasının Son Cümlesi ile (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- Açıklama
İptali istenen ibare Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinidüzenleyen 3. maddesinde yer almaktadır. İbarenin yer aldığı (e) bendinde,siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunundenetimini yapmak veya yaptırmak Mahkemenin görevleri arasında sayılmıştır.Siyasi partilerin mali denetiminin nasıl yaptırılacağına ilişkin hükümler iseKanun'un 55. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddenin (1) numaralı fıkrasında,Mahkemenin siyasi partilerin mali denetiminde Sayıştay'dan yardım alacağı, (2)ve (3) numaralı fıkralarında ise 'Siyasi partiler, karara bağlanarak birleştirilmişbulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan illerteşkilatının kesin hesaplarının onaylı birer örneğini haziran ayı sonuna kadar2820 sayılı Kanuna uygun olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderirler.Mahkeme kendisine gönderilmiş olan bu belgeleri incelenmek üzere SayıştayBaşkanlığına gönderir. Belgelerin incelenmesi sonucunda Sayıştayca düzenlenenincelemeye ilişkin raporlar karara bağlanmak üzere Mahkemeye gönderilir.'kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen kuraldan da anlaşılacağı üzere Kanun'un 3.maddesinde, Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında sayılan siyasi partilerinmali denetimini yaptırmak işinin usul ve yöntemi Kanun'un 55. maddesindeaçıklığa kavuşturulmuştur. İptal başvurusunda, 3. maddede yer alan ve siyasipartilerin mali denetimiyle ilgili ''veya yaptırmak'' ibaresininyanı sıra, Kanun'un 55. maddesinin yukarıda yer verilen (2) numaralı fıkrasınınson cümlesi ile (3) numaralı fıkrasının da iptali istenilmiş, başvurudilekçesinde aynı gerekçelerle kuralların Anayasaya aykırılığı ilerisürülmüştür. Bu nedenle, iptali istenen 3. maddedeki ibare ile 55. maddedekicümle ve fıkra arasındaki hukuki bağlantı nedeniyle bu ibare, cümle ve fıkrayayönelik incelemenin aynı başlık altında, birlikte değerlendirilmesigerekmiştir.
2- Anayasaya Uygunluk Denetimi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 69. maddesinde, siyasi partilerinmal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimininAnayasa Mahkemesince yapılacağı, denetime ilişkin yöntemlerin ve aykırılıkhalinde uygulanacak yaptırımların kanunda gösterileceği, Mahkemenin denetimgörevini yerine getirirken Sayıştay'dan yardım sağlayacağının belirtildiği,Anayasa'da Mahkemeye denetimin başka bir kuruma yaptırılması konusunda herhangibir görev ve yetki verilmediği, Anayasa'da yer alan düzenlemenin, denetimiyaptırmak değil, sadece 'Sayıştay'dan yardım'sağlamayı kapsadığı,Anayasa gereği, bu denetim görevinin, Anayasa Mahkemesi dışında başka bir kurumya da kuruluşa yaptırılmasının mümkün olmadığı belirtilerek kuralların,Anayasa'nın 2., 69. ve 148. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 69. maddesinin üçüncü fıkrasında, Anayasa Mahkemesincesiyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğununtespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacakyaptırımların kanunla düzenleneceği belirtilmiş ve Anayasa Mahkemesinin budenetim görevini yerine getirirken Sayıştay'dan yardım sağlayacağı kuralına yerverilmiş, maddenin son fıkrasında da siyasi partilerin kuruluş veçalışmalarının, denetlenmelerinin maddede yer verilen esaslar çerçevesindekanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 148. maddesinde ise 'Anayasa Mahkemesi,Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirir.' kuralı yer almaktadır.Bu kural gereğince Anayasa'nın 69. maddesinde siyasi partilerin mali denetimiile ilgili görev Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
Kanun koyucu, Anayasa'nın 69. maddesinin üçüncü ve sonfıkralarındaki yetkiye dayanarak siyasi partilerin mali denetimlerinin nasılyapılacağına ilişkin usul ve esaslara hem 2820 sayılı Siyasi PartilerKanunu'nda hem de 6216 sayılı Kanun'da yer vermiştir. 2820 sayılı Kanun'dasiyasi partilerin mali denetimine ilişkin daha ayrıntılı kurallara yerverildiğinden 6216 sayılı Kanun'da bu konuda ayrıntıya girilmeden Mahkemeceyapılacak denetimlerin 2820 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasıgereği belirtilmiş ve Sayıştay'dan sağlanacak yardımın usul ve kapsamınailişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
6216 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemelere göre AnayasaMahkemesinin siyasi partilerin mali denetimleriyle ilgili olarak Sayıştay'danalacağı yardım, kesin hesaplara ilişkin belgeleri inceleyerek rapor düzenlemekşeklinde bir yardımdır. Kanun'un 55. maddesinin (2) numaralı fıkrasının soncümlesi ile (3) numaralı fıkrasında Sayıştay'dan sağlanacak yardımın kapsamı veniteliği açıkça belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı yardımı 2820 sayılıKanun'un 75. maddesinin ikinci fıkrasına göre, mahallin en kıdemli adli veyaidari yargı hâkimi kontrolünde yaptıracağı inceleme ve araştırmalarla yerelhâkimlerden alabileceği gibi bu amaçla, yeminli bilirkişi dahi görevlendirerekrapor hazırlattırabilir.
Mahkemelerin kanunun uygulanması dışında uzmanlık gerektirenkonularda bilirkişiye başvurması adil yargılanma hakkının gereği olarakdeğerlendirilmelidir.
Siyasi partilerin karara bağlanarak birleştirilmiş kesinhesaplarını Mahkemeye gönderdikten sonra Mahkemenin hesap denetiminde uzman birkurum olan ve Anayasa'da mali denetim konusunda zorunlu olarak yardım alınmasıgerektiği belirtilen Sayıştay'dan, kesin hesapların ve bağlı belgelerininincelenmek üzere gönderilerek bu konuda rapor istenmesi şeklinde çerçevesiçizilen bir yardımın, yetki devri niteliğinde olmadığı açıktır.
Kanunlarda yer alan bir ibarenin, bağlantılı olduğu diğerhükümlerden koparılarak öncesi ve sonrasından bağımsız, sırf sözlükteki anlamıile değerlendirilmemesi ve kanun koyucunun bu noktadaki amaç ve iradesininortaya çıkarılarak yoruma muhtaç ibare ile bu ibarenin bağlantılı olduğu diğerkurallar birlikte değerlendirilerek ortaya çıkan anlama göre Anayasa'yaaykırılık değerlendirmesi yapılması gerekir.
Dava dilekçesinde iptali istenen ''veya yaptırmak' ibaresi,siyasi partilerin mali denetiminin Anayasa Mahkemesince başka bir kurumadevredilmek suretiyle yaptırılması şeklinde anlamlandırılarak Anayasayaaykırılığı ileri sürülmüştür. Ancak Kanun'un 55. ve 56. maddeleri ile bumaddelerin yollamasıyla 2820 sayılı Kanun'un 74. ve 75. maddelerindekidüzenlemeler karşısında, bu ibare dava dilekçesinde belirtildiği şekildeanlaşılamaz.
Bu nedenle 6216 sayılı Kanun'un 55. ve 56. maddelerinde malidenetim konusunda Sayıştay'dan alınacak yardım ve bu yardımın kapsamı ile 3.maddesinde yer alan ''veya yaptırmak'ibaresinin Anayasa'nın 69.maddesinde yer alan 'Sayıştay'dan yardım sağlar' şeklindekiAnayasa Mahkemesine verilen görevin kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 69. ve 148.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN bu görüşe, ''veyayaptırmak' ibaresi yönünden katılmamışlardır.
B- Kanun'un 6. Maddesinin İncelenmesi
1- Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan ''yapıyor'' İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 146. maddesinin üçüncü fıkrasında,Cumhurbaşkanının, 'dört üyeyi, üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birincisınıf hakim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesiraportörleri arasından' seçeceğinin öngörüldüğü, Anayasa'daki, 'raportörlükyapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri' sözcüklerinin, fiilen raportörlükyapıyor olup olmadığına bakılmaksızın, en az beş yıl raportörlük yaptığı haldeçeşitli nedenlerle raportörlük görevinden ayrılanları da kapsadığı oysa, 6216sayılı Kanun'da yer alan, 'Mahkemedeasgarî beş yıldır raportör olarak görevyapıyor olmak' kuralı, üye seçilme sırasında, fiilen raportör olanlarıkapsadığı, Kanun'daki 'yapıyor' sözcüğü, sadece fiilen görev yapanraportörlerin üye seçilebilmesine imkan sağlarken, Anayasa'daki 'yapmış'sözcüğü, en az beş yıl raportörlük yaptığı halde çeşitli nedenlerle raportörlükgörevinden ayrılanların da üye seçilebilmesine imkan tanıdığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 146. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'da, 5982 sayılı Kanunla yapılan değişikle birlikte,Anayasa Mahkemesinin üye sayısı on yediye çıkarılmış ve Mahkemede raportörolarak görev yapmış olanların da üye seçilmelerine imkan tanınmıştır.Anayasa'nın 146. maddesindeki düzenlemede, Cumhurbaşkanının, dört üyeyi, üstkademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile enaz beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasındanseçebileceği belirtilmiştir.
6216 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin kuruluşuve üyelerinin seçilme yeterliliği düzenlenmiştir. Bu maddenin ikinci fıkrasının(b) bendinde, Mahkeme üyeliğine seçilebilmek için Mahkemede 'asgari beşyıldır raportör olarak görev yapıyor olmak' kuralına yer verilmiştir.Ayrıca Kanun'un 7. maddesinde de üyelerin seçimi düzenlenmiş ve buradaAnayasa'nın 146. maddesindeki konuya ilişkin düzenleme aynen aktarılarakCumhurbaşkanının dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birincisınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesiraportörleri arasından seçeceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 146. maddesi ve6216 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddelerindeki düzenlemeler birlikte dikkatealındığında bir kişinin raportör kontenjanından Mahkeme üyeliğine seçilebilmesiiçin Mahkemede en az beş yıl raportör olarak görev yapmış olmasının yeterliolduğu, seçilme anında halen bu görevi yapıyor olması gibi ek bir koşulunaranmadığı açıktır. Bu nedenle iptali istenen ibare, Kanun'daki diğerdüzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 146. maddesinde yerverilen 'en az beş yıl raportörlük yapmış' Anayasa Mahkemesiraportörlerini de kapsadığından dava konusu kuralın, Anayasa'ya aykırı bir yönübulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 146. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2- Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (c) Bendinin (3) Numaralı AltBendinin ''Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi ya da biryükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşar yardımcısı,büyükelçi veya vali olmak'' Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 146. maddesinde Anayasa Mahkemesineseçilecek üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun belirtilmediği, bu konudakanun koyucuya takdir hakkı tanındığı ancak, kanun koyucuya tanınan hakkın, buyöneticileri dar ya da geniş tutma konusunda sınırsız bir yetki içermediği,kanun koyucunun 6216 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c)bendinin (3) numaralı alt bendinde yaptığı belirleme ile Anayasa MahkemesininAnayasayla belirtilen niteliğine, görev ve yetkilerine uygun bir terciholmadığı, dolayısıyla kuralın Anayasa'nın 2. ve 146. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 5982 sayılı Kanunla değişik 146. maddesinin üçüncüfıkrasında, Cumhurbaşkanının, 'dört üyeyi, üst kademe yöneticileri, serbestavukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmışAnayasa Mahkemesi raportörleri arasından' seçeceği öngörülmüştür. Aynımaddenin beşinci fıkrasında da, kırkbeş yaşını doldurulmuş olması kaydıyla, üstkademe yöneticilerinin yükseköğretim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetindefiilen çalışmış olması şartı getirilmiştir.
6216 sayılı Kanun'un 6. maddesi, Mahkemenin kuruluşu ve üyelerininseçilme yeterliliğini düzenleyen kurallar içeren bir maddedir. Bu maddedeYargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay'dangelecek üyelerin seçilme yeterliliklerinin yanında Cumhurbaşkanı tarafındandoğrudan seçilecek üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıfhâkim ve savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörlerine ilişkin ölçütler debelirlenmiştir. Bu kapsamda olmak üzere Anayasa'nın 146. maddesinde açıkçabelirtilmediği için kimlerin üst kademe yöneticisi olduğu hususu da Kanun'un 6.maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendindebelirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre ''Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesiya da bir yükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşaryardımcısı, büyükelçi veya vali olmak'' üst kademe yöneticisi sayılmış vebu kişilerin en az yirmi yıl kamu hizmetinde çalışmış olmak kaydıyla AnayasaMahkemesine üye olarak seçilebilecekleri belirtilmiştir.
Öğretide kimlerin üst kademe yöneticisi sayılmalarıgerektiği konusunda bir birlik bulunmadığı gibi birçok kanunda da üst kademeyöneticilerinin kimlerden oluştuğu yönünde yeknesaklık bulunmamaktadır. 'Kamupolitikasının oluşumuna katılma', 'seçimle gelmemekle birlikte etkin birotoriteye sahip olma', 'kuruluşunun en üst düzeyinde bulunan','kuruluş amacının gerçekleşmesinden önemli yetki ve sorumluluklarladonatılmış, kuruluşun planlama, örgütlenme, personel ve kadrolarını yönetme,denetim ve temsil gibi işlevlerin bir bölümünü görev olarak yerine getiren'biçiminde ölçütler kullanıldığı anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesine üye seçilecek üst kademe yöneticileriAnayasa'da sayılmamış ve bu yöneticilerin niteliklerine ilişkin Anayasa'nın146. maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen kırkbeş yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde çalışmış olma koşullarıdışında herhangi bir düzenlemeye yer verilmeyerek bu konu kanun koyucununtakdirine bırakılmıştır.
Kanun koyucu, Anayasa'da düzenleme bulunmayan konularda yasamayetkisinin genelliği ilkesinin gereği olarak 6216 sayılı Kanun'un 6.maddesindeki dava konusu kuralda 'Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi yada bir yükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşaryardımcısı, büyükelçi veya vali' olarak üst kademe yöneticilerinibelirlemiştir. Belirlenen bu kişilerin niteliği dikkate alındığında kanunkoyucunun Anayasa Mahkemesinin Anayasayla belirtilen görev ve yetkilerine uygunbir tercih yaptığı, bu nedenle diğer kanunlarda üst kademe yöneticisi olaraksayılanlara 6216 sayılı Kanun'da yer verilmemesinin takdir alanı içinde kaldığıaçıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 146. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun'un 13. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) ve (d)Bentlerinin İncelenmesi
1- Fıkranın (a) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri ileçalışma ve yargılama usulünü belirleyen Anayasa'nın 148. ve 149. maddelerinde,Anayasa Mahkemesi Başkanına, 'Genel Kurulun Mahkeme Başkanının veyabelirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında toplanması' dışında özel birgörev ve yetki verilmediği, Anayasa'da geçen, Anayasa Mahkemesi ifadesinin,146. maddenin birinci fıkrasında 'onyedi üyeden' kurulu mahkeme olaraktanımlandığı, Genel Kurulla birlikte, 'iki bölüm' ve bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlardan oluşan bir işbölümünün de öngörüldüğü, bu nedenle Genel Kurulun ve gerektiğinde bölümleringündeminin Başkan tarafından belirlenmesinin Anayasa'nın 2., 148. ve 149.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 149. maddesinin birinci fıkrasında, bölümlerinbaşkanvekili başkanlığında, genel kurulun ise Başkanın veya Başkanınbelirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında toplanacağı belirtilmiş, maddeninbeşinci fıkrasında da 'Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, genel kurul vebölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplinişleri kanunla; mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu veişbölümü kendi yapacağı içtüzükle düzenlenir.' kuralına yer verilmiştir.
6216 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, Anayasa'da yapılandeğişiklikler de dikkate alınarak Başkanın görev ve yetkileri düzenlenmiştir.Maddedeki düzenlemeye göre;
a- Genel Kurulun ve gerektiğinde bölümlerin gündemini belirlemek,
b- Genel Kurula ve Yüce Divana başkanlık etmek, gerekli gördüğütakdirde kendi yerine bu görevleri ifa etmek üzere başkanvekillerinden birinigörevlendirmek,
c- Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarını görevlendirmekve görevden almak,
d- Mahkemeyi temsil etmek,
e- Mahkeme yönetmeliklerini onaylamak,
f- Harcamaların Mahkeme bütçesine uygunluğunu denetlemek,
g- Bölümlerden birinin fiilî ya da hukuki imkânsızlık nedeniyletoplanamaması hâlinde diğer bölümden üye görevlendirmek,
h- Mahkeme personelinin atamasını yapmak,
ı- Mahkemenin verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu amaçlauygun göreceği tedbirleri almak,
j- Gerekli gördüğü takdirde basına ve kamuoyuna Mahkemeyle ilgilibilgi ve demeç vermek veya bu maksatla başkanvekili, üye veya raportörgörevlendirmek,
Başkanın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Mülga 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'da, Başkanın görev ve yetkileri açık olarak bir maddebaşlığı altında düzenlenmemiş, bu konuya kısmen mülga Anayasa Mahkemesiiçtüzüğü'nde yer verilmiştir. Nitekim anılan İçtüzüğün 28. maddesinde, 'Toplantılarıngününü belli etmek ve gündemi düzenlemek Başkanlığa aittir.' denilerek bukonunun Başkanın görevi olduğu belirtilmiştir.
