ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2011/64
Karar Sayısı : 2012/168
Karar Günü : 1.11.2012
R.G. Tarih-Sayı :13.03.2013-28586
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi(Cumhuriyet Halk Partisi) adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ veMuharrem İNCE (E.2011/64)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Çan İcra Ceza Mahkemesi (E.2011/75)
2- Amasra İcra Ceza Mahkemesi (E.2012/56)
DAVA VE İTİRAZLARIN KONUSU : 31.3.2011günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1- 5. maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 353. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının,
2- 6. maddesiyle, 2004 sayılı Kanun'un 354. maddesine eklenenfıkranın,
3- 12. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun13. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan 'açılan davalar'ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen 've kanun yolu başvuruları ile cezamahkemelerinden verilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları,'ibaresinin,
4- 13. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un;
a- (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları' bölümünün 'Hukukve ticaret davalarıyla, idarî davalarda ihtilafsız yargı konularında ve icratetkik mercilerinde' başlığında yer alan 'Hukuk' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen ', ceza' ibaresinin,
b- (2) sayılı Tarifesinin 'II- Maktu harçlar' bölümünün(11) numaralı bendine 'miras taksim mukaveleleri,' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen 'mirasçılık belgesi,' ibaresinin,
c- Değiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları'kısmının,
5- 14. maddesiyle, 18.1.1972 günlü, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'na71. maddesinden sonra gelmek üzere 'Diğer İşlemler' başlığıyla 'ÜçüncüBölüm' olarak eklenen 71/A, 71/B, 71/C maddelerinin,
6- 18. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hakimler veSavcılar Kanunu'nun;
a- 21. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'işsayısı ve bu inceleme üzerine verilen notları' ibaresi yerine 'işleri'şeklinde yapılan değişikliğin,
b- 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'not oranları'ibaresi yerine 'kanun yolu incelemesinden geçen işleri' şeklinde yapılandeğişikliğin,
7- 19. maddesiyle, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk MedenîKanunu'nun 164. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan 'hakim'ibarelerinden sonra gelmek üzere eklenen 'veya noter' ibareleri ile 598.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'sulh mahkemesince' ibaresindensonra gelmek üzere eklenen 'veya noterlikçe' ibaresinin,
8- 23. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendinin,
9- 26. maddesiyle, 23.3.2005 günlü, 5320 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen Geçici 2., Geçici3. ve Geçici 4. maddelerin,
Anayasa'nın 2., 5., 9., 10., 11., 12., 13., 36., 37., 38., 138.,139., 140. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1- 5. maddesiyle değiştirilen ve dava konusu kuralı da içeren2004 sayılı Kanun'un 353. maddesi şöyledir:
'İcra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsineilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içindeitiraz edilebilir. Mahkeme itirazı incelemesi için dosyayı o yerde icramahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisiniizleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde icramahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye ceza mahkemesine, icramahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlindeise en yakın asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesindeverilen karar kesindir.
İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiğihükümlerle ilgili olarak 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.'
2- 6. maddesiyle eklenen ve dava konusu kuralı da içeren2004 sayılı Kanun'un 354. maddesi şöyledir:
'Kanunun bu babında yazılı suçlardan takibi şikayete bağlıolanların müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava vebütün neticeleriyle beraber ceza düşer.
İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik veyadisiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yılgeçtikten sonra yerine getirilmez.
Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç, alacak miktarı AsgariÜcret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brütasgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplinve tazyik hapsi uygulanmaz.'
3- 12. maddesiyle eklenen ve dava konusu kuralı da içeren 492sayılı Kanun'un 13. maddesi şöyledir:
'Aşağıda yazılı mevzular harçdan müstesnadır:
a) Değeri 50 Yeni Türk Lirasını geçmeyen dava ve takipler (Ticarisenetlere ait takipler hariç),
b) Vasi tayini ve azli, hakimin reddi talebinin kabulü ve hakiministinkafına ait kararlar,
c) Ayda 100 Yeni Türk Lirasını geçmeyen nafakalara ait dava vetakipler, "Birden fazla kişiler lehine nafakaya hükmedilmesine dairilamlarda her kişi lehine hükmedilen miktar müstakil olarak nazaraalınır.",
d) İcra ve iflas dairelerinin kusuru yüzünden yanlış yapılmış olanişlemlerin ıslahı ve iptaline dair tetkik mercileri kararlariyle, bu iptal veyaıslah dolayısiyle yeniden yapılacak işlemler,
e) Ticaret sicilinde re'sen yapılan düzeltmeler,
f) İcra tetkik mercilerinin cezaya mütedair kararlariyle bukararların temyizi işlemleri.
g) İcra ve İflas Kanununun 270 nci maddesine göre yapılacak deftertutma işlemleri,
h) Yetkili makamların istiyecekleri ilam ve sair evrak suretleri,
i) Kamu adına C. savcıları tarafından Hukuk mahkemelerine açılandavalar, ve kanun yolu başvuruları ile ceza mahkemelerinden verilenkararlara karşı kanun yolu başvuruları,
j) Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılıtarifelerine giren bütün işlemleri.
(Yukarıdaki işlemlerin hesaplanacak harçlarının, Genel Bütçeyedahil idarelerin haklılığı nispetinde karşı taraftan tahsiline ilgili merciincekarar verilir.)'
4- 13. maddesiyle eklenen ve dava konusu kurallar iledeğiştirilen kısmı da içeren 492 sayılı Kanun'un:
a- (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları'bölümünün başlığı şöyledir:
'Hukuk, ceza ve ticaret davalarıyla, idaridavalarda ihtilafsız yargı konularında, Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvurularda ve icra tetkik mercilerinde'.
b- (2) sayılı Tarifesinin 'II- Maktu harçlar' bölümüşöyledir:
'I- Maktu harçlar :
1. Belli meblağı ihtiva etmeyen ve alınacak harç miktarı kanun vetarifede ayrıca gösterilmemiş olan senet, mukavele ve kağıtlardaki imzalarınbeherinden (6,90 TL.) 20.800 TL.
2. Her nevi tebliğ, (6830 sayılı Kanun hükümleri muvacehesindenoterlerce muhataba yapılacak tebliğler dahil) ihbar, ihtar ve protestolardanmuhataba tebliğ edilecek beher nüsha için 35.600 TL.
3.Vekaletnameler :
a) Özel vekaletnamelerde beher imza için 18.200 TL.
b) Genel vekaletnamelerde beher imza için 26.800 TL.
4. Defter tasdiki :
a) Açılış, ara ve kapanış tasdik ve şerhleri (Beher defter için):
aa) İşletme defteri ve diğer her türlü defterler 48.400 TL.
bb) Serbest meslek kazanç defteri 60.000 TL.
cc) Bilanço esasına göre tutulan defterler 60.000 TL.
b) Açılış tasdiklerinde sayfaların mühürlenmesi :
100 sayfaya kadar (100 dahil) 17.600 TL.
100 sayfadan yukarı beher 50 sayfa ve fazlası için 17.600 TL.
Ticaret sicili memurluklarınca yapılacak defter tasdikiişlemlerinden yukarıda belirtilen harçlar aynen alınır.
5. Suretler ve tercümeler :
a) İlgililere veya ibraz edenlere verilecek her türlü mukavele,senet, yazılı kağıt ve kayıt suretlerinin ve fotokopilerinin beher sayfasından6.200 TL.
b) Tercüme suretleri ve yabancı dille yazılmış kağıtlarınsuretleri ve tercümeleri beher sayfasından (Fotokopiler dahil) 11.600 TL.
6. Saklanmak üzere noterlere tevdi olunan ve değeri belli olmayanemanetlerle vasiyetnameler her yıl için (Yıl kesirleri tam sayılır) 35.600 TL.
7. Tesbit ve tutanak harçları: Mukavelename, senet veya yazılıkağıtların veya bir şeyin veya bir yerin hal ve şeklinin ilgili şahıslarınhüviyet ve ifadelerinin tespiti 35.600 TL.
8. Piyango, seçim ve toplantılarında hazır bulunmaktan alınacakharçlar: Davet üzerine piyango ve hususi müesseselerin kur'a seçim vetoplantılarında hazır bulunarak düzenlenecek tutanaklarda 612.200 TL.
9. Düzeltme harcı: Evvelki işin mahiyet ve değeri değişmemekşartiyle yapılacak düzeltmelere ait beyannamelerden her imza için 9.000 TL.
10. Mukavele feshi harcı: Değeri belli bir borç veya bir taahhüdünikrarını tazammun etmeyen mukavelelerin feshinde beher imza için 9.000 TL.
11. Belli bir meblağı ihtiva etmeyen umumi ibra, umumi makbuz,tahkimname, ölüme bağlı tasarruf senet ve mukaveleleri, ölünceye kadar bakmaakdi, vakıf, aile vakıfları, evlat edinme, karı-koca haklarının idaresi,babalığı tanıma senetleri, miras taksim mukaveleleri, mirasçılık belgesi, ifrazmukaveleleri ve bunlardan rücu ve bunların feshi ve bunların teferruatına dairsenet, mukavele ve kağıtların düzenlenmesinden ve noter tarafından re'sendüzenlenecek tutanaklardan 121.600 TL.'
c- 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' kısmışöyledir:
'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları:
a) Yargıtay hukuk dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 90TL
b) Yargıtay ceza dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 40 TL
c) Danıştaya yapılacak temyiz başvurularında 90 TL
d) Yürütmenin durdurulmasına ilişkin itirazlar dahil olmak üzerebölge idare mahkemelerine itirazen yapılacak başvurularda50 TL
e) Bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine yapılacak istinafyolu başvurularında 50 TL
f) Bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine yapılacak istinafyolu başvurularında 20 TL
g) İdarî yaptırımlar konusunda sulh ceza mahkemelerince verilenson karara karşı itirazen yapılacak başvurularda 20 TL
h) İcra mahkemelerinin kararlarına karşı itirazen yapılacakbaşvurularda 20 TL'
5- 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a 'Diğer İşlemler'başlığıyla 'Üçüncü Bölüm' olarak eklenen dava konusu 71/A, 71/B ve 71/Cmaddeleri şöyledir:
'Noterlerin yapabilecekleri diğer işlemler:
Madde 71/A- Aşağıda belirtilen işlemler noterler tarafındanda yapılabilir:
a) Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi.
b) Mirasçılık belgesi verilmesi.
Uygulanacak usul:
Madde 71/B- Noterler, ilgilinin yazılı veya sözlü başvurusuüzerine, talep edilen işlemle ilgili bir tutanak düzenler. İşlemler yapılırken,o işlemlerle ilgili özel kanunlarındaki usuller de gözetilir. Talebin konusubir belge düzenlenmesini gerektiriyorsa noter, ilgilisine bu belgeyi dedüzenleyerek verir.
Noterler, bu Kanunun 71/A maddesinde belirtilen işlemleri bizzatyaparlar. Ancak, noterlik dairesinde imza yetkisi verilmiş hukuk fakültesimezunu görevli veya noter stajyeri mevcut ise bu işlemler onun tarafından dayapılabilir.
Mirasçılık belgesi verilmesinin yargılamayı gerektirmesi, nüfuskayıtlarının mirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması veyamirasçılık belgesinin yabancılar tarafından talep edilmesi durumunda,mirasçılık belgesi noterler tarafından verilemez.
Bu Kanunun 71/A maddesinde yer alan işlemlere ilişkin taleplerdenoterler tarafından alınacak ücret Noterlik Ücret Tarifesinde ayrıcagösterilir. Bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar değerli kâğıtbedellerinden istisnadır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar AdaletBakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
İtiraz:
Madde 71/C- Noterlerin verdikleri mirasçılık belgesi hakkında,menfaati ihlal edilenler tarafından sulh hukuk mahkemesine itirazdabulunulabilir. Sulh hukuk mahkemesi, itiraz üzerinde verdiği kararın birörneğini ilgili notere ve Türkiye Noterler Birliğine bildirir.'
6- 18. maddesiyle değiştirilen ve dava konusu kuralları daiçeren 2802 sayılı Kanun'un:
a- 21. maddesi şöyledir:
'Hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerininyapılabilmesi için;
a) Derecesi içinde iki yıl bulunmuş veya bu Kanuna göre bulunmuşsayılmaları,
b) Yükselmeye engel kesinleşmiş mahkeme hükmüveya disiplin cezalarının bulunmaması,
c) Ahlakî gidişleri, meslekî bilgi ve anlayışları, gayret veçalışkanlıkları, gördükleri işlerin birikmesine sebep olup olmadıkları,çıkardıkları işlerin miktar ve mahiyetleri, göreve bağlılıkları ve devamları,üst merciler ve müfettişlerce haklarında düzenlenen hâl kâğıtları ve sicilfişleri, kanun yolu incelemesinden geçen işleri, örnek karar vemütalâaları ve varsa meslekî eser ve yazıları ile katıldıkları meslek içi veuzmanlık eğitimleri göz önünde tutularak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluncailân edilen derece yükselme ilkelerinde aranan koşulları taşımaları,
Gerekir.'
b- 33. maddesi şöyledir:
'Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olupolmadıkları; müfettiş hâl kâğıtları, iş cetvelleri, kanun yoluincelemesinden geçen işleri ile varsa meslekî ve akademik konulardakifaaliyetlerine ilişkin diğer bilgi ve belgeler dikkate alınarak, üç yılda birHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değerlendirilmesi suretiyle tespitedilir.
Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların çalışmalarınındeğerlendirilmesine dair ilkeler, Kanunda belirtilen esaslar doğrultusundaHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca tespit edilerek Resmî Gazetedeyayımlanır.'
7- 19. maddesiyle değiştirilen ve dava konusu kuralları daiçeren 4721 sayılı Kanun'un:
a- 164. maddesi şöyledir:
'Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleriniyerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadanortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devametmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılanihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğeriniortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konutadönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter,esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konutadönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur.Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak içinbelirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardansonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.'
b- 598. maddesi şöyledir:
'Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulhmahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösterenbir belge verilir.
Mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufamirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesindenbaşlayarak bir ay içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulankimseye, sulh mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunugösteren bir belge verilir.
Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.
Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.'
8- 23. maddesiyle değiştirilen ve dava konusu kuralı da içeren5271 sayılı Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
'(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinafyoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkinhükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir.
(2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkacakanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikteistinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Ancak;
a) Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere,sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyethükümlerine,
b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektirensuçlardan beraat hükümlerine,
c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere,
Karşı istinaf yoluna başvurulamaz.'
9- 26. maddesiyle, 5320 sayılı Kanun'a eklenen dava konusuGeçici 2., Geçici 3. ve Geçici 4. maddeler şöyledir:
'Geçici Madde 2- (1) Bölge adliye mahkemeleri faaliyetegeçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarakbelirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerinekarşı temyiz yoluna başvurulamaz.
Geçici Madde 3- (1) 1/1/2014 tarihine kadar, asliye cezamahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılmahususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler iletutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısınınkanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığınagönderilir.
Geçici Madde 4- (1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 ncimaddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihinden altıay sonra başlamak üzere üç yıl süreyle yapılacak kanun yolu incelemelerinde,bölge adliye mahkemelerinde ve Yargıtayda tebliğname düzenlenmesine ilişkinhükümler uygulanmaz.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 5., 9.,10., 11., 12., 13., 36., 37., 38., 138., 139., 140. ve 141. maddelerinedayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğinceE.2011/75 sayılı dosyada 22.9.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısındaöncelikle sınırlama sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesineitiraz yoluyla yapılacak başvurular, başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulayacağı yasa kuralı ile sınırlıdır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2004 sayılı Kanun'un 354.maddesinin son fıkrasının tamamının iptaline karar verilmesi istemindebulunmuştur.
Dava konusu kural, nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç,alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenenaylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde 2004sayılı Kanun'da öngörülen 'disiplin' ve 'tazyik' hapislerininuygulanmayacağını düzenlemektedir. Somut olayda, disiplin değil, tazyik hapsinigerektiren bir eylem nedeniyle yargılama yapılmaktadır. Dolayısıyla bakılmaktaolan davada, kural, sadece ''ve tazyik'' ibaresiyle sınırlı olarakuygulanacaktır.
Bu nedenle, 31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı HizmetlerininHızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un6. maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354.maddesine eklenen son fıkraya ilişkin esas incelemenin, fıkrada yer alan ''vetazyik'' ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğinceE.2012/56 sayılı dosyada 31.5.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısındaöncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinegöre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veyakanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veyataraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısınavarırsa, ilgili kural ya da kuralların iptali için Anayasa Mahkemesinebaşvurmaya yetkilidir. Ancak bu hükümler uyarınca, bir mahkemenin AnayasaMahkemesine başvurabilmesi için, yöntemince açılmış, mahkemenin görevine girenbakmakta olduğu bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davadauygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanındeğişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun veyakanun hükmünde kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2004 sayılı Kanun'un 353.maddesinin tamamının iptaline karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dava konusu kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinde, icramahkemelerince verilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşıitiraz yoluna başvurulabileceği ve bunun süresi; ikinci cümlesinde, itirazıincelemeye yetkili merciler; üçüncü cümlesinde ise itiraz incelemesi sonucuverilen kararların kesin olduğu düzenlenmektedir. Somut olayda, Mahkeme, ilkverdiği karar aleyhine başvurulan itiraz yolunun tüketilmesinden sonra davayayeniden baktığı bir aşamada Anayasa Mahkemesine başvurduğundan, kuralın birincifıkrasının itiraz incelemesi sonucu verilen kararın kesin olduğunu düzenleyenson cümlesi dışındaki bölümünün bakılmakta olan davada uygulanma imkânıbulunmamaktadır.
Dava konusu kuralın ikinci fıkrasında ise icra mahkemesince 2004sayılı Kanun'un on altıncı babında yer alan suçlardan dolayı verilen hükümlerleilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un kanun yollarına ilişkin hükümlerininuygulanacağı belirtilmektedir. Somut olayda, anılan bapta yer alan suçlaradeğil, tazyik hapsini gerektiren ve suç niteliğinde olmayan bir eyleme ilişkinolarak yargılama yapıldığından, kuralın ikinci fıkrası da bakılmakta olandavada uygulanacak kural niteliğinde değildir.
Bu nedenlerle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 353. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi dışında kalan bölümüile ikinci fıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğudavada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkra ve bölüme ilişkin başvurununMahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğinceE.2011/64 sayılı dosyada 30.6.2011 gününde, E.2011/75 sayılı dosyada 22.9.2011gününde ve E.2011/56 sayılı dosyada 31.5.2012 gününde yapılan ilk incelemetoplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARLARI
31.5.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, E.2012/56sayılı itiraz başvurusunun, 1.11.2012 gününde yapılan esas incelemetoplantısında ise E.2011/75 sayılı itiraz başvurusunun aralarındaki hukukiirtibat nedeniyle E.2011/64 sayılı dava ile birleştirilmesine OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, Raportör AbdullahÇELİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava ve itiraz konusuYasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 5. Maddesiyle Değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 353.Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde ve başvuru kararında, icra mahkemelerinin cezamahkemesi sıfatıyla verdikleri kararların idari değil yargısal nitelikteolduğu, bu mahkemelerin tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlarının kanunyolu incelemesinin üst dereceli bir mahkemece yapılmamasının 5271 sayılıKanun'da itiraz kanun yoluna ilişkin oluşturulan sistemi tersyüz ederek hukukigüvenlik ve belirlilik ilkelerini zedelediği, bir yerde birden fazla icramahkemesi kurulması hâlinde, bunların aynı icra mahkemesinin daireleridurumunda olduğu, bu nedenle birbirlerinin kararını incelemelerininmahkemelerin kendi kararlarını incelemesi sonucunu ortaya çıkardığı, bu durumungüven duygusunu ve adil yargılanma hakkını zedelediği, görünüşte bir kanun yoluoluşturduğu ve belirsizlik nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 13., 36., 37., 38. ve141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralın birinci cümlesinde, icra mahkemelerinceverilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı itiraz yolunabaşvurulabileceği ve bunun süresi, ikinci cümlesinde, itirazı incelemeyeyetkili merciler, üçüncü cümlesinde ise itiraz incelemesi sonucu verilenkararların kesin olduğu düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, 'Herkes, meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı vedavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü veadil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında,diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Anayasa Mahkemesinin dahaönceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, kanun yoluna başvurma hakkı da,hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
Kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen ve hukuka aykırıolduğu ileri sürülen bir kararın, kural olarak başka bir yargı yeri tarafındanincelenmesini sağlayan hukuki yoldur. Kanun yolunun amacı, yargı yerleritarafından verilen kararların, kural olarak başka bir yargı yeri tarafındandenetlenmesine imkân tanınmak suretiyle daha güvenceli bir yargı hizmetisunmaktır.
Anayasa'nın 142. maddesinde, 'yargılama usullerinin' kanunile düzenlenmesi öngörülmektedir. Kanun yolu usulü de yargılama usulükapsamındadır. Anayasa'nın 154. maddesinde, Yargıtay'ın adliye mahkemelerince;155. maddesinde ise Danıştay'ın idari mahkemelerce verilen ve 'kanunun başkabir idari yargı merciine bırakmadığı' karar ve hükümlerin son incelememercii olduğu düzenlenmiştir. Buna göre, kanun yolu usulünün ve merciininbelirlenmesi hususu kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Ancak, kanunkoyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkelerine ve Anayasa'dakikurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılama hakkına uygunhareket etmelidir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında korunan kanun yolunabaşvurma hakkının etkili bir şekilde sağlanabilmesi için kanun yolu merciinin,incelenen kararı gerektiğinde değiştirme yetkisine de sahip olması gerekir.
Diğer taraftan, kanun yoluna başvurma hakkının iki dereceden fazlatanınmasına ilişkin Anayasa'da bir hüküm bulunmamaktadır. Kanun yoluna başvurmahakkı sonsuz olmayıp, bu hakkın bir yerde kesilmesi gerekmektedir.
Dava konusu kuralın birinci cümlesinde, icra mahkemelerinceverilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı itiraz yolunabaşvurulabileceği belirtilerek kişilere kanun yoluna başvurma hakkı tanınmış;üçüncü cümlesinde itiraz incelemesi sonucu verilen kararların kesin olduğuhüküm altına alınarak bu hak, iki derece ile sınırlandırılmıştır.
Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde ise itirazı incelemeyeyetkili mercilerin; icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunmasıhâlinde, numara olarak kendisini izleyen daire, son numaralı daire için birincidaire, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye cezamahkemesi, icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkimolması hâlinde en yakın asliye ceza mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Bir ilveya ilçenin adını taşıyan mahkemelerin, iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde,birden fazla kurulan 'daire'lerinin, yargılama faaliyetleri ve kanunyolu başvurularının incelenmesi yönünden aynı mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğiaçıktır. Yargı yerlerinin bir isim altında daireler hâlinde çalışmaları,mahkemelerin teşkilatlanmasına ilişkin 'idari nitelikte' bir tercihtenibarettir. 5271 sayılı Kanun'un itiraz kanun yoluna ilişkin 271. maddesinin (2)numaralı fıkrası uyarınca, itiraz mercii olarak belirlenen icra mahkemesidairelerinin ve diğer mahkemelerin, itiraz edilen kararı denetleyerek işinesası hakkında karar verme yetkileri bulunmaktadır.