6216 sayılı Kanun'da ise kanun koyucu Başkanın görev veyetkilerini açık bir şekilde sayarak düzenlemiş ve önceden içtüzük'te yer alanBaşkanın gündemi belirleme görevi, maddenin (a) bendinde yer almıştır.
Maddede sayılan tüm görev ve yetkiler, niteliği itibariyle birkurumun düzenli, verimli ve uyum içinde çalışması için, o kurumu temsil eden vebaşkanlık yapan kişilere tanınan, yapılan görevin gereği olaraknitelendirilecek görev ve yetkilerdir.
Genel Kurulun ve bölümlerin gündeminin belirlenmesi, idariniteliği olan bir iş olup bu görevin Kurul veya bölümler tarafından yerinegetirilmesi, dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi Kurulun ve bölümlerinkarar yetkilerinin sınırlandırılması sonucunu doğurmaz. Aksine bu kurullarınuyum içerisinde hızlı ve verimli çalışmasına katkı sağlar.
Diğer taraftan, bir konunun Anayasa'da düzenlenmemiş olmasıkanunla düzenlenmesine engel değildir. Yasama yetkisinin genelliği ilkesigereğince kanun koyucu, Anayasada yer almayan konuları kanunla düzenleyebilir.Bu nedenle Anayasa'da Mahkeme Başkanına Genel Kurul ve Bölümlerin gündeminibelirleme görevi verilmemiş olması, bu hususun kanuni düzenlemeye konuyapılmasını Anayasa'ya aykırı hale getirmez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasanın 149.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. ve 148. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- Fıkranın (d) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin, 'Kurul' esasınadayalı bir Mahkeme olduğu, 'Başkan' esasına dayalı olmadığı,Anayasa'nın, Mahkeme Başkanına Mahkemenin görev, yetki, çalışma ve yargılamausulüne yönelik özel bir görev ve yetki vermediği, Başkanın merkezde olduğu yada üstün olduğu bir çalışma usulünün benimsenmediği, bu nedenle Mahkemeninbütününü ilgilendiren Mahkeme yönetmeliklerinin, Genel Kurul yerine Başkantarafından onaylanması yönündeki kuralın, Anayasanın 2. ve 149. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 149. maddesinin beşinci fıkrasında 'AnayasaMahkemesinin kuruluşu, genel kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, başkan,başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; mahkemenin çalışmaesasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı içtüzükledüzenlenir.' kuralına yer verilmiştir.
6216 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, Anayasa'da yapılandeğişiklikler de dikkate alınarak Başkanın görev ve yetkileri düzenlenmiş,Mahkeme yönetmeliklerini onaylamak da bu kapsamda sayılarak, Kanunla Başkanaverilen görevler arasında yer almıştır. Yukarıda fıkranın (a) bendiincelenirken ifade edildiği gibi mülga 2949 sayılı Kanun'da Başkanın görev veyetkileri bir başlık altında belirtilmemiş, anılan Kanun'un değişikmaddelerinde bu konuya yeri geldikçe değinilmiş ve ilgili maddede düzenlenengörevin Başkan tarafından yerine getirileceği belirtilmiştir. Ancakyönetmeliklerin Başkan tarafından onaylanacağına ne mülga 2949 sayılı Kanun'dane de mülga içtüzük'te yer verilmiştir. Buna karşın uygulamada işin doğasıgereği olarak Mahkemenin idari faaliyetlerinin düzenlendiği yönetmeliklerMahkeme Başkanları tarafından onaylanmıştır.
Anayasa'nın 149. maddesinin beşinci fıkrasında, Anayasa koyucuhangi konuların kanunla veya içtüzükle düzenleneceğini saymak suretiylebelirlemiştir. Mahkemenin kuruluşu, Genel kurul ve bölümlerin yargılamausulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işlemleri kanunla;Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve iş bölümü kendiyapacağı iç tüzükle düzenlenecektir. Anayasa'nın kanunla ve içtüzükledüzenleneceğini belirttiği konular dikkate alındığında, bu konuların Anayasa'dakanunla düzenlenmesi zorunlu olan hususlar ile Mahkemenin yargısal işlemleriyleilgili faaliyetlerini kapsadığı açıktır. Yönetmelikle belirlenecek konular ise6216 sayılı Kanun'un 23., 27., 28., 29. ve 44. maddelerinde belirtilmiştir.Anılan maddelerde yönetmeliğe bırakılan konular incelendiğinde bu konularınMahkemenin yönetimi, Genel Sekreterliğe bağlı birimlerin çalışma esasları, adaymemurların sınav usulü, adaylık süreleri, eğitimi, hizmet birimlerinin görev vesorumlulukları gibi Mahkemenin idari faaliyetlerini kapsadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemenin temsili ve yönetimi Başkana aittir. Temsil ve yönetimkapsamında kalan ve idari faaliyet alanını düzenleyen yönetmeliklerin onayınında yönetim görevi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 149. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D- Kanun'un 14. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(a) bendine ilişkin başvuru gerekçesinde belirtilen nedenlerle kuralın,Anayasa'nın 2., 148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 14. maddesinde, başkanvekillerinin görev ve yetkileridüzenlenmiştir. Bu maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde, 'Başkanıoldukları bölümün gündemini belirlemek' başkanvekillerinin görev veyetkileri arasında sayılmıştır.
Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendineyönelik Anayasa'ya aykırılık incelenmesinde yer verilen gerekçelerle davakonusu kural, Anayasa'nın 149. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. ve 148. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun'un 15. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendi ile(e) Bendinde Yer Alan ''Başkanın izniyle'' İbaresininİncelenmesi
1- Fıkranın (ç) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 138. ve 140. maddelerindekibağımsızlık ve güvence ile evrensel yargı etiği ilkelerinin, AnayasaMahkemesini olduğu gibi Anayasa Mahkemesi üyelerini de kapsadığı, Anayasa'dabelirtilen özel ve özgün niteliklere sahip üyelerin, kanunla bir takım sınırlamalarave baskılara tabi tutulmasının Anayasa'nın 138. ve 140. maddeleriyle 146., 147.ve 148. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde kabul edilemez olduğu, Kanun'un44. maddesinde "Mahkemenin müzakereleri gizlidir." kuralınayer verildiği, bu kuralın varlığına rağmen üyeleri ayrıca gizlilik baskısıaltında tutmanın kanun koyucunun amacını aşan bir nitelik taşıdığı, hâkimlikmesleğinin vakar ve şerefine uygun hareket etmek zorunda olan Anayasa Mahkemesiüyelerini 'oturumun ve oylamanın gizliliğini muhafaza' yükümlülüğüaltında tutmanın, onları baskı altında tutmak anlamına geldiği, diğer taraftan'oturum ve oylamanın gizliliği' sözcüklerinin belirsizlik içerdiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri; 140. maddesininikinci fıkrasında ise hâkimlerin mahkemelerin bağımsızlığına ve hâkimlikteminatına göre görev ifa edecekleri belirtilmiştir.
Dava konusu (ç) bendinin de yer aldığı Kanun'un 15. maddesinde,Anayasa Mahkemesi üyelerinin yükümlülükleri düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1)numaralı fıkrasının (a) bendinde, üyelerin hâkimlik mesleğinin vakar veşerefine uygun hareket etmek zorunda oldukları, görevleriyle bağdaşmayanherhangi bir faaliyette bulunamayacakları; (b) bendinde, geçerli birmazeretleri olmadıkça oturumlara katılmalarının gerektiği; (c) bendinde,Mahkemede görüşülmekte olan konularda görüş ve düşüncelerini açıklayamayacakları;dava konusu kural olan (ç) bendinde ise üyelerin oturumun ve oylamanıngizliliğini muhafaza edecekleri belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi üyeliği, Anayasa'nın 139., 140. ve 147.maddelerinde belirtilen bağımsızlık ve güvencelerden yararlanan, nitelikleri,kariyeri, seçimi, görev, yetki ve sorumlulukları Anayasa'da gösterilen veanayasal güvence altında bulunan bir görevdir. Anayasa Mahkemesi üyeleri sahipoldukları anayasal ve kanuni statü ve güvencelerle birlikte ayrıca baktıklarıdava ve işler ile ilgili olarak Kanun'da yer alan kurallar ile evrensel yargıetiği ilkelerine uygun olarak davranmak zorundadır. Bu zorunluluk yazılıkurallarla birlikte yazılı olmayan ve hâkimlik mesleğinin gereği olarak kabuledilen toplumsal değer yargılarıyla belirlenmektedir.
Dava konusu kuralda belirtilen 'oturum ve oylamanın gizliliğinimuhafaza etme' yükümlülüğü, üyelerin etki altında kalmadan, güven ortamındaserbestçe ifade edilen görüş ve düşüncelerinin dışarıya yansımasını önlemeyedönük bir düzenlemedir. Bu nedenle bu tür bir yükümlülüğe Kanun'da yerverilmesi Anayasa Mahkemesi üyelerine baskı şeklinde değerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 138. ve 140.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2- Fıkranın (e) Bendinde Yer Alan ''Başkanın izniyle'' İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(e) bendinde, üyelerin davet olundukları ulusal ve uluslararası kongre,konferans ve benzeri bilimsel toplantılara katılabilmelerinin Başkanın izninebırakılmasının üyelerin bağımsızlıkları ile bağdaşmadığı ayrıca, Anayasa'da,Mahkeme Başkanına özel olarak hiyerarşik bir görev ve yetki verilmediği, 'izin'verip vermeme konusunda da Başkana sınırları belirsiz bir takdir yetkisiverildiği, yetkinin belirsizlik içermesi nedeniyle hukuk güvenliği ilkesininzedelendiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7., 138., 140. ve 149.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimleringörevlerinde bağımsız oldukları belirtilmiş; ikinci fıkrasında, hiçbir organ,makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve talimat veremeyeceği kural altına alınmıştır. Anayasa'nın140. maddesinin ikinci fıkrasında ise hâkimlerin mahkemelerin bağımsızlığı vehâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa edecekleri belirtilmiştir.
Kanun'un 15. maddesinde Anayasa Mahkemesi üyelerininyükümlülükleri düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu kuralda, hâkimlik mesleğininvakar ve şerefine uygun hareket etmeyi, görevleriyle bağdaşmayan herhangi birfaaliyette bulunmamayı, geçerli bir mazeretleri olmadıkça oturumlara katılmayı,Mahkemede görüşülmekte olan konularda görüş ve düşüncelerini açıklamamayı vegörevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev almamayı üyelerin yükümlülükleriarasında saymıştır.
Kanun koyucu, Anayasa'nın 146. maddesinin son fıkrasındakidüzenlemeye paralel olarak ayrıca, dava konusu kuralın yer aldığı 15. maddenin(1) numaralı fıkrasının (e) bendinde, üyelerin resmî veya özel hiçbir görevalamayacaklarını belirttikten sonra bilimsel kongre ve konferansları bukapsamın dışında tutarak bu gibi toplantılara davetleri hâlindekatılabileceklerini belirtmiş ancak, Mahkemedeki yargısal faaliyetlerinaksamaması için katılımı izin koşuluna bağlamıştır.
Anayasa'nın 148. maddesinde yer verilen ve Anayasa Mahkemesiningörev ve yetkileri arasında sayılan, Genel Kurul, bölümler ve komisyonlarıngündeminde olan konuları görüşerek sonuca bağlamak, üyelerin asli görevleriolup öncelikli olarak yerine getirilmesi zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin, Anayasa'da belirtilen görevlerini aksatmadanyerine getirebilmesi, üyelerinin özverili çalışmalarının yanında buçalışmaların koordinasyonu ve Mahkemedeki asli görevlerinin sürekliliği iledoğrudan ilgilidir. Bu nedenle üyelerin Mahkeme dışı ulusal ve uluslararasıkongre, konferans ve benzeri bilimsel faaliyetlere katılımlarının gerek GenelKurul gerekse bireysel başvuruları inceleyecek bölümlerin asıl görevleriniifada herhangi bir soruna yol açmaması, bu toplantılara katılımın Mahkemeyitemsil ve idare yetkisi bulunan Başkan tarafından koordine edilmesiylemümkündür.
Ayrıca, dava konusu kuralda yer alan 'izin', Mahkemedekiyargısal faaliyetlerin zamanında yerine getirilmesi ile Mahkemenin verimli veuyumlu çalışmasının gereği olarak idari işlemler için Başkana verilmiş biryetki olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle üyelerin bilimsel toplantılarakatılmaları yargısal faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğinden butoplantılara katılımın Başkanın iznine bağlanmış olması Anayasa'da yer alanhâkimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkelerine aykırılık oluşturmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 138. ve 140.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 149. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bugörüşe katılmamışlardır.
F- Kanun'un 16. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesiile (5) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
1- (2) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınikinci cümlesinde, isimsiz ve imzasız veya adressiz olarak yapılan ancak, somutdelile dayanan ihbar ve şikayetlerin değerlendirmeye alınarak konu hakkındagerekli inceleme ve araştırma yapılmasının, 'müstear adla yapılan veyayapıldığı anlaşılan imzasız, adressiz' şikâyetlerin işleme konulmasınınyolunu açacağı, bu durumun hukuk devletinin ve ihbar ve şikâyet hakkınıngereklerini ihlal ettiği ayrıca, somut delil durumunun değerlendirmesininBaşkanın takdirine bırakılmasının Başkana, Anayasa'da öngörülmeyen geniş vebelirsiz bir takdir yetkisi verdiği, bu durumun yasama yetkisinin devriniteliğinde olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 74. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Kanun'un 16. maddesinde, Başkan ve üyeler hakkında yapılanşikayetlerin disiplin işlemleri ile bu işlemlerin inceleme ve soruşturma usulüdüzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında, Başkan ve üyeleringörevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları,kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılmasının Genel Kurulunkararına bağlı olduğu; (2) numaralı fıkrasında ise müstear adla yapılan veyayapıldığı anlaşılan imzasız, adressiz yahut belli bir olayı ve nedeni içermeyen,delilleri ve dayanakları gösterilmeyen ihbar ve şikayetlerin başkan tarafındanişleme konulmayacağı, ancak bu ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanmasıdurumunda konu hakkında gerekli inceleme ve araştırmanın yapılacağıbelirtilmiştir.
Bir kişi hakkında ceza veya disiplin soruşturması yapılmasının enönemli unsuru somut delilin varlığıdır. Somut delile dayanan bir iddia kimtarafından ileri sürülmüş olursa olsun, disiplin veya ceza kovuşturmasıaçılmasının ön şartı niteliğindedir. Kanun koyucu birinci cümlede somut deliledayanmamakla birlikte ayrıca isimsiz ve imzasız, belli bir olayı ve nedeniiçermeyen şikâyetlerin hukuken dikkate alınmayacağını belirtmiştir. Şikâyetinhukuken dikkate alınmamasının sebebi, iddianın somut bir delile dayanmamasıveya belirli bir olayı içermemesidir.
Somut bir delil veya belirli bir olayı içeren iddialarınispatlanabilir olması nedeniyle kanun koyucu bu nitelikleri taşıyanşikâyetlerin ciddiye alınması gereğini belirterek konu hakkında gerekliinceleme yapılmasını kurala bağlamıştır. Kanun koyucu, Başkan tarafından işlemekonulacak şikâyetlerde özellikle soyut nitelikli iddia yerine kanuni bir terimolan 'somut delil' kavramını kullanmıştır. Somut delile dayanan ihbar veşikâyetler kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın hukuki nitelik taşırlar.Hukuk devletinin gereği olan adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdürme görevi, hukuka aykırı fiil ve davranışları hakkında somut delilbulunan kişilerle ilgili gerekli soruşturma veya incelemenin yapılarak, hukukaaykırı fiillere gerekli yaptırımların uygulanması ile mümkündür. Bu nedenleadaletli bir hukuk düzeninin devamını sağlayıcı nitelikteki kuralın hukukdevleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Ayrıca, Anayasa'da kanunla düzenlenmesi yasak olan konular dışındayasama yetkisinin genelliği ilkesi gereğince her konu kanun koyucu tarafındankanunla düzenlenebilir. Bu nedenle somut delile dayanan ve hukuki bir niteliktaşıyan ihbar ve şikâyetlerin Mahkeme Başkanı tarafından işleme konulması, Anayasa'dayer verilmeyen bir yetkinin kanunla Mahkeme Başkanına tanınması anlamınıtaşımaz. Diğer taraftan, dava konusu kural bir kanun hükmü olup bu konudaidareye düzenleyici işlem yapma yetkisi vermediğinden yasama yetkisinindevrinden de söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 7. ve 74. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- (5) Numaralı Fıkranın Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 16. maddenin (5) numaralı fıkrasında,Genel Kurulca, soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde, Genel Kurulun,üyeler arasından üç kişiyi Soruşturma Kurulunu oluşturmak üzere seçeceğininbelirtildiği, dava konusu kuralla da Soruşturma Kuruluna, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun (CMK) Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilerinverildiği belirtilerek bu durumun Soruşturma Kurulunda görev alacakAnayasa Mahkemesi üyelerine, Anayasa'da yer verilmeyen bir yetki tanıma anlamınageleceği, Soruşturma Kurulunun, 'mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlikteminatı' esaslarına göre çalışan yargısal nitelikte bir kurum olmadığı,CMK'ya göre yapılan işlemler ile Cumhuriyet savcısına tanınan yetkilerinyargısal nitelikte olduğu, iddia hakkının, yargısal bütünlük dışınaçıkarılarak, Cumhuriyet savcısı dışında, üyeler tarafından yerinegetirilmesinin hukuk güvenliğini sarsan ve Anayasa'nın öngördüğü yargısalbütünlüğe uygun düşmeyen bir yaklaşım olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2.,9., 36., 140., 148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 149. maddesinin beşinci fıkrasında, Başkan,başkanvekilleri ve üyelerinin disiplin işlerinin kanunla düzenleneceğibelirtilmiştir. Bu çerçevede Kanun'un ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan16 ila 19. maddelerinde disiplin, suç ve cezai işler düzenlenmiştir.
Kanun'un 16. maddesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerihakkında disiplin işlemleri ile suç ve cezalara ilişkin inceleme ve soruşturmausulünü düzenleyen bir kuraldır. Maddedeki düzenlemeye göre ağır cezamahkemesinin görevine giren suçüstü halleri hariç Mahkeme başkan veya üyelerihakkında suç işlediklerine dair iddiaların inceleme ve soruşturulması, genelhükümlerden ayrık tutularak Kanun'un 16. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Dava konusu kuralda ise Başkan veya üyelerin görevlerindendoğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişiselsuçları ve disiplin eylemleri nedeniyle haklarında soruşturma açılmasına GenelKurulca karar verilmesi halinde, soruşturmayı yapacak olan ve Genel Kurulcaseçilen üç kişilik Soruşturma Kurulunun CMK'nın Cumhuriyet savcısına tanıdığıbütün yetkilere sahip olduğu belirtilmiştir.
Yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerinin görevleri sırasındaişledikleri iddia edilen suçlar ile kişisel suçları yönünden genel hükümlerdenfarklı soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi tutulmaları, yargı bağımsızlığı vetarafsızlığının gereğidir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, yargıbağımsızlığı ve hâkimlik teminatını göz önünde bulunduran, kişi güvenliğinisağlayarak her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu sürdüren devlettir.
Soruşturma Kurulunun, etkin ve teknik anlamda bir soruşturmayapabilmesi, bu Kurulun CMK'nın Cumhuriyet savcılarına tanıdığı yetkilerikullanmalarına bağlıdır. Gerek CMK'da olsun gerek diğer özel kanunlarda olsunCumhuriyet savcılarına verilen yetkiler görevleriyle bağlı, diğer bir ifade ileetkin bir soruşturma yapmalarını temin içindir. Bu yetkiler Anayasa'da yer alanhukuk devleti ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde suçun ve suçlununbelirlenmesi ve mahkeme önüne çıkarılması amacıyla verilmiş yetkilerdir.Dolayısıyla, bu yetkilerin aynı görevi yapacak olan Soruşturma Kurulunaverilmesi Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan ve adaletli bir hukuk düzenikurmayı amaçlayan hukuk devletinin gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 149.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 9., 36., 140. ve 148. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
G- Kanun'un 19. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ''GenelKurulun''İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 19. maddenin (2) numaralı fıkrasında 'üyeliktençekilmeye davet edilme cezasına karar verilebilmesi için Genel Kurulun üçte ikioy çokluğu aranır' denilerek, üyelikten çekilmeye davet edilme cezası için,yerinde olarak, nitelikli çoğunluğun arandığı ancak, Anayasa'nın 149.maddesinde Genel Kurulun en az 12 üye ile toplanacağının belirtildiği, üye tamsayısının 17 olduğu, Kanun'da herhangi bir niteleme yapılmadan 'Genel Kurul'sözcükleri kullanmakla yetinildiği, bu sözcüklerin 'üye tam sayısı' yada 'toplantıya katılan üyeler' nitelendirmesi yapılmadığı için soyut vebelirsiz olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 149. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanun koyucu,Başkan ve üyelerin, asli görevleri dışında resmî veya özel bir görev almalarıya da yaptıkları yeminle veya üyeliğin vakar ve şerefi ile bağdaşmayan,hizmetin aksamasına yol açan hâl ve hareketlerinin sabit görülmesi hâlinde,eylemin niteliğine göre, uyarma, kınama ya da üyelikten çekilmeye davet edilmecezalarından birisine karar verileceğini belirtmiş; (2) numaralı fıkrasında ise'Üyelikten çekilmeye davet edilme cezasına karar verilebilmesi için GenelKurulun üçte iki oy çokluğu aranır.' kuralına yer vermiştir.
Anayasa'nın 146. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin 17 üyedenkurulacağı, 149. maddesinde ise Genel Kurulun Başkan veya Başkanın görevlendirdiğibaşkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanacağı, kararlarını saltçoğunlukla alacağı belirtilmiştir. Anayasa'da, kararların özelliğine göre saltya da nitelikli çoğunluk belirlenirken, nitelikli çoğunluğun 'üyetamsayısına' ya da 'toplantıya katılan üyelerin sayısına' bağlıolacağı gösterilmiştir. Anayasa'nın 146. maddesinde, Başkan vebaşkanvekillerinin seçiminde, 'üye tam sayısının salt çoğunluğu'; 147.maddesinde, üyeliğin, görevini sağlık bakımından yerine getirmeyeceğinin kesinolarak anlaşılması halinde, 'üye tam sayısının salt çoğunluğu'; 149.maddesinde, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına yada Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için 'toplantıyakatılan üyelerin üçte iki çoğunluğu' öngörülmüştür. Anayasa'da belirtilenbu ayrık durumlar dışında Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanınbelirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında oniki üye ile toplanacak vekatılanların salt çoğunluğu ile karar alacaktır.
Anayasa'nın 149. maddesinde, Genel Kurula verilen görevleri yapmaküzere toplantı yeter sayısı ile toplanan heyet 'Genel Kurul' olarakifade edilmiştir. Dava konusu kuralda da Genel Kurulun en az toplantı yetersayısı ile toplanmış olması ve toplananların üçte ikisi ile karar almış olmasıkuralına yer verilmiştir. Bu nedenle, Anayasa'nın 149. maddesinin üçüncüfıkrasında yer alan 'toplantıya katılanların üçte iki oy çokluğu' kuralıile dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada belirtilen 'genel kurulun üçteiki oy çokluğu' kuralı arasında anlam ve sonuç bakımından herhangi bir farkbulunmamaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, kanuni düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir.Kuralda belirtilen oylama basit bir matematik hesabıyla anlaşılabilirolduğundan dava konusu kuralın hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönübulunmamaktadır.
Açıklanana nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 149.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Kanun'un 22. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ''Komisyonların''Sözcüğününİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasındabölümlerin kaç kişiden oluşup, kimin başkanlığında kaç kişiyle toplanacağı, 65.maddesinde de bölümlerin kararlarını salt çoğunlukla alacağının belirtildiğiancak, 'bireysel başvuru' gibi temel hak ve özgürlükleri çok yakından ilgilendirenbaşvuruların, 'kabul edilebilirlik' incelemesini yapacak olan vekararları kesin olan 'komisyonlar' için Kanun'da herhangi bir düzenlemeyapılmaksızın konunun doğrudan içtüzüğe bırakıldığı, bu durumun yasamayetkisinin devri niteliğinde olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7.,148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 2. maddesinin (g) bendinde, komisyonun tanımı, 'Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere oluşturulan kurul'olarak belirtilmiş ve Kanun'un diğer maddelerinde de doğrudan olmamaklabirlikte dolaylı olarak komisyonların görev ve yetkileri ile ilgili bazıdüzenlemelere yer verilmiştir.
Anayasa'nın 149. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde, 'Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir,';beşinci fıkrasının son cümlesinde ise 'Mahkemenin çalışma esasları, bölüm vekomisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı içtüzükle düzenlenir.'kuralı yer almaktadır. Anayasa'nın 149. maddesindeki düzenlemeye görekomisyonların kurulması kanun koyucunun takdirine bırakılırken bu komisyonlarınoluşumu ile kendi aralarındaki iş bölümü doğrudan Mahkemenin yapacağı içtüzüğebırakılmıştır.
Kanun koyucu, Anayasa'da yer alan bu düzenlemeyi aynen Kanun'aaktarmak suretiyle Anayasa koyucunun iradesine bağlı kalarak komisyonlarınoluşumu ve işbölümü ile ilgili düzenlemeleri içtüzüğe bırakmıştır.Komisyonlarla ilgili Kanun'da yer alan düzenlemeler incelendiğinde kanunkoyucunun bilinçli olarak diğer bir ifade ile Anayasa'ya bağlı kalarak hareketettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kural, Anayasa'nın 149.maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinin doğrudan yasaya aktarılmasındanibarettir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 149. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 148. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
I- Kanun'un 27. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, yazılı sınav ile mülakatın, adayların seçilmesive bu sistemin denetlenebilmesi yönünden herhangi bir farkının bulunmadığı, bunedenle mülakatın da yazılı sınav gibi açık ve belirgin olarak hiçbir sınırlamaolmaksızın denetlenebilmesinin gerektiği, ancak birçok yargı kararında mülakatsisteminin denetime uygun olmadığının belirtildiği, kanun koyucunun bu sorunuçözmesi gerekirken dava konusu kuralla mülakatta kayıt sisteminin engellendiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Kanun'un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, raportöryardımcısı adaylığı mülakatında, mülakat komisyonu üyelerince adaylarınKanun'da belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadıkları ayrı ayrı puan verilmeksuretiyle değerlendirileceği ve bu fıkranın her bir bendinde yazılıözelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirme yapılarakverilen puanların tutanağa geçirileceği, mülakatta bu tutanak haricindeherhangi bir kayıt sisteminin kullanılamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 70. maddesinde, her Türkün kamu hizmetlerine girmehakkının bulunduğu; 128. maddesinin ikinci fıkrasında ise memurların ve diğerkamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları veyükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük haklarının kanunladüzenleneceği ifade edilmiştir.
Devlet memurluğuna girişte yapılacak sınavların türü, biçimi ve usullerihakkında kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu ve bu yetkiyi kullanırkenkamu yararını gözeteceği açıktır. Anayasa Mahkemesi herhangi bir kuralla ilgiliolarak Anayasa'ya uygunluk denetimi yaparken o kuralın kamu yararınıgerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği veya kanun koyucunun iptali istenen kuraldaamaçladığı kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığını değil, incelenenkuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarıgözetilerek kanunlaştırılmış olup olmadığını incelemesi gerekir.
Dava konusu kuralda öngörülen düzenlemenin, herkes için geçerli,soyut ve genel hükümler içerdiği, Kanun'da mülakat komisyonu üyelerinin adayıdeğerlendirirken esas alacakları kriterlerin ayrı ayrı gösterildiği ve her biraday için yapılacak değerlendirmede, mülakat komisyonu üyelerinin her birininverdikleri puanların aritmetik ortalamasının alınacağının belirtildiği dikkatealındığında kuralın, kamu yararı amacıyla getirildiği açıktır.
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, yargı yetkisinin, idari eylem veişlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir suretteyerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı, yürütme görevinin kanunlardagösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak,idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargıkararı verilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu kural, mülakat sırasında herhangi bir kayıt sistemikullanılamayacağını hükme bağlamaktadır. Kimi yargı kararlarında yer alanmülakat veya sözlü sınavların kamerayla kayıt altına alınması ve böyleceyargısal denetimin daha kolay bir şekilde yapılabilmesine imkân tanınmasıyönündeki değerlendirmelerin, anayasal denetimde bağlayıcılığı bulunmamaktadır.Kuralda, idari yargı yolunu kapatan veya zorlaştıran bir hükme yerverilmediğinden, Anayasa'nın 125. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 125.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 36. maddesiyle de ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile ZehraAyla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
J- Kanun'un 33. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kural ile 'ihtiyaç duyulan alan','proje hazırlama, gerçekleştirme, işletme ve işlerliği', 'zaruri veistisnai haller', 'özel bir meslek bilgisi ve ihtisasını gerektiren iş'gibi soyut ve belirsiz alanlarda 'hizmet alımı yoluyla yerli ve yabancıuzman çalıştırma' konusunda Mahkeme Başkanına geniş, sınırsız, belirsiz vekeyfi uygulamalara neden olacak şekilde takdir yetkisi tanındığı, kuralda birtakım nitelendirmelerin yapılmış olmasının bu belirsizliği ortadankaldırmayacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 128. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, kanuni düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıcakamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifadeeder. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan,belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksalyaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisiniverdiğini bilmesidir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceğibelirtilmiştir.
5982 sayılı Kanunla Anayasa'nın 148. maddesinde yapılan değişikliksonucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları inceleme görevi verilmiştir.Mahkemenin bireysel başvuruları inceleme görevi ile diğer görevlerini gözönünde bulunduran kanun koyucu, yargı hizmetlerinin daha hızlı ve daha verimliyürütülebilmesi amacıyla gerek akademik gerek diğer alanlarda projelerinhazırlanması ve yürütülmesi için Kanun'un dava konusu olan 33. maddesinde,Mahkeme Başkanına, Mahkemenin ihtiyaç duyduğu alanlarda projelerinhazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olanzaruri ve istisnai hâllere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisi veihtisasını gerektiren işlerde, hizmet alımı yoluyla yerli ve yabancı uzmançalıştırma yetkisi tanımaktadır. Kanun koyucunun dava konusu kural ile tanıdığıyetkinin sınırlarını hem konu hem de kişi yönünden oldukça daraltarak istisnaibir düzenleme yaptığı görülmektedir. Bu nedenle dava konusu kuralda MahkemeBaşkanına verilen yetkinin, sınırları, çerçevesi ve kapsamı kanunla açıkçabelirlenmiş olduğundan yetki devrinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 128. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
K- Kanun'un 34. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının '...Mahkemeninhizmet birimlerinde çalışan 657 sayılı Kanuna tabi personel, Genel Sekreterinteklifi ve Başkanın uygun görmesi üzerine, mükteseplerine uygun olarak AdaletBakanlığınca Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı kadrolarına atanabilirler' Bölümününİncelenmesi
Dava dilekçesinde, idari çalışmalara yardımcı olmak üzere atananraportör yardımcıları hariç, idari personelin Adalet Bakanlığı kadrolarınaatanmasının Anayasa'nın 128. maddesine uygun olarak Kanunla düzenlenmesinekarşın bu konuda tüm yetki geniş, sınırsız ve belirsiz şekilde Genel Sekreterinteklifi üzerine Başkanın uygun görmesine bağlandığı, ayrıca kuralda hukukdevletinin gereği olan belirlilik ilkesine aykırı düzenleme yapıldığı veAnayasa'nın 7. maddesi gereğince kanun koyucunun temel ilkeleri koymadan,çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı,yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın2., 7. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 34. maddesi, idari personelin Adalet Bakanlığıkadrolarına atanmasını düzenlemektedir. Bu kurala göre, Kanun'un 27. maddenin(1) numaralı fıkrasına göre atananlar hariç, Mahkemenin hizmet birimlerindeçalışan 657 sayılı Kanun'a tabi personel, Genel Sekreterin teklifi ve Başkanınuygun görmesi üzerine, mükteseplerine uygun olarak Adalet Bakanlığınca Bakanlıkmerkez veya taşra teşkilatı kadrolarına atanabilirler.
Kuralda, Adalet Bakanlığı kadrolarına atanacak personelin mali vediğer haklarında herhangi bir kayıp olmaması için mükteseplerine uygun olarakatamalarının yapılacağı belirtilmiştir. Kamu hizmetlerinin verimli olarakyürütülmesinin şartlarından biri de çalışanların ödüllendirilmesi, çalışmayanveya verim alınamayan personelin de rotasyona tabi tutularak çalıştığı biriminveya yerin değiştirilmek suretiyle verimliliğinin artırılmasıdır. Çalışanlarınrotasyona tabi tutulmaları taşra teşkilatı olan kurumlar açısından kurum içirotasyon şeklinde yapılırken, Anayasa Mahkemesi gibi taşra teşkilatı olmayankurumlarda, bu personelin yine adalet hizmetlerinde istihdamı için AdaletBakanlığının merkez veya taşra teşkilatlarında değerlendirilmesi şeklindeolmaktadır.
Taşra teşkilatı bulunmayan kurumlar açısından personelverimliliğini artırmak için yapılacak rotasyonda, personelin bir başka kurumkadrolarına atanmaları bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır.
Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında, 'Memurların vediğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, haklarıve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunladüzenlenir.' denilmiştir. Anayasanın bu hükmü, memurların ve diğer kamugörevlilerinin anayasal ve kanuni güvence altına alınması amacını taşımaktadır.Memurların Anayasa'da belirtilen diğer hak ve yükümlülükleri ile birlikteatamalarının da Kanunla düzenlenmesi, bu konunun idari tasarruflara konuyapılmasını önleme amacı taşımaktadır. Kanun koyucu kamu personel rejimianlayışının gereği olarak Mahkeme'de görülen kamu hizmetinin verimliliğiniartırmak amacıyla Anayasa'nın 128. maddesine uygun olarak bu konuyu Kanunladüzenlemiştir.