Dolayısıyla dava konusu kuralla getirilen icra mahkemelerinceverilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı başvurulacak kanunyolu usulüne ilişkin düzenlemeler, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındaolup, hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkını zedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 5., 10., 11., 12., 13., 37., 38. ve 141.maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun'un 6. Maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 354. MaddesineEklenen Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde ve başvuru kararında, tazyik ve disiplinhapsinin uygulanıp uygulanmayacağının ekonomik bir kıstasa bağlanmasının normunkoruma amacıyla bağdaşmadığı, alacağın faiz ve diğer ferilerinin cezaverilemeyecek sınır belirlenirken dikkate alınıp alınmayacağının muğlâkolmasının hukuki güvenlik, belirlilik ilkeleri ile suç ve cezada kanunilikilkesini zedelediği, tazyik ve disiplin hapsini gerektiren eylemlerincezalandırılmasının sebebinin kişinin borcunu ödememesi değil, kanundabelirtilen yasaklanmış eylemleri yapması olduğu, icra takibine konu borcu bellimiktarın üzerinde olan kişiler cezalandırılırken, altında olanlarıncezalandırılmamasının eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç,alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenenaylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde 2004sayılı Kanun'da düzenlenen disiplin ve tazyik hapislerinin uygulanmayacağıbelirtilmiştir.
Anayasa'nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, 'Kimse, ... kanununsuç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.'; üçüncüfıkrasında, 'Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancakkanunla konulur.' denilerek 'suç ve cezada kanunilik ilkesi' düzenlenmiştir.Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada kanunilik ilkesi ceza hukukunun da temel ilkelerindenbirini oluşturmakta olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde aynıilkeye yer verilmiştir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin zorunlu sonucu olarak, suç vecezaya ilişkin kurallar belirli olmalıdır. Hukuk devletinin de temel ilkelerindenbiri olan 'belirlilik ilkesi', hangi eylemlerin yasaklandığının ve buyasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimdegösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasınıgerektirir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan builkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır.
Anılan ilkelere uyulup uyulmadığının tespiti bakımından, kurallagetirilen cezasızlık sebebinde ölçüt alınan 'alacak miktarı' ve 'AsgariÜcret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brütasgari ücret tutarı' ibarelerinin belirli olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin daha önce kimikararlarında belirttiği üzere, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafındanbelirlenen asgari ücret tutarları Resmî Gazete'de önceden yayımlanmaktaolduğundan, asgari ücretin, cezanın belirlenmesinde ölçüt alınması belirsizliğeyol açmaz.
Diğer taraftan, dava konusu kurala ilişkin yasama süreci incelendiğinde,tasarıda, 'toplam alacak miktarı' ibaresine yer verilmişken, Genel Kurulgörüşmeleri sırasında verilen bir önerge ile bu ifade şeklinin asıl alacak,faiz, vekâlet ücreti ve icra masraflarını da kapsadığı gerekçesiyle 'toplam'ibaresi metinden çıkarılmıştır. Buna göre, kuralda yer alan 'alacak miktarı'ibaresinin, sadece 'asıl alacağı' kapsadığı açıktır. Dolayısıyla anılanibarenin de belirsiz olduğu söylenemez.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar,ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kurallarına aykırıolmamak kaydıyla, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomikhayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına görebelirlenir. Bu bağlamda, hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara ne tür vehangi ölçüde cezai yaptırım uygulanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veyahafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini tamamlayanmüesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında kanun koyucunun takdiryetkisi bulunmaktadır. Dava konusu kuralla, alacak miktarı belli tutarınaltında kalan takiplerde disiplin ve tazyik hapisleri yönünden cezasızlıksebebi öngörülmesinde, Anayasa'nın ve ceza hukukunun temel ilkelerineaykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 38.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın, Anayasa'nın 10.maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.
C- Kanun'un 12. Maddesiyle 492 sayılı Kanun'un 13. MaddesininBirinci Fıkrasının (i) Bendinde Yer Alan "açılan davalar" İbaresindenSonra Gelmek Üzere Eklenen 've kanun yolu başvuruları ile cezamahkemelerinden verilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları,' İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle davakonusu kural, Anayasa'nın 10. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kuralla, Cumhuriyet savcıları tarafından kamu adınayapılan kanun yolu başvurularından harç alınmasına istisna getirilmiştir.
Anayasa'nın 73. maddesi uyarınca vergilendirmede genel kural,kanunla belirlenmiş olmadır. Kanunla belirlenmiş konu ve kişilerden vergi,resim ve harç alınabileceği gibi, vergi dışı bırakılabilir ya da bir kısımvergilerden vazgeçilebilir. Vergi,resim ve harç ile ilgili kanunlarda sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlıbirtakım muaflık, istisna ve indirimler getirilmesi, kanun koyucunun takdirinebağlıdır. Ancak bu takdir yetkisi kullanılırken Anayasa'daki kurallarauygun hareket edilmelidir. Bu kurallardan biri de Anayasa'nın 10. maddesindedüzenlenmiş olan eşitlik ilkesidir.
Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen 'kanun önünde eşitlik'ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemlideğil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesininamacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlıtutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önündeeşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez.
492 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının dava konusuibareyi de içeren 'Kamu adına C. savcıları tarafından Hukuk mahkemelerineaçılan davalar ve kanun yolu başvuruları ile ceza mahkemelerinden verilenkararlara karşı kanun yolu başvuruları' biçimindeki (i) bendinde,Cumhuriyet savcılarının 'kamu adına' görevleri gereği açtıkları davalarve kanun yolu başvuruları harçtan istisna tutulmuştur. Cumhuriyet savcıları,kanun yoluna başvurma hakkı bulunan diğer kişilerin hem lehine hem de aleyhinekanun yoluna müracaat edebilirler. Cumhuriyet savcıları dışında kanun yolunabaşvurma hakkı bulunanlar ise sadece kendi veya kanunda belirtilen yakınlarılehine kanun yoluna başvurabilirler. Buna göre, Cumhuriyet savcıları ile diğerkanun yoluna başvurma hakkı bulunanların hukuki durumları eşit değildir.Dolayısıyla, Cumhuriyet savcıları tarafından kamu adına yapılan kanun yolubaşvurularından harç alınmasına istisna getirilmesi, eşitlik ilkesini ihlaletmez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 10. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 141. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
D- Kanun'un 13. Maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un (1) sayılıTarifesinin 'A- Mahkeme Harçları' Bölümünün 'Hukuk ve ticaretdavalarıyla, idarî davalarda ihtilafsız yargı konularında ve icra tetkikmercilerinde' Başlığında Yer Alan 'Hukuk' İbaresinden Sonra GelmekÜzere Eklenen ', ceza' İbaresinin İncelenmesi
492 sayılı Kanun'un (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları'bölümünün başlığına eklenen dava konusu ', ceza' ibaresinin Anayasa'yaaykırılığı savıyla iptali istemi, daha önce yapılan itiraz başvurusu nedeniyleesastan incelenerek 20.10.2011 günlü, E.2011/54, K.2011/142 sayılı kararlaAnayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesi ile reddedilmiş ve bu karar, 29.12.2011 günlü,28157 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un41. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesinin işin esasınagirerek verdiği ret kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonra on yılgeçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla tekrar AnayasaMahkemesine başvurulamaz.
İptal davası, 10.6.2011 gününde açılmış ise de esas incelemeaşamasında, Anayasa Mahkemesinin aynı konu hakkında işin esasına girerek verdiğiyukarıda belirtilen ret kararının 29.12.2011 gününde Resmî Gazete'deyayımlanması nedeniyle, bu tarihten itibaren 10 yıl geçmedikçe davanın esasınınincelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle dava konusu kuralın iptali isteminin, Anayasa'nın152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralıfıkrası gereğince reddi gerekir.
E- Kanun'un 13. Maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un (2) sayılıTarifesinin 'II- Maktu harçlar' Bölümünün (11) Numaralı Bendine 'mirastaksim mukaveleleri,' İbaresinden SonraGelmek Üzere Eklenen'mirasçılık belgesi,' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
492 sayılı Kanun'un (2) sayılı Tarifesinin 'II- Maktu harçlar'bölümünde, noterlerce düzenlenen ve maktu harç alınması öngörülen belgelersayılmıştır. Anılan bölümün (11) numaralı bendine dava konusu ibare eklenereknoterler tarafından düzenlenecek mirasçılık belgesinden de maktu harç alınmasısağlanmıştır.
Devletin harç alma yetkisinin dayanağını oluşturan Anayasa'nın 73.maddesinin üçüncü fıkrasında, 'Vergi, resim, harç ve benzeri maliyükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.' denilmiştir.Vergilendirmede genel kural, 'kanunla belirlenmiş' konu ve kişilerdenvergi, resim ve harç alınmasıdır. Kanunla yapılması koşuluyla bir kamuhizmetinden harç alınması, kanunkoyucunun takdirine bağlıdır. Devletin vergilendirme yetkisininsınırı, aynı zamanda kişilerin hak ve özgürlüklerinin de sınırınıoluşturduğundan, bu yetkinin keyfiliğe kaçacak biçimde kullanılmaması,Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenmiş olan hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Harç, kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetlerdenyararlananlardan, bu yararlanmaları karşılığı alınan bedeldir. Bir hizmetinharç konusu olabilmesi için, kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları,kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerinözel bir işiyle uğraşması gerekir.
1512 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca noterlerinatamaları Adalet Bakanlığı, denetimleri ise Adalet Bakanlığı müfettişleri veCumhuriyet savcıları tarafından yapılmakta, noterlik daireleri resmi daireolarak kabul edilmektedir. Anılan Kanun'un 1. maddesinde ise 'Noterlik birkamu hizmetidir. Noterler, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemekiçin işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen başka görevleri yaparlar.'denilmiştir. Buna göre noterlikler, 'resmi daire'; bunlar tarafındansunulan hizmetler ise 'kamu hizmeti' niteliğindedir. Kişiler, mirasçılıkbelgesi almak suretiyle 'mirasçılık durumlarını belgelendirmek'biçiminde özel yararlar sağlarlar. Dolayısıyla kamu kurumu niteliğinde olannoterliklerce verilen ve kişilerin mirasçılık durumlarını belgeleyerek kişiselyararlarına hizmet eden mirasçılık belgesi verilmesi biçimindeki kamuhizmetinin harca konu edilmesi harçlara ilişkin prensiplere aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
F- Kanun'un 13. Maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un Değiştirilen 'IV.Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' Kısmının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğeulaşmak olduğu, sanığın kanun yollarına başvurma hakkının ekonomik bir silahlaengellenmeye çalışılmasıyla maddi gerçekliğin ortaya çıkarılmasının değil,şekli yargılamaların önünün açıldığı, ceza yargılamasının devamı niteliğindekikanun yolları aşamasının paralı hale getirilmesinin hukuk devleti ve sosyaldevlet ilkeleriyle bağdaşmadığı, ceza yargılamasında harç alınmasının hak aramahürriyeti ve adil yargılanma hakkını zedelediği, harcı yatıramayacak olanlariçin ceza yargılamasında adli yardım müessesesinin düzenlenmemiş olduğu, özelhukuk yargılamalarında da harç ve hak arama hürriyeti dengesinin nasılkurulması gerektiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi kararlarına uyulmadığı, yapılan değişikliğin süratin en fazla,giderin mümkün olduğunca fazla olması sonucunu doğurduğu, böylelikle usulekonomisi ilkesini tersine çevirdiği belirtilerek dava konusu kısmın,Anayasa'nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1- Değiştirilen Kısmın (b) Fıkrasının İncelenmesi
Anayasa Mahkemesinin 20.10.2011 günlü, E.2011/54, K.2011/142sayılı kararıyla, 492 sayılı Kanun'un (1) sayılı Tarifesinin 'A- MahkemeHarçları' bölümünün değiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları'kısmının 'Yargıtay ceza dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 40 TL'biçimindeki (b) fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptalhükmünün altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve bu karar,29.12.2011 günlü, 28157 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Açıklanan nedenle dava konusu kısmın (b) fıkrası hakkında yenidenkarar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
2- Değiştirilen Kısmın (a), (c), (d) ve (e) Fıkralarınınİncelenmesi
Dava konusu kurallarla, Yargıtay hukuk dairelerine, Danıştaya,yürütmenin durdurulmasına ilişkin itirazlar dâhil olmak üzere bölge idaremahkemelerine ve bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine yapılacak itiraz,istinaf ve temyiz başvurularından harç alınması kurala bağlanmıştır.