Ayrıca, dava konusu kuralda atama işleminin Genel Sekreterinteklifi ve Başkanın onayıyla yapılacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesininidari teşkilatlanmasında Genel Sekreter ve Başkanın, kurumun idari yapısındasıralı en üst karar mercii oldukları, bu nedenle kanun koyucunun bu konudakitakdirinin Anayasa'nın 128. maddesinde memurlara ve kamu görevlilerine sağlanangüvenceleri ihlal eder nitelikte bulunmadığı açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti kavramının temelgereklerinden birisi de hukuk güvenliği ilkesidir. Hukukgüvenliği bireyin hukukî durumunun süreceği yönündeki beklentilerininbelli koşullar içinde güvence altına alınması anlamına gelir. Ancak hukukgüvenliği ilkesi zaman içinde değişen şartlara ve gelişen ihtiyaçlaragöre kanunlarda değişiklik yapılmasına engel değildir. Bir hukuk sisteminindeğişen ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip olması gerekir. Aksitakdirde hukuk sisteminin durağanlaşması ve toplumun dinamik yapısına uyumsağlayamayarak ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmesi kaçınılmazdır. Bu nedenlekanun koyucu Anayasa'da öngörülen koşullar çerçevesinde diğer alanlarda olduğugibi kamu görevlilerinin durumları ile ilgili olarak da kamu yararı amacıylabazı değişiklikler yapabilir. Dava konusu kuralda yer alan 'memurların atamaişlemi' niteliği itibarıyla dokunulmaz bir hukuki durum olmadığındankuralın hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 128.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 7. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
L- Kanun'un 36. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının 'Teklif' SözcüğününYanında Yer Alan 'Çoğunluğuna' Sözcüğünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 148. maddesinde, Anayasadeğişikliği ile ilgili olarak şekil denetiminin 'teklif ve oylama çoğunluğu'şeklinde ifade edildiği ancak, Kanun'da bu ifade değiştirilerek, 'teklifçoğunluğuna, oylama çoğunluğuna' şekline dönüştürüldüğü ve teklif de oylamada 'çoğunluğa' bağlandığı, Anayasa Mahkemesinin Anayasada yer alan 'teklifve oylama çoğunluğu' ifadesini, yorumlayarak 'teklif' ibaresini 'teklifçoğunluğu'ndan farklı ve bağımsız olarak değerlendirdiği, Anayasa Mahkemesikararlarının, yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamları, gerçek vetüzelkişileri bağladığı, kanun koyucunun da bu kurala uyması gerektiği, yasamayetkisi kullanan TBMM'nin de kaynağını Anayasa'dan almayan Devlet yetkisikullanamayacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 148. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Kanun'un 36. maddesinde, şekil bakımından iptal davası vesınırları düzenlenmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, Anayasadeğişikliklerinde şekil denetimi teklif çoğunluğuna, oylama çoğunluğuna veivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı ile sınırlandırılmıştır.Anayasa değişikliklerinin şekil denetiminin nasıl yapılacağına ilişkin 36.maddedeki düzenleme oldukça açık ve yoruma ihtiyaç duymayacak bir düzenlemedir.Kanun koyucu bu kural ile Anayasa değişikliklerinin şekil denetiminde gözönünde bulundurulması gereken 'teklif' edilebilme şartına Anayasa'nın175. maddesindeki gibi sayısal bir anlam yükleyerek bu maddedeki düzenlemeyeparalel bir kurala yer vermiştir.
Anayasa'nın 175. maddesinde, Anayasa'yı değiştirme yetkisininTBMM'ye ait olduğu, Meclisin bu yetkisini üye tamsayısının üçte birçoğunluğunun yazılı teklifi ve beşte üç çoğunluğunun kabul oyuylakullanabileceği öngörülmektedir.
Anayasa koyucu kanunların hem şekil hem de esas açısındanAnayasa'ya uygunluğunun denetimini öngörmüş ancak Anayasa değişikliklerindesadece şekil denetimine yer vererek, yasalaşma sürecini tamamlamış ve Anayasamaddeleri arasında yerini almış bir normun, Anayasa'nın diğer maddelerineaykırılığının teorik olarak mümkün olmadığını öngörerek, Anayasadeğişikliklerinin esas bakımından denetimi ile ilgili Anayasa'nın 148.maddesinde herhangi bir düzenleme yapmamıştır. Bu nedenle Anayasadeğişikliklerinin esas yönünden denetimine ilişkin Anayasada herhangi birdüzenlemeye yer verilmemiştir.
Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında, Anayasadeğişikliklerinde şekil bakımından denetimin 'teklif ve oylama çoğunluğuna,ivedilikle görüşülemeyeceği' şartına uyulup uyulmadığı hususları ilesınırlı olduğu belirtilmiştir. Fıkrada ifade edilen 'teklif ve oylamaçoğunluğu' ibaresindeki 'çoğunluk' lafzı dil bilgisi kurallarıdikkate alındığında sadece oylama kavramına münhasır olmayıp aynı zamandateklif kavramıyla da ilgilidir. Bu nedenle Anayasa'nın 148. maddesinde Anayasadeğişikliklerinin esas yönünden denetimine yer verilmediği gibi bunların biçimyönünden denetimleri de, teklif çoğunluğuna, oylama çoğunluğuna ve ivediliklegörüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı tutulmuştur.
Ayrıca, dava konusu kuralın yer aldığı 36. maddedeki düzenlemeninAnayasa'nın 148. ve 175. maddelerindeki düzenlemelerle aynı olduğu ve bumaddelerde sayma yöntemiyle belirlenen koşullardan eksik veya farklı birdenetim koşuluna yer verilmediği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasanın 148. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
M- Kanun'un 36. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının ''ve TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğünün'' Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'da, TBMM İçtüzüğü'nün şekil bakımındandenetimi için herhangi bir sınırlama getirilmediği halde, dava konusu kural ilebu konuda denetim sınırlaması getirilerek Anayasa hükmüne aykırı düzenlemeyapıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 148. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un 36. maddesinde, şekil bakımından iptal davası ve sınırıdüzenlenmiş, maddenin (1) numaralı fıkrasında, TBMM İçtüzüğü'nün şekildenetiminin tıpkı kanunlarda olduğu gibi son oylamanın öngörülen çoğunluklayapılıp yapılmadığı ile sınırlı tutulmuştur. Anayasa'nın 148. maddesindeanayasa koyucu, Anayasa değişiklikleri ile kanunların şekil denetiminin nasılyapılacağını Anayasa'da belirlemesine karşın, KHK'ler ile TBMM İçtüzüğü'nün şekildenetiminin kapsamı ve sınırları hakkında herhangi bir düzenlemeye yervermemiştir.
Kuşkusuz Anayasa'da bu konuda bir düzenlemenin bulunmaması TBMMİçtüzüğü'nün sınırsız bir şekil denetimine tabi tutulacağı veya Anayasa'da bukonu düzenlenmediğine göre Kanunla da düzenlenemez gibi yasama yetkisininasliliği ve genelliği ilkelerine tamamen aykırı bir yaklaşım ileri sürülemez.Anayasa değişiklikleri ile kanunların şekil denetiminin Anayasa'da düzenlenip,TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'da yer almaması tamamen anayasa koyucunun tercihidir.
Yasama yetkisinin genelliği ve asliliği ilkesi gereğince kanunkoyucu Anayasa'nın 148. maddesinde, TBMM İçtüzüğü için öngörülen şekildenetiminin kapsamını belirlemek amacıyla Kanun'da dava konusu kurala yervermiştir.
Anayasa'nın 6. maddesinin son fıkrası gereği yasama, yürütme veyargı organları da dahil olmak üzere hiçbir kimse veya organ kaynağınıAnayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Ancak burada kullanılacakdevlet yetkisinin kaynağının Anayasa olması zorunluluğu, yasama fonksiyonununkanun yapma özelliği dikkate alındığında yasama organı için farklı bir anlamihtiva etmektedir. Öncelikle yasama organı için kullanılacak devlet yetkisininAnayasa'dan kaynaklanması gereği, yasama organınca çıkarılacak her bir kanuniçin ayrıca yetkilendirilme zorunluluğu olarak yorumlanamaz. Aksi bir yorum,yasama yetkisinin asli bir yetki olmaktan çıkarılıp bağlı yetki halinegetirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, kullanılacak devlet yetkisininAnayasa'dan kaynaklanması gereğinin yasama organı açısından anlamı, yasamafonksiyonun başka herhangi bir organ tarafından değil sadece TBMM tarafındankullanılabilecek bir yetki olarak anlaşılması ve Anayasa'da yasaklanmamış heralanın düzenlenebileceğini ifade eder. Bu durumda gözetilmesi gereken teksınır, o konuda izin verici değil yasaklayıcı herhangi bir hükmün olup olmadığıhususudur. Dolayısıyla, Kanun'un 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, TBMMİçtüzüğü'nün şekil bakımından denetiminde Anayasa'da yer almayan düzenlemelereyer verilmesi, kaynağı Anayasa'da yer almayan bir devlet yetkisi kullanımıolarak değil, yasama yetkisinin genelliği ve asliliği ilkelerinin doğal birsonucu olarak görülmelidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 148. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Zehra AylaPERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
N- Kanun'un 36. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının ''kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanunundaöngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve BakanlarKurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı ' ' Bölümününİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'da, kanun hükmünde kararnamelerin şekilbakımından denetimi için herhangi bir sınırlama getirilmediği halde dava konusukural ile Anayasa hükmüne aykırı düzenleme yapıldığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 148. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 36. maddesinde, şekil bakımından iptal davası ve sınırıdüzenlenmiş, maddenin (1) numaralı fıkrasında kanun hükmünde kararnamelerinşekil denetiminin yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığıile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığıhususları ile sınırlı tutulmuştur.
Anayasa'nın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin, Anayasadeğişikliklerini, kanunları, kanun hükmünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğü'nü,şekil bakımından denetleyip karara bağlayacağı belirtilmiştir. Maddenin (2)numaralı fıkrasında, Anayasa değişiklikleri ile kanunların denetiminin nasılyapılacağı ve sınırları da gösterilmiş ancak kanun hükmünde kararnameler ileTBMM İçtüzüğü'nün şekil bakımından denetimi için herhangi bir düzenlemeye veyayasaklamaya yer verilmemiştir.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle kuralAnayasa'nın 91. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 91. maddesinde, sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklıkalmak üzere, Anayasa'nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yeralan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alansiyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceğibelirtilmiş; ikinci fıkrasında ise 'Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmündekararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süreiçerisinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.'kuralına yer verilmiştir.
Kanun koyucunun, Anayasa'nın 148. maddesi gereğince kanun hükmündekararnamelerin şekil denetiminin kapsamını belirlerken Anayasa'nın 91.maddesinde yer alan ilkeleri de gözeteceği açıktır. Dava konusu kuralda, kanunhükmünde kararnamelerin şekil denetiminin yetki kanununda öngörülen süre içindeçıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerininimzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlandırılması Anayasa'nın 91.maddesinde yer alan ve kanun hükmünde kararnamelerin taşıması gereken anayasalnitelikleri denetim dışında bırakmaktadır. Kanun koyucunun, dava konusukuralda, KHK'ların şekil denetiminin kapsamını belirlerken Anayasa'nın 91.maddesindeki ilkeleri dikkate almadan denetimin kapsamının daraltılmasıAnayasa'ya aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 91. maddesineaykırıdır. İptali gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.
O- Kanun'un 39. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 39. maddesinin (4) numaralı fıkrasıylaiptal davalarında Mahkemece esasın incelenmesine karar verilmesi hâlinde davadilekçesi ile eklerinin, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık ile iptal davası açmayayetkili siyasi parti gruplarına gönderileceği ve bu makamların iptal davasıyla ilgilideğerlendirilmek üzere yazılı görüş bildireceklerinin düzenlendiği, Kanun'dayer verilen bu düzenlemenin kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığıilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2.,9., 36., 138., 148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devletorganlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargıdenetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu; 138. maddesinde ise hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargıyetkisi kullanan mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı belirtilmiştir.
Kanun'un 'Eksikliklerin tamamlattırılması ve görüş bildirme'başlıklı 39. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında, iptal davasındaşekil şartları yönünden yapılacak incelemenin kapsamı ve varsa tespit edileneksikliklerin tamamlattırılması usulü belirtildikten sonra, maddenin (4)numaralı fıkrasında, esas bakımından incelenmesine karar verilen davalarda,dava dilekçesi ile eklerinin bir anlamda davanın tarafı sayılabilecek TBMMBaşkanlığına, Başbakanlığa ve iptal davası açmaya yetkili siyasi partigruplarına gönderilmesi ve bu makamların davayla ilgili olarak varsa yazılıgörüşlerini Mahkemeye bildirebilecekleri kurala bağlanmıştır.
Dava konusu düzenleme, iptal davalarıyla sınırlı olarakuygulanacak bir kural olmakla birlikte, belirtilen kurumlar açısından görüşbildirme bir zorunluluk olmayıp bu konu kurumların isteğine bırakılmıştır.Kuralda yazılı görüş bildirme yetkisi tanınan kurumlar bir kanunun yasalaşmasürecine katkısı ve ilgisi olan kurumlardır. Kanun koyucu soyut normdenetiminde sadece bazı kurumlara dava ile ilgili yazılı görüşlerini bildirmehakkı tanımamış ayrıca, Mahkemenin tam bir anayasallık denetimi yapabilmesiiçin gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarda bulunmak üzere ilgilileri vekonu hakkında bilgisi olanları çağırıp dinleyebileceğini de Kanun'un 43.maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtmiştir. Dava konusu kuralda yer alandüzenlemeler etkili ve adil bir yargılama yapılmasını kolaylaştıran yargılamausulüne ait haklardır. Usul kanunlarında davanın taraf veya ilgililerine davayakatkı sağlamaya yönelik bazı haklar tanınması adaletli bir hukuk düzeni kurup,sürdürmeyi ilke edinen hukuk devletinin gereği olarak görülmelidir.
Diğer taraftan, bir davanın tarafı veya ilgilisi konumunda bulunankurum veya kişilere görülmekte olan davanın konusuyla ilgili olarakgörüşlerinin sorulması ve bu kişilere bazı usuli haklar tanınması, Anayasa'nın138. maddesinde düzenlenen 'Hiçbir organ, makam veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.' şeklindeki kuralın kapsamındadeğerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 36.ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 9., 148. ve 149. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
P- Kanun'un 45. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan '...idarive yargısal...' Sözcükleri ile (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- (2) Numaralı Fıkrada Yer Alan '...idari ve yargısal...' Sözcüklerininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinKanun'da öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerektiğinin, Anayasa'nın 148.maddesinde ise başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolmasının gerektiğinin belirtildiği, Anayasa'da yer alan 'Olağan kanun yolu'ifadesinin Kanun'da 'idari ve yargısal' olmak üzere ikili ayrıma tabitutularak 'idari' başvuru yolunun da tüketilmiş olması şartıgetirildiği, bu durumun belirsizliğe ve karışıklığa neden olacağı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2., 36., 125. ve 148. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde,bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolmasının şart olduğu, beşinci fıkrasında ise bireysel başvuruya ilişkin usulve esasların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Kanun'un 45. maddesinde, bireysel başvuru hakkının kapsamıbelirlenmiştir. Kanun koyucu, maddenin (1) numaralı fıkrasında, herkesin,Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabileceği; dava konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralıfıkrasında ise bireysel başvuruda bulunabilmenin ön koşulu olarak ihlale nedenolduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için Kanun'da öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir.
Bireysel başvuru yolu bir istinaf veya temyiz yolu olmadığı gibiadli, idari veya askeri yargı yollarında gözetilmesi gereken hukukaaykırılıkların giderilmesinin talep edileceği yeni bir yargı yolu da değildir.Bireysel başvuru, kamu gücü tarafından anayasal bir hakkı ihlal edilenkişilerin bu ihlalin ortadan kaldırılmasını talep edecekleri bir hak aramayoludur. İdare ve yargı mercileri insan hakları ihlallerinin önlenmesinde dahaetkin bir konuma sahip olmaları nedeniyle bu ihlallerin önlenmesi açısındanöncelikli görev, tüm idari ve yargı mercilerine aittir. Bu nedenle söz konusu şikâyetlerinAnayasa Mahkemesi önüne getirilmeden önce ilgili mercilerden bu ihlalleringiderilmesi yoluna başvurulması bir zorunluluk olarak Anayasa'nın 148. veKanun'un 45. maddelerinde belirtilmiştir. Ayrıca, bireysel başvurununolağanüstü bir hak arama yolu olması nedeniyle, temel hak ihlallerinin idari veyargısal başvuru yolları tüketilmesine rağmen giderilememesi halinde AnayasaMahkemesine başvuru yapılabileceği kural altına alınmıştır.
Kanun'da yer verilen yargısal başvuru yollarıyla birlikte öncelikleidari başvuru yolunun da tüketilmiş olması gereği aslında olağan kanun yolundagözetilmesi gereken bir sırayı ifade etmektedir. Kanun yoluna başvurmadan önceidari yollara başvurarak ihlalin giderilmesinin istenmesi, sürecin doğalyapısının gereği olduğu açıktır.