Harç, kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetlerdenyararlananlardan, bu yararlanmaları karşılığı alınan bedeldir. Temyiz, istinafve itiraz mercileri tarafından verilen kanun yolu incelemesi biçimindeki yargıhizmeti, bu yollara başvurma hakkı bulunanların kendi iradesiyle yaptığıbaşvuru üzerine verilmektedir. Söz konusu hizmeti talep edenlerden, bununkarşılığında harç alınması, harçlara ilişkin genel prensiplere aykırı değildir.
Anayasa Mahkemesinin 20.10.2011 günlü, E.2011/54 ve K.2011/142sayılı kararında belirtildiği üzere, kanun koyucunun, yargı hizmetlerininverilmesi karşılığında harç alınması biçiminde düzenleme yapma yetkisibulunmakla birlikte, bunun, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında bulunanmahkemeye erişim hakkını engellememesi için 'harcın miktarının makul olması','harcın alınmasında haklı bir amacın olması', 'ulaşılmak istenen amaçile harç miktarı arasında orantı olması' ve 'ödeme gücü olmayanlarbakımından etkili adli yardım sisteminin olması' kriterlerine uyulmasıgerekir.
Yargıtay hukuk dairelerine yapılacak temyiz başvurularından,Danıştaya yapılacak temyiz başvurularından, yürütmenin durdurulmasına ilişkinitirazlar dâhil olmak üzere bölge idare mahkemelerine itirazen yapılacakbaşvurulardan, bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine yapılacak istinafbaşvurularından alınacak kanun yolu harçlarını ödeme gücü bulunmayanların,doğrudan veya 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesindeyapılan atıf gereğince 6100 sayılı Kanun'un adli yardıma ilişkin hükümlerindenyararlanma olanakları bulunmaktadır. Anılan harçların, haklı bir amaç taşıma,makul ve orantılı olma ilkelerine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında,davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması düzenlenerek,'usul ekonomisi' ilkesine yer verilmiştir. Dava konusu kurallarlagetirilen harçlar, gereksiz kanun yolu başvurularının önlenmesine ve kanun yolumercilerinin iş yükünün azaltılmasına, yargı hizmetlerinin hızlandırılmasına yöneliktir.Dolayısıyla, dava konusu kurallar, usul ekonomisi ilkesini de zedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kısmın (a), (c), (d) ve (e)fıkraları, Anayasa'nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
3- Değiştirilen Kısmın (f), (g) ve (h) Fıkralarının İncelenmesi
Dava konusu kurallarla, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerineyapılacak istinaf başvurularından, idari yaptırımlar konusunda sulh cezamahkemelerince verilen son karara karşı itirazen yapılacak başvurulardan veicra mahkemelerinin kararlarına karşı itirazen yapılacak başvurulardan harçalınması öngörülmüştür. İcra mahkemelerinin disiplin ve tazyik hapislerineilişkin kararlarına karşı 2004 sayılı Kanun'un 353. maddesinin ikinci fıkrası uyarıncaitiraz yoluna başvurulabilmekte olup, dava konusu (h) fıkrası, anılan kararlarakarşı itirazen yapılacak başvuruları kapsamaktadır.
Yukarıda belirtilen kanun yolu başvurularından alınacak harçlaryönünden, ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistem davakonusu kurallarla birlikte düzenlenmediği gibi, hukukumuzda adli yardımailişkin tek düzenleme olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nunilgili hükümlerinin, anılan harçlar bakımından uygulanmasını sağlayacak herhangibir atıf yapılmamıştır. Dolayısıyla dava konusu kısmın (f), (g) ve (h)fıkraları, ödeme gücü olmayanlar bakımından mahkemeye erişim hakkınıengelleyecek niteliktedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kısmının (f), (g) ve (h)fıkraları, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden, ayrıca 141. madde yönünden incelenmelerine gerekgörülmemiştir.
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, NuriNECİPOĞLU ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
G- Kanun'un 14. Maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a Eklenen 71/AMaddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, mirasçılık belgesi verilmesi ile terk eden eşinortak konuta davet edilmesi işlemlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, yargıyetkisi kapsamında olan işlemlerin yargı kurumu olmayan noterlere verilmesininyargı yetkisinin devredilmezliği ve hukuki güvenlik ilkelerini zedelediği, bazıhâllerde mirasçılık belgesi verilmesinin bilirkişi incelemesini gerektirdiği,hâkim yerine noterlere bilirkişi tayin etme görevinin verilmesinin haksahiplerini hukuk ve yargı güvencesinden yoksun bırakacağı, hak aramaözgürlüğünün yargı mercileri önünde kullanılabileceği, yargısal nitelikliişlemlerin yargı dışında çözülmesinin kanuni hâkim güvencesi ile bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 9., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, noterlere 'terk eden eşi ortak konutadavet etme' ve 'mirasçılık belgesi verme' yetkisi tanınmıştır.Mirasçılık belgesi, 4721 sayılı Kanun'un 598. maddesinde düzenlenmiştir. Davakonusu kuralla noterlere mirasçılık belgesi verme yetkisinin tanınmasınaparalel olarak anılan maddeye de noterlere ilişkin ibare eklenmiştir. Ancak buekleme, maddenin atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olanlara verilecekmirasçılık belgesine ilişkin ikinci fıkrasına değil, sadece yasal mirasçılaraverilecek mirasçılık belgesine ilişkin birinci fıkrasına yapılmıştır. Ayrıca1512 sayılı Kanun'un 71/B maddesinin (3) numaralı fıkrasında, nüfuskayıtlarının mirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması hâlindemirasçılık belgesinin noterler tarafından verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.Buna göre, dava konusu kuralla noterlere tanınan mirasçılık belgesi vermeyetkisi, yasal mirasçılarla ve nüfus kayıtlarının yeterliliği ile sınırlıdır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, 'Türkiye Cumhuriyeti ' bir hukukDevletidir.'; 9. maddesinde, 'Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsızmahkemelerce kullanılır.'; 36. maddesinde, 'Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'; 37.maddesinde ise 'Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merciönüne çıkarılamaz.' denilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un 382. maddesinde, terk eden eşin ortak konutadavet edilmesi ve mirasçılık belgesi verilmesi, çekişmesiz yargı işleriarasında sayılmaktadır.
Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi, terk sebebiyle boşanmadavasında bir dava şartı olup, dava açılmadan ve işin esası incelenmeksizinyapılan, bağımsız bir yargısal sonuç doğurmayan ve yetkili makamlar eliyle terkeden eşe ortak konuta dönmesi çağrısı ile terkin sonuçlarının hatırlatılmasınıiçeren bir bildirim niteliğindedir.
Mirasçılık belgesi ise miras bırakanın mirasçılarının kimlerolduğunu ve bunların miras paylarını tespit eden, mirasçılık durumunu üçüncükişilere karşı veya resmi makamlar önünde kanıtlamaya yarayan bir belgedir.Noterlere, yasal mirasçılar hakkında mirasçılık belgesi verme yetkisi tanınmışolup, bunların kimler olduğu, hangi durumlarda ve ne oranda mirasçı olacakları4721 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinde açıkça düzenlenmiştir. 1512 sayılıKanun'un 71/B maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise mirasçılık belgesiverilmesinin yargılamayı gerektirmesi, nüfus kayıtlarının mirasçılık belgesiverilmesi konusunda yeterli olmaması veya mirasçılık belgesinin yabancılartarafından talep edilmesi hâllerinde, bu belgenin noterler tarafındanverilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre dava konusu kuralla, noterlereyapma yetkisi tanınan işlemler, bir ihtilafı yargısal bir kararla sona erdirmesonucunu doğuracak nitelikte değildir.
Diğer taraftan, 1512 sayılı Kanun'un 71/C maddesinde, noterlerinverdikleri mirasçılık belgesine karşı itiraz yoluna başvurabileceğidüzenlenerek, bu işlem yargı denetimine tabi tutulmuştur. Terk eden eşin ortakkonuta davet edilmesi ise terk sebebiyle boşanma davası yönünden bir dava şartıolduğundan, bunun usulüne uygun olup olmadığı 6100 sayılı Kanun'un 115.maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca boşanma davasına bakan mahkemeninyargı denetimi altındadır.
Ayrıca, 4721 sayılı Kanun'un 164. maddesinin birinci ve ikincifıkralarında, hâkimlerin terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi ve 598.maddesinin birinci fıkrasında da mahkemelerin mirasçılık belgesi verme yetkisidevam etmekte olup, dava konusu kuralla noterlere, hâkimler ve mahkemelerealternatif bir yetki tanınmaktadır. Noterlere dava konusu kuralla anılanyetkilerin verilmesi, yargı yetkisinin devredilmesi anlamına gelmediği gibihukuk devleti ve doğal hâkim ilkeleri ile hak arama özgürlüğünü dezedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 9., 36. ve37. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Kanun'un 14. Maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a Eklenen 71/BMaddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a eklenen71/A maddesine ilişkin gerekçelerle ve noter stajyerinin de terk eden eşi ortakkonuta davet etme ve mirasçılık belgesi işlemlerini yapabilmelerinin, yargıyetkisinin devredilmezliği ve hukuki güvenlik ilkelerine ilişkin ihlaliderinleştirdiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 9., 36. ve 37.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'aeklenen 71/A maddesi ile tanınan terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi vemirasçılık belgesi verilmesi yetkileri kullanılırken noterlerce uygulanacakusul düzenlenmekte, bu kapsamda noterlerin, ilgilinin yazılı veya sözlübaşvurusu üzerine, talep edilen işlemle ilgili bir tutanak düzenleyeceği,işlemler yapılırken, o işlemlerle ilgili özel kanunlarındaki usulleringözetileceği, talebin konusunun bir belge düzenlenmesini gerektirmesi hâlinde,noterin, ilgilisine bu belgeyi de düzenleyerek vereceği; noterlerin, 1512sayılı Kanun'un 71/A maddesinde belirtilen işlemleri bizzat yapacağı ancak,noterlik dairesinde imza yetkisi verilmiş hukuk fakültesi mezunu görevli veyanoter stajyeri mevcut ise işlemlerin onun tarafından da yapılabileceği;mirasçılık belgesi verilmesinin yargılamayı gerektirmesi, nüfus kayıtlarınınmirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması veya mirasçılıkbelgesinin yabancılar tarafından talep edilmesi durumunda, mirasçılıkbelgesinin noterler tarafından verilemeyeceği; 1512 sayılı Kanun'un 71/Amaddesinde yer alan işlemlere ilişkin taleplerde noterler tarafından alınacak ücretin,Noterlik Ücret Tarifesinde ayrıca gösterileceği, bu işlemlere ilişkindüzenlenen kâğıtların değerli kâğıt bedellerinden istisna olduğu; bu maddeninuygulanmasına ilişkin usul ve esasların Adalet Bakanlığınca çıkarılacakyönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.
1512 sayılı Kanun'un 36. maddesinin birinci fıkrası uyarıncanoter, noterlik işlemlerini yapmak ve kendisine yardım etmek üzere stajının üçayını tamamlamış bulunan stajyerine, başkâtibine veya diğer bir kâtibine imzayetkisi verebilmekte, başkâtip ve kâtibin hukuk fakültesi mezunu olmasıgerekmemektedir. Dava konusu kuralla, terk eden eşin ortak konuta davetedilmesi ve mirasçılık belgesi verilmesi işlemlerini yapacak başkâtip vekâtibin hukuk fakültesi mezunu olması şartı getirilerek, bu işlemleri yapacakpersonelin daha nitelikli olması aranmıştır.
Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a eklenen 71/A maddesineilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 9.,36. ve 37. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
I- Kanun'un 14. Maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a Eklenen 71/CMaddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'aeklenen 71/A maddesine ilişkin gerekçelerle kuralın, Anayasa'nın 2., 9., 36. ve37. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'aeklenen 71/A maddesi ile tanınan yetki uyarınca noterlerin vereceklerimirasçılık belgesine karşı itiraz yolu düzenlenmekte, bu kapsamda, noterlerinverdikleri mirasçılık belgesi hakkında, menfaati ihlal edilenler tarafındansulh hukuk mahkemesine itirazda bulunulabileceği, mahkemenin, itiraz üzerineverdiği kararın bir örneğini ilgili notere ve Türkiye Noterler Birliğinebildireceği belirtilmektedir.
Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a eklenen 71/A maddesineilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 9.,36. ve 37. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
J- Kanun'un 18. Maddesiyle 2802 sayılı Kanun'un 21. MaddesininBirinci Fıkrasının (c) Bendinde Yer Alan 'iş sayısı ve bu inceleme üzerineverilen notları' İbaresi Yerine 'işleri' Şeklinde YapılanDeğişikliğin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıesaslarına göre görev yapan hâkimlerin, yapılan değişiklikle sicil ve terfikaygısıyla hareket eden kamu ajanlarına dönüştürülmesinin hukuk devleti, yargıbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerini zedelediği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 138., 139. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 18. maddesiyle, 2802 sayılı Kanun'un 21. maddesininbirinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'iş sayısı ve bu inceleme üzerineverilen notları' ibaresi, 'işleri' ibaresi şeklinde değiştirilmiştir.Buna göre, hâkim ve savcıların derece yükselmelerine ilişkin ilkelerbelirlenirken, bunların kanun yolu incelemesinden geçen işleri, 'sayı've 'not' yönünden kıstas alınamayacak, anılan işlerin ne şekilde gözönünde tutulacağını Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirleyecektir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, 'hukuk devleti'; 138.maddesinde, 'mahkemelerin bağımsızlığı'; 139. maddesinin birincifıkrasında, 'hâkimlik ve savcılık teminatı' ilkelerine yer verilmiştir.Anayasa'nın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise hâkim ve savcılarınnitelikleri, meslekte ilerlemeleri ve yetersizlik hâllerinin mahkemelerinbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği kuralabağlanmıştır.
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmahakkının temel güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle hâkimlerinbağımsızlığı kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılmakta ve biri diğerininnedeni ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Yargının bir karakteri olanbağımsızlık, hâkimin çekinmeden ve endişe duymadan, Anayasa'nın öngördüğügereklerden başka herhangi bir etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürcekarar verebilmesidir. Hâkim bağımsızlığının yalnız yürütme organına karşıdeğil, demokratik bir toplumda, devlet yapısı içindeki tüm kurum ve kuruluşlarile kişilere karşı da düşünülüp sağlanması gerekir.
Bununla birlikte yargı bağımsızlığı tek başına bir amaç olmadığıgibi hâkimlerin kişisel bir ayrıcalığı da değildir. Yargı bağımsızlığı vehâkimlik teminatı, nihai amaç olan adaletin etkin bir şekilde toplumadağıtılmasının araçları arasındadır. Bu araçlardan biri de hâkimlerin atama veterfilerinin liyakat esasına dayalı olmasıdır. Şüphesiz 'karar vermedekiyetkinlik' de, liyakatin belirlenmesinde göz önünde tutulması gerekenhususlardandır. Bu yetkinliğin belirlenebilmesi için, hâkimlerin kanunyollarından geçen işlerinin dikkate alınması doğaldır. Anılan hususun,liyakatin belirlenmesinde ne şekilde dikkate alınacağının hâkimler vesavcıların özlük işlerinden sorumlu kurullara bırakılması ise çeşitliuluslararası kuruluşlar bünyesinde belirlenmiş olan yargının etkinliğininsağlanmasına ilişkin ilkelerle de uyumludur. Kanun yollarından geçen işlerinin,hâkim ve savcıların derece yükselmesine ilişkin ilkeler belirlenirken Hakimlerve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından dikkate alınacak hususlardan olması, hukukdevleti, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik ve savcılık teminatı ilkelerinizedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 138., 139.ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
K- Kanun'un 18. Maddesiyle 2802 sayılı Kanun'un 33. MaddesininBirinci Fıkrasında Yer Alan 'not oranları' İbaresi Yerine 'kanun yoluincelemesinden geçen işleri' Şeklinde Yapılan Değişikliğin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 18. maddesiyle 2802 sayılı Kanun'un21. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'iş sayısı ve buinceleme üzerine verilen notları' ibaresi yerine 'işleri' şeklindeyapılan değişikliğe ilişkin gerekçelerle kuralın, Anayasa'nın 2., 138., 139. ve140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 18. maddesiyle, 2802 sayılı Kanun'un 33. maddesininbirinci fıkrasında yer alan 'not oranları' ibaresi, 'kanun yoluincelemesinden geçen işleri' ibaresi şeklinde değiştirilmiştir. Buna göre,birinci sınıf hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesine ilişkinilkeler belirlenirken, hâkim ve savcıların kanun yolu incelemesinden geçenişleri, 'not' yönünden kıstas alınamayacak, anılan işlerin ne şekildegöz önünde tutulacağını Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirleyecektir.
Kanun'un 18. maddesiyle 2802 sayılı Kanun'un 21. maddesininbirinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'iş sayısı ve bu inceleme üzerineverilen notları' ibaresi yerine 'işleri' şeklinde yapılandeğişikliğe ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle dava konusu kural,Anayasa'nın 2., 138., 139. ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptal istemininreddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, bu görüşe katılmamıştır.
L- Kanun'un 19. Maddesiyle 4721 sayılı Kanun'un 164. MaddesininBirinci ve İkinci Fıkralarında Yer Alan 'hakim' İbarelerinden SonraGelmek Üzere Eklenen 'veya noter' İbareleri ile 598. MaddesininBirinci Fıkrasında Yer Alan 'sulh mahkemesince' İbaresinden SonraGelmek Üzere Eklenen 'veya noterlikçe' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'aeklenen 71/A maddesine ilişkin gerekçelerle kuralların, Anayasa'nın 2., 9., 36.ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6217 sayılı Kanun'dan önce, 4721 sayılı Kanun'un 164. maddesininbirinci ve ikinci fıkralarında terk nedeniyle boşanma davasının şartı olan terkeden eşin ortak konuta davet edilmesi yetkisi sadece hâkimlere; 598. maddesininbirinci fıkrasında ise yasal mirasçılara mirasçılık belgesi verme yetkisisadece sulh mahkemelerine tanınmıştır. Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılıKanun'a eklenen 71/A maddesiyle noterlere de bu yetkilerin tanınmasına paralelolarak 4721 sayılı Kanun'un anılan hükümlerine noterlere ilişkin dava konusuibareler eklenmiştir.
Kanun'un 14. maddesiyle 1512 sayılı Kanun'a eklenen 71/A maddesineilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2.,9., 36. ve 37. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
M- Kanun'un 23. Maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 272. MaddesininÜçüncü Fıkrasının Değiştirilen (a) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanun yollarına başvurunun yargılamanın devamıniteliğinde olduğu, kanun yollarına gidilemeyecek kararların istisnayı kuralhâline getirecek şekilde arttırılmasının yargılama faaliyetinin ve bufaaliyetin diyalektik yönünün ortadan kaldırılması anlamına geleceği, bellimiktara kadar olan adli para cezalarına mahkûmiyet hükümlerine karşı kanunyoluna başvurulamamasının hukuk devleti ilkesini ve adil yargılanma hakkınızedelediği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, hapis cezasından çevrilenler hariç olmaküzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adli para cezasınamahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı hükmebağlanmıştır. Ancak bölge adliye mahkemeleri henüz faaliyete geçmediğinden,dava konusu kural, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonrauygulanmaya başlanacaktır.
Anayasa Mahkemesinin 23.7.2009 günlü, E.2006/65, K.2009/114 sayılıkararıyla, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesininikinci fıkrasının belli miktara kadar olan adli para cezasına mahkûmiyethükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını düzenleyen (1) numaralıbendi, hapisten çevrilen adli para cezalarını kapsaması nedeniyle iptaledilmiştir. Mahkeme, söz konusu kuralı, doğrudan verilen adli para cezalarıyönünden ise Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.
Anılan kararda da belirtildiği üzere, kanun yoluna başvurma hakkı,adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleriile gösterilmektedir. Anayasa'nın 142. maddesinde 'mahkemelerin kuruluşunun,görev ve yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin' kanun iledüzenlenmesi öngörülmüştür. Kanun yoluna ilişkin düzenlemeler de yargılamausulü kapsamındadır. Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca yargılamanın mümkün olansüratle sonuçlanması gerektiğinden, her karara karşı kanun yoluna gidilmesiuygun değildir. Mahkemelerce verilen tüm kararlara karşı kanun yolunun açıktutulması, kanun yolu kurumunu işlemez duruma getirebilir. Nitekim, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye tarafından imzalanan ancak henüzonaylanmayan Ek 7 nolu Protokolünün 'Cezai konularda iki dereceli yargılanmahakkı'nı düzenleyen 2. maddesinde 'az önemli suçlar' yönünden buhakka istisna getirilebileceği düzenlenmektedir.
Anayasa'nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup, aralarındabir üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine önceliktanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak birlikteuygulanan iki Anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını oluşturabilmektedir.Anayasa'nın adil yargılanma hakkını düzenleyen 36. maddesinde herhangi birsınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa'nın142. ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade edenAnayasa'nın 141. maddelerinin, adil yargılanma hakkının kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.
Kanun koyucunun belli miktara kadar olan adli para cezasınamahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yolunu kapatmaktaki amacının, bölge adliyemahkemelerinin iş yükünün artmasını ve sonuçta yargılamanın yavaşlamasınıengellemek olduğu anlaşılmaktadır. Ceza adalet sisteminde 'az önemli suçlar'kategorisi içerisinde kabul edilebilmeleri mümkün olan doğrudan para cezasıverilmesini gerektiren suçlar nedeniyle verilen mahkûmiyet hükümlerine karşıtemyiz ve istinaf yolunun kapatılması, belirlenen sınırın, paranın satın almagücü karşısında adalet duygusunu rencide edecek veya hukuk devleti kavramıylabağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta bulunmaması nedeniyle, hukuk devletiilkesini ve hak arama özgürlüğünü zedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
N- Kanun'un 26. Maddesiyle 5320 sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 2.Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un272. maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendine ilişkin gerekçelerlekuralın, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 272. maddesininüçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendiyle, hapis cezasından çevrilenler hariçolmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adli para cezasınamahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı hükmebağlanmıştır. Ancak bölge adliye mahkemeleri henüz faaliyete geçmediğinden, buaşamada ceza mahkemelerince verilen hükümler, istinaf yerine temyize tabiolduğundan, dava konusu kuralla bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceyekadar yukarıda belirtilen mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yolunabaşvurulamayacağına dair geçici düzenleme yapılmıştır.
Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 272. maddesininüçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendine ilişkin gerekçede belirtilennedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
O- Kanun'un 26. Maddesiyle 5320 sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 3.Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Cumhuriyet savcısının hem soruşturma hem dekovuşturma esnasında görevli bulunduğu, sanık aleyhine olduğu kadar lehine olandelilleri de toplamakla yükümlü olduğu, duruşmalara katılmadan, sadece dosyaüzerinden bu görevleri adil ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirebilmesininmümkün olmadığı, bunun adil yargılanma hakkıyla çeliştiği ve uluslararasıilkelere aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama ŞekliHakkında Kanun'a, 6217 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle eklenen dava konusuGeçici 3. maddenin Anayasa'ya aykırılığı savıyla iptali istemi, daha önceyapılan itiraz başvurusu nedeniyle esastan incelenerek 19.1.2012 günlü,E.2011/43, K.2012/10 sayılı kararla Anayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesi ilereddedilmiş ve bu karar, 5.4.2012 günlü, 28225 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanmıştır.
Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un41. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesinin işin esasınagirerek verdiği ret kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonra on yılgeçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla tekrar AnayasaMahkemesine başvurulamaz.
İptal davası, 10.6.2011 gününde açılmış ise de esas incelemeaşamasında, Anayasa Mahkemesinin aynı konu hakkında işin esasına girerekverdiği yukarıda belirtilen ret kararının 5.4.2012 gününde Resmî Gazete'deyayımlanması nedeniyle, bu tarihten itibaren 10 yıl geçmedikçe davanın esasınınincelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın iptali isteminin,Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin(1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
P- Kanun'un 26. Maddesiyle 5320 sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 4.Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 141. maddesinde davaların mümkünolan süratle sonuçlandırılması öngörülmekle birlikte, süratin, hukuk ve yargıgüvenliği ilkeleri ile adil yargılanma hakkını zedelememesi gerektiği, davakonusu kuralla tebliğname düzenlenmesi uygulaması askıya alınarak anılanilkelerin ve hakkın zedelendiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Göç/Türkiyekararında Yargıtay Başsavcılığı tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemesininçekişmeli dava hakkına ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğununbelirtilmiş olduğu, kişilerin haklarında düzenlenen belgeleri öğrenmedensavunma hakkını kullanabilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamatarihinden altı ay sonra başlamak üzere üç yıl süreyle yapılacak kanun yoluincelemeleri sırasında bölge adliye mahkemelerinde ve Yargıtay'da tebliğnamedüzenlenmesine ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlığını taşıyan 36.maddesine 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Kanun ile 'adil yargılanma'ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Anılan sözleşmelerden Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ile bunun uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiiçtihatlarında, adil yargılanma ölçütleri içerisinde; gerekçeli karar,duruşmada hazır bulunma, susma hakkı, silahların eşitliği, yüzyüzelik vedoğrudan doğruyalık yanında 'çekişmeli yargılanma hakkı' da kabul edilmektedir.
Çekişmeli yargılama ilkesi, bir davada tarafların gösterilen tümdelillerden ve sunulan tüm mütalaalardan haberdar edilmelerini ve bunlarlailgili görüş bildirme olanağına sahip olmalarını gerektirir.
Tebliğname, istinaf veya temyiz kanun yolu mercilerinden öncebölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılıkları veya Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından incelenen dosyayla ilgili olarak başsavcılığıngörüşünün yazıldığı bir belgedir. Kanun yolu mercileri tarafından istinaf vetemyiz incelemesi yapılırken bu görüş de dikkate alınmaktadır. Dolayısıylatebliğnamenin ilgili taraflara tebliğ edilmesi ve onlara, buna karşı görüşbildirme olanağı tanınması çekişmeli yargılanma hakkının gereğidir. NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir (Göç/Türkiye,11.7.2002 T., No: 36590/97).
Dava konusu kuralla, ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmakkoşuluyla yasa koyucunun takdir yetkisi kapsamında, kanun yolu mercileri önündebirikmiş olan iş yükünün azaltılması gerekçesiyle bu merciler nezdinde bulunanbaşsavcılıklarca tebliğname düzenlemesi uygulamasının kaldırılmış olmasındaAnayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A) 13. maddesiyle 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nundeğiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' kısmının (f), (g)ve (h) fıkralarına ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesinedeniyle, bu fıkraların YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
B) 1- 5. maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 353. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasına,
2- 6. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 354. maddesine eklenenfıkraya,
3- 12. maddesiyle 492 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birincifıkrasının (i) bendinde yer alan 'açılan davalar' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen 've kanun yolu başvuruları ile ceza mahkemelerindenverilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları,' ibaresine,
4- 13. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un;
a- (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları' bölümünün'Hukuk ve ticaret davalarıyla, idarî davalarda ihtilafsız yargı konularındave icra tetkik mercilerinde' başlığında yer alan 'Hukuk' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen ', ceza' ibaresine,
b- (2) sayılı Tarifesinin 'II- Maktu harçlar' bölümünün(11) numaralı bendine 'miras taksim mukaveleleri,' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen 'mirasçılık belgesi,' ibaresine,
c- Değiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları'kısmının (a), (c), (d) ve (e) fıkralarına,
5- 14. maddesiyle, 18.1.1972 günlü, 1512 sayılı NoterlikKanunu'na 71. maddesinden sonra gelmek üzere 'Diğer İşlemler' başlığıyla'Üçüncü Bölüm' olarak eklenen 71/A, 71/B ve 71/C maddelerine,
6- 18. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hakimler veSavcılar Kanunu'nun;
a- 21. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'işsayısı ve bu inceleme üzerine verilen notları' ibaresi yerine 'işleri'şeklinde yapılan değişikliğe,
b- 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'not oranları'ibaresi yerine 'kanun yolu incelemesinden geçen işleri' şeklinde yapılandeğişikliğe,
7- 19. maddesiyle, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk MedenîKanunu'nun 164. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan 'hakim'ibarelerinden sonra gelmek üzere eklenen 'veya noter' ibareleri ile 598.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'sulh mahkemesince' ibaresindensonra gelmek üzere eklenen 'veya noterlikçe' ibaresine,
8- 23. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendine,
9- 26. maddesiyle, 23.3.2005 günlü, 5320 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen geçici 2., geçici3. ve geçici 4. maddelere,
yönelik iptal istemleri, 1.11.2012 günlü, E.2011/64, K.2012/168sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bende ve ibarelereilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
C) 13. maddesiyle 492 sayılı Kanun'un değiştirilen 'IV.Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' kısmının (b) fıkrası hakkında,1.11.2012 günlü, E. 2011/64, K. 2012/168 sayılı kararla karar verilmesine yerolmadığına karar verildiğinden, bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulmasıistemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
1.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kanun, kanunhükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunlarınhükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlüktenkalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceğitarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığıgünden başlayarak bir yılı geçemez' denilmekte, 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
492 sayılı Kanun'un (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları'bölümünün dava konusu değiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları'kısmının (f), (g) ve (h) fıkralarının iptal edilmesi nedeniyle, doğacakhukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3)numaralı fıkrası gereğince bu bende ilişkin iptal hükmünün, kararın ResmîGazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygungörülmüştür.
VIII- SONUÇ
31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A) 1- 5. maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 353. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 6. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 354. maddesine eklenenfıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Celal MümtazAKINCI'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 12. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun13. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan 'açılan davalar'ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen 've kanun yolu başvuruları ile cezamahkemelerinden verilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları,' ibaresininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- 13. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un;
a- (1) sayılı Tarifesinin 'A- Mahkeme Harçları' bölümünün 'Hukukve ticaret davalarıyla, idarî davalarda ihtilafsız yargı konularında ve icratetkik mercilerinde' başlığında yer alan 'Hukuk' ibaresinden sonra gelmek üzereeklenen ', ceza' ibaresinin iptali istemine ilişkin davanın, Anayasa'nın 152.maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasıgereğince REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (2) sayılı Tarifesinin 'II- Maktu harçlar' bölümünün (11)numaralı bendine 'miras taksim mukaveleleri,' ibaresinden sonra gelmek üzereeklenen 'mirasçılık belgesi,' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- Değiştirilen 'IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' kısmının;
aa- (a), (c), (d) ve (e) fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb- (b) fıkrası, 20.10.2011 günlü, E. 2011/54, K. 2011/142 sayılıkararla iptal edildiğinden, dava konusu bu fıkra hakkında YENİDEN KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
cc- (f), (g) ve (h) fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğuna veİPTALİNE, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, NuriNECİPOĞLU ile Muammer TOPAL'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5- 14. maddesiyle, 18.1.1972 günlü, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'na71. maddesinden sonra gelmek üzere 'Diğer İşlemler' başlığıyla 'Üçüncü Bölüm'olarak eklenen 71/A, 71/B, 71/C maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6- 18. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hakimler veSavcılar Kanunu'nun;
a- 21. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan 'işsayısı ve bu inceleme üzerine verilen notları' ibaresi yerine 'işleri' şeklindeyapılan değişikliğin,
b- 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'not oranları'ibaresi yerine 'kanun yolu incelemesinden geçen işleri' şeklinde yapılandeğişikliğin,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, SerdarÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
7- 19. maddesiyle, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk MedenîKanunu'nun 164. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan 'hâkim'ibarelerinden sonra gelmek üzere eklenen 'veya noter' ibareleri ile 598.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'sulh mahkemesince' ibaresinden sonragelmek üzere eklenen 'veya noterlikçe' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 23. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirilen (a) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
9- 26. maddesiyle, 23.3.2005 günlü, 5320 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen;
a- Geçici 2. ve Geçici 4. maddelerin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Geçici 3. maddenin iptali istemine ilişkin davanın,Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin(1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B) 13. maddesiyle 492 sayılı Kanun'un değiştirilen 'IV. Temyiz,istinaf ve itiraz harçları' kısmının (f), (g) ve (h) fıkralarının iptaledilmesi nedeniyle, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılıKanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkralara ilişkinİPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AYSONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
1.11.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
İptali istenen 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacı ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle492 sayılı Kanun'un değiştirilen 'IV. Temyiz, İstinaf ve İtiraz harçları'kısmının (f), (g), (h) bentlerinde, sırasıyla;
- Bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine yapılacak istinaf yolubaşvurularında
- İdari yaptırımlar konusunda sulh ceza mahkemelerince verilen sonkarara karşı
itirazen yapılacak başvurularda
- İcra mahkemelerinin kararlarına karşı itirazen yapılacakbaşvurularda harç miktarının
20 (yirmi) TL'sı olacağı belirtilmiştir.
6217 sayılı Yasa'nın adalet hizmetlerinin hızlandırılması, süratliverimli ve ekonomik şekilde yürütülmesini sağlamak, mahkemelerin iş yükünüazaltmak ve yargılama faaliyetinde zaman ve emek kaybını önlemek amacı ilehazırlanmış olduğu anlaşılmaktadır.
Harç alınmasında; Yargılamayı uzatmaya yönelik kanun yolubaşvuruların önüne geçmenin yasa koyucunun taktir hakkı içindeki asıl amacıolduğu, bunu da anayasanın 141. maddesindeki 'davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılması görevi kapsamında gözettiği açıktır.
Davacı dilekçesinde, maddi gerçeğe ulaşmak amaçlı cezayargılamasında kanun yolları aşamasının paralı olmasının hak arama hürriyetinive adil yargılanma hakkını zedelediğini, harcı yatıramayacak durumda olanlariçinde ceza yargılamasında adli yardım müessesesi olmadığını söylerken, öncepara ile ceza yargılaması ilkesini reddetmekte, bilahare olacaksa da parasıolmayanlar için yardımda olmalıdır demektedir.
İptali istenen (f), (g), (h) bentlerinde yer alan harca konubaşvuruların niteliğine bakıldığında, harca tabi olan kısımlardan; İcra hukukualanında yapılan incelemede verilen yalnızca disiplin ve tazyik hapsine ilişkinkararlara karşı 'itirazen' yapılacak başvurularda harç alınmasının kuralkapsamında olduğu, diğerlerinin kural kapsamı dışında kaldığı,
İdari yaptırımlar konusunda; Kural olarak ilgili kanunda açıkçagösterilen idari kural, makam veya kamu görevlileri tarafından(5326 sayılıKanun madde 22/1)verilen idari yaptırım kararlarına karşı sulh ceza mahkemesineyapılan 'başvuru' (5326 sayılı Kanun madde 27/1) üzerine, sulh cezamahkemesince verilecek son karar karşı yapılacak 'itiraz' kanun yolu (5326sayılı kanun madde 29/1) başvuruları kural kapsamında olup idari yaptırımlarailişkin bunun dışındaki kanun yolu başvuruları kural kapsamındabulunmamaktadır.
Hukuk yargılaması alanında kanun yolu başvurularında miktar veyadeğeri 1.500 TL'yi geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar (6100sayılı Kanun madde 341/2), bölge adliye mahkemeleri tarafından verilen miktarveya değeri 25.000 TL'yi geçmeyen davalara ilişkin kararlar, 6100 sayılıKanun'un 4. maddesinde gösterilen örneğin, sulh hukukda dava konusu değer veyatutarına bakılmaksızın kiralanan taşınmazın ilamsız icra yolu ile tahliyesi,ortaklığın giderilmesi, zilyedliğin korunması vb. davalar ile özel kanunlardasulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar,ilk derece mahkemeleri arası yetki görev uyuşmazlıklarına ve mercii tayinineilişkin kararlar, çekişmesiz yargı, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi, geçicihukuki koruma kararları (6100 sayılı Kanun madde 362/1), vasi tayini, azli veaylık 100 TL'yi geçmeyen nafaka, icra iflas daire kusuruna ilişkin davalarharçtan müstesna olduklarından (492 sayılı kanun madde 13) dava konusu başvurusundaharç ödenecek kurallar kapsamında değildirler.
İptal konusu kurallar içeriğinde yer alan bir çok başvuru alanısanıldığı kadar geniş olmayıp sınırlı olduğu ve bu alan içinde oldukça büyükbir kısmı da ücretsiz yada istisnaen ücretsizlik kapsamındadır, yani harca tabideğildirler.
Anayasa Mahkememiz 20.10.2011 tarihinde 2011/54 E., 2011/142 K.sayılı kararında Yargıtay ceza dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 40TL biçimindeki öngörülen harcı ödeme gücü olmayanlar bakımından adli yardımsisteminin itiraz konusu kuralıda kapsayacak şekilde belirlemediği, ödeme gücübakımından yaptığı diğer bir değerlendirmesi ile de bir nevi yüksek veorantısız bularak iptal etmiştir. Nitekim gerekçesinde Anayasa'nın 36. maddesikapsamında bulunan mahkemeye erişim hakkının engellenmemesi için 'harcınmiktarının makul olması' ölçüsüne işaret edildiği görülmektedir.
Dava konusu kurallarda (f), (g), (h ) bentlerinde ise yukarıdasayılan kapsam ve istisnalar dışı sınırlı sayılı alanda yer alan harç tutarı görüleceğiüzere sadece 20 (yirmi) TL'dır.
İtiraz konusu kuralın gereksiz ve kötü niyetli kanun yolubaşvurularını engellemek olduğu da tartışmasızdır.
Harcın kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetlerdenyararlananlardan alınan bedel olduğu mahkememizin çokça kararında ifade vekabul gördüğü yerde, adalet hizmetinde hizmet karşılığı harç alınmasındaharçlara ilişkin genel prensiplere aykırılık olmayacaktır.
Bu durumda önemli olanın harç miktarının makullüğü olduğu açıktır.Harç miktarları genelde; Davanın önemi, niteliği, işgal edeceği zaman, emekgibi unsurlar dikkate alınarak değerlendirilmekte ve de asgari ücret tutarıoransal bir ölçü gibi gözetilip kabul edilmektedir.
Adalet hizmetinin hızlandırılması için ilk derece yargılanmasonunda gereksiz temyiz başvuruları önlenerek, mercilerin önündeki iş yükününazaltılması hedefi ile alınacak düşük miktarda ki harcın ulaşılmak istenen amaçile orantısız olduğu da, söylenemeyecektir.
İptali istenen kuralda yer alan 20 TL.'lik ücret 2012 yılı içinöngörülen aylık asgari ücretin bir günlük tutarının yarısından biraz fazla birtutar olup başvuruların niteliklerine de bakıldığında ölçüsüz, orantısız vemakul olmadığını söylemeye olanak yoktur.
Davada iddia ve savunmaların değerlendirildiği ilk dereceyargılama süreci sonrasında, ikincil bir değerlendirme hakkı tanınırken yasakoyucunun yargının kamusal ve takdiri düzeni adına makul sayılabilecek birölçüde harç almasının adalete erişimi engellediği söylenemeyecektir. Ödeme gücüolmayanlar yönünden yasa koyucunun Sosyal devlet ölçütü ile kaynaklarını dagözeterek yargılama türlerine göre ve adli yardım takdirinde anayasal birzorunluluk da bulunmadığından, çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOY YAZISI
31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle,2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesiyle değiştirilen 'IV.Temyiz, istinaf ve itiraz harçları' kısmının (f), (g) ve (h)fıkralarıAnayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
İtiraz konusu kurallarla, Harçlar Kanunu'na ibareler eklenmeksuretiyle bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine yapılacak istinafbaşvurularından, idari yaptırımlar konusunda sulh ceza mahkemelerince verilenson karara karşı itirazen yapılacak başvurulardan ve icra mahkemelerininkararlarına karşı itirazen yapılacak başvurulardan '20 TL' harç alınmasıöngörülmüştür.
Harç, kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetlerdenyararlananlardan, bu yararlanmaları karşılığında alınan bedeldir. Resen temyizetabi olup harçtan muaf bulunan onbeş sene ve daha fazla hapis cezalarınamahkûmiyet hali dışında, Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen temyiz incelemesibiçimindeki yargı hizmeti temyiz hakkı bulunanın kendi iradesiyle yaptığıtemyiz başvurusu üzerine verilmektedir. Bu hizmeti talep edenlerden bu hizmetkarşılığında harç alınmasında Anayasa ve harçlara ilişkin genel prensiplereaykırılık bulunmamaktadır. Nitekim çoğunluk görüşünde de bu hususbelirtilmiştir. Çoğunluğun Anayasaya aykırılık ve iptal gerekçesi münhasıran'ödeme gücü bulunmayanlara adli yardım sağlanmamış olması' olgusunadayanmaktadır.
İtiraz konusu kurala ilişkin madde gerekçesinde, yargımercilerine yapılacak itiraz, istinaf ve temyiz yolu başvurularında harçalınması ile yargılamayı uzatmaya yönelik olarak yapılan başvuruların önlenmesive bu suretle yargı mercilerindeki iş yükünün azaltılmasının amaçlandığıbelirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi adil yargılama hakkı kapsamındabulunan mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve doğası gereği Devlet'inbu hususta düzenleme yapma yetkisi bulunduğunu kabul etmektedir. (AİHM,Bakan/Türkiye, 12.6.2007 T., No: 50939/99). Mahkeme bu açıdan, 'harcınalınacağı yargılama aşaması', 'harcın miktarının makul olması', 'harcınalınmasında haklı bir amacın olması', 'ulaşılmak istenen amaç ile harçarasındaki orantı olması' ve 'ödeme gücü olmayanlar bakımından etkili adlîyardım sisteminin olması' biçimindeki kriterleri dikkate almaktadır. (AİHM,Kreuz/Polonya, 18.06.2001 T., No: 28249/95; Bakan/Türkiye, 12.6.2007 T., No:50939/99; Ülger/Türkiye, 26.06. 2007 T., No: 25321/02;Tolstoy-Miloslavsky/İngiltere, 13.06.1995 T., 18139/91). Bu kriterlergözetilerek itiraz konusu kurala bakıldığında şu sonuçlara varılmaktadır:
- Harcın, yargılamanın ilk derece aşamasında veya kanun yoluaşamasında alınması farklı değerlendirilmektedir. Yargılamanın ilk dereceaşamasında alınacak bir harcın mahkeme önünde iddia ve savunmayı hiç dilegetirememe sonucunu doğurabileceği ve bu nedenle bu aşamada harç alınmasınındaha sıkı koşullara bağlanması gerektiği kabul edilmektedir. Yargılamanın kanunyolu aşamasında harç alınması bakımından ise, daha önce iddia ve savunmanın birmahkeme önünde dile getirilmesine imkân tanınmış olduğundan, üye devletlerin,daha geniş bir düzenleme yetkisi bulunduğu benimsenmektedir. (AİHM,Bakan/Türkiye, 12.6.2007 T., No: 50939/99: Tunç/Türkiye, 11.2.2008 T., No:20400/03; Eyüp Kaya/Türkiye, 23.9.2008 T., No: 17582/04; Bek/Türkiye, 20.4.2010T., No: 23522/05). İtiraz konusu kuralla öngörülen temyiz harcı, yargılamanınilk derece aşamasının bitmesinden, ilgililerin iddia ve savunmalarını birmahkeme önünde dile getirmesinden sonraki bir aşama olan kanun yolu aşamasındaalınmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu kural kapsamında, kanun koyucunun yargıhizmetine harç biçiminde bir mali yükümlülük getirme bakımından daha genişyetkisinin bulunduğunun kabul edilmesi gerekir.
- Harcın miktarının makul olması, mahkemeye erişim hakkınıengelleyecek kadar yüksek olmaması gerektiği belirtilmektedir. AİHMkararlarında yargılama giderleri ve harç miktarlarının yüksek olup olmadığıbelirlenirken, asgari ücret miktarı dikkate alınmaktadır. Ülkemizde brüt enyüksek aylık asgari ücret, 1 Ocak - 30 Haziran 2011 tarihleri arasında 796,50TL ve 1 Temmuz - 31 Aralık 2011 tarihleri arasında 837 TL olarak tespitedilmiştir. İtiraz konusu kuralla getirilen 20 TL'lik harç ise bunun yaklaşıkyirmide biri tutarında olup oldukça düşük miktardadır.
- Haklı bir amaca ulaşılmak için harç alınması gerektiği kabuledilmektedir. İlgili kanunların gerekçelerinde, kanun yolu harçlarınınalınmasındaki amaç, 'gereksiz ve kötü niyetli kanun yolu başvurularınıengellemek ve böylelikle kanun yolu mercilerinin zaman ve emek kaybının önünegeçmek, iş yükünü azaltmak' olarak gösterilmiştir. Gereksiz başvurularnedeniyle mahkemelerin artan iş yüklerinin azaltılması, tüm dünyada çözümüaranan en önemli yargılama sorunlarından biri olup, bunun haklı bir amaçolduğunda kuşku bulunmamaktadır.
- Harç alınan işlem ve harç miktarı ile ulaşılmak istenen amaçarasında orantısızlık bulunmaması gerektiği ifade edilmektedir. Gereksiz itirazve istinat başvuruları önlenerek, inceleme merciinin iş yükünün azaltılmasıamacı ile iddia ve savunmaların bir mahkeme önünde dile getirilmesinden sonraalınacak 20 TL gibi oldukça düşük miktardaki itiraz ve istinat harcı arasındaorantısızlık bulunmadığı açıktır.
- Adil yargılanma hakkı kapsamında bulunan mahkemeye erişim hakkıbakımından, üye devletlerin mali bir yükümlülük getirebilecekleri kabuledilmekle birlikte, bu hakkın engellenmemesi için ödeme gücü olmayanlara etkilibir adlî yardım sağlayacak sistemin varlığı aranmaktadır. Dava masrafı çokyüksek ise ve adli yardım verilmemişse, mahkemeye ulaşma hakkının özüzedelenebilir, mahkemeye ulaşma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmişolabilir. Masraf çok yüksek tutularak, yargı yerine ulaşma hakkının özüzedelenmemeli, yargı yerine ulaşma hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirilmemelidir. (Kreuz v. Polonya, 19.06.2001, para. 62-67: Ait-Mouhoubv. Fransa, para 57-58). Ancak AİHM, devletin kamu kaynaklarından sadecegerçekten ihtiyacı olan davacılara adli yardım yapmak istemesini meşru birkaygı olarak kabul etmektedir. (Tunç/Türkiye, 11.2.2008 T., No:
20400/03). Devletlerin kaynaklarının sınırlılığıdikkate alınarak, bazı durumlarda, adli yardım verilmemesi haklı ve meşrugörülmektedir.