Ayrıca, anayasal hükümler, doğası gereği genel ve soyut hükümlerolup kanunlar aracılığı ile somutlaştırılmaları gerekmektedir. Anayasa'nın 148.maddenin üçüncü fıkrasıyla bireysel başvuru öncesi yerine getirilmesi gereken 'olağankanun yollarının tüketilmesi' şartı, kanun koyucu tarafından Kanun'un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla açıklığa kavuşturulmuş; Anayasa'da yerverilen 'olağan kanun yollarından' anlaşılması gerekenin 'kanunlardaöngörülen idari ve yargısal yollar' olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 148. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
2- (3) Numaralı Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudanbireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ileAnayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin de bireysel başvurukonusu olamayacağının belirtildiği ancak Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncüfıkrasında kamu gücü tarafından kullanılan işlemler açısından herhangi birayrımın yapılmadığı, kanun koyucunun Anayasa'da öngörülmeyen bir sınırlamayı,kendi takdiri ile belirlemek suretiyle bazı sınırlamalar getirdiği belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 148. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, insan haklarınadayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukukauygun olan her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkında sahip olduğu belirtilmiş; 148. maddesindeise Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine yer verilmiştir.
Kanun'un 45. maddesinin dava konusu olan (3) numaralı fıkrasında,bireysel başvuru konusu yapılamayacak işlemler belirlenmiştir. Fıkradakidüzenlemeye göre, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhinedoğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasa'nınyargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvuru konusuyapılamayacaktır.
Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudanbireysel başvuru konusu yapılamaması, tamamen bireysel başvuru hakkınınniteliği ile ilgili olduğu gibi bu işlemlerin uygulanmadıkları sürecebireylerin herhangi bir hakkının ihlaline yol açabilecek niteliğe sahipbulunmamalarından da kaynaklanmaktadır. Yasama işlemleri soyut veya somut normdenetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olduğu gibiuygulanmaları bir hak ihlaline yol açmış ise bu işlem nedeniyle hakkı ihlaledilen kişi Anayasa Mahkemesine başvuru imkânına sahip bulunmaktadır. Aynışekilde düzenleyici idari işlemler de doğrudan Danıştay denetimine tabi olmaklabirlikte uygulanmaları bir hak ihlaline neden olmuş ise hakkı ihlal edilenaçısından Anayasa Mahkemesine başvuru imkânı bulunmaktadır. Diğer bir ifade ilebaşvurucuya somut bir olayda henüz uygulanmamış kanun veya düzenleyici idariişlemin sadece hukuk düzeninde var olması, kural olarak bireysel bir hakkınihlaline neden olmayacağı, dolayısıyla da bu işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı açıktır.
Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin bireyselbaşvuru konusu yapılamaması Anayasa gereğidir. Kanun koyucunun dava konusukuralda bu şekilde bir düzenlemeye yer vermesi tamamen Anayasa'nın bu konudakihükümlerinden kaynaklanmaktadır.
Dava konusu kuralda ayrıca, Anayasa Mahkemesi kararlarının dabireysel başvuru konusu olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 149. maddesininbirinci fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halindeçalışan bir Mahkemedir. Maddenin ikinci fıkrasında, bireysel başvurular hariçdiğer davaların Genel Kurul tarafından görüleceği, bireysel başvuruların isebölümlerce karara bağlanacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinindokuzuncu fıkrası ile 153. maddesinin birinci fıkrasında ise AnayasaMahkemesinin kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir.
Kanun koyucu yukarıda belirtilen Anayasa hükümleri ile AnayasaMahkemesinin çalışma ve yargılama usulüne ilişkin 149. maddesini göz önündebulundurarak Genel Kurul tarafından verilen ve Anayasa gereği kesin olankararların, bölümler tarafından yapılacak bir incelemenin konusu olamayacağınıbelirlemiştir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen veAnayasa'nın 148. ve 153. maddeleri hükmü gereğince kesin olan kararlar aleyhinebireysel başvuru yapılamaması hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması olarakdeğerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 36. ve148. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
R- Kanun'un 46. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının BirinciCümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralda, kamu tüzel kişilerininbireysel başvuru yapamayacağının belirtildiği, dolayısıyla bir idari işlem,eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel hakkı doğrudan etkilenen kamutüzel kişilerinin bireysel başvuru haklarının kanun koyucu tarafındanengellendiği ancak, Anayasa'nın 148. maddesinde 'herkes' denilmeksuretiyle her hangi bir sınırlama yapmadığı, Anayasa'nın 36. maddesinde dehiçbir ayrım yapılmaksızın 'herkes' sözcüğünün kullanıldığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 36. ve 148. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 148. maddesinin beşincifıkrasında ise bireysel başvuruya ilişkin usul ve esasların kanunladüzenleneceği belirtilmiştir.
Kanun'un 46. maddesinde, bireysel başvuru hakkına sahip olanlarbelirtilmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, bireysel başvuru hakkınınancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncelve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından kullanılacağıbelirtildikten sonra (2) numaralı fıkrasında kamu tüzel kişilerinin bireyselbaşvuru yapamayacağı, özel hukuk tüzel kişilerinin ise sadece tüzel kişiliğeait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuru yapabilecekleribelirtilmiştir.
Anayasalar genel ve soyut düzenlemeler içeren metinlerdir. Anayasa'nın148. maddesinde bireysel başvuruda bulunma hakkı herkese tanınmış bir hakolarak gözükmekle birlikte, Anayasa'da yer alan 'herkes' ibaresininkapsamında aynı zamanda kişilerin niteliğinden kaynaklanan nedenlerle bazıkısıtlamaları da içinde barındırdığının, kabulü gerekir.
Anayasa'nın 148. maddesinde yer alan 'herkes' ibaresinin,kamu gücü kullanan kamu tüzel kişilerini de kapsadığı şekilde anlaşılmayaelverişli olmadığı, bu konuda kanun koyucunun bireysel başvuruda bulunma ileilgili hak sahipleri yönünden takdir hakkının bulunduğunun da kabulü gerekir.
Bireysel başvuru yolu, Anayasa'da yer alan bütün hak veözgürlüklerin korunması için kabul edilmiş bir yol olmadığı gibi genel bir hakarama yolu da değildir. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hakarama özgürlüğünden de farklı bir niteliğe sahiptir. Anayasa'nın 36. maddesindeyer alan hak arama özgürlüğü genel mahkemelerin koruma işlevini düzenlerken,bireysel başvuru yolu daha özel, istisnai ve ikincil bir hak arama yolu olarakdüzenlenmiştir. Bu nedenle 36. maddede yer alan 'herkes' ibaresi ile148. maddede yer alan 'herkes' ibaresinin her iki maddede düzenlenen hakarama yollarının niteliğine uygun olarak yorumlanması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 36. ve 148.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
S- Kanun'un 47. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ''yazıişleri '' Sözcüklerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 47. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvuru dilekçelerinde herhangi bir eksikliğin bulunmasıhâlinde mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucuveya vekiline 15 günden az olmamak üzere süre verileceğinin belirtildiği, yazıişlerinin müdürlük olarak mahkemenin idari hizmet birimleri arasında sayıldığı,Anayasa'nın 148. maddesinde bireysel başvuruların Anayasa Mahkemesi tarafındankarara bağlanacağının hükme bağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 148.ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 148. maddesinin beşinci fıkrasında, bireysel başvuruyailişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği; 149. maddesinde ise bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar kurulabileceğiöngörülmüştür.
Kanun'un 47. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bireyselbaşvuruların Kanun ile içtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan yada mahkemeler veya yurtdışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılacağıbelirtildikten sonra devamı fıkralarda başvuru dilekçesinde bulunması gerekenhususlar ile başvuruya ilişkin bazı usul kurallarına yer verilmiştir.
Dava konusu kuralın da bulunduğu (6) numaralı fıkrada ise başvuruevraklarında herhangi bir eksiklik bulunması halinde mahkeme yazı işleritarafından bu eksikliğin giderilmesi için başvurucuya onbeş günü geçmemek üzerebir süre verileceği ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğintamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceğinin bildirileceğibelirtilmiştir.
Kanun'un 47. maddesine göre, yazı işleri tarafından yapılacak olanbildirim işlemi, Kanun ve İçtüzükte belirtilen ve başvuru dilekçesindebulunması gereken zorunlu unsurlarla ilgili varsa bir eksikliğin tespit vetebliğinden ibaret olup yargısal nitelik taşımayan idari bir işlemdir. Ayrıca,dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada, eksikliğin giderilmemesi hâlinde evrakıinceleyip başvurunun reddine karar vermesi şeklinde yazı işlerine verilmiş biryetki de bulunmamaktadır. Başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi Kanun'un 48. maddesinde düzenlenmiş ve bu konuda yetkininkomisyonlara ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle 47. maddenin (6) numaralıfıkrasında yazı işlerine verilen yetki, idari bir işlem olup yargısal faaliyetkapsamında değerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 148. ve 149.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
T- Kanun'un 49. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasındayer alan 'Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesihâlinde, başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. AdaletBakanlığı gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.'şeklindeki kuralın yargı bağımsızlığını zedelediği ayrıca bilgi için dahi olsadava dosyası niteliğindeki başvurunun bir örneğinin Adalet Bakanlığınagönderilmesinin başvuru sahipleriyle birlikte toplumu da adil yargılanmakonusunda kuşkuya sevk edeceği ve bireysel başvuru müessesesine olan güvenisarsacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 9., 36., 138.,148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin, adil yargılanma hakkınasahip olduğu; 138. maddesinde, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargıyetkisi kullanan mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı belirtilmiş; 148.maddesinin beşinci fıkrasında, bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar; 159.maddesinde ise Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usullerinin kanunladüzenleneceği kural altına alınmıştır.
Kanun'un 49. maddesinde, kabul edilebilirliğine karar verilenbireysel başvuruların esas incelemesinin bölümler tarafından yapılacağı, kabuledilebilirliğine karar verilen başvuruların bir örneğinin bilgi için AdaletBakanlığına gönderileceği ve Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde görüşünüyazılı olarak Mahkemeye bildireceği belirtilmiştir.
Kanun koyucu, Kanun'un 49. maddesinde, komisyonların ve bölümlerinbireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğineyönelik her türlü araştırma ve incelemeyi yapabileceği, başvuruyla ilgiligerekli görülen bilgi, belge ve delilleri ilgililerden isteyebileceği şeklindebir düzenleme getirerek, varsa bir ihlalin ortaya çıkarılması için gerekli usulkurallarına yer vermiştir. Ayrıca, kanun koyucu aynı maddede, Mahkemeningerekli görmesi halinde duruşma yapabileceği, gerekli tedbirleri alabileceği,Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hallerde, ilgili usul kanunlarının bireyselbaşvurunun niteliğine uygun olan hükümlerinin uygulanabileceğini belirtmiştir.
Bireysel başvuruda, davanın bir tarafında hakkı ihlal edildiğiniileri süren 'başvurucu' varken, diğer tarafta bu ihlale neden olduğuileri sürülen kamu otoritesi bulunmaktadır. Bu niteliği ile bireysel başvuru yoluAnayasa yargısından, diğer bir ifade ile soyut veya somut norm denetimindenayrılmaktadır.
Bu nedenle, kanun koyucunun bireysel başvuruların incelenmesiaşamasında varsa bir ihlalin ortaya çıkarılması için dava konusu kuralda olduğugibi bazı usul hukuku araçlarına yer vermesi, adil yargılamanın gereği olmaklabirlikte mahkemelerin bağımsızlığına müdahale ve mahkemelere verilen emir veyatalimat olarak da değerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 36., 138.ve 149. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 9. ve 148. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
U- Kanun'un 50. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasıylaAnayasa Mahkemesine yeniden yargılama yapılmasını isteme yetkisi verildiği,Anayasa'nın 148. maddesinde Mahkemenin bireysel başvurularda yetkisinin sadeceinsan hakları ihlallerinin tespitiyle sınırlı olduğu, Anayasa'da, bireyselbaşvuru kararlarıyla ilgili bir düzenleme yapılmadığı halde Kanunla kaynağınıAnayasa'dan almayan bir yetki tanınarak Anayasa Mahkemesine, diğer mahkemelerinüzerinde, Anayasanın 138. maddesine aykırı olarak Kanunla emir ve talimat vermeyolunun açıldığı ayrıca yeniden yargılamanın kanun koyucu tarafından dikteettirildiği ve dayatıldığı, oysa yeniden yargılamanın da Anayasanın 36. maddesikapsamında bir hak arama yolu olduğu ve bu hakkın kullanılmasının 36. maddedehakkı ihlal edilen taraflara tanındığı, bu nedenle kanun koyucu tarafından buhakkın Kanunla Anayasa Mahkemesine bırakılamayacağı, Kanunla Mahkemeye böylebir görevin verilemeyeceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 36., 138. ve148. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralın da yer aldığı Kanun'un 50. maddesinde, AnayasaMahkemesince esastan incelenen bireysel başvuru davaları sonunda verilecekkararlar ve bu kararların niteliği belirtilmiştir. Kanun koyucu, maddenin (1)numaralı fıkrasında, Mahkemenin esastan inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verebileceği, ihlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerede hükmedeceğini belirlemiştir.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında da tespit edilen ihlal, birmahkeme kararından kaynaklanmış ise ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderileceği,yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvuruculehine tazminata hükmedilebileceği veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolunun gösterilebileceği belirtilmiştir. Fıkranın üçüncü cümlesinde iseyeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar vereceği kural altına alınmıştır.
Anayasa'nın 148. maddesinde yapılan değişiklik sonucu bireyselbaşvuruları inceleyip karara bağlamak Anayasa Mahkemesinin görevleri arasınaeklenmiş, maddenin beşinci fıkrasında da bireysel başvuruya ilişkin usul veesasların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 148. maddesinde yer verilen bireysel başvuru yolu,dava dilekçesinde belirtildiği gibi sadece bir hakkın ihlal edilipedilmediğinin tespiti davası değil, bireylerin temel hak ve özgürlüklerininkamu gücü tarafından ihlalinin önlenmesi ve bir ihlal tespiti durumunda da buihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak veya meydana gelen zararı giderecekşekilde hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğindedir. Bu nedenle, kanunkoyucu bireysel başvurunun niteliğine uygun gerekli usul hükümlerine Kanun'dayer vererek, Anayasa Mahkemesinin görevinin sadece hak ihlallerinin tespitideğil, bu ihlali ortadan kaldıracak nitelikte kararlar verebilmesine imkântanıması olduğu açıktır.
Ayrıca, dava dilekçesinde belirtildiği gibi Anayasa'nın 148.maddesinde Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda yetkisinin sadece bir hakihlalinin tespitiyle sınırlı olduğu yönünde bir kural bulunmamaktadır. Yasamayetkisi genel ve asli bir yetki olup kanun koyucunun bir konuda düzenlemeyapabilmesi için Anayasa tarafından özel olarak yetkilendirilmiş olmasınaihtiyaç yoktur. Bu nedenle kanun koyucu Anayasa'da açıkça yasaklanmamış heralanda düzenleme yapabilir. Dava konusu kuralda yer alan düzenlemelerin de bukapsamda değerlendirilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 148. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 138. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
V- Kanun'un 65. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinciCümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 65. maddenin (1) numaralı fıkrasında, GenelKurul ve bölümlerin, kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alacağıbelirtildikten sonra, 'Oyların eşitliği hâlinde başkanın bulunduğu tarafıngörüşü doğrultusunda karar verilmiş olur.' denilerek, oyların eşitliğihalinde Başkana, Anayasa'da öngörülmeyen iki oy niteliği taşıyan bir güçverildiği, oy eşitlik ilkesinin hukuk devletinin en temel unsuru olduğubelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un 65. maddesinde, kanun koyucu, Mahkemenin toplantılardaoylama şekli ve karar nisabının nasıl uygulanması gerektiğine ilişkin kuralayer vererek, bölümlerin ve Genel Kurulun, kararlarını katılanların saltçoğunluğu ile alacağı, dava konusu kuralda da oyların eşitliği halinde MahkemeBaşkanının bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olacağıbelirlenmiştir.
Oyların eşitliği halinde Başkanın oyunun bulunduğu tarafa üstünlüktanınması yönteminin diğer bazı yüksek mahkeme kanunlarında olduğu gibi,mukayeseli hukuk açısından da uygulanan ve benimsenen bir usul olduğugörülmektedir. İç hukukta benzer düzenlemelerin diğer yüksek mahkemekanunlarında da yer aldığı, mukayeseli hukukta ise aynı yöntemin İtalya,Fransa, İspanya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi ülkelertarafından da kabul edilmiş bir uygulama olduğu görülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik birhukuk devleti olduğu; 149. maddesinde, Mahkemenin iki bölüm ve Genel Kurulhalinde çalışacağı, bölümlerin başkanvekilinin başkanlığında dört üye iletoplanacağı, Genel Kurulun ise Başkan veya Başkanın belirleyeceğibaşkanvekilinin başkanlığında oniki üye ile toplanacağı, Genel Kurul vebölümlerin kararlarını salt çoğunlukla alacağı belirtilmiştir.
Anayasa koyucu, toplantı yeter sayısını en az onüç olarakbelirlemekle birlikte, Genel Kurulun 14 veya 16 üye ile toplanması durumunda,oyların eşitliği halinde kararın hangi yönde verildiğine ilişkin birdüzenlemeye Anayasa'da yer vermemiştir. Dolayısıyla, bu konuda kanunla birdüzenleme yapılmasının gerekliliği açıktır.
Yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkesi gereğince kanunkoyucu bu alandaki boşluğu Kanun'un 65. maddesindeki dava konusu kural iledüzenlemiştir. Anayasa'da düzenlenmemiş bir alanın kanun koyucunun takdirinebırakıldığı, Anayasa'nın temel ilkeleri ile yasaklayıcı hükümlerine aykırı olmamakkaydıyla, bu konudaki tercihin kanun koyucunun takdiri kapsamında kaldığı kabuledilmelidir.
Anayasa'da düzenlenmediği için uygulamada belirsizliğe yol açacakbir alanın, öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlenmesi,Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin gereğidir. Bu nedenle,Anayasa'da yer verilmeyen Mahkeme Genel Kurulunun çift sayıyla toplanmasıdurumunda oyların eşitliği sonucu ortaya çıkan belirsizliği kanun koyucununkanunla düzenlemesi hukuk devletine aykırılık oluşturmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 149.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile ZehraAyla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Y- Geçici 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci CümlesindeYer Alan ''görevleri, bu kanunun yayımı tarihinde sona erer' İbaresive İkinci Cümlesinde Yer Alan ''ya da Adalet Bakanlığı teşkilatında'' İbaresiile (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ''birinci fıkrada sayılanlarhariç'' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, geçiş hükümlerinin düzenlendiği geçici 1.maddenin (1) numaralı fıkrasında, Mahkeme bünyesinde yer alan müdürlükler ileuzman kadrosunda bulunan personelin kanunla görevlerine son verilerek AdaletBakanlığı teşkilatında başka bir kadroya atandıkları, yapılan budeğişikliklerin hiçbir ihtiyaç belirtilmeden ve gerekçe gösterilmedenyapıldığı, kurum birleşmesi ve tasfiyesi gibi bir değişiklik olmadan yapılan budeğişikliğin boşalan görevlere yeni atamalar yapılarak kadrolaşma amacınıtaşıdığı, hizmetin gereklerinin ve kamu düzeninin esas alınmadığı bir tasfiyeöngörüldüğü belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. ve 128. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 148. ve devamı maddelerinde yapılan değişiklik sonucuMahkemenin yapısı, üye sayısı ile görev ve yetkilerinde önemli değişiklikleryapılmış, Mahkemeye diğer görevlerinin yanında bireysel başvuruları da incelemegörevi verilmiştir. Anayasa'da yapılan değişikliklere paralel olarak Kanun ileMahkemenin teşkilat yapısında değişiklik yapılarak, verimli olmayan müdürlüklertek çatı altında birleştirilmiş, bazı birimlere ise Kanun'da yer verilmeyerek,on sekiz olan müdürlük sayısı sekize düşürülmüştür
Mahkemenin daha dinamik bir yapıya kavuşturularak, idariişleyişiyle ilgili hızlı ve yerinde karar almasını sağlayarak kamu hizmetindeverimi artırmak amacıyla yapılan bu değişiklik sonucu kadrosu bulunmayan ancak,müdür olarak görev yapan personelin durumlarının belirsizlikten kurtarılması amacıylada Kanun'un geçici 1. maddesinde bazı kurallar belirlenmiştir. Maddenin davakonusu kuralların da yer aldığı (1) numaralı fıkrasında, 'Anayasa MahkemesiBaşkanlığında; Genel Sekreter Yardımcısı, Yazı İşleri Müdürü, Basın ve Halklaİlişkiler Müdürü, Kararlar Müdürü, Özel Kalem Müdürü, Arşiv Müdürü, Mali İşlerMüdürü, Bilgi İşlem Müdürü, İkmal Müdürü, Personel ve Eğitim Müdürü, Yayınİşleri Müdürü, Kütüphane Müdürü, İdarî İşler Müdürü, Müdür, Ayniyat Saymanı veSivil Savunma Uzmanı kadro unvanlı görevlerde bulunanların görevleri, buKanunun yayımı tarihinde sona erer. Bunlar en geç altı ay içinde Mahkemede yada Adalet Bakanlığı teşkilatında derece ve kademelerine uygun kadrolaraatanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadar Başkanlıkça durumlarına uygun işlerdegörevlendirilebilirler. Bunlar, yeni bir kadroya atanıncaya kadar, eskikadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar ile diğermali haklarını almaya devam ederler. Söz konusu personelin, atandıkları yenikadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malihaklar toplamı, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam vetazminatlar ile diğer mali hakları net tutarından az olması hâlinde, aradakifark, farklılık giderilinceye kadar, atandıkları kadrolarda kaldıkları süreceherhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.' hükmüyer almaktadır.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise Başkanlığa ait kadrolardabulunanlardan, (1) numaralı fıkrada sayılanlar hariç kadro ve görev unvanları değişmeyenlerinbaşkanlığa ait aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılacakları kuralına yerverilmiştir. Maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan 'birinci fıkradasayılanlar hariç' şeklindeki ibarenin de iptali talep edilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesindeki 'hukuk devleti' ilkesigereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararınıgerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılıksorunu çözümlenirken 'kamu yararı' konusunda Anayasa Mahkemesininyapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ilesınırlıdır.
Mahkemenin idari teşkilat olarak daha dinamik bir yapıyakavuşturulması amacıyla bazı müdürlüklerin birleştirilmesi sonucu bu kadrolardagörev yapan personelin kadrosuzluktan dolayı başka görevlere veya AdaletBakanlığı kadrolarına atanmalarını öngören kuralın kamu yararı amacı taşıdığıaçıktır.
Hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden birisi kazanılmışhaklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliğiilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan,tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğinedönüşmüş haktır. İptali istenilen kurallarda kişilerin bulunduğu statülerdendoğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacakniteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden dava konusukuralın kazanılmış hakları ihlal ettiği söylenemez.
Anayasa'nın 128. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamugörevlilerinin nitelikleri, atanmaları görev ve yetkileri, hakları veyükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunladüzenleneceği belirtilmiştir.
Kanun koyucu tarafından dava konusu kuralda, Mahkemenin teşkilatyapısındaki değişiklik nedeniyle kadrosu kaldırılan personelin görevlerinin,yasanın yürürlüğe girdiği tarihte sona ermesini ve bu kişilerin en geç altı ayiçinde Mahkemede ya da Adalet Bakanlığı teşkilatında derece ve kademelerineuygun kadrolara atanmaları öngörülmüştür. Düzenlemenin emredici nitelikteolması ve dava konusu kural kapsamında bulunan memurların atama ve özlükişleriyle ilgili hükümlerin kanunla düzenlendiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 128.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Z- Kanun'un 77. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 77. maddesinde, 'Bu Kanunhükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.' denilerek, Anayasa MahkemesiKanunu'nun yürütmesinin, yürütme organı olan Bakanlar Kuruluna bırakıldığı,Anayasayla kurulan, üyeleri ve nitelikleri Anayasayla belirlenen, görev veyetkileri, çalışma ve yargılama usulü ile kararları Anayasa'da gösterilen,Anayasa Mahkemesinin, yürütme organı içinde bir kurum olmadığı, Kanun'uyürüten organın, aynı zamanda, hukuksal yetki ve sorumluluğu üstlenen organolduğu, Anayasa'da, Bakanlar Kuruluna, Anayasa Mahkemesinin, görev, yetki,çalışma ve yargılama alanıyla ilgili bir yetki ve sorumluluk verilmediği, bunedenle dava konusu kuralın soyut, belirsiz, öngörülemez, yaşama geçmesive uygulanması olanaklı olmayan bir düzenleme anlamına geldiği, hukuk devletindeböyle bir kuralının kabul edilemeyeceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 2., 9., 148. ve 149. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Anayasa'nın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin görev veyetkileri; 149. maddesinde, çalışma ve yargılama usulleri düzenlenmiş, maddeninbeşinci fıkrasında ise Mahkemenin kuruluşu, genel kurul ve bölümlerin yargılamausullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Kanun koyucu, 6216 sayılı Kanun'u yaparak yasalaştırmış ve 77.maddesinde Kanun'un yürütmesinin Bakanlar Kurulu tarafından yerinegetirileceğini belirlemiştir.
Anayasa'nın 109. maddesinde, Bakanlar Kurulu'nun, Başbakan vebakanlardan oluşacağı; 112. maddesinde ise Başbakan'ın, Bakanlar Kurulu'nunbaşkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı ve hükümetin genelsiyasetinin yürütülmesini gözeteceği, Bakanlar Kurulu'nun da bu siyasetinyürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı öngörülmüştür.
Bakanlar Kurulu, genel yürütme yetkisine sahip tek organdır. Bunedenle Anayasa'da ve kanunlarda bu Kurulun görev ve yetkileri tek tek saymayöntemiyle belirtilmemiştir. Anayasa'nın ve kanunların kendisine verdiğigörevleri yerine getirdiği gibi kanunların uygulanması ile ilgili bütüngörevleri de yerine getirir. Bir kanunun bakanlar kurulu tarafındanyürütüleceğini belirtmek, o kanunun içerisinde düzenlenen her görevin yürütmetarafından yerine getirileceği anlamı taşımamaktadır. Kanunlarda yer verilenyürütme maddesi soyut, genel ve bir anlamda sembolik bir yetkiyi içermektedir.Bu nedenle 6216 sayılı Kanun'un yürütülmesi görevinin Bakanlar Kurulunabırakılması, Mahkeme'nin faaliyet alanına yürütmenin müdahalesi olarakdeğerlendirilemez.
Diğer taraftan, mahkemelerin teşkilat kanunları ile diğer kanunlararasında bir bağlantının bulunduğu, özellikle personel ve mali haklar, atamaemeklilik ve sosyal haklarla ilgili kanunların yürütülmesinde siyasisorumluluğun Bakanlar Kuruluna ait olduğu, dolayısıyla yargısal faaliyetlerindışında kalan alanların yürütülmesi işleminin Bakanlar Kurulunun genel yürütmeyetkisi kapsamında kalan idari bir görev olarak değerlendirilmesi gerektiğiaçıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusukural Anayasa'nın 2., 148. ve 149. maddelerine aykırı değildir.İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasanın Başlangıç'ı ve 9. maddesi ileilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un:
A- 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ''kanun hükmündekararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıpçıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarınınbulunup bulunmadığı ' ' bölümüne ilişkin yürürlüğün durdurulmasıisteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yeralan '' veya yaptırmak'sözcüklerine,
2- 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, (b) bendinde yeralan '' yapıyor '' sözcüğüne ve (c) bendinin (3) numaralı altbendinin '' Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi ya da biryükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşar yardımcısı,büyükelçi veya vali olmak'bölümüne,
3- 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine,
4- 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendine,
5- 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, (ç) bendine ve (e)bendinde yer alan '' Başkanın izniyle '' sözcüklerine,
6- 16. maddesinin, (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi ile (5)numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,
7- 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''Genel Kurulun '' sözcüklerine,
8- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''komisyonların '' sözcüğüne,
9- 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesine,
10- 33. maddesine,
11- 34. maddesinin (1) numaralı fıkrasının '' Mahkemeninhizmet birimlerinde çalışan 657 sayılı Kanuna tabi personel, Genel Sekreterinteklifi ve Başkanın uygun görmesi üzerine, mükteseplerine uygun olarak AdaletBakanlığınca Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı kadrolarınaatanabilirler' bölümüne,
12- 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, 'teklif' sözcüğününyanında yer alan '' çoğunluğuna '' sözcüğü ile '' veTürkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün '' bölümüne,
13- 39. maddesinin (4) numaralı fıkrasına,
14- 45. maddesinin, (2) numaralı fıkrasında yer alan ''idari ve yargısal '' sözcükleri ile (3) numaralı fıkrasına,
15- 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
16- 47. maddesinin (6) numaralı fıkrasında yer alan ''yazı işleri '' sözcüklerine,
17- 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
18- 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
19- 55. maddesinin, (2) numaralı fıkrasının son cümlesi ile (3)numaralı fıkrasına,
20- 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
21- Geçici 1. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan ''görevleri, bu Kanunun yayımı tarihinde sona erer' ibaresi ile ikincicümlesinde yer alan '' ya da Adalet Bakanlığı teşkilatında ''ibaresine,
b- (2) numaralı fıkrasında yer alan '' birinci fıkradasayılanlar hariç '' ibaresine,
22- 77. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 1.3.2012 günlü, E.2011/59, K.2012/34sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, bent, cümle, bölüm, ibare vesözcüklere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
1.3.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu VeYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un:
1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yeralan '' veya yaptırmak' sözcüklerinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN'inkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;
a- (b) bendinde yer alan '' yapıyor '' sözcüğününAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin ''Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi ya da bir yükseköğretim kurumunun rektörveya dekanı ya da müsteşar, müsteşar yardımcısı, büyükelçi veya vali olmak' bölümününAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d)bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
4- 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a- (ç) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (e) bendinde yer alan '' Başkanın izniyle '' sözcüklerininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,Mehmet ERTEN ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
6- 16. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (5) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
7- 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''Genel Kurulun '' sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ''komisyonların '' sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
9- 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
10- 33. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11- 34. maddesinin (1) numaralı fıkrasının '' Mahkemenin hizmet birimlerinde çalışan 657 sayılıKanuna tabi personel, Genel Sekreterin teklifi ve Başkanın uygun görmesiüzerine, mükteseplerine uygun olarak Adalet Bakanlığınca Bakanlık merkez vetaşra teşkilatı kadrolarına atanabilirler' bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
12- 36. maddesinin (1) numaralıfıkrasının;
a- 'teklif' sözcüğünün yanında yer alan ''çoğunluğuna '' sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- '' ve Türkiye BüyükMillet Meclisi İçtüzüğünün '' bölümünün Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, FulyaKANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
c- ''kanun hükmünde kararnamelerin iseyetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanıve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı ' 'bölümünün Anayasa'yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
13- 39. maddesinin (4) numaralıfıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
14- 45. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasında yer alan '' idari veyargısal '' sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15- 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
16- 47. maddesinin (6) numaralı fıkrasında yer alan ''yazı işleri '' sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17- 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18- 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
19- 55. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasının son cümlesinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
20- 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
21- Geçici 1. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''görevleri, bu Kanunun yayımı tarihinde sona erer' ibaresininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan '' yada Adalet Bakanlığı teşkilatında '' ibaresinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- (2) numaralı fıkrasında yer alan '' birincifıkrada sayılanlar hariç '' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
22- 77. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
1.3.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY
Anayasa'nın 148. maddesi, Anayasa Mahkemesinin;
1) Kanunları,
2) Kanun Hükmünde Kararnameleri,
3) Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün,
ŞEKİL ve ESAS bakımından uygunluk denetimini yapacağını
ŞEKİL bakımından denetiminin ise;
1) Kanunlarda; son oylamanın öngörülen çoğunlukta yapılıpyapılmadığı,
2) Anayasa değişikliklerinde;
- Teklif ve oylama çoğunluğuna
- ivedilikle görüşülemeyeceği şartına
Uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı olduğunu YAZMIŞTIR.
Kalan denetlenebilen mevzuat için ise bir açıklama, sınırlama yada KANUNLA düzenlenebileceği gibi anayasal bir ifade YOKTUR. Bu ifade olmadıkçada denetime müdahale sayılacak kural ile getirilen 6216 sayılı Yasa'nın 36maddesinin birinci fıkrasında yer alan sınırlamanın yasal dayanağı varsayılamaz.
Yasama yetkisinin genelliği ve asliliği ilkesi yasa koyucuya ilkELDEN ve doğrudan 'MADDE 36- (1) Şekil bakımından denetim; Anayasadeğişikliklerinde teklif çoğunluğuna, oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceğişartına uyulup uyulmadığı; kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüğünün son oylamasının öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı'şeklindeki düzenleme alanı serbestisi getiriyorsa da yetkisinin kaynağınınmeşruluğu ve varlık nedeninin bulunmuş olması da kaçınılmaz olacaktır.Mahkemenin denetim alanını ve niteliğini belirleyen Anayasa'nın 148.maddesindeki normatif düzenleme, şekil denetiminde son oylamanın öngörülençoğunlukta yapılıp yapılmadığına ilişkin denetim şartını iç tüzük değişikliklerindekanun Hükmünde Kararnameler gibi alan dışında bırakmış onu (İçtüzüğü) kanunlarile aynı kategoride değerlendirmemiştir.
Bu hali ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü şekildenetiminde herhangi bir sınıra uymadan denetlenebilecek iken iptali istenenkuralda getirilen sınırlama ile, (örneğin, kanun tasarı ve teklifleriningörüşülme usulüne tabii bir iç tüzük değişikliği sırasında, toplantı ya dakarar yeter sayısı eksikliği uyarısı ve sayımı istemini dikkate almaksızın tümüoylanmış bir iç tüzük değişikliği teklifinde sonuca müessir bir usulü eksiklikgörmezden gelindiğinde,) denetlenebilecek alanın yalnızca sadece son oylamaçoğunluğunun varlığını aramaya yönelik olması halinde görmezden gelineneksiklik yönünden İçtüzük değişiklikleri içinde olası hukuksuzluklarbarındırabilecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğünün 81. maddesinin ikincifıkrasında ki gibi talebe rağmen açık oy yerine işaretle yapılan oylamada sonoylamanın öngörülen çoğunluğa eriştiğinin denetimi nasıl yapılabilecek, sadecebu fiilin tespit ve varlığına indirgenmiş denetim yapılmış olabilecekmidir. Çokçeşitli uygulama sorunlarını da beraberinde getiren kural bu gibi haklınedenler ile Anayasa koyucu tarafından 148. maddesinde kanunlardan farklıkategoride ele alınmış ve denetimine sınırlama getirilmemiştir. Bu halde içtüzük denetiminde yasa ile düzenleme yapıp Anayasa'ya aykırı bir şekildeAnayasa Mahkemesinin görev alanı sınırlandırılamaz.
Anayasa ilgili maddesinde yer almayan sınırlama ilkelerinigenişletip takdir hakkı kapsamında kurala taşıyan ve yasa koyucu tarafındanyasaklanmamış alanların düzenlenebilmesinde sınırsız serbestlik anlayışınıyansıtan çoğunluk görüşüne katılınmamıştır. Kural Anayasa'nın 148. maddesineaykırıdır iptali gerekir.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- Yasa'nın 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (e) Bendinde YerAlan 'veya yaptırmak' Sözcükleri Yönünden
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde, 'siyasipartilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunundenetimini yapmak veya yaptırmak' Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileriarasında sayılmış, bu bende yönelik iptal istemi ise 'veya yaptırmak'sözcükleriyle sınırlı tutulmuştur.
Anayasa'nın 69. maddesinin üçüncü fıkrasında, 'Siyasi partileringelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralınuygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin maledinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususundenetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunlagösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirkenSayıştay'dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesi'nin bu denetim sonunda vereceğikararlar kesindir.' denilmektedir. Buna göre, siyasi partilerin mali denetiminiyapmak, münhasıran Anayasa Mahkemesi'ne ait bir görev olup, söz konusudenetimin başka bir kurum veya kuruluşa yaptırılması olanaklı değildir.Sayıştay'dan sağlanacak yardımın ise 'yaptırmak' kapsamında olmadığı açıktır.6216 sayılı Yasa'nın siyasi partilerin mali denetiminin düzenlendiği 55. ve 56.maddelerinde yer alan kurallardan, yapılacak mali denetimin Anayasa ile uyumluolarak Anayasa Mahkemesi'nin görev ve sorumluluğu içinde kaldığıanlaşılmaktadır. Ancak, bu durumun, Mahkeme'ye Anayasa ile belirlenen görevsınırlarını aşacak biçimde yetki veren dava konusu sözcüklerin, Anayasa'yaaykırılığı sorununu ortadan kaldırmayacağı açıktır.
Belirtilen nedenlerle Anayasa'ya aykırı olan dava konususözcüklerin, iptal edilerek; yasa kuralının her türlü duraksamayı önleyecek biriçeriğe kavuşturulması gerekirken yorumlu ret kararı ile belirtilen sözcükleringeçerliliğini sürdürmesine izin verilmesi Anayasa'nın üstünlüğü ve anayasaldenetimin amaçları ile bağdaşmamaktadır.
II- Yasa'nın 15. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (e) BendindeYer Alan 'Başkanın izniyle' Sözcükleri Yönünden
6216 sayılı Yasa'nın 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)bendinde üyelerin, davet olundukları ulusal ve uluslararası kongre, konferansve benzeri bilimsel toplantılara Başkanın izniyle katılabilecekleri öngörülmüş,dava dilekçesinde, Kural'da yer alan 'başkanın izniyle' sözcüklerininAnayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali istenmiştir.
Dava konusu kuralla üyelerin her türlü bilimsel toplantıyakonuşmacı veya izleyici olarak katılımları Başkan'ın iznine bağlanmıştır.
Anayasa'nın 26. maddesine göre, herkes, düşünce ve kanaatlerinisöz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veyayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızınhaber veya fikir almak, ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu özgürlüğün,maddede sayılan nedenlerle sınırlanabilmesi olanaklı ise de üyelerin bilimseltoplantılara katılabilmeleri, sınırlamaya esas alınacak konular arasında yeralmamaktadır. Üyelerin bilimsel toplantılara katılarak bilgi alış verişindebulunmalarının, bunun sonucu olarak karar verme sürecinde bilimsel verilerdende yararlanmalarının yargılama faaliyetlerinin daha ileri noktalarataşınmasındaki önemi yadsınamaz. Mahkeme'nin çalışma düzenini gözeterek, bilgive deneyimleri çerçevesinde hangi toplantıya konuşmacı ya da izleyici olarakkatılacağı her üyenin kendi takdir ve değerlendirmesi içinde kalan birhusustur.
Açıklanan nedenlerle dava konusu sözcüklerin hizmetin gerekleriylebağdaşmadığı gibi, Anayasa ile de uyum içinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III- Yasa'nın 27. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Son TümcesiYönünden
6216 sayılı Yasa'nın 27. Maddesinin, Mahkeme'ye raportöryardımcısı olarak atanacakların, giriş sınavlarında yapılacak mülâkatıdüzenleyen (4) numaralı fıkrasının son cümlesinde, 'Bunun dışında mülâkat ileilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılamaz.' denilerek, bu konudasınırlayıcı bir kural getirilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren tüm eylem ve işlemlerini objektif esaslara bağlayarakyargı denetimine açan, adil yargılanma hakkını sağlayan devlettir. Yasakoyucunun, bu doğrultuda düzenlemeler yaparak hukuk devletini yaşama geçirmekleyükümlü olduğu gözetildiğinde idarenin, personel alımında uyguladığı mülâkatta,yargısal denetimi kolaylaştırmak amacıyla kayıt sistemi ya da başka bir yöntemiuygulamasının engellenmesi, öncelikle hukuk devleti anlayışınınözümsenemediğinin göstergesidir. Kamu hizmetinin özelliğine göre istihdamedilecek kişilerde hangi vasıfların aranacağının ve göreve alınmada nasıl biryöntem uygulanacağının objektif esaslara göre belirlenmesi ve hiçbir kuşkuyayer vermeyecek şekilde sonuca ulaşılmasının sağlanması idarenin sorumluluğualtındadır. Bu sorumluluğun, gereği gibi yerine getirebilmesi için idarenintakdir yetkisini kullanarak belirleyeceği yöntemlere yasa ile müdahaleedilmesi, hukuk devleti olma iddiasından vazgeçildiği anlamına geleceğinden,Anayasa ile bağdaşmaz. Hukuk devletinde, getirilen bir yasaklama ile idarenintakdir yetkisi kaldırılıyorsa, bunun şeffaflığı ve objektifliği engelleyerekyargısal denetim alanını daraltmak değil, aksine genişletmek amacıyla yapılmasıgerekir.
Öte yandan, Anayasa'nın 70. maddesine göre, her Türk, kamuhizmetlerine girme hakkına sahiptir; Hizmete alınmada, görevin gerektirdiğiniteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez. Bu ilkenin uygulamayayansıtılmasının en etkili yolunun, hizmete alınacakların niteliklerinin saptanmasında,objektif yöntemlerin uygulanması olduğu kuşkusuzdur. İdarelerin kamupersonelinin atanmasını bu çerçevede gerçekleştirmeleri, hizmetin gereklikıldığı özellikler dışında öznel değerlendirmelere yol açacak ya da bu izlenimiverecek davranışlardan kaçınmaları Anayasa'nın 70. maddesinin gereğidir. Kamuhizmetine alınmada objektif esasların uygulanmasını engelleyen kuralların isebu ilkeyle bağdaşmadığı açıktır.
Belirtilen nedenlerle dava konusu Kural Anayasa'ya aykırıdır.
IV- Yasa'nın 36. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının 've TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğünün' ve 'kanun hükmünde kararnamelerin ise yetkikanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı veBakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı' Bölümleri Yönünden
6216 sayılı Yasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası ileTürkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve kanun hükmünde kararnamelerin şekilyönünden denetiminde bazı sınırlamalar getirilmiştir.
Anayasa'nın 148. maddesinin ilk fıkrasında, Anayasa Mahkemesi'ninkanunların, kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM) İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunudenetleyeceği, ikinci fıkrasında da kanunların şekil bakımındandenetlenmesinin, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığışartına uyulup uyulmadığı hususu ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. KHK'ler ileTBMM İçtüzüğü'nün şekil bakımından denetiminde ise bir sınırlama öngörülmediğigibi, bu hususun kanunla düzenleneceğine ilişkin bir kurala da yerverilmemiştir. Buna göre, KHK'lerin ve TBMM İçtüzüğü'nün şekil bakımındandenetimi konusunda yasa ile düzenleme yapılarak Anayasa Mahkemesinin görevalanının sınırlandırılması olanaklı değildir. Anayasa koyucunun arzu etmesidurumunda kanunlar ve Anayasa değişikliklerinde olduğu gibi KHK'ler ve TBMMİçtüzüğü'nün şekil bakımından denetiminde de sınırlama getirmesine engelbulunmadığı halde bu yola başvurulmamış olması, bu tür bir sınırlamaya gerekduyulmadığını göstermektedir. Bu nedenle KHK ve TBMM İçtüzüğü'ne ilişkin davakonusu düzenlemeler Anayasa'nın 148. maddesine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasa'nın KHK çıkarma yetkisinin kapsamı vesınırlarını belirleyen 91. maddesi, denetimle ilgili bir kural içermediğinden,bu maddenin KHK'lerin şekil bakımından denetiminin Anayasal dayanağınıoluşturamayacağı açık olup, kararın anılan maddenin esas alındığı KHK'lerleilgili gerekçesine bu madde yönünden katılmak mümkün değildir.
V- Yasa'nın 65. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci TümcesiYönünden
6216 sayılı Yasa'nın 'oylama şekli ve karar nisabı' başlıklı 65.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinde, Genel Kurul ve bölümlerin,kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alacağı dava konusu ikincitümcesinde ise oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın görüşüdoğrultusunda karar verilmiş olacağı hükme bağlanmaktadır.
Anayasa'nın 149. maddesinin ilk fıkrasında, Anayasa Mahkemesikararlarıyla ilgili olarak bölümler ve Genel Kurul'un kararlarını saltçoğunlukla alacağı belirtilmektedir. Salt çoğunluk, oylamaya katılanlarınyarısından bir fazla sayıdaki çoğunluğu ifade ettiğinden, oyların eşitliğihalinde başkanın bulunduğu tarafın görüşüne ağırlık verilerek oluşturulankararın salt çoğunlukla alındığı kabul edilemez.
Öte yandan, Yüce Divan'da yapılan ceza yargılamasında, oylarıneşitliği halinde iki oy etkisi yaratacak biçimde başkanın bulunduğu tarafıngörüşü doğrultusunda karar verilmiş sayılmasıyla, beraat ya da mahkûmiyetkonusunda, kurul yerine başkanın iradesi belirleyici olacak, böylece kurulhalinde yargılama yapılması ile korunması amaçlanan hukuki yarargerçekleşemeyecektir. Bu durumda, sanıklar yönünden yargılama güvencelerindenbiri geçerliliğini yitirerek, adil yargılanma hakkı zedelenecektir.
Dava konusu kuralın yol açabileceği söz konusu uygulamaların,Anayasa'nın 36 ve 149. maddeleri ile bağdaştırılması olanaksızdır.
Açıklanan nedenlerle Yasa'nın belirtilen kurallarının Anayasa'yaaykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY VE FARKLI GEREKÇE
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un:
I- 3. maddesinin (1) numaralıfıkrasının iptali istenilen 'veya yaptırmak' ibaresinide içeren e) bendinde;
'Siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanunauygunluğunun denetimini yapmak veya yaptırmak' denilmektedir.
Kural, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerininKanun'a uygunluğunun denetimini yapma görevini Anayasa Mahkemesi'nin görev veyetkileri arasında saymış, 'veya yaptırmak' ibaresiyle de bugörevini başka bir kurum ya da kuruluşa yaptırılabileceğini hüküm altınaalmıştır.
Anayasa'nın 148. maddesinin son fıkrasındaki 'AnayasaMahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir'şeklindeki kural ile 69. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan 'Siyasîpartilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralınuygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin maledinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususundenetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanundagösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirkenSayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceğikararlar kesindir' biçimindeki düzenlemeden, siyasi partilerinmal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetim görevininsadece Anayasa Mahkemesi'ne ait olduğu ve bunun devredilmesine olanaktanınmadığı anlaşılmaktadır.
İptali istenilen ibare, Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesi dışındabaşka bir kurum ya da kuruluşça yerine getirilmesine izin vermediği denetimgörevini ihtiyaç halinde bir başka kurum ya da kuruluşa devrederek, o kurum yada kuruluşun denetim yapmasına olanak sağlamaktadır. Bu durum, yoruma ihtiyaçduyulmayacak ve değişik bir anlam yüklenemeyecek şekilde, açıktır.
Öte yandan, 6216 sayılı Kanun'un 55. maddesindeki düzenlemelerbaşka kurum ya da kuruluşa denetim yaptırmayla bir ilgi olmayıp, Mahkeme'ninyapacağı denetimde Sayıştay'dan alacağı yardımı ifade etmektedir.
Bu nedenle kural, Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesi dışında başka birkurum ya da kuruluşça yerine getirilmesine izin vermediği denetim görevinindevredilebilmesine imkân sağladığından, Anayasa'nın 69. maddesine aykırıdır.İptali gerekir.
II- 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasınıniptali istenilen 'Başkanın izniyle' ibaresini deiçeren e) bendinde;
'Görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar; davetolundukları ulusal ve uluslararası kongre, konferans ve benzeri bilimseltoplantılara Başkanın izniyle katılabilirler' hükmüyer almaktadır.
Kural, diğer yükümlülüklerinin yanı sıra, üyelerin kongre,konferans ve benzeri bilimsel toplantılara katılabilmeleri için başkandan izinalmalarını da bir yükümlülük olarak öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi üyeleri nitelikleri, kariyeri, seçimi, görev,yetki ve sorumlulukları Anayasa maddelerinde özel olarak düzenlenen, kendialanlarında uzman, yüksek yargı görevini yerine getirmek için gerekli birikimesahip, Anayasa'nın 138. ve 139. maddelerinde belirtilen hâkim bağımsızlığı vehâkimlik teminatından yararlanan, bu anlamda bağımsızlıkları ve teminatlarıanayasal güvence altında bulunan seçkin kişilerdir. Onların bu nitelikleri,yargı bağımsızlığının ve yargıya olan güven duygusunun oluşmasında önemli biryer tutmaktadır. Üyelerin, görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görevalamamaları, hiyerarşik sistem içinde çalıştırılmalarının mümkün olmaması,bağımsız olarak yargı görevini yerine getirmeleri gereğinden kaynaklanmaktadır.
Kuralda yer alan 'Başkanın izniyle' şeklindekiibare, en yüksek Mahkeme'de görev alan üyelerin, Anayasal güvence ile korunanhâkim bağımsızlığından yoksun astlık üstlük ilişkisi içinde görev yapanhâkimler olduğu görünümünü vermekte ve toplum nezdinde bağımsız yargıya olangüven duygusunu zedelemektedir. Hâkimin bağımsız olması kadar bağımsız görünmeside yargı bağımsızlığı bakımından önemlidir. Onlar, izinlerini başkanlardandeğil kanunlarla yapılacak düzenlemelerden almalıdırlar. Bu nedenle yasakoyucunun yasal düzenlemeleri yaparken Anayasa'nın öngördüğü güvencelerigözetmesi ve yargı bağımsızlığına zarar verecek düzenlemeleri yapmaktankaçınması gerekir. Söz konusu güvencelere zarar veren düzenlemeler Anayasa'daöngörülen yargı bağımsızlığını ihlâl eder.
Ayrıca, kongre, konferans ve benzeri bilimsel toplantılara katılmabilimsel gelişme sağlamak bakımından Anayasal bir haktır. Böyle bir hakkınkullanılmasının engellenmesine imkân veren ibarenin bilimi öğrenme hakkınazarar verdiği de açıktır.
Öte yandan, 6216 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesi Başkanı'naverdiği yetkiler ve 15. maddenin (1) numaralı fıkrasının diğer bentleri ile (2)numaralı fıkrasında yer alan yükümlülüklerin,Mahkemedeki yargısal faaliyetlerinzamanında yerine getirilmesi, Mahkeme'nin verimli ve uyumlu çalışmasınısağlamak için yeterli olduğu gözetildiğinde söz konusu ibarenin Mahkeme'ninverimli ve uyumlu çalışmasını sağlamak için başkana verilmiş bir yetki olarakdeğerlendirilmesi doğru bir yaklaşım olarak kabul edilemez.
Bu nedenle ibare, yargı bağımsızlığına ve bilimi öğrenme hakkınazarar verdiğinden Anayasa'nın 138. ve 27. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir.
III- 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptaliistenilen son cümlesinde;
'Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemikullanılmaz.' kuralına yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 23.7.2011 ' 28003 sayılı Resmî Gazete' deyayımlanan 14.04.2011günlü, E.2009/63 ve K.2011/66 sayılıkararının KARŞIOY GEREKÇESİ bölümünün I) numaralıbendinde belirttiğim gerekçe uyarınca, kuralın iptaligerektiğinden çoğunluk görüşüne katılmadım.
IV- 36. maddesinin iptali istenilen bölümleri deiçeren (1) numaralı fıkrasında;
'Şekil bakımından denetim; Anayasa değişikliklerinde teklifçoğunluğuna, oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceğişartına uyulup uyulmadığı; kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüğünün son oylamasının öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı; kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanunundaöngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve BakanlarKurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıylasınırlıdır' düzenlemesi yer almaktadır.
Kural, Anayasa değişikliklerinin, kanunların, Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğü'nün ve kanun hükmünde kararnamelerin şekil bakımındandenetimini düzenlemektedir.
Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında 'AnayasaMahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler vebireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadeceşekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetimve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esasbakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde davaaçılamaz', ikinci fıkrasında da 'Kanunların şekil bakımındandenetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasadeğişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceğişartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme,Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biritarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtiktensonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def'i yoluyla da ilerisürülemez' denilmektedir.
Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesitarafından kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün ve kanunhükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından, Anayasa değişikliklerinin isesadece şekil bakımından incelenip denetlenebileceği öngörülmüş, ikincifıkrasında ise istisnaî olarak Anayasa değişiklikleri ile kanunlar için şekilbakımından yapılacak denetimle ilgili sınırlama getirilmiş, ancak, TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğü ile kanun hükmünde kararnameler bu istisnayadâhil edilmeyerek şekil bakımından yapılacak denetimde sınırlama yapılmasıöngörülmemiştir.
İptali istenilen bölümlerin yer aldığı kuralda, Anayasa'da öngörülmemişolmasına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün son oylamasınınöngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı, kanun hükmünde kararnamelerin iseyetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanıve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıylasınırlı olarak şekil bakımından denetim yapılabileceği düzenlenmiştir.
Anayasa koyucunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ile kanunhükmünde kararnameler için de şekil bakımından yapılacak denetime sınırlamagetirmesi mümkün iken getirmemiş olması, bunlarla ilgi şekil denetimininsınırsız olarak yapılmasını arzu ettiğini göstermektedir. Kanun koyucu, TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğü ile kanun hükmünde kararnameler için Anayasa'daöngörülmeyen bir sınırlamaya yer vererek Anayasa'yı ihlâl etmişlerdir.
Bu nedenle;
-'Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün' bölümüAnayasa'nın 148. maddesine aykırı olması ve iptal edilmesi gerektiğiiçin bu konudaki redde ilişkin çoğunluk görüşüne,
-'Kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanununda öngörülensüre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluüyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı' bölümünün ise Anayasa'nın 148.maddesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerekirkenfarklı gerekçe ileiptal edildiğinden çoğunluğun bu konudaki iptal gerekçesine,
katılmadım.
V- 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasınıniptali istenilen ikinci cümlesinde
'Oyların eşitliği hâlinde başkanın bulunduğu tarafın görüşüdoğrultusunda karar verilmiş olur' denilmektedir.
İptali istenilen cümlenin yer aldığı kuralda, Genel kurul vebölümlerin kararlarını katılanların salt çoğunluğu ile alacağı, oylarıneşitliği hâlinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmişsayılacağı ifade edilmektedir.
Anayasa'nın 149. maddesinin ilk üç fıkrasında;
'Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır.Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. GenelKurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilininbaşkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul,kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlikincelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.
Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itirazdavaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulcabakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.
Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına yada Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıyakatılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır'denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin çalışma usul ve esaslarının düzenlendiğiAnayasa'nın 149. maddesinde Genel kurul ve bölümlerin salt çoğunluklakarar alabilecekleri, Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara GenelKurul'ca bakılacağı belirtilmiş oyların eşitliği hâlinde alınacak kararınne olacağı gösterilmemiştir.
Anayasa'da belirtilen salt çoğunluğun, oylamada, yarıdan bir fazlaüye sayısının oyuyla sağlanan çoğunluk olduğu konusunda duraksamabulunmamaktadır. Buna göre, oyların eşitliği hâlindebaşkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verileceğine ilişkindüzenleme, Anayasa'da öngörülen salt çoğunlukla karar alınmasına ilişkinkuralla örtüşmemektedir. Oyların eşitliği hâlinde başkanın bulunduğutarafın görüşü doğrultusunda karar verileceğine ilişkin kural, yarıdan birfazla oy sayısını saptarken üye sayısının esas alınması gerektiğine ilişkinAnayasadaki hüküm değil Anayasa'nın öngörmediği başkanlık sıfatı esasalınmaktadır. Bu durumun ise Anayasa'nın kabul ettiği salt çoğunluk kavramına,dolayısıyla da Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu açıktır.
Ayrıca, Anayasa'da Yüce Divan sıfatıyla yürütülecekyargılamalara Genel Kurul'ca bakılacağı belirtilmektedir. Buna göre, iptaliistenilen kuralın Yüce Divan sıfatıyla verilecek kararlarda da uygulanacağındatereddüt bulunmamaktadır. Toplu mahkeme sıfatıyla ceza yargılaması yapan YüceDivan'ın, her bir üyesinin yargılama sürecinde toplanan kanıtları tek başınadeğerlendirip, vicdani kanaatine göre kullanacakları oylara göre sonuç kararıbelirlemesi gerekir. Toplu mahkemelerin kuruluşlarındaki temel amacın maddigerçeğe hatasız ulaşılmayı sağlamak olduğu ve her bir üyenin bu maksatlabağımsız değerlendirmede bulunmasına ihtiyaç duyulduğu ve bunun aynı zamandaadil yargılanmayı tesis etmek için gerekli olduğu da gözetildiğinde, oylarıneşitliği hâlinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda kararverileceğine ilişkin kuralın toplu mahkemeden beklenen adil yargılanmayısağlayamayacağı, dolayısıyla kural bu bakımdan da Anayasa'ya aykırıdır.
Bu nedenle Anayasa'nın 149. ve 36 maddelerine aykırı olan kuralıniptali gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un bazı maddelerinin aşağıdaki nedenlerle Anayasa'ya aykırı olduğudüşüncesindeyim.
I- Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendindeyer alan ''Başkanın izniyle'' ibaresi:
İptali istenen kuralda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin davetolundukları ulusal ve uluslar arası kongre, konferans ve benzeri bilimseltoplantılara katılabilmelerinin Başkanın izniyle mümkün olabileceğiöngörülmektedir. Buna göre, Başkanın izni alınmadan bilimsel bir toplantıyakatılmak, hakimlik mesleğinin vakar ve şerefine uygun olmayan bir harekettebulunmak gibi, disiplin işlemi gerektirebilecek bir davranış olarak kabuledilmiştir.
Bilimsel toplantılara katılmak, Anayasanın 27. maddesindedüzenlenen bilim ve sanat hürriyeti kapsamındaki bir temel haktır. Maddeninbirinci fıkrasında herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme,açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğubelirtilmektedir.
Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz.
İptali istenen kurala ilişkin, Anayasa'nın 27. maddesindeöngörülmüş her hangi bir sınırlama nedeni bulunmamaktadır.
İptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk gerekçesinde bilimseltoplantılara katılımın Başkan'ın iznine bağlanması, üyelerin mahkemedekigörevleri başından ayrılarak yargısal faaliyetlerin aksatılmaması ihtiyacı ileaçıklanmaya çalışılmış ise de izinlerin nasıl kullanılacağı Kanun'un 70.maddesinde açıklanmış olup, diğer herhangi bir nedenle de üyelerin mahkemetoplantılarına katılımının Başkan tarafından belli bir düzen içinde sağlanmasıgerekeceği açıktır. Ancak bilimsel toplantılara katılımın iptali istenenkuralla ayrıca Başkan'ın iznine bağlanmasının, yargısal faaliyetlerinaksatılmaması gibi genel bir gerekçeyle açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Bunedenle kuralın Başkana, üyelerin bilimsel faaliyetleri üzerinde bir denetimhakkı sağlamayı amaçladığı, bunun da Anayasa'nın 27. maddesine aykırı olduğusonucuna varılmaktadır.
İptali istenen kural Başkan'a üyeler üzerinde adeta bir denetim vevesayet yetkisi sağlamakla, Anayasa'nın 138. maddesinde yer alan hakimleringörevlerinde bağımsızlığı ve 140. maddesinde hüküm altına alınan hakimlikteminatı ilkeleri muvacehesinde en azından görüntü olarak hoş olmayan,hiyerarşik bir ilişkinin varlığı izlenimi yaratmaktadır. Yargı bağımsızlığınınsadece gerçek anlamda bağımsızlığı değil, hakimlerin bağımsız görüntüsünün dekorunmasını içerdiğinde kuşku yoktur. İptal istemine konu kural ise bugörüntüye ters düştüğünden Anayasa'nın 138 ve 140. maddelerine aykırıdır.
II- Kanun'un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesi:
İptali istenen kural, Raportör Yardımcılığı sınavlarında yapılacakmülakat sırasında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağını hükmebağlamaktadır.
Sınav ve mülakatla alınan görevlere ilişkin tüm benzeridüzenlemelerde de yer alan kuralın, mülakata giren adayların haksızlıklarauğradıkları düşüncesiyle yargı yoluna gitmeleri halinde iddialarınıkanıtlamalarını engellemek amacıyla yasalaştırıldığı açıktır. Anayasa'nın 36.maddesindeki hak arama hürriyeti sadece mahkemelere erişimi değil, mahkemeönünde savını kanıtlayabilmeyi ve bu amaçla kanıtlara ulaşabilmeyi de içerir.Bu yönüyle hak arama hürriyetine aykırı olan kural, diğer yönüyle de bu tür biruygulamayı yapmak istemeyecek, hukuka saygılı idare kuruluşlarının yapacaklarımülakatlarda kayıt sistemi kullanmak yönünde olabilecek takdir haklarını daölçüsüz biçimde sınırlamakta olduğundan Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinede aykırıdır. Kuralın Anayasa'nın 2 ve 36. maddelerine aykırı olması nedeniyleiptali gerekir.
III- Kanun'un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikincicümlesi:
İptali istenen kuralda Genel Kurul ve Bölümlerde oyların eşitliğihalinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olacağıöngörülmüştür.
Anayasa'nın 149. maddesinde 'Bölümler ve Genel Kurul,kararlarını salt çoğunlukla alır'denilmektedir. Bu genel kuralınistisnası olan karar alma yöntemlerine ise ilgili maddelerinde ayrıca yerverilmiştir. Bu kapsamda 146. maddede Başkan ve Başkanvekillerinin 'üyetamsayısının salt çoğunluğu ile' seçilebileceği, 147. maddede birüyenin sağlık bakımından görevini yerine getiremeyecek olması nedeniyleüyeliğinin 'üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile' sonaerdirilebileceği, 149. maddede Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerinkapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesiiçin 'toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu'gerekeceğiöngörülmüştür.
Anayasa'nın karar nisabına ilişkin düzenlemelerinden, bu konudakanun koyucuya takdir alanı bırakılmadığı, itiraz ve iptal davaları dahil kararnisabının özel olarak konulmuş hükümler dışında 'salt çoğunluk' olması esasınınbenimsendiği açıkça anlaşılmaktadır. Oyların eşitliği halinde kararverilebilmesini sağlamak için bir kural getirilmesi gerektiği, bunun da yasakoyucunun takdir alanı içinde bulunduğu şeklindeki bir düşünceye katılmakmümkün değildir. Zira yukarıda açıklandığı üzere Anayasa'nın kendisinindüzenlediği bir alanda yasa koyucunun takdir hakkı yoktur. Bu nedenle bölümlerve genel kurulda oyların eşitliği nedeniyle salt çoğunluğun oluşmadığı hallerdeBaşkanın oyunun çift sayılması Anayasa'ya aykırıdır.
Başkanın oylarının çift sayılması çağdaş bir düşünce ürünüdeğildir. 1876 tarihli Osmanlı Kanun-u Esasisinde de Meclisi Umumi'de oylarınmütesavi çıkması halinde Reisin reyinin belirleyici olması esası kabuledilmiştir. Demokrasinin henüz filizlendiği bir dönemin düşüncesini yansıtankuralın, tarihinde uzun imparatorluk, krallık veya faşizm deneyimi bulunan kimiülkelerde bugün de kullanımda olmasına mukayeseli hukuk yönünden bakılarakhukukumuzda da örnek alınması, Anayasa'nın açık hükümleri karşısında geçerlibir red nedeni olamaz. Bunun yerine Anayasa'ya uygun başka çözümler aranması,iptal ve itiraz davalarında oyların eşitliği halinde yasaların anayasayauygunluğu karinesi de gözetilerek, iptale karar verilemediğine yani talebinreddine karar verilmesi, diğer durumlarda karar alınmayarak genel kurul veyabölümün tek sayıdan oluşan heyetle başka bir gün yeniden işi görüşerek kararvermesi, heyetin tek sayıya inmesi amacıyla en kıdemsiz üyenin oylamadançekilmesi gibi, diğer ülke uygulamalarında da görülen farklı düzenlemeleryapılması olanaklıdır. Hal böyle iken eşitlikçi ve demokratik olmayan biryaklaşımla Başkana iki oy hakkı tanınması Anayasa'nın 2. ve 149. maddelerineaykırıdır.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un;
1) 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesininincelenmesi;
İptali istenilen 'Bunun dışında mülakat ile ilgiliherhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.' cümlesinin yer aldığı (4) numaralıfıkra şöyledir.
'(4) Mülakat adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
b) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğeuygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilmek suretiylegerçekleştirilir. Adaylar, komisyon tarafından yukarıdaki bentlerde yazılıözelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirilir ve verilenpuanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgiliherhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.'
Madde hükmü ile Anayasa Mahkemesinde görev yapacak raportöryardımcısı adaylığı yazılı sınavından sonra yapılacak sözlü sınavda, şeffaflığıve objektifliği sağlayacak ve herhangi bir uyuşmazlık çıkması halinde kanıtolabilecek bir kayıt sisteminin kullanılması yasaklanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem veişlemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, tüm eylem ve işlemlerini objektif esaslara bağlayarakyargı denetimine açan devlettir.
Anayasa'nın 'kamu hizmetlerine girme hakkı'nı düzenleyen 70.maddesinde 'Her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada,görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez' denilmişolup, buna göre hizmete alınmada hizmetin gerekli kıldığı nitelikler dışındaöznel değerlendirmelere yol açabilecek davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.
Bu durumda dava konusu kural hizmete alınmada objektifliği veşeffaflığı engellediği gibi, uyuşmazlık çıkması halinde kanıt olabilecek bir kayıtsisteminden kaçınılması suretiyle idari işlemlerde yargısal denetim alanını dadaraltmaktadır.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 2. ve 70. maddelerine aykırıolup iptali gerekmektedir.
2) 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ''ve Türkiye BüyükMillet Meclisi İçtüzüğünün'' bölümünün incelenmesi;
İptali istenilen bölümün yer aldığı 'Şekil bakımından iptal davasıve sınırı' başlıklı maddede; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekilbakımından incelenmesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıpyapılmadığı hususuyla sınırlı olarak yapılacağı belirtilmektedir.
Anayasa'nın 148. maddesinde Anayasa Mahkemesinin Anayasadeğişikliklerini, Kanunları, Kanun Hükmünde Kararnameleri, Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğünü şekil bakımından denetleyip karara bağlayacağıbelirtildikten sonra, maddede bu denetimin nasıl yapılacağı ve sınırları dagösterilmiştir. Buna göre maddede; Anayasa değişiklerinde teklif ve oylamaçoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartlarına uyulup uyulmadığı,kanunlarda son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususlarıylasınırlı olup, Kanun Hükmünde Kararnameler ile Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüğünün şekil bakımından denetimi için herhangi bir sınırlamagetirilmemiştir.
Bu durumda Anayasa'da Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğününşekil bakımından denetimi için herhangi bir sınırlama getirilmediği halde,iptali istenilen kuralda Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekilbakımından incelemesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığıhususuyla sınırlı olarak yapılacağı şeklindeki bölümü, Anayasa'nın 148.maddesine aykırı olup iptali gerekmektedir.
3) 65. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesininincelenmesi;
İptali istenilen cümlenin yer aldığı (1) numaralı fıkrada 'Genelkurul ve bölümler kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alır. Oylarıneşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmişolur.'denilmektedir.
Anayasa'nın 149. maddesinde; 'Bölümler ve Genel Kurul, kararlarınısalt çoğunlukla alır.' hükmü yer almaktadır. Buna göre; Anayasa'nın nitelikliçoğunluk öngördüğü kararlar dışında Mahkemenin salt çoğunlukla karar vermesikuraldır.
Bu durumda Anayasa ile belirlenen kararların salt çoğunluklaalınacağı kuralının, yasa ile yapılan bir yorumla değiştirilmesi suretiylekarar yeter sayısı belirlenmesine ilişkin düzenleme Anayasa'nın 149. maddesineaykırıdır ve iptali gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 27. maddesinin(4) numaralı fıkrasının son cümlesi, 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 'veTürkiye Büyük Millet Meclis İçtüzüğü' bölümü, 65. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ikinci cümlesinin iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