Ülkemizde ceza kanun yolu açısından özel bir adlî yardım sistemidüzenlememiştir. Hukuk yargılaması dışındaki yargı alanlarına ilişkin usulyasalarında, hukuk yargılamasındaki adlî yardım hükümlerine yapılan atıflardan,kanun koyucu tarafından, adlî yardıma ilişkin bu hükümlerin tüm yargılamaalanları bakımından ortak hüküm niteliğinde görüldüğü sonucu çıkmaktadır. Ancakceza yargılamasında hakları genişletici kıyas serbest olduğundan, cezamahkemeleri kararlarına karşı temyiz başvurusunda bulunacak olan, ancak harcıödeme gücü bulunmayanlar bakımından hukukumuzda adlî yardıma ilişkin tekdüzenleme niteliğindeki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334-340.maddelerinin, burada kıyasen uygulanması olanağı bulunmaktadır. Nitekimuygulamada da bu yönde kararlar verildiği görülmektedir. Ayrıca 10.6.2011günlü, 27960 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan CezaMuhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ileYapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelikte DeğişiklikYapılmasına Dair Yönetmelik'le, temyiz, istinaf ve itiraz harçlarının müdafilertarafından ödenmesi hâlinde, bunların herhangi bir kesintiye tabi olmadanmüdafilere ödeneceğine dair değişiklik yapılmak suretiyle, dolaylı bir adlîyardım düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasaya aykırı olmayan itiraz konusu ibare ilegetirilen düzenlemenin AİHS sistemine ve AİHM içtihatları ile ortaya konulanilkelere de aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine yapılacakistinaf başvurularından, idari yaptırımlar konusunda sulh ceza mahkemelerinceverilen son karara karşı itirazen yapılacak başvurulardan ve icramahkemelerinin kararlarına karşı itirazen yapılacak başvurulardan '20 TL' harçalınmasını düzenleyen kuralın, münhasıran, bu miktarı ödeyemeyecek bulunanlariçin açıkça adli yardım sağlanmaması olgusuna dayalı olarak Anayasaya aykırı görülerekiptaline karar verilmesi adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve adliyardım kurumu ile ilgili olarak kabul edilen standart ve yaklaşımlarlabağdaşmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara yönelik iptalisteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle kuralın iptalineyönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Muammer TOPAL
KAŞIOY GEREKÇESİ
31.3.2011 günlü, 6217 sayılı 'Yargı Hizmetlerinin HızlandırılmasıAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesiyle,2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasının(c) bendinde yer alan 'iş sayısı ve bu inceleme üzerine verilennotları' ibaresi, 'işleri' şeklinde değiştirilmiş; aynıKanun'un 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'notoranları' ibaresi ise 'Kanunyolu incelemesinden geçenişleri' şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişikliklerle, hâkim vesavcıların derece yükselmelerinde ve birinci sınıf hâkim ve savcılarınçalışmalarının değerlendirilmesinde esaslı bir unsur olan 'Kanunyoluincelemesinden geçen iş sayısı ve bu inceleme üzerine verilen notları' şartıkaldırılmış; değişiklikten sonra kanunyolundan geçen işlerin ne şekildegözönünde tutulacağı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) taktirinebırakılmış; HSYK'da kendisine kanunla verilen bu yetkiyi iki ayrı ilke kararıile yerine getirmiştir. Buna göre, 30.9.2011 günlü, 282/1 sayılı 'Hâkim veSavcıların Derece Yükselmesi Esaslarına İlişkin Hakimler ve Savcılar YüksekKurulu ilke Kararı'nın 6. maddesi ile 'Yükselme Esasları' dokuz bent halindesayılmış; 30.9.2012 günlü, 282/2 sayılı 'Birinci Sınıfa Ayrılan ve BirinciSınıf olan Hâkim ve Savcıların Çalışmalarının Değerlendirilmesi Esaslarınaİlişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ilke kararı'nın 6-13. maddelerindeöngörülen kriterlere yer verilmiştir.
İptal davasına konu sözkonusu kurallarla artık temyiz merciinindosya üzerindeki incelemesi sadece hukuka uygunluk denetimi mesabesineindirilmiş; hâkim ve savcıların esaslı ve bariz de olsa hukuki hata veuygulamaları, not düzenlemesinin kaldırılması nedeniyle yaptırımsız bırakılmışve mahal mahkemeleri üzerinde etkili olan çok önemli bir hukuki enstrümandanyoksun kalınmıştır. Anılan ilke kararları incelendiğinde; işlerin belliyüzdesinin çıkarılması (nasıl çıkarsa çıksın) veya belli dosya sayısının esasalınması, müfettiş hâl kâğıtlarının dikkate alınması, kanunyolu incelemesinden geçenişleri (sayı olarak; nitelik değerlendirmesi söz konusu değil) gibi tamamengöreceli ve hukuki kalite bakımından yeterli olmayan bazı kriterlerinöngörüldüğü anlaşılmaktadır. Hâkim ve Savcıların terfi ve yükselmelerininsadece Yargıtay-Danıştay notları esas alınarak yapılması ne kadar doğru değilve bunun diğer unsurlarla desteklenmesi gerekli ise; not sisteminden tamamenvazgeçilerek terfi ve yükselmenin sadece şekli birtakım esaslara bırakılması oderece sakıncalı sonuçlara yol açabilecek mahiyettedir. Anayasa'nın 138., 139.ve 140. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde de, hâkim bağımsızlığı veteminatının önemli bir unsuru olan tefi ve yükselme esaslarının dengeli, adilve yerinde bir düzenlemeyle hayata geçebileceği izahtan varestedir. Liyâkatineksende olduğu bir düzenleme asıl olmalı; ehliyet, yetenek, vasıf vesonuçlandırılan davalarda ki hukuki doğruluk ve isabet derecesi de bunutamamlamalıdır. Temyiz mercileri ise bunların gerçekleştirilmesinde önemli birrol oynamakta; inceledikleri dosyalar nedeniyle hâkimlerin mesleki liyâkat vekariyerleri üzerinde verdikleri notlarla etkili olmakta idiler. Temyizmercilerinin bu yetkilerinin alınmasıyla hâkim ve savcılar artık notalmayacaklarından; temyiz incelemesi de mahal mahkemeleri üzerinde etkinliğinikaybedecek, adaletin tecellisi üzerinde doğrudan etkili bir yönteminkaldırılmasıyla yukarıda işaret edilen Anayasa hükümlerinin yanı sıra hukukdevletini düzenleyen 2. maddesi de ihlâl edilmiş olacaktır. Diğer bir deyişle,sözkonusu düzenlemeler yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkeleriyleuyarlı düşmediği gibi, hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşır değildir.
Açıklanan nedenlerle, anılan kuralların iptali gerektiği kanaatinevardığımdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
MUHALEFET ŞERHİ
Dava ve itiraz konusu kural ile 6217 sayılı Yasa'nın 6. maddesiile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin başlığı 'Davanın vecezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek haller' şeklinde değiştirilmiş vemadde sonuna eklenen yeni fıkra ile; 'Nafaka alacaklarına ilişkin takiplerhariç, alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yılbelirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerdebu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.' denilerekasgari ücret tutarının altındaki alacaklarda Kanunda öngörülen disiplin vetazyik hapsinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.
Madde gerekçesinde kuralın amacı açıkça belirtilmemiş olmaklabirlikte, genel gerekçede, 6217 sayılı Kanun'un 'devlet hizmetlerininve adaletin hızlandırılmasını, süratli, verimli veekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak, mahkemelerin iş yükünüazaltmak ve yargılama faaliyetinde zaman ve emek kaybını önlemek' amacıylaçıkarıldığı ifade edilmiştir.
Bu düşünce tarzı, 'yargıyı hızlandıralım, mahkemelerin iş yükünüazaltalım da adalet tam yerine gelmese de olur, zaman ve emek kaybını önlemekpahasına adaletten fedakarlık yapılabilir' sonucunun doğmasına nedenolabilecektir.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında, Hukuk devletinin, ' insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlet" olduğu belirtilmiş, 'adaletli bir hukukdüzeninin kurulması ve bunun sürdürülmesi' Hukuk devletinin gerekleri arasındasayılmıştır. .
Yargıyı hızlandırmak gerekçesi ile asgari ücret tutarınınaltındaki alacakların tahsilini, dolayısıyla adaletin tecellisini zorlaştırandava konusu kural; ''her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurma' ilkesineaykırıdır. Kuralla asgari ücretin altında borcu olanlara pozitif ayrımcılıkyapılmakta, bu durumda olanlar yasaya aykırı davranıp ödeme şartını ihlaletseler dahi kendilerine bir müeyyide uygulanmamakta, böylece müeyyidesizliknedeniyle bu kişilerden alacak tahsili güçleştirilmekte, adeta bunlarınborçlarını ödememesi kolaylaştırılmaktadır. UYAP verilerine göre, 2012 yılındapara alacağına ilişkin olarak yapılan 4.962.874 icra takibinden 2.269.272 sininasgari ücretin altında olduğu göz önüne alındığında bu sayının hiç de azımsanmayacakbir oranda olduğu izahtan varestedir.
Son on, onbeş yıl içerisinde telefon intifa haczinin, emekli maaşıhaczinin yasaklanması, karşılıksız çek keşide etmeye verilen para cezası vebunun da ödenmemesi halinde verilen hapis cezasının kaldırılmasına ilişkindüzenlemeler ile mal beyanında bulunmama halinde verilen disiplin ve tazyikhapsi cezasının iptaline ilişkin karara ve ev eşyası haczine getirilensınırlandırmadan sonra asgari ücretin altındaki alacaklarda Kanundaöngörülen disiplin ve tazyik hapsinin uygulanmayacağına ilişkin kural daeklenince alacak tahsili oldukça güçleşmiş, bazı hallerde imkansız halegelmiştir. Bu durum ise ticari hayatı, piyasaları olumsuz etkileyerek,toplumsal barış ve huzurun bozulması ile hukuk devletine ve adalete duyulangüvenin sarsılmasına neden olacak niteliktedir.
Bu değerlendirmelerden sonra, Hukuk devletinde adaletin yerinegetirilmesine mi, yargının hızlandırılmasına mı öncelik verilmeli' İkilemindetercihin adaletin yerine getirilmesinden yana olması gerektiği kanaatindeyim.
İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesi, icra dairesindekararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal edenlereüç aya kadar tazyik hapsi verileceğini hüküm altına almıştır. Burada cezalandırılmasınakarar verilen eylem 'ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlaletmek'tir. Ceza, borçtan dolayı ve borcun miktarı nedeniyle değil, ödemeşartının ihlali nedeniyle verilmektedir. Bu durumda asgari ücretin altındaborcu olduğu halde ödeme şartını ihlal eden kişi ile asgari ücretin üzerindeborcu olduğu halde ödeme şartını ihlal eden kişi yönünden cezaya konu eylemaynı (borç ödeme şartını ihlal) olduğu halde, kuralla aynı ihlaligerçekleştiren bu kişiler arasında eşitsizliğe neden olunmaktadır. Ayrıcanafaka borcu olanlarla, nafaka borcu dışında asgari ücretin altında borcuolanlar arasında da yasanın cezalandırılmasını istediği ihlal eylemi nedeniylebir eşitsizlik, pozitif ayrımcılık söz konusu olmaktadır.
Sonuç olarak, yukarıda açıklanan gerekçelerle itiraz konusukuralın Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiğidüşüncesiyle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI