ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2012/102
Karar Sayısı : 2012/207
Karar Günü : 27.12.2012
R.G. Tarih-Sayı : 02.04.2013-28606 mük.
İPTAL DAVASINI AÇAN :Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Ali Rıza ÖZTÜRK ile birlikte 121 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU :4.7.2012 günlü, 6353 sayılıBazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un;
1-3. maddesiyle, 26.4.1961 günlü, 298 sayılı Seçimlerin TemelHükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 180. maddesinin birincifıkrasında yer alan 'iki yıl' ibaresinin 'altı ay' şeklindedeğiştirilmesinin ve bu maddeyle sınırlı olmak üzere yürürlüğe ilişkin 89. maddesinin,
2-5. maddesiyle, 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Türkiye Bilimsel veTeknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin birincifıkrasının değiştirilen;
a-(d) bendinde yer alan''bu amaçla ilgili Bakanın onayı üzerineşirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak;'ibaresinin,
b-(e) bendinde yer alan,''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak; ''ibaresinin,
3-22. maddesiyle değiştirilen, 20.2.2001 günlü, 4628 sayılı ElektrikPiyasası Kanunu'nun 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendinin sekizinciparagrafının beşinci cümlesinde yer alan'' veya yetkilendireceği denetimşirketlerine hizmet satın almak suretiyle ''ibaresi ile son cümlesinin,
4-23. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal Gaz PiyasasıKanunu'nun geçici 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yapılandeğişikliklerin,
5-31. maddesiyle değiştirilen, 10.5.2005 günlü, 5346 sayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanun'un 6/C maddesinin altıncı fıkrasının''veya gerektiğindemasrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecekdenetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir.Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlıkgörüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümünün,
6-34. maddesiyle, 1.7.2005 günlü, 5378 sayılı Özürlüler ve BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
a-Geçici 2. ve geçici 3. maddelerindeyer alan'yedi yıl'ibarelerinin'sekizyıl'şeklinde değiştirilmesinin,
b-Geçici 3. maddesine eklenen;
aa-İkinci fıkranın üçüncü cümlesinin,
bb-Üçüncü fıkranın ilk cümlesinde yer alan'Sürenin bitimindenitibaren ''ibaresinin,
7-45. maddesiyle, 3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun35. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın (a) bendinin ikinci ve üçüncücümleleri ile (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinin,
8-46. maddesiyle, 17.2.2011günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3.Maddesinin;
a-İkinci fıkrasına eklenen (j) bendinin,
b-Dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan'Başkanlık'ibaresinin'Başkanlıkile Başkanlığın kuracağı veya iştirak edeceği şirketler'şeklindedeğiştirilmesinin,
9-47. maddesiyle, 6114 sayılıKanun'un 4. maddesinin onbirincifıkrasına eklenen (ğ) bendinin,
10-48. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle 6114 sayılıKanun'un 5. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın,
11-Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının'Ödemesi devam edenlerdenbu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödeme yapmış olanlar ilebu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesini tamamlamış olanlara geriödeme yapılmaz.'biçimindeki üçüncü cümlesinin,
12-Geçici 2. maddesinin,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 6., 7., 10., 11., 27., 36.,56., 67., 87., 90., 112., 123., 125., 128., 136. ve 160. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadaryürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
''
1) 04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3 üncü Maddesi ile BuMaddeyle Sınırlı Olmak Üzere Yürürlüğe İlişkin 89 uncu Maddesinin AnayasayaAykırılığı
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun 3 üncü maddesi ile26.04.1961tarihli ve 298 sayılıSeçimlerinTemel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 180 inci maddesininbirinci fıkrasında yer alan'iki yıl'ibaresi'altıay'şeklinde değiştirilmekte veböylece seçim suçlarına ilişkin kamu davası açma süresi, seçimin bittiğitarihten itibaren iki yıl iken, altı aya düşürülmektedir.
Söz konusu düşürmenin gerekçesi Genel Gerekçe'de, 'Hukukun temelilkelerinden biri, cezalardaki 'orantılılık' ilkesidir. Bu maksatla, seçimyasaklarını ihlal edenlere verilen hapis cezası adli para cezasına dönüştürülebilmektedir.Bilgi ve iletişim çağının özellikleri dikkate alındığında bilgi ve belgeyeerişebilmenin çok daha hızlı ve kısa sürede gerçekleştiği bilinmektedir. Bunagöre de seçimlerin bittiği tarihten itibaren 2 yıl gibi uzun sürenin korunmasıbu gerçekliğe, ceza yargılamasının genel ilkelerine uygun düşmemektedir.Yargının hızlandırılması temel amaç ve hedeftir. Bütün bu gerekçelerle 298sayılı Kanunun 180 inci maddesinin birinci fıkrasındaki dava açma süresi olaraköngörülen 2 yıllık süre 6 ay'a düşürülmektedir.' biçiminde ifade edilmiştir.
Bu ifadelere göre seçim suçlarında dava açma süresinin iki yıldanaltı aya indirilmesi;
- Cezalarda orantılılık ilkesi,
- Seçim suçlarında verilen hapis cezalarının adli para cezasınaçevrilmesi,
- Bilgi ve iletişim çağında bilgi ve belgeye erişim süresininkısalması,
- Yargının hızlandırılması amaç ve hedefi,
ile gerekçelendirilmektedir.
Öncelikle belirtilmelidir ki düzenleme, cezaların miktarı ileilgili değil dava açma süresine ilişkin olduğundan, yapılan düzenlemenin suç vecezalarda 'orantılılık' ilkesi ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Öte yandan, 298 sayılı Kanunun 133 ' 178 inci maddelerindedüzenlenen seçim suçlarına ilişkin cezalar, adli para cezalarından daha çokhapis cezalarını içermekte ve hapis cezalarının tamamı da adli para cezasınaçevrilememektedir. Kaldı ki, hapis cezalarının adli para cezasınaçevrilebilmesi suçun kamu düzenini ihlalinin ağırlığıyla ilgili olup, dava açmasüresiyle doğrudan bir ilişkisi de bulunmamaktadır.
Çağımızın bilgi ve iletişim çağı olarak nitelendirildiği ise birgerçektir. Bilgi ve iletişim çağında bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeninbilgiye erişimi hızlandırdığı ve süresini kısalttığı da genel olarak doğrudur.İnternette istediğiniz bilgiye -eğer aradığınız bilgi birileri tarafından sanalortama yüklenmiş/konulmuş ise- bir tuşa basarak saniyeler içinde ulaşabilir;bir bilgiyi elektronik posta ile saniyeler içinde bir başkasına gönderebilir;yetkili iseniz herhangi bir sanığın adli sicil kaydına erişebilir; UYAPprogramından Yüksek Mahkeme kararlarına ulaşabilirsiniz.
Ancak, bilgi ve iletişim çağının 'hukuksal değer taşıyan belge'yeerişimi hızlandırdığı her zaman ve her koşulda geçerli olmadığı gibi erişmesüresi erişilecek bilgi ve belgenin türü, şekli, niteliği, içeriği ve kullanımamacına göre değişmektedir.
Örneğin, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'inöldürülmesine ilişkin olarak İstanbul 14. Ağır Ceza MahkemesininTelekomünikasyon İletişim Başkanlığından istemiş olduğu iletişim kayıtlarıMahkemeye yaklaşık 5 ay sonra 01.12.2011 tarihinde ulaşabilmiştir. Ayrıcayaşanan bazı olaylar belgeye erişim süresinin ardında başka saiklerin deolabileceğini ortaya koymaktadır.
Bir başka örnek ise, Odatv Davasından verilebilir. 14 sanıklıOdatv Davası, İstanbul Özel Yetkili Savcılığının hazırladığı İddianameyi İstanbul16. Ağır Ceza Mahkemesinin 09 Eylül 2011 tarihinde kabul etmesiyle başlamıştır.Sanıklar, dava konusu 'dijital belgelerin' bilgisayar virüsü yoluylabilgisayarlarına gönderilmiş olduğunu iddia ederek suçlamaları kabul etmemişlerve nitekim sanıkların istemiyleYıldız Teknik Üniversitesi, Orta DoğuTeknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ile ABD'de yerleşik adli bilişimşirketi Data Devastation gibi dört farklı kuruluştan oluşan dört farklıbilirkişi heyeti dijital belgeleri 'bilgisayar korsanlığı ürünü virüslü belge'olarak nitelemişlerdir. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığının İddianameninyazımından önce yaptırmadığı bilirkişi incelemesini, İstanbul 16. Ağır CezaMahkemesi davanın açılmasından dört ay sonra Ocak 2012'de suç delili dijital belgeleriMahkeme Başkanı Sayın Mehmet Ekinci'nin ifadesiyle, 'raporun en hızlı şekildehazırlanması' talebiyle TÜBİTAK'a göndermiş; bir kamu kurumu olan TÜBİTAK isearadan yedi ay geçtikten sonra bilirkişi raporunu İstanbul 16. Ağır CezaMahkemesine gönderebilmiştir.
Bu bağlamda, dijital suç belgeleri yaratılmasına ve ihbarüzerine bunlara çok kısa süreler içinde ulaşılmasına olanak sağlayan bilgi veiletişim çağı, dijital belgenin gerçek niteliğine ulaşımını ise, değil davaaçma süresi, yargılama aşamasında Mahkeme Başkanının özel talebine rağmenhızlandıramamıştır. Bilirkişi incelemesi soruşturma aşamasında yaptırılsa,belki de dava açılmayacak; açılsa da yargılama aşamasında geçecek süresoruşturma aşamasında geçeceğinden ve dolayısıyla yargılama daha hızlıyapılacağından sanıkların tutuklulukta geçen mağduriyetleri söz konusuolmayabilecekti.
Söz konusu örnekler çoğaltılabilir. Çoğaltılması istisna olmaniteliklerini ortadan kaldırmayabilir. Ancak, hukuksal düzenlemeler, özellikleceza hukukuna ilişkin ise, istisnai durumları da gözeterek hazırlanmakdurumundadır ki, toplumsal yaşamda suç zaten niteliği itibariyle istisnai birdurumdur.
Kaldı ki298 sayılı Kanunun 179 uncu maddesinde seçim suçu,'Bu kanuna göreseçim suçundan maksat, seçim işlerinde bu kanun hükümleri uyarıncagörevlendirilmiş bulunan kimselerin bu görevleri dolayısiyle işlemiş olduklarıfiil ve hareketlerle her kim tarafından işlenirse işlensin bu kanuna aykırıbulunan fiil ve hareketlerdir.' şeklinde tanımlanmış ve seçim suçu ve cezalarıise aynı Kanunun 133 ' 178 inci maddeleri arasında 45 ayrı madde halindedüzenlenmiştir.
298 sayılı Yasada yer alan seçim suçları arasında, hilelifaaliyetlerle veya herhangi bir şekil ve surette cebir ve şiddet kullanarakKanunda yazılı seçim kurullarının toplanmalarına veya görevlerinin ifasına maniolma (md. 133; iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası, en az biri silahlı en azüç kişi tarafından işlenirse faillere beş yıl ile onbeş yıl arası hapiscezası); seçmen kütüğüne müteallik evrak ve vesikaları gereği gibi düzenlememeve muhafaza etmeme veya gereken mercie vermeme (md. 141; altı aydan iki yılakadar hapis cezası); seçmen kütüğüne yazılma hakkı olmayan bir seçmeni yazma,yazılma hakkı olan bir seçmeni yazmama veya yazılı olup da silinmesi gerekenseçmeni silmeme ya da silinmemesi gerekeni silme (md. 142; bir yıldan iki yılakadar hapis cezası); seçmen yeterliliği olmayanı seçmen kütüğüne kaydetme,kaydedilenlerin silinmesine engel olma veya seçmen olanı kütükten silme (md.143; altı aydan iki seneye kadar hapis; bu fiiller cebir veya tehdit veyaşiddet ya da nüfuz veya tesir icrası suretiyle yapılırsa bir yıldan beş yılakadar hapis cezası); seçmen kütüğüne kendini veya başkasını bilerek birdenfazla kaydettirme (md. 144; altı aydan iki yıla kadar hapis cezası); tamamenveya kısmen sahte seçmen listesi tanzim etme, bozma, çalma veya yok etme (md.148; TCK belgede sahtecilik suçuna ilişkin cezanın yarı oranında artırımı);kendine veya bir başkasına oy verilmesi veya verilmemesi için bir veya dahafazla seçmene menfaat temin etme (md. 152; bir yıldan üç yıla kadar hapiscezası); oy kullanmayı engelleme (md. 153; bir yıldan dört yıla kadar hapiscezası); seçme yeterliliği olmadığını bildiği halde oy kullanma ya dabaşkasının adını kullanarak oy kullanma (md. 160; iki yıldan beş yıla kadarhapis cezası); oy sandığının yerini değiştirme, yerinden kaldırma, çalma veyatahrip etme, içinden çıkan oy zarflarını alma, çalma veya değiştirme (md. 160; üçyıldan beş yıla kadar hapis); siyasi partilerin veya bağımsız adayların oypusulalarını zapt ve imha etme veya bozma ya da oy verme yerine götürülmelerineveya dağıtılmalarına engel olma (md. 162; bir yıldan üç yıla kadar hapis) gibidemokratik hukuk devleti ilkesi ile kamu düzeni açısından çok önemli suç vecezalar yer almaktadır.
Söz konusu suçların tespit edilip delilleriyle birlikte ortayakonarak bir iddianameye dönüştürülmesi uzun süreli ve ayrıntılı araştırma,inceleme ve soruşturmaları gerektirmektedir. En önemlisi de söz konusu suçlarailişkin bilgi ve belgelere erişim süresinde,dava açma süresinin 2839 sayılıYasanın 61 inci maddesiyle iki yıl olarak belirlendiği 10.06.1983 tarihinden buyana kayda değer hiçbir değişme ve gelişme olmamıştır. Söz konusu suçlarailişkin bilgi ve belgelere erişim, 1983 yılında hangi yol ve usullerleyapılıyor ise, günümüzde de aynı yol ve usuller izlenerek yapılmakdurumundadır.
Yargının hızlandırılması amaç ve hedefi ise, dava açma süresiyledeğil, açılan davaların sonuçlandırılması ile ilgilidir. Dava açma süresininiki yıldan ' oranında kısaltılarak altı aya düşürülmesi, seçim suçlarınailişkin davaların objektif kanıtlarıyla İddianameye dönüştürülemeden açılmasınave dolayısıyla mahkemede suçlamaya ilişkin bilgi ve belgeler (deliller)tartışılıp değerlendirilerek bir karara varılması gerekirken; suça ilişkinnesnel bilgi ve belgelerin mahkeme aşamasında toplanmasına yol açarak tamtersine Odatv Davası örneğinde olduğu üzere yargılamayı gereksiz yere uzatacaktır.Oysa, yargının hızlandırılmasından amaç, dava açma süresinin kısalması değil,açılmış davalara ilişkin yargılama süresinin kısalarak adaletin en kısa süreiçinde tecelli etmesinin sağlanmasıdır.
Bu bağlamda, seçim suçlarında dava açma süresinin iki yıldan altıaya düşürülmesinin, maddeye ilişkin Genel Gerekçede yer almayan başka amaç vehedefleri vardır.
Anayasanın Başlangıç'ının üçüncü fıkrasında, egemenliğin kayıtsızşartsız Türk Milletine ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkilikılınan hiçbir kişi ve kuruluşun Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi vebunun gerekleriyle belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı temel bir ilkeolarak yer almış; 2 nci maddesinde demokratik hukuk devleti ilkesi Cumhuriyetintemel nitelikleri arasında sayılmış; 36 ncı maddesinde, herkesin meşru vasıtave yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddiave savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu kurallaştırılmış; 67 ncimaddesinin birinci fıkrasında, demokratik devlet ilkesinin uzantısı olarakvatandaşların kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme vebağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma vehalkoylamasına katılma hakkı düzenlenmiş; ikinci fıkrasında, seçimler ile halkoylamasınınserbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarınagöre yargı denetimi altında yapılacağı kurallaştırılmış ve dördüncü fıkrasındaise seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının kullanılmasınınyasayla düzenleneceğine yer verilmiştir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukukdevleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzenikurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasaya aykırıdurum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Seçim suçlarına ilişkin dava açma süresini belirleme yetkisi,Anayasadaki kurallara bağlı kalmak; adalet, hakkaniyet ve kamu yararıilkelerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir. Yasa koyucu, seçimsuçlarına ilişkin kamu davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleridüzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olanölçülülük ilkesiylebağlıdır. Bu ilke ise'elverişlilik','gereklilik' ve 'orantılılık' olmak üzereüç alt bileşenden oluşmaktadır.'Elverişlilik',getirilen kuralın ulaşılmakistenen amaç için elverişli olmasını, 'gereklilik', getirilen kuralın ulaşılmakistenen amaç bakımından gerekli olmasını ve 'orantılılık' ise getirilen kuralve ulaşılmak istenen amaç arasında var olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.
298 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, Cumhurbaşkanı, milletvekili,il genel meclisi üyeliği, belediye meclisi üyeliği, muhtarlık, ihtiyar meclisive ihtiyar heyeti iyeliği seçimleri ile Anayasa değişikliklerine ilişkinkanunların halkoyuna sunulmasının kanunun kapsamında olduğu belirtilmiş; 3 üncümaddesinde her ilin seçim çevresi; 4 üncü maddesinde, her muhtarlığın seçimbölgesi; 5 inci maddesinde ise her seçim bölgesinin gerektiği kadar sandıkbölgesine ayrılacağı belirtilmiştir.
Temsili demokrasi seçime dayanmakta ve mahalle muhtarlığıseçiminden Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar tüm seçimlerin 298 sayılı Kanundabelirlenmiş kurallara uygun yapılması ve seçim suçlarının gereği gibikovuşturulması demokratik rejim ile demokratik devlet ilkesinin özünü oluşturmanınyanında, seçim suçları hakkında dava açılmasında kamu yararı olduğunda hiçbirşüphe bulunmamaktadır.
Ceza yargılamasının temel amacı ise, maddi gerçeğin ortayaçıkarılmasıdır ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak suçluların cezalandırılmasıve suçsuzların ise aklanmasında toplumsal yarar bulunmaktadır.
Seçim suçlarının kompleks bir yapı taşıması; birçoğunun gizli,çoğu zaman örgütlü, örtülü, birçok sandık ve seçim bölgesi ile seçim çevresinive hatta ülke düzeyini kapsayabilmesi; ortaya çıkarılabilmesinin çoğu zamanikrarı ve tanık beyanlarını gerektirmesi; ikrar ve tanık beyanları için deseçim sürecinin ateşinin sönmesi ve dolayısıyla belli bir zamanın geçmiş olmasıgerekmektedir. Kaldı ki örgütlü, örtülü ve birden fazla sandık ve seçim bölgesiile seçim çevresini kapsayan seçim suçlarının soruşturmasının zaman alacakolması ve yetkili soruşturma mercileri arasında koordinasyonu gerektireceği deaçıktır.
Ölçülülük ilkesi, yasa koyucuyu, dava açma süresini sınırlamadanbeklenen kamu yararı ile demokratik sistemin ve demokratik devlet ilkesininözünü oluşturan toplumsal yarar arasında adil bir dengeyi sağlama yükümlülüğüaltına sokmaktadır. Bu nedenle yasa koyucu bir yandan temsili demokrasininözünü oluşturan seçimlerin belirlenmiş kurallara uygun yapılmasını sağlayarakdemokratik sistemi yaşatmak için seçim suçu işleyenleri yetkili mahkemelerkarşısına çıkarmak, diğer yandan da seçim suçu işleyenlerin uzun süre davatehdidi altında kalmalarını önlemek için makul bir süre belirlemek ve böylece çatışanyararlar arasında adil, makul ve hakkaniyetli bir denge kurmak durumundadır.
Seçim suçlarında dava açma süresinin iki yıldan altı ayadüşürülmesi, çatışan yararlar arasındaki adil, makul ve hakkaniyete uygundengeyi ortadan kaldırmakta ve suçun ve soruşturmanın doğasından kaynaklananzorunlu nedenlerle altı ay içinde dava açılamaması seçim suçundan zarargörenlerin zararına yol açar ve temsili demokratik sistemin özünü ortadankaldırırken; hak düşürücü süre nedeniyle gerekli ve yeterli araştırma ve incelemeyapılmadan, suç delilleriyle ortaya konmadan dava açılması ise, delillerinyargılama aşamasında toplanmasına ve dolayısıyla davaların uzayarak kişilerinadil yargılanma haklarının ihlaliyle sonuçlanacaktır. Öte yandan, seçimsuçlarında dava açma süresinin altı ay ile sınırlandırılması, birden fazlaseçim çevresini ve giderek tüm ülkeyi kapsayan örgütlü ve örtülü seçimsuçlarını, soruşturmanın uzun süreli, ayrıntılı ve koordinasyonu gerektirmesiüzerinden teşvik eder bir nitelik taşımaktadır.
Bu itibarla, hukuksal ve fiilen geçerli bir gerekçeyedayanmaksızın seçim suçlarında dava açma süresinin iki yıldan altı ayadüşürülmesi, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ve demokratik devletilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, Anayasanın Başlangıcı ile 36 ncı ve 67 ncimaddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
6353 sayılı Kanunun yürürlüğe ilişkin 89 uncu maddesi de bumaddeyle sınırlı olmak üzere aynı gerekçelerle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci,36 ncı ve 67 nci maddelerine aykırıdır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 6353 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3üncü maddesi ile bu maddeyle sınırlı olmak üzere yürürlüğe ilişkin 89 uncumaddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 36 ncı ve 67 nci maddelerine aykırıolduğundan iptali gerekir.
2)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5 inci MaddesiyleDeğiştirilen 17.07.1963 Tarihli ve 278 Sayılı Türkiye Bilimler ve TeknolojikAraştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin Birinci Fıkrasının(d) Bendindeki ''bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlereortak olmak;' ibaresi ile (e) Bendindeki, ''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanınonayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlerde imtiyazlıpay sahibi olmak; ''İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun 15 nci maddesiyle değiştirilen 278 sayılıTürkiye Bilimler ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 2nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendiyle, 'Kurum bünyesinde araştırma vegeliştirme faaliyetlerini yapan merkezlerde, enstitülerde ve birimlerdegeliştirilen teknolojilerinüretimde ve ihtiyaçduyulan alanlarda kullanılmasını,tanıtılmasınıveya bunlardan daha kolay yararlanılmasınısağlamak için gerekliortamlarıve yönetim yöntemlerini hazırlamak ve bu teknolojilerinülkeekonomisine, sınaîve sosyal gelişmeye katkıda bulunacak ticari değerleredönüşmesini sağlamak,' ve 'bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak,kurulmuşşirketlere ortak olmak;' yetkisi verilir iken;(e) bendiyle ise, 'Kamuveözel sektörün teknolojik araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetlerineetkin katılımınısağlayacak teşvik ve destek sistemlerini geliştirmek veuygulamak; erken aşamadaki gelişme potansiyeli olan buluşlarınticarileştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren tüzel kişi ve fonlarıdesteklemek,'ve 'ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlerdeimtiyazlıpay sahibi olmak;' yetkisi verilmektedir.
278 sayılı Kanunun 'Kuruluş amacı' başlıklı 1 inci maddesinde,TÜBİTAK'ın kuruluş amacı, 'Türkiye'nin rekabet gücünü ve refahını artırmak vesürekli kılmak için; toplumun her kesimi ve ilgili kurumlarla iş birliğiiçinde, ulusal öncelikler doğrultusunda bilim ve teknoloji politikalarıgeliştirmek, bunları gerçekleştirecek alt yapının ve araçların oluşturulmasınakatkı sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini özendirmek, desteklemek,koordine etmek, yürütmek; bilim ve teknoloji kültürünün geliştirilmesindeöncülük yapmak' şeklinde ortaya konmuştur.
Bu bağlamda, TÜBİTAK'ın kuruluş amacı, Türkiye'nin ekonomikrekabet gücünü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için; bilim ve teknolojipolitikaları geliştirmek, bunları gerçekleştirecek alt yapının ve araçlarınoluşturulmasına katkı sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetleriniözendirmek, desteklemek, koordine etmek, yürütmek; bilim ve teknolojikültürünün geliştirilmesine öncülük yapmaktır.
Şirketin temel güdüsü, ilkesi ve amacı ise karlılıktır. Şirket buamaç doğrultusunda verili piyasa koşullarında karını maksimize etmeye çalışır.Bunu gerçekleştirmek için, fiyatlama politikasını piyasa şartlarına görebelirlemek; tüketicileri kendi ürününe yönlendirmek; maliyetlerini düşürmek,mevcut ürünü yeni teknolojilerle üretmek, piyasaya yeni bir ürün sürmek vb.faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetleri sonucunda karını artırırken; sermayesinide büyütür. Küresel rekabet şartlarında, şirketlerin var olabilmeleri vevarlıklarını sürdürebilmeleri; maliyetlerini düşürebilmeleri, mevcut ürünü yeniteknolojilerle üretebilmeleri ve piyasaya yeni ürünler sürebilmeleri ile mümkünolur. Bunları sağlamanın yolu da Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerindebulunmaktan geçer. Bunun içindir ki şirket bünyelerinde, Ar-Gebirimi/merkezleri kurulur. TÜBİTAK ise, firmalar bünyelerinde kurulan Ar-Gemerkezlerini ülkenin genel bilim ve teknoloji politikaları bağlamındayönlendirir; mali ve teknik yollarla destekler, ortak projeler yürütür,geliştirdiği teknolojileri firmaların kullanımına sunar.
Bu bağlamda, TÜBİTAK'ın 'bünyesinde araştırma ve geliştirmefaaliyetlerini yapan merkezlerde, enstitülerde ve birimlerde geliştirilenteknolojilerinüretimde ve ihtiyaçduyulan alanlarda kullanılmasını,tanıtılmasınıveya bunlardan daha kolay yararlanılmasınısağlamak için gerekliortamlarıve yönetim yöntemlerini hazırlamak ve bu teknolojilerinülkeekonomisine, sınaîve sosyal gelişmeye katkıda bulunacak ticari değerleredönüşmesini sağlamak,' görevi ayrı şeydir; 'bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirketkurmak, kurulmuşşirketlere ortak olmak' ise bambaşka bir şeydir. 278 sayılıKanunun 1 inci maddesinde yazılı kamusal amacı gerçekleştirmek için kurulan vekamu gelirleriyle finanse edilen TÜBİTAK'ın geliştirdiği teknolojilerinüretimde ve ihtiyaç duyulan alanlarda kullanılmasını ve ticari değerleredönüşmesini sağlamak için, ticari şirket kurması ve geliştirdiği teknolojilerimetalaştırarak piyasa koşullarında değerlendirmesi/satması, TÜBİTAK'ın kuruluşamacıyla ve 2 nci maddesindeki görevleriyle bağdaşmamakta; çelişki oluşturmaktadır.
Ayrıca, TÜBİTAK'ın 'Kamu veözel sektörün teknolojik araştırma,geliştirme ve yenilik faaliyetlerine etkin katılımınısağlayacak teşvik vedestek sistemlerini geliştirmek ve uygulamak; erken aşamadaki gelişmepotansiyeli olan buluşların ticarileştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren tüzelkişi ve fonlarıdesteklemek' faaliyetlerinde bulunması kuruluş amacının gereğiiken; 'ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlerdeimtiyazlıpay sahibi olmak' yetkisi ise yine aynı şekilde bambaşka bir şeydir.TÜBİTAK'ın 'Kamu veözel sektörün teknolojik araştırma, geliştirme ve yenilikfaaliyetlerine etkin katılımınısağlayacak teşvik ve destek sistemlerinigeliştirmek ve uygulamak; erken aşamadaki gelişme potansiyeli olan buluşlarınticarileştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren tüzel kişi ve fonlarıdesteklemek'görevini kurumsal kimliği ile yapması olağan ve hukuka uygun olanıdır. Kamusalbir görev ve faaliyet olan teşvik ve destekleme faaliyetlerini, ticari birfaaliyete dönüştürerek şirket aracılığı ile piyasalaştırarak karlılık güdüsüneendekslemesi, TÜBİTAK'ın kuruluş amacı ve görevleriyle bağdaşmadığı gibibunlarla açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlüklerikoruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasalarınüstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasabulunduğunun bilincinde olan devlettir.
Anayasa Mahkemesinin 29.04.2003 günlü ve E.2003/30, K.2003/38sayılı Kararında, 'Hukuk devleti, siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak vedevlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal altyapıyı oluşturarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özühukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirliksağlanabilmesi ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarınabağlıdır.' denilirken;22.02.2012 günlü ve E.2011/53, K.2012/27 sayılı kararındaise, 'Hukuk güvenliği ilkesi hukuk normlarının birbirleriyle çelişmeyecekbiçimde açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.'denilmiştir.
TÜBİTAK'ın kuruluş amacının gereği olan kamusal görevlerininticarileştirilmesini ve piyasa şartlarında değerlendirilmesini öngören iptaliistenen düzenlemeler, kuruluş amacı ve görevleriyle açık bir çelişki içindeolduğundan Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.Ayrıca, TÜBİTAK'ın kuruluş amacı ve görevleri bağlamında geliştirdiğiteknolojiler ile buluşları icari bir meta haline dönüştürerek şirketleri eliylepiyasalaştırmasında kamu yararı da bulunmadığından, Anayasanın 2 nci maddesinebu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 27 nci maddesinde, herkesin bilim ve sanatıserbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlüaraştırma hakkına sahip olduğu kuralına yer verilmiştir.
Bir kamu kurumu olan ve kamusal kaynaklarla finanse edilenTÜBİTAK'ın, geliştirdiği teknolojiler ile buluşları kuracağı şirketler eliyleticarileştirerek piyasalaştırması, bilim ve teknolojinin serbestçe yayılmasınaengel oluşturduğundan, Anayasanın 27 nci maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6353 sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesiyledeğiştirilen 278 sayılı Türkiye Bilimler ve Teknolojik Araştırma KurumuKurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki''bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlere ortakolmak;' ibaresi ile (e) Bendindeki, ''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirketkurmak, kurulmuşşirketlerde imtiyazlıpay sahibi olmak; '' ibaresi, Anayasanın 2nci ve 27 nci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
3- a) 04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 22 nci MaddesiyleDeğiştirilen 20.01.2001 Tarihli ve 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2nci Maddesinin Dördüncü Fıkrasının (c) Bendinin Sekizinci Paragrafının BeşinciTümcesindeki '' veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satın almaksuretiyle '' İbaresi ile Son Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
20.02.2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 4üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, 4628 sayılı Kanunla verilen görevleriyerine getirmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahipEnerji Piyasası Düzenleme Kurumu kurulmuş; 5 inci maddesinin (6) numaralıfıkrasında Kurulun görevleri tek tek sayılarak (i) bendinde 'Piyasada faaliyetgösteren tüzel kişilerin eşitlik ve şeffaflık standartlarına uymalarınısağlamak için faaliyetlerini, uygulamalarını ve ilgili lisans hüküm veşartlarına uyup uymadıklarını denetlemek.' görevine de yer verilmiş; (7)numaralı fıkrasında Kurulun yetkileri düzenlenmiş ve (d) bendinde, 'Kurulonaylı talep tahminlerine dayanarak, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketitarafından hazırlanan üretim kapasite projeksiyonu ve iletim yatırım planı ilebu planlarla uyumlu olarak mülkiyeti kamuda olan dağıtım tesislerini işletendağıtım şirketleri tarafından hazırlanan dağıtım yatırım planlarını onaylamak,gerektiğinde revize edilmesini sağlamak ve onay verdiği yatırım planlarınınuygulanmalarını denetlemek.' denilirken; (j) bendinde ise, 'Piyasada faaliyetgösteren tüzel kişilerin denetlenmiş mali tablolarını incelemek veyaincelettirmek.' denilmiştir.
Öte yandan aynı Kanunun 'Kurum personelinin statüsü, atanma usulüve özlük hakları' başlıklı 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında 'Kurumhizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, idari hizmet sözleşmesiile sözleşmeli olarak istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Kurumpersoneli ücret ve mali haklar dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununatabidir.' denilirken; (3) numaralı fıkrasında Kurumun görevlerinin 'uzman'lareliyle yürütüleceği belirtilmiştir.
6353 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle değiştirilen 20.01.2001tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2 nci maddesinin dördüncüfıkrasının (c) bendinin sekizinci paragrafının beşinci tümcesinde yapılandeğişiklikle ise, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununda tanımlanan elektrikdağıtım şirketlerinin her türlü denetiminin Bakanlık tarafından yapılacağıbelirtildikten sonra, Bakanlığın bu denetimi bu konuda ihtisas sahibi olan kamukurum ve kuruluşlarına yetki devri vermek suretiyleveya yetkilendireceğidenetimşirketlerine hizmet satın almak suretiyle yaptırabileceği; bu kapsamdadüzenlenecek denetim raporlarınınKuruma bildirileceği; denetim raporu sonucunagöre gerekli yaptırım ve işlemlerin Kurul tarafından karara bağlanacağı veDenetimşirketlerinin nitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetimşirketlerive denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esaslarBakanlık tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kurallarıgetirilmiştir.
Bu bağlamda, 4628 sayılı Kanuna göre, Kurulun yetkisinde olan veKurum tarafından istihdam edilen 'uzman'lar eliyle yürütülen denetim yetkisineilişkin hükümler yürürlüklerini devam ettirirken, 6353 sayılı Kanunun 22 ncimaddesiyle 4628 sayılı Kanunun2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendininsekizinci paragrafının beşinci tümcesinde yapılan değişiklikle bu defaBakanlığaverilmekte; Bakanlığın denetimi yetkilendireceği denetim şirketlerinden hizmetsatın almak suretiyle yaptırabileceği öngörülmekte ve denetimşirketlerininnitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetimşirketleri ve denetimetabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların Bakanlıktarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.
Anayasanın 128 inci maddesinin birinci fıkrasında Devletin ve kamuiktisadi teşebbüsleri ile diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli vesürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğikuralına yer verilmiştir.
4628 sayılı Kanun kapsamında tanımlanan ve 4628 sayılı Kanunun(6)numaralı fıkrasının (i) bendiile (7) numaralı fıkrasının (d) bendine Kurulunyetkisinde bulunan ve 9 uncu maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkrasına göreKurum personeli eliyle yürütülen 'elektrik dağıtımşirketlerinin her türlüdenetiminin,kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler kapsamında bulunduğuve dolayısıyla memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesigerekeceğinde kuşku bulunmamaktadır. Söz konusu denetimin Bakanlık tarafındanyetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınması yoluylagördürülmesini öngören düzenleme, Anayasanın 128 inci maddesindeki kurallabağdaşmamaktadır.
Öte yandan Anayasanın 123 üncü maddesinin birinci fıkrasında,idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceğikuralına yer verilmiştir. Bu bağlamda idarenin kanuniliği ilkesi, idareninkuruluş ve görevlerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde kanunladüzenlenmesini gerektirmektedir. Hiçbir ölçü getirmeden, çerçeve çizilmeden,kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olan denetimgörevine ilişkin denetimşirketlerinin nitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkilidenetimşirketleri ve denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkinusul ve esasların Bakanlık tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenecekolması Anayasanın 123 üncü maddesine aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere,6353 sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 22 nci maddesiyledeğiştirilen 20.01.2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2nci maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendinin sekizinci paragrafının beşincitümcesindeki '' veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satın almaksuretiyle '' ibaresi ile son tümcesi, Anayasanın 123 üncü ve 128 incimaddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
b) 31 inci Maddesiyle Değiştirilen 10.05.2005 Tarihli ve 5346 SayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanunun 6/C Maddesinin Altıncı Fıkrasındaki ''veya gerektiğindemasrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecekdenetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir.Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlıkgörüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'Bölümünün Anayasaya Aykırılığı
Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimiamaçlı kullanımı, kamu düzeni ve yararına ilişkindir. 5346 sayılı Kanun,'yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlıkullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kalitelibiçimde ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazıemisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması vebu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörününgeliştirilmesi' amacıyla çıkarılmıştır. Bu amaca yönelik hizmetlerin, devletin,kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin dışında, gerçek vetüzelkişilerce yaptırılması Anayasaya ve genel hükümlere göre yürütülmesimümkün olmakla birlikte,5346 sayılıKanun kapsamındaki üretim tesisleri ileelektrik üretim ve dağıtımı yapılan diğer tesislerin lisansı kapsamındakidenetiminingenel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmetiolduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Kamu hizmetleri, devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğerkamu tüzelkişilerinin dışında, gerçek ve tüzelkişilerce yürütülse bile,bunların hukuka uygunluk denetiminin aslî ve sürekli bir kamu görevi olduğuhususunda duraksamaya yer yoktur. Bu durum karşısında, bu hizmetin ancakmemurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekir. EsasenAnayasanın 128 inci maddesi ile benimsenen ilke de bu doğrultudadır. Enerjihizmetinin hukuki niteliği ve bunun sonucu olarak bu hizmetin ancak memurlar vediğer kamu görevlileri tarafından yürütülebileceğinin kabulü, bu işindenetimini yürütecek denetim şirketlerinin ve denetim elemanlarının hukukistatüsünün belirlenmesini gerektirmektedir. Memur olmadıkları konusundaduraksamaya yer bulunmayan denetim şirketi elemanları bakımından önemli olan veaçıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasanın 128 inci maddesinde sözüedilen diğer kamu görevlilerinden sayılıp sayılmayacaklarıdır.
EPDK tarafından yapılacak denetimin gerektiğinde masraflarıilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetimşirketlerinden hizmet satın alınarak yaptırılabileceğine ilişkin hüküm butespiti yapmak için gerekli, açık ve net değildir. Ne yetkilendirmenin niteliğive kuralları, ne de denetim şirketlerinin niteliği ve statüsü yasadagösterilmemiştir. Denetim şirketleri,merkezi idarenin gözetim ve denetimialtında onun bir birimi durumunda olan kuruluşlar değildir. Denetim şirketleriile idare arasında statüter bir ilişki de yoktur.
EPDK tarafından yapılacak denetimin gerektiğinde masraflarıilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetimşirketleri tarafından yapılacak denetim hizmetinin, genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü olunan kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekligörevlerden olduğu, bu itibarla söz konusu denetim şirketi elemanlarının,Anayasanın 128 inci maddesinde nitelikleri belirtilen 'kamu görevlileri' deyimikapsamına girmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan,denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usulve esasların, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görüşü alınmak kaydıyla EPDKtarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş olması da,Anayasanın 128 inci maddesinin, 'kanunla düzenleme' gereğinin yerinegetirilmediği anlamına gelmektedir. Kaldı ki,Anayasanın 2 nci maddesinde yeralan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre,yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamayave kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnelolması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemiçermesi de gereklidir.
Anayasanın 7 nci maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8inci maddesinde ise yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulutarafından, Anayasaya ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerinegetirileceği öngörülmüştür. Buna göre, Anayasada yasayla düzenlenmesi öngörülenkonularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisininverilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcıve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasada öngörülen ayrık durumlardışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel niteliktekural koyma ve yasayla konulan kuralları değiştirme yetkisi verilemez. Yasaldüzenlemeler ancak yasa koyucu tarafından kaldırılabilir ya dadeğiştirilebilir.
Kaldı ki aynı amaca yönelik olarak 29.12.2010 tarihli ve 6094sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, 5346 sayılı Yenilenebilir EnerjiKaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 6ncı maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 6/C maddesinin son fıkrasınınbirinci tümcesindeki ''veya gerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmaküzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satınalınarak EPDK tarafından yaptırılabilir' bölümü ile 'Denetim şirketleri ileilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıylaEPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir' şeklindeki ikinci tümcesiAnayasa Mahkemesinin E.2011/27 ve K.2012/101 ve 5 Temmuz 2012 günlü kararı ileiptal edilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere söz konusu düzenleme, açıkça Anayasanın2 nci, 7 nci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
4)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un
a) 23 üncü Maddesinin Tamamının Anayasaya Aykırılığı
4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun geçici 3 üncü maddesininbirinci fıkrasına, 25.05.2007 tarihli ve 5669 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyleeklenen (e) bendiyle, Anakara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğününmülkiyet ve/veya işletmesinde bulunan doğal gazın şehir içi dağıtımı ile ilgilitüm altyapı tesislerinin, varlık, taşınır ve taşınmazlarının hak, alacak veborçlarının, leh ve aleyhe açılmış olan davalar ile icra takipleri ve işmevzuatına tabi personelin; Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 6762 sayılıKanuna göre kurulacak şirkete devredilmesi; şirkete Kurul tarafından otuz yılsüreli dağıtım lisansı verilmesi; lisansın geçerlilik süresinin ilk on yılındadağıtım şirketinin birim hizmet ve amortisman bedelinin 0,05555 ABD Dolar/m3karşılığı YTL, taşıma bedelinin 0,0077 ABD Dolar/m3 karşılığı YTL olarakuygulanması; on birinci yıl ve sonrası bu bedellerin şirketin teklifi veKurulun onayı ile belirlenmesi;şirketin asgari yüzde seksen hissesinin AnkaraBüyükşehir Belediyesi tarafından iki yıl içinde özelleştirilmesi; iki yıliçindeözelleştirilemez ise, dağıtım şirketinin hisselerinin yüzde 80'ininÖzelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirilmesi ve elde edilengelirlerden, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca özelleştirme giderleridüşüldükten ve kurumlara ödemeler yapıldıktan sonra arta kalan tutarın Ankara BüyükşehirBelediyesine aktarılması; Belediyenin bu gelirinin öncelikle 4046 sayılıKanunun 21 inci ve 26 ncı maddelerinde belirtilen, özelleştirme uygulamasısonucu doğabilecek iş kaybı nedeniyle yapılacak tazminat ödemeleri ile devameden Ankara Metrosu ve Ankara Büyükşehir trafik, ulaşım, su, kanalizasyon vebunlarla ilgili alt yapı yatırımları için kullanılması öngörülmüştür.
Bu bağlamda EGO Genel Müdürlüğünün doğal gaz dağıtım faaliyetininbütün varlıklarıyla birlikte kurulacak bir özel hukuk tüzel kişisi üzerindenözelleştirilmesinin gerekçesini, EGO Genel Müdürlüğü'nün BOTAŞ'a ödemediğidoğal gaz alım borç ve fer'ileri ile doğal gaz altyapısı için Hazine garantilikullandığı dış kredileri ödememesinden dolayı Hazineye olan borçları ve AnkaraMetrosunun finansmanıdır.
EGO'nun BOTAŞ ve Hazine Müsteşarlığına olan borçlarının faiz vefer'ileri ile cezaları, bir sonraki bentte gerekçeleriyle ortaya konacağı üzeresöz konusu borçları yasal süresi içinde ödemeyen yasal sorumlularınınşahıslarında kişiselleşerek, EGO'nun kurumsal borcu olmaktan hukuken çıkmıştır.
Ankara Ana Ulaşım Planı, 1994 yılında Ankara Büyükşehir BelediyeMeclisi tarafından kabul edilmiş; bu Planda Ankara'nın gelişme bölgelerinemetro yapılması öngörülerek Kızılay- Çayyolu güzergahı da metro kapsamınaalınmış ve metro yapılacağı gerekçesiyle de imara ve nüfus yoğunluğunaaçılmıştır.
Bu tarihten sonra Bilkent Üniversitesi, Başkent Üniversitesi,Çankaya Üniversitesi yanında Hazine Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı,Halkbank, Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk Araştırma Hastanesi, Gümrük veTicaret Bakanlığı, Danıştay Başkanlığı, Tarım Bakanlığı ve daha birçok kamukurum ve kuruluşu bu güzergaha taşınmış; Ankara'nın gelişim aksı Eskişehiryönüne yönlendirilerek nüfus yoğunluğu bu yöne kaydırılmış ve Kızılay- ÇayyoluMetrosunun tüm zemin etüdleri de buna göre yapılmıştır.
1994 yerel seçimleri sonrası Belediye Başkanının değişmesiyle,proje rafa kalkarak her yıl Kızılay-Çayyolu karayolunun genişletilmesi, ortarefüjlerinin daraltılması, yeşillendirilmesi için ihaleler açılmış; ancak sorunhalledilememiştir.
2000 yılında ise, Büyükşehir Belediye Meclisi, Ankaray hattınınAŞTİ'den Çayyolu'na uzatılması kararını almış; ancak Ankaray'ın nüfusyoğunluğunu taşımaya yetmeyeceği anlaşılınca bu projeden de vaz geçilmiştir.
Nihayet Kızılay-Çayyolu metrosu ihale edilerek 2001 yılından sonraBatıkent-Sincan, Ulus-Keçiören hatlarıyla birlikte kaba inşaatına başlanmış;ancak bu kez de finansman sorunu yaşandığından metro inşaatları durma noktasınagelmiştir.
Metro inşaatlarına kaynak yaratmak amacıyla5669 sayılı Kanunun 1inci maddesiyle kurulan Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş. üç kez özelleştirmeihalesine çıkarılmış; üç milyar ABD Dolar'ı gelir beklenen ihalelerde verilenen yüksek teklifin 1 milyar 610 milyon ABD Doları olması ve bedellerinödenmemesi nedeniyle özelleştirme gerçekleştirilememiştir. Bunun üzerine25.10.2010tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla Ankara Metrosu inşaatlarının UlaştırmaBakanlığına devredilmesi kararlaştırılmış; Ulaştırma Bakanlığıyla 25.04.2011tarihinde yapılan protokol ile Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Metrosununyapımını Ulaştırma Bakanlığı'na devretmiştir. Böylece Ankara Metrosununyaklaşık 3 milyar ABD Doları tutarındaki maliyetini Ulaştırma Bakanlığıüstlenmiştir.
Bu bağlamda, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketininözelleştirme gerekçesi kalmamıştır.
Ancak, Siyasi İktidar, bir yandan, özelleştirme sonrasıuygulanacak tarifeyi (birim hizmet ve amortisman bedeli 0,05555 ABD Dolar/m3karşılığı YTL, taşıma bedelinin 0,0077 ABD Dolar/m3 karşılığı YTL), on yıldansekiz yıla indirirken; diğer yandan kalan yüzde 20 hissenin de özelleştirmekapsamına alınarakBaşkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin % 100 hissesininözelleştirilmesini hüküm altına almıştır.
Doğalgaz dağıtım hizmetleri, beledi görevlerdendir. 5393 sayılıBelediye Kanununun 'Belediyenin yetkileri ve imtiyazları' başlıklı 15 incimaddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, '' özel hukuk hükümlerine göretahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacaklarıntahsilini yapmak veya yaptırmak' belediyenin yetki ve imtiyazları arasındasayılmıştır.
Doğal gaz dağıtım bedeli belediyeler, özellikle de AnkaraBüyükşehir Belediyesi için çok önemli bir gelir kaynağıdır. Diğer illerimizdekibelediyelerin doğal gaz satış bedeli, 2,5 ' 3 cent aralığında değişirken;Ankaralı tüketiciler ise doğalgazı 5,2 cent'ten kullanmaktadırlar.
Dahası, doğalgaz dağıtımının sayaç okuma, faturalandırma,faturaları adreslere postalama gibi maliyet unsurları olmadığı gibi tahsilatıgeç yapma, tahsilatı yapamamadan dolayı ek maliyetlere katlanma gibi külfetleride yoktur. Tüketiciler, doğalgazı doğalgaz satış noktalarından bedelini peşinödeyerek elektronik kartlara yüklettikten sonra kullanmakta ve dolayısıylabelediyeler ayrıca dolaylı faiz geliri elde etmektedirler.
Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin % 100 hissesininözelleştirilmesi, Ankara Büyükşehir Belediyesini çok önemli bir gelirkaynağından mahrum ederek gelir kaybına uğratmak yanında, özelleştirildiktensekiz yıl sonra doğalgaz satış fiyatındaki kamu kontrolünün tamamen ortadankalkması sonucunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İDO A.Ş.özelleştirmesinde olduğu üzere tüketiciler, bütünüyle dağıtımcı firmanın tekelgücünden kaynaklanan fiyatlama politikalarıyla karşı karşıya kalarak istismaredileceklerdir. Bu durum tüketicileri kat ve sıvı yakıt kullanmaya yöneltecekve Ankara'da 1980'lerin sonlarında sokağa çıkma yasağı önlemlerinebaşvurulmasına yol açan hava kirliliği tekrar gündeme gelecektir.
Anayasanın 2 nci maddesinde sosyal hukuk devleti ilkesine yerverilmiştir.Sosyal hukuk devleti, insan haklarınadayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altınaalan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kuran,Ekonomikvesosyal ve yaşama devlet müdahalesini meşru ve gerekli gören,millî gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması içingereken önlemleri alan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaletive toplumsal dengeleri gözeten devlettir.
Öte yandan, Anayasanın 5 inci maddesinde, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak; insanın maddi ve manevigelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç vegörevleri arasında sayılmıştır.
Ankara'da doğalgaz dağıtım tekelini elinde bulunduran AnkaraBüyükşehir Belediyesi'nin ticari şirketi Başkent Doğalgaz Dağıtım AnonimŞirketinin, tüketicileri koruyucu hiçbir önlem alınmadan özelleştirilmesiniöngören ve özelleştirilmesinden itibaren sekizinci yılın sonunda, dağıtımcıfirmanın karlılık beklentilerine terk eden iptali istenen düzenlemeler,Anayasanın 2 nci maddesindeki sosyal hukuk devleti ilkesiyle ve Anayasanın 5inci maddesinde yer alan Devletin temel amaç ve görevleriyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 56 ncı maddesinde, herkesin sağlıklı vedengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve çevreyigeliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devlete vevatandaşlara ödev olarak verilmiştir.
Ankara Büyükşehir Belediyesinin tekel gücüne sahip doğalgazdağıtım şirketinin tüm hisselerinin, tüketicileri koruyucu hiçbir önlemiçermeden özelleştirilmesi ve sekizinci yılın sonunda tüketicilerin bütünüylefirmanın tekelci fiyatlama politikasıyla karşı karşıya bırakılması, Ankara'daçevre felaketleri yaşanmasına yol açacak yakın bir tehlikedir. Bu yönüyleiptali istenen düzenlemeler Anayasanın 56 ncı maddesine de aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere,6353 Sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un23 üncü maddesinintamamı, Anayasanın 2 nci, 5 inci ve 56 ncı maddelerine aykırı olduğundan iptaligerekir.
b)23 üncü MaddesiileDeğiştirilen 18.04.2001 Tarihli ve 4646 SayılıDoğal Gaz Piyasası Kanununun Geçici 3 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının (e)Bendinin DeğişikÜçüncü Paragrafındaki, 'BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağınıoluşturantüm bu borçlara ait faizler ilefer'ilerive cezalarısilinir.' Şeklindeki İkinciTümcesi ile 'Ödemenin yapılmasınıtakiben Hazinenin bu kredilere ilişkin faiz vegecikme cezalarıilefer'ilerive cezalardan kaynaklanan alacakları, bütçeningelir ve gider hesaplarıile ilişkilendirilmeksizin terkin edilir.' ŞeklindekiDördüncü Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun23 üncü maddesiyle değiştirilen 18.04.2001 tarihli ve4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun geçici 3 üncü maddesinin birincifıkrasının (e) bendininüçüncü paragrafı ileBaşkent Doğalgaz Dağıtım AnonimŞirketineait yüzde yüz oranındaki hisseninözelleştirilmesine dair hisse satışsözleşmesiile elde edilecek gelirdenÖzelleştirmeİdaresi Başkanlığınca yapılanözelleştirmegiderleri düşüldükten sonra kalan tutardan;öncelikle EGO Genel Müdürlüğünün25.05.2007tarihinekadar olan doğal gaz alım anapara borçlarıBOTAŞGenel Müdürlüğüneödeneceği;BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağınıoluşturan tüm bu borçlara ait faizler ilefer'ilerivecezalarınsilineceği; BOTAŞGenel Müdürlüğüne ödemenin yapılmasınımüteakip kalantutardan, Hazine Garantisi altında ve dışborcun ikrazısureti ile EGO GenelMüdürlüğüne doğal gaz uygulama projeleri kapsamında sağlanan dışkredilerden,anlaşmalarçerçevesinde Hazine Müsteşarlığıtarafındankreditörlereödenentutarların, kreditörlere yapılanödeme döviz cinsleriüzerindenödemeninyapılacağıtarihte geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasıdöviz satışkuruesas alınarak Hazineyeödeneceği; ödemenin yapılmasınıtakiben Hazinenin bukredilere ilişkin faiz ve gecikme cezalarıilefer'ilerive cezalardan kaynaklananalacakları, bütçenin gelir ve gider hesaplarıile ilişkilendirilmeksizin terkinedileceği kuralları getirilmiştir.
20.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve KontrolKanununun 'Kapsam' başlıklı 2 nci maddesinde, merkezi yönetim kapsamındaki kamuidareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşan genelyönetim kapsamındaki kamu idarelerinin mali yönetim ve kontrolünün 5018 sayılıKanunun kapsamı içinde olduğu belirtilmiş; 'Tanımlar' başlıklı 3 üncümaddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, mahallî idare, 'Yetkileri belirlibir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösterenbelediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üyeoldukları birlik ve idareleri' şeklinde ve (h) bendinde kamu gideri ise,'Kanunlarına dayanılarak yaptırılan iş, alınan mal ve hizmet bedelleri, sosyalgüvenlik katkı payları, iç ve dış borç faizleri, borçlanma genel giderleri,borçlanma araçlarının iskontolu satışından doğan farklar, ekonomik, malî vesosyal transferler, verilen bağış ve yardımlar ile diğer giderleri' biçimindetanımlanırken; 'Hesap verme sorumluluğu' başlıklı 8 inci maddesinde, 'Her türlükamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar,kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden,kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüyekullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkilikılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.' denilmiştir.
Bu hükümlere göre EGO Genel Müdürlüğü, Ankara BüyükşehirBelediyesine bağlı bir kamu idaresi olarak 5018 sayılı Kanunun kapsamındadır veyapabileceği kamu giderleri 16.12.1942 tarihli ve 4325 sayılı Ankara Elektrikve Havagazı ve Adana Elektrik Müesseselerinin İdare ve İşletmeleri HakkındaKanun ile 03.07.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununda yer alangörevlere ilişkin olarak 5018 sayılı Kanunun (3/1-h) maddesine göre,'Kanunlarına dayanılarak yaptırılan iş, alınan mal ve hizmet bedelleri, sosyalgüvenlik katkı payları, iç ve dış borç faizleri, borçlanma genel giderleri,borçlanma araçlarının iskontolu satışından doğan farklar, ekonomik, malî vesosyal transferler, verilen bağış ve yardımlar ile diğer giderler'den oluşmaktave 8 inci maddesine göre de EGO Genel Müdürlüğünde her türlü kamu kaynağınınelde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanların yetkili kılınmışmercilere karşı hesap verme sorumluluğu bulunmaktadır.
Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı özel bütçeli ve kamu tüzelkişiliğine sahip bir kamu kurumu olan EGO Genel Müdürlüğü, Boru Hatları ilePetrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ)'den veresiye olarak satın aldığı doğalgazı, alışfiyatına genel giderler ve kar marjı ekleyerek abonelerine daha tüketimgerçekleşmeden elektronik kartlarla ön satım suretiyle peşin bedelle satmış;ancak abonelerine daha tüketmeden peşin bedelle sattığı doğalgazın alışbedelini ise yasal süreleri içinde BOTAŞ'a ödememiştir. BOTAŞ'ın EGO Genel Müdürlüğündenalacaklarını alamaması BOTAŞ'ı çok yüksek mali yüklerle karşı karşıya bırakmışve zararları Hazine tarafından karşılanmak durumunda kalınmıştır. BOTAŞ GenelMüdürlüğü de EGO Genel Müdürlüğünden olan doğalgaz alacaklarına, satışsözleşmelerinde yer alan hükümlere göre faiz ve fer'ileri ile gecikme cezasıyürütmüştür.
EGO Genel Müdürlüğünün BOTAŞ Genel Müdürlüğüne olan faiz vefer'ileri ile ceza borçları, tüketicilere kullanımdan önce peşin sattığıdoğalgaz alım bedellerini süresi içinde ödememesinden kaynaklandığından 5018sayılı Kanunun (3/1-h) maddesine göre, kanunlara dayanılarak yapılan iç ve dışborç faizleri kapsamına girmemekte ve bu nedenle de hukuken kamu giderisayılmamaktadır.
Anayasanın 160 ıncı maddesine göre, merkezi yönetim kapsamındakikamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ilemallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlamak ile mahalli idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesinhükme bağlanması görevlerini yapan ve mali mevzuatı yorumlama yetkisi bulunanSayıştay, kanunlara dayanılarak yapılmayan faiz ödemeleri ve fer'ileri ilecezaları kamu gideri olarak değerlendirmemekte ve 1050 sayılı Muhasebe-iUmumiye Kanununun 7 nci maddesindeki, 'Devlet masarifi, bütçedahilinde Devlet namına ifa edilen veya bir kanunu mahsus ile ifası taahhütolunan bir hizmet ve hususat karşılığı olmak üzere Devlet zimmetinde tahakkukeden borçtur.' Hükmü ile 6085 sayılı Kanunun yukarıda yer verilen hükümlerinegöresorumlularına tazmin hükmetmektedir.
Nitekim, 17.12.2011 tarihli ve 28245 sayılı Resmi Gazetedeyayımlanan Sayıştay Denetim Yönetmeliğinin 'Sorumlular ve sorumluluk halleri'başlıklı 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendinde sorumluların,'Kamu idaresinin yükümlülüklerinin mevzuatına uygun bir şekilde yerine getirilmemesinedeniyle kamu idaresine faiz, tazminat, gecikme zammı, para cezası gibi ekmali külfet getirilmesinden,' sorumlu oldukları belirtilmiştir.
Bu bağlamda;
Dicle Üniversitesi Merkez Örgütüne Bağlı Kuruluşlar Döner SermayeSaymanlığı 1993 yılı hesabının Sayıştay 2. Dairesinde yargılanması sonucundadüzenlenen 13.06.1996 tarih ve 31489 nolu kararda, 'Tasarrufu Teşvik Kanunugereği şahıslardan kesilen ve devlet katkısı eklendikten sonra ZiraatBankasının ilgili şubesine yatırılması gereken Tasarrufu Teşvik Kesintisitutarının bankaya zamanında yatırılmaması sebebiyle tahakkuk ettirilen gecikmefaizinin gecikmeye sebebiyet veren sayman tarafından tek başına ödenmesigerekirken döner sermaye bütçesinden ödenmesinin mümkün olmadığına';
Araç Belediyesi Saymanlığı 1997 yılı hesabının Sayıştay 2.Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 22.06.2000 tarih ve 32586 Nolukararda, '1996 yılında ödenmesi gereken Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumupayının 1997 yılında ödenmesi sonucunda yersiz ödenen gecikme cezası vetemerrüt faizine yol açan sorumluların tespiti ile bunlardan tahsilininsağlanması için konunun İçişleri Bakanlığına yazılmasına';
Aydın Belediyesi Saymanlığı 2003 yılı hesabının Sayıştay 2.Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 28.03.2006 tarihli ve 33574 noluKararda, 'Otopark alanının imar değişikliği yapılarak ticaret alanınadönüştürülmesine ilişkin belediye meclisi kararına karşı açılan davalar iptalile sonuçlandığı halde, mahkeme kararının gereğini yerine getirmeyip tazminatdavası açılmasına ve bunun sonucunda tazminat, faiz ve yargılama gideriödenmesine sebebiyet verenlerin tespit edilerek haklarında rücu davası açılmasıiçin konunun İçişleri Bakanlığına yazılmasına';
Denizli Merkez Belediye Saymanlığı 1998 yılı hesabının Sayıştay 3.Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 06.05.2003 tarih ve 184 nolukararda, '1475 sayılı İş Kanununda yer alan açık hükümlere rağmen, emekli olanişçilerin çalışırken kullanmadıkları yıllık izin paralarının bir nedenolmaksızın ödenmemesi sonucu, işçilerin yargı yoluna başvurduğu ve yargı kararısonucu belediyenin izin paraları yanında yasal faiz ve masrafları da ödemekdurumunda kaldığı anlaşılmıştır. 1475 sayılı Kanun hükümlerine aykırı birşekilde hak sahibi işçilere yıllık ücretli izin paralarının ödenmemesi sonucubelediyeyi ek masrafa sokan sorumlulara fazla ödeme tutarının ödettirilmesine';
Trabzon Belediye Saymanlığı 2002 yılı hesabının Sayıştay 7.Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 03.05.2005 tarih ve 9620 nolukararda, 'Belediyeden emekli olan işçilerin kendilerine ait tasarrufkesintileri ile nemalarını yaptıkları başvuruya rağmen belediyeden alamamalarınedeniyle açtıkları davaların sonucunda; belediye bütçesinden ana tutarharicinde ödenmek zorunda kalınan faiz, gider ve vekalet ücretleri toplamınınsorumluluğu üstlenen Belediye Başkanı ve Başkan Yardımcısına ödettirilmesine';
Bartın Orman İşletmesi Döner Sermaye Saymanlığı 1996 yılıhesabının Sayıştay 8. Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 09.03.1999tarih ve 4136 nolu Kararda, 'Ayrıca, tahsil edilen Katma Değer Vergileriİşletmenin ödeneği veya karı olmayıp Vergi Dairesine yatırılmak üzere emanetentahsil edildiğinden kasa ya da banka mevcutlarının son ödeme gününde yeterlibakiyeyi verecek şekilde nakit hareketlerinin düzenlenmesi sorumlularıngörevidir. Açıklanan nedenlerle gecikme cezasının bütçeden ödenmesinin mümkünolmadığına';
karar vermiştir.
Bu bağlamda, EGO Genel Müdürlüğünün doğalgaz borçlarının yasalsüreleri içinde BOTAŞ'a ödenmemesinden kaynaklanan borç faizi ve fer'ileri ilecezaları, 1050 ve 5018 sayılı Kanunlara göre hukuksal anlamda bir kamu giderideğil, borçları yasal süreleri içinde ödemeyerek faiz ve ferileri ile cezalaraneden olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ile EGO Genel Müdürlüğüyetkililerinden oluşan yasal sorumluların şahıslarında kişiselleşmiş özelborçtur ve Sayıştay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre de sorumluları söz konusukişisel borçları BOTAŞ'a ödemekle yükümlüdür. Dolayısıyla, bir kamu kurumu olanve zararları Hazine tarafından karşılanıp, kârları Hazineye devredilen BOTAŞ'ınEGO Genel Müdürlüğünden olan alacaklarının zamanında ödenmemesinden kaynaklananfaiz ve fer'ileri ile cezaların silinmesi EGO Genel Müdürlüğünün değil,hukuksal olarak yasal sorumlularının şahıslarında kişiselleşmiş borçlarınınsilinmesi anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, Hazine'nin gelir kaybına uğratılmasıyerine, BOTAŞ alacaklarının EGO'nun özelleştirme geliri üzerinden BOTAŞ'aödenmesi ve ödendikten sonra da borç faizi ve fer'ileri ile cezalara neden olanyasal sorumlularına rücu edilmesi gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır.
Yine aynı şekilde, EGO Genel Müdürlüğünün doğal gaz uygulamaprojeleri kapsamında dış kreditörlerden temin ettiği Hazine garantili borçlarızamanında ödememesi nedeniyle Hazine tarafından ödenmesi sonucu, Hazinenin bukredilere ilişkin faiz ve gecikme cezaları ile fer'ilerden kaynaklananalacakları da aynı mahiyettedir. Dolayısıyla, 70 milyonu ilgilendiren Hazinealacağının bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin terkinedilmesi değil, özelleştirme gelirinden tahsil edilmesi ve tahsil edildiktensonra da dış kredi borçlarını zamanında ödemeyen sorumlularına rücu edilmesigerekir.
EGO Genel Müdürlüğünün doğalgaz tüketicilerinden peşin olaraktopladığı paraları, doğalgaz ve kredi borçlarına ödemek yerine, görevi olmayanalanlarda harcamalarda bulunması, Ankara Büyükşehir Belediyesi bütçesiniilgilendiren mevzuata aykırı, hukuken sorunlu ve savurgan harcamalarını,Sayıştay denetiminden kaçırmak için EGO Genel Müdürlüğü bütçesinden ödemesi,sorumluların sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
Anayasanın 2 nci maddesinde hukuk devleti, 10 uncu maddesinde iseyasa önünde eşitlik ilkelerine yer verilmiştir.
Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun dabozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olandevlettir.
Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında 'yasaların kamu yararınadayanması' ilkesi bulunmaktadır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesiolmaksızın, başka bir deyimle yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangibir yasa kuralının konulamayacağıdır. Dolayısıyla çıkarılması için kamu yararıbulunmayan bir yasa kuralı Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olur ve iptaligerekir.
Sayıştay'ın yerleşmiş içtihadına göre, Ankara Büyükşehir BelediyeBaşkanı ile EGO Genel Müdürlüğü yetkililerinden oluşan yasal sorumlularınşahıslarında kişiselleşmiş bulunan BOTAŞ ve Hazine'ye faiz ve fer'ileri ileceza borçlarının silinmesi ve terkin edilmesini öngören düzenlemede kamu yararıolmadığı ve yasal sorumlularının yararına buna karşın toplumun zararına sonuçdoğurduğu açık olduğundan, iptali istenen kurallar Anayasanın 2 ncimaddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Hukuk Devletinin bir başka unsuru ise yasalarda"genellik" ilkesine uyulmasıdır. Anayasa Mahkemesinin 20.11.1996günlü ve E.1996/58, K.1996/43 sayılı kararında da vurgulandığı üzere 'yasalarıngenelliği ilkesi', özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiya da kişileri hedef almayan, aynı durum ve statüde olan herkesi kapsayankuralların getirilmesini zorunlu kılar.
İptali istenen düzenlemenin gerçek amacı, EGO Genel MüdürlüğününBOTAŞ'a olan borç ödemeleri ile doğal gaz uygulamaları için kullandığı Hazinegarantili dış borç anapara ödemelerini yasal süreleri içinde ödememesindendolayı BOTAŞ ile Hazinenin yürüttüğü faiz ve fer'ileri ile cezaların silinmesive terkin edilmesidir.
BOTAŞ'tan sadece Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı EGO GenelMüdürlüğü doğal gaz satın almamakta ve doğal gaz uygulamaları ya da başkaihtiyaçlar için sadece EGO Genel Müdürlüğü Hazine garantili dış borçkullanmamaktadır. Diğer belediyelerin doğalgaz dağıtım kurumları da BOTAŞ'tandoğal gaz satın alır ve Hazine garantili dış borç kullanır ve doğal gazbedelleri ile dış borç ödemelerini yasal süreleri içinde öderlerken; AnkaraBüyükşehir Belediyesinin borçlarını yasal süresi içinde ödememesi yetmezmişgibi bir de borçlara ilişkin tahakkuk etmiş bulunan faiz ve fer'ileri ilecezaların silinmesini öngören yasal düzenleme, silinmesi öngörülen borç isterSayıştay içtihatlarında belirtildiği üzere yasal sorumluların uhdesindeşahsileşmiş kişisel borç, ister kurumsal borç olsun, yasa koyucunun kişiye özgübir düzenleme gerçekleştirerek yasaların genelliği ilkesinden ayrılmış olduğunuortaya koyar. Bu durum, Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen 'hukukdevleti' ilkesi ile bu açıdan da bağdaşmadığı gibi Anayasanın 10 uncumaddesindeki yasa önünde eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı üzere yasaönünde eşitlik ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağıanlamına gelmemekle birlikte, yasaların uygulanmasında birbirinin aynı durumdaolanlara aynı, farklı durumlarda olanlara farklı kuralların uygulanmasını veböylece ayrıcalıklı kişi ve toplumların yaratılmasını engellemeyi içermektedir.Başka bir anlatımla, kişisel durumları ve nitelikleri özdeş olanlar arasında,konulan kurallarla değişik uygulamaların yapılmaması gerekmektedir. BOTAŞ'tandoğal gaz alan ve Hazine garantili dış borç kullanan diğer belediyelerin faizve fer'ileri ile ceza borçları silinmez ve terkin edilmezken; EGO GenelMüdürlüğünün yasal sorumluları uhdesinde kişiselleşerek şahsileşmiş borçlarınınyasayla silinmesi ve terkin edilmesi, 'kanun önünde eşitlik' ilkesine aykırılıkoluşturmaktadır.
Hukuk devleti ilkesinin diğer bir unsuru ise hukukun evrenselilkelerine bağlılıktır. Hukukun evrensel ilkeleri arasında 'sözleşmeyebağlılık' ilkesi de bulunmaktadır ve nitekim hukukumuzda sözleşmeye bağlılık(Ahte Vefa ' Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabuledilmiştir.Bu ilkelere göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalı;sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradançıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynenifa etmelidir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğü ile Hazine Müsteşarlığı söz konusu faiz vefer'ileri ile cezaları EGO Genel Müdürlüğü ile yapmış oldukları sözleşmehükümlerine göre tahakkuk ettirdiklerine ve sözleşmelerin yapıldığındakarşılıklı edimler arasında olan denge sonradan şartların olağanüstüdeğişmesiyle büyük ölçüde EGO Genel Müdürlüğü aleyhine katlanılamayacakderecede değişmediğine göre, sözleşme hükümlerine göre tahakkuk ettirilen BOTAŞve Hazine alacaklarının yasa ile silinerek BOTAŞ ve Hazinenin ve dolayısıylakamunun, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ile EGO Genel Müdürlüğüyetkililerinden oluşan yasal sorumlular lehine zarara uğratılması 'sözleşmeyebağlılık' ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmaz.
Faiz ve fer'ileri ile cezaların silinmesine ve terkin edilmesineilişkin hükümlerin18.04.2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz PiyasasıKanununun geçici 3 üncü maddesinde önceden de yer alıyor olması, önceden yeralanın Anayasaya uygun olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, şimdikini de Anayasayaaykırılıktan kurtaramaz.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 6353 Sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun23üncümaddesiyle değiştirilen 18.04.2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal GazPiyasası Kanununun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendininüçüncü paragrafındaki, 'BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağınıoluşturan tüm buborçlara ait faizler ilefer'ilerive cezalarısilinir.' şeklindeki ikinci tümcesiile 'Ödemenin yapılmasınıtakiben Hazinenin bu kredilere ilişkin faiz ve gecikmecezalarıilefer'ilerive cezalardan kaynaklanan alacakları, bütçenin gelir vegider hesaplarıile ilişkilendirilmeksizin terkin edilir.' şeklindeki dördüncütümcesi Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan iptaligerekir.
5)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un34 üncü Maddesiyle01.07.2005 Tarihli ve 5378 Sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Geçici 2 nci ve 3 üncüMaddelerinde Yer Alan 'yedi yıl' İbarelerini 'sekiz yıl' Şeklinde Değiştirenİbare ile Geçici 3 üncü Maddesine Eklenen İkinci Fıkrasının Üçüncü Tümcesi veÜçüncü Fıkrasının İlk Tümcesinin Başlangıcındaki, 'Sürenin bitiminden itibaren'' İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle geçici 2 nci ve geçici 3üncü maddelerinde değişiklik öngörülen 01.07.2005 tarihli ve 5378 sayılıÖzürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun 07.07.2005 tarihli ve 25868 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarakyürürlüğe girmiştir.
Anılan Kanunun 6353 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyledeğiştirilmeden önceki geçici 2 nci ve geçici 3 üncü maddeleri;
'GEÇİCİ MADDE 2 -Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmîyapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, sporalanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzelkişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar buKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlülerinerişebilirliğine uygun duruma getirilir.'
'GEÇİCİ MADDE 3-Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, şehiriçinde kendilerince sunulan ya da denetimlerinde olan toplu taşımahizmetlerinin özürlülerin erişilebilirliğine uygun olması için gerekentedbirleri alır. Mevcut özel ve kamu toplu taşıma araçları, bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlüler için erişilebilirduruma getirilir.'
şeklinde hüküm altına alınmıştır.
07.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren Kanunda öngörülen yedi yıllıksüre 08.07.2012 tarihinde dolmuştur.
Aradan geçen yedi yıl içinde Yasada öngörülen engellilerinerişimine ilişkin dönüşümü sağlayamayan Siyasal İktidar, 04.07.2012 tarihli ve6353 Kanunun34 üncü maddesiyle 5378 sayılı Kanunun geçici 2 nci ve 3 üncümaddelerindeki yedi yıllık süreyi bir yandan sekiz yıla çıkarırken, diğeryandan iki yıl ek süreyle on yıla uzatmayı öngören değişiklikler yapmıştır.
5378 sayılı Kanunun geçici 2 nci ve geçici 3 üncü maddelerindesözü edilen 'erişilebililik' kavramı, engelli kimselerin fiziki çevreye, ulaşımhizmetlerine, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemlerine (ICT), ve diğerimkân ve hizmetlere başkalarıyla aynı şartlarda erişebilmesiniifade eder.
Erişilebilirlik sosyal, kültürel ve ekonomik yaşama katılabilmeninve Anayasada tanınan tüm hak ve özgürlüklerden yararlanabilmenin önkoşuludur.Engellilerin erişilebilirlik sorunun çözülmediği bir ülkede, en temel insanhaklarından eğitim hakkının, sağlık hakkının, sosyal ve kültürel yaşama katılmahakkının ve seyahat özgürlüğünün engellilere tanınmadığı ve engellilerinözgürlüklerinin ihlal edildiği bir gerçektir.
Engelli bireylerin yaşama tam ve etkin katılımı için ön koşul,karşılaştıkları engellerin kaldırılmasıdır. Engellerin kaldırılmasının da ilkbasamağını erişebilirlik oluşturmaktadır.
Zira, engelli bireyin yaşama tam ve etkin katılabilmesi içinöncelikle yaşadığı konutun dışına çıkabilmesi gerekir. Konut dışı kamuya açıkalan, kamu hizmeti verilen alan engellilerin erişebilirliğine uygun değilse,engelliler açısından temel insan haklarından yaralanma süreci de işleyemez.Kaldırım, okul, park, bahçe, sinema, adliye binası, vergi dairesi, stad, sporsalonu, toplu taşıma aracı v.b. engelliler için erişilebilir değilse, engellibireylerin temel hak ve hürriyetlerden ve anayasa ile güvence altına alınandiğer haklardan yararlandıkları ileri sürülemez.
Ülkemiz engellilerinin, engelli olmayan bireylerle kıyaslandığındaokur yazarlık dahil, eğitim oranlarının çok düşük olduğu, işsizlik oranınınengelli bireylerde Türkiye ortalamasının çok üstünde olduğu ve ülkemiznüfusunun yüzde onu engelli olmasına rağmen, görünür olmadıkları kamuoyununmalumudur. Bu durum, engellilerin temel insan hak ve özgürlüklerinin ihlaledildiğinin açık kanıtıdır.
Anayasanın Başlangıcının altıncı fıkrasında, her Türk vatandaşınınAnayasadaki temel hak ve özgürlüklerden eşitlik ve sosyal adalet ilkelerigereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlubir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak veyetkisine sahip olduğu kuralına yer verilmiş; 2 nci maddesinde sosyal hukukdevleti Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılmış; 5 inci maddesindeDevletin temel amaç ve görevlerinin, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevivarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu belirtilmişve 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında kanun önünde eşitlik ilkesine yerverildikten sonra, üçüncü fıkrasında ise çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp vevazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacakönlemlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti,insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah vemutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriylekamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, engellilerin de ekonomik, sosyalve kültürel hayata katılmaları, eğitim ve istihdam olanaklarından yararlanarakkendilerini gerçekleştirebilmeleri için önlemler alan, onların insan onurunauygun hayat sürdürmelerini sağlayan, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyaraksosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışısosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasanın özüne ve ruhunauygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla tüm bireylerin refah, huzur vemutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.
5378 sayılı Kanunun geçici 2 nci ve geçici 3 üncü maddelerinde yeralan resmî yapıları, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşilalanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları iletoplu taşıma araçlarını yedi yıl içinde engellilerin erişebilirliğine vedolayısıyla yaralanmasına açma yükümlülüğü, Siyasi iktidarın yönetimi altındakimerkezi idare ile idari vesayet yetkisine sahip olduğu belediyelereverilmiştir.
Yasanın yürürlüğe girdiği 2005 yılında yeni doğan engelliler,ilköğretim çağına; ilköğretim çağında olanlar ortaöğretim çağına, ortaöğretimçağında olanlar ise yüksek öğrenim sonrası çalışma yaşamına atılma çağınagelmişler; ancak, Siyasal iktidarın yasa ile yükümlülük altına girdiğigörevlerini yapmamasından dolayı, engellilerin büyük bir çoğunluğu engelgrubuna göre en temel eğitim ve öğretim hakkından yararlanamamışlar; sosyal,kültürel ve ekonomik yaşama katılamamışlar ve kendilerini gerçekleştirmeolanaklarına erişememişlerdir. Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 5 incimaddelerinde Devlete yüklenen görevleri, Siyasal İktidar yerine getirmemiştir.
Yedi yılın dolduğu,08.07.2012 tarihinin bir yıl ertelenmesini veidari kararlarla iki yıl daha ertelenme olanağı getirilerek, engellilerinyaşama katılmalarının üç yıl ötelenmesini öngören iptali istenen düzenlemeler,Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 5 inci maddelerine aykırıdır.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere hukukdevleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzenikurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardankaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstünkurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstündeyasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğubilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasalarınyalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamaklayükümlüdür.
Evrensel hukuk ilkeleri ya da hukukun genel ilkeleri denildiğinde,hakkın kötüye kullanılmaması, iyi niyet, sözleşmeye bağlılık, ayrımcılıkyapılmaması, ölçülülük, kazanılmış hakları saygı, haklı beklentilerin korunması,yasaların geriye yürümezliği, hukuk güvenliği, adalet, eşitlik, yasallık,belirlilik ve öngörülebilirlik gibi evrensel düzeyde kabul gören hukukun üstünkuralları anlaşılmaktadır.
5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla, Türkiye Cumhuriyetindeyaşayan engelli vatandaşlara, engelsiz yurttaşların erişebildiği temel hak veözgürlüklere erişimin sağlanabilmesinin fiziksel şartlarının yedi yıl içindeyaratılması öngörülerek Devlet yükümlülük altına sokulmuş ve bu durum engelliyurttaşlar tarafından sevinçle karşılanarak haklı bir beklenti içinesokulmuşlardır. 12.09.2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyleAnayasanın 10 uncu maddesine eklenen üçüncü fıkra, engellilerin haklı beklentilerinipekiştirmiştir.
2005 yılında yürürlüğe girmiş bir yasanın gereklerini 7 yıl içindeyerine getirmeyen yürütme organı ile idari makamların görev ihmalininsonuçlarını gidermek yasama organının görevleri arasına girmemelidir.Yediyıllık geçiş süreci içinde yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen siyasaliktidarın yedi yılın dolduğu08.07.2012 tarihinin bir yıl ertelenmesini ve idarikararlarla iki yıl daha ertelenme olanağı getirilerek, engellilerin yaşamakatılmalarının üç yıl ötelenmesini öngören yasal düzenleme, engellilerin haklıbeklentilerini ortadan kaldırmakta ve yasama yetkisinin/hakkının kötüyekullanımı anlamına geldiğinden Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan daaykırılık oluşturmaktadır.
Anayasanın 10 uncu maddesinde yer verilen yasaönünde eşitlikilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur ve builke ile eylemli değil, hukuksal eşitliköngörülmüştür.Eşitlikilkesinin amacı,aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasakarşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Engellilerin engelleri, Anayasa iletanınan haklardan yararlandırılmayacağı anlamına gelmediği gibi, bu haklardaneşitlik ilkesi gereğince yararlanabilmeleri için engelliler için alınacakönlemler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Yedi yıllık geçiş süreci içindeengellilerin erişebilirliğinin sağlanmaması ve nihayetinde erişebilirliğinsağlanmasının üç yıl ötelenmesi, Anayasanın 10 uncu maddesine aykırı düşer.
Birleşmiş Milletler (BM)'in 13 Aralık 2006tarihli oturumunda oylamasız kabul edilen Engellilerin Haklarına İlişkinSözleşme'yi Türkiye 30.03.2007 tarihinde New York'ta imzalamış ve 03.12.2008tarihli ve 5825 sayılı Kanun ile onaylanmasını uygun bulmuş; EngellilerinHakları Sözleşmesi'nin İhtiyari Protokolü ise Bakanlar Kurulu'nun 27.05.2009tarih ve 2009/15137 sayılı kararıyla onaylanmıştır.
Engellilerin Hakları Sözleşmesi, bir bütün olarak engellilerininsan hak ve özgürlüklerinin tümünden diğerleriyle eşit biçimdeyararlanmalarının sağlanmasını amaçlamaktadır. Doğal ve insan eliyle yaratılanfiziksel çevrenin, bu çevrelerde verilen hizmetlerin engelli olmayan insanlaragöre tasarlanmasının engelliler üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların ortadankaldırılmasına yönelik alınacak devlet önlemleri, Sözleşme'nin pek çok hükmündeayrıntılı olarak yer almıştır. Sözleşme'nin 4 üncü maddesinde tüm hak veözgürlüklere ilişkin devlet yükümlülükleri sıralanmış, bunun yanı sıra'Erişebilirlik' (md. 9), 'Bağımsız yaşayabilme ve topluma dahil olma' (md. 19),'Kişisel hareketlilik' (md. 20), 'Düşünce ve ifade hürriyeti ve bilgiye erişim'(md. 21), 'Siyasal ve toplumsal yaşama katılım' (md. 29), 'Kültürel yaşama,dinlenme, boş zaman aktiviteleri ve spor faaliyetlerine katılım'(md. 30)haklarını düzenleyen hükümlerde özel olarak alınması gereken tedbirlere yerverilmiştir. Eğitim, sağlık, çalışma gibi haklarla ilgili hükümlerde defiziksel anlamda erişebilirlik ile verilen hizmetlere erişim ayrıcavurgulanmıştır.
Türkiye, Sözleşme'ye taraf olmakla birlikte engellilerinerişebilirliği konusunda yasal, idari, yargısal ve diğer her türlü önleminalınması çalışmalarını başlatma, bundan önce başlatılan iyileştirme vehizmetleri hızlandırma yükümlülüğü altına girmiş; fakat Sözleşme'ninonaylanmasından bu yana geçen 3 yıllık sürede sınırlı bir takım iyileştirmelerdışında önemli bir gelişme ortaya konmamıştır. Bu yasal düzenlemeyle deengellilerin Sözleşme düzeyine varacak kadar ileriye taşınması gereken haklarıgeriletilmektedir. Türkiye'nin Engelli Hakları Komitesi'ne henüz teslimetmediği, fakat yakın tarihte verilmesi gereken ülke raporuna ilişkin Komitedeğerlendirmelerinde bu düzenlemenin sorun yaratacağı açıktır. Çünkü, devletinbir takım plan ve programlara bağlı olarak yerine getirebileceği bu tür önlemve uygulamaların aşamalı olarak yapılmasının anlamı, sürekli ertelemelerledevlete vakit kazandırmak ve geriye gidişi temsil eden düzenlemelere geçitvererek engellilerin hayata katılımlarını daha da ötelemek anlamınagelmektedir.
Anayasanın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında, usulüne göreyürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlarhakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine dava açılamayacağıve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlarınaynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklardaanlaşma hükümlerinin esas alınacağı kurallarına yer verilmiştir.
Sözleşmenin onaylanmasından üç buçuk yılgeçmesine rağmen, engellilerin erişebilirliğinin sağlanmaması ve nihayetindeyasayla öngörülen erişebilirliğin sağlanmasının üç yıl ötelenmesi, Anayasanın90 ıncı maddesine de aykırıdır.
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun34 üncü maddesiyle 01.07.2005 tarihli ve 5378 sayılıÖzürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik YapılmasıHakkında Kanunun geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerinde yer alan 'yedi yıl'ibarelerini 'sekiz yıl' şeklinde değiştiren ibare ile geçici 3 üncü maddesineeklenen ikinci fıkrasının üçüncü tümcesi ve üçüncü fıkrasının ilk tümcesininbaşlangıcındaki, 'Sürenin bitiminden itibaren '' ibaresi, Anayasanın Başlangıcıile 2 nci, 5 inci, 10 uncu ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptaligerekir.
6)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un45 inci Maddesiyle03.12.2010 Tarihli ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci Maddesine Eklenen(2) Numaralı Fıkrasının;
a) (a) Bendinin İkinci ve Üçüncü Tümcelerinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun45 inci maddesiyle 03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılıSayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrasında,'Denetimin yürütülmesi ve kamu zararının tespitinde aşağıdaki hususlarauyulur:' denildikten sonra birinci tümcesinde, 'Düzenlilik denetimi, kamuidarelerinin gelir, gider ve mallarıile bunlara ilişkin mali nitelikteki tümhesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olupolmadığının tespitini kapsayacakşekilde yapılır.' denilmiş; devamında ise, 'Sözkonusu hesap ve işlemler dışında kalan diğer işlem ve faaliyetler düzenlilikdenetimi kapsamında değerlendirilemez. Yapılan düzenlilik denetiminin kapsamınailişkin denetlenen kamu idaresi ile ortayaçıkan görüşfarklılıklarının nasılgiderileceği hususu Sayıştay tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'hükümlerine yer verilmiştir.
6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrada'Denetiminyürütülmesi ve kamu zararının tespitinde aşağıdaki hususlara uyulur:'denildiğine ve (a) bendi de 'Düzenlilik denetimi' ibaresiyle başladığına göre,(a) bendindeki hüküm Sayıştayın hem parlamentoya düzenlilik denetimi kapsamındasunacağı 'Sayıştay raporları'nı, hem de Anayasanın 160 ıncı maddesi ile 6085sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre düzenleyeceği, 'Yargılamaya esasrapor'ları kapsamaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 30.12.2010 günlü ve E.2008/83, K.2010/121sayılı Kararına göre, bütçe ilkeleri; bütçenin hazırlanması, görüşülüpoylanması, uygulanması ve denetlenmesi ile ilgilidir ve bunlar devletbütçesinin temel özellikleri ve amaçlarının gerçekleşmesi için uyulması zorunluolan ulusal ve uluslararası alanda kabul görmüş ilkelerdir.
Bütçelerin; ekonomide fiyat istikrarının sağlanması, gelirdağılımının düzeltilmesi, yatırımların teşvik edilmesi, ekonomik büyümeninsağlanması gibi hedeflere ulaşmada işlevini görebilmesi için, hazırlanması, görüşülmesi,uygulanması ve denetiminde bütçe ilkelerine uyulmasını zorunlu kılmaktadır.
5018 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde, bütçelerin kurumsal,işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak, gelir ve giderlerinekonomik ve mali analizinin yapılmasına imkan verecek, hesap verilebilirliği vesaydamlığı sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlarauyumlu olarak belirlenen sınıflandırma sistemine göre hazırlanacağı veuygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu çerçevede oluşturulan Analitik Bütçe Sınıflandırması;giderlerin kurumsal, fonksiyonel, finansman tipi ve ekonomik sınıflandırmasınadayanmaktadır.
Bütçenin temelini oluşturan fonksiyonel sınıflandırma, kamusalfaaliyetleri esas almakta ve devlet faaliyetlerinin türünü göstermektedir.
Fonksiyonel sınıflandırma, dört düzeyli bir kod grubundanoluşmaktadır. I. düzey, kamu faaliyetlerini on ana fonksiyona ayırmaktadır. Anafonksiyonlar, II. düzeyde alt fonksiyonlara bölünmektedir. III. düzey kodlar,nihai hizmetleri göstermekte; boş bırakılan IV. Düzey ise, özel olarakizlenmesi gereken kamusal projeler için tahsis edilmiş bulunmaktadır.
Devletin bir faaliyette bulunabilmesi, söz konusu faaliyete bütçeile ödenek tahsis edilmesinden geçmekte; ödenek tahsis edilmeyen, personel,hizmet binası, demirbaş malzeme vb. özgülenmeyen hiçbir kamu faaliyetininyürütülmesi mümkün olmamaktadır. Nitekim, 5018 sayılı Kanunun 13 üncümaddesinin (n) bendinde 'Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle,mevzuatla belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir.'denilirken; (o) bendi, 'Bütçelerde, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmeküzere tahsis edilir.' hükmüne yer verilmiştir.
Kamusal faaliyetlere ödenek tahsis etmek, parlamentonun bütçehakkının kapsamında olduğundan, kamusal faaliyetler ile faaliyetleri yürütmekiçin yapılan işlemleri denetlemek de bütçe hakkının kapsamındadır. Bu bağlamda,kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarıile bunlara ilişkin mali niteliktekitüm hesap ve işlemlerinin dışında kalan diğer işlem ve faaliyetlerin düzenlilikdenetimi kapsamında değerlendirilemeyeceğine ilişkin düzenleme, doğrudanparlamentonun bütçe hakkına yapılmış açık bir saldırıdır.
Anayasa Mahkemesinin 30.12.2010 günlü ve E.2008/83, K.2010/121sayılı Kararında vurgulandığı üzere, bütçenin denetlenmesi ile ilgili uyulmasızorunlu olan ulusal ve uluslararası alanda kabul görmüş bütçe ilkeleri vardır.Nitekim, 5018 sayılı Kanunda Sayıştay denetiminin düzenlendiği 68 inci maddeninikinci fıkrası, 'Dış denetim, genel kabul görmüş uluslararası denetimstandartları dikkate alınarak;' şeklinde başlarken; 6085 sayılı Kanunun'Denetimin genel esasları' başlıklı 35 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının(b) bendinde, 'Denetim genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarınauygun olarak yürütülür.' kuralına yer verilmiştir.
Parlamentonun 'bütçe hakkı' kapsamında Sayıştaylar tarafındanyapılacak denetimlere ilişkin göndermede bulunulan uluslararası denetimstandartları ile ifade edilen Sayıştaylar açısından INTOSAI DenetimStandartlarıdır.
INTOSAI Denetim Standartlarının (DS);
1.0.38 Nolu DS: 'Sayıştay denetiminin kapsamı düzenlilik veperformans denetimini içerir.'
şeklinde iken;
1.0.38 Nolu DS: 'Düzenlilik denetimi şunları içerir:
a) Sorumlu kurumların mali hesap verme sorumluluklarının, malikayıtların incelenmesi, değerlendirilmesi ve mali tablolar hakkında kanaat(görüş) belirtilmesi de dahil olmak üzere doğrulanması (tasdik edilmesi);
b) Bir bütün olarak devlet yönetiminin mali hesap vermesorumluluğunun doğrulanması;
c) Mali sistemlerin ve işlemlerin ilgili kanun ve düzenlemelereuygunluğunun değerlendirilmesi de dahil olmak üzere denetimi;
d) İç denetimin ve iç kontrol fonksiyonlarının denetimi;
e) Denetlenen kuruluşlarca alınan idari kararların doğruluk veuygunluğunun denetimi;
f) Denetimden doğan veya denetimle ilgili olan ve Sayıştaycaaçıklanması gerekli görülen konuların rapor edilmesi;'
biçiminde düzenlenmiş;
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 'Sayıştay denetimi' başlıklı 36 ncımaddesi ise,
'(1) Sayıştay denetimi, düzenlilik denetimi ve performansdenetimini kapsar.
(2) Düzenlilik denetimi;
a) Kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkinhesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olupolmadığının tespiti,
b) Kamu idarelerinin mali rapor ve tablolarının, bunlara dayanakoluşturan ve ihtiyaç duyulan her türlü belgelerin değerlendirilerek, bunlarıngüvenilirliği ve doğruluğu hakkında görüş bildirilmesi,
c) Mali yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesi,
suretiyle gerçekleştirilir.
(3) Performans denetimi; hesap verme sorumluluğu çerçevesindeidarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak faaliyetsonuçlarının ölçülmesi suretiyle gerçekleştirilir.
(4) Bu denetimler sonucunda denetimle ilgili olan veya denetimdenkaynaklanan ve açıklanması gerekli görülen diğer hususlar da rapor edilebilir.'
şeklinde kurallaştırılmıştır.
İptali istenen, 'Söz konusu hesap ve işlemler dışında kalan diğerişlem ve faaliyetler düzenlilik denetimi kapsamında değerlendirilemez.'tümcesinin; INTOSAI'nin düzenlilik denetimi kapsamında gördüğü ve standart halegetirdiği, 'İç denetimin ve iç kontrol fonksiyonlarının denetimi; Denetlenenkuruluşlarca alınan idari kararların doğruluk ve uygunluğunun denetimi veDenetimden doğan veya denetimle ilgili olan ve Sayıştayca açıklanması gerekligörülen konuların rapor edilmesi;' standartları ile 6085 sayılı Kanunun 36 ncımaddesi kapsamında Sayıştayın düzenlilik denetimi yapmasını sınırlandırmaküzerinden parlamentonun yürütme organı ile idarenin kamu kaynaklarınınkullanımına ilişkin hesapverme sorumluluğunu görüşmesini engellemeyi amaçladığıçok açıktır.
Bu itibarla, iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 7 nci ve 87nci maddeleri ile 112 nci maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır.
Öte yandan, iptali istenen düzenlemeler, yargılamaya esas raporüzerinden Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamayetkisini de sınırlandırmaktadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesine yeni hizmetbinası yapılmış ve bedeli hakedişlerle bütçeden ödenmiştir.
Dar anlamıyla hesap ve işlem, giderin ödemeye bağlandığı ödemeemri belgesi ve ekindeki hakediş raporları ile muhasebe belge ve kayıtlarını vemuhasebe kayıtlarından üretilen mali tabloları içermektedir. Ancak, hizmetbinası yapılmasına ilişkin faaliyet, yer seçiminden, seçilen yerin imardurumuna, yaklaşık maliyetin hazırlanmasından işin ihalesine, yer teslimindenişe başlanmasına, iş programından ödenek dilimlerine, süre uzatım kararlarındanfiyat farkı ödemelerine, hak ediş belgesindeki imalat miktarlarınınmetrajlarından kübaj hesaplamalarına, ataşmanlardan yeşil defterlere ve kesinhesaba kadar bir yoğun iş, işlem, idari karar ve faaliyeti kapsamaktadır.
İptali istenen düzenlemeyle, örneğin, binanın yapıldığı yerinbataklık veya imarsız olması ya da yüklenicinin iş programının değiştirilmesigibi idari kararlar, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarıile bunlarailişkin mali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin dışında kalan diğer işlem vefaaliyetler kapsamındadır şeklinde değerlendirmeye açık hususlardır. Oysa,inşaatın yapılacağı yerin bataklık veya imarsız olması ya da yüklenicinin işprogramının idari kararla değiştirilmesi, hukuki niteliğine göre yükleniciyeödenecek tutarı değiştirerek bütçe giderini doğrudan etkilemektedir. Bütçegiderinin mevzuata göre ödenmesi gerekenden fazla olması ise, SayıştayaAnayasanın 160 ıncı maddesi ile verilen sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlama görevi kapsamındadır.
Bunun içindir ki INTOSAI'nin 1.0.38 Nolu DS: 'Denetlenenkuruluşlarca alınan idari kararların doğruluk ve uygunluğunun denetimi;'şeklindedir. Bu bağlamda, iptali istenen düzenleme Anayasanın 160 ıncımaddesine de aykırıdır.
Yapılan düzenlilik denetiminin kapsamına ilişkin denetlenen kamuidaresi ile ortayaçıkan görüşfarklılıklarının nasıl giderileceği hususu, nasılolsa Sayıştay tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenecek ve dolayısıylaSayıştay hazırlayacağı yönetmeliği tüm bu hususları gözeterek çıkarsındenilebilir.
Düzenlemenin kendisi Anayasaya aykırı iken, yönetmelikle yapılacakdüzenleme, yasanın Anayasaya aykırılığını ortadan kaldırılamaz. Çünkü, hukukhiyerarşisinde yönetmelik yasaya uygun olmak durumundadır.
Kaldı ki, Anayasanın 160 ıncı maddesinin birinci fıkrasındaSayıştay denetiminin kapsamı, 'bütün gelir ve giderleri ile malların' denetimiolarak belirlenerek gelir, gider ve malları ilgilendiren bütün iş, işlem,faaliyet ve kararlar Sayıştay denetiminin kapsamına alınmış; dördüncüfıkrasında ise, denetim usullerinin kanunla düzenleneceği kuralı getirilmiştir.Öte yandan, Anayasanın 7 nci maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük MilletMeclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 123 üncü maddesinde iseidarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceğikurala bağlanmıştır. Anayasa denetim usullerinde dahi yasallık kuralı arar veidarenin kanuniliği ilkesi idarenin ve organlarının görev ve yetkilerininhiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde yasayla düzenlenmesini gereklikılarken; denetimin kapsamının yasayla düzenlenmek yerine hiçbir ölçügetirilmeden ve çerçeve çizilmeden yönetmeliğe bırakılması, Anayasanın 160 ıncımaddesine aykırı olmanın yanında, yasama yetkisinin devri sonucunu doğurduğundanAnayasanın 7 nci maddesine, idarenin kanuniliği ilkesiyle bağdaşmadığından da123 üncü maddesine aykırılık oluşturur.
Ayrıca, yasada Sayıştay denetimin kapsamına ilişkin denetlenenkamu idaresi ile görüş farklılığının ortaya çıkacak olmasından söz edilmesi,Sayıştay denetiminin kapsamına kamu idarelerinin müdahale etmesini baştan kabuletmek demektir ki, bu durum Sayıştayın ve denetçinin bağımsızlığıylabağdaşmamanın yanında, yürütme organı ile idareye Sayıştay denetimininkapsamını belirleme ve giderek Sayıştayı denetim bulgularını örtbas etmeye vedeğiştirmeye zorlama gücü vermektedir.
Oysa, 6085 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde, 'Sayıştay; bu Kanunve diğer kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve kesin hükme bağlama işleriniyaparken işlevsel ve kurumsal bağımsızlığı olan bir kurumdur.' denilmekte;INTOSAI'nin 2.2.2 nolu Denetim Standardı, 'Denetçi ve Sayıştay bağımsızolmalıdır.' ilkesini içerirken; 2.2.14 nolu Denetim Standardı ise, 'Sayıştayın,görevinin yürütülmesine ilişkin olarak yürütme organından talimat almamasıbağımsızlığı açısından önemlidir. Sayıştay denetim yapmaya veya yaptığıdenetimin, kapsamını, biçimini değiştirmeye denetimden kaçınmaya, denetimbulgularını, sonuç ve tavsiyelerini örtbas etmeye veya değiştirmeyezorlanmamalıdır.' şeklindedir.
Denetlenen idarelere Sayıştay tarafından yapılacak düzenlilikdenetiminin kapsamına müdahil olma yetkisi vererek, Sayıştayın ve denetçininbağımsızlığını ortadan kaldıran ve Sayıştayı denetimden kaçınmaya, denetimbulguları ile sonuç ve tavsiyelerini örtbas etmeye veya değiştirmeye zorlayaniptali istenen düzenlemeler; Sayıştayın TBMM'ye sunacağı raporlar bağlamında,Anayasanın 7 nci ve 87 nci maddeleri ile 112 nci maddesinin ikinci fıkrasına;yargı raporları bağlamında ise Anayasanın 2 nci ve 160 ıncı maddelerine buaçılardan da aykırıdır.
Öte yandan, Anayasanın 2 nci maddesinde 'demokratik' devlet ilkesiCumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılmıştır. Modern demokrasikatılımcıdır. Çağdaş devlette katılımcılık ilkesi, bilimsel bir önerme olmaktançıkmış, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa temel oluşturan 'iyiyönetişim' modeli bağlamında hukukun temel bir ilkesi olarak hukuksallıkkazanmıştır. Günümüzün temsili demokrasisi, siyasal karar alma yapı vesüreçleri yanında yönetimin uygulamalarında da katılımcılığa dayanmaktadır.
Sayıştay denetimi gibi yürütme organının ve idarenin hesap vermesorumluluğu ile parlamentonun bütçe hakkının kullanımını konu alan ve toplumuntamamını ilgilendiren bir düzenlemenin katılımcı süreçler işletilerekyasalaşması, demokratik devlet olmanın gereğidir.
Sayıştayı konu alan düzenlemelerde bu gereklilik sadece ilkeselbir tutum veya kuramsal bir ön kabul değil, aynı zamanda yasal birzorunluluktur. 832 sayılı Sayıştay Kanununun 19 uncu maddesindeki, Sayıştayailişkin kanun tasarı ve tekliflerinde Sayıştay Genel Kurulunun görüşününalınacağına ilişkin hüküm, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 25 inci maddesinin(2) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, Genel Kurul, 'Sayıştaya ilişkin kanuntasarısı ve teklifleri hakkında görüş bildirir.' şeklinde kurallaştırılmıştır.Bu düzenlemenin kaynağını, Anayasanın 160 ıncı maddesiyle Sayıştaya verilengörevlerin Anayasal sistem içindeki öneminden aldığında kuşku yoktur.
Bu açık hükme rağmen, 6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkra,Sayıştay Genel Kurulundan görüş alınmadan yasalaştırılmıştır.
Sayıştay Başkanlığı tarafından yapılan 25.06.2012 tarih veYBY.2012/37 sayılı Duyuruda aynen,
'Bir grup milletvekili tarafından hazırlanarak TBMM Başkanlığınasunulan 'Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 27 nci(komisyondan çıkan şekliyle 39 uncu) maddesiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun35 inci maddesine bir fıkra eklenmesi teklif edilmiştir. Anılan maddenin hazırlanmasındanönce ve hazırlık safhasında Sayıştay Başkanlığına herhangi bir bilgiverilmemiş, görüş sorulmamış, dolayısıyla bu teklif metnine hiçbir katkımızolmamıştır.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda teklifin görüşülmeyebaşlanmasından sonra, 19.06.2012 tarihinde saat 16.38'de gelen fax mesajıyla,20.06.2012 Çarşamba günü saat 14.00'de teklifin görüşülmesinde hazır bulunmamızbildirilmiştir. Teklifin hazırlanma yöntemine ve ayrıca içeriğine katılmamızınmümkün olmaması nedeniyle, o tarihte yurtdışında bulunan Başkanımızın dabilgisi dahilinde, tepki olarak komisyondaki görüşmelere iştirak edilmemiştir.
Mensuplarımıza duyurulur.'
denilmiştir (EK-1).
Sayıştay TBMM adına denetim yapan ve yaptığı denetimlerle TBMM'ninbütçe hakkını kullanmasına veri ve bulgu sağlayan Anayasal yüksek denetimkurumu ve hesap mahkemesidir. Bu konumdaki Anayasal bir kurumun yapılan biryasal düzenleme hakkındaki eleştirilerini resmi bir yazıyla mensuplarınaduyurma noktasına kadar gelmesi son derece düşündürücüdür.
Sayıştay'ın karşı çıkışı, Yasasının açık hükmüne rağmen, görüşünebaşvurma ihtiyacı hissedilmeden Sayıştay denetimini ortadan kaldırandüzenlemeler yapılmasıdır. Oysa, Sayıştay yönetim kuramında olan değişimleri vebunun denetime yansımalarını yakından takip eden ve bunu içselleştirenTürkiye'nin tek kurumudur. İnternet sitesine girildiğinde görüleceği üzere(http://www.sayistay.gov.tr/yayin/yayinsonekleme.asp)bualandaki yayın listesi, Türkiye'nin hiçbir üniversitesinde dahi yoktur.
Söz konusu karşı çıkış, Osmanlı'dan miras ve denetim konusunda 150yıllık bir birikimin taşıyıcısı olan Anayasal bir kurumun, adına denetimyaptığı seçilmişlerin, atanmış bürokratların Başbakanın inisiyatifiyle kuluhaline getirilmelerini içine sindirememesi şeklinde de okunabilir.
6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkra, katılımcı demokrasininhukuki metinlere girmesine ve 6085 sayılı Kanunun25 inci maddesinin (2)numaralı fıkrasının (ç) bendindeki açık hükme rağmen,Sayıştay Genel Kurulunungörüşü alınmadan yasalaştığından, 6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen(2) numaralı fıkranın iptali istenen (a) bendine ek olarak (b), (c), (ç) ve (d)bentleri de aynı gerekçelerle, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik devletilkesi ile Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır.
Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleriarasında 'hukuk devleti' ilkesine de yer verilmiştir. Hukuk devletinde,Anayasanın açık kurallarıyla birlikte, hukukun bilinen temel ve evrenselilkelerine de uygun davranılması gerekir.
Hukuk devleti ilkesi, yasaların kamu yararına dayanması gereğinide kapsamaktadır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi olmaksızın başkadeyimle yalnızca özel çıkarlar veya yalnızca belli kişilerin yararına olarakherhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır.
6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın, kamu kaynaklarınıusulsüz ve savurganca kullanmayı yönetsel bir hak olarak gören ve hesap vermesorumluluğundan kaçan yüksek bürokratlar/üst yöneticiler ile yürütme organınınyararına ve halkın/kamunun zararına düzenlendiği açık olduğundan (2) numaralıfıkranın iptali istenen düzenlemelerinin tamamı Anayasanın 2 nci maddesindekihukuk devleti ilkesine de aykırıdır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere,6353 sayılı Kanunun45inci maddesiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2)numaralı fıkrasının (a) bendinin'Söz konusu hesap ve işlemler dışında kalandiğer işlem ve faaliyetler düzenlilik denetimi kapsamında değerlendirilemez.Yapılan düzenlilik denetiminin kapsamına ilişkin denetlenen kamu idaresi ileortayaçıkan görüşfarklılıklarının nasıl giderileceği hususu Sayıştay tarafındançıkarılacakyönetmelikle düzenlenir.' şeklindeki ikinci ve üçüncü tümceleri, Anayasanın 2nci, 7 nci, 87 nci, 112 nci, 123 üncü ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundaniptali gerekir.
b) (b) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrasının (b) bendiyle,denetimin yürütülmesi ve kamu zararının tespitinde; kamu idarelerinin gelir,gider ve mallarıile bunlara ilişkin mali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinindenetiminde; yetkili merci ve organlar tarafından usulüne uygun olarak alınankarar veya yapılan işve işlemlerin mevzuata ve idarelerce belirlenen hedef vegöstergelere uygun olmasına rağmen, yönetsel bakımdan gerekliliği,ölçülülüğü,etkililiği, ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığıyönündegörüşveöneri içeren yerindelik denetimi sayılabilecek denetim raporudüzenlenemeyeceği; denetim raporlarında, kamu idaresinin yerine geçerek belirlibir işve işlemin yapılmasınıveya belirli bir politikanın uygulanmasınızorunlukılacak, kamu idaresinin takdir yetkisini sınırlayacak veya ortadan kaldıracakgörüşve talep içeren rapor düzenlenemeyeceği kuralı getirilmektedir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 48 inci maddesinde, kamuidarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında mevzuata aykırılığındandolayı kamu zararına yol açan bir husus tespit edildiğinde denetçilertarafından sorumluların savunmaları alınarak 'yargılamaya esas rapor'düzenleneceği belirtildiğine göre, 6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesineeklenen (2) numaralı fıkranın (b) bendiyle yapılan düzenlemeyle 'yerindelikdenetimi'nin arkasına sığınılarak, Sayıştayın 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi veKontrol Kanununun 41 inci, 54 üncü ve 68 inci maddeleri ile 6085 sayılıSayıştay Kanununun 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı, 41 inci ve 42 nci maddelerigereğince TBMM'ye sunacağı Sayıştay Raporlarının içinin boşaltılmasınınötesinde TBMM'ye hiç sunulamaması hatta sunulmaması amaçlanmaktadır.
Yerindelik denetimi, yargı yetkisi kullanan bağımsız mahkemelerinverdikleri yargı kararlarına ilişkin hukuksal bir terimdir. Nitekim, Anayasanın'Yargı yolu' başlıklı 125 inci maddesinin birinci fıkrasında, idarenin hertürlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonradördüncü fıkrasında, 'Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukukauygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimişeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil veesaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlemniteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.'kuralına yer verilmiştir. Bu bağlamda, Sayıştay açısından yerindelik denetimi,ancak sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasında, başka biranlatımla yargısal nitelikteki kararlarında söz konusu olabilir.
Oysa, bağımsız denetçilerce yerine getirilen raporlamaya ilişkindenetimin varlık nedeni, görüş, tavsiye ve taleplerle sonuçlanması ve yasamaorganı tarafından kabul görenlerin izlenmesidir. Görüş, tavsiye ve talepiçermeyen denetim raporu hazırlansın demek, hiç denetim raporu hazırlanmasındemektir.
Çünkü, denetim, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir zaman ve hiçbiryerde kendi başına bir amaç olmamış, daima ve her zaman yönetimin bir unsuruolagelmiştir. Yönetim üzerine yapılan bilimsel çalışmaların tamamının hedefi,verimliliği artırmanın yollarını aramak olmuştur.
Geleneksel yönetim kuramları temelini, endüstriyel verimliliğiartırmayı hedefleyen Frederick W. Taylor'un 1911 yılında yayınlanan BilimselYönetim İlkeleri(The Principles of Scientific Management) isimli makalesindenalmakla birlikte esas olarak Henri Fayol'un 1925 yılında yayınlanan Genel veEndüstriyel Yönetim (General and İndustrial Management) kitabındaki POCCC(planning-planlama, organizing-organizasyon kurma, commanding-yönetme,co-ordinating- koordinasyon sağlama, controlling-kontrol etme) modeli üzerinekurulmuştur.
ABD'nin yönetsel sorunlarını incelemek ve yapılacak düzenlemeleriönermek amacıyla kurulan ve Luther H. Gulick'in de üyesi bulunduğu BaşkanlıkKamu Yönetimi Kurulu (President's Committee on Administrative Management),tarafından hazırlanan ve Aralık 1936'da Başkana sunulan raporda, yönetimin ilkeleriPOSDCORB (planning-planlama, organizing-örgütleme, staffing-personel yönetimi,directing-yönlendirme, co-oordicating-eşgüdümleme, reporting-denetim,budgeting-bütçeleme) olarak belirlenmiş; 1937 yılında ise, Luther H. Gulick veLyndall Urwick tarafından yazılan İdare ilmi Üzerine İncelemeler (Papers on theScience of Administration) isimli eserde POSDCORB modeli geliştirilmiştir.
Geleneksel yönetim kuramlarında dahi denetim, sadece hatalarıarama, yanlışları bulma, sorumlulukları tespit etme ve verimsizliği raporlamaüzerine inşa edilmemiş, denetim raporlarındaki geri bildirimler yoluyla hata,yanlış ve eksikliklerin giderilmesi ve verimliliğin artırılması için yönetimeyol göstermesi işlevi de yüklenmiştir.
1970'lerin petrol krizi sonrasında açığa çıkan küresel krizinreçetesi olarak piyasaların (para, sermaye, mal, hizmet, dış ticaret, işgücü)kuralsızlaştırılarak ekonominin devlet müdahalesinden arındırılması, kamumalvarlığının özelleştirilmesi, sosyal devletin tasfiyesi üzerine oturan ve karhadlerini küresel düzeyde yükseltmeyi amaçlayan neoliberal/yenisağ politikalaruygulamaya konmuştur.
Neoliberal politikaların egemenliği ile eş zamanlı ve ona paralelolarak Yeni Kamu Yönetimi (YKY) anlayışı doğmuştur. Refah devleti kuram veuygulamalarının temel dayanaklarının ortadan kaldırılması ve kamu yönetimininserbest piyasa ekonomisi ile özel sektör felsefesine oturtulmasını misyonedinen YKY anlayışı, kamu yönetimini 3E olarak nitelendirdiği, verimlilik(efficiency), etkililik (effectiveness) ve tutumluluk (economy) ilkeleriüzerine bina etmiştir.
Kamu yönetimindeki paradigma değişimi ile birlikte devletintoplumsal yaşamdaki rolü 'etkin devlet' olarak belirlenmiştir. Etkin devlet,toplumsal yaşamda devletin klasik fonksiyonlarına geri çekilmesi, hukukunüstünlüğü ve halkın yönetime katılma olanaklarının artırılması olarak sunulmuşve buradan yeni bir yönetim ve aynı zamanda kalkınma modeli olarak goodgovernance (iyi yönetişim) türetilmiştir.
Türkçe'ye 'yönetişim' olarak çevrilen 'governance' kavramı, halkaaçık özel şirketlerin üst yönetimi (yönetim kurulu ve CEO) ile hissedarlarıarasında yaşanan yönetim-mülkiyet gerginliğindeki temsile ilişkin sorunlar ileyönetimin şirket kaynakları ile yürütme gücünü kişisel çıkarları doğrultusundakullanma eğilimlerine karşı, azınlık hissedarların da yönetime katılımınınöngörüldüğü ve yönetimin tüm iş, işlem ve faaliyetlerinin saydamlık ve hesapverebilirlik ilkelerine dayandırılarak şirketin ve hissedarların haklarınıngüvence altına alınmaya çalışıldığı bir yönetim tarzı bağlamında ortayaçıkmıştır.
Bir işletme yönetimi tekniği olarak geliştirilmiş bulunan şirketyönetişiminden (corporate governance), Dünya Bankası (DB) bir kalkınma modeliolarak kamusal yönetişimi türetmiştir.
DB, 'Sub-Saharan Africa: From Crisis to Sustainable Growth' (AşağıSahra Afrikası: Krizden Sürdürülebilir Büyümeye) adındaki 1989 tarihliRaporunda, Aşağı Sahra Afrika'sı ülkelerine kullandırdığı yapısal uyumkredilerini etki ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirmiş ve yapısal uyumprogramının başarısızlığını, 'governance krizi' ile gerekçelendirerek programınbaşarıya ulaşarak kalkınmanın sağlanabilmesi için ekonomik kaynakların yönetimiile siyasal gücün kullanılma biçiminde 'good governance' önermiştir.
DB'nın 1992 yılında yayınladığı 'Governance and Development'(Yönetişim ve Kalkınma) isimli raporunda yönetişim, 'kalkınmak amacıyla,ülkenin ekonomik ve beşeri kaynaklarının yönetiminde iktidarın kullanılmabiçimi' olarak tanımlanmış ve katılımcı kamusal yönetişim, (i) kamu sektörüreformu, (ii) hesapverebilirlik, (iii) kalkınmanın yasal çerçevesi, (iv)saydamlık ve bilgilendirme olmak üzere dört temel ilke üzerine inşa edilmiştir.
DB açısından 'iyi yönetişim' katılımcı yönetim ile özdeştir vedevletin ekonomik/mali konulardaki kamusal karar alma ve uygulama yapı vesüreçlerine, bu karar ve uygulamalardan etkilenen kesimlerin fiilikatılımlarının sağlanmasına dayanmaktadır.
Yönetişim modeli ile yönetim tek boyutlu olmaktan çıkarılarakyöneten ve yönetilenler için aktif rollerin olduğu birlikteliğe evrilmiştir.
Hesap verebilirlik, yetki verilerek ekonomik kaynak tahsis edilenyönetsel birimlerin, söz konusu yetkiler ile kaynakları, belirlenen amaç vehedefler doğrultusunda ne derece kurallara uygun, verimli, etkili ve tutumlukullandıklarının raporlara dayalı olarak ortaya konması sorumluluğudur. Hesapverebilirliğin sağlanabilmesi için performansa dönük ve sonuç odaklı bir mali yönetim,dışsal performans denetimi ve denetim sonuçlarının değerlendirilmesi sonucuelde edilecek bulguların mali kararların alınması ve uygulanmasındakullanılmasını öngören işlevsel yapı öne çıkarılmıştır.
Saydamlık ilkesi, kamu yönetiminin hesap verebilirliğinin önşartıdır ve 'good governance' modelinde, yönetimin ekonomik ve mali sonuçdoğuran tüm iş, işlem, eylem ve faaliyetleri ile bunlara ilişkin karar alma veuygulama süreçlerinin aleni olması, kaynak kullananların görev, yetki vesorumluluklarının önceden belirlenmesi ve belirlenen amaç ve hedefler ileuygulama ve denetim sonuçlarına ilişkin bilgilerin düzenli, anlaşılabilir vegüvenli bir biçimde raporlanması anlamına gelmektedir.
Bilgilendirme ilkesi ise, özel sektör için yatırılabilir kaynaklarbağlamında hayati öneme sahip olan istihdam, enflasyon, dış açık gibi makroekonomik dengeler, hükümet programları, finansal piyasalar, kamu harcama,vergi, borçlanma, sosyal yardım ve sosyal güvenlik politikaları gibi iktisatpolitikası alanlarındaki bugünün yapı, hedef ve uygulamalarına ilişkin bilgileryanında, geleceğe ilişkin yapı ve hedeflerin ve bu anlamda hükümetlerin ya dakamu kurumlarının gelecekte ne yapmaya niyetli olduklarının saydamlık ilkesinitamamlar şekilde önceden kamuoyunun bilgisine sunularak kamunun yükümlülükaltına sokulmasını içermektedir.
DB yukarıdaki ilkeler üzerine inşa ettiği 'iyi yönetişimi',öngörülebilir, aleni ve saydam siyasa oluşturma sürecine; profesyonelbürokrasiye; eylemlerinden sorumlu yürütmeye; kamu işlerine katılan güçlü birsivil topluma ve bunların tamamının hukuka uygun davranmasına vurgu yapan birkavramsallaştırma olarak tanımlamaktadır.
DB tarafından geliştirilen ve süreç içinde Uluslararası Para Fonu(IMF), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) ve Birleşmiş MilletlerKalkınma Programı (UNDP) gibi uluslararası ekonomik ve mali kuruluşlarcabenimsenerek katkı sağlanan yönetişim modeline 1990 sonrasında çok önemliişlevler yüklenmiştir. Sovyetler Birliği'nin çökmesi sonrasında bağımsızlığınakavuşan ülkelerin Batı'ya entegrasyonunun sağlanması ile IMF ve DB'nınkullandırdığı kredilerde ve kredilendirdiği ülkelerin uygulamalarınındeğerlendirilmesinde iyi yönetişim modeli esas alınmıştır.
AB'nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu 2001 yılında 'WhitePaper on European Governance' (Avrupa Yönetişimi Beyaz Kitabı) yayınlamış veyönetişimi, görev ve yetkilerin AB düzeyinde yürütülmesini etkileyen kural,süreç ve davranışlar olarak tanımlayarak saydamlık, katılımcılık, hesapverebilirlik, etkililik ve tutarlılık olmak üzere beş ilke üzerine inşaetmiştir. Beyaz Kitabın önemi, içeriğindeki yönetişim modelinin AB KatılımSüreci müzakerelerinde aranıyor olmasıdır.
Türkiye'de kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasının yapıtaşları olan bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurullara ilişkin yasalar ile'Kamu Yönetimi Reformu' kapsamında yasalaşan özellikle 4982 sayılı Bilgi EdinmeHakkı Kanunu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 5216 sayılıBüyükşehir Belediyesi Kanunu, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 5302 sayılı İl Özelİdaresi Kanunu, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu, 5393 sayılıBelediye Kanunu, 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu veGörevleri Hakkında Kanun, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 6328 sayılı Kamu DenetçiliğiKurumu Kanunu ile 5227 sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve YenidenYapılandırılması Hakkında Kanun, yönetişim modeli esas alınarak hazırlanmıştır.
Bu yasalar içinde yönetişim modelini bütünüyle yansıtan veilkeleriyle birlikte taşıyan iki yasadan, kamu mali yönetimi ve kontrolünüdüzenleyen 5018 sayılı Kanun yürürlüğe girerken; kamu idaresi ile yönetiminikonu alan 5227 sayılı Kanun ise Sayın Cumhurbaşkanının 3 Ağustos 2004 tarihindekısmen veto ederek TBMM'ye iade etmesi nedeniyle yürürlüğe girmemiştir.
Stratejik planlama, performans programı, orta vadeli program, ortavadeli mali plan, performans esaslı bütçe, çok yıllı bütçeleme, faaliyetraporu, mali istatistik, iç kontrol, dış denetim gibi yapı ve süreçler ile malisaydamlık, hesap verebilirlik, katılımcılık gibi ilkeler hukuk sistemi ile maliliteratürümüze 5018 sayılı Kanunla girmiştir. Dahası, söz konusu yapı vesüreçler, DB'nın 'good governance' modelinden aynen alınırken, ilkeleri birebirörtüşmenin yanında aynı anlam ve işlevler yüklenmiştir.
Mali mevzuatın Anayasası olarak nitelendirilen ve kamu maliyönetimi ile mali kontrolünü konu edinen 5018 sayılı Kanunun 'Amaç' başlıklı 1inci maddesindeki, 'Bu Kanunun amacı, kalkınma planları ve programlarda yeralan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik veverimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği vemalî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini,kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerinmuhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemektir.'ifadeleri bu saptamayı doğrulamaktadır.
Mali sistemin temelini oluşturan aşağıdaki hükümler, 'goodgovernance' modelinin ilkeleriyle birebir örtüşmektedir:
'Saydamlık' ve 'bilgilendirme' ilkeleri bağlamında; her türlü kamukaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında denetimin sağlanması amacıylakamuoyunun zamanında bilgilendirilmesi (md. 7/1); ve bu amaçla; görev, yetki vesorumlulukların açık olarak tanımlanması (7/1-a), hükümet politikaları,kalkınma planları, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerinhazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi, uygulanması ve uygulama sonuçlarıile raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması 7/1-b), genel yönetimkapsamındaki kamu idareleri tarafından sağlanan teşvik ve desteklemelerin biryılı geçmemek üzere belirli dönemler itibarıyla kamuoyuna açıklanması 7/1-c)mali saydamlık ilkesinin; merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma sürecinin,Bakanlar Kurulunun kalkınma planları, stratejik planlar ve genel ekonomikkoşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef vegösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde DevletPlanlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanan orta vadeli programı kabuletmesiyle başlaması (md. 16/2); ve orta vadeli program ile uyumlu olmak üzere,gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedefaçık ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içerenve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan orta vadeli malî planın, YüksekPlanlama Kurulu tarafından karara bağlanması ve orta vadeli program ile maliplanın Resmî Gazetede yayımlanması (md. 16/3) bilgilendirme ilkesiningereğidir.
'Katılımcılık' ilkesi bağlamında; kamu idareleri; kalkınmaplanları, programlar, ilgili mevzuat ve benimsedikleri temel ilkelerçerçevesinde geleceğe ilişkin misyon ve vizyonlarını oluşturmak, stratejikamaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmişolan göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesiniyapmak amacıyla katılımcı yöntemlerle stratejik plan hazırlamakla yükümlüdürler(md. 9/1).
'Hesapverebilirlik' ilkesi bağlamında; kamu maliyesinin kamugörevlilerinin hesap verebilmesini sağlayacak şekilde uygulanması (md. 5/1-b)ve kamu mali yönetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygunşekilde yürütülmesi kamu maliyesinin temel ilkeleri arasındadır (md. 5/1-d).Öte yandan, her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevlive yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygunolarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden,raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasındansorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır (md. 8).
'Siyasi hesapverebilirlik' ögesi bağlamında, bakanlar, hükümetpolitikasının uygulanması ile bakanlıklarının ve bakanlıklarına bağlı, ilgilive ilişkili kuruluşların stratejik planları ile bütçelerinin kalkınmaplanlarına, yıllık programlara uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, buçerçevede diğer bakanlıklarla koordinasyon ve işbirliğini sağlamaktansorumludur (md. 10/1). Bakanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimlikullanılması ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve Türkiye Büyük MilletMeclisine karşı sorumludurlar (md. 10/2).
'Yönetsel hesapverebilirlik' ögesi bağlamında; üst yöneticiler,idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllıkprogramlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmetgereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, sorumluluklarıaltındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımınısağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden, malî yönetim vekontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve bu Kanunda belirtilengörev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden Bakana; mahallî idarelerde isemeclislerine karşı sorumludurlar (md.11/2).
'Mali hesapverebilirlik' ögesi bağlamında; harcama yetkilileri,harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun, tüzük ve yönetmeliklerile diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimlikullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerdensorumludur (md. 32/2); gerçekleştirme görevlileri, harcama talimatı üzerine;işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerinyapılması, belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanmasıgörevlerini yürütürler (md. 33/2); gerçekleştirme görevlileri, bu Kanunçerçevesinde yapmaları gereken iş ve işlemlerden sorumludurlar (md. 33/4); kamugelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgilikanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında veeksiksiz olarak yapılmasından sorumludur (md. 38); kamu idarelerine ait mallarıedinme, kiralama, tahsis, yönetim, kullanma ve elden çıkarma işlemleri,mevzuatında öngörülen kurallar dahilinde hizmetin amacına uygun olarakverimlilik ve tutumluluk ilkesine göre yapılır. Bu ilkeye aykırı eylem veişlemlerden doğacak zararlardan, malların yönetimi veya kullanılması hususundayetki verilenler sorumludur (md. 48/2).
5018 sayılı Kanunda sadece saydamlık, bilgilendirme, katılımcılıkve hesapverebilirlik ilkeleri kurallaştırılmamış; bunun yanındahesapverebilirliğin sağlanması için gerekli mekanizmalar da kurulmuştur.
Bu bağlamda; Üst yöneticiler ve bütçeyle ödenek tahsis edilenharcama yetkilileri, hesapverme sorumluluğu çerçevesinde, idarelerinin faaliyetsonuçlarını gösteren idare faaliyet raporu hazırlayarak kamuoyuna açıklar;merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumları idarefaaliyet raporlarının birer örneğini Sayıştaya ve Maliye Bakanlığına gönderir(md. 41/1). Mahallî idarelerce hazırlanan idare faaliyet raporlarının birerörneği Sayıştay ve İçişleri Bakanlığına gönderilir (md. 41/2).
Merkezî yönetim kapsamındaki idareler ile sosyal güvenlikkurumlarının bir malî yıldaki faaliyet sonuçları, Maliye Bakanlığıncahazırlanacak genel faaliyet raporunda gösterilir. Bu raporda, mahallîidarelerin malî yapılarına ilişkin genel değerlendirmelere de yer verilir.Maliye Bakanlığı, genel faaliyet raporunu kamuoyuna açıklar ve bir örneğiniSayıştaya gönderir (41/3).
İçişleri Bakanlığı, mahallî idarelerce hazırlanan idare faaliyetraporlarını esas alarak kendi değerlendirmelerini de içeren mahallî idarelergenel faaliyet raporunu hazırlar ve kamuoyuna açıklar. Raporun birer örneğiSayıştaya ve Maliye Bakanlığına gönderilir (md. 41/2)
Kesin hesap kanunu tasarısı, muhasebe kayıtları dikkate alınarak,merkezî yönetim bütçe kanununun şekline uygun olarak Maliye Bakanlığıncahazırlanır. Bu tasarı, bir yıllık uygulama sonuçlarını karşılaştırmalı olarakgösteren değerlendirmeleri içeren gerekçesiyle birlikte izleyen malî yılınHaziran ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisinesunulur ve bir örneği Sayıştaya gönderilir (md. 42/2).
Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait malîistatistikler, Maliye Bakanlığınca derlenir. Merkezî yönetim kapsamı dışındakikamu idareleri malî istatistiklerini belirlenmiş ilkelere uygun olarak hazırlarve belirlenen süreler içinde Maliye Bakanlığına gönderir (md. 53/1).
Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait malîistatistikler, Maliye Bakanlığınca aylık olarak yayımlanır. Sosyal güvenlikkurumları ve mahallî idarelere ait malî istatistikler ile merkezî yönetimkapsamındaki kamu idarelerine ait malî istatistikler Maliye Bakanlığıncabirleştirilerek, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait malîistatistikler elde edilir ve üçer aylık dönemler itibarıyla yayımlanır (md.53/2).
Öte yandan, 5018 sayılı Kanunda Sayıştay tarafından yapılacak dışdenetimin amacı belirlenmiş; türleri genel hatlarıyla ortaya konmuş; TBMM'yesunacağı raporlar sayılmış ve TBMM'nin kamu idarelerinin yönetim ve hesap vermesorumluluklarını görüşmesi kurallaştırılmıştır.
Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı,genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğuçerçevesinde, yönetimin malî faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara,kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarınınTürkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır (md. 68/1).
Düzenlilik denetimi, genel kabul görmüş uluslararası denetimstandartları dikkate alınarak; kamu idaresi hesapları ve bunlara ilişkinbelgeler temelinde, malî tabloların güvenilirliği ve doğruluğuna ilişkin malîdenetim ile kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına ilişkin malîişlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığınıntespiti suretiyle gerçekleştirilir (md. 68/2-a).
Performans denetimi, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik veverimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi suretiylegerçekleştirilir (md. 68/2-b-tümcenin ilk kısmı).
Performans ölçümü, faaliyet sonuçlarının ölçülmesi ve performansbakımından değerlendirilmesi suretiyle gerçekleştirilir (md. 68/2-b-tümceninikinci kısmı).
Sayıştay, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri içindüzenleyeceği genel uygunluk bildirimini, kesin hesap kanun tasarısınınverilmesinden başlayarak en geç yetmiş beş gün içinde Türkiye Büyük MilletMeclisine sunar.
Genel uygunluk bildirimi; dış denetim raporları, idare faaliyetraporları ve genel faaliyet raporu dikkate alınarak hazırlanır.
Kesin hesap kanunu tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin TürkiyeBüyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştaycasonuçlandırılmamış denetimleri önlemez ve hesapların kesin hükme bağlandığıanlamına gelmez (md. 43).
Sayıştay denetimleri sonucunda düzenlenen düzenlilik denetimi,performans denetimi ve performans ölçümü raporları, idareler itibariyle biraraya getirilir ve bir örneği ilgili kamu idaresine verilerek üst yöneticitarafından cevaplandırılır (md. 68/4- ilk tümce).
Sayıştay, denetim raporları ve bunlara verilen cevapları dikkatealarak düzenleyeceği dış denetim genel değerlendirme raporu (md. 68/4-ikincitümce) ile mahalli idarelerin raporları hariç idare faaliyet raporlarını,mahallî idareler genel faaliyet raporunu ve genel faaliyet raporunu, dışdenetim sonuçlarını dikkate alarak görüşlerini de belirtmek suretiyle TürkiyeBüyük Millet Meclisine sunar (md. 41/4-ilk tümce).
Bir yıla ait malî istatistikler izleyen yılın Mart ayı içinde;hazırlanma, yayımlanma, doğruluk, güvenilirlik ve önceden belirlenmişstandartlara uygunluk bakımından Sayıştay tarafından değerlendirilir ve buamaçla düzenlenen değerlendirme raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine ve MaliyeBakanlığına gönderilir. Bu raporda yer alan değerlendirmelere ilişkin olarakMaliye Bakanı gerekli önlemleri alır (md. 54).
Sayıştay'ın dış denetim (düzenlilik denetimi, performans denetimive performans ölçümü) sonuçlarını dikkate alarak görüşlerini de belirtmeksuretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu, idare faaliyet raporları,mahallî idareler genel faaliyet raporu ve genel faaliyet raporu ve değerlendirmelerçerçevesinde TBMM, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkinolarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşür. Bugörüşmelere üst yönetici veya görevlendireceği yardımcısının ilgili bakanlabirlikte katılması zorunludur (md. 41/4-ikinci tümce).
İptali istenen düzenleme ile 5018 sayılı Kanunla kurulanhesapverebilir kamu mali yönetimi sistemi, Sayıştay denetimine getirilenölçüsüz sınırlama üzerinden bir bütün olarak çökertilmektedir.
Sayın Başbakan sık sık, 'Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz.'cümlesini dile getirmektedir. Gerçekte ise AKP iktidarlarının seçilmişleriBaşbakan üzerinden atanmışların kulu haline getirdiği apaçık bir gerçekliktir.Bunun en belirgin örneğini 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ile anılan Kanundayapılan ve iptali istenen değişiklikler oluşturmaktadır.
832 sayılı Sayıştay Kanununa 04.07.1996 tarihli ve 4149 sayılıKanunun 8 inci maddesiyle eklenen ek 10 uncu maddeye dayanarak Sayıştaytarafından INTOSAI Denetim Standartlarına göre hazırlanan Türkiye'de İçme SuyuYönetimi, Türkiye'de Gıda Denetimi, TÜBİTAK'ın AR-GE Destek Faaliyetleri,Karadeniz Sahilyolu Projesi, Deriner Barajı Projesi ve Türkiye'de Hafif RaylıSistemler isimlerini taşıyan 6 adet performans denetimi raporunun hazırlanmasıve kurum görüşlerinin alınması için ilgili kamu kurumlarına gönderilmesiaşamasında, raporlarda yer alan kaynakların ekonomik, verimli ve etkinkullanılmadığı saptamaları yanında çok büyük miktarlara varan kamu zararlarıoluştuğuna yönelik bulgulardan yüksek bürokrasi ile yürütme organının haberiolması üzerine, yüksek bürokratlar ile yürütme organının istem veyönlendirmesiyle 6085 sayılı Kanunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasındaAKP Grup Başkanvekillerinin verdiği bir önergeyle Sayıştay'ın 1996 yılından buyana sürdürdüğü performans denetimi yapma ve dolayısıyla TBMM'nin yürütmeorganını kamu kaynaklarının verimli, etkili ve tutumlu kullanma sorumluluğubağlamında denetleme yetkisi TBMM'nin AKP'li üyelerinin oylarıyla elindenalınmıştır. Başka bir anlatımla TBMM, yürütme organı ile idareyi kamukaynaklarının verimli, etkili ve tutumlu kullanma sorumluluğu bağlamındadenetleme yetkisini, yürütme organı ile yüksek bürokratları öyle istiyor veBaşbakan da bunu tasvip ediyor diye kullanmaktan vaz geçmiştir.
6085 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ve dolayısıyla Sayıştay'ın6085 sayılı Kanunda TBMM'ye sunulması öngörülen raporlar bağlamında kamuidareleri nezdinde 'düzenlilik denetimi' yapmaya başlayarak çok önemli denetimbulgularına ulaşmasıyla birlikte ise, bu defa yine yüksek bürokrasi ile yürütmeorganının talepleri doğrultusunda Sayıştay'ın düzenlilik denetimine bırakınızAnayasa ile INTOSAI Denetim Standartlarını, en ilkel yönetim ve denetimanlayışına sığmayan sınırlamalar getirilerek Sayıştay denetimi ve dolayısıylayürütme organının yasama organına hesap verme sorumluluğu ile yasama organının,yürütmenin bildirimleri ve Sayıştay raporları üzerinden yürütmenin hesap vermesorumluluğunu görüşmesi, adı olan fakat kendisinin esamisi okunmayan birsıradanlığa indirgenmiştir.
Bilinen tarihsel bir gerçeği yinelemekte yarar bulunmaktadır:Parlamentolar, savurgan ve keyfi harcamalarda bulunan yürütme makamlarına karşıvergi mükelleflerinin temsilcileri olarak doğmuş ve bu işlevlerini kabulettirerek var olabilmişlerdir. Günümüzün temsili demokrasilerinin temelinde,halkın temsilcilerinin kamu gelir ve giderlerinin saptanmasında söz ve kararsahibi olabilmek ve hesap verebilir bir kamu yönetimi oluşturabilmek içinyürütme makamlarına karşı bütçe hakkı bağlamında sürdürdükleri mücadeleyatmaktadır.
Halktan toplanan vergilerin nasıl harcandığını denetleme hakkıdemokratik yönetimlerin temel taşlarından biridir. Tüm demokrasilerde olduğuüzere Türkiye'de de bu denetimin yurttaşlar adına onlar tarafından seçilmiş temsilciler,Parlamento üyeleri tarafından gerçekleştirilmesi gerekir.
Hükümetin parayı toplamadan, ödünç almadan veya harcamadan önceParlamentonun onayını alması; kamu gelirlerini harcadıktan sonra ise, bunlarıParlamentonun verdiği izin çerçevesinde, doğru miktarlarda, mevzuata uygunşekilde, verimli, etkin ve tutumlu harcadığını gösterebilmesi gerekir.
Hükümetin iş, işlem, faaliyet ve eylemlerine yönelik olarakparlamentoya raporlama ve yanıt verme yükümlülüğü hesap verme sorumluluğuolarak adlandırılmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 30.12.2010 günlü ve E.2008/83,K.2010/121 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, 'Yasama organının, halkadına kamu gelirlerini toplama ve yine halk adına bu gelirleri harcamakonusunda yürütme organına sınırları belirleyerek yetki vermesi ve sonuçlarınıdenetlemesine bütçe hakkı denilmektedir. (') Bu hak, demokratik parlamenteryönetim sistemini benimsemiş olan ülkelerde, halk tarafından seçilentemsilcilerden oluşan ve en yetkili organ olan yasama organına aitbulunmaktadır. Bütçe, hükümetin Meclis'e karşı temel sorumluluk mekanizmasıdır.(')
Bütçe yapısının fonksiyonunu ifa edebilmesi, temel bütçeilkelerine uyulması ile mümkün olmaktadır. Bütçe ilkeleri; bütçeninhazırlanması, görüşülüp onaylanması, uygulanması ve denetlenmesi ile ilgiliolarak göz önünde bulundurulması gereken kuralları ifade eder. Bu ilkeler,devletbütçelerinin temel özellikleri ve amaçlarının gerçekleşmesi için uygulanmasızorunlu olan ulusal ve uluslararası alanda kabul görmüş klasik maliye bilimininilkeleridir.'
Bütçe uygulamaları ile yürütme organının bütçe uygulamasonuçlarına ilişkin bildirimlerinin denetiminin özel uzmanlık gerektirmesinedeniyle, tüm demokratik ülkelerde Sayıştaylar kurulmuş ve yasama organı bütçehakkından kaynaklanan yürütmenin hesap verme sorumluluğunu Sayıştay raporlarınıtemel alarak denetlemiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararında belirtildiğiüzere, nasıl ki bütçenin hazırlanması, görüşülüp onaylanması, uygulanması vedenetlenmesi ile ilgili bütçenin temel özellikleri ve amaçlarının gerçekleşmesiiçin uygulanması zorunlu olan ulusal ve uluslararası alanda kabul görmüşilkeler var ise parlamento denetimine bulgu ve veri sağlayan Sayıştay denetimikonusunda da uluslararası alanda kabul edilmiş temel ilke ve standartlarvardır.
Bunların başında Uluslararası Sayıştaylar Örgütü (INTOSAI) DenetimStandartları gelmektedir.
INTOSAI, Sayıştay denetimini geliştirmek ve ilerletmek, üyeleriarasında bilgi ve deneyim paylaşımı sağlamak, Sayıştay denetimleri içinkurumsal çerçeve ve standartlar oluşturmak üzere Küba Sayıştay Başkanınıngirişimi üzerine 34 Sayıştay'ın katılımıyla 1953 yılında kurulmuştur.
Özerk ve siyasetten bağımsız bir organizasyon olan INTOSAI'ninBirleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC)'ne özel danışmanlıkstatüsü bulunmakta ve günümüzde aralarında asıl üye olarak Türkiye'nin de yeraldığı 190 asıl ve 4 bağlı üyesi bulunmaktadır.
INTOSAI Denetim Standartları'ndan 1.0.40 nolu DS;
'Performans denetimi, verimlilik, etkinlik ve tutumluluğundenetimi ile ilgili olup şunları kapsar:
a) İdari faaliyetlerinin tutumluluğunun sağlıklı idari prensip veuygulamalar ile yönetim politikalarına göre denetlenmesi;
b) İnsan, mali ve diğer kaynakların kullanımındaki verimliliğin,bilgi sistemleri, performans ölçüleri ve gözetim düzenlemeleri ve denetlenenkurumlarca belirlenen eksiklikleri gidermek için izlenen yöntemlerinincelenmesi de dahil olmak üzere denetlenmesi;
c) Denetlenen kuruluşların hedeflerine ulaşma yönündekiperformanslarının etkinliğinin ve kurum faaliyetlerinin yarattığı gerçeketkinin amaçlanan etkiyle kıyaslanmak suretiyle denetlenmesi.'
şeklindedir.
Performans denetimi, verimlilik, etkinlik ve tutumluluğun bilimselbir metodoloji temelinde değerlendirilmesidir ve denetimin metodolojikçerçevesi ile nasıl yapılacağı INTOSAI Performans Denetimi Rehberi ile ortayakonmuştur.
Türk Sayıştayının INTOSAI Denetim Standartları ve metodolojisitemelinde performans denetimi yapma yetkisi, 6085 sayılı Kanunla elindenalınmış ve söz konusu düzenlemenin iptali için CHP Anayasa Mahkemesine iptaldavası açmıştır. İptal davası bugüne kadar sonuçlanmamıştır.
Sayıştayın performans denetimi yapma yetkisinin elinden alınması;verimlilik, etkinlik ve tutumluluğu INTOSAI'nın1.0.40 nolu DSve INTOSAIPerformans Denetimi Uygulama Rehberindeki metodoloji çerçevesindedenetleyemeyeceği şeklinde anlaşılabilirse de bu durum Sayıştayın verimlilik,etkinlik ve tutumluluğu hiç değerlendiremeyeceği anlamına gelmemektedir.
Çünkü, 5018 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, Kanunun amacı 'kamukaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi vekullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak' şeklindeortaya konmuş; 5 inci maddesinin (b) bendinde kamu maliyesinin kamugörevlilerinin hesap verebilmelerini sağlayacak şekilde uygulanacağı, (d)bendinde, kamu mali yönetiminin TBMM'nin bütçe hakkına uygun şekildeyürütüleceği, (g) bendinde, kamu idarelerinin mal ve hizmet üretimi ileihtiyaçlarının karşılanmasında, ekonomik veya sosyal verimlilik ilkelerineuygun olarak maliyet-fayda veya maliyet-etkinlik ile gerekli görülen diğerekonomik ve sosyal analizlerin yapılmasının esas olduğu kanunun temel ilkeleriarasında sayılmış; 8 inci maddesinde, her türlü kamu kaynağının elde edilmesive kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik,verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından,muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması içingerekli önlemlerin alınmasından sorumlu ve yetkili kılınmış mercilere hesapvermekle yükümlü kılınmış; 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, Bakanlar, kamukaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından başbakana ve TBMM'nekarşı sorumlu tutulmuştur.
Ayrıca, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 'Sorumlular ve sorumlulukhalleri' başlıklı 7 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bu Kanununsorumlular ve sorumluluk halleri uygulamasında 5018 sayılı Kanunda belirtilensorumlular ve sorumluluk hallerinin esas olduğu belirtildikten sonra (2)numaralı fıkrasında, 'Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi vekullanılmasında görevli ve yetkili olanlar; kaynakların etkili, ekonomik,verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından,muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması içingerekli önlemlerin alınmasından sorumludur. Bu sorumluluğun yerine getirilipgetirilmediği Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacak Sayıştay raporlarındabelirtilir. Kamu zararına sebep olunan durumlar ise bu zararın tazminineilişkin hükme bağlama işlemi ile sonuçlandırılır.' denilirken; (5) numaralıfıkrasında ise, Bakanların, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimlikullanılması ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve Türkiye Büyük MilletMeclisine karşı sorumlu oldukları kuralına yer verilmiştir.
Yetkili merci ve organlar tarafından usulüne uygun olarak alınankarar veya yapılan işve işlemlerin mevzuata uygun olması genel kuraldır vemevzuata aykırı karar, iş, işlem veya faaliyetlerden dolayı bir kamu zararıoluşmuş ise, 6085 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre denetçiler tarafındansorumluların savunmaları alınarak 'Yargılamaya esas rapor' düzenlenmesi ve 49uncu maddesine göre de yargılama dairelerinde hükme bağlanması gerekmektedir.Dolayısıyla, mevzuata aykırılıktan kaynaklanan kamu zararı, bakanlar ile üstyöneticilerin hesap verme sorumluluklarına konu oluşturmamaktadır.
Hesap verme sorumluluğuna ilişkin olarak 5018 sayılı Kanunun 8inci, 10 uncu ve 11 inci maddesindeki hükümler ile 6085 sayılı Kanunun 7 ncimaddesindeki hükümler, hesap verme sorumluluğunun kapsamına etkili, verimli veekonomiklik ölçütlerini aldığı; Sayıştay raporlarına ilişkin olarak 5018 sayılıKanunun 41 inci, 43 üncü, 54 üncü ve 68 inci maddeleri ile 6085 sayılı Kanunun38 inci, 39 uncu, 40 ıncı, 41 inci ve 42 nci maddelerindeki hükümlerdeverimlilik, etkililik ve ekonomiklik denetim kriteri olarak belirlendiği;TBMM'nin yürütmenin hesap verme sorumluluğunu görüşmesine ilişkin olarak 5018sayılı Kanunun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 6085 sayılı Kanunun 38inci maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki hükümler, Sayıştay tarafından TBMM'nesunulacak Sayıştay raporlarındakamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimlikullanılması bağlamında değerlendirmeler (görüş, öneri ve talepler) yeralmasını öngördüğü için;yetkili merci ve organlar tarafından usulüne uygunolarak alınan karar veya yapılan işve işlemlerin mevzuata uygun olmasınarağmen, Sayıştayın yönetsel bakımdan gerekliliği,ölçülülüğü, etkililiği,ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığıyönündegörüş,öneri ve talepler içeren raporlar sunması hukuksal bir zorunluluktur.
Mevzuata aykırılıklar 6085 sayılı Kanunun 48 inci maddesine görezaten yargılamaya esas raporun konusunu oluşturacağından, aksine düzenlemeSayıştay'ın 5018 ve 6085 sayılı Yasalarda yer alan görevlerini yapmamasını veTBMM'ye Sayıştay raporu sunmamasını amaçlamaktadır.
Öte yandan, INTOSAI'nin 1.0.41 nolu DS; 'Uygulamada düzenlilik veperformans denetimi üst üste gelebilir. Bu durumlarda sınıflandırma, yapılandenetimin ana amacına dayandırılacaktır.'
şeklinde iken;
1.0.43 nolu DS; 'Bazı ülkelerde yürürlükteki anayasa veya ilgiliyasalar her zaman sayıştaya, yürütmenin mali yönetiminin etkinlik veverimliliğini denetleme yetkisi vermemektedir. Bu durumlarda idari kararlarınuygunluğu ve yararı ile yönetimin etkinliğinin değerlendirilmesi, yönetimhizmetlerinin organizasyonu görevini üstlenmiş olan ve yasama organı önündeyönetimlerinden ötürü sorumlu bulunan Bakanlar içindir. Bu şartlarda yapılansayıştay denetimlerini, düzenlilik ve yasallık denetimlerinin ötesinde 'iyiyönetim denetimi' şeklinde ifade etmek uygun olacaktır. Böyle bir denetiminamacı; mali kaynakların kullanımındaki etkinlik ve verimliliğin eleştirel biryaklaşımla incelenmesinden çok, sağlıklı yönetim prensipleri ışığında kamuharcamaları analizi yapmaktır. Denetimin iki türü olan düzenlilik denetimi veyönetim denetimi, karşılıklı olarak birbirini güçlendirdiği için, bu iki tipdenetim pratikte aynı anda yürütülebilir ve düzenlilik denetimi yönetimdenetimine zemin hazırlarken, yönetim denetimi de düzensizliğe sebebiyet verendurumları düzeltebilir.'
şeklindedir.
Ayrıca, INTOSAI'nin 1.0.44 nolu DS'nda; 'Kamusal hesap vermesorumluluğu; sayıştaya tanınan yetkiler, sayıştayı tüm kamu kurumlarında,düzenlilik ve performans denetimini yürütmekle veya yürütülen denetimiyönlendirmekle yetkili kıldığı ölçüde gelişmiş olacaktır.' denilerek,verimlilik, etkinlik ve tutumluluğun değerlendirilmesi ile kamusal hesap vermesorumluluğu arasındaki doğrusal ilişki açıkça ortaya konulmuştur.
Bu bağlamda, Sayıştayın 5018 sayılı Kanun ile 6085 sayılıKanunlarda öngörülen etkinlik, verimlilik ve tutumluluğu performans denetimimetodolojisi çerçevesinde olmasa da uygulamada düzenlilik ve performansdenetiminin üst üste gelebilme özelliği karşısında ve kamu idarelerinin mal vehizmet üretimi ile ihtiyaçlarının karşılamasında esas olan ekonomik ve sosyalverimlilik ilkelerine uygun olarak yapacakları maliyet-fayda veyamaliyet-etkinlik ile gerekli görülen diğer ekonomik ve sosyal analizlertemelinde en azından 'sağlıklı yönetim prensipleri ışığında kamu harcamalarıanalizi yapmak' suretiyle düzenlilik denetimi kapsamında yapması, hem 5018sayılı Kanun ile 6085 sayılı Kanunun zorunlu bir sonucu, hem de INTOSAI DenetimStandartlarının bir gereğidir.
Diğer taraftan, INTOSAI'nin 1.0.45 nolu DS: 'Temel denetimprensipleri: 'Sayıştaylar performans ölçülerinin geçerliliğini denetleyecekteknikler geliştirmelidir.' şartını koyar.'
şeklinde iken;
1.0.46 nolu DS: 'Denetçilerin giderek genişleyen denetim rollerionları, denetlenen kurumların makul ve geçerli performans ölçüleri kullanıpkullanmadıklarını denetleyebilecek teknikler ve metodolojiler geliştirmeyeiter. Denetçiler bunun için diğer disiplinlerdeki metodoloji ve tekniklerdenfaydalanmalıdırlar.'
biçimindedir.
Bu bağlamda, Sayıştaya idarelerin hazırladığı hedefler ileperformans ölçü ve göstergelerine göre performans/faaliyet raporlarındakibilgilerin/verilerin mali denetim metodolojisine göre doğrulanmasıyla sınırlıbir görev yüklenmesi, Sayıştayı TBMM adına denetim yapan ve yürütmenin hesapverme sorumluluğunun Sayıştay raporları üzerinden görüşülmesini sağlayanAnayasal bir denetim kurumu olmaktan çıkararak, idarelerin noteri konumunaindirgeyen ve dolayısıyla 160 ıncı maddesi yanında INTOSAI Denetim Standartlarıylabağdaşmayan bir durumdur.
İdarelerin hazırladıkları faaliyet raporları ve bu raporlardakiveriler, idarelerin oluşturdukları performans ölçüm sistemlerinin etkinliği veverimliliği; performansın her açıdan ölçülüp ölçülmediği; performansgöstergelerinin doğru şeyleri ölçüp ölçmediği; amaç, hedef, performans ölçülerive çıktıların/sonuçların birbirleriyle bağlantı ve uyum derecesi; hedeflerinuygunluğu ve somutluğu; performans bilgisinin güvenirliği; performansölçülerinin geçerliliği ve elverişliliği, vb. yönlerden Sayıştay denetiminekonu oluşturmayacaklar ve Sayıştay tarafından TBMM'ye sunulacak raporlar,Sayıştay denetimi sonucunda ulaşılan bulgulara dayalı olarak geliştirilecekgörüş, öneri ve talepleri içermeyecek ise, TBMM'nin bütçe hakkı kapsamında TBMMadına yapılan Sayıştay denetiminin hiçbir anlamı, işlevi ve gereğikalmamaktadır. Bu durumda idarelerin faaliyet raporlarını doğrudan TBMM'yesunmaları, faaliyet raporlarının Sayıştay tarafından hiç denetlenmemesi vedolayısıyla Sayıştay adıyla bütçeden ödenek tahsis edilen bir kurumun daolmaması gerekir.
Anayasanın 87 nci maddesinde, Bakanlar Kurulunu ve bakanlarıdenetlemek Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri arasında sayılırken;'Görev ve siyasi sorumluluk' başlıklı 112 nci maddesinin birinci fıkrasında,Başbakanın Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğinisağlayacağı ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği ve BakanlarKurulunun bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olduğu kuralına yer verilmiş;160 ıncı maddesinde ise, Sayıştayın merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamuidareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ilemallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyeceği belirtilmiştir.
Siyaset olgusu, Antik Yunan'dan günümüze kadar toplumsalkaynakların üretimi ve bölüşümünü içeren bir çizgi üzerinde yürümüş vesiyasetin konusunu devlet iktidarının ele geçirilerek kullanılmasıoluşturmuştur.
Bu bağlamda, Anayasanın 112 nci maddesinde sözü edilen hükümetingenel siyasetinin en önemli unsurunu bütçe oluşturmakta ve Bakanlar Kurulununbirlikte sorumlu olduğu mercii de yasama organı olmaktadır. Çünkü, hükümetlertoplumsal kaynakların üretimi ve bölüşümü sürecine bütçe ile müdahale etmekteve ekonomide fiyat istikrarının sağlanması, gelir dağılımının düzeltilmesi,yatırımların teşvik edilmesi, ekonomik büyümenin sağlanması gibi iktisat vemaliye politikaları kaynağını ve hukuksal temelini bütçeden almaktadır. Bütçehakkı ise parlamentonundur veAnayasa Mahkemesinin 30.12.2010 günlü veE.2008/83, K.2010/121 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, 'Yasamaorganının, halk adına kamu gelirlerini toplama ve yine halk adına bu gelirleriharcama konusunda yürütme organına sınırları belirleyerek yetki vermesi vesonuçlarını denetlemesine bütçe hakkı denilmektedir.'
6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085 sayılı Kanununun 35inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın (b) bendindeki,kamu idareleriningelir, gider ve mallarıile bunlara ilişkin mali nitelikteki tüm hesap veişlemlerinin denetiminde; yetkili merci ve organlar tarafından usulüne uygunolarak alınan karar veya yapılan işve işlemlerin mevzuata ve idarelercebelirlenen hedef ve göstergelere uygun olmasına rağmen, yönetsel bakımdangerekliliği,ölçülülüğü, etkililiği, ekonomikliği, verimliliği ve benzerigerekçelerle uygun bulunmadığıyönünde görüşveöneri içeren yerindelik denetimisayılabilecek denetim raporu düzenlenemeyeceği ile denetim raporlarında, kamuidaresinin yerine geçerek belirli bir işve işlemin yapılmasınıveya belirli birpolitikanın uygulanmasınızorunlu kılacak, kamu idaresinin takdir yetkisinisınırlayacak veya ortadan kaldıracak görüşve talep içeren rapordüzenlenemeyeceğine ilişkin hükümler, Sayıştayın 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimive Kontrol Kanununun 41 inci, 54 üncü ve 68 inci maddeleri ile 6085 sayılıSayıştay Kanununun 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı, 41 inci ve 42 nci maddelerigereğince TBMM'ye sunacağı Sayıştay Raporlarının içinin boşaltılmasınınötesinde TBMM'ye hiç sunulamaması hatta sunulmamasını amaçlayarak,TBMM'nin 5018sayılı Kanunun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 6085 sayılı Kanunun 38inci maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki hükümler çerçevesinde yürütmeninhesap verme sorumluluğunu görüşmesini engellemeyi öngördüğü için Anayasanın 87nci ve 112 nci maddesi ile 160 ıncı maddesindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Sayıştayların raporlarını, iktidarı ve muhalefetiylesiyasetin en yüksek düzeyde yapıldığı parlamentolara sunması, Sayıştayraporlarının doğru, nesnel, tarafsız, zamanlı olmasını gerektirmekte; bu daSayıştayların bağımsızlığının sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Nitekim, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 22 Aralık 2011 tarihli66. Oturumunda,
'1- Sayıştaylar, denetlenen kurumlardan bağımsız olurlar ve dışetkilere karşı korunurlar ise görevlerini nesnel ve etkili bir şekilde yerinegetirebilirler.
2- Kamu yönetiminde verimlilik, hesap verebilirlik, etkililik vesaydamlığın sağlanmasında Sayıştaylar önemli rol oynarlar ve bu rolün kabuledilmesi, ulusal kalkınma hedef ve önceliklerin yanı sıra Binyıl KalkınmaHedefi dahil uluslararası kabul görmüş kalkınma hedeflerine ulaşılmasına vesileolur.' kararını almıştır (UN General Assembly, 22.12.2011, A/66/209).
Türk Sayıştay'ının 1876 Anayasasından bu yana temel özelliği ise,bağımsızlığının Anayasal düzeyde güvence altına alınmış olunmasıdır. 1982Anayasasında Sayıştay, Anayasanın üçüncü kısmının 'Yargı' başlıklı üçüncübölümünde yüksek yargı organlarından sonra bağımsız bir başlık altındadüzenlenmiş ve 160 ıncı maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında görev veyetkilerine yer verildikten sonra dördüncü fıkrasında, 'Sayıştayın kuruluşu,işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev veyetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, başkan veüyelerinin teminatı' yasa ile düzenleme kuralına bağlanarak yasa dışındakihukuksal düzenlemelerle Sayıştay'a ve dolayısıyla Sayıştay denetimine müdahaleedilerek, yürütmenin hesap verme sorumluluğunun yasama organı tarafındandenetlenmesine, yürütmenin müdahalesinin engellenmesi amaçlanmıştır.
Türkiye'nin katılım sürecini yürüttüğü AB hukukunun da 'BeyazKitap' ile bir parçası haline gelen 'iyi yönetişim' modeli ile ilkelerininhukuksal ifadesi olan ve mali mevzuatın Anayasası olarak nitelendirilen 5018sayılı Kanunun 68 inci maddenin ikinci fıkrası, 'Dış denetim, genel kabulgörmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak;' şeklinde başlarken;6085 sayılı Kanunun 'Denetimin genel esasları' başlıklı 35 inci maddesinin (2)numaralı fıkrasının (b) bendinde, 'Denetim genel kabul görmüş uluslararasıdenetim standartlarına uygun olarak yürütülür.' kuralına yer verilmiştir.
Parlamentolar adına yapılan Sayıştay denetimleri ise, yukarıdaayrıntılı olarak açıklandığı üzere INTOSAI Denetim Standartları bağlamındauluslararası düzeyde standartlaşmıştır.
Türk Sayıştayının üyesi bulunduğu INTOSAI'nin Denetim Standartlarıile Türkiye'nin üyesi olduğu BM'in aldığı kararın, Sayıştayın bağımsızlığınısalt bir iç hukuk sorunu olmaktan çıkardığı; Türkiye'nin modern dünya ile olanilişkisi, AB'ye katılım süreci, demokratik rejimi ve Anayasa Mahkemesikararında vurgulandığı üzere, 'devlet bütçelerinin temel özellikleri veamaçlarının gerçekleşmesi için uygulanması zorunlu olan ulusal ve uluslararasıalanda kabul görmüş' bütçe ilkelerinin, bütçenin denetimi ile denetimstandartlarını da kapsadığı ve Anayasada öngörülen bütçe hakkının TBMMtarafından kullanılmış sayılabilmesi için bu ilkelere uyulmasının zorunluolduğu ve dolayısıyla yürütme organı ile idarenin hesap verme sorumluluğunuişlevsizleştirmek için Türkiye'ye özgü bir Sayıştay denetimi dizayn etmeninAnayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığıaçıktır.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere,Anayasanın2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygunolan, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, heralanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasayaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gerekentemel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğunun bilincinde olan devlettir. Bubağlamda hukuk devletinde yasakoyucu, yalnız yasaların Anayasaya değil,Anayasanın da hukukun evrensel temel ilkelerine uygun olmasını sağlamaklayükümlüdür.
Anayasa Mahkemesinin 29.04.2003 günlü ve E.2003/30, K.2003/38sayılı Kararında, 'Hukuk devleti, siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak vedevlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal altyapıyı oluşturarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özühukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirliksağlanabilmesi ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarınabağlıdır.' denilirken;22.02.2012 günlü ve E.2011/53, K.2012/27 sayılı kararındaise, 'Hukuk güvenliği ilkesi hukuk normlarının birbirleriyle çelişmeyecekbiçimde açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.'denilmiştir.
Sayıştayın Anayasanın 160 ıncı maddesine göre Türkiye Büyük MilletMeclisi adına yapacağı denetimleri düzenleyen kuralların da bu nitelikleritaşıması hukuk devletinin bir gereği olduğu kadar, TBMM'nin yürütme organı ileidareyi bütçe hakkından kaynaklanan hesap verme sorumluluğunun gereklerikapsamında denetleyebilmesinin ve ayrıca bakanlar ile üst yöneticilerin hukukigüvenliklerinin sağlanmasının ön koşuludur.
Oysa,6085 sayılı Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralıfıkranın (b) bendindeki hükümler; genel, soyut, açık ve anlaşılabilirolmadıkları gibi, kamu mali yönetimi ve kontrolünü düzenleyen ve bu niteliğiylemali kanunların Anayasası olarak nitelendirilen5018 sayılı Kanunun 1 inci, 8inci, 10 uncu, 11 inci, 41 inci, 43 üncü, 54 üncü ve 68 inci maddeleri ile 'kamudahesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamuidarelerinin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamukaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelereuygun olarak elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına yapılacak denetimleri' düzenlemek amacıylaçıkarılmış bulunan6085 sayılı Kanunun 1 inci, 5 inci, 7 nci, 38 inci, 39 uncu,40 ıncı, 41 inci ve 42 nci maddelerindeki hükümler ile çok açık ve çok netçelişkiler taşımaktadır. Hatta bu çelişkiler, söz konusu hükümleri vehükümlerle getirilen sistemi ilga ederek işlemez kılacak boyuttadır.
Hukuki güvenlik ilkesi, bu derece hukuki belirsizlik ile buboyutta bir hukuksal çelişkiler yumağını taşıyamayacağından, iptali istenendüzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Öte yandan, temsili demokrasinin temelinde 'bütçe hakkı' yatmaktave günümüzün demokratik devletleri ile yönetim modelleri, yukarıdaayrıntılarıyla açıklandığı ve 5018 sayılı Kanun ile hukuksallaştırıldığı üzeresaydamlık, bilgilendirme, katılımcılık ve hesap verebilirlik ilkeleri temelindeeylemlerinden parlamentoya karşı sorumlu olan yürütme organı ile idareyedayanmaktadır. TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisine Sayıştaydenetimi üzerinden sınırlama getirilmesi, Anayasanın 2 nci maddesindekidemokratik devlet ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmamaktadır.
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere 6353 sayılı Kanunun 45inci maddesiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2)numaralı fıkranın (b) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
c) (c) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın (c) bendiyle,Sayıştay tarafından yapılan denetimler sonucunda, ilgili kanunlar ile bunlaradayanarakçıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik ve ilgili kanunlarda uygulamayıyönlendirmeküzereyetkilendirilmişolan kamu idareleri tarafından yapılan düzenleme ve verilengörüşlere aykırıdenetim raporu düzenlenemeyeceği; ancak, bu düzenlemelerinilgili kanunlara aykırıolduğu kanaatine varılır ve bu hususa Başkanlıktarafından da iştirak edilir ise düzenlenen raporun Başkanlık tarafından ilgilimercilere gönderileceği; ilgili kamu idaresinin Sayıştay görüşüne katılmasıhalindeilgili düzenleme veya görüşünusulüne uygun olarak düzeltileceği; ilgili kamuidaresinin Sayıştay görüşüne katılmaması halinde, Sayıştay tarafındangörevlendirileceküçuzman denetçi ile ilgili kamu idaresi tarafındangörevlendirilecek ikiüyeden oluşacak komisyon tarafından düzenlenecek raporagöre işlem yapılacağı kuralları getirilmektedir.
6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralıfıkranın (c) bendinde, kanun ve diğer hukuki düzenlemelere aykırı denetimraporu düzenlenemeyeceği kuralı getirilmiş; denetim raporu da 6085 sayılıKanunun 'Tanımlar' başlıklı 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g)bendinde, 'Denetim raporu: Sayıştay raporlarına esas olmak üzere, denetim veincelemeler sonucunda denetim grup başkanlıkları veya denetçiler tarafındanhazırlanan raporu,' şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla (c) bendindekihükümlerin Sayıştayın TBMM'ne sunacağı Sayıştay raporlarına temel oluşturandenetim raporlarını kapsadığı anlaşılmaktadır.
Ancak, 6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralıfıkra, 'Denetimin yürütülmesi ve kamu zararının tespitinde aşağıdaki hususlarauyulur:' hükmüne amir olduğundan ve (c) bendi de (2) numaralı fıkranın altındadüzenlendiğinden, (c) bendindeki hükümlerin kamu zararının tespiti içindüzenlenen 'yargılamaya esas raporlar'ı da kapsadığı gibi bir sonuç ortayaçıkmaktadır. Dolayısıyla, hükmün kapsamı konusunda çelişkiye dayalı birbelirsizlik vardır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesininunsurlarından biri de hukuki güvenlik ilkesidir. Hukuk güvenliği ise kurallardabelirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Belirlilik ise hukuk normlarınınbirbiriyle çelişmeyecek şekilde açık, tartışmalara yol açmayacak şekildeanlaşılabilir olmasına bağlıdır. Hukuk güvenliği, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yollardan kaçınmasını gerekli kılar.
İptali istenen (c) bendinin, sadece denetim raporlarını mı, yoksadenetim raporları ile birlikte yargılamaya esas raporları da mı kapsadığıkonusunda çelişkiye dayalı belirsizlik olduğundan, hukuk devleti ilkesi de bubelirsizliği taşıyamayacağından söz konusu (c) bendi Anayasanın 2 nci maddesineaykırıdır.
Söz konusu düzenlemeye ilişkin yasa teklifi, Sayıştay GenelKurulundan görüş alınmadan yasalaştığından Anayasanın 2 nci maddesindekidemokratik hukuk devleti ilkesine bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.
Anayasanın 6 ncı maddesinde, hiçbir kimse veya organın kaynağınıAnayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı; 8 inci maddesindeyürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafındanAnayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılıp yerine getirileceği; 113 üncümaddesinde, bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri veteşkilatının kanunla düzenleneceği; 123 üncü maddesinde ise, idarenin kuruluşve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği kurallarına yerverilmiş; Anayasada 'Temel Haklar ve Ödevler'in düzenlendiği ikinci kısımdaise, kamu düzeninin güvence altına alınması ile devlet iktidarına karşıkişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlandığından, kişilerintemel hak ve özgürlüklerinin sıralanması yanında bu hak ve özgürlükler iledevlet iktidarına sınırlamalar getirilmiştir.
Sözü edilen Anayasal kurallara göre, nelerin, nasılyapılmayacağına ilişkin hükümler, kamu düzeni ile temel hak ve özgürlüklerikonu alan ceza ve ceza usul yasalarına konu oluşturur iken; nelerin nasıl yapılacağınailişkin kurallar ise teşkilat kanunlarına konu oluşturmaktadır.
Her hangi bir faaliyetin, kamu hizmeti kapsamına alınabilmesi vebu hizmeti yürütecek kurum ya da kuruluşun kurulması ancak TBMM tarafındanusulüne göre çıkarılacak yasayla mümkündür. Dolayısıyla, kamu kurum vekuruluşlarının görev ve yetkileri düzenlenirken, neleri nasıl yapacağıkurallaştırılır; neleri nasıl yapmayacağı ise düzenleme konusu olmaz. Çünkü,kamu hizmetinin varlık nedeni yasadır ve yasa yoksa kamu kurum ve kuruluşu ve dolayısıylagörev ve yetki de yoktur. Bunun içindir ki bakanlıklar ile kamu kurum vekuruluşlarına ilişkin teşkilat yasalarında görevler ve bu görevleri yerinegetirirken kullanılacak yetkiler sıralanırken; şunlarla şunları yapamaz ya daşu şekilde yapamaz diye bir sıralamaya yer verilmez. Çünkü, sayılmayanlar zatenyapılmayacağı gibi sayılarak nasıl yapılacağı belirtilenler de başka türlüyapılamaz. Yapılması, hukuka aykırı olur.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü maddesinde Sayıştayındenetim alanı, 5 inci maddesinde görevleri, 6 ncı maddesinde yetkilerisıralanırken; 'Tanımlar' başlıklı 2 nci maddesi ile 'Sayıştay denetimi'başlıklı 36 ncı maddesinde ise bahse konu 'düzenlilik denetimi'nin nasılyapılacağı düzenlenmiştir.
6085 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)bendinde düzenlilik denetimi, mali denetim ve uygunluk denetimi olarak ikiyeayrılırken; (c) bendinde mali denetim, 'Kamu idarelerinin hesap ve işlemleriile mali faaliyet, mali yönetim ve kontrol sistemlerinin değerlendirmesonuçları esas alınarak, mali rapor ve tablolarının güvenilirliği vedoğruluğuna ilişkin denetimi,'; (ç) bendinde uygunluk denetimi, 'Kamuidarelerinin gelir, gider ve mallarına ilişkin hesap ve işlemlerinin kanunlarave diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunun incelenmesine ilişkin denetimi,'şeklinde tanımlanmış; 36 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise aynen,
'Düzenlilik denetimi;
a) Kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkinhesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olupolmadığının tespiti,
b) Kamu idarelerinin mali rapor ve tablolarının, bunlara dayanakoluşturan ve ihtiyaç duyulan her türlü belgelerin değerlendirilerek, bunlarıngüvenilirliği ve doğruluğu hakkında görüş bildirilmesi,
c) Mali yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesi,
suretiyle gerçekleştirilir.'
denilmiştir.
6085 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç)bendi ile 36 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında, düzenlilik denetiminin,kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkin hesap veişlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere (tüzük, bakanlar kurulukararı, yönetmelik) uygun olup olmadığının tespiti şeklinde yapılacağıbelirtildiğine göre, Sayıştay tarafından kurumsal olarak bu kurala aykırıolacak şekilde düzenlilik denetimi yapılamayacak demektir.
Ancak, söz konusu kural, düzenlilik denetimini fiilen yürütenSayıştay Denetçilerinin tüm raporlarının yasalara ve diğer hukuki düzenlemelereuygun olması gerektiği anlamına gelmekle birlikte, uygun olduğu sonucunudoğurmamaktadır. Çünkü, uygun olduğu sonucunu doğursa idi, düzenlenmesi ilebirlikte hukuksallık kazanarak uygulamaya girmesi ve dolayısıyla Sayıştayyargılama dairelerinde yargılamaya esas raporların yargılanması, yargılamanıniadesi yoluyla yargılanması ve denetim raporlarının görüşülmesi; TemyizKurulunda ilamların temyiz yoluyla ve temyiz kararlarının da karar düzeltilmesisuretiyle görüşülmesi, Rapor Değerlendirme Kurulunda Sayıştay raporlarınıngörüşülmesi ve Genel Kurulda içtihatların birleştirilmesi gibi kurul ve kanunyollarına gerek olmazdı.
Bu bağlamda, denetçiler tarafından düzenlenen tüm raporlar,hukuksal anlamda denetçi görüşünü içermekte olup, içeriğindeki tespit vebulguların düzenlendikleri aşamada 'yargılamaya esas rapor'lar bağlamındahukuki bir bağlayıcılığı yoktur ve 'denetim raporları' bağlamında ise Sayıştaygörüşünü temsil etmemektedirler.
Şöyle ki;
Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya, TBMM adına denetim yapmave sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama olmak üzere başlıcaiki görev verildiğinden, 6085 sayılı Kanunda da Sayıştay denetçilerininyaptıkları denetimler sonucunda TBMM'ye sunulmak üzere 'Sayıştay raporu' veyargılama dairelerine sunulmak üzere 'yargılamaya esas rapor' olmak üzerebaşlıca iki rapor düzenlemeleri öngörülmüştür.
6085 sayılı Kanuna göre;
Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucundadenetim grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporları, SayıştayBaşkanlığınca ilgili kamu idaresine gönderilir. Denetim raporları, kamuidaresinin üst yöneticisi tarafından cevaplandırılır. Bu cevaplar da dikkatealınarak yeniden düzenlenen denetim raporları Sayıştay dairelerinin görüşlerialınmak üzere Sayıştay Başkanlığına sunulur. Bu raporlara kamu idarelerinincevapları da eklenir. Daireler, raporlar hakkındaki görüşlerini Sayıştay Başkanlığınasunar. Daireler denetim raporları hakkında görüş oluştururken, söz konusuraporların bu Kanunda öngörülen amaç, çerçeve ve sınırlar içinde olup olmadığıyönünden inceleme yapar ve bu hususlara uygunluk taşımayan raporlarındüzeltilmesine ilişkin görüşünü Sayıştay Başkanlığına sunar (md. 38/1).
Dairelerce görüş bildirilen denetim raporları ile Sayıştayca malikonularda belirtilmesi uygun görülen diğer hususları da içeren dış denetimgenel değerlendirme raporu hazırlanır ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşüalınır. Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilenkamu idarelerine ilişkin denetim raporları Sayıştay Başkanınca genel uygunlukbildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur (38/2). RaporDeğerlendirme Kurulunda Sayıştay raporlarının görüşülmesi sırasındaaçıklamalarda bulunması için ilgili kamu idaresinin üst yöneticisi veyagörevlendireceği yardımcısı çağrılabilir (28/6).
Dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet geneldeğerlendirme raporu ve bu Kanunun 42 nci maddesinde belirtilen raporlar vedeğerlendirmeler çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, kamu kaynağınınelde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim vehesap verme sorumluluklarını görüşür. Bu görüşmelere Sayıştay Başkanı veyadenetimden sorumlu başkan yardımcısı ile kamu idarelerinin üst yönetici veyagörevlendireceği yardımcısının ilgili bakanla birlikte katılması zorunludur(38/4).
Bu bağlamda, düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen denetimraporları, kanun ve diğer hukuki düzenlemelere aykırılık taşısa dahi (içlerindeçeşitli nedenlerle taşıyanlar mutlaka çıkacaktır) ilgili kamu idaresinegönderilerek, içeriğinde yer alan bulgu ve tespitler kamu idaresinin üstyöneticisi tarafından cevaplandırılacaktır. Kamu idaresinin üst yöneticisinemrinde ise, 5018 sayılı Kanun ile ilgili idarenin teşkilat kanununa görestrateji geliştirme başkanlığı ile iç denetim birimi başkanlığı bulunduğundanve bu başkanlıkların da mali mevzuata hakim olması gerekeceğinden, denetimraporunda hukuka aykırılık var ise Sayıştaya göndereceği cevapta bunları ilerisürecektir. Cevaplar da dikkate alınarak denetim raporu yeniden düzenlenecek veverilen cevaplarla birlikte incelenmek üzere bir başkan ve dört üye iletoplanan yargılama dairelerine gönderilecektir. Yeniden düzenlenen denetimraporu, yargılama dairesine cevaplar ile birlikte gönderileceğinden, verilencevaplarda ileri sürülen hukuka aykırılıklar yeniden düzenlenen denetimraporunda ister dikkate alınmış, ister alınmamış olsun, her iki durumda dayargılama dairesi ileri sürülen hukuka aykırılıkları inceleyecek ve görüşünübuna göre oluşturacaktır. Yargılama dairesi görüşü alınan ve görüşdoğrultusunda gerekli düzenlemeler yapılan denetim raporlarına, bu defaSayıştayca mali konularda belirtilmesi uygun görülen diğer hususlar daeklenerek dış denetim genel değerlendirme raporuna dönüştürülecek ve görüşüalınmak üzere bu defa iki daire başkanı sekiz üye ve denetimden sorumlu başkanyardımcısı olmak üzere onbir üyeli Rapor Değerlendirme Kurulunagönderilecektir. Kurulda raporun görüşülmesi sırasında üst yönetici veyagörevlendireceği yardımcısı açıklamalarda bulunabilecek ve dolayısıyla hukukaaykırılıklar var ise bunları ileri sürebilecektir. Kurulun olumlu görüş verdiğidenetim raporları, Sayıştay raporu niteliğini kazanacak ve Sayıştay görüşüolarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacaktır. Türkiye Büyük MilletMeclisi ise söz konusu raporlar ve raporlardaki değerlendirmeler çerçevesindekamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamuidarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecek ve bugörüşmelere kamu idarelerinin üst yönetici veya görevlendireceği yardımcısıilgili bakanla birlikte katılacaktır. Sayıştay raporu, bu aşamada dahi hukukaaykırılıklar taşıyor ise, ilgili idarenin üst yöneticisi veya yardımcısıTBMM'de yapılacak görüşmelerde hukuka aykırılıkları ileri sürebilecek; 'bütçehakkı'nın sahibi TBMM de yaptığı denetimde hukuka aykırılık iddialarını gözönünde bulunduracaktır.
Yine, 6085 sayılı Kanuna göre;
Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinindenetimi sırasında denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husustespit edildiğinde sorumluların savunmaları alınarak mali yıl sonu itibariyleyargılamaya esas rapor düzenlenir (48/1). Yargılamaya esas raporlar ekibelgelerle birlikte Başkanlığa sunulur. Başkanlık bu raporları hesapyargılamasının yapılacağı daireye gönderir (48/2).
Daire başkanları dairelerine verilen yargılamaya esas raporlar hakkındabaşsavcılığın yazılı düşüncesini alır (49/1). Daire başkanı başsavcılığınyazılı düşüncesini içeren yargılamaya esas raporu düşüncesini bildirmesi içinüyelerden birine verir. Üye kendisine verilen yargılamaya esas rapor üzerindegerekli incelemeyi yapar ve yazılı düşüncesi ile birlikte daire başkanlığınageri verir ve raporda konu edilen hesap ve işlemlerin yargılanmasına başlanır(49/2).
Daireler tarafından yapılan hesap yargılaması sonucunda; hesap veişlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğuna veya kamu zararının sorumlulardantazminine hükmedilir. Bu hükümler dışında, gerekli görülen hususların ilgilimercilere bildirilmesine karar verilebilir (50/1). Verilen hüküm ve kararlargerekçeli olarak tutanağa bağlanır ve daire başkanı ve üyeler tarafındanimzalanır (50/2). İlamlar gerekçeli olarak düzenlenir (51/1).
Sayıştay ilamları; sorumlulara, sorumluların bağlı olduğu kamuidarelerine, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için Maliye Bakanlığına,ilgili muhasebe birimine ve başsavcılığa tebliğ edilir (52/1). Sayıştaydairelerinden veya Temyiz Kurulundan verilen kararlar müphem ise taraflardanher biri bunların tavzihini yahut tarafların adı ve soyadı ile sıfatı veiddiaların sonucuna ilişkin yanlışlıklar ile hüküm fıkrasındaki hesapyanlışlıklarının düzeltilmesini isteyebilir (52/2).
Temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltilmesi talepleri,Sayıştay Başkanlığına hitaben yazılmış imzalı dilekçe ile yapılır. DilekçelerSayıştay Başkanlığına verilir veya gönderilir. İlgililer isterlerse evrakınalındığına dair kendilerine bir alındı verilir (54/1).
Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulundatemyiz olunur. Bu Kurulca verilen kararlar kesindir (55/1).
52 nci maddenin birinci fıkrasında yazılı ilgililer tarafındanyargılamanın iadesi istenebileceği gibi Sayıştay dairelerince de doğrudandoğruya buna karar verilebilir (56/1).
Temyiz Kurulu kararları hakkında, 52 nci maddenin birincifıkrasında yazılı ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren onbeş güniçinde bir defaya mahsus olmak üzere (') karar düzeltilmesi istemindebulunabilirler (57/1).
İşin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu haldeaynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamlar birbirineaykırı ise Sayıştay Başkanı bu ilamları içtihatların birleştirilmesi için GenelKurula gönderir (58/1). Sayıştay Başkanı birleşmiş içtihadın değiştirilmesiiçin de istemde bulunabilir (58/2). İçtihatların birleştirilmesi veyadeğiştirilmesi kararları Resmi Gazetede yayımlanır (58/3). Dairelerin kararlarıveya bir dairenin iki kararı arasında aynı konuda aykırılık bulunur veya biriçtihadın değişmesine lüzum görülür ya da bu mahiyette bütün işlemlereuygulanabilecek kararlar almaya ihtiyaç duyulursa, konu Genel Kuruldagörüşülerek karara bağlanır ve Resmi Gazetede yayımlanır (59/1).
Bu bağlamda, denetçiler tarafından mevzuata hakim olamama, yorumhatası, farklı değerlendirme, bir kısım bilgi ve belgelere ulaşamama ve hattatarafgir davranma vb. nedenlerle kanunlar ile diğer hukuki düzenlemelere aykırıyargılamaya esas rapor düzenlenmiş olsa dahi, bunun sorumlular açısındanhukuksallık kazanması; başsavcılık ve üyenin yazılı düşüncesinin alınması veraporun yargılama dairesinde yargılanıp ilamın düzenlenmesiyle gerçekleşmekteve kesinleşmesi ise kanun yolları tüketilip temyiz kurulu kararından sonraolmaktadır. Kesinleşmiş bir ilamın hukuka aykırılığından hukuksal olarak sözedilemeyeceği de açıktır.
Anayasanın 6 ncı, 8 inci, 113 üncü ve 123 üncü maddesindekikurallara göre teşkilat kanunlarında, bakanlıklar ile idarelerin görev veyetkilerine ve dolayısıyla neleri nasıl yapacaklarına yer verilmesi gerekmesineve bu kurala göre 6085 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının(ç) bendi ile 36 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında, düzenlilik denetimininnasıl yapılacağı açıklanmasına ve dahası 6085 sayılı Kanunun 28 inci, 38 inci,48 inci, 49 uncu, 50 nci, 51 inci, 52 nci, 54 üncü, 55 inci ve 56 ncımaddelerinde düzenlilik denetimi sonrasında düzenlenecek 'denetim raporları'ile 'yargılamaya esas raporlar'ın hukuksal bağlayıcılık ile Sayıştay görüşütaşıyabilmesi için işlemesi gereken yargısal ve kurulsal süreçler ortayakonmasına ve raporlarda herhangi bir hukuka aykırılık var ise, hukukaaykırılıklar söz konusu raporların Sayıştayda işlem gördüğü her aşamada dilegetirilebilmesine rağmen; 'Sayıştay tarafından yapılan denetimler sonucunda,ilgili kanunlar ile bunlara dayanarakçıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik veilgili kanunlarda uygulamayıyönlendirmeküzere yetkilendirilmişolan kamuidareleri tarafından yapılan düzenleme ve verilen görüşlere aykırıdenetimraporu düzenlenemez.' şeklinde kural getirerek devamında buna güvenceoluşturmak üzere hukukla bağdaşmazlığı bir yana mantıksal tutarlılığı dahibulunmayan mekanizmalar öngörmenin;
- Sayıştay denetiminin bağımsızlığına ve tarafsızlığına güvence oluşturmak,
- Sayıştay denetimi sonrasında düzenlenecek raporların doğru,nesnel, tarafsız ve zamanlı olmasına katkı sağlamak,
- Sayıştay denetimine kalite güvencesi oluşturmak veya artırmak,
- Sorumlular ile üst yöneticileri hukuksal güvenceye kavuşturmak,
- Kamu yararını gerçekleştirmek,
gibi bir amacı bulunmamaktadır.
Tek, gerçek ve güncel amacı, denetimi fiilen yürüten Sayıştaydenetçilerini sindirip görev yapamaz hale getirerek Sayıştaya Anayasa ileverilmiş görevlerin bağımsız, tarafsız, nesnel, hukuka uygun ve zamanlı birşekilde yapılmasını engellemektir.
Anayasa Mahkemesinin 20.11.1996 günlü ve E.1996/58, K.1996/43sayılı Kararında, ''Sayıştay'ın vereceği kararların temelini denetçilertarafından yapılan denetim görevi oluşturmaktadır. Yetkili kurul ve dairelercesağlıklı kararverilebilmesi ise kararın oluşumunda çok önemli katkıları olandenetçi ve raportörler için her türlü etkiden uzak bağımsız bir çalışmaortamının yaratılmasıyla olanaklıdır. (') Sayıştay'a Anayasanın yargı bölümündeAnayasal bir kurum olarak yer verilmesi ve 160 ıncı maddeyle de, mensuplarınınnitelikleri ile atanmalarının, görev ve yetkilerinin, haklarıveyükümlülüklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesinin öngörülmüşolması da Sayıştay grup şefleri, raportörler ve denetçileri ile denetçiyardımcılarının güvenceli olması gereğini göstermektedir.' şeklindevurgulandığı üzere, Sayıştay denetiminin güvencesini, denetçilerin bağımsız vegüvenceli bir ortamda çalışması oluşturmaktadır.
Sayıştay denetçilerinin denetim raporuna aldığı bir hususunyargılama daireleri veya Rapor Değerlendirme Kurulu tarafından Sayıştayraporuna kanun ve diğer hukuki düzenlemelere aykırılık nedeniyle alınmamasıveya yargılamaya esas rapora aldığı bir hususa yargılama dairelerinin beraathükmü tesis etmesi durumunda, denetçiler, 'Sayıştay tarafından yapılandenetimler sonucunda, ilgili kanunlar ile bunlara dayanarakçıkarılan tüzük,kararname, yönetmelik ve ilgili kanunlarda uygulamayıyönlendirmeküzereyetkilendirilmişolan kamu idareleri tarafından yapılan düzenleme ve verilengörüşlere aykırıdenetim raporu düzenlenemez.' hükmüne aykırı rapor düzenlemişolacaklar ve dolayısıyla görev suçu işlemiş durumuna düşebileceklerdir.
Bu durumda, üst yöneticiler veya sorumlular tarafından Sayıştaydenetçileri hakkında adli mahkemelerde dava açılmanın yanında SayıştayBaşkanlığı tarafından disiplin soruşturması yürütülmesi gündeme gelebilecek vehatta belki de adli ve disiplin cezaları alabileceklerdir. Ceza tehdidi altındaçalışan denetçilerden denetim yapmaları beklenemeyeceğinden Sayıştay Anayasalgörevlerini yerine getiremeyecektir.
Sayıştayın Anayasal görevlerini yerine getiremez hale gelerekkamuoyunda işlevsiz bir kurum olarak algılanmaya başlaması ise, kurum içimesleki dayanışmayı yoğunlaştırabilecek ve bu durum denetim raporuna yazılanher hususun Sayıştay görüşü olarak TBMM'ne sunulması ve yargılamaya esasraporda yazılan her hususa ise tazmin hükmü verilmesiyle sonuçlanabilecek vedolayısıyla Sayıştay denetiminin bağımsızlığı, tarafsızlığı, nesnelliği vehukuka uygunluğu bütünüyle ortadan kalkacaktır.
İptali istenen düzenlemelerin gerçek ve güncel amacının, denetimifiilen yürüten Sayıştay denetçilerini sindirip görev yapamaz hale getirerekSayıştaya Anayasa ile verilmiş görevlerin bağımsız, tarafsız, nesnel, hukukauygun ve zamanlı bir şekilde yapılmasını engellemek üzerinden TBMM'nin bütçehakkını sınırlandırmak olduğu o derece açıktır ki devamında yer alan tümcelerniyeti tüm çıplaklığı içinde ortalığa sermektedir.
Tümcenin devamında, 'Ancak, bu düzenlemelerin ilgili kanunlaraaykırıolduğu kanaatine varılır ve bu hususa Başkanlık tarafından da iştirakedilir ise düzenlenen rapor Başkanlık tarafından ilgili mercilere gönderilir.'ifadesi yer almaktadır.
Ancak, 6085 sayılı Kanunda Başkanlık, Sayıştayın 'TeşkilatYapısı'nın düzenlendiği İkinci Kısmının 'Başkanlık, Yargı, Karar ve DiğerOrganlarının İşleyiş, Görev ve Yetkileri'nin düzenlendiği Üçüncü Bölümünde yeralmasına rağmen, Başkanlığın düzenlendiği 20 nci maddede Başkanlığın SayıştayBaşkanı ile başkan yardımcıları ve bölüm başkanlarından oluşacağına veBaşkanlığa bağlı birimlere yer verilmiş; 21 inci maddesinde Başkanın, 22 ncimaddesinde ise başkan yardımcılarının görev ve yetkileri sıralanırken; bunlararasında Başkana veya başkan yardımcılarına 'mevzuatı yorumlama' gibi yargısalbir görev verilmemiştir. 6085 sayılı Kanunda 'mevzuatı yorumlama' vedolayısıyla iptali istenen tümcedeki 'düzenlemelerin ilgili kanunlara aykırıolduğu kanaatine varma' yetkisi, münhasıran daireler ile kurulların (yargılamadaireleri, daireler kurulu, temyiz kurulu, rapor değerlendirme kurulu ve genelkurul) yetkisindedir. Sayıştay Başkanına idari düzenlemelerin ilgili kanunlaraaykırı olmadığına karar verme üzerinden denetim raporunu ilgili idare veyasorumlulara göndermeme yetkisi verilmesi, Sayıştay yargılama daireleri ilekurullara ait yetkinin gasp edilerek Sayıştay denetiminin kişisel inisiyatifeterk edilmesi ve dolayısıyla Sayıştay denetiminin Sayıştay Başkanını Başkanlıkmakamına seçen siyasilerin müdahalelerine açık hale getirilmesi demektir.
Tümcenin devamı ise, 'İlgili kamu idaresinin Sayıştay görüşünekatılması halinde ilgili düzenleme veya görüş usulüne uygun olarak düzeltilir.'şeklindedir.
Öncelikle ilgili kamu idaresinin katılacağı görüş, Sayıştay görüşüdeğil, denetim raporunda yer alan ve Başkanın da katılmış olduğu denetçigörüşüdür. Sayıştay görüşü, denetim raporunun verilen cevaplar da dikkatealınarak yeniden düzenlendikten ve yargılama dairesi ile akabinde RaporDeğerlendirme Kurulunda görüşüldükten sonra TBMM'ne sunulmasına karar verilenSayıştay raporunda yer alan görüştür.
Diğer yandan, ilgili kamu idaresinin ilgili düzenlemeleridüzeltebilmesi, yetkisi dahilinde uygulamayı yönlendirmek üzere çıkardığıgenelge, özelge, uygulama talimatı, görüş vb. düzenlemeler için söz konusuolup; Bakanlar Kurulunun yetkisinde olan tüzük ve kararnameler için söz konusuolamaz. Kaldı ki, bakanlar kurulu kararı, tüzük, yönetmelik ve idarenin diğerdüzenleyici işlemlerini denetlemek, 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24 üncümaddesine göre Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak bakacağı işler kapsamındaiken, daha hukuksal bağlayıcılığı ve Sayıştay görüşü niteliği dahi kazanmamışbir denetçi görüşünün varlığı ileri sürülerek hukuksal düzenleme düzeltilmeyegidilmesi, hukuksal karmaşa, belirsizlik ve çelişkilere yol açarak kaotik birortam doğurur. Ayrıca, ilgili düzenleme düzeltilmeye gidilirken; ilgilidüzenlemeye göre yapılmış idari iş, işlem ve eylemlerin düzeltilipdüzeltilmeyeceği veya ne yapılacağı konusunda sessiz kalınması ise ayrı birçelişkidir.
İptali istenen bentteki asıl fecaat ise, 'İlgili kamu idaresininSayıştay görüşüne katılmaması halinde, Sayıştay tarafından görevlendirilecek üçuzman denetçi ile ilgili kamu idaresi tarafından görevlendirilecek iki üyedenoluşacak komisyon tarafından düzenlenecek rapora göre işlem yapılır.'şeklindeki son tümcedir.
Başka bir anlatımla, mali mevzuatı yorumlayarak SayıştayınAnayasanın 160 ıncı maddesine göre TBMM adına denetim yapıp yapmayacağı ilesorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayıp bağlamayacağına,'Sayıştay tarafından görevlendirilecek üç uzman denetçi ile ilgili kamu idaresitarafından görevlendirilecek iki üyeden oluşacak komisyon' karar verecek ve bukarar da Anayasanın 160 ıncı maddesindeki 'kesin hükme bağlamak' ifadesiylemali mevzuatı yorumlama yetkisi verilmiş bulunan Sayıştay yargılama daireleriile kurullarını ve hatta bütçe hakkının sahibi TBMM'yi bağlayacaktır.
Yukarıda yer verilen (c) bendiyle (d) bendindeki düzenlemelerin,213 sayılı Vergi Usul Kanununun 07.07.2011 tarih ve 646 sayılı KHK'nin 4 üncümaddesinin (b) bendiyle değişik 140 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında; 'VergiMüfettişleri ile Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından düzenlenen vergiinceleme raporları, işleme konulmak üzere ilgili vergi dairesine tevdiedilmeden önce, meslekte on yılını tamamlamış en az üç Vergi Müfettişindenoluşturulacak rapor değerlendirme komisyonları tarafından vergi kanunları ilebunlara ilişkin kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ, sirküler veözelgelere uygunluğu yönünden değerlendirilir. İncelemeyi yapanla komisyonarasında uyuşmazlık oluşması halinde uyuşmazlığa konu vergi inceleme raporlarıüst değerlendirme mercii olarak, Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarları aşantarhiyat önerisi içeren vergi inceleme raporları ise doğrudan, Vergi DenetimKurulu Başkanlığı bünyesinde bir Başkan Yardımcısının başkanlığında dört grupbaşkanından oluşan beş kişilik merkezi rapor değerlendirme komisyonu tarafındanvergi kanunları ile bunlara ilişkin kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ,sirküler ve özelgelere uygunluğu yönünden değerlendirilir. İncelemeyi yapanlar,bu komisyon tarafından yapılacak değerlendirmeye uygun olarak düzenleyeceklerivergi inceleme raporlarını işleme konulmak üzere bağlı oldukları birime tevdiederler.' şeklinde yer alan düzenlemeden esinlenerek hazırlandığı açıktır.
Ancak, Maliye Bakanlığına (idareye) bağlı görev yapan vergimüfettişleri ile yardımcılarının düzenledikleri vergi incele raporları içinböyle bir kalite kontrol süreci geliştirilmesi olağan ve elzemdir.
Çünkü;
Birincisi, karşı tarafın düşünceleri alınmaksızın, itirazlarıdeğerlendirilmeksizin tek yanlı olarak düzenlenen vergi inceleme raporlarıdoğrudan vergi dairesi başkanlıklarına gönderilmekte ve gönderildiği andanitibaren hukuksallık kazanarak işleme konulmaktadır. Oysa Sayıştaydenetçilerinin düzenledikleri denetim raporu ile yargılamaya esas raporlarınhukuksallık kazanma süreci yukarıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır vedüzenlendikleri anda denetçi görüşü olup, Sayıştay görüşünü taşımamakta vehukuksallık kazanmamaktadır.
İkincisi, vergi inceleme raporlarının rapor değerlendirmekomisyonları tarafından vergi kanunları ile bunlara ilişkin kararname vetüzüklere göre incelenmesi gerekli; bunlar yanında yönetmelik, genel tebliğ, sirkülerve özelgelere uygunluğu yönünden değerlendirilmesi de olağan ve elzemdir. Çünküsöz konusu düzenleyici işlemleri vergi müfettiş ve yardımcılarının bağlıçalıştığı Maliye Bakanlığı çıkarmakta ve ayrıca 178 sayılı Maliye BakanlığınınTeşkilat ve Görevleri Hakkında KHK'nin değişik 20 nci maddesinin üçüncüfıkrasının (h) bendine göre Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının 'Vergi mevzuatıile ilgili görüş ve önerilerde bulunmak' görevi bulunmaktadır. MaliyeBakanlığının düzenleyici işlemleri Maliye Bakanlığı personeli içinbağlayıcıdır. Buna karşın, Sayıştayın denetimine tabi idareler tarafındanhazırlanan düzenleyici işlemlerden, 'mali konularda düzenlenecek yönetmeliklerile yönetmelik niteliğindeki düzenleyici işlemler' hakkında -o da gönderilirse-görüş vermek dışında idarelerin diğer düzenleyici işlemleriyle hiçbir ilgisibulunmamaktadır.
Üçüncüsü, ilgili vergi dairesi başkanlığına ulaştığı anda işlemekonularak hukuksallık kazanan vergi inceleme raporlarını inceleyecek rapordeğerlendirme komisyonu ile merkezi rapor değerlendirme komisyonuna dışarıdanhiçbir üye (örneğin, bağımsız denetçi veya yeminli mali müşavir) alınmazken; TBMMadına denetim yapan ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayanAnayasal kurumun denetim raporları ile yargılamaya esas raporlardaki mevzuataaykırılığı ileri sürülen hususları, Sayıştayı bağlayacak şekilde kararabağlamak üzere oluşturulacak komisyonun Sayıştay üyeleri de değil, üç uzmandenetçi ile ilgili kamu idaresinden iki görevliden meydana getirilmesindekihukuk ve demokrasi dışı gayriciddiliğin bu derecesine ise denecek söz yoktur.Hukuk dışıdır; çünkü Sayıştay yargılama daireleri ile kurullarına ait yetkiyiidareye kullandırmakta; denetleyeni denetlenene tabi kılmaktadır. Gayriciddidir; çünkü TBMM'ye ait bütçe hakkına, hesap verme yükümlülüğü altındakiyürütmenin ajanlarını ortak etmektedir.
6085 sayılı Kanun (832 sayılı Kanundan farklı olarak), teşkilat,denetim süreci ve raporlama açısından 'ofis tipi' Sayıştay modeli üzerine binaedilmekle birlikte, diğer yüksek yargı organlarında olduğu gibi yargılamadaireleri ve kurullar kurulmuş; 'yargılama', 'kesin hüküm', 'ilam' gibi kavramlarkullanılmış ve 'temyiz', 'yargılamanın iadesi', 'karar düzeltme', 'içtihadıbirleştirme' gibi hukuk yolları oluşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesinin 20.11.1996 günlü ve E.1996/58, K.1996/43sayılı Kararında da belirtildiği üzere, bu niteliğiyle diğer yüksek yargıorganlarından farklı olarak kendine özgü denetim yapan ve yargısal sonuçlukararlar veren Sayıştay, gördüğü hizmetin niteliği ve çalışma yöntemininyakınlığı nedeniyle Anayasanın 'yargı' bölümünde düzenlenmiştir.Anayasanın 148inci maddesinde de Sayıştay Başkan ve üyelerinin görevleriyle ilgili suçlardandolayı yargılanmaları diğer yüksek mahkemelerin başkan ve üyelerinde olduğugibi Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında sayılmıştır.
Bu nedenle, Sayıştay, Anayasanın 160 ıncı maddesine göre, TBMMadına denetim görevi yapan, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlayan ve kararlarına karşı hiçbir yargı organına başvurma olanağı bulunmayananayasal birkurumdur.
Denetimi fiilen yürüten Sayıştay denetçilerini sindirip görevyapamaz hale getirmek; Sayıştay daire ve kurullarının yetkisinde olanhususlarda, Sayıştayı bağlayıcı kararlar verme yetkisini Sayıştay Başkanına veüç uzman denetçi ile ilgili daire temsilcisi iki görevliden oluşan komisyonlaravermek; Sayıştayın Anayasal ve yargısal görevlerine denetimindeki idarelerimüdahil ve hatta ortak etmek yoluyla Sayıştaya Anayasa ile verilmiş görevlerinbağımsız, tarafsız, nesnel, hukuka uygun ve zamanlı bir şekilde yapılmasınıengelleyen ve TBMM'nin bütçe hakkının gereği olan kamu kaynağının elde edilmesive kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap vermesorumluluklarını görüşmesini ve yürütme organını denetlemesini Sayıştayraporları üzerinden sınırlandırmanın ötesinde bütçe hakkına yürütmeninajanlarını ortak eden iptali istenen hükümler, Anayasanın 87 nci, 112 nci ve160 ıncı maddelerine aykırıdır.
Anayasanın 2 nci maddesinde, hukuk devleti ilkesi Cumhuriyetintemel nitelikleri arasında sayılmış; 4 üncü maddesinde ise bu ilkenindeğiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği kuralabağlanmıştır.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti, insanhaklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, tüm eylem ve işlemleri bağımsız yargı denetimine açıkolan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ileAnayasanın bulunduğunun bilincinde olan devlettir.Kamusal yetkilerin kaynağı,dayanağı ve sınırı olan Anayasanın herhangi bir maddesine aykırı bir yasakuralı, doğal olarak hukukdevleti ilkesiyle de bağdaşmaz.
Öte yandan, hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasındayasaların kamuyararına dayanmasıve kamu düzeninin kurulması ve korunması amacına yönelikkurallarda adalet ve hakkaniyet ölçütlerinin göz önünde tutulması gerekliliğide bulunmaktadır. Buna göre kamu yararı düşüncesi olmaksızın, diğer biranlatımla, yalnız özel çıkar veya belli kişilerin yararına olacak şekildeherhangi bir yasa kuralı konulamaz. Oysa, iptali istenen düzenleme, TBMM'ninbütçe hakkından kaynaklanan yürütmenin ve idarenin hesapverme sorumluluğunugörüşmesine taban oluşturan Sayıştayın Anayasanın 160 ıncı maddesine göre TBMMadına yaptığı denetim sonucunda hazırlayacağı Sayıştay raporları ilesorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevini, hesapvermesorumluluğunu yerine getirmekten kaçınan yürütme organı ile üst yöneticilerinyararına ve kamunun zararına olacak şekilde ortadan kaldırarakSayıştayınAnayasal görevlerini bağımsız, tarafsız, nesnel, hukuka uygun ve zamanlı birşekilde yapmasını engellemeyi amaçlamakta ve Sayıştayı hak, hukuk, adalet vehakkaniyet ölçülerinden uzak denetim yapmaya zorlamaktadır. İptali istenendüzenlemeler, bu yanıyla da hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda süreçleri de açıklandığı üzere, 6085 sayılı KanundaSayıştayın TBMM'nin bütçe hakkını kullanmasına taban oluşturmak üzere Sayıştayraporları, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak üzere iseyargılamaya esas rapor hazırlaması öngörülmüştür.
Sayıştay'ın yaptığı denetimler sonucunda görüşlerini de belirtmeksuretiyle hazırlayıp sunduğu Sayıştay raporları ve değerlendirmeler temelindeTBMM, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamuidarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecektir.
Sayıştay, bu denetimlerde TBMM'nin çıkardığı yasaları ve hükümetinpolitika tercihlerinin yer aldığı ve TBMM'nin uygulanmasına onay verdiğibütçeyi esas almak zorundadır. Sayıştayın yasalara aykırı denetim yapması veTBMM'nin bütçeyle onay verdiği politika tercihlerini eleştirmesi veyadoğruluğunu ya da yerindeliğini sorgulaması elbette ki söz konusu olamaz.Sayıştayın görevi, TBMM'nin çıkardığı yasalar ile TBMM'nin bütçe ile onayverdiği politikaların nasıl uygulandığını; yapılan harcamaların yasalarlaverilen yetkilere uygun şekilde ve verimlilik, tutumluluk ve etkililikilkelerine göre harcanıp harcanmadığını; idarelerin iç kontrol yapısınıngüvenirliğini; mali raporlarının doğruluğunu ve uygunluğunu raporlamaktır.
Sayıştayın söz konusu raporları hazırlarken, idarenin düzenleyiciişlemleri olan bakanlar kurulu kararı, tüzük ve yönetmelikler ile ilgilikanunlarda uygulamayı yönlendirmek üzere yetkilendirilmiş kamu idareleritarafından yapılan düzenleme ve verilen görüşlere tabi kılınması ve bunlaraaykırı denetim raporu düzenleyemeyecek olması, bütçe hakkının sahibi olanTBMM'nin kamu idarelerinin yönetim ve hesapverme sorumluluklarını görüşmesini,idarelerin idari tasarruflarına tabi kılmak anlamına gelmektedir. Denetleyen TBMM'yidenetlenenin iradesinin eseri olan yönetsel tasarruflara bağlı kılmak, bütçehakkından kaynaklanan denetimi ortadan kaldırmakla eşdeğerdir.
Oysa, Sayıştayın yürütmenin faaliyetlerini denetleyerek TBMM'yerapor sunmasından amaçlanan; Parlamentoya bütçe hakkı kapsamında, hükümettenhesap sormasına yardımcı olacak tarafsız ve nesnel bulgu, bilgi ve verilersağlamak ve yönetimin geliştirilmesi ve aksaklıkların giderilmesi için önerilergetirmektir.
Hükümetin politika tercihlerinin beklenen sonuçları doğurmamasınınveya işleri iyi yönetememesinin ya da yasaya aykırılığın veyahut dasavurganlığın temelinde idarenin düzenleyici işlemleri yatıyor ise, Sayıştaydanidarenin düzenleyici işlemleri hukukun bir parçası ve idare de düzenleyiciişlemlerine uygun faaliyette bulunmuş gerekçesiyle söz konusu hususlarıParlamentoya raporlamaktan imtina etmesi beklenemez. Beklenmesi, Parlamentonunbütçe hakkının yok sayılması demektir.
Kaldı ki, (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanununun 25 inci maddesininikinci fıkrasında, 'Denetçiler; anlam, uygulama veya sonuçları bakımındanHazine menfaatlerini zarara uğratıcı nitelikte gördükleri kanun, tüzük,yönetmelik, kararname ve sair mevzuat hükümlerini, inceleme sırasında tesbitederek bunları gerekçesiyle birlikte ve yazılı olarak Birinci Başkanlığabildirirler. Birinci Başkan, bu bildirileri derhal Genel Kurula havale eder vebunlardan Genel Kurul karariyle kabule değer görülenler üç aylık raporlarlaCumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisine sunulur.' hükmü yer almaktaydı.
Anılan hüküm genel ifadelerle daha kapsayıcı hale getirilerek 6085sayılı Kanunun 'Sayıştay denetimi' başlıklı 36 ncı maddesinin (4) numaralıfıkrasında, 'Bu denetimler sonucunda denetimle ilgili olan veya denetimdenkaynaklanan ve açıklanması gerekli görülen diğer hususlar da rapor edilebilir.'şeklinde kurallaştırılmıştır.
Bu bağlamda, Sayıştay hem,TBMM'nin çıkardığı yasalar ile TBMM'ninbütçe ile onay verdiği politikaların nasıl uygulandığını, yapılan harcamalarınyasalarla verilen yetkilere uygun şekilde ve verimlilik, tutumluluk veetkililik ilkelerine göre harcanıp harcanmadığını; hem de hükümetin politikatercihlerinin beklenen sonuçları doğurmamasının veya işlerin iyi yönetilememesininya da yasaya aykırılığın veyahut da savurganlığın temelinde idarenindüzenleyici işlemleri yatıyor ise beklenen sonuçları doğurmayan faaliyetler,iyi yönetilemeyen işler, yasaya aykırı uygulamalar ve savurgan harcamalarlabirlikte, bunlara yol açan idarenin düzenleyici işlemlerini de TBMM'yeraporlaması, yapmaktan kaçınamayacağı Anayasal ve yasal görevleridir.
TBMM'nin kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkinolarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşmesine,Sayıştay raporları üzerinden sınırlama getirilmesi, Anayasanın 2 ncimaddesindeki demokratik devlet ilkesi ile 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine bu açılardan da aykırıdır.
İptali istenen (c) bendindeki hükümler, yargılamaya esas rapor vehesap yargısı açısından da Anayasaya aykırılık oluşturmaktadır.
Anayasanın 123 üncü maddesinde, idarenin kanuniliği ilkesigetirilmiştir ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ise yasamaya bağımlı veikincil bir yetkidir.Anayasanın 115 inci maddesinde, yürütme organına,kanunların uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere,kanunlara aykırı olmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıylatüzük; 124 üncü maddesinde ise idareye, kendi görev alanlarını ilgilendirenkanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamakşartıyla yönetmelik çıkarabilme yetkisi verilmiştir. Bu bağlamda, tüzük,yönetmelik ve idarenin diğer düzenleyici işlemleri yetkiyi yasalardan almak,yasaların uygulanmasını sağlamak ve yasalara aykırı olmamak durumundadır.İdarenin düzenleyici işlemlerini denetlemek ise, 2575 sayılı Danıştay Kanununun24 üncü maddesine göre Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak bakacağı işlerkapsamındadır. Dolayısıyla, idarenin düzenleyici işlemleri kural olarakyasalara aykırı olamazlar. Olmaları durumunda ise, yasal normların esasalınması hukukun temel bir prensibi ve hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolduğundan, idarenin düzenleyici işlemlerine aykırı denetim raporu ya dayargılamaya esas rapor düzenlememeye ve dolayısıyla Sayıştay yargılamadaireleri ile kurullarını yasaya aykırı ve idarenin düzenleyici işlemlerineuygun karar vermeye zorlayan iptali istenen düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesiile 160 ıncı maddesine bu açıdan da aykırılık oluşturur.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 6353 sayılı Kanunun45 inci maddesiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2)numaralı fıkranın (c) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
d) (ç) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın (ç) bendinde,düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen raporda, yapılan denetimin kapsadığıişveişlemler ile bunlardan ilgili mevzuatına uygun olduğu tespit edilen hususlarada yer verileceği; bu hususların ilgili Daireler tarafından da uygun bulunmasıhalindeilgili mevzuatta herhangi bir değişiklik olmadığıtakdirde bu mevzuata uygun olarakaynışekilde yapılan mali işve işlemler hakkında daha sonra mevzuata aykırılıkgerekçe gösterilerek denetim raporu düzenlenemeyeceği hükümlerine yerverilmiştir.
Bendin ilk tümcesinde, 'düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenenraporda' denildiğine ve 6085 sayılı Kanunda düzenlilik denetimi sonucundadenetim raporu ve yargılamaya esas rapor olmak üzere iki rapor düzenlenmesiöngörüldüğüne göre, bentte yer alan hükümler her iki raporu da kapsamaktadır.
Bütçe hakkı, Anayasanın 87 nci, 160 ıncı, 162 nci ve 164 üncümaddelerine göre TBMM'nindir. TBMM, gelirlerin toplanması ve harcamalarınyapılması yetkisini bütçe kanunu ile yürütmeye devretmekte; yürütme ise, bütçeprogramlarına tahsis edilen ödeneklerin, bütçede öngörülen programlara,belirtilen tutarlarda, hukuka uygun şekilde ve taahhüt edilen hedeflereulaşılması amacıyla verimli, tutumlu ve etkin şekilde harcanacağı konusundahesap verme yükümlülüğü altına girmektedir.
Türk Sayıştayı kurulduğu andan itibaren 'yargı tipi' Sayıştaylararasında yer almış; nitekim Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya TBMM adınadenetim yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama göreviverilmiştir. Anayasanın 160 ıncı maddesinde yer alan 'sorumlular' ifadesi,bidayetten sorumluluğu/zimmettarlığı ifade etmektedir.
Bidayetten sorumlular ise, TBMM'nin yürütme organına tahsis ettiğibütçe ödeneklerinin teslim edildiği kamu görevlileridir. Bütçe Kanununun ResmiGazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle söz konusu sorumlular,sorumluluklarına verilen bütçe ödenekleri tutarında borç altına girmekte; maliyılın sonunda Sayıştaya verecekleri yönetim dönemi hesabında, yaptıkları herişlemin mevzuata uygun olduğunu ispat ve beraatlarına yarayan belgeleri ibrazederek borçtan kurtulmaktadırlar. Söz konusu kamu görevlileri, 5018 sayılı KamuMali Yönetimi ve Kontrol Kanununda harcama yetkilisi (md. 31), gerçekleştirmegörevlisi (md. 33) ve muhasebe yetkilisi (md. 61) ile diğer sorumlular olarakyer almıştır. Bütçe ödeneklerinin teslim edildiği/zimmetlerine verildiği sözkonusu sorumluların, hesap ve işlemlerinin yargılama dairelerinde yargılanmasısonucunda mevzuata uygun bulunan kısımları için Sayıştayca beraat hükmü tesisedilerek sorumlulukları sona erdirilmekte, mevzuata uygun bulunmayan kısımlarıiçin ise zimmettarlıklarının devamına yönelik olarak tazmin hükmü tesisedilmektedir.
Nitekim, Sayıştay ilamlarında tazmin hükmolunan hususlar,sorumluları ve gerekçeleriyle birlikte maddeler halinde sıralandıktan sonrasonuç bölümünde '' maadasının belgelerine dayandığı, kayıtlarına, kanun vediğer mevzuat hükümlerine uygun bulunduğu anlaşıldığından sorumlularınberaatine ' yılı ' ayının ' günü hükmolunduğu Sayıştay ' Dairesinde saklı 'sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam düzenlendi.' denilmektedir.
Başka bir anlatımla tazmin hükmü verilenlerden başka, diğer hesapve işlemlerin tamamının mevzuata uygun olduğuna ve sorumluların beraatına kararverilmektedir. Bu bağlamda (ç) bendinde sözü edilen ''yapılan denetiminkapsadığıişve işlemler ile bunlardan ilgili mevzuatına uygun olduğu tespitedilen hususlara da yer verilir.' şeklindeki hükmün gereği, zaten ilamda yerinegetirilmiş olmaktadır.
Bununla birlikte, (ç) bendinde, ilamda değil, ilama esas oluşturanyargılamaya esas raporda yer alması öngörülmektedir. Ancak bu isteğin yerinegetirilmesi hem fiilen imkansız, hem maliyeti çok yüksek, hem de hukuken yersizve gereksizdir.
Anayasa Mahkemesinin hesap ve işlemleri yıllık örneğin 12 çuvalise, Bayındırlık Bakanlığının 12 kamyon, Milli Eğitim Bakanlığının ise 22kamyondur. Anayasanın 160 ıncı maddesinde, 'Sayıştay ' kurumlarının bütün gelirve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek vesorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak(la) ' görevlidir.'denildiğine göre, denetçiler 22 kamyon hesap ve işlemi ve bunların temsilettiği karar ve faaliyetleri inceledikten sonra mevzuata aykırı bulduklarıyanında uygun gördüklerini de yargılamaya esas rapora alsınlar demek;denetçilerin 22 kamyon hesap ve işlemin -ki 2.000.000 yevmiye sayısını geçer-her birinin yevmiye tarihi, yevmiye numarası, tutarı, harcamanın konusu vemevzuata uygunluk nedeninin (çünkü yargılama dairesinde mevzuata uygunlukyönünden yargılanıp, 6085 sayılı Kanunun 51/1 maddesi gereğince ilamlar da gerekçeliyazılacağından) yargılamaya esas rapora yazılmasını istemektir. Bunlar alt altayazılsa ve her sayfaya 20 satır sığdırılsa 100.000 sayfa yapar. Her işlem içinharcamanın konusu ve mevzuata uygunluk gerekçeleri de dört satıra sığdırılsa400.000 sayfalık bir rapor ortaya çıkar. Sayıştay denetimine tabi tüm idarelergöz önüne alındığında, bunun yapılabilirliği fiilen imkansızlaşır. Bununyapılabilmesi için, Sayıştayın mevcut denetçi, savcı ve üye kadrosunun enazından yüz ile çarpılması, mevcut bütçe ödeneklerinin tamamının da kırtasiyeharcamalarına tahsis edilmesi gerekir.
Her faaliyet gibi denetimin de bir maliyeti vardır ve denetimmaliyeti yüksek bir faaliyettir. Tüm kamu faaliyetlerinde olması gerektiğiüzere denetim hizmetinde de aynı veya daha az kaynak kullanarak daha fazla veyadaha kaliteli hizmetin elde edilmesi, kaynak kullanımının asgariye indirilmesive hedeflenenlerin başarılması gerekir.
Oysa, iptali istenen düzenleme verimlilik ve ekonomiklikilkelerini literatürden silecek bir kaynak savurganlığı öngörmenin yanında, sözkonusu kaynak savurganlığının gerekçesi olan, yargılamaya esas raporlardamevzuata uygun görülen hususların 'Daireler tarafından da uygun bulunmasıhalindeilgili mevzuatta herhangi bir değişiklik olmadığıtakdirde bu mevzuata uygunolarak aynışekilde yapılan mali işve işlemler hakkında daha sonra mevzuataaykırılık gerekçe gösterilerek denetim raporu düzenlenemez' hedefininbaşarılması da, 6085 sayılı Kanuna göre hukuken mümkün değildir.
Çünkü, Sayıştay yargılama dairelerinin kararları kesin değildir.Bir denetçinin mevzuata uygun değerlendirdiği hususu, başka denetçilerinmevzuata aykırı değerlendirebilecekleri bir yana, 6085 sayılı Kanunun (55/1)maddesinde göre Sayıştay dairelerince verilen ilamlar, Sayıştay TemyizKurulunda temyiz olunur ve bu Kurulca verilen kararlar kesindir. Dahası, işingereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu halde aynı konu hakkındadairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamlar birbirine aykırı ise SayıştayBaşkanı bu ilamları içtihatların birleştirilmesi için Genel Kurula gönderir(58/1). Sayıştay Başkanı birleşmiş içtihadın değiştirilmesi için de istemdebulunabilir (58/2). Genel Kurul, içtihadın birleştirilmesi kararı alır(25/2-b).
Bu bağlamda, işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti birolduğu halde aynı konu hakkında Sayıştayın sekiz dairesinden birinin mevzuatauygun bulduğu hususu bir diğeri ya da diğerleri mevzuata aykırı bulabilirler;hepsi uygun bulsalar dahi Savcının istemi üzerine Temyiz Kurulu bozabilir;Temyiz Kurulu kararları arasında farklılık olması halinde Genel Kurul içtihadıbirleştirir. Sayıştay Denetçilerini yaptıkları denetimlerde mevzuatınyorumlanması açısından daire kararları değil; Genel Kurul kararları bağlar.Dolayısıyla, düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen yargılamaya esas raporda,yapılan denetimin kapsadığıişve işlemler ile bunlardan ilgili mevzuatına uygunolduğu tespit edilen hususlara, fiili imkansızlığa ve ölçüsüz kaynaksavurganlığına rağmen yer verilse ve bu hususlar ilgili Daireler tarafındanuygun bulunsa dahi, bu düzenlemeden hedeflenenin başarılması, dairekararlarının kesin olmaması nedeniyle hukuken mümkün değildir; mümkün olmadığıiçin de düzenleme hukuken yersiz ve gereksizdir.
Bu durum, denetçilerin TBMM'ne sunulmak amacıyla hazırlayacaklarıdenetim raporları için de geçerlidir. Tek fark, kaynak savurganlığının daha azolacak olmasıdır.
INTOSAI'nin 3.0.3/a nolu DS, 'Denetçi denetimi -denetimin üstünvasıflı, etkili, verimli, ekonomik ve zamanında yapılmasını temin edecekşekilde- planlamalıdır.' şartını koyar.
Denetçi TBMM'ye sunulacak raporlar için hem önemlilik eşiğini hemde kabul edilebilir denetim risklerini değerlendirerek incelenecek hesap veişlemin (genel popülasyon) içinden uygun teknikler kullanarak bütünü şamilolmak üzere denetim örneklemi seçecektir. Bu durumda, Milli Eğitim Bakanlığının22 kamyon olan hesap ve işlemi içinden denetçi örneğin 1 kamyonunu (yaklaşık100.000 yevmiye sayısı) inceleyecektir.
İptali istenen düzenleme yine aynı şekilde denetçinin 100.000işlemin mevzuata aykırı buldukları yanında uygun bulduklarının tamamınınyevmiye tarihi, numarası, tutarı ve konusu ile mevzuata uygunluk gerekçeleriniyazdığı bir denetim raporu düzenlemesini öngörmektedir. Yukarıdaki hesaba göreyaklaşık 20.000 sayfalık söz konusu denetim raporu cevaplandırılması için MilliEğitim Bakanlığı müsteşarına gönderilecek; cevaplar alındıktan sonra verilencevaplar çerçevesinde yeniden düzenlenerek 100.000 (20.000 sayfa rapor) işlemiçin yargılama dairesi görüşü alınacak; yargılama dairesi görüşünden sonradenetim raporu daire görüşü doğrultusunda Sayıştay raporuna dönüştürülerek100.000 işlem için bu defa Rapor Değerlendirme Kuruluna, Rapor DeğerlendirmeKurulunun son şeklini verdiği Sayıştay raporu ise TBMM'ye sunulacaktır. BununSayıştay denetimine tabi olan tüm idareler için geçerli olacağı göz önünealındığında Sayıştay raporları TBMM'ye kamyonlarla gönderilecektir. Bu içerikteve yoğunluktaki raporların bırakınız TBMM'de görüşülmesini, TBMM'nin her yılSayıştay raporları için ek arşivler yaptırması gerekecektir.
Yasanın öngördükleri, aklın, mantığın kabul edebileceği,havsalanın alabileceği bir durum değildir ve böylesine maddi gerçeklerdenkopukluğa tarihsel söylencelerde dahi rastlanmamaktadır. Öte yandan, TBMM'yesunulacak Sayıştay raporlarında Rapor Değerlendirme Kurulu, son karar merciiolduğundan yargılama dairelerinin mevzuata uygun bulduklarını aykırı, aykırıbulduklarını uygun bulabilecektir. Dolayısıyla, hedeflenen yinegerçekleşmeyecektir.
Hedeflenenin gerçekleşmesi demek, bir denetçinin görüşü üzerindenverilen daire kararının Sayıştayın diğer yargılama daireleri yanındakurullarını da bağlaması ve dolayısıyla Sayıştaydaki kanun yollarının sonaerdirilerek 6085 sayılı Kanunun bütünüyle ilgası anlamına gelmektedir ki, budurumun Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırılığı ortadadır.
Öte yandan, yürütme organı ile idarenin tüm eylem ve işlemlerininhukuka uygun olması bir meziyet değil, hukuksal sorumluluğudur. Anayasanın 8inci maddesinde yürütme görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak yerinegetirileceği; 129 uncu maddesinde ise, memurlar ve diğer kamu görevlilerininAnayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü olduklarıkurallarına yer verilmiş; 137 nci maddesinde ise kanunsuz emir düzenlenmiştir.
Bu bağlamda yürütme organı ile idarenin yasal sorumluluklarınıyerine getirmesi genel kural olup; Sayıştayın varlık nedeni ve Anayasal görevikuraldışı olanları raporlamaktır.
İptali istenen (ç) bendi, Sayıştay'dan imkansızı istemekte;Sayıştay imkansızı her şeye rağmen gerçekleştirse bile, nihayetinde hiçbir açıdanhiçbir işe yaramamaktadır.
Bununla birlikte, Sayıştayların kamu kaynaklarının verimlilik,etkinlik ve ekonomik ilkelerine uygunluğunu, performans denetimi metodolojisitemelinde denetlemelerinde, 'iyi uygulama örneklerini' raporlamaları birINTOSAI Denetim Standardıdır.
Çünkü, performans denetimleri, kamu idarelerinin faaliyetlerininfaaliyet dönemine bağlı kalmaksızın yılı içinde veya yıllar itibariyle sektör,program, proje ve konu bazında bazen birden çok kamu idaresini kapsayacakşekilde yürütülmesi şeklinde gerçekleştirilir. Kamu idarelerinden birinindiğerlerine göre aynı faaliyeti daha verimli, etkili ve ekonomik yürütmesi 'iyiuygulama örneği' oluşturduğundan diğerlerine de örnek olması veyaygınlaştırılmasının sağlanması amacıyla parlamentoya raporlanması gerekir.Ancak, AKP iktidarı Sayıştayın performans denetimi yetkisini elinden almıştır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren, bu hakve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kuranve bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstünkurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstündeyasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğununbilincinde olan devlettir.
Yasalar nihayetinde, devlet etkinliklerinin düzenlesürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmak, kamuyararını gerçekleştirmek ve uygulanmak amacıyla çıkarılır. Devletetkinliklerinin düzenle sürdürülmesine engel olan, kamu yararına sonuçdoğurmayan, kamu hizmetinin nitelikleriyle bağdaşmayan, hak, hukuk ve adaletanlayışına aykırı, makul olmayan ve uygulanabilirliği bulunmayan birdüzenlemenin, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ilebağdaştırılamayacağı açıktır.
İptali istenen düzenleme, Anayasanın 160 ıncı maddesiyle Sayıştayaverilen TBMM adına denetim yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlama görevlerini, denetim hizmetlerinin gerektirdiği bağımsızlık,tarafsızlık, nesnellik ve zamanındalık gibi geçerli ve makul nedenler ilegerçekleşebilir hedefler olmaksızın amacından saptırmayı; kaynaklarını işlevive işlerliği olmayan ve Sayıştay denetiminde kaos yaratmak dışında hiç kimseninde işine yaramayan boş, gereksiz ve yersiz işlere tahsis ederek görevlerinietkili, güvenilir ve yeterli yapmaktan alıkoymayı ve TBMM'ninkamu idarelerininyönetim ve hesapverme sorumluluklarını görüşmesini işlevsizleştirerek boğmayıamaçladığından Anayasanın 87 nci, 112 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6353 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın(ç) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırıolduğundan iptali gerekir.
e) (d) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın (d) bendinde,kamuidarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda düzenlenen taslakdenetim raporlarınındenetim grup başkanlıklarıtarafından Başkanlığa sunulmadanönce üç uzman denetçiden oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonlarıtarafından,ilgili kanunlar ile bunlara dayanarakçıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik veilgili kanunlarda uygulamayıyönlendirmeküzere yetkilendirilmişolan kamuidareleri tarafından yapılan düzenleme ve verilen görüşler ile bu fıkrada yeralan diğer hususlara uygunluğu yönünden değerlendirileceği; rapor değerlendirmekomisyonlarının teşekkülüile bunlarınçalışma usul ve esaslarıyönetmelikledüzenleneceği kuralları getirilmektedir.
6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrada'Denetiminyürütülmesi ve kamu zararının tespitinde aşağıdaki hususlara uyulur:'denildiğine ve (d) bendinde de 'kamu idarelerinin düzenlilik ve performansdenetimleri sonucunda düzenlenen taslak denetim raporlarının' ifadesine yerverildiğine göre, (d) bendi 'yargılamaya esas rapor', 'denetim raporu' ve'performans denetimi/ölçümü raporu' nu kapsamaktadır.
Yapılan düzenlemenin, 'yargılamaya esas rapor', 'denetim raporu've 'performans denetimi/ölçümü raporu' nun Başkanlığa sunulmadan önce, üç uzmandenetçiden oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonlarıtarafından mevzuatauygunluk açısından incelenerek, raporların kalite güvencesinin sağlanmasınınamaçlandığı anlaşılmaktadır.
Rapor değerlendirme komisyonlarımarifetiyleraporlara kalite güvencesininsağlanması, geleneksel yöntem ve tekniklerle yürütülen ve ilgili vergidairesine verilmekle uygulamaya konularak hukuksallık kazanan vergi incelemeraporları için elzemdir.
Ancak, bağımsız dış denetim ile Sayıştay denetimleri içinuluslararası düzeyde geçerlilik taşıyan ve sadece denetim raporunu değil,denetimin planlanmasından sonuçlandırılarak raporlanmasına kadar bütün aşama vesüreçlerini kapsayan kalite güvence standartları vardır: Bağımsız dış denetimiçin, Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından yayınlanan'Uluslararası Denetim Standartları' ile Amerikan Sertifikalı SerbestMuhasebeciler Enstitüsü (AICPA) tarafından yayınlanan 'Genel Kabul Görmüş DenetimStandartları'; Sayıştay denetimleri için ise, 'INTOSAI Denetim Standartları'.
INTOSAI Denetim Standartları; temel prensipler, genel standartlar,alan standartları ve raporlama standartları olmak üzere dört bölümdenoluşmaktadır. Denetime kalite güvencesi sağlamak 'Alan Standartları'nınkonusunu oluşturmaktadır.
INTOSAI'nin (1.0.6/a) nolu DS:'Sayıştaylar önemli olaraknitelendirilebilecek her konuda INTOSAI denetim standartlarına uymalıdır.'şartını koyarken;
(3.0.3/b) nolu DS: ' Her seviyedeki denetim görevlisinin çalışmasıve denetimin her safhası uygun bir biçimde gözetime tabi tutulmalı vebelgelendirilmiş denetim çalışması kıdemli bir denetim elemanı tarafındangözden geçirilmelidir.'ilkesini içermektedir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 'Denetimin genel esasları' başlıklı35 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, 'Denetim genel kabulgörmüş uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.' denilirken;(e) bendinde, 'Kalite güvencesinin sağlanması için, denetimin her aşamasıdenetim standartlarına, stratejik planlara, denetim programlarına ve meslekietik kurallarına uygunluğu açısından sürekli gözden geçirilir.' denilmiş;'denetim süreci' başlıklı 37 nci maddesinin (2) numaralı fıkrası ise, 'Denetimsürecine ilişkin hususlar, kanunlar dikkate alınmak ve genel kabul görmüşuluslararası denetim standartlarından yararlanmak suretiyle hazırlanacakyönetmelik, standart ve rehberlerde belirtilir.' şeklinde kurallaştırılmıştır.
6085 sayılı Yasada sözü edilen rehberlerden, INTOSAI DüzenlilikDenetimi Rehberi esas alınarak hazırlanan Düzenlilik Denetimi Rehberi, DenetimPlanlama ve Koordinasyon Kurulunun 17.06.2011 tarih ve 12 sayılı toplantısındagörüşülmüş ve Sayıştay Başkanının 17.06.2011 tarihli onayıyla yürürlüğegirmiştir.
Anılan Rehberin (http://www.sayistay.gov.tr/mevzuat/düzenlilik/rehber.asp)'4.1 Gözden Geçirme (Denetimin İzlenmesi)' bölümünde, 'Denetimde kalite veetkinliği sağlamak açısından denetim çalışmasının bütün aşamalarının gözdengeçirilmesi gereklidir. (') Denetimde kalitenin ve etkinliğin sağlanmasıdenetim sırasında yapılan gözden geçirme, denetim sonrasında ise kalitegüvencesine yönelik gözden geçirme yolu ile sağlanır'.
'Gözden geçirme, denetimin tamamlanma aşamasına bırakılmadandenetim çalışması süresince her bir denetim aşamasından sonra yerine getirilir.
Gözden geçirme, gözden geçirmeyi yapan grup başkanı veya denetimekibi başkanına denetim çalışması üzerinde etkili bir kontrol uygulama imkanıverir ve denetim sürecinde gerekli değişikliklerin zamanında yapılabilmesinekatkıda bulunur. (')
Denetimin gözden geçirilmesi Birinci Aşama Gözden Geçirme(Detaylı) ve İkinci Aşama Gözden Geçirme (Genel) olmak üzere iki aşamadagerçekleştirilir.'
'Birinci aşama gözden geçirmede, denetim çalışmasının bütünaşamalarında düzenlenen denetimi destekleyici her bir çalışma kağıdı söz konusuçalışma kağıtlarını düzenlememiş olan ekip başkanı tarafından detaylı birşekilde incelenir. Birinci aşama gözden geçirmede ilk olarak, denetim planınıngerektirdiği bütün işlerin yerine getirildiğinden ve düzenlenen çalışmakağıtlarında, yürütülen denetim çalışmalarının gerektiği şekildebelgelendirilmiş olduğundan emin olunur. Daha sonra denetimin farklıaşamalarında yapılmış çalışmaların ve ulaşılmış sonuçlarının detaylı birşekilde incelenmesi ve değerlendirilmesi yapılır. (')
İkinci aşama gözden geçirmede, belirli çalışma kâğıtları seçilmeksuretiyle grup başkanı tarafından incelenir. Grup başkanı genel olarakdenetimin kalitesini değerlendirir.
(')
Gözden geçiren grup başkanı:
- Denetim planının, denetlenen kurumun tanınması temeline dayananrisk ve önemlilik kavramlarının dikkate alınarak hazırlandığı,
- Denetim planının, denetimin nasıl ve ne zaman yapılacağı ve malitablolarla ilgili görüş oluşturmak amacıyla gerekli denetim kanıtlarının nasılsağlanacağını gösterecek şekilde hazırlandığı,
- Denetime ilişkin alan çalışmasının, yapılan ve onaylanmışdenetim programına göre yürütüldüğü ve mali tabloların önemli hata ve mevzuataaykırılık hususları içermediğine ilişkin yeterli ve uygun denetim kanıtlarınıntoplandığı,
- Onaylanmış denetim programından sonra ortaya çıkan önemlideğişikliklerin dikkate alındığı,
- Denetimle ilgili önemli hususların denetim süresince dikkatealındığı,
- Denetimin, mevzuata, uluslararası denetim standartlarına veSayıştay'ın mali denetim politika ve prosedürlerine göre yürütüldüğü
Hususlarında tam olarak ikna olmalıdır.'
'Denetim tamamladıktan sonra kalite güvencesine yönelik gözdengeçirmeler yapılır.
Kalite güvencesine ilişkin gözden geçirme, Sayıştay'a;
- Denetim çalışmasının kanunlar, Sayıştay uygulamaları veuluslararası denetim standartları ile uyumlu olduğu,
- Denetim görüşünün denetim kanıtlarıyla tamamen desteklendiği,
- Denetim ekipleri tarafından doğru denetim görüşlerineulaşıldığı,
- Denetimlerden elde edilen iyi uygulama örneklerinin Sayıştaygeneline yaygınlaştırılması,
Düzenlilik denetim rehberinde geliştirilmesi gereken alanlarıntespit edilmesi,
hususlarında katkı sağlar.
Kalite güvencesine yönelik gözden geçirmeler, Başkanlıkça,denetlenen kurumun denetlenmesine iştirak etmemiş ve yeterli mesleki tecrübeyesahip denetçilerden oluşturulan Kalite Kontrol Ekibi tarafından yürütülür.Başkanlıkça her yıl tamamlanmış denetimler içerisinden belli sayıda denetimseçilerek, denetim ekibinden bağımsız ekipler tarafından denetim sonrası kalitegüvencesine yönelik gözden geçirme faaliyetlerinde bulunulur. Gözden geçirmeçalışması yolu ile denetimin planlama, uygulama, raporlama, gözden geçirmesafhalarına ilişkin sonuçlarını;
- Zamanlama
- Tamlık
- Denetimin ve birinci ve ikinci gözden geçirmelerinin uygun birşekilde yerine getirilip getirilmediği
- Yapılan çalışmaların belgelendirilmesinin ve özetlenmesinin tambir şekilde yapılıp yapılmadığı
- Denetim görüşünü destekleyen uygun çalışmaların vedeğerlendirmelerin yapılıp yapılmadığı
açılarından değerlendirilir.'
Görüldüğü üzere Sayıştay tarafından yapılan düzenlilikdenetiminde, denetimin planlanmasından raporlanmasına kadar her bir aşaması,ekip başkanı tarafından 'birinci aşama gözden geçirme' ve grup başkanıtarafından ise 'ikinci aşama gözden geçirme' şeklinde sürekli bir kalitedeğerlendirilmesine tabi tutulmakta; denetim tamamlandıktan sonra ise,tamamlanmış denetimler içinden belli sayıda denetim seçilerek, denetlenenkurumun denetimine iştirak etmemiş mesleki tecrübeye sahip denetçilerdenoluşturulan 'kalite kontrol ekibi' tarafından kalite güvencesine yönelik gözdengeçirme yapılmaktadır.
Bu bağlamda, Sayıştay tarafından yapılan denetiminkalitegüvencesi, tüm dünya Sayıştaylarının kabul ettiği INTOSAI Denetim Standartlarıile INTOSAI Düzenlilik Denetimi Rehberindeki esaslar temelinde sağlanır; bunaek olarak yargılamaya esas raporlar yargılama daireleri ile kurullarda, denetimraporları ile performans denetimi/ölçümü raporları ise yargılama daireleri ileRapor Değerlendirme Kurulunda görüşülür ve mevzuata uygunluk yönündenincelenirken; ayrıca taslak denetim raporlarının cevaplandırılmak üzeredenetlenen idarelere gönderilmesi için Başkanlığa sunulmadan önce üç uzmandenetçiden oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonları tarafındanincelenmesinin hangi amaca hizmet edeceği ve bundan ne gibi yararlar beklendiğianlaşılabilir olmanın uzağındadır.
Rapor değerlendirme komisyonlarının inceleme yapabilmeleri içinöncelikle ortada hazırlanmış denetim raporlarının olması gerekir. Sayıştayınasli görevi denetim yapmak ve bu denetimi 6085 sayılı Yasasında da belirtildiğiüzere tüm Dünya Sayıştayları için geçerli olan INTOSAI Denetim Standartlarınınöngördüğü kalite güvence sistemleri dahilinde yapmaktır. Sayıştay,denetimlerini ve kalite kontrol süreçlerini İNTOSAI Denetim Standartlarına göreyaparken, denetim kapasitesinin önemli bir kısmını, ne bağımsız dış denetimde,ne de Sayıştay denetiminde amacı, işlevi, gereği ve diğer ülkelerSayıştaylarında örneği olmayan rapor değerlendirme komisyonlarına tahsisetmesi, denetim yapamaması ve üçer uzman denetçiden oluşacak rapordeğerlendirme komisyonlarının incelemesi öngörülen denetim raporlarınıüretemeyerek Anayasal görevlerini yapamaması demektir.
Ayrıca, denetlenen kurumun denetim sürecine katılmadığından kurumutanımamış; iş, işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemini incelememiş;tanıma ve incelenmesine refakat etmemiş; denetimin nasıl yapıldığına ilişkinçalışma kağıtlarını inceleyecek zamanı olmayan, üst yönetici cevapları da henüzalınmadığından denetim raporu hazırlanmamış taslak denetim raporu üzerindenyapılacak bir rapor değerlendirme faaliyetinin, Sayıştay denetiminin kalitesineanlamlı bir katkısı olmak yerine, zarar vermesi ve ayrıca denetçininbağımsızlığını zedeleyerek meslekten soğumasına yol açması beklenmelidir.
Hukuk devletinde yasaların bir çıkarılma amacı, bir gerekçesi olmasıgerekir. Bu amaç ve gerekçe kamusal bir hizmeti gerçekleştirmekten dahakaliteli, daha etkili ve kamu yararına sonuç doğuracak şekilde gerçekleştirmeyekadar uzanabilir. Ancak, kamusal bir hizmetin, gerektiği gibi yapılmasınısekteye uğratmak; kurulmuş hukuksal alt yapısını çökertmek; kamu hizmetlerinindüzenle sürdürülmesini tehlikeye atmak ve kamu yararından koparmak amacıylayasa çıkarılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Sayıştayın Anayasal görevlerini yapmasını ve Türkiye Büyük MilletMeclisinin yürütme organı ilekamu idarelerinin yönetim ve hesapvermesorumluluklarını görüşmesini, haklı ve geçerli bir ihtiyaca binaen ve makulnedenler olmaksızın denetim hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayacak şekildesekteye uğratarak amacından saptıran söz konusu düzenleme, Anayasanın 2 ncimaddesi yanında 87 nci, 112 nci ve 160 ıncı maddelerine de aykırıdır.
Öte yandan, söz konusu raporlar zamanlı raporlardır. 6085 sayılıKanunun 38 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, denetim raporlarınınidareler itibariyle birleştirileceği ve bir örneğinin Sayıştay Başkanlığıncailgili kamu idaresine gönderileceği; kamu idaresinin üst yöneticisinin, raporunalındığı tarihten itibaren otuz gün içinde cevaplandıracağı; bu cevaplar dadikkate alınarak yeniden düzenlenen denetim raporlarının Sayıştay daireleriningörüşleri alınmak üzere raporun ilgili olduğu yılın bitimini takip eden Mayısayı sonuna kadar Sayıştay Başkanlığına sunulacağı yazılıdır.
Bu hükümlere göre, denetim raporlarının Mayıs ayı sonuna kadarSayıştay Başkanlığına sunulabilmesi için, bir ay üst yöneticinin cevaplandırmasüresi, 20 gün verilen cevaplara göre raporun yeniden düzenlenme süresi, 10 günposta (gönderme ve cevap) süresi dikkate alındığında denetçilerin denetimraporlarını ilgili olduğu yılın bitimini takip eden yılın Mart ayı sonuna kadarhazırlayıp ilgili kamu idaresine gönderilmek üzere Sayıştay Başkanlığınasunmaları gerekmektedir.
Sayıştay Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 17.12.2011 tarihli ve28145 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 'Kamu İdaresi Hesaplarının SayıştayaVerilmesi ve Muhasebe Yetkililerinin Bildirilmesi Hakkında Usul ve Esaslar'ın 6ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasında, 'Hesap dönemi sonunda verilecek defter,mali tablo ve belgeler; ilgili mali yılı takip eden yılın Şubat ayı sonunakadar Başkanlığa gönderilir.' denilmiş; 5 inci maddesinin (3) numaralıfıkrasında ise hesap dönemi sonunda verilecek defter olarak birleştirilmişveriler defteri; mali tablo olarak geçici ve kesin mizan ile bilanço; belgelerolarak ise kasa, banka, alınan çekler, menkul kıymet ve varlıklar, teminatmektupları, değerli kağıtlar sayım tutanakları ile taşınır kesin hesap cetvelive taşınır icmal hesabı veya envanter defteri sayılmıştır.
Buna göre, Sayıştay denetiminin (hesap ve işlemlerin) temelinioluşturan defter, mali tablo ve belgeler, Şubat ayı sonunda Sayıştayagönderilecek, Mart ayı içinde denetçiler, hesap ve işlemlere ilişkinkanıtlayıcı belgelerin (ödeme emri, muhasebe fişi vb.) defterlere doğrututarlar üzerinden doğru hesaplara kaydedilip kaydedilmediğini, bütünbelgelerin kaydedilip kaydedilmediğini, belgesiz kayıt yapılıp yapılmadığını,sayım tutanakları tutarları ile mali tablo devir tutarlarının örtüşüpörtüşmediğini ve hatalar varsa nedenleri ile mali tabloların söz konusukayıtlardan üretilip üretilmediğini inceleyip denetim görüşü oluşturarak malidenetim raporu hazırlayacak ve Mart ayı sonuna kadar da Başkanlığa sunacaktır.
Getirilen düzenlemeyle taslak denetim raporunun (mali denetim veuygunluk denetimi raporu) Başkanlığa sunulmadan önce bir defa da üç uzmandenetçiden oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonu tarafından incelenmesive önerileri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir.
Burada sorulması gereken soru şudur: Rapor değerlendirme komisyonusöz konusu taslak denetim raporlarını hangi süre içinde inceleyecek; hangi süreiçinde öneriler doğrultusunda rapor yeniden düzenlenecek ve Sayıştay tarafındanhazırlanan tüm taslak denetim raporları inceleneceğine göre, Sayıştay bu kadaruzman denetçiyi nereden bulacaktır' Ayrıca, (2) numaralı fıkranın (c) bendindeyer alanSayıştay tarafından görevlendirileceküçuzman denetçi ile ilgili kamuidaresi tarafından görevlendirilecek ikiüyeden oluşacak komisyon tarafındanyapılacak mevzuat değerlendirmesi de söz konusu Mart ayı içinde yapılacaktır.Bunların tamamının bir ay içinde yapılabilmesi ise, fiilen imkansızdır.
Dahası, Sayıştay Başkanlığı söz konusu Yönetmeliği çıkarmasınarağmen, aradan sekiz ay geçtiği halde Maliye Bakanlığı 'saymanlık/muhasebebirimi'ni kamu idareleri bazında kurmadığından, Sayıştay hesap ve işlemleri'kamu idaresi' bazında değil, Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği hükümlerinegöre, 'saymanlık/muhasebe birimi' bazında almaya devam etmektedir. MaliyeBakanlığının muhasebe birimlerini kamu idareleri bazında ne zaman kuracağı vebuna ilişkin yönetmelikleri ne zaman hazırlayacağı yanında kurup kurmayacağı dabelirsizliğini sürdürmektedir.
30.12.2006 tarihli ve 26392 (3. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetedeyayımlanan 'Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği'nin 506 ncı maddesinin (1)numaralı fıkrasında, 'Mali yılın bitimine kadar fiilen yapılmış olanödemelerden mahsup edilmemiş olanların, ödenekleri saklı tutulmak suretiyle,mahsup işlemleri mali yılın bitimini izleyen bir ay içinde yapılabilir. Zorunluhallerde bu süre, Bakanlık tarafından bütçe giderleri için bir ay, diğerişlemlerde ise beş ayı geçmemek üzere uzatılabilir.' denilirken; 510 uncumaddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, 'Düzenlenen yönetim dönemi hesabıdefter, cetvel ve tabloları ile bu Yönetmelik uyarınca düzenlenmesi gereken yılsonu sayım tutanakları, mahsup dönemi sonu itibariyle görev başında bulunanmuhasebe yetkilisi tarafından yönetim dönemi hesabı adı altında oluşturulacakbir dosya ile en geç mahsup dönemini izleyen bir ay içinde SayıştayBaşkanlığına gönderilir.' denilmektedir.
Bu hükümlere göre mahsup işlemleri mali yılın bitiminden itibarenbir ay içinde yapılacağına ve bütçe giderleri için bu süre bir ay, diğerleriiçin beş ay uzatılabileceğine ve Yönetim Dönemi Hesabı da mahsup döneminiizleyen bir ay içinde Sayıştaya gönderileceğine göre, Sayıştayın denetleyeceği'mali tablolar', Sayıştaya en erken Mart ayı, en geç Ağustos ayı sonundagönderilecektir.
Dolayısıyla Sayıştay denetçileri, Sayıştaya en erken Mart ayısonunda gönderilecek mali tabloları, daha yolda iken denetleyecekler ve aynıMart ayı sonunda denetim raporlarını bitirmiş olarak Sayıştay Başkanlığınasunacaklardır.
Getirilen düzenleme, denetçilerin defter, mali tablo ve belgelerdaha yolda iken, inceleyip denetim görüşü oluşturarak hazırlayacakları denetimraporunun, yine defter, mali tablo ve belgeler yolda iken rapor değerlendirmekomisyonu tarafından incelenmesini ve önerileri doğrultusunda yenidendüzenlenmesini öngörmektedir.
'İmkansızı iste, yapabileceğinin en iyisini başarırsın' deyimi,kişileri motive etmek için geçerli bir yöntem olabilir. Ancak, bir hukukdevletinde yasalar imkansızı isteyemez. Yasakoyucu, imkansızla uğraşmaz; makulolanı kurallaştırır. İptali istenen düzenleme Anayasanın 2 nci maddesine buaçıdan da aykırıdır.
Öte yandan, tüm denetim raporları üç uzman denetçiden oluşacakkomisyonlar tarafından olmayan süre içinde değerlendirileceğine göre, tüm uzmandenetçiler komisyon üyesi yapılacak ve karşılıklı olarak birbirlerininhazırladıkları raporları değerlendireceklerdir. Komisyonlardan birinin veya birkaçının hukuken geçerli nedenlerle dahi olsa uygun görmediği hususlarolduğunda, raporu hazırlayan uzman denetçinin veya uzman denetçilerin tepkisiniçekecek ve bu durum karşılıklı çekişmeler üzerinden uzman denetçilerinbirbirlerinin raporlarını uygun bulmamalarına yol açarak kurum içi çalışmabarışının bozulması yanında, Sayıştayı hukuka uygun denetim yapmaktan daalıkoyabilecektir. Düzenleme bu yanıyla da hukuk devleti ilkesiylebağdaşmamaktadır.
Ayrıca, düzenleme, üç uzman denetçiden oluşacak rapordeğerlendirme komisyonlarına taslak denetim raporlarını, kanunlara ek olarakidarenin tebliğ, genelge, talimat ve hatta görüş gibi düzenleyici işlemleriyönünden değerlendirme yetkisi vermektedir.
6085 sayılı Kanunda, denetçiler tarafından denetimi tamamlanmış veraporu hazırlanmış denetim raporlarındaki mevzuata aykırılıkları değerlendirmeyetkisini, münhasıran yargılama daireleri ile kurullara verilmiştir.
Bu yetkinin hesap yargılaması yapma ve Sayıştay görüşü oluşturmayetkisi olmayan uzman denetçilerden oluşturulan komisyona verilmesi, Anayasanın160 ıncı maddesine aykırıdır.
Öte yandan Sayıştay denetimi Anayasanın 160 ıncı maddesine göreTBMM adına yapılmakta ve 6085 sayılı Kanunda denetim sonuçlarının Sayıştayraporlarıyla TBMM'ye sunulması öngörülmektedir.
Bu durumda, Sayıştayın bir yandan,TBMM'nin çıkardığı yasalar ileTBMM'nin bütçe ile onay verdiği politikaların nasıl uygulandığını, yapılanharcamaların yasalarla verilen yetkilere uygun şekilde ve verimlilik,tutumluluk ve etkililik ilkelerine göre harcanıp harcanmadığını; diğer yandanda hükümetin politika tercihlerinin beklenen sonuçları doğurmamasının veyaişlerin iyi yönetilememesinin ya da yasaya aykırılığın veyahut da savurganlığıntemelinde idarenin düzenleyici işlemleri yatıyor ise beklenen sonuçlarıdoğurmayan faaliyetler, iyi yönetilemeyen işler, yasaya aykırı uygulamalar vesavurgan harcamalarla birlikte, bunlara yol açan idarenin düzenleyiciişlemlerini de TBMM'ye raporlaması, yapmaktan kaçınamayacağı Anayasal ve yasalgörevleri arasındadır.
Bu bağlamda, TBMM'nin bütçe hakkı gereği yapacağı yürütmenin veidarenin hesap verme sorumluluğunu görüşme yetkisinin, Sayıştay denetimiüzerinden, idarenin düzenleyici işlemlerine bağlı hale getirilip, idarenindüzenleyici işlemleriyle sınırlandırılması, Anayasanın 2 nci maddesindekidemokratik devlet ilkesi ile 87 nci, 112 nci ve 160 ıncı maddelerine buaçılardan da aykırıdır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere,6353 sayılı Kanunun 45inci maddesiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci maddesine eklenen (2)numaralı fıkranın (d) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
7)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 46 ncı Maddesi ile17.02.2011Tarihlive 6114 SayılıÖlçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanunun3 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasına Eklenen (j) Bendive Dördüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yapılan Değişiklik; 47 nci Maddesi ile6114 SayılıKanunun4 üncü Maddesinin Onbirinci Fıkrasına Eklenen (ğ) Bendi ve 48inci Maddesinin (c) Bendiyle 6114 Sayılı Kanunun 5 inci Maddesine Eklenen (5)Numaralı Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun 46 ncı maddesi ile 6114 sayılı Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 3 üncümaddesinin ikinci fıkrasına (j) bendi eklenerek, Başkanlığa 'Faaliyetleri ileilgili olarakşirket kurmak, kurulmuşşirketlere ortak olmak.' yetkisi verilmekteve dördüncü fıkrasının ikinci bendindeki 'Başkanlık'ibaresi'Başkanlık ileBaşkanlığın kuracağıveya iştirak edeceğişirketler'şeklinde değiştirilmekte; 47nci maddesi ile 6114 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin onbirinci fıkrasınaeklenen (ğ) ile 'Başkanlığın sınav faaliyetleri ile ilgili olarak kuracağıveya iştirakedeceğişirketler için Bakanlar Kuruluna teklifte bulunmak.' Hükmü getirilmekte;48 inci maddesinin (c) bendiyle ise 6114 sayılı Kanunun 5 inci maddesineeklenen (5) numaralı bendiyle ise, Başkanlığın, sınav faaliyetlerinin tamamınıveyabir kısmınıkuracağıveya iştirak edeceğişirketler eliyle yürütebileceği ileşirket kurulmasına veya kuruluşirketlere iştirak edilmesine, yönetim kurulununteklifiüzerine Bakanlar Kurulunca karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
Özetle; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının, kuruluşamacı ve asli görevi olan sınav faaliyetlerini, kuracağı veya iştirak edeceğişirketler aracılığıyla yürütmesi öngörülmektedir.
6114 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, Kanunun amacı, ÖSYMBaşkanlığı tarafından yapılacak her türlü sınav ve yerleştirmeler ile busınavlarda görev alanların yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esaslarıdüzenlemek olarak ortaya konmuş; 3 üncü maddesinde ise Başkanlığın, kamu tüzelkişiliği ile idari ve mali özerkliğe sahip, Yükseköğretim Kurulu ile ilgili veözel bütçeli bir kuruluş olduğu vurgulanmıştır.
Türkiye'de sınav faaliyetlerini yapabilecek ve hatta AnadoluÜniversitesi gibi yapan üniversiteler var iken, ÖSYM Başkanlığı adıyla bir kamukuruluşu kurulmasının ve kamu tüzel kişiliği ile idari ve mali özerkliktanınıp, özel bütçeli bir kuruluş olarak kurulmasının nedeni, üniversite vemeslek sınavları gibi öğrencilerin geçmiş birikimleri ile gelecektekiyaşamlarını doğrudan etkileyen kamusal bir faaliyetin, bilimsellik, güvenilirlik,nesnellik, tarafsızlık ve gizlilik ilkeleri içinde yapılmasını sağlamaktır.
6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi BaşkanlığınınTeşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun 17 Şubat 2011 tarihinde kabul edilmiş ve 3Mart 2011 tarihli ve 27863 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğegirmiştir.
Anılan Kanunun 'Kuruluş, görev ve yetkiler' başlıklı 3 üncümaddesinin (4) numaralı fıkrasında da, 'Başkanlık, sınav, ölçme, değerlendirmeve yerleştirme hizmetlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu aşamalarda, soruhazırlama, donanım ve yazılım olarak bilgisayar ve iletişim altyapısı, baskı,paketleme, taşıma, dağıtım, güvenlik ve işgücü hizmetleri satın alabilir. Sınavhizmetleriyle sınırlı kalmak üzere bu mal ve hizmetlerin temininde, Başkanlıktarafından gerçek kişiler, kamu tüzel kişileri veya özel hukuk tüzelkişilerinden alınan mal ve hizmetlerle ilgili olarak 4/1/2002 tarihli ve 4734sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz. Söz konusu mal ve hizmetlerinteminine ilişkin usul ve esaslar, Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarakYükseköğretim Kurulu tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.' hükmüneyer verilmiştir.
Bu bağlamda, başkanlık sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirmeişlemlerinde ihtiyaçlarını 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabiolmadan karşılayabilmektedir.
Yasanın yürürlüğe girdiği 3 Mart 2011 tarihinden, 4 Temmuz 2012tarihine ne değişmiştir de Başkanlığa, asli görevi olan sınav faaliyetlerini,kuracağı veya iştirak edeceği şirketler aracılığıyla yürütme yetkisiverilmektedir'
Değişen tek şey, ÖSYM'nin Başkanının değiştiği ve Yasanınyürürlüğe girdiği tarihten itibaren yaptığı her sınava skandal boyutundausulsüzlük karışması, usulsüzlüklerin önce inkâr edilmesi, belgelenincegeçiştirilmesi ve faillerinin ortaya çıkarılıp hesap sorulmamasıdır. 27 Mart2011 tarihinde yapılan YGS'de şifreli soru skandalı yaşanmış; 24 Nisan 2011tarihinde yapılan ALES'e giren 500 adaya eksik kitapçık dağıtılmış; 30 Nisan2011 tarihinde yapılan YGS'ye giren mahkum adaylara sınav kitapçıkları eksikgönderilmiş; 7 Haziran 2011 tarihinde yapılan YGS'de sınava Diyarbakır'da girendört öğrencinin sınav kağıtları kaybolmuş; 29 Mayıs 2011 tarihinde yapılanSTS'de, bir önceki yıl sorularının aynısı sorulmuş; 7-8 Temmuz2012 tarihinde yapılan KPSS'de ikinci oturum devamederken iki farklı kaynaktan sabah oturumunda sorulan sorular internete düşmüş,soru kitapçıkları parklarda bulunmuş ve 320 adayın sınavı iptal edilmiş; bunarağmen skandal inkar edilmiştir. Toplumda artık ÖSYM, sınav merkezi olarakdeğil; skandal merkezi olarak anılmaya başlanmıştır.
ÖSYM Başkanlığına,sınav faaliyetlerinikuracağı veya iştirak edeceği şirketler aracılığıyla yürütme yetkisiverilmesinin arkasında, yürütülen kamu hizmetinin gerekleri değil, yaşanan veyaşanmaya devam edeceği anlaşılan sınav skandalları gerçeği yatmaktadır. AKPİktidarı, skandalların sorumlularını ortaya çıkarıp 'bağımsız yargı' karşısınaçıkaracağına; özel hukuk tüzel kişisi şirketin sağlayacağı kamu hukukukurallarına bağlı olmadan hareket etme serbestliği ile 657 sayılı Kanununsağladığı hak ve güvencelerden yoksun olan işçi statüsü üzerinden, bir yandansınav usulsüzlüklerinin daha rahat yapılmasına imkan yaratmanın, diğer yandansınav sürecinde görev alan güvenceli memurların yerine işçi istihdam ederekusulsüzlüklerin kamuoyuna yansımasını engellemenin ve usulsüzlük yapanlarınmemur suçu işlemelerini ve personel mevzuatına göre soruşturulmalarını bertarafetmenin arayışı içindedir. ÖSYM Başkanlığına, sınav faaliyetlerini kuracağıveya iştirak edeceği şirketler aracılığıyla yürütme yetkisi vermenin arkasındabu arayış yatmaktadır.
Oysa, sosyal hukuk devletinde, üniversiteye giriş sınavı yanında,mezuniyetten sonraki KPSS sınavı ve diğer tüm sınavların, bilimsellik,güvenilirlik, nesnellik, tarafsızlık ve gizlilik ilkeleri temelinde yapılması yürütmeorganının; bunu sağlayacak sistemleri kurmak ise yasama organının temelgörevidir.
Bunu sağlamanın temel koşulu ise, sınav hizmetinin, kamu kurum yada kuruluşları tarafından, kamu hukukuna tabi süreçlerde ve kamu görevlileritarafından yürütülmesidir. Aksine düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesindekisosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Anayasanın 128 inci maddesinin birinci fıkrasında, Devletin, kamuiktisadi teşebbüsleri ile diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli vesürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği kuralabağlanmış; 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında ise, memurlar ve diğer kamugörevlilerinin Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmaklayükümlü oldukları belirtilmiştir.
Toplumun her kesiminden ve her gelir grubundan ailenin,çocuklarının iyi bir lise öğrenimi görmesi ve sonrasında ise iyi birüniversiteyi kazanmasını sağlamak amacıyla, daha ilköğretim dördüncü sınıftanitibaren çocuklarını kurslara gönderdiği ve çocuklar oyun, dinlenme ve uykudageçirecekleri zamanlarını kurslarda geçirirken, aile bütçelerinin çok önemlibir kısmının eğitime harcandığı bir Türkiye gerçeğidir.
Bu bağlamda, 6114 sayılı Kanunla ÖSYM Başkanlığına verilen veBaşkanlığın varlık/kuruluş nedeni olan sınav faaliyeti kadar, kamu hizmetinitelemesini hak eden ve memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesigereken, bir başka kamu hizmeti türü az bulunur.
Bu itibarla, ÖSYM Başkanlığının memurlar ve diğer kamu görevlilerieliyle görmesi gereken sınav hizmetleri için şirket kurması veya kurulmuşşirketlere iştirak etmesi ve sınav faaliyetlerinin tamamınıveya bir kısmınıkuracağıveyaiştirak edeceğişirketler eliyle yürütmesi, Anayasanın 128 inci maddesineaykırıdır.
Türkiye'de benzer sınavları yapan tek kamu kuruluşu ÖSYMBaşkanlığı da değildir. Benzer sınavları Milli Eğitim Bakanlığı yanında AnadoluÜniversitesi de yapmaktadır.
1983 yılında kurulan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesiningünümüz itibariyle öğrenci sayısı 1.363.571'dir. Bu sayıdaki öğrenci için heröğretim yılında birer kez ara, yılsonu ve bütünleme sınavı yapmaktadır.
Açıköğretim Fakültesi söz konusu sınavları, 2547 sayılı Kanunun 58inci maddesine göre kurulan Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünün, 07.07.1999tarihli ve 23748 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anadolu Üniversitesi DönerSermaye İşletmesi Müdürlüğü Yönetmeliği hükümlerine göre, kamu kurumu eliyle,kamu hukukuna tabi süreçlerde ve kamu görevlileri eliyle yürütmektedir.
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi benzer sınavları, kamuhukukuna tabi süreçlerde ve kamu personeli eliyle her yıl en az üç kez yurtiçive yurtdışında yapar ve yaptığı sınavlara herhangi bir şaibe karışmaz iken;ÖSYM Başkanlığının asli görevi olan sınav faaliyetlerini şirketler eliyleyürütmesine olanak sağlayan düzenlemeler, Anayasanın 10 uncu maddesindekieşitlik ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6353 sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 46 ncı maddesi ile6114sayılıÖlçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve GörevleriHakkında Kanunun3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (j) bendi vedördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik; 47 nci maddesi ile6114 sayılıKanunun4 üncü maddesinin onbirinci fıkrasına eklenen (ğ) bendi ve 48inci maddesinin (c) bendiyle 6114 sayılı Kanunun 5 inci maddesine eklenen (5)numaralı bent, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırıolduğundan iptali gerekir.
8)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'unGeçici 1 inci Maddesininİkinci Fıkrasındaki, 'Ödemesi devam edenlerden bu maddeçerçevesinde yapılacakhesaplamaya göre fazlaödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihtenönceödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmaz.' TümcesininAnayasaya Aykırılığı
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla;Türk SilahlıKuvvetlerinebağlıher derecedeki eğitim kurumuna 1997 ve sonraki yıllarda giren ve askeriöğrenciliktenkendi isteğiyle ayrılan veya sağlık sebepleri dışında askeriöğrenciliktençıkarılanlardan;yüklenme ve kefalet senetlerinde yazılıolsa dahi ilaç ve tedavi giderleri,kitap, kırtasiye giderleri,öğrenci harçlıklarıile yiyecek giderinin yarısıvebunlara tekabül eden faizlerin geri alınmayacağı; bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihteödemeleri devam edenler ile bu konuda açılmış davaları sonuçlanmamışveya kesin hükme bağlanmışolanların da bu madde hükümlerindenyararlandırılacağı; ancak, ödemesi devam edenlerden bu maddeçerçevesindeyapılacak hesaplamaya göre fazlaödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihtenönceödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmayacağıhükümleri getirilmiştir.
Türk SilahlıKuvvetlerine bağlıher derecedeki eğitim kurumuna 1997ve sonraki yıllarda giren ve askeriöğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veyasağlık sebepleri dışında askeriöğrenciliktençıkarılanlardan; yüklenme vekefalet senetlerinde yazılıolsa dahi ilaç ve tedavi giderleri, kitap, kırtasiyegiderleri,öğrenci harçlıklarıile yiyecek giderinin faizleriyle birlikte yarısınınveya tamamınıngeri alınmamasına yönelik düzenleme yapılması yasakoyucununtakdirindedir ve sosyal devletin de gereğidir.
Ancak, düzenlemede, ödemelerini hiç yapmayanlarla geç ya da eksikyapanların ödemeleri gereken tutarlar ile buna tekabül eden faizin yarısınıödememeleri öngörülür ve dolayısıyla borcunu ödememiş olanlarödüllendirilirken; yasalara uyarak ödemelerini zamanında yapanların fazlaödedikleri tutarlar ile bu tutarlara denk gelen faizlerin geri ödenerekeşitliğin sağlanması gerekirken, bırakınız faizi fazla ödedikleri anaparatutarının dahi geri ödenmemesinin kurallaştırılması, yasaya uyan, yasanıngereğini yerine getiren yurttaşların cezalandırılmasıdır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren, bu hakve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kuranve bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimineaçık olan devlettir.
Kanun koyucunun adaletsiz, hakkaniyete aykırı ve hukuka uygundavranmayı cezalandırıcı nitelikte olan iptali istenen düzenlemesi, Anayasanınhukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Anayasanın 10 uncu maddesinde ise yasa önünde eşitlik ilkesine yerverilmiştir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı üzere yasaönünde eşitlik ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağıanlamına gelmemekle birlikte, yasaların uygulanmasında birbirinin aynı durumdaolanlara aynı, ayrı durumda olanlara da farklı kuralların uygulanmasını veayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Anayasanın 10uncu maddesindeki eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuki eşitlik amaçlanmıştır.Başka bir anlatımla, kişisel durumları ve nitelikleri özdeş olanlar arasında,konulan kurallarla değişik uygulamaların yapılmaması gerekmektedir.
Türk SilahlıKuvvetlerine bağlıher derecedeki eğitim kurumuna 1997ve sonraki yıllarda giren ve askeriöğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veyasağlık sebepleri dışında askeriöğrenciliktençıkarılanların kişisel durumları venitelikleri özdeştir. Dolayısıyla bunların ilaç, tedavi, kitap, kırtasiye veyiyecek giderleri ile öğrenci harçlıklarının yarısının ödenmesi, diğeryarısının ödenmemesi öngörülüyor ise, bunların tamamını ödemiş olanlarlayarısından fazlasını ödemiş olanlara da ödenmesi gereken tutardan fazlasınıniade edilmesi gerekirken;ödemesi devam edenlerden bu maddeçerçevesindeyapılacak hesaplamaya göre fazlaödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihtenönceödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmayacağınailişkin düzenleme yasa önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6353 Sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 incimaddesinin ikinci fıkrasındaki, 'Ödemesi devam edenlerden bu maddeçerçevesindeyapılacak hesaplamaya göre fazlaödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihtenönceödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmaz.' tümcesi,Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
9)04.07.2012 Tarihli ve 6353 Sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'unGeçici 2 nci MaddesininAnayasaya Aykırılığı
25.08.1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ilesigortalı işsizlerden Kanunda sayılı şartları taşıyanlara Kanunda belirtilensüre ve miktarda işsizlik ödeneği ödenmesi öngörülmüştür.
Anılan Kanunun 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında, Fon'ungelirlerinin işsizlik sigortası primlerinden, bu primlerindeğerlendirilmesinden elde edilen kazanç ve iratlardan, Fon'un açık vermesidurumunda Devletçe sağlanacak katkılardan, Bu Kanun gereğince sigortalı veişverenlerden alınacak ceza, gecikme zammı ve faizlerden ve diğer gelir vekazançlar ile bağışlardan oluşacağı belirtilmiş; son fıkrasında ise aynen,'Fon, damga vergisi hariç her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.'denilmiştir.
Fon yönetimi ise, İşsizlik Sigortası Fonunda biriken primleri,Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca değerlendirerek Fon'a gelir sağlamak amacıyla,menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına yatırmışlardır.
Fon'un finansal araçların alınması ve elden çıkarılması sürecindeelde ettiği gelirlerden, 4447 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin sonfıkrasındaki açık hükme rağmen, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa 5281 sayılıKanunun 30 uncu maddesiyle eklenen geçici 67 nci maddesi kapsamında vergitevkifatı yapılmış ve buna karşı yetkili idare mahkemelerinde davalaraçılmıştır.
31.05.2012 tarihli ve 6322 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil UsulüHakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 27 ncimaddesi ile 4447 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin son fıkrasına,'Fon, damgavergisi hariç her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.' tümcesinden sonragelmek üzere, 'Bu muafiyetin, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir VergisiKanunu ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu uyarıncayapılacak vergi kesintilerine şümulü yoktur.' hükmü eklenmiş ve anılan hüküm6322 sayılı Kanunun 15.06.2012 tarihli ve 28324 tarihli Resmi Gazetedeyayımlanmasıyla yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir.
6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanunun geçici 2 nci maddesi ile ise,15.06.2012tarihindenönce193 sayılıGelir Vergisi Kanununun geçici 67ncimaddesi uyarıncaİşsizlikSigortasıFonu gelirlerinden yapılan vergi kesintileri için dava açılmayacağı;görülmekte olan davalarda davayıgören mahkemece, karar temyiz edilmişiseDanıştaycakararverilmesine yer olmadığına ve vekaletücretine hükmedilmeksizin taraflarınyaptıklarımasrafların üzerlerinde bırakılmasına karar verileceği ve bu davalarailişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra taraflara tebliğedilenkararlar uyarınca işlem yapılmayacağı hükümleri getirilmektedir.
Cumhuriyetin niteliklerinin düzenlendiği Anayasanın 2 ncimaddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin birhukuk devletiolduğu belirtilmiş; 4 üncümaddesinde ise Cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilemeyeceği vedeğiştirilmesinin teklif edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.Hukuk devleti;temel hak ve özgürlüklere dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devletorganlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan, eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olan devlettir.
Nitekim, Anayasanın 6 ncı maddesinde, hiçbir kimse ve organınkaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 11 incimaddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organları ile idaremakamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu;36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardanyararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; ikinci fıkrasında hiçbirmahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı; 125 incimaddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açıkolduğu; 138 inci maddesinde ise, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimatveremeyeceği, genelge gönderemeyeceği ve tavsiye ve telkinde bulunamayacağı ileyasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorundaolduğu ve bu organlar ile idarenin mahkeme kararlarını hiçbir surettedeğiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğikurallaştırılmıştır.
15.06.2012tarihindenönce 193 sayılıGelir Vergisi Kanununun geçici67ncimaddesi uyarıncaİşsizlik SigortasıFonu gelirlerinden yapılan vergikesintileri için dava açılmayacağına ilişkin düzenleme, hukuk devleti ilkesiile bağdaşmadığı gibi, hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkınınkullanımını engellediğinden Anayasanın 36 ncı maddesine; idarenin vergilemeişlemine karşı yargı yolunu kapattığından Anayasanın 125 inci maddesineaykırıdır.
Görülmekte olan davalarda davayıgören mahkemece, karar temyizedilmişiseDanıştaycakarar verilmesine yer olmadığına ve vekaletücretinehükmedilmeksizin tarafların yaptıklarımasrafların üzerlerinde bırakılmasınakarar verileceği ile bu davalara ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihten sonra taraflara tebliğedilen kararlar uyarınca işlem yapılmayacağınailişkin hükümler ise, yasama organının konusu ve mahiyeti belli olan açılmışbir dava hakkında, davanın görüldüğü bağımsız mahkemeler ile hakimlereverecekleri kararı, yasa yoluyla emrettiğinden Anayasanın 2 nci maddesindekihukuk devleti ilkesi ile 138 inci maddesine aykırıdır.
Öte yandan, yasama organı iptali istenen düzenleme ile kaynağınıAnayasadan almayan bir yetki kullandığı ve Anayasaya aykırı düzenleme yaptığıiçin, iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın 6 ncı ve 11 inci maddelerine deaykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6353 sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 2 ncimaddesi, Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 11 inci, 36 ncı, 125 inci ve 138 incimaddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
1) Seçim suçlarında dava açma süresini iki yıldan altı aya düşürenve böylece çatışan yararlar arasındaki adil, makul ve hakkaniyete uygun dengeyiortadan kaldırarak suçtan zarar görenler ile temsili demokrasinin aleyhinesonuç doğuran; hak düşürücü süre nedeniyle gerekli ve yeterli araştırmayapılmadan ve suç delilleriyle ortaya konmadan dava açılmasına ve dolayısıyladelillerin yargılama aşamasında toplanmasına neden olup; yargılama süresiniuzatan; birden fazla seçim çevresini ve giderek tüm ülkeyi kapsayan örgütlü veörtülü seçim suçlarını, soruşturmanın uzun süreli, ayrıntılı ve koordinasyonugerektirmesi üzerinden teşvik eden düzenleme Anayasanın 2 nci, 36 ncı ve 67 ncimaddelerine aykırıdır.
Yasanın yürürlüğe girmesiyle seçim suçu işlemiş ve davası altı ayiçinde açılmamış kişilerin yasadan hukuksuz yere yararlanmaları yanında, 2014yılında yerel seçimlerin yapılacak olması ve hatta yerel seçimlerin altı ay önealınacağının siyasi iktidar tarafından dile getirilmesi gerçeği karşısında, hakdüşürücü süre üzerinden örgütlü ve örtülü seçim suçlarını teşvik edermahiyetteki düzenleme, önümüzdeki yerel seçim sonuçlarına şaibe karışmasına yolaçarak, bundan zarar görenler ile demokrasimize ileride telafisi olmayan zarar veziyanlar verecektir.
2) TÜBİTAK'ın kuruluş amacının ve görevlerinin gereği olangeliştirdiği teknolojiler ile buluşların, kuracağı şirketler eliylepiyasalaştırılması, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olmanın yanında rekabetçibir ekonominin kurulması ve ülkede ekonomik refahın sağlanması amaçlarınıngerçekleşmesine ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlar verecektir.
3) Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerdenolan ve Anayasaya aykırı bulunan denetim hizmetlerinin özel denetimşirketlerine gördürülecek olması, kamunun ileride telafisi olmayan zarar veziyanlarına neden olacaktır.
4) Ankara Büyükşehir Belediyesinin tekel gücüne sahip doğal gazdağıtım şirketi Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş. nin, Ankara Metrosunun UlaştırmaBakanlığınca üstlenilmesi gerçeği karşısında, tüketicileri koruyucu hiçbirönlem içermeden % 100'ünün gerekçesiz yere özelleştirilmesi, Anayasanın 2 nci,5 inci ve 56 ncı maddelerine; yasal sorumlularının şahıslarında kişiselleşmişBOTAŞ ve Hazine Müsteşarlığı alacaklarının ise yasayla silinmesi, Anayasanın 2nci ve 10 uncu maddelerine aykırıdır.
Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin tüketicileri koruyucuhiçbir önlem içermeden özelleştirilerek tekel gücünün özel firma eline geçmesive firmanın da kar maksimizasyonu için tekelci fiyatlama yapacak olması, çevrefelaketlerine yol açacak ve bundan Ankara'da yaşayanlar ileride telafisiolmayan zarar ve ziyanlar görecektir.
5) İptali istenen kurallar, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 5inci, 10 uncu ve 90 ıncı maddelerine aykırı olmanın yanında, kamu yararınadayanmamakta; engellilerin erişim haklarının sağlanmasını ve dolayısıylaengelli yurttaşların temel hak ve özgürlüklerden üç yıl daha yararlanmamasınıöngördüğünden, engellilerin sonradan telafisi güç ya da olanaksız zarar veziyanlarına neden olacaktır.
6) Sayıştay denetimine getirilen ölçüsüz, yersiz, gereksiz,gerekçesiz sınırlamalar, Sayıştayın bırakınız bağımsız, tarafsız, nesnel vezamanlı denetim raporları üretemeyecek olmasını, Anayasal görevlerini hiçyapamamasıyla sonuçlanacak ve Parlamentonun bütçe hakkını kullanamamasına yolaçacak içerikte olduğundan, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci, 112 nci ve 160ıncı maddelerine aykırıdır.
Sayıştay'ın INTOSAI Denetim Standartlarına ve INTOSAI PerformansDenetimi Uygulama Rehberine uygun olarak hazırladığı altı adet performansdenetimi raporu, 6085 sayılı Kanunla performans denetimi görevinin elindenalınmasından dolayı TBMM'ne sunulamamıştır.
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 19.12.2010tarihli ve 27790 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi nedeniyleSayıştay Başkanlığı ikincil mevzuat ile denetim rehberlerinin hazırlanması vedenetçilerin hizmetiçi eğitime alınması gerekçeleriyle, Sayıştay denetiminetabi kurum ve kuruluşların 2010 yılı hesap ve işlemlerini denetlememiştir.
Sayıştay denetimine tabi kurum ve kuruluşların 2011 yılı hesap veişlemlerini 6085 sayılı Kanuna göre denetlemiş; denetim raporları hazırlanarakkurum görüşleri alınmış ve daire görüşü alınması için yargılama dairelerinegönderildiğinde, 6353 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkra yürürlüğe girmiştir.Sayıştay yargılama dairelerinden yarısına yakını, denetim raporlarının 6085sayılı Kanunun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrada getirilen usul veesaslara göre hazırlanmadığı ve fıkrada öngörülen kontrol süreçlerindengeçmediğini ileri sürerek, raporları görüşerek daire görüşü vermemiştir.
Anayasanın 164 üncü maddesinde, kesinhesap kanun tasarısının,kanunda daha kısa bir süre kabul edilmemiş ise, ilgili oldukları mali yılınsonundan başlayarak en geç yedi ay sonra, Bakanlar Kurulunca TBMM'nesunulacağı; Sayıştayın ise kesin hesap kanun tasarısının sunulmasından sonra engeç yetmişbeş gün içinde TBMM'ye sunacağı; 5018 sayılı Kanunun 42 ncimaddesinin ikinci fıkrasında ise, kesin hesap kanun tasarısının, izleyen maliyılın Haziran ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulunca TBMM'ne sunulacağıbelirtilmiştir. Buna göre Sayıştay'ın genel uygunluk bildirimini en geç 15Eylül'e kadar TBMM'ne sunması gerekmektedir.
6085 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseSayıştay raporlarının TBMM'ne genel uygunluk bildirimi ile birlikte sunulacağıbelirtilmektedir.
Dolayısıyla, Sayıştayın denetimine tabi kurum ve kuruluşların 2011yılı hesapları üzerinde yürüttüğü denetimler sonucu hazırlanan denetimraporları, TBMM'ne sunulamayacaktır. Bundan, tüm kamunun ve Türk demokrasisininileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlar göreceği her türlü tartışmanındışındadır.
7) ÖSYM Başkanlığının varlık nedeni olan sınav faaliyetlerinin,idari teşkilatı tarafından, kamu görevlileri eliyle ve kamu hukukuna tabi idarisüreçlerde yapılması yerine kuracağı veya iştirak edeceği şirketler eliyleyapılmasını öngören düzenleme, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 incimaddelerine aykırıdır.
Sınavların şirketler eliyle yürütülmesi nedeniyle ortaya çıkacağıkesin olan sınav usulsüzlükleri ve skandallarının eğitim gören tüm gençler ileailelerinin ve demokratik hukuk devletinin ileride telafisi olmayan zarar veziyanlarına neden olacağı, bugün yaşadıklarımızdan bellidir.
8) Kanun koyucunun adaletsiz, hakkaniyete aykırı ve hukuka uygundavranmayı cezalandırıcı nitelikte olan iptali istenen düzenlemesi, Anayasanın2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırıdır. Düzenleme, yasalara uyan yurttaşları cezalandırdığındantelafisi olmayan zarar ve ziyanlarına yol açmış; açmaya da devam etmektedir.
9) Davayıgören mahkemelerin ve karar temyiz edilmişiseDanıştayınvereceği kararı kurallaştıran ve verilmiş mahkeme kararlarının uygulanmamasınıöngören düzenleme, hükmün yürürlüğe girmesiyle dava açma hakkını da ortadankaldırdığından, Anayasanın2 nci, 6 ncı, 11 inci, 36 ncı, 125 inci ve 138 incimaddelerine aykırıdır. Hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkının ortadankaldırılması, iktidarın uygulaması karşısında mağdur olmuş kişilerin, ileridetelafisi olmayan zarar ve ziyanlarına yol açacaktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerdenen kısa sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleriarasında sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunmasıgereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğününsağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altındasayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesiolanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasayaaçıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncayakadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine davaaçılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
12.07.2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan,04.07.2012 tarihli ve 6353 sayılı 'Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1) 3 üncü maddesi ile bu maddeyle sınırlı olmak üzere yürürlüğeilişkin 89 uncu maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 36 ncı ve 67 ncimaddelerine,
2) 5 inci maddesiyle değiştirilen 17.07.1963 tarihli ve 278 sayılıTürkiye Bilimler ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 2nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki ''bu amaçla ilgili Bakanınonayıüzerineşirket kurmak, kurulmuşşirketlere ortak olmak;' ibaresi ile (e)bendindeki, ''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerineşirket kurmak,kurulmuşşirketlerde imtiyazlıpay sahibi olmak; '' ibaresi, Anayasanın 2 nci ve27 nci maddelerine,
3- a) 22 nci maddesiyle değiştirilen 20.01.2001 tarihli ve 4628sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (c)bendinin sekizinci paragrafının beşinci tümcesindeki '' veya yetkilendireceğidenetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle '' ibaresi ile son tümcesi,Anayasanın 123 üncü ve 128 inci maddelerine,
b) 31 nci maddesiyle değiştirilen 10.05.2005 tarihli ve 5346sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi AmaçlıKullanımına İlişkin Kanunun 6/C maddesinin altıncı fıkrasındaki ''veya gerektiğindemasrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecekdenetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir.Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlıkgörüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümü,Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 128 incı maddelerine,
4- a) 23 üncü maddesinin tamamı, Anayasanın 2 nci, 5 inci ve 56ncı maddelerine,
b)23 üncü maddesiyle değiştirilen 18.04.2001 tarihli ve 4646sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının(e) bendinin değişik üçüncü paragrafındaki, 'BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağınıoluşturantüm bu borçlara ait faizler ilefer'ilerive cezalarısilinir.' şeklindeki ikincitümcesi ve 'Ödemenin yapılmasınıtakiben Hazinenin bu kredilere ilişkin faiz vegecikme cezalarıilefer'ilerive cezalardan kaynaklanan alacakları, bütçeningelir ve gider hesaplarıile ilişkilendirilmeksizin terkin edilir.' şeklindekidördüncü tümcesi, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine,
5) 34 üncü maddesiyle 01.07.2005 tarihli ve 5378 sayılı Özürlülerve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanunun geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerinde yer alan 'yedi yıl' ibarelerini'sekiz yıl' şeklinde değiştiren ibare ile geçici 3 üncü maddesine eklenenikinci fıkrasının üçüncü tümcesi ve üçüncü fıkrasının ilk tümcesininbaşlangıcındaki, 'Sürenin bitiminden itibaren '' ibaresi, Anayasanın Başlangıcıile 2 nci, 5 inci, 10 uncu ve 90 ıncı maddelerine,
6) 45 inci maddesiyle 03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı SayıştayKanununun 35 inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın,
a) (a) bendinin ikinci ve üçüncü tümcesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci,87 nci, 112 nci, 123 üncü ve 160 ıncı maddelerine,
b) (b) bendi; Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine,
c) (c) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine,
d) (ç) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine,
e) (d) bendi, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 112 nci ve 160 ıncımaddelerine,
7)46 ncı maddesi ile17.02.2011 tarihli ve 6114 sayılı Ölçme, Seçmeve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun3üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (j) bendi ile dördüncü fıkrasınınikinci cümlesinde yapılan değişiklik; 47 nci maddesi ile 6114 sayılıKanunun4üncü maddesinin onbirinci fıkrasına eklenen (ğ) bendi ve 48 inci maddesinin (c)bendiyle 6114 sayılı Kanunun 5 inci maddesine eklenen (5) numaralı bendi,Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine,
8) Geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki, 'Ödemesi devamedenlerden bu maddeçerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazlaödeme yapmışolanlarile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönceödemesini tamamlamışolanlara geriödeme yapılmaz.' tümcesi,Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine,
9) Geçici 2 nci maddesi;Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 11 inci, 36 ncı,125 inci ve 138 inci maddelerine,
aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanması halindegiderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davasısonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkinistemimizi saygı ile arz ederiz.'
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un iptali istenen kuralları daiçeren maddeleri şöyledir:
'MADDE 3- 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin TemelHükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 180 inci maddesinin birincifıkrasında yer alan 'iki yıl' ibaresi 'altı ay' şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 5-17/7/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve TeknolojikAraştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının(d) ve (e) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkraeklenmiştir.
'd) Kurum bünyesinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini yapanmerkezlerde, enstitülerde ve birimlerde geliştirilen teknolojilerin üretimde veihtiyaç duyulan alanlarda kullanılmasını, tanıtılmasını veya bunlardan dahakolay yararlanılmasını sağlamak için gerekli ortamları ve yönetim yöntemlerinihazırlamak ve bu teknolojilerin ülke ekonomisine, sınaî ve sosyal gelişmeyekatkıda bulunacak ticari değerlere dönüşmesini sağlamak,bu amaçla ilgiliBakanın onayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak;
e) Kamu ve özel sektörün teknolojik araştırma, geliştirme veyenilik faaliyetlerine etkin katılımını sağlayacak teşvik ve desteksistemlerini geliştirmek ve uygulamak; erken aşamadaki gelişme potansiyeli olanbuluşların ticarileştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren tüzel kişi ve fonlarıdesteklemek,ayrıca bu amaçla ilgili Bakanın onayı üzerine şirket kurmak,kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak;kamu ve özel sektörünaraştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetleri sonucu elde edecekleri çıktılarınticari değere dönüştürülmesini desteklemek; sanayinin üniversite ve araştırmakurum ve kuruluşları ile iş birliği yapmasını sağlayacak programlar geliştirmekve bu iş birliğinin somut hale dönüşebileceği ortamlar oluşturmak; bu alanlardagirişimciliği desteklemek; fikri ve sınaî haklara ilişkin destek vermek; bubentte sayılan amaçlarla Bilim Kurulu tarafından belirlenecek usul ve esaslardoğrultusunda teminatlı veya bir defaya mahsus olmak üzere teminatalınmaksızın, hibe niteliğinde ve/veya geri ödemeli destekler vermek ve önödemede bulunmak;'
'Kurum, sayılan görevlerini yerine getirmek amacıyla, kuluçkamerkezi, teknoloji merkezi, teknoloji transfer ofisleri, proje geliştirme vebilgi aktarım merkezleri, bilim merkezi, bilim parkı ve benzerlerini kurmak vedesteklemek, yurt dışı irtibat büroları kurmak, destek programları oluşturmak,iş birliği ağları ve kümelenme faaliyetlerini desteklemek, proje pazarı, bilimfuarı, yarışma ve benzeri etkinlikleri düzenlemek ve desteklemek, ödül, burs veteşvik ikramiyesi vermek, Bilim Kurulu tarafından belirlenecek usul ve esaslardoğrultusunda teminat alınmaksızın hibe ve/veya kredi olarak sermaye desteğivermek ve ön ödemede bulunmak ve yukarıda belirtilen görevlerin yerinegetirilmesi ile ilgili her türlü faaliyette bulunmak ve gerekli desteğisağlamak yetkisini haizdir.'
MADDE 22-20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılıElektrik Piyasası Kanununun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendininsekizinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
'4046 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan özelleştirme sonrasıelektrik dağıtım tesislerinin iyileştirilmesi, güçlendirilmesi vegenişletilmesi için yapılan yatırımların mülkiyeti kamuya aittir.Özelleştirilen elektrik dağıtım tesis ve varlıklarına ilişkin her türlü işletmeile yatırım plânlaması ve uygulamasında onay ve değişiklik yetkisi Kurulaaittir. Kurul, hizmetin verilmesini sağlayacak yatırımların teklif edilmemesihalinde talep eder ve onaylanmış yatırımlar gerçekleştirilmediği takdirdelisans iptal edilerek yeniden ihale yapılır. Kanun kapsamında tanımlananelektrik dağıtım şirketlerinin her türlü denetimi Bakanlık tarafından yapılır.Bakanlık bu denetimi bu konuda ihtisas sahibi olan kamu kurum ve kuruluşlarınayetki devri suretiyleveya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satınalmak suretiyleyaptırabilir. Bu kapsamda düzenlenecek denetim raporlarıKuruma bildirilir. Denetim raporu sonucuna göre gerekli yaptırım ve işlemlerKurul tarafından karara bağlanır.Denetim şirketlerinin nitelikleri,yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetim şirketleri ve denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'
MADDE 23- 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununungeçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin ilk paragrafının soniki cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci paragrafının son cümlesiyürürlükten kaldırılmış ve ikinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdakiparagraf eklenmiş, üçüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve sonparagrafı yürürlükten kaldırılmıştır.
'Lisansın verilmesinden itibaren dağıtım şirketinin sistemkullanım bedeli (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,05555 ABD Dolar/m3karşılığıTL, sistem kullanım bedeli (taşıma bedeli) 0,0077 ABD Dolar/m3karşılığıTL olarak uygulanır. Bu tarifenin uygulanmasına, dağıtım şirketininhisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihinitakip eden sekiz yıl süresince devam edilir.'
'Bu paragrafın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ayiçerisinde Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin sermayesinde bulunanyüzde yirmi oranındaki hisse de Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafındanözelleştirme kapsam ve programına alınarak daha önceden özelleştirme kapsam veprogramına alınmış yüzde seksen oranındaki hisse ile birlikte blok satışyöntemi uygulanmak suretiyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 4046sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde özelleştirilir. Başkent Doğalgaz DağıtımAnonim Şirketi hakkında 4646 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (4) numaralıbendinin (g) alt bendinin altıncı ve yedinci paragrafları uygulanmaz.'
'Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketine ait yüzde yüzoranındaki hissenin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesi ile eldeedilecek gelirden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan özelleştirmegiderleri düşüldükten sonra kalan tutardan; öncelikle EGO Genel Müdürlüğünün25/5/2007 tarihine kadar olan doğal gaz alım anapara borçları BOTAŞ GenelMüdürlüğüne ödenir. BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağını oluşturan tüm buborçlara ait faizler ile fer'ileri ve cezaları silinir. BOTAŞ Genel Müdürlüğüneödemenin yapılmasını müteakip kalan tutardan; Hazine Garantisi altında ve dışborcun ikrazı sureti ile EGO Genel Müdürlüğüne doğal gaz uygulama projelerikapsamında sağlanan dış kredilerden, anlaşmalar çerçevesinde HazineMüsteşarlığı tarafından kreditörlere ödenen tutarlar, kreditörlere yapılanödeme döviz cinsleri üzerinden ödemenin yapılacağı tarihte geçerli olan TürkiyeCumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kuru esas alınarak Hazineye ödenir.Ödemenin yapılmasını takiben Hazinenin bu kredilere ilişkin faiz ve gecikmecezaları ile fer'ileri ve cezalardan kaynaklanan alacakları, bütçenin gelir vegider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin terkin edilir. Hazineye ödemeninyapılmasını müteakip kalan tutardan; EGO Genel Müdürlüğü ile Ankara BüyükşehirBelediyesinin hisse satış sözleşmesi imza tarihi itibarıyla Başkent DoğalgazDağıtım Anonim Şirketi bilançosunda kayıtlı borçları ve ödeme tarihleriitibarıyla hesaplanacak faiz ve fer'ileri ile birlikte Başkent Doğalgaz DağıtımAnonim Şirketine ödenir. Hisse satış sözleşmesi bedelinin Özelleştirme İdaresiBaşkanlığına vadeli olarak ödenmesi durumunda, bu fıkra uyarınca yapılacaködemeler gelirler tahsil edildikçe yukarıda belirtilen sıraya uyularakgerçekleştirilir.'
MADDE 31-10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanunun 6/C maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir.
'Bu Kanun kapsamındaki üretim tesisleri ile elektrik üretimiyapılan diğer tesislerin lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimi EPDKtarafından yapılırveya gerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmak üzereEPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınarakEPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamayailişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'
MADDE 34-1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılıÖzürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik YapılmasıHakkında Kanunungeçici 2 nci ve 3 üncü maddelerinde yer alan 'yedi yıl'ibareleri 'sekiz yıl' şeklinde değiştirilmiş, geçici 3 üncü maddeyeaşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
'Bu Kanunun geçici 2 nci maddesi ile bu maddenin birincifıkrasında belirtilen erişilebilirlik standartlarının uygulanmasının izlenmesive denetimi her ilde Aile ve Sosyal Politikalar, İçişleri, Çevre ve Şehircilik,Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıkları ile özürlüler ile ilgilikonfederasyonların temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından yapılır. İhtiyaçhalinde birden fazla komisyon kurulabilir.Denetim sonucunda ilgili belediyeve kamu kurum ve kuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların veaçık alanların malikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleritamamlaması için birinci fıkrada belirtilen sürenin bitiminden itibaren ikiyılı geçmemek üzere ek süre verilebilir.
Sürenin bitiminden itibarenöngörülen yükümlülükleriniyerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen umuma açık hizmetveren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarının sahibiolan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıtarafından her bir tespit için bin Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadaridari para cezası uygulanır. Bu şekilde bir yıl içinde uygulanacak idari paracezasının tutarı ellibin lirayı geçemez. Sürenin bitiminden itibaren öngörülenyükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilenbüyükşehir belediyeleri, belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına Aileve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından her bir tespit için beşbin TürkLirasından yirmibeş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Buşekilde bir yıl içinde uygulanacak idari para cezasının tutarı beşyüz binlirayı geçemez. Bu maddeye göre verilen idari para cezaları tebliğindenitibaren bir ay içerisinde ödenir. Genel bütçeye gelir kaydedilen idari paracezası tutarları dikkate alınarak erişilebilirlik konusundaki projelerdekullanılmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinde ödeneköngörülür.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar; İçişleri,Maliye, Çevre ve Şehircilik, Ulaştırma, Denizcilik ve HaberleşmeBakanlıklarının ve özürlüler ile ilgili konfederasyonların görüşleri alınmaksureti ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bir yıl içerisindeçıkarılacak yönetmelikle belirlenir.'
MADDE 45-3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılıSayıştay Kanununun 35 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
'(2) Denetimin yürütülmesi ve kamu zararının tespitinde aşağıdakihususlara uyulur:
a) Düzenlilik denetimi, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarıile bunlara ilişkin malî nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin kanunlara vediğer hukukî düzenlemelere uygun olup olmadığının tespitini kapsayacak şekildeyapılır.Söz konusu hesap ve işlemler dışında kalan diğer işlem vefaaliyetler düzenlilik denetimi kapsamında değerlendirilemez. Yapılandüzenlilik denetiminin kapsamına ilişkin denetlenen kamu idaresi ile ortayaçıkan görüş farklılıklarının nasıl giderileceği hususu Sayıştay tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
b) Kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkinmali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin denetiminde; yetkili merci veorganlar tarafından usulüne uygun olarak alınan karar veya yapılan iş veişlemlerin mevzuata ve idarelerce belirlenen hedef ve göstergelere uygun olmasınarağmen, yönetsel bakımdan gerekliliği, ölçülülüğü, etkililiği, ekonomikliği,verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığı yönünde görüş ve öneriiçeren yerindelik denetimi sayılabilecek denetim raporu düzenlenemez. Denetimraporlarında, kamu idaresinin yerine geçerek belirli bir iş ve işleminyapılmasını veya belirli bir politikanın uygulanmasını zorunlu kılacak, kamuidaresinin takdir yetkisini sınırlayacak veya ortadan kaldıracak görüş ve talepiçeren rapor düzenlenemez.
c) Yapılan denetimler sonucunda, ilgili kanunlar ile bunlaradayanarak çıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik ve ilgili kanunlardauygulamayı yönlendirmek üzere yetkilendirilmiş olan kamu idareleri tarafındanyapılan düzenleme ve verilen görüşlere aykırı denetim raporu düzenlenemez.Ancak, bu düzenlemelerin ilgili kanunlara aykırı olduğu kanaatine varılır ve buhususa Başkanlık tarafından da iştirak edilir ise düzenlenen rapor Başkanlıktarafından ilgili mercilere gönderilir. İlgili kamu idaresinin Sayıştaygörüşüne katılması halinde ilgili düzenleme veya görüş usulüne uygun olarakdüzeltilir. İlgili kamu idaresinin Sayıştay görüşüne katılmaması halinde,Sayıştay tarafından görevlendirilecek üç uzman denetçi ile ilgili kamu idaresitarafından görevlendirilecek iki üyeden oluşacak komisyon tarafındandüzenlenecek rapora göre işlem yapılır.
ç) Düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen raporda, yapılandenetimin kapsadığı iş ve işlemler ile bunlardan ilgili mevzuatına uygun olduğutespit edilen hususlara da yer verilir. Bu hususların ilgili Dairelertarafından da uygun bulunması halinde ilgili mevzuatta herhangi bir değişiklikolmadığı takdirde bu mevzuata uygun olarak aynı şekilde yapılan mali iş veişlemler hakkında da daha sonra mevzuata aykırılık gerekçe gösterilerek denetimraporu düzenlenemez.
d) Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimlerisonucunda düzenlenen taslak denetim raporları denetim grup başkanlıklarıtarafından Başkanlığa sunulmadan önce üç uzman denetçiden oluşturulacak rapordeğerlendirme komisyonları tarafından ilgili kanunlar ile bunlara dayanarakçıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik ve ilgili kanunlarda uygulamayıyönlendirmek üzere yetkilendirilmiş olan kamu idareleri tarafından yapılandüzenleme ve verilen görüşler ile bu fıkrada yer alan diğer hususlara uygunluğuyönünden değerlendirilir. Rapor değerlendirme komisyonlarının teşekkülü ilebunların çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.'
MADDE 46- 17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 3 üncümaddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve dördüncü fıkrasınınikinci cümlesinde yer alan 'Başkanlık' ibaresi 'Başkanlık ile Başkanlığınkuracağı veya iştirak edeceği şirketler' şeklinde değiştirilmiştir.
'j) Faaliyetleri ile ilgili olarak şirket kurmak, kurulmuşşirketlere ortak olmak.'
MADDE 47-6114 sayılı Kanunun 4 üncü maddesininbeşinci fıkrasında yer alan 'iki' ibaresi 'üç' şeklinde, sekizinci fıkrasınınbirinci cümlesinde yer alan 'yedi' ibaresi 'sekiz' şeklinde değiştirilmiş veonbirinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.
'ğ) Başkanlığın sınav faaliyetleri ile ilgili olarak kuracağı veyaiştirak edeceği şirketler için Bakanlar Kuruluna teklifte bulunmak.'
MADDE 48-6114 sayılı Kanunun;
a) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bentlereklenmiştir.
'g) Dış İlişkiler ve İş Geliştirme Daire Başkanlığı.
ğ) Sınav Görevlileri Yönetimi Daire Başkanlığı.'
b) 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bentlereklenmiştir.
'g) Dış İlişkiler ve İş Geliştirme Daire Başkanlığı: Başkanlıkçailk defa yapılacak olan sınavları tanımlamak, sınav kabul koşullarınıbelirlemek, sınavla ilgili protokolleri hazırlamak, sınav takvimini oluşturmak,sınav yönergeleri ve kılavuzlarını hazırlamak, sınavların uygulanmasına yönelikiş geliştirme çalışmalarını koordine etmek, sınav evrakının basımı ve dağıtımıile ilgili işleri ve dış ilişkileri yürütmek, Başkan tarafından verilen diğergörevleri yapmak.
ğ) Sınav Görevlileri Yönetimi Daire Başkanlığı: Başvuru merkezlerive sınav koordinatörlüklerinin koordinasyonunu sağlamak, sınavlarda görevalacak olan personeli görevlendirmek ve sınav ücretleri ile ilgili işlemleriyürütmek, doğrudan merkeze bağlı temsilcilikleri yönetmek, Başkan tarafından verilendiğer görevleri yapmak.'
c) 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
'(5) Başkanlık, sınav faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmınıkuracağı veya iştirak edeceği şirketler eliyle yürütebilir. Şirket kurulmasınaveya kurulu şirketlere iştirak edilmesine, yönetim kurulunun teklifi üzerineBakanlar Kurulunca karar verilir.'
GEÇİCİ MADDE 1-Her kademedeki askeriokullarda veya Türk Silahlı Kuvvetleri hesabına fakülte ve yüksekokullardaöğrenim görenler ile Emniyet Teşkilatında görevlendirilmek üzere her kademedekieğitim kurumlarında okutulanlardan öğrencilikle ilişiği kesilenler ilebelirtilen eğitim kurumları veya bu eğitim kurumları dışındaki eğitimkurumlarında Devlet hesabına öğrenimini tamamlayıp mecburi hizmet yükümlülüğünüyerine getirmeyenlerden ilgili mevzuatı gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihten önce borçlu hale gelip borcunun tamamını ödemeden veya mecburihizmetini tamamlamadan vefat edenlerin borç yükümlülükleri ortadan kalkar.Borçlunun kendisi, mirasçıları veya kefilleri hakkında bu madde kapsamındakiyükümlülüklerle ilgili olarak başlamış olan borç takibi işlemlerine sonverilir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı her derecedeki eğitim kurumuna1997 ve sonraki yıllarda giren ve askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılanveya sağlık sebepleri dışında askeri öğrencilikten çıkarılanlardan; yüklenme vekefalet senetlerinde yazılı olsa dahi ilaç ve tedavi giderleri, kitap,kırtasiye giderleri, öğrenci harçlıkları ile yiyecek giderinin yarısı vebunlara tekabül eden faizleri geri alınmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihte ödemeleri devam edenler ile bu konuda açılmış davaları sonuçlanmamışveya kesin hükme bağlanmış olanlar da bu madde hükümlerinden yararlandırılır.Ödemesidevam edenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödemeyapmış olanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesinitamamlamış olanlara geri ödeme yapılmaz.Bu maddenin uygulamasına ilişkinusul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığınca müşterekenbelirlenir.
GEÇİCİ MADDE 2- 15/6/2012 tarihinden önce 193 sayılı Gelir VergisiKanununun geçici 67 nci maddesi uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerindenyapılan vergi kesintileri için dava açılmaz, görülmekte olan davalarda davayıgören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştayca karar verilmesine yerolmadığına ve vekalet ücretine hükmedilmeksizin tarafların yaptıklarımasrafların üzerlerinde bırakılmasına karar verilir ve bu davalara ilişkinolarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra taraflara tebliğ edilenkararlar uyarınca işlem yapılmaz.
MADDE 89- Bu Kanunun 43 üncü maddesi 1/1/2013 tarihinde, diğermaddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 6., 7.,10., 11., 27., 36., 56., 67., 87., 90., 112., 123., 125., 128., 136. ve 160.maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, NuriNECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL veZühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına,
3.10.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Yasa kuralları, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un3. Maddesiyle, 298 Sayılı Kanun'un 180. MaddesininBirinci Fıkrasında Yer Alan 'iki yıl'İbaresinin 'altı ay'ŞeklindeDeğiştirilmesinin ve Bu Maddeyle Sınırlı Olmak Üzere Yürürlüğe İlişkin 89.Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kompleks bir yapı taşıyanseçim suçlarınailişkin soruşturmaların bazı durumlarda uzun süreli ve ayrıntılı araştırmayapılmasını gerektirdiği gözetildiğinde Cumhuriyet savcılarının bu suçlarıdelilleriyle tespit edip iddianameye dönüştürmesinin altı ayda mümkün olmadığı,bu durumun Cumhuriyet savcısının yeterli araştırma yapmadan dava açmasısonucunu doğuracağı, dolayısıyla altı aylık sürenin ölçülülük ilkesiylebağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 36. ve 67. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri veSeçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un'Dava Süresi'başlıklı 180. maddesininbirinci fıkrasında yer alan'iki yıl'ibaresi'altı ay'şeklindedeğiştirilmek suretiyle seçim suçları için öngörülen iki yıllık dava açmasüresi altı aya indirilmiştir. Bu süre, seçimin bittiği tarihten ibarenişlemeye başlamaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre seçimin bittiği tarih, seçiminyapıldığı gündür. 298 sayılı Kanun'un 180. maddesinin ikincifıkrası uyarınca,kamu davasının açılmasının izin veya karar alınmasına bağlı olduğu suçlarda,izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla bu süreler duracaktır. Butakdirde durma süresi, üç ayı geçemeyecektir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 175. maddesinin (1)numaralı fıkrası uyarınca kamu davası iddianamenin kabulü kararıyla açılmışsayılmaktadır. Buna göre davanın açılmış sayılabilmesi için altı aylık süreiçerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından iddianamenin tamamlanarak mahkemeyesunulmuş olması gerektiği gibi mahkemece de iddianamenin kabulüne kararverilmiş olması gerekmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka veAnayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olandevlettir. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukukdevleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerdekendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyetve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde,herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacıya da davalı olarak iddia ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeylegüvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirisidir.
Seçim, yurttaşların kamu işlerinin yönetilmesine bir ölçüdekatılmasını sağlayan temel bir araç olup, temsili demokrasinin varlığı için'olmazsaolmaz'bir koşuldur. Temsili demokrasilerde seçimlerin varlığı kadar, seçmeniradesinin gerçek bir biçimde temsili bakımından seçimlerin, farklı görüşlerinaçıklanabildiği, çoğulcu ve rekabetçi yarış ortamında gerçekleşmesi de büyükönem taşımaktadır. Bu nedenle 298 sayılı Kanun'da, serbest seçim ortamını bozanve seçimin güvenilirliğini tehlikeye düşüren eylemler suç sayılarak cezaiyaptırıma bağlanmıştır. Kanun koyucu, seçimlerin güvenilirliğini tehlikeyedüşürecek eylemleri suç saymakla birlikte, bu yöndeki tartışmaların gereksizolarak uzamasını engellemek veseçim ihtilaflarının süratle çözümlenmesinisağlamakamacıyla busuçlariçin açılacak ceza davalarını hak düşürücü süreylesınırlandırmıştır.
Seçim suçları için öngörülen dava açma süresi, ceza muhakemesişartlarından olup, yargılama usulüne ilişkindir. Bu nedenle, seçim suçlarındadava açma süresini belirleme yetkisi kanun koyucunun takdirindedir. Kanunkoyucu seçim suçlarında dava açılmasını belirli bir süreyle sınırlamakonusundaki takdir yetkisini, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak veadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluylakullanabilecektir. Bu itibarladava açma süresinin, kamuoyunun seçimlerin adilve güvenilir bir ortamda yapıldığına ilişkin inancının korunması gereği ilemağdurların hak arama hürriyeti arasında adil bir dengeyi sağlayacak niteliktebulunması şarttır.Yine, seçim suçlarında Cumhuriyet savcılığınca resen davaaçılmasıyla korunmak istenen hukuki yarar ile seçim güvenliğinin korunmasındakihukuki yarar arasında da makul bir denge kurulmalıdır.
298 sayılı Kanun'un 133. ila 172. maddelerinde düzenlenen seçimsuçları incelendiğinde, bunların karmaşık olmayan ve fazlaca delil toplanmasınıgerektirmeyen, basit soruşturma usulleriyle tespiti mümkün olan suçlarniteliğinde olduğu görülmektedir. Bu suçlara ilişkin soruşturmalarda Cumhuriyetsavcısının, ilgili tutanakları değerlendirmesi ve şüpheli ile varsa mağdur vetanıkların ifadelerine başvurması çoğunlukla yeterli olmaktadır. Ayrıca bilişimteknolojisi alanındaki gelişmeler sonucu tebligat işlemlerinin daha kısa süredegerçekleşmesi olanaklı hale gelmiştir. Nitekim kuralın gerekçesinde bilgi veiletişim çağının özellikleri dikkate alındığında bilgi ve belgeye erişebilmeninçok daha hızlı ve kısa sürede gerçekleştiği, buna göre de seçimlerin bittiğitarihten itibaren 2 yıl gibi bir uzun sürenin korunmasının bu gerçekliğe, cezayargılamasının genel ilkelerine uygun düşmediği belirtilmiştir.
Öte yandan, 298 sayılı Kanun'un 180. maddesinin ikinci fıkrasında,kamu davası açılmasının izin veya karar alınmasına bağlı olduğu suçlar yönündendava açma süresinin, izin veya karar için gerekli başvurunun yapıldığı tarihtenitibaren üç ay süreyle durması öngörülerek soruşturma için izin veya karargerektiren suçlarda altı aylık sürenin izin veya karar sürecinde tüketilmesiengellenmiştir.
Bütün bunlar dikkate alındığında altı aylık sürenin, Cumhuriyetsavcısının soruşturmayı tamamlayıp hazırladığı iddianameyi mahkemeye sunması vemahkemenin, iddianamenin kabulüne karar vermesi için yeterli olduğu gibimahkemenin iddianamenin reddine karar vermesi halinde eksikliklerin giderilipyeniden dava açılması için de yeterli olduğu ve kamuoyunun, seçimlerin adil vegüvenilir bir ortamda yapıldığına ilişkin inancı ile mağdurların hak aramahürriyeti arasındaki adil denge gözetilerek belirlendiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 67. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun'un5. Maddesiyle, 278 Sayılı Kanun'un 2. MaddesininBirinci Fıkrasının Değiştirilen (d) Bendinde Yer Alan''bu amaçla ilgiliBakanın onayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak;'İbaresiile Değiştirilen (e) Bendinde Yer Alan,''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanınonayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak;''İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde,Türkiye Bilimsel ve Teknolojik AraştırmaKurumunun (TÜBİTAK) kamusal görevlerinin ticarileştirilmesinin ve piyasaşartlarında değerlendirilmesinin, kuruluş amacı ve görevleriyle açık birçelişki içinde olduğu gibi kamu yararıyla da bağdaşmadığı, kamusal kaynaklarlafinanse edilen TÜBİTAK'ın, geliştirdiği teknolojiler ile buluşları kuracağışirketler eliyle ticarileştirerek piyasalaştırmasının bilim ve teknolojininserbestçe yayılmasına engel oluşturduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve27. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle kural, Anayasa'nın 128.maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kurallarla, TÜBİTAK'a, ilgili Bakan'ın onayıyla şirketkurma ve kurulmuş şirketlere ortak olma yetkisi verilmiştir. TÜBİTAK'ın şirketkurma ve kurulmuş şirketlere ortak olması, Kurum bünyesinde geliştirilenteknolojilerin ve buluşların ticari değere dönüşmesinin sağlanması, kamu veözel sektörün teknolojik araştırma faaliyetlerinin desteklenmesi amacınamünhasır kılınmıştır. TÜBİTAK'ın kuracağı veya katılacağı sermaye şirketlerininfaaliyetleri tamamen özel hukuk hükümlerine göre yürütülecektir.
Anayasa'nın 2. maddesindeki'hukuk devleti'ilkesi gereğince,yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmekamacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunuçözümlenirken'kamu yararı'konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağıinceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ilesınırlıdır. Kanun ile kamu yararının ne kadar gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinidenetlemenin anayasa yargısıyla bağdaşmayacağı, bunun kanun koyucununtakdirinde olduğu açıktır.
Kuralların gerekçesinde,TÜBİTAK'ın araştırma ve geliştirmefaaliyetlerinden elde edilen ticari değeri olan bilgi ve buluşlarınticarileştirilebilmesi için özel nitelikli şirketlerin kurulabilmesininamaçlandığı, yine buluşların ticarileştirilebilmesine yönelik faaliyettebulunan tüzelkişi ve fonlara Kurum tarafından destek sağlanması ile yönetimindeyer almayı sağlayacak şekilde imtiyazlı pay sahibi olmak kaydıyla, bu amaçlaşirket kurmak veya kurulmuş bir şirkete ortak olarak bizzat bu faaliyetleriyönlendirmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.Dolayısıyla, gösterilen bu hedefinkamu yararı amacına dönük olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan somutdüzenlemenin bu amacı etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olupolmadığı yönündeki bir değerlendirme anayasallık denetiminin kapsamıdışındadır.
Anayasa'nın 128. maddesinin birinci fıkrasında,'Devletin, kamuiktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî vesürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür....'denilmektedir.Buna göre, kamu hukuku kuralları uyarınca yürütülen kamu hizmetleriningerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğerkamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında, kamu kurum vekuruluşlarına, genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları asli vesürekli görevlerinin dışında kalan alanlarda faaliyette bulunmak üzere şirketkurma yetkisi verilebileceği belirtilmiştir.TÜBİTAKbünyesinde geliştirilenteknolojilerin ticarileştirilmesi, kamu ve özel sektörün teknolojik araştırmafaaliyetlerinin desteklemesi ve bu çerçevede geliştirilen buluşlarınticarileştirilmesinin, kamu gücü kullanımını gerektiren ve icrai yetkileriçeren görevlerden olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 128.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşekatılmamışlardır.
Kuralların, Anayasa'nın 27. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun'un 22. Maddesiyle Değiştirilen, 4628 Sayılı Kanun'un 2.Maddesinin Dördüncü Fıkrasının (c) Bendinin Sekizinci Paragrafının BeşinciCümlesinde Yer Alan'' veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmetsatın almak suretiyle ''İbaresi ile Son Cümlesinin İncelenmesi
1-'' veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satınalmak suretiyle ''İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,asli ve sürekli görevler kapsamında bulunanelektrik dağıtımşirketlerinin her türlüdenetimi görevinin Bakanlık tarafındanyetkilendirilecek şirketlerden hizmet satın alınması yoluyla gördürülecekolmasının Anayasa'nın 128. maddesiyle bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.
4628 sayılı Kanun'un 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (c)bendinde, elektrik dağıtım faaliyetinde bulunabilecek tüzel kişilerdüzenlenmiştir. 5398 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle anılan bende eklenensekizinci paragrafla,özelleştirilen elektrik dağıtım tesis ve varlıklarınailişkin her türlü işletme ile yatırım planlaması ve uygulamasında onay, değişiklikve denetim yetkisi Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna (EPDK) verilmiştir.6353sayılı Kanun'un 22. maddesiyle söz konusu sekizinci paragrafta yapılandeğişiklikle, Kanun kapsamında tanımlanan elektrik dağıtım şirketlerinindenetimi yetkisi ve görevi EPDK'dan alınarak Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığına verilmiştir.
Dava konusu ibareyi de içeren beşinci cümleyle, Bakanlığın,denetimi bu konuda ihtisas sahibi olan kamu kurum ve kuruluşlarına yetki devrisuretiyle veya yetkilendireceği denetim şirketlerinden hizmet satın almaksuretiyle yaptırabilmesine olanak tanınmıştır. Denetim yetkisi Bakanlıktaolmakla birlikte denetim sonucu düzenlenen raporların EPDK'ya gönderilmesi verapor sonucuna göre gerekli yaptırım ve işlemlerin EPDK tarafından karara bağlanmasıöngörülmektedir.
Genel olarak kurum ve kuruluşların işlemlerinin ve bu işlemleriyapanların veya iktisadi faaliyet ve olaylarla ilgili olarak ileri sürüleniddiaların önceden belirlenmiş standartlara, ölçütlere ve kurallara uygun olupolmadığını tarafsızca kanıt toplayarak araştıran, değerlendiren ve ilgililereraporlayan sistematik bir süreç olarak tanımlanandenetim faaliyeti, başlıbaşına icrai sonuç doğuran bir işlem veya karar niteliğinde değildir.Denetimsonucu düzenlenen raporlar idari işlem kuramı uyarınca hazırlık işleminiteliğinde olup bu raporların hazırlanması, denetlenen kişinin hukukundadeğişiklik yaratmamaktadır.Asıl icrai işlem, denetim sonucunda yetkilimakamlarca alınan cezai ve idari kararlar ile başvurulan diğer hukuki tedbirlerdir.İcrai kararları almakla yetkili idari makam, hazırlık işlemi niteliğindekidenetim raporundaki tespit ve değerlendirmelerle bağlı değildir. Bu nedenlekural olarak denetim faaliyetinin özel kişilerden hizmet satın alınması yoluylayürütülmesi Anayasa'ya aykırı olmaz.
Dava konusukuralla, Bakanlığın, elektrik dağıtım şirketlerinin hertürlü denetimini yetkilendireceği denetim şirketlerine, hizmet satın almaksuretiyle yaptırmasına olanak tanınmakla birlikte bu kapsamda düzenlenecekdenetim raporlarının EPDK'ya bildirilmesi ve denetim raporu dikkate alınarakgerekli yaptırım ve işlemlerin Kurul tarafından karara bağlanmasıöngörülmüştür. Denetim sonucu Kanun'da öngörülen hukuki, cezai ve idaritedbirleri uygulama yetkisi EPDK'da kalmaya devam ettiğinden, teknik desteksağlamaktan ibaret, hazırlık işlemi niteliğinde bir görev olduğu anlaşılandağıtım şirketlerinin denetlenmesi görevinin memur ve diğer kamu görevlisiniteliğinde olmayan üçüncü kişilere gördürülmesinde Anayasa'ya aykırı bir yönbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 128. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman AlifeyyazPAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
2- Son Cümlenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,hiçbir ölçü getirmeden, çerçeve çizilmeden, kamuhizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olan denetim görevineilişkin denetimşirketlerinin nitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkilidenetimşirketleri ve denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkinusul ve esasların Bakanlık tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenecekolmasının Anayasa'nın 123. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle kural,Anayasa'nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kuralla, denetim şirketlerinin nitelikleri,yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetim şirketleri ve denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların Bakanlıktarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.
Anayasa'nın 7. maddesinde,'Yasama yetkisi Türk Milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.'denilmektedir.Buna göre, kanun ile yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenlemeyetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi,sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Kanun ile yetkilendirmeAnayasa'nın öngördüğü biçimde kanun ile düzenleme anlamını taşımamaktadır.Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organınadüzenleme yetkisi veren bir yasa kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş biralanın yönetimin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesineaykırılık oluşturur.
Anayasa'nın 123. maddesinin birinci fıkrasında ise'İdare,kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.'hükmü yeralmaktadır. Bu maddede yer alan düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesine işaretetmektedir. İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev veyetkilerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde, açık bir biçimdekanunla düzenlenmesini gerekli kılar.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 48. maddesinde, denetimfaaliyeti, danışmanlık hizmeti olarak kabul edilmiş ve bu suretle denetimfaaliyetinin danışmanlık hizmeti satın alınması yoluyla üçüncü kişileregördürülmesine olanak tanınmıştır. Anılan Kanun'un 2. maddesinin birincifıkrasının (a) bendine göre, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerininkullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımlarıile yapım işlerine ilişkin ihalelerin bu Kanun hükümlerine göre yürütülmesizorunlu olduğundan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının denetim hizmeti satınalması da anılan Kanun hükümleri uyarınca yerine getirilecektir. Dolayısıyladenetim şirketlerinin niteliklerinin belirlenmesi, seçimi veyetkilendirilmesinin, 4734 sayılı Kanun'da yer alan hükümler çerçevesindegerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, dağıtım şirketlerini denetmekle yetkilendirilecekşirketlerin Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş şirketler olacaklarında kuşkubulunmamaktadır. Ayrıca Bakanlığın bu şirketlerden hizmet satın alması bir özelhukuk sözleşmesiyle olacağından, şirketlerin hak ve yükümlülükleri ilesözleşmeye aykırılık durumunda uygulanacak yaptırımlar, 4734 sayılı Kanun,Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca belirlenecektir.
Konunun genel çerçevesi, 4734 sayılı Kanun, Borçlar Kanunu veTicaret Kanunu ile belirlendikten sonra denetim şirketlerinin nitelikleri,yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetim şirketleri ve denetime tabişirketlerin hak ve yükümlülükleriyle ilgili idari ve teknik ayrıntılara ilişkinusul ve esasların düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması yasama yetkisinindevri anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 7. ve 123.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman AlifeyyazPAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
D- Kanun'un 23. Maddesiyle, 4646 Sayılı Kanun'un Geçici 3.Maddesinin Birinci Fıkrasının (e) Bendinde Yapılan Değişikliklerin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, tüketicileri koruyucu hiçbir önlem alınmadanBaşkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin özelleştirilmesinin veözelleştirmeden itibaren sekizinci yılın sonunda tüketicilerin bütünüylefirmanın tekelci fiyatlama politikasıyla karşı karşıya bırakılmasının sosyalhukuk devleti ilkesiyle ve devletin temel amaç ve görevleriyle bağdaşmadığıgibi Ankara'da çevre felaketleri yaşanmasına yol açacağı, Sayıştayın yerleşmişiçtihadına göre Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ile EGO Genel Müdürlüğüyetkililerinden oluşan yasal sorumluların şahıslarında kişiselleşmiş bulunanBOTAŞ ve Hazineye ait faiz ve ferîleri ile ceza borçlarının silinmesi ve terkinedilmesini öngören düzenlemede kamu yararı bulunmadığı, BOTAŞ'tan doğal gazalan ve Hazine garantili dış borç kullanan diğer belediyelerin faiz ve ferîleriile ceza borçları silinmez ve terkin edilmezken, EGO Genel Müdürlüğününborçlarının kanunla silinmesi ve terkin edilmesinin'kanun önünde eşitlik'ilkesiylebağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 5., 10. ve 56. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nunbirinci fıkrasının (e) bendine eklenen üçüncü paragrafla, daha önce yüzdeseksen hissesinin özelleştirilmesi öngörülen Başkent Doğal Gaz Dağıtım AnonimŞirketinin diğer yüzde yirmi oranındaki hissesinin de kuralın yürürlüğe girdiğitarihten itibaren bir ay içerisinde Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafındanözelleştirme kapsam ve programına alınarak daha önceden özelleştirme kapsam veprogramına alınmış yüzde seksen oranındaki hisse ile birlikte blok satışyöntemi uygulanmak suretiyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 4046sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde özelleştirilmesi öngörülmüştür.
Aynı bendin değiştirilen dördüncü paragrafıyla, özelleştirmedenelde edilecek gelirden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan özelleştirmegiderleri düşüldükten sonra kalan tutardan, öncelikle EGO Genel Müdürlüğünün25.5.2007 tarihine kadar olan doğalgaz alım anapara borçlarının BOTAŞ GenelMüdürlüğüne ödenmesi, sonra Hazine Garantisi altında ve dış borcun ikrazısureti ile EGO Genel Müdürlüğüne doğal gaz uygulama projeleri kapsamındasağlanan dış kredilerden, anlaşmalar çerçevesinde Hazine Müsteşarlığıtarafından kreditörlere ödenen tutarların, kreditörlere yapılan ödeme dövizcinsleri üzerinden ödemenin yapılacağı tarihte geçerli olan Merkez Bankasıdöviz satış kuru esas alınarak Hazineye ödenmesi, daha sonra da EGO GenelMüdürlüğü ile Ankara Büyükşehir Belediyesinin hisse satış sözleşmesi imzatarihi itibarıyla Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin bilançosundakayıtlı borçları ve ödeme tarihleri itibarıyla hesaplanacak faiz ve ferîleriile birlikte Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketine ödenmesi, kalan kısmınında Ankara Büyükşehir Belediyesine irat kaydedilmesi öngörülmüştür. Öte yandankuralla, BOTAŞ Genel Müdürlüğünün alacağını oluşturan tüm bu borçlara aitfaizler ile fer'ileri ve cezaları silinmiş, Hazinenin söz konusu kredilereilişkin faiz ve gecikme cezaları ile fer'ileri ve cezalardan kaynaklananalacakları da terkin edilmiştir.
Ayrıca bendin birinci paragrafının değiştirilen son ikicümlesinde, lisansın verilmesinden itibaren dağıtım şirketinin sistem kullanımbedelinin (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,05555 ABD Dolar/m3 karşılığıTL, sistem kullanım bedelinin (taşıma bedeli) 0,0077 ABD Dolar/m3 karşılığı TLolarak uygulanması ve dağıtım şirketinin hisselerinin özelleştirilmesine dairhisse satış sözleşmesinin imza tarihini takip eden sekiz yıl süresince butarifenin uygulanmasına devam edilmesi kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal birhukuk devleti olduğu belirtilmiş; 5. maddesinde de, kişilerin ve toplumun refahhuzur ve mutluluğunu sağlamak üzere siyasal, ekonomik ve sosyal engellerinkaldırılması devletin temel görevleri arasında sayılmıştır. Sosyal devlet,sosyal adaletin, sosyal refahın ve sosyal güvenliğin gerçekleşmesini sağlayandevlettir. Ekonomik ve malî politikalar sosyal devletin gerçekleşmesinisağlayan araçlardır.
Sosyal hukuk devleti ise insan hak ve özgürlüklerine saygıgösteren, ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve güvence altına alan,kişiyle toplum arasında denge kuran, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılıkiçinde çalışmasını sağlayan, çalışma hayatının gelişmesi için sosyal, iktisadive mali önlemler alarak çalışanları koruyan, milli gelirin adil biçimdedağılmasını temin eden, hukuka bağlı ve gerçekçi bir özgürlük rejiminiuygulayan devlettir.
Hisselerinin tamamının özelleştirilmesi öngörülen Başkent DoğalgazDağıtım Anonim Şirketi tarafından satılacak doğal gazın fiyatınınbelirlenmesinde dikkate alınacak unsurlardan ikisi olan hizmet ve amortismanbedeli ile taşıma bedeli doğrudan kanunla belirlenmiş ve bu bedeller hissesatış sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren sekiz yıl süreylesabitlenmiştir. Bunların dışında kalan faktörler de dikkate alınarak doğalgazın perakende satış fiyatını belirleme yetkisi, 4646 sayılı Kanun'un'Tarifeler'başlıklı11. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendiyle EPDK'ya verilmiştir.Anılan maddeye göreEPDK, hizmet maliyeti, yatırıma imkân sağlayacak makulölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatlarını ve benzeridurumları dikkate alarak doğal gazın perakende satış fiyatını belirleyecektir.Belirlenen perakende satış fiyatının dışında tüketicilerden herhangi bir adaltında ücret talep edilemeyeceği ayrıca vurgulanmıştır. Dolayısıyla hizmet veamortisman bedeli ile taşıma bedelinin sabitlendiği sekiz yılın dolmasından sonrada dağıtım şirketinin tek başına doğal gaz satış fiyatını belirlemesi sözkonusu olmayıp bu konudaki nihai yetki EPDK'ya verilmek suretiyletüketicilerinfirmanın tekelci fiyatlama politikasıyla karşı karşıya bırakılması önlenmiştir.
Dava konusu kuralla,iktisadi devlet kuruluşu olanEGO GenelMüdürlüğününsermayesinin tamamı devlete ait olan BOTAŞ Genel Müdürlüğü ileHazineye olan faiz ve ferileri ile cezalara ilişkin borçlarının silinmesininöngörülmesinin, mali af niteliği taşıdığı açıktır. Anayasa Mahkemesikararlarında vurgulandığı gibi mevcut mali yükümlülüklerin tümünü ya da birkısmını kaldırmak kanun koyucunun takdirindedir. Başkent Doğal Gaz DağıtımAnonim Şirketinin özelleştirilmesi nedeniyle söz konusu şirketin faaliyetlerindenkaynaklanan borçların tasfiyesi amacıyla getirildiği anlaşılan düzenlemede kamuyararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.
Öte yandan, silinmesi öngörülenfaiz ve ferîler ile cezalarEGO Genel Müdürlüğü adına tahakkuk etmiş ve henüzödenmemiş kurum borçları niteliğinden olup ilgili sorumluların şahsi borçlarıdeğildir. Şahsi borçtan söz edilebilmesi için, bu borçların hukuka aykırıolarak bütçe kaynaklarından ödenmiş olması ve bu durumun Sayıştay tarafındansaptanarak kamu zararının ilgililerden tazminine karar verilmiş olmasıgerekmektedir. Henüz kurum bütçesinden ödenmemiş ve dolayısıyla Sayıştaydenetimine konu olmamış bir borcun şahsi borç olarak nitelenmesi olanaksızdır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 5.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın10. ve 56. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun'un 31. Maddesiyle Değiştirilen, 5346 Sayılı Kanun'un 6/CMaddesinin Altıncı Fıkrasının''veya gerektiğinde masrafları ilgililerine aitolmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmetsatın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgiliuygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDKtarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde,EPDK tarafından yapılacak denetim,genel idareesaslarına göre yürütmekle yükümlü olunankamu hizmetinin gerektirdiği asli vesürekli görevlerden olduğundan bu görevin kamu görevlisi niteliğinde olmayankişiler eliyle yerine getirilmesinin Anayasayla bağdaşmadığı, denetimşirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esasların EPDK tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesine imkân verilmesinin yasama yetkisinindevri niteliğinde olduğu, öte yandanEPDK tarafından yetkilendirilecek denetimşirketlerinin niteliğinin ve statüsünün kanunda açık ve net olarakgösterilmediği gibi yetkilendirmenin niteliği ve kurallarının dabelirtilmediği, kaldı ki kuralın önceki halinde yer alan aynı ibarelerinAnayasa Mahkemesinin 5.7.2012 günlü, E.2011/27, K.2012/101 sayılı kararı ileiptal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 128. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle kural,Anayasa'nın 10. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kuralın da yer aldığı fıkra, 5346 sayılı Kanunkapsamındaki üretim tesisleri ile elektrik üretimi yapılan diğer tesislerin,lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimini düzenlemektedir. İptali istenenkuralda ise söz konusu inceleme ve denetimin EPDK tarafından denetimşirketlerinden hizmet satın alınarak yaptırılabileceğine ve denetim şirketleriile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esasların Bakanlık görüşü alınmakkaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hüküm altınaalınmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerinhem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir.
Maddi ve hukuki olguları tespit etmekten ibaret bir hazırlıkişlemi niteliğindeki denetim faaliyetinin özel kişilerden hizmet satın alınmasıyoluyla yürütülmesimümkün ise de denetim sonucu kanunlarda öngörülen icraikararların memurlar veya diğer kamu görevlileri tarafından alınması zorunludur.Dava konusukuralla, EPDK'nın, 5346 sayılı Kanun kapsamındaki üretim tesisleriile elektrik üretimi yapılan diğer tesislerin denetiminiyetkilendireceğidenetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle yapılabileceği belirtilmeklebirlikte, denetim üzerine söz konusu Kanun'da öngörülen idari ve cezaiyaptırımlar ile diğer icrai kararların hangi makam veya birim tarafındanalınacağı yolunda herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu durum tereddütlereve belirsizliğe yol açacağından hukuk devleti ilkesine aykırılıkoluşturmaktadır.
Dava konusu kuralda, denetimlerin EPDK tarafındanyetkilendirilecek denetim şirketlerince yapılması halinde masraflarınilgililere ait olacağı belirtilmiştir. İnceleme ve denetimin EPDK tarafındanyapılması halinde denetlenen bakımından mali bir külfete yol açmamakta iken sözkonusu denetimin EPDK tarafından yetkilendirilen denetim şirketlerinden hizmetsatın alınarak yaptırılması hâlinde denetim masraflarının denetlenendenalınması sonucuna yol açan düzenleme, denetlenenler yönünden aynı hukukikonumda bulunan şirketlere farklı işlem ve yükümlülükler getirilmesi sonucunudoğurmakta ve eşitlik ilkesine de aykırı bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerineaykırıdır. İptali gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.
Hicabi DURSUN bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa'nın 7. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun'un 34. Maddesiyle, 5378 Sayılı Kanun'un Geçici 2. ve 3.Maddelerinde Yer Alan'yedi yıl'İbarelerinin'sekiz yıl'ŞeklindeDeğiştirilmesi ile Geçici 3. Maddesine Eklenen İkinci Fıkranın ÜçüncüCümlesinin ve Üçüncü Fıkranın İlk Cümlesinde Yer Alan'Sürenin Bitimindenİtibaren''İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, binalar ve diğer sosyal ve kültürel alt yapıalanlarının özürlülerin erişebilirliğine uygun duruma getirilmesi içinöngörülen yedi yıllık sürenin kanunla bir yıl ertelenmesi ve idari kararlarlaayrıca iki yıl daha ertelenebilmesinin olanaklı kılınması, engellilerin yaşamakatılmalarının üç yıl ötelenmesi anlamına geldiğindenengellilerin haklıbeklentilerinin ihlali sonucunu doğurduğu, yediyıllık sürenin üç yıl daha uzatılmasının, engellilere pozitif ayrımcılıkyapılmasını öngören Anayasa kuralı ve Birleşmiş Milletler Engelli HaklarıSözleşmesiyle bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 5., 10. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralları içeren ve 7.7.2005tarihinde yürürlüğe giren5378 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesiyle kamu kurum vekuruluşlarına ait mevcut resmî yapıların, yol, kaldırım, yaya geçidi, açık veyeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanlarıile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren hertürlü yapıların; geçici 3. maddesiyle de büyükşehir belediyeleri ve diğerbelediyelere, şehir içinde kendilerince sunulan ya da denetimlerinde olan toplutaşıma hizmetlerinin özürlülerin erişebilirliğine uygun duruma getirilmesizorunlu kılınmış ve söz konusu zorunlulukların yerine getirilebilmesi içinanılan Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıllık bir süreöngörülmüştür. Dava konusu kuralla, 5378 sayılı Kanun'un geçici 2. ve 3.maddelerinde geçen'yedi yıl'ibareleri'sekiz yıl'şeklindedeğiştirilmek suretiyle sözü edilen kurum ve kişilere tanınan süre bir yıluzatılmıştır.
Ayrıca, her ilde Aile ve Sosyal Politikalar, İçişleri, Çevre veŞehircilik, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıkları ile özürlüler ileilgili konfederasyonların temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulması ve bukomisyonca yapılan denetim sonucunda ilgili belediye ve kamu kurum vekuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların ve açık alanlarınmalikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleri tamamlamaları içinbirinci fıkrada belirtilen sürenin bitiminden itibaren iki yılı geçmemek üzereek süre verilebilmesi de öngörülmüştür.
Anılan 3. maddeye eklenen ikinci fıkrayla, bir yıllık süre ve ikiyılı geçmemek üzere verilen ek sürenin bitiminden itibaren öngörülenyükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen umumaaçık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarınınsahibi olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri ile büyükşehir belediyeleri,belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına, Aile ve Sosyal PolitikalarBakanlığı tarafından idari para cezası uygulanması öngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde vurgulanan sosyal devlet ilkesi,engellilere yönelik oluşan mağduriyetlerin giderilmesini gerekli kılmaktadır.
Anayasa'nın 5. maddesi,kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmayı, insanın maddi ve manevi varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmayı Devletin temel amaç vegörevleri arasında saymaktadır. Buna göre engellilerin yaşam koşullarınıniyileştirilmesi, hak ve özgürlüklere ulaşmalarının önündeki her türlü engelinkaldırılması Devletin anayasal bir ödevidir.
Anayasa'nın'Kanun önünde eşitlik'ilkesini düzenleyen 10.maddesine, 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Kanun ile eklenen üçüncü fıkrayla,özürlüler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağıbelirtilerek, Anayasa'nın 5. maddesiyle Devlete yüklenen bu ödevpekiştirilmiştir.
5825 sayılı Kanun ile onaylanarak uygun bulunanBirleşmiş MilletlerEngelli Hakları Sözleşmesinin (EHS)3. maddesinde, engelliliğedayalı ayrımcılık yapılması yasaklanmış; 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,taraf devletlerin, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yürürlüktekihukuk kurallarını, düzenlemeleri, gelenekleri ve uygulamaları değiştirmek veyaortadan kaldırmak için gerekli olan, yasama faaliyetleri dâhil uygun tümtedbirleri almakla yükümlü oldukları belirtildikten sonra aynı maddenin (2)numaralı fıkrasında da taraf devletlerin, engellilerin ekonomik, sosyal vekültürel haklardan tam olarak yararlanmalarını aşamalı olarak sağlayacaklarıdüzenlenmiştir.
Bina ve diğer sosyal ve kültürel alt yapı tesisleri ile toplutaşıma hizmetlerinin engellilerin erişim ve kullanımına uygun hale getirilmesigerek Anayasa gerekse EHS'nin Devlete yüklediği engellilerin hak ve özürlüklerininkullanımının önündeki hukuki ve fiili engelleri kaldırma ödevinin birgereğidir. Dava konusu kurallarla, 5378 sayılı Kanunla engellilerin toplumundiğer kesimleriyle eşit şekilde hak ve özgürlüklere erişebilmeleri içingetirilen ayrıcalıklar ortadan kaldırılmamış, sadece ilgili kurum ve kişilereyüklenen ödevin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, kanunda öngörülen süreuzatılmıştır. Kaldı ki, bu üç yıllık süre sonunda Kanun'da öngörülenyükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması durumu cezai yaptırıma bağlanarak,ilgili kişi ve kurumların, en fazla üç yıllık süre içerisinde bu ödevlerini ifaetmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Bu durum, engellilerin sosyal ve ekonomikhaklardan tam olarak yararlanmalarının aşamalı olarak sağlanmasını öngörenEHS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla da uyumludur.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 5., 10.ve 65. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Engin YILDIRIMbu görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa'nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 45. Maddesiyle, 6085 Sayılı Kanun'un 35. MaddesineEklenen (2) Numaralı Fıkranın (a) Bendinin İkinci ve Üçüncü Cümleleri ile (b),(c), (ç) ve (d) Bentlerinin İncelenmesi
1- Sayıştayın Anayasal Konumu Hakkında Genel Değerlendirme
Sayıştay, 1961 Anayasası'nda'Yürütme'bölümünün'İktisadive Mali Hükümler'alt başlığında yer alırken, 1982 Anayasa'nın'CumhuriyetinTemel Organları'başlıklı üçüncü kısmının,'Yargı'başlıklı üçüncübölümünde düzenlenmiştir. Ayrıca 1982 Anayasası'nda, 1961 Anayasası'ndan farklıolarak Sayıştay kararlarına karşı idari yargı yoluna (Danıştay'a)başvurulamayacağı, ancak vergi ve benzeri mali yükümlülükler ve ödevlerhakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştaykararlarının esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
1982 Anayasası'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayıngörevleri;
- Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyalgüvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye BüyükMillet Meclisi adına denetlemek,
- Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,
- Kanunla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işleriniyapmak,
şeklinde sayılmıştır.
Sayıştay'ın, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlamasının yargısal bir faaliyet olup olmadığının saptanabilmesi için sözkonusu faaliyetin objektif içeriğine ve Sayıştayca verilen hükmün niteliğinebakmak gerekmektedir. Bunun için öncelikle, yargılama faaliyetinden neanlaşılması gerektiğinin ortaya konulması zorunludur.
Devletin yargılama fonksiyonunun belirlenmesinde iki temelyaklaşım söz konusudur. Maddi anlamda yargılama faaliyeti, hukukiuyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen ve karara bağlayanbir devlet fonksiyonu olarak görülmektedir. Bu anlayış, organik açıdan idareiçerisinde yer alan kimi organ ve kurulların benzer faaliyetlerinin deyargılama faaliyeti sayılması sonucunu doğurması nedeniyle yetersizkalmaktadır.
Günümüzde genel kabul gören organik-şekli ölçüte göre, yargısalfaaliyet, kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız kuruluşlar tarafından, hukukiuyuşmazlıkların ve hukuka aykırılık iddialarının özel yargılama usulleriizlenerek çözümlenmesi ve kesin hükme bağlanması faaliyeti olaraktanımlanmaktadır. Bağımsızlık ve tarafsızlık, yargı fonksiyonunu idarefonksiyonundan ayıran en önemli ölçüt olup, yargı yetkisini kullanacak olanmerciin, çözülmesi istenen uyuşmazlığa doğrudan veya dolaylı olarak tarafolmayan ve uyuşmazlığın taraflarından tamamen bağımsız olan kişi veyakişilerden oluşmasını gerektirmektedir. Öte yandan yargılama faaliyetinde idarifaaliyetten farklı olarak, uyuşmazlığın çözümü, bağımsızlık ve tarafsızlığıgüçlendiren özel yargılama usulleri izlenerek gerçekleştirilmektedir. Ayrıca,yargı organları bir uyuşmazlığı kesin bir biçimde çözerken, idare organlarınınverdiği kararlar kural olarak kesin nitelikte değildir. Dolayısıyla verilenkarara karşı herhangi bir organa başvurulamaması, karara yargısal kimlikkazandıran önemli bir göstergedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkı bağlamındamahkemeyi, ulusal kanunlarda mahkeme olarak nitelendirilmiş olup olmadığınabakmaksızın, belli bir usul izleyerek ve hukuk kurallarına dayanarak,gerektiğinde devlet zoruyla yerine getirilmesi mümkün olan karar vermeyetkilerini elinde tutan organ olarak nitelemektedir(Sramek/Avusturyakararı, Başvuru no:8790/79, par.36).
Bu tanıma göre yargısal faaliyetin en önemli unsuru, bir hukukiuyuşmazlığın tüm yönleriyle esastan çözümlenerek karara bağlanması ve bukararın kesin hüküm niteliği taşımasıdır. Kesin hüküm, davanın taraflarıarasındaki hukuki ilişkinin, bütün bir gelecek için kesin olarak tespiti veyadüzenlenmesi ve aynı davanın hükmün kesinleşmesinden sonra yenidenaçılamamasıdır. Sayıştay, sorumluların hesap ve işlemlerinin hukuka uygun olupolmadığı, hukuka aykırı ise kamu zararı doğurup doğurmadığı ve hukuka aykırımali işlem ile kamu zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı yolunda,6085 sayılı Kanun'da öngörülen yargılama usullerini izleyerek bir incelemeyaptıktan sonra, her üç koşulun da gerçekleşmesi durumunda kamu zararının hesapsorumlusundan tazminine karar vermektedir. Sayıştayın tazmin kararı vermesi,hukuka aykırılığın müeyyidesidir. Anayasa'nın 160. maddesinin birincifıkrasında, Sayıştayın bu kararının kesin hüküm niteliğinde olduğunun açıkçabelirtilmesi ve bu karara karşı herhangi bir hukuksal yola başvurma yolununöngörülmemiş olması, Sayıştay kararının yargısal anlamda kesin hükümniteliğinde olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, Anayasa'nın 164. maddesinin son fıkrasında yer alan'KesinHesap Kanunu tasarısının ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük MilletMeclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılmamışdenetim vehesap yargılamasınıönlemez ve bunların karara bağlandığıanlamına gelmez.'şeklindeki hükümde, hesap yargılamasından söz edilmesi,Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin olarak verdiği kararlarınyargısal kimliğe sahip olduğunun önemli bir göstergesidir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 160. maddesinin ikinci fıkrasında,vergi ve benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştaykararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararının esas alınacağınınöngörülmüş olması, Sayıştayın bir yargı mercii olarak kabulünü gerektirir.Sayıştayın idari bir makam olarak kabulü durumunda, Sayıştay ile Danıştaykararları arasındaki uyuşmazlıkta Danıştay kararının üstün olduğunu vurgulayanAnayasa hükmünün bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü yargı kararları ile idarikararlar arasında kıyas yapılması dahi mümkün değildir. Anayasa koyucunun,Sayıştay ile Danıştay kararları arasında bu şekilde bir kıyaslama yapmaihtiyacı duyması, ikisini de yargı organı olarak görmesinin bir sonucudur.
Sayıştayın yargısal fonksiyon ifa edip etmediğinin saptanmasındadikkate alınması gereken diğer bir unsur da, bağımsızlık ve tarafsızlıktır.Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında Sayıştayın merkezi yönetimbütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütüngelir ve giderleri ile mallarını'Türkiye Büyük Millet Meclisi adına'(TBMM)denetleyeceğinin belirtilmiş olması, Sayıştayın TBMM'ye bağlı olarak faaliyetyürüttüğü ve bağımsızlık unsurunu taşımadığı yolunda görüşlerin ilerisürülmesine zemin hazırlamıştır. Ancak Anayasa'nın 160. maddesinin birincifıkrasının birinci cümlesinin lafzı dikkate alındığında, Sayıştayca TBMM adınaicra edilen görev denetim görevi olup, sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlama görevi değildir. Zira cümlede,'Türkiye Büyük Millet Meclisiadına'ibaresi'denetlemek'ibaresinden hemen önce kullanıldığından've'bağlacındansonraki'sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak'ibaresiniilgilendirmemektedir. Şayet,'Türkiye Büyük Millet Meclisi adına'ibaresinin,'sorumlularınhesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak'ifadesini de nitelemesiistenseydi, cümlenin ortasında('denetlemek'ibaresinden hemen önce)değil, başında kullanılması gerekirdi.
Kaldı ki Sayıştayın TBMM adına görev ifa etmesi, TBMM'ye bağlıolduğu anlamına gelmemektedir. Sayıştay mensupları, TBMM Başkanlığıyla herhangibir hiyerarşik ilişki içerisinde bulunmadıkları gibi, sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlama faaliyeti sırasında, TBMM'den telkin, tavsiyeve talimat almadan tamamen bağımsız bir şekilde hareket etmektedirler.
Anayasa'nın 160. maddesinin dördüncü fıkrasında, bir yandanSayıştayın işleyişi ve denetim usulleri ile Başkan ve üyelerinin teminatınınkanunla düzenleneceği belirtilmek suretiyle yargılama usulleri kanunilikgüvencesine bağlanmış, öte yandan da Başkan ve üyelerinin diğer kamugörevlilerinden farklı teminatlarla donatılması gerektiği hükme bağlanarakkarar mercilerinde görev yapacak kişilerin bağımsızlık ve tarafsızlıklarıgüçlendirilmiştir.
Bütün bu açıklamalar dikkate alındığında, Sayıştayın sorumlularınhesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi yönünden yargısal bir faaliyeticra ettiği ve bu çerçevede verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkileden yargı kararı niteliğinde olduğu, kesin hüküm vermesi nedeniyle bunusonuçsuz veya etkisiz kılacak şekilde gerek idari gerekse yargısal makamlarnezdinde herhangi bir karar alınmasının söz konusu olamayacağı sonucunaulaşılmaktadır.
2- Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin İkinci ve ÜçüncüCümlelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştay tarafından yapılan düzenlilikdenetiminin kapsamını sınırlandıran ve denetlenen idarelere düzenlilikdenetiminin kapsamına müdahil olma yetkisi veren düzenlemeyle, yürütmeorganının kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin olarak parlamentoya hesapvermesinin engellenmesinin amaçlandığı, öte yandan, düzenlemenin, Sayıştayınbağımsızlığını ortadan kaldırdığı, yargılamaya esas rapor üzerinden Sayıştayın,sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisini desınırlandırdığı, denetimin kapsamının kanunla düzenlenmek yerine hiçbir ölçügetirilmeden ve çerçeve çizilmeden yönetmeliğe bırakılmasının, yasamayetkisinin devri sonucunu doğurduğu ve idarenin kanuniliği ilkesine aykırıdüştüğü belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 7., 87., 112., 123. ve 160.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle kural,Anayasa'nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kuralların da yer aldığı (a) bendinde, düzenlilikdenetiminin kapsamı ve ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. 6085 sayılıKanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde Sayıştaydenetiminin, düzenlilik ve performans denetimini kapsadığı belirtilmiş; (b)bendinde de düzenlilik denetiminin, mali denetimi ve uygunluk denetiminiiçerdiği kurala bağlanmıştır. Aynı fıkranın (c) bendinde, mali denetimin, kamuidarelerinin hesap ve işlemleri ile mali faaliyet, mali yönetim ve kontrolsistemlerinin değerlendirme sonuçları esas alınarak, mali rapor ve tablolarınıngüvenilirliği ve doğruluğuna ilişkin denetimi; (ç) bendinde ise uygunlukdenetiminin, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına ilişkin hesap veişlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunun incelenmesineilişkin denetimi kapsadığı belirtilmiştir.
Öte yandan, 6085 sayılı Kanun'un 36. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, düzenlilik denetiminin,'kamu idarelerinin gelir, gider vemalları ile bunlara ilişkin hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukukîdüzenlemelere uygun olup olmadığının tespiti','kamu idarelerinin malîrapor ve tablolarının, bunlara dayanak oluşturan ve ihtiyaç duyulan her türlübelgelerin değerlendirilerek, bunların güvenilirliği ve doğruluğu hakkındagörüş bildirilmesi've'malî yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesi'suretiylegerçekleştirileceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu kuralları da içeren (a) bendinin birinci cümlesinde,düzenlilik denetiminin, kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlarailişkin mali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukukidüzenlemelere uygun olup olmadığının tespitini kapsayacak şekilde yapılacağıbelirtilmiş; dava konusu ikinci cümleyle ise söz konusu hesap ve işlemlerdışında kalan diğer işlem ve faaliyetlerin düzenlilik denetimi kapsamındadeğerlendirilemeyeceği kurala bağlanmak suretiyle düzenlilik denetimi saltuygunluk denetimine indirgenmiş, kamu idarelerinin hesap ve işlemleri ileyılsonu mali rapor ve tablolarının güvenilirliği ve doğruluğu hakkında görüşbildirilmesi ile mali yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesineilişkin yürütülecek çalışmaları içeren mali denetim ise kapsam dışıbırakılmıştır. Öte yandan, dava konusu üçüncü cümleyle de uygunluk denetimiylesınırlandırılan düzenlilik denetiminin kapsamına ilişkin olarak denetlenen kamuidaresi ile Sayıştay arasında görüş farklılıklarının ortaya çıkması durumundagörüş farklılığının, Sayıştay tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenecekusule göre giderilmesi öngörülmüştür.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında,'Sayıştay,merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlikkurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük MilletMeclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işleriniyapmakla görevlidir.'denilmiş; 2. maddesinde ise Türkiye Cumhuriyetinindemokratik bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır.
Buna göre Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamuidareleri ve sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle yükümlüdür. Anayasa'da Sayıştaydenetiminin kapsamı ve niteliğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaklabirlikte bu denetimin, demokrasinin temel gereklerinden olan şeffaflık,saydamlık, yasamanın yürütmeyi denetleme hakkı ve yürütmenin yasamaya ve halkahesap verme sorumluluğu anlayışına uygun olarak yapılması gerektiği açıktır.
Kuvvetler ayrılığı esasına dayanan demokratik yönetim biçiminde,yürütme organına gelir toplama ve harcama yetkisi tanıyan bütçelerin yapımı,halkın temsilcilerinden oluşan yasama organının asli görevlerindendir. Yasamaorganı açısından aynı zamanda bir hak olan bu görev, yürütmenin bütçe ileilgili işlemlerinin doğru, güvenilir ve kanunlara uygun bir şekilde yürütülüpyürütülmediğinin denetimini de kaçınılmaz kılmaktadır. Bütçe uygulamalarınındenetimi görevi, bütçe işlemleriningün geçtikçe nitelik ve nicelik itibariyleartması ve karmaşıklaşması nedeniyle yasama organı adına tarafsız ve uzmankuruluşlar tarafından yerine getirilmektedir. Ülkemizde de bu görev,Anayasa'nın 160. maddesiyle Sayıştaya verilmiştir. Yasama organının, yürütmeorganı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan budenetimlere dayanmaktadır. Dolayısıyla yasama organının işlevini etkin vesağlıklı bir biçimde yürütmesinde Sayıştay denetiminin önemi yadsınamaz. Öteyandan Sayıştay denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarakyürütmenin, halka ve yasama organına hesap verme sorumluluğununişlevselleştirilmesinin en önemli araçlarındandır.
Kamu idarelerinin mali rapor ve tablolarının, bunlara dayanakoluşturan ve ihtiyaç duyulan her türlü belgelerin değerlendirilerek, bunlarıngüvenilirliği ve doğruluğu hakkında görüş bildirilmesi şeklinde gerçekleşen'malîdoğruluk'denetimi ile kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlarailişkin hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygunolup olmadığının tespiti biçiminde gerçekleşen'uygunluk'denetimininvarlığı, geleneksel sorumluluk anlayışının bir gereği olup yasama organınınbütçe hakkının vazgeçilmez bir koşuludur. Anayasa'nın 164. maddesinin birincifıkrası uyarınca kesin hesap kanunu tasarısının verilmesinden başlayarak en geçyetmiş beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması zorunlu olangenel uygunluk bildirimleri, büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan'malîdoğruluk've'uygunluk'denetimlerine dayanmaktadır. Bu itibarlageleneksel denetim anlayışı bakımından ele alınsa bile klasik denetimin genelçerçevesini oluşturan'mali doğruluk'denetiminin Sayıştay denetimininkapsamı dışına çıkarılması, kesin hesap kanunu tasarıları ile saymanhesaplarının karşılaştırılması suretiyle düzenlenen genel uygunlukbildirimlerinin gerçek durumu yansıtmaması ve bütçe denetiminin etkin bir şekildeyapılamaması sonucunu doğuracağından bu durum Anayasa'ya aykırılıkoluşturmaktadır.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, merkezi yönetimbütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının'bütüngelir ve giderleri ile mallarının'Sayıştay tarafından denetlenmesiöngörülmüştür. Ancakgünümüzde devletin mali işlemlerinde hem nitelik hem denicelik olarak büyük artışlar meydana gelmiş olması nedeniyle bu işlemlerintamamının Sayıştay tarafından yapılan dış denetim yoluyla fiilen denetlenmesimümkün olamamaktadır. Bunun yerine kurum içi denetim sistemlerininoluşturulması ve Sayıştay denetiminin, kamu idarelerinin iç denetimsistemlerinin etkin işleyip işlemediğinin değerlendirilmesi suretiyle yerinegetirilmesi anlayışı benimsenmiştir.Bu yolla, denetlenen kuruluşun mali yönetimve iç kontrol sistemleri gözden geçirilerek potansiyel risklerin teşhisedilmesi ve yasama organının, idarenin mali işleyişinin aksayan yönlerindenhaberdar olması sağlanmaktadır. Bu nedenle, çağdaş denetim anlayışının birgereği olarak ortaya çıkan mali yönetim ve iç kontrol sistemlerinindeğerlendirilmesi şeklindeki denetimin Sayıştay denetimi kapsamı dışınaçıkarılması, Anayasa'ya uygun düşmez.
Diğer taraftan,6085 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yapılan tanımlar ile 36. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca,Sayıştayın düzenlilik denetimi kapsamında mali denetim yapması zorunlu olduğuhâlde, dava konusu kuralda mali denetimin düzenlilik denetimi kapsamındadeğerlendirilemeyeceği öngörülmek suretiyle aynı Kanun'un farklı hükümleriarasında çelişki yaratılmıştır. Bu durumun, hukuk kurallarının, açık, net,anlaşılır ve uygulanabilir olması gereğine aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Anayasa'nın 7. maddesinde,'Yasama yetkisi Türk Milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.'denilmekte; 160.maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise Sayıştayın görevleri ve denetimusullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Sayıştay ile denetlenen idarearasında, düzenlilik denetiminin kapsamıyla ilgili ortaya çıkan görüşayrılığının ne şekilde giderileceğinin yönetmelikle düzenlenmesi, Sayıştayıngörev, yetki ve denetim usullerinin belirlenmesi anlamını taşıyacağından,yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 7. ve160. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kurallar, Anayasa'nın2., 7. ve 160. maddelerineaykırı görülerekiptal edildiğinden Anayasa'nın87., 112. ve 123.maddeleri yönündenincelenmemiştir.
3- Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin BirinciCümlesinde Yer Alan'etkililiği, ekonomikliği, verimliliği ve benzerigerekçelerle'İbaresinin İncelenmesi
a-Anlam ve Kapsam
6085 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d)bendinde, performans denetimi,'hesap verme sorumluluğu çerçevesindeidarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyetsonuçlarının ölçülmesi'şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 36.maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise performans denetiminin, hesap vermesorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgiliolarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesi suretiyle gerçekleştirileceği hükmebağlanmıştır.
Öte yandan, 6085 sayılı Kanun'un 35. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde, denetim,'kamu idarelerininhesap, malî işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemlerinin incelenmesi vekaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak kullanılmasınındeğerlendirilmesi'olarak tanımlanmış; (b) bendinde ise'denetim, genelkabul görmüş uluslar arası denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.'hükmüneyer verilmiştir. Yine aynı Kanun'un'Sorumlular ve sorumluluk halleri'başlıklı7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, her türlü kamu kaynağının elde edilmesive kullanılmasında görevli ve yetkili olanların, kaynakların etkili, ekonomik,verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından,muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması içingerekli önlemlerin alınmasından sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 9.maddesinde, kamu idareleri bütçelerini, stratejik planlarında yer alan misyon,vizyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu ve performans esasına dayalı olarakhazırlayacakları; Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı veilgili kamu idaresi tarafından birlikte tespit edilecek olan performansgöstergelerinin, kuruluşların bütçelerinde yer alacağı; performansdenetimlerinin bu göstergeler çerçevesinde gerçekleştirileceği düzenlenmiş,aynı Kanun'un 68. maddesinin ikinci fıkrasında, dış denetimin, kamukaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığınınbelirlenmesi, faaliyet sonuçlarının ölçülmesi ve performans bakımındandeğerlendirilmesini de kapsayacağı belirtilmiştir.
6085 ve 5018 sayılı kanunların ilgili maddeleri birlikte elealındığında, hukukumuzda öngörülen performans denetiminin uluslararasıstandartlarla belirlenen performans denetimi ile aynı içeriğe sahip olduğu vesadece performans ölçümünden ibaret olmayıp, verimlilik, etkililik vetutumluluk yönlerinden bir değerlendirme yapmayı da kapsadığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu kuralın, performans denetimini performans ölçümüneindirgeyip bu denetimin kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarakkullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesini engellemek amacıyladüzenlendiği sonucuna ulaşılmaktadır.
b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde,Anayasa Mahkemesi kararlarına göre yasamanınbütçe hakkının bütçenin uluslararası standartlar çerçevesinde denetimini dekapsadığı,Sayıştayın,yetkili merci ve organlar tarafından usulüne uygun olarakalınan karar veya yapılan işve işlemlerin yönetsel bakımdan gerekliliği,ölçülülüğü,etkililiği, ekonomikliği, verimliliği yolunda değerlendirme yaparak görüşbelirtmesinin uluslararası standartlar gereği olduğu, dava konusu kuralla,Sayıştayınbu yöndegörüşveöneride bulunamayacağının öngörülmesinin,Sayıştayın 5018 ve 6085sayılı kanunlar gereğince TBMM'ye sunacağı Sayıştay raporlarının içininboşaltılarakyürütmenin hesap verme sorumluluğunun ortadan kaldırıldığı veTBMM'nin bütçe hakkının ihlali anlamına geldiği, öte yandan düzenlemenin5018 ve6085 sayılı kanunların Sayıştayın performans denetimi yapmasını öngören diğerkurallarıyla çeliştiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 87., 112. ve 160.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasama organına tanınan bütçe hakkı, sadece bütçenin yapımınıdeğil, bütçenin uygulanmasının denetlenmesini de kapsamaktadır. Nitekim AnayasaMahkemesi,30.12.2010 günlü, E.2008/84, K.2010/121 sayılı kararında bütçehakkını,'yasama organının, halk adına kamu gelirlerini toplama ve yine halkadına bu gelirleri harcama konusunda yürütme organına sınırları belirleyerekyetki vermesi ve sonuçlarını denetlemesi'şeklinde tanımlamıştır. Bütçeninsağlıklı bir biçimde denetlenebilmesi, denetimin bütçenin teknik özelliklerineuygun olarak yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Geleneksel bütçe sistemlerindençağdaş bütçelere geçilmekle kamu kesiminin denetim kapsamı da gelişmiş,harcamaların yasallık ve maddi doğruluklarının yanı sıra, kamu kesimininverimli, etkin ve tutumlu çalışma derecesi de denetim kapsamına girmiştir.Çağdaş bütçe sistemleri, kamusal kaynakların daha etkin kullanımınıamaçladığından çağdaş mali denetimin de bu amaca paralel olarak yenidenyapılandırılması zorunlu hale gelmiştir.
Bu anlayışın bir sonucu olarak Sayıştayın, performans denetimiyapması gereği ortaya çıkmıştır. Kamu kaynaklarının en ekonomik koşullarda eldeedilip edilmediğinin, kaynaklardan en verimli şekilde yararlanılıpyararlanılmadığının ve planlanan amaçların etkin olarak gerçekleştirilipgerçekleştirilmediğinin incelenmesi olarak tanımlanan performans denetiminintemel amacı, kamu kurum ve kuruluşlarının kaynaklarını verimli, etkin vetutumlu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları konusunda yasama organına bağımsızbilgi sağlamak ve önerilerde bulunmaktır. Bu yolla halkın ve yasama organının,yürütmenin bütçe uygulamaları konusunda sağlıklı bir şekilde değerlendirmeyapabilmesine olanak sağlanmaktadır.
İdareler tarafından belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgiliolarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesine indirgenen bir performans denetiminin,öngörülen amaçlara hizmet etmekten uzak kalacağı açıktır. Demokratik hukukdevletinin vazgeçilmez unsurlarından olan saydamlık ve yönetimin hesap vermesorumluluğunun işletilebilmesi için performans denetiminin kamu idareleritarafından belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyetsonuçlarının ölçülmesinin yanında kamu kaynaklarının etkili, ekonomik veverimli olarak kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesini de kapsamasıbir zorunluluktur. Sayıştayın uluslararası denetim standartlarının gereğiolarak, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılıpkullanılmadığı hususunda TBMM'ye raporlama yapması yerindelik denetimi olaraknitelenemez.
Bu nedenle, kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlarailişkin mali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin denetiminde, yetkili mercive organlar tarafından usulüne uygun olarak alınan karar veya yapılan iş veişlemlerin yönetsel bakımdan etkililiği, ekonomikliği ve verimliliği yönündendeğerlendirme yapılması olanağının ortadan kaldırılması sonucunu doğuran davakonusu (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan 'etkililiği, ekonomikliği,verimliliği ve benzeri gerekçelerle' ibaresi Anayasa'ya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 160.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa'nın2. ve 160. maddelerineaykırı görülerek iptaledildiğinden Anayasa'nın87. ve 112.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
4- (b) Bendinin Kalan Bölümünün İncelenmesi
Dava konusu kuralla, kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ilebunlara ilişkin mali nitelikteki tüm hesap ve işlemlerinin denetiminde, yetkilimerci ve organlar tarafından usulüne uygun olarak alınan karar veya yapılan işve işlemlerin mevzuata ve idarelerce belirlenen hedef ve göstergelere uygunolmasına rağmen, yönetsel bakımdan gerekli, ölçülü ve uygun bulunmadığı yönündegörüş ve öneri içeren yerindelik denetimi sayılabilecek denetim raporudüzenlenmesi yasaklanmıştır. Bununla bağlantılı olarak, kamu idaresinin yerinegeçerek belirli bir iş ve işlemin yapılmasını veya belirli bir politikanınuygulanmasını zorunlu kılacak, kamu idaresinin takdir yetkisini sınırlayacak veyaortadan kaldıracak görüş ve talep içeren rapor düzenlenemeyeceğibelirtilmiştir.
İdarelerin, kanunlarla verilen görevleri yerine getirirken ne türkararlar almaları gerektiğinin, her türlü olay ve olgu göz önündebulundurularak önceden hukuk kurallarıyla belirlenmesi mümkün olmadığı gibi,kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği dikkate alındığındauygun bir yöntem de değildir. Bu nedenle, idarelerin karşılaştıkları farklıdurumlar karşısında en uygun çözümü üretebilmeleri için takdir yetkisiyledonatılmaları zorunludur. Takdir yetkisinin amacı, idareye farklı çözümlerarasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanımaktır. İdarenin bulduğuçözümün uygun olup olmadığı hukuki bir mesele olmayıp, bir yerindeliksorunudur. Yargı organlarının ve işlemleri hukuksal sonuç doğuran dış denetimorganlarının, idarece bulunan çözümün (alınan kararın) yerinde olup olmadığınıdenetlemesi düşünülemez. Aksi takdirde, gerçekte söz konusu idari kararı bukonuda sorumluluk sahibi olan idare değil, herhangi bir sorumluluk taşımayanyargı organı veya ilgili dış denetim kurumu vermiş olur.
Bu itibarla, TBMM adına kamu idarelerinin gelir gider ve mallarınıdenetleyen ve bu denetim sonucu elde edilen bulgulara istinaden aynı zamandahesap yargılaması da yapan Sayıştay'ın, denetlenen idarelerce yapılan iş veişlemlerin gerekli, ölçülü ve yerinde olup olmadığını denetlemesi ve belli biryönde karar almasını zorunlu kılacak şekilde görüş ve önerilerde bulunması,Anayasayla ve Sayıştayın kuruluş amacıyla bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın'etkililiği,ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle'ibaresinin dışında kalanbölümü, Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemininreddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 87. ve 112. maddeleri ile ilgisigörülmemiştir.
5- (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, düzenlilik denetiminin, idarenin düzenleyiciişlemleri ile kararlarının kanunlara uygunluğunun denetimini de kapsadığı, davakonusu kuralda, ikincil hukuki düzenlemelere aykırı denetim raporudüzenlenemeyeceğinin belirtilmesinin Sayıştay denetiminiişlevsizleştireceğinden kamu yararı amacıyla bağdaşmadığı, Sayıştaya ait olankamu idarelerinin gelir, gider ve mallarıyla ilgili kanunları yorumlama veikincil mevzuatın kanuna uygun olup olmadığını belirleme yetkisinin SayıştayBaşkanlığı tarafından görevlendirilecek üç uzman denetçi ile ilgili kamuidaresi tarafından görevlendirilecek iki üyeden oluşacak komisyona verilmesininve bu komisyonun Sayıştayı bağlayıcı kararlar almasının Sayıştayınbağımsızlığıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 87., 112. ve160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, düzenlilik denetiminin bir unsuru olanuygunluk denetimine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Kuralla, denetçinin, ilgilikanunlar ile bunlara dayanarak çıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik ve ilgilikanunlarda uygulamayı yönlendirmek üzere yetkilendirilmiş olan kamu idareleritarafından yapılan düzenleme ve verilen görüşlere aykırı rapor düzenlenmesiyasaklanmıştır. Ancak, denetçinin, ikincil mevzuatın ilgili kanunlara uygunolmadığı kanaatini taşıması ve Sayıştay Başkanlığınca da denetçinin kanaatineiştirak edilmesi durumunda düzenlenen raporun Başkanlık tarafından denetlenenidareye gönderilmesi ve denetlenen idarenin Sayıştay Başkanlığının iştirak ettiğidenetçi görüşüne katılması halinde ilgili düzenleme veya görüşün usulüne uygunolarak düzeltilmesi öngörülmüştür. Buna karşılık denetlenen kamu idaresininSayıştay görüşüne katılmaması halinde, Sayıştay tarafından görevlendirilecek üçuzman denetçi ile ilgili kamu idaresi tarafından belirlenecek iki üyedenoluşacak komisyon tarafından düzenlenecek rapora göre işlem yapılması gerektiğikurala bağlanmıştır.
TBMM adına kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarını denetleyenSayıştayın, bu görevini ifa ederken yürütme organından tamamen bağımsız olarakhareket etmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu bakımdan Sayıştayın, denetlemefaaliyeti kapsamına giren bir hususta yürütmenin müdahalesine maruz kalması,bağımsızlık ilkesine aykırılık teşkil eder.
Sayıştay denetimi, TBMM'ye sunulan Sayıştay raporuyla sonlanan birsüreci kapsamaktadır. Bu süreçte en önemli görevi denetçiler ifa etmektedir.Sayıştayın yargılama daireleri ile diğer daire ve kurulları, denetçilertarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu hazırlanan denetim veyargılamaya ilişkin raporlara dayanarak görev icra etmektedirler. Bu nedenleSayıştayın bağımsızlığı, Başkan ve üyelerin yanı sıra denetçinin bağımsızlığınıda gerektirmektedir. Sayıştay denetçisinin yürütmeden ve hatta yasama organındanbağımsız olarak idarenin gelir, gider ve malları ile sorumluların hesap veişlemleri üzerinde inceleme yapması, elde ettiği denetim bulgularını maddi vehukuki yönden değerlendirmesi ve rapora bağlaması gerekmektedir. Bu süreçte,yasamanın ve yürütmenin denetçiye telkin, tavsiye veya maddî ve manevizorlamada bulunulması, denetçinin bağımsızlığını zedeler.
Bu itibarla, Sayıştay denetçisi ile denetlenen idare arasında,gelir, gider ve mallarına ilişkin idari düzenleyici işlemler ile düzenleyiciişlem niteliğinde olmayıp görüş bildiren işlemlerinin ilgili kanunlara uygunolup olmadığı hususunda görüş ayrılığı bulunması durumunda denetçinin doğrudankendi görüşünü esas alması olanağını ortadan kaldıran ve bu konuda duruma göreSayıştay Başkanlığı veya Sayıştay tarafından görevlendirilecek üç uzman denetçiile ilgili kamu idaresi tarafından belirlenecek iki üyeden oluşacak komisyonungörüşünün esas alınmasını zorunlu kılan düzenlemenin, denetçinin yürütmeorganına karşı bağımsızlığını zedelediği açıktır.
Bu nedenle, Sayıştay denetçisinin, kamu idarelerinin icrai veicrai olmayan düzenleyici işlemlerine aykırı rapor düzenlemesinin engellenmesi,Sayıştay denetiminin, yasamanın bütçe hakkının gerektirdiği içeriktenuzaklaşması ve denetlenen idarenin, kanuna aykırı düzenleyici işlemleredayanarak hesap verme sorumluluğundan kurtulması sonucunu doğurduğundan,Anayasa'ya uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 160.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa'nın2. ve 160. maddelerineaykırı görülerek iptaledildiğinden Anayasa'nın87. ve 112.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
6- (ç) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştay denetçisinin incelediği ve hukukauygun bulduğu tüm işlemleri raporuna aktarması fiilen mümkün olmadığı gibigereksiz yere Sayıştayın iş yükünün artmasına ve denetim faaliyetininaksamasına yol açacağı, denetçi raporu üzeriden Sayıştayın bir yargılamadairesince herhangi bir işlemin hukuka uygun olduğu yolunda verilen kararın aksinerapor düzenlenemeyeceğinin öngörülmesinin, bir dairece verilen kararın diğerdaireleri bağlaması vekanun yollarının işlevsiz kalması sonucunu doğuracağı,düzenlemeyleSayıştaya verilen TBMM adına denetim yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerinikesin hükme bağlama görevlerinin amacından saptırıldığı ve Sayıştay denetimininişlevsizleştirildiği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 87., 112. ve 160.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu (ç) bendinde, düzenlilik denetiminin bir unsuru olanuygunluk denetimine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Anılan bendin birincicümlesiyle düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen raporda, yapılan denetiminkapsadığı iş ve işlemler ile bunlardan ilgili mevzuatına uygun olduğu tespitedilen hususlara da yer verilmesi öngörülmüş, bendin ikinci cümlesinde isedenetçi raporunda hukuka uygun bulunan iş ve işlemlerin ilgili dairelertarafından da hukuka uygun bulunması halinde ilgili mevzuatta herhangi birdeğişiklik olmadığı takdirde bu mevzuata uygun olarak aynı şekilde yapılan maliiş ve işlemler hakkında daha sonra mevzuata aykırılık gerekçe gösterilerekdenetim raporu düzenlenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bendin ikinci cümlesinde, ilgili iş ve işlemlerin mevzuata uygunolduğunun daireler tarafından uygun bulunmasından söz edildiğinden, hukukauygun bulunan işlemlerin aktarılması gereken raporların, yargılama raporlarıolduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira denetim faaliyeti kapsamında düzenlenenraporlarda dairelerin fonksiyonu sadece görüş bildirmekten ibaret olup ilgiliişlemin hukuka uygun olup olmadığını kesin olarak karara bağlaması söz konusudeğildir. Denetim faaliyeti sonucu düzenlenen raporları kesinleştiren ve buraporlara son şeklini veren mercii Sayıştay Genel Kuruludur. Oysa yargılamaraporlarına konu olan iş ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığını kararabağlanması, Sayıştayın yargılama dairelerine ait bir görevdir. Dolayısıylakuralın ilk cümlesinde sözü edilen raporların, yargılamaya esas raporlar olduğuanlaşılmaktadır.
Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması,genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesihukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin birgereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise'elverişlilik','gereklilik' ve'orantılılık'olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.'Elverişlilik',başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını;'gereklilik',başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve'orantılılık'isebaşvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir.
Sayıştayın bağımsızlığı, sadece yasama ve yürütme organlarınakarşı değil, fakat aynı zamanda bizzat kendi kararlarına karşı bağımsızlığınıda içerir. Bu nedenle, Sayıştayın yargılama dairelerinin, daha önce verilenkararlarla mutlak olarak bağlı olduklarından söz edilemez. Bununla birlikteSayıştayın bağımsızlığı keyfilik anlamına gelmemektedir. Sayıştayın,sorumluların hesap ve işlemleriyle ilgili olarak keyfiliğe varacak kararlar vermesiniengelleyecek çeşitli mekanizmaların geliştirilmesi, hukuki güvenliğinsağlanması bakımından kaçınılmazdır. Ancak, keyfiliğin engellenmesi amacıylaöngörülen tedbirlerin, bağımsızlığı ortadan kaldıracak boyuta ulaşmamasıgerekir. Bu anlamda Sayıştay'ın bağımsızlığı ilkesi ile hukuki güvenlik veistikrar ilkesi arasında makul bir denge kurulmalıdır. Öte yandan, hukukigüvenlik ve istikrarın sağlanması amacıyla Sayıştayın bağımsızlığınamüdahalenin hukuk devletinin bir gereği olarak ölçülü olması gerekir.
Sayıştay dairesince denetçi raporunda yer alan iş ve işlemlereilişkin olarak üretilen içtihatlara aykırı rapor düzenlenmemesini öngören davakonusu kuralın, Sayıştay denetçilerinin farklı sonuçlara ulaşarak değişik raporhazırlamalarını ve yargılama dairelerinin zaman içinde farklılaşan kararlarvermesini önlemek ve bu yolla hukuki güvenlik ve istikrarı korumak amacıylaihdas edildiği anlaşılmaktadır. Sayıştay dairesinin içtihadına aykırı rapordüzenlenememesi, aynı içtihadın geçerliliğinin bir daha Sayıştay tarafındansorgulanamaması anlamını taşıyacağından, kendi kararlarına karşı da bağımsızolması gereken Sayıştay dairelerinin bağımsızlığına müdahalenin varlığıtartışmasızdır.
Bu müdahalenin gerekli olup olmadığının değerlendirilebilmesi içinKanun'un diğer maddelerinde getirilen düzenlemelerin de göz önüne alınmasıgerekmektedir. 6085 sayılı Kanun'un 55. maddesiyle hukuka aykırı olduğudüşünülen Sayıştay dairesi kararlarına karşı Temyiz Kurulu nezdinde temyizebaşvurma olanağı getirilmiştir. Bu bağlamda, Sayıştay dairelerinin farklı kararvermesi durumunda temyiz yoluyla içtihat birliğinin sağlanması mümkündür.Kanun'un 58. maddesi uyarınca dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilenkararların birbirine aykırı olması halinde Sayıştay Başkanı'nın başvurusuüzerine Genel Kurulca içtihadın birleştirilmesi olanaklıdır. Öte yandan,denetçinin bir işlemi hukuka aykırı olarak eleştiri konusu yaptığı meseleler,dairece beraat kararı verilmek suretiyle düzeltilebilir.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, 6085 sayılı Kanun'daöngörülen tedbirlerin, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımındanyeterli olduğu anlaşılmaktadır. Anılan mekanizmaların varlığına karşın,Sayıştay denetçisinin, ilgili mevzuatta herhangi bir değişiklik olmadıkça dahaönce Sayıştay yargılama dairesince hukuka uygun bulunan mali iş ve işlemlerlebenzer nitelik taşıyan iş ve işlemler hakkında da mevzuata aykırılık gerekçegösterilerek denetim raporu düzenlemesinin yasaklanması, hatalı içtihatlarıngözden geçirilmesini ve dolayısıyla hukukun gelişmesini engelleyeceğinden buşekilde bir müdahalenin'gerekli'olduğu söylenemez. Öte yandan, hukukigüvenlik ve istikrarı sağlamak adına, daire kararlarına içtihadı birleştirmekararlarının bile üzerinde bir hukuki güç tanınması ve içtihadındeğiştirmesinin önünün kapatılması sonucunu doğuracak şekilde Sayıştay bağımsızlığınamüdahalede bulunulmasının'orantılı'olmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 160.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa'nın2. ve 160. maddelerineaykırı görülerek iptaledildiğinden Anayasa'nın87. ve 112.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
7- (d) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştay tarafından yapılan denetiminkalitegüvencesinin, tüm dünya Sayıştaylarının kabul ettiği INTOSAI DenetimStandartları temelinde sağlandığı, buna ek olarak yargılamaya esas raporlarınyargılama daireleri ile kurullarda, denetim raporları ile performansdenetimi/ölçümü raporlarının ise yargılama daireleri ile Rapor DeğerlendirmeKurulunda görüşüldüğü ve mevzuata uygunluk yönünden incelendiği, raporlarınkalite kontrolüne ilişkin söz konusu mekanizmalar öngörülmüş iken taslakraporların ayrıca üçer uzman denetçiden oluşacak rapor değerlendirmekomisyonları tarafından da incelemesinin öngörülmesinin Sayıştay denetimininkalitesine anlamlı bir katkısı olmayacağı gibi denetçinin bağımsızlığınızedeleyeceği, öte yandan yargılama raporlarındaki mevzuata aykırılıkiddialarını değerlendirme yetkisinin münhasıran daireler ve kurullara aitolduğu, dava konusu kuralla oluşturulması öngörülen üç kişilik kurulcaraporların mevzuata uygunluk yönünden değerlendirilmesinin, daire ve kurullaraait olan yetkinin söz konusu kurula devri anlamına geleceği, kuralda, raporunidarenin düzenleyici işlemlerine uygunluk yönünden değerlendirileceğininbelirtilmesiyle Sayıştay denetiminin idarenin düzenleyici işlemlerineuygunlukla sınırlandırıldığı ve bu durumun Anayasa'nın2., 87., 112. ve 160.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural ile kamu idarelerinin düzenlilik ve performansdenetimleri sonucunda düzenlenen taslak'denetim raporları','yargılamaraporları've'performans denetim/ölçümü raporları'nın denetim grupbaşkanlıkları tarafından Başkanlığa sunulmadan önce üç uzman denetçidenoluşturulacak rapor değerlendirme komisyonları tarafından, ilgili kanunlar ilebunlara dayanarak çıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik ve ilgili kanunlardauygulamayı yönlendirmek üzere yetkilendirilmiş olan kamu idareleri tarafındanyapılan düzenleme ve verilen görüşler ile bu fıkrada yer alan diğer hususlarauygunluk yönünden değerlendirmesi öngörülmektedir. Bendin son cümlesiyle, rapordeğerlendirme komisyonlarının teşekkülü ile bunların çalışma usul veesaslarının yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Denetim faaliyetini fiilen yürüten ve raporlama işini yerinegetiren denetçinin, yasamadan ve yürütmeden gelebilecek her türlü etkiden uzakbir şekilde denetim sonucu elde ettiği bulguları değerlendirerek raporabağlayabilmesini ifade eden'denetçinin bağımsızlığı'ilkesi, denetçiye,hiçbir kural ve ilkeyle bağlı olmadan, sınırsız ve sorumsuz analiz yapma veyargıda bulunma yetkisi vermemektedir. Denetçinin, bağımsızlık ilkesininyanında, yüksek denetimin gerektirdiği sorumluluk, yasallık, nesnellik(tarafsızlık), dürüstlük, güvenilirlik, yeterlilik ilkelerine uygun hareketetmesi ve Sayıştay raporlarının bu ilkelere uygun olarak düzenlenmesigerekmektedir. Bu bağlamda denetçinin raporunun mesleki standartlara ve içdüzen kurallarına uygunluk bakımından belli bir kalite kontrol denetimindengeçirilmesi denetçinin bağımsızlığını etkilemez.
Dava konusu kuralla denetçi raporunun Başkanlığa sunulmadan önceüç uzman denetçiden oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonları tarafından,ilgili kanunlar ile bunlara dayanarak çıkarılan tüzük, kararname, yönetmelik veilgili kanunlarda uygulamayı yönlendirmek üzere yetkilendirilmiş olan kamuidareleri tarafından yapılan düzenleme ve verilen görüşler ile bu fıkrada yeralan diğer hususlara uygunluk yönünden değerlendirilmesi, kalite güvencesineyönelik bir gözden geçirme faaliyeti olup denetçinin bağımsızlığını ortadankaldırmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 160.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 87. ve 112. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
H- Kanun'un 46. Maddesiyle, 6114 Sayılı Kanun'un 3. Maddesininİkinci Fıkrasına Eklenen (j) Bendi ile Dördüncü Fıkrasının İkinci CümlesindeYerAlan'Başkanlık'İbaresinin'Başkanlık ile Başkanlığın kuracağı veyaiştirak edeceği şirketler'Şeklinde Değiştirilmesinin,47. Maddesiyle, 4.Maddesinin Onbirinci Fıkrasına Eklenen (ğ) Bendinin ve 48. Maddesinin BirinciFıkrasının (c) Bendiyle 5. Maddesine Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, genel idare esaslarına göre yürütülen kamuhizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görev niteliğinde olan sınavfaaliyetlerinin, memur olmayan kişiler eliyle yürütülmesinin Anayasa'ya uygundüşmediği ve sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı, öte yandan AnadoluÜniversitesi Açıköğretim Fakültesince yerine getirilen sınav hizmetlerinin kamuhukukuna tabi süreçlerde ve kamu personeli eliyle yerine getirilmekte iken,Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından aynı niteliktekihizmetlerin özel şirketler aracılığıyla yerine getirilmesinin eşitlik ilkesiyleçeliştiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıolduğu öne sürülmüştür.
Dava konusu kurallarla, 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve YerleştirmeMerkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da yapılandeğişikliklerle ÖSYM'nin, sınav faaliyetleriyle ile ilgili olarak şirketkurmasına ve kurulmuş şirketlere ortak olmasına olanak sağlanmıştır. ÖSYM'ninşirket kurması veya kurulmuş şirketlere ortak olması, yönetim kurulunun teklifive Bakanlar Kurulunun onayına bağlı kılınmıştır. Öte yandan, Başkanlığın sınavhizmetleriyle ilgili yapacağı mal ve hizmet alımlarının 4734 sayılı Kamu İhaleKanunu'nun kapsamı dışında tutulmasını öngören hükmün Başkanlığın kuracağı veyaiştirak edeceği şirketlere de uygulanması öngörülmüştür.
6353 sayılı Kanun'un 46. maddesinin gerekçesinde, kuralınamacı,sınav evrakının basılmasının, korunmasının ve taşınmasının kamuya ait birşirket marifeti ile yapılması suretiyle sınav güvenliğinin sağlanması ve buişlerin daha düşük bir maliyetle gerçekleştirilmesi olarak açıklanmıştır.Gösterilenbu hedefin kamu yararı amacına dönük olduğu anlaşılmaktadır. Bunun ötesinde,yapılan somut düzenlemenin bu amacı etkin bir şekilde gerçekleştirmeyeelverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme anayasallık denetimininkapsamı dışındadır.
Öte yandan, gerekçeden, ÖSYM'nin kuracağı veya ortak olacağışirket eliyle yerine getirilecek olan görevler, baskı, paketleme, sınavevrakının şehirlerarası taşınması ve şehir içi dağıtımı, sınav sonrası evrakınsınav binalarından toplanarak ÖSYM depolarına ulaştırılması, adayların sınavesnasında ihtiyaç duyacağı kırtasiye malzemeleri, saat, sayaç ve benzerimalların adayların hizmetine sunulması, sınav sonrası sınav evrakınındepolanması, ayrıştırılması ve adayların cevap kâğıtları tarandıktan sonra idareyeteslim edilmesi ve arşivlenmesi gibi icrai nitelikte olmayan kimi lojistikhizmetlerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. İcrai nitelikte yetki içermeyen bugörevlerin kurulacak veya ortak olunacak şirketler aracılığıyla yürütülmesindeAnayasa'nın 128. maddesine aykırılık söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 128.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşekatılmamışlardır.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT48. maddenin (c) fıkrasıyla 6114 sayılıKanun'un 5. maddesine eklenen (5) numaralı fıkra yönünden bu görüşekatılmamıştır.
Kuralın, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun'un Geçici 1. Maddesinin İkinci Fıkrasının'Ödemesidevam edenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödemeyapmış olanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesinitamamlamış olanlara geri ödeme yapılmaz.'Biçimindeki Üçüncü Cümlesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde,ödemelerini hiç yapmayanlarla geç ya da eksikyapanların ödemeleri gereken tutarlar ile buna tekabül eden faizin yarısınıödememeleri öngörüldüğü halde kanunlara uyarak ödemelerini zamanında yapanlarınfazla ödedikleri tutarların iade edilmemesinin kanunun gereğini yerine getirenyurttaşların cezalandırılması anlamını taşıyacağı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralı da içeren 6353 sayılı Kanun'un geçici 1.maddesinin ikinci fıkrasıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı eğitimkurumlarından ayrılan öğrencilere yönelik kısmi bir mali af getirilmiştir.Kuralla, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı her derecedeki eğitim kurumuna 1997 vesonraki yıllarda giren ve askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veyasağlık sebepleri dışında askeri öğrencilikten çıkarılanlardan, yüklenme vekefalet senetlerinde yazılı olsa dahi ilaç ve tedavi giderleri, kitap,kırtasiye giderleri, öğrenci harçlıkları ile yiyecek giderinin yarısı vebunlara tekabül eden faizlerin geri alınmaması öngörülmüştür.
Dava konusu kuralın yer aldığı fıkranın ikinci cümlesinde,maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ödemeleri devam edenler ile bu konudaaçılmış davaları sonuçlanmamış veya kesin hükme bağlanmış olanların da maddehükümlerinden yararlandırılacağı belirtilmiştir. Ancak, dava konusu üçüncücümleyle, ödemesi devam edenlerden madde çerçevesinde yapılacak hesaplamayagöre fazla ödeme yapmış olanlar ile maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceödemesini tamamlamış olanlara geri ödeme yapılmayacağı kurala bağlanmıştır.
Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi gereğince,Anayasa'nın 5. maddesinde belirtilen Devletin temel amaç ve görevlerini yerinegetirebilmesi için anayasal ilkelere aykırı olmaması koşuluyla yeni maliyükümlülükler koyabileceği gibi mevcut mali yükümlülüklerin tümünü ya da birkısmını kaldırma yetkisine de sahiptir. Ancak bu amaçla çıkarılacak kanunlarınkamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adilkurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanıngereğidir.
6353 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin dava konusu kuralı daiçeren ikinci fıkrasının gerekçesinden, düzenlemeyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinebağlı her derecedeki eğitim kurumuna 1997 ve sonraki yıllarda girmiş olup,askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılmaları veya sağlık sebepleri dışındaaskeri öğrencilikten çıkarılmaları ilgili kanunlar uyarınca borçlandırılan veborçlarını henüz ödemeyen kişilere ödeme kolaylığı sağlanması ve bu suretlekamu alacağının tahsili olanağının artırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.Kamu yararı gözetilerek henüz tahsil edilmemiş kamu alacaklarına yönelik olarakgetirilen kısmi mali affın, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce ödenenborçlara uygulanmaması hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmadığı gibiborcunu ödeyen mükelleflerin cezalandırılması amacını da taşımamaktadır.
Öte yandan,ödenmekle hukuki varlığı sona eren ve'ifa edilmişborç'statüsü kazanan kamu alacakları ile henüz ödenmemiş ve'borç'niteliğinikoruyan kamu alacaklarının aynı nitelikte görülmesi mümkün değildir. Davakonusu kuralda, 6353 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasınınyürürlüğe girdiği tarihte henüz ödenmemiş borçlar arasında bir ayrımyapılmadığına göre kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
J- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,15.06.2012tarihindenönce 193 sayılıGelir VergisiKanunu'nun geçici 67.maddesi uyarıncaİşsizlik SigortasıFonu gelirlerindenyapılan vergi kesintilerine karşı dava açılmasını engelleyen düzenlemenin hukukdevleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi hak arama hürriyeti ile adil yargılanmahakkının kullanımını engellediği ve idarenin vergileme işlemine karşı yargı yolunukapattığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 6., 11., 36., 125. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
8.9.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4447 sayılı İşsizlik SigortasıKanunu'nun 53. maddesinin son fıkrasının dördüncü cümlesiyle, İşsizlikSigortası Fonu, her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmuştur. Ancak,1.1.2006 tarihinde yürürlüğe giren 193 sayılı Kanun'un geçici 67. maddesiyle,bu maddenin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarında belirtilen gelirlerlebirlikte, İşsizlik Sigortası Fonu'nun faiz gelirleri de gelir vergisi stopajınatabi kılınmıştır. Söz konusu kesinti işlemlerine karşı açılan davalardaİşsizlik Sigortası Fonu'nun faiz gelirlerinin stopaja tabi olup olmadığıyolunda farklı kararlar verilmesi üzerine 31.5.2012 günlü, 6322 sayılı Kanun'un27. maddesiyle, 4447 sayılı Kanun'un 53. maddesinin son fıkrasına,'Bumuafiyetin, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir VergisiKanunuile13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar VergisiKanunuuyarıncayapılacak vergi kesintilerine şümulü yoktur.'şeklinde bir hüküm eklenerekKanun'un yürürlüğe girdiği 15.6.2012 tarihinden sonraki dönem için İşsizlikSigortası Fonunun faiz gelirlerinin vergiye tabi olduğu hususukesinleştirilmiştir.
Dava konusu kuralda ise 15.6.2012 tarihinden önce 193 sayılıKanun'un geçici 67. maddesi uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerindenyapılan vergi kesintileri için dava açılamayacağı, görülmekte olan davalardadavayı gören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştayca karar verilmesineyer olmadığına ve vekalet ücretine hükmedilmeksizin tarafların yaptıkları masraflarınüzerlerinde bırakılmasına karar verileceği, bu davalara ilişkin olarak damaddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra taraflara tebliğ edilen kararlaruyarınca işlem yapılmayacağı belirtilmiştir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi,hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir.Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar.'Kanunlarıngeriye yürümezliği'olarak adlandırılan bu ilke uyarınca kanunlar yürürlüğegirdikleri tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradançıkan bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz.
Vergi kanunlarında, geriye yürümenin söz konusu olup olmadığınınsaptanabilmesi için vergiyi doğuran olayın ne zaman meydana geldiğinin tespitigerekir. Genel olarak vergi, vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi veya hukukidurumun oluşması ile doğmaktadır. Dolayısıyla vergi işlemlerinde, vergiyidoğuran olayın meydana geldiği veya hukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükteolan kanunun uygulanması gerekir.
15.6.2012 tarihinden önce 193 sayılı Kanun'un geçici 67. maddesiuyarınca İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden yapılan vergi kesintilerinekarşı dava açılamamasını, açılan davaların da konusuz kaldığı kabul edilerekkarar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini ve bu davalara ilişkinolarak maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra taraflara tebliğ edilenkararlar uyarınca işlem yapılmamasını öngören dava konusu kuralın,4447sayılıKanun'un 53. maddesinin son fıkrasının, 6322 sayılı Kanun'la eklenen soncümlesinin, 15.6.2012 tarihinden önce elde edilen faiz gelirlerine deuygulanması sonucunu doğurduğu açıktır. Buna göre, elde edilen faiz gelirininstopaja tabi olup olmadığının tespitinde vergiyi doğuran olayın gerçekleştiğizaman değil, Kanun'un yürürlük tarih esas alınmıştır.İşsizlik SigortasıFonu'nun faiz gelirlerinin vergiye tabi olduğu hususunu kesinleştirendüzenlemenin,Kanun'un yürürlüğe girdiği 15.6.2012 tarihinden önce elde edilenfaiz gelirlerine de uygulanması sonucunu doğuracak şekilde düzenleme yapılması,bireylerin hukuka olan güven duygusunu zedeleyeceğinden hukuk güvenliği ilkesiile bağdaşmamaktadır.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında,'İdarenin hertürlü eylem ve işlemlerine karşıyargı yoluaçıktır.'kuralına yer verilmiş,hakarama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında ise'Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'denilmiştir.
Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunuvurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetiminebağlı olmasını amaçlamıştır. Yargı denetimi, demokrasinin'olmazsa olmaz'koşuludur.Anayasa'nın'İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşıyargı yoluaçıktır.'kuralıylabenimsediği husus da etkili bir yargısal denetimdir.Kişinin uğradığı birhaksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığıhaksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüpkanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileriönünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
Dava konusu kural ile 15.6.2012 tarihinden önce 193 sayılıKanun'un geçici 67. maddesi uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerindenyapılan vergi kesintilerinin dava konusu edilmesi olanağının ortadankaldırılması, Anayasayla güvence altına alınmış olan hak arama hürriyeti ilebağdaşmamaktadır.
Öte yandan,Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrası,'Yasama veyürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlarve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez.'hükmünü içermektedir.
Mahkeme kararlarının değiştirilememesi ilkesi, yasamanın veyürütmeninkesinleşmiş yargı kararlarıyla oluşmuş hukuksal durumlaradokunamamasıya da ortadan kaldıramamasıanlamına gelir. Kuralla, maddeninyürürlüğe girdiği tarihten sonra taraflara tebliğ edilen mahkeme kararlarıuyarınca işlem yapılmaması öngörülmek suretiyle Kanun'un yürürlüğe girdiğitarihten önce verilmiş olan mahkeme kararları sonuçsuz bırakılmıştır. Budurumun kesinleşen hükümlere müdahale niteliği taşıdığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 36., 125.ve 138. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa'nın 6. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A) 31. maddesiyle değiştirilen 10.5.2005 günlü, 5346 sayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanun'un 6/C maddesinin altıncı fıkrasının''veya gerektiğindemasrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecekdenetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir.Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlıkgörüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümüneilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle, bu bölümünYÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
B) 1- 45. maddesiyle, 3.12.2010 günlü, 6085 sayılı SayıştayKanunu'nun 35. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın;
a- (a) bendinin ikinci ve üçüncü cümlelerinin
b- (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan''etkililiği,ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle''ibaresinin,
c- (c) ve (ç) bentlerinin,
2- Geçici 2. maddesinin,
Yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığındanREDDİNE,
C) 1- 3. maddesiyle, 26.4.1961 günlü, 298 sayılı Seçimlerin TemelHükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 180. maddesinin birincifıkrasında yer alan'iki yıl'ibaresinin'altı ay'şeklindedeğiştirilmesine ve bu maddeyle sınırlı olmak üzere yürürlüğe ilişkin 89.maddesine,
2- 5. maddesiyle, 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Türkiye Bilimsel veTeknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin birincifıkrasının değiştirilen;
a- (d) bendinde yer alan''bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak;'ibaresine,
b- (e ) bendinde yer alan,''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanınonayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak;''ibaresine,
3- 22. maddesiyle değiştirilen, 20.2.2001 günlü, 4628 sayılıElektrik Piyasası Kanunu'nun 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendininsekizinci paragrafının, beşinci cümlesinde yer alan''veya yetkilendireceğidenetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle''ibaresi ile soncümlesine,
4- 23. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal Gaz PiyasasıKanunu'nun geçici 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yapılandeğişikliklere,
5- 34. maddesiyle, 1.7.2005 günlü, 5378 sayılı Özürlüler ve BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
a- Geçici 2. ve geçici 3. maddelerindeyer alan'yedi yıl'ibarelerinin'sekizyıl'şeklinde değiştirilmesine,
b- Geçici 3. maddesine eklenen;
aa- İkinci fıkranın üçüncü cümlesine,
bb- Üçüncü fıkranın ilk cümlesinde yer alan'Sürenin bitimindenitibaren''ibaresine,
6- 45. maddesiyle 6085 sayılı Kanun'un 35. maddesine eklenen (2)numaralı fıkranın, (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan''etkililiği,ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle''ibaresi dışında kalanbölümü ile (d) bendine,
7- 46. maddesiyle, 17.2.2011günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3.maddesinin;
a- İkinci fıkrasına eklenen (j) bendinin,
b- Dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan'Başkanlık'ibaresinin'Başkanlıkile Başkanlığın kuracağı veya iştirak edeceği şirketler'şeklindedeğiştirilmesine,
8- 47. maddesiyle, 6114 sayılıKanun'un 4. maddesinin onbirincifıkrasına eklenen (ğ) bendine,
9- 48. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle 6114 sayılıKanun'un 5. maddesine eklenen (5) numaralı fıkrasına,
10- Geçici 1. maddesinin ikincifıkrasının 'Ödemesi devamedenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmaz.'biçimindeki üçüncü cümlesine,
yönelik iptal istemleri, 27.12.2012 günlü, E.2012/102, K.2012/207sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye, fıkraya, bentlere, cümlelere,bölüme, ibarelere ve değişikliklere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemininREDDİNE,
27.17.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında,'Kanun, kanunhükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunlarınhükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlüktenkalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceğitarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığıgünden başlayarak bir yılı geçemez'denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14. maddesinin 31.maddesiyle değiştirilen 10.5.2005 günlü, 5346 sayılı Yenilenebilir EnerjiKaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un 6/Cmaddesinin altıncı fıkrasının''veya gerektiğinde masrafları ilgililerine aitolmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmetsatın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgiliuygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDKtarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümünün iptal edilmesinedeniyledoğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek niteliktegörüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılıKanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddelere ilişkiniptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı aysonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
1- 3. maddesiyle, 26.4.1961 günlü, 298 sayılı Seçimlerin TemelHükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 180. maddesinin birincifıkrasında yer alan'iki yıl'ibaresinin'altı ay'şeklindedeğiştirilmesinin ve bu maddeyle sınırlı olmak üzere yürürlüğe ilişkin 89.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
2- 5. maddesiyle, 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Türkiye Bilimsel veTeknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin birincifıkrasının, değiştirilen;
a- (d) bendinde yer alan''bu amaçla ilgili Bakanın onayıüzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak;'ibaresinin,
b- (e ) bendinde yer alan,''ayrıca bu amaçla ilgili Bakanınonayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak;''ibaresinin,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, FulyaKANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 22. maddesiyle değiştirilen, 20.2.2001 günlü, 4628 sayılıElektrik Piyasası Kanunu'nun 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendininsekizinci paragrafının, beşinci cümlesinde yer alan''veya yetkilendireceğidenetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle''ibaresi ile soncümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, SerruhKALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra AylaPERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- 23. maddesiyle, 18.4.2001 günlü, 4646 sayılı Doğal Gaz PiyasasıKanunu'nun geçici 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yapılandeğişikliklerin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
5- 31. maddesiyle değiştirilen 10.5.2005 günlü, 5346 sayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanun'un 6/C maddesinin altıncı fıkrasının''veya gerektiğindemasrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetimşirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetimşirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşüalınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümününAnayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN'un karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılıKanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu bölüme ilişkin İPTALHÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRAYÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6- 34. maddesiyle, 1.7.2005 günlü, 5378 sayılı Özürlüler ve BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
a- Geçici 2. ve geçici 3. maddelerindeyer alan'yedi yıl'ibarelerinin'sekizyıl'şeklinde değiştirilmesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Geçici 3. maddesine eklenen;
aa- İkinci fıkranın üçüncü cümlesinin,
bb- Üçüncü fıkranın ilk cümlesinde yer alan'Sürenin bitimindenitibaren''ibaresinin,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, EnginYILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
7- 45. maddesiyle, 3.12.2010 günlü, 6085 sayılı SayıştayKanunu'nun 35. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın;
a- (a) bendinin ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (b) bendinin;
aa- Birinci cümlesinde yer alan''etkililiği, ekonomikliği,verimliliği ve benzeri gerekçelerle''ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğunave İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE
c- (c) ve (ç) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
d- (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 46. maddesiyle, 17.2.2011günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3.maddesinin;
a- İkinci fıkrasına eklenen(j)bendinin,
b- Dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan'Başkanlık'ibaresinin'Başkanlıkile Başkanlığın kuracağı veya iştirak edeceği şirketler' şeklindedeğiştirilmesinin,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, FulyaKANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
9- 47. maddesiyle, 6114 sayılıKanun'un 4. maddesinin onbirincifıkrasına eklenen (ğ) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
10- 48. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle 6114 sayılıKanun'un 5. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Osman AlifeyyazPAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
11- Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının'Ödemesi devamedenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödeme yapmışolanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesini tamamlamışolanlara geri ödeme yapılmaz.'biçimindeki üçüncü cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
12- Geçici 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
27.12.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
KARŞIOY
6353 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile değiştirilen 4628 sayılıElektrik Piyasası Kanunu'nun 2. maddesinin dördüncü fıkrası (c) bendinin 8.paragrafının 5. cümlesinde yer alan '' veya yetkilendireceği denetimşirketlerine hizmet satın almak suretiyle '.' ibaresi ile 'Denetimşirketlerinin nitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetimşirketleri ve denetime tabi şirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul veesaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.' şeklindekiSON CÜMLESİNİN hizmet satın alarak yaptırılan denetim sonucu raporlarına göregerekli yaptırım ve işlemlerin Enerji Piyasası Denetleme Kurumu tarafındanyapılacağı, yetkinin burada kaldığı, denetimi 3. kişiye gördürmüş olmanınAnayasaya aykırı olmadığı denetim şirketinin tüzel kişi olup konusunun genelçerçevesinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Borçlar Kanunu ve Türk TicaretKanunu ile belirli olduğu kalan ayrıntılar için yönetmelik düzenlemekteAnayasa'nın 123. maddesine aykırılık bulunduğunun söylenemeyeceği şeklindekararda yer alan gerekçelere katılmaya olanak yoktur.
Öncelikle Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarınabakıldığında; 2007/2 E., 2011/13 K. sayılı kararda, topluma sunulmuş sürekli vedüzenli etkinlik olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukuku genel ilkelerigereğince doğrudan devlet ya da diğer kamu tüzel kişiler tarafından yadabunların gözetim ve denetimi altında kamusal yönetim biçimine göreyönetilmesinin asıl ve olağan olduğu vurgulamıştır.
Bu anlayış Anayasa'nın 128. maddesinde ifadesini bulan genel idariesaslara göre yürütülecek kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekligörevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği hükmünüaçıklamaktadır.
Denetleme görev ve yetkisi idarenin kolluk etkinliği olup asli vesürekli bu görev yetkisinin devrine de olanak yoktur. Böyle bir durumda denetimyetkisinin tüzel kişilere devrinin Anayasa'nın 128. maddesine aykırılık teşkiledeceğine karar verilmiştir. Bu karara katılmayan azınlık görüşünde dahi,denetim yetkisinin devre müsait olmadığı ve bir idari kolluk faaliyeti kabuledilen denetim yetkisinin iptali istenen kuralda yer alan özel hukuk tüzelkişilerine devrinde, yetkinin denetim faaliyetlerini de kapsamına aldığınınanlaşılamaması nedeniyle iptali için anayasal neden bulamadıklarını ifadeetmişlerdir. Özetle asli ve sürekli kamu hizmetlerinden sayılan denetim,devletin asli görevi olup, düzenleyici işlemlerle özel hukuk tüzel kişilerinedevri mümkün değildir. Ancak özel yönetim biçimi ile gerçekleştirmeye elverişlibulunanlarda tüm sorumluluk kuşku bırakmayacak açıklıkta idare üzerinde kalmakkoşulu ile gözetim ve denetim altında özel teşebbüse yaptırılabilecektir.
2011/27 E., 2012/101 K. sayılı dava dosyasında ise '5346 sayılıYenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımınaİlişkin Kanun kapsamdaki tesislerin incelenme ve denetlenmesi işiningerektiğinde Enerji Piyasası Denetleme Kurumu tarafında yetkilendirilecek denetimşirketinden hizmet satın alma yöntemiyle yaptırılabileceği ve denetimşirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Enerji PiyasasıDenetleme Kurumu tarafından çıkarılacak yönetmelikle yapılır.' Şeklindeki kuralda Anayasa'ya aykırı bulunmuş ve hatta yapılacak denetimin usul ve esaslarınailişkin temel ilkelerinin belirlenmemesinin Anayasa'nın 128. maddesi yönündenyapılacak denetime bile engel olduğunu belirlemiştir.
Dava konusu iptali istenen KURAL da, yer alan yetkilendirilecekbir denetim şirketinden hizmet satın almak ve bu şirketlerin hak veyükümlülükleri, usul ve esaslarının yönetmelikle düzenleneceği şeklindekidüzenleme de, iptal edilen kurallar ile büyük bir benzerlik içerisindedir.
İptal kararı gerekçesinde yer alan bir tespitin tekrarvurgulanmasında yarar vardır. 'Hizmet satın alınarak yaptırılacak denetimde,denetim şirketlerinin yetkilerinin sınırları, söz konusu denetim sonuçlarınınEPDK yönünden bağlayıcılık taşıyıp taşımadığı ve bu aşamada EPDK 'nın denetimyetkisinin ayrıca devam edip etmediği, lisans kapsamında yapılan inceleme vedenetimlerde denetlenen şirket ile denetleyen şirketin yükümlülüklerini tamolarak yerine getirmediğinin ya da usulsüzlük yapıldığının tespiti halindeuygulanacak yaptırım ve sonuçları, denetimin tekrarlanabilirliği hususlarındadava konusu kuralda bir açıklık bulunmamakta, denetim şirketleri ile ilgiliuygulamaya ilişkin usul ve esasların Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDKtarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtilmesi ile yetinilmektedir.'Dava konusu kural da ise elektrik dağıtım şirketlerinin her türlü denetimininbakanlık tarafından yapılacağını bu görevi yetkilendireceği bir denetimşirketine hizmet satın alma suretiyle yaptırabileceğini söylemektedir.
Yani önceki kararlarda yer alan iptali sonucu getiren gerekçelereaçık aykırılık taşıyan iptal konusu kuralın, ayrıca yorumlu red yönündekikarşıoy kullananların denetim yetkisinin devredilemeyeceğinin izahtan varesteolduğu fikrine dahi uygun düşmediği açıktır.
Önceleri, Elektrik Piyasası Kanunu'nda özelleştirilen elektrikdağıtım tesis ve varlıklarına ilişkin her türlü işletme ile ilgili planlama veuygulama onay, değişiklik, yetkisi Enerji Piyasası Denetleme Kurumunabırakılmıştır. Kurumun ise yasada onaylı lisansların verilmesi, işletme hakkıdevir kapsamındaki mevcut sözleşmelerin kanun hükümlerine göre düzenlenmesi,piyasa performansının incelenmesi, standartlarının oluşturulması, tadiliuygulattırılması, kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmek, piyasadakanuna uygun davranılmasını temin ederek eşitlik, şeffaflık standartlarına,lisans şartlarına uyumu gözetmek esasları kapsamında sorumlulukları bulunduğugörülmektedir, şimdilerde ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bırakılmışaynı görevin devletin asli sürekli görevleri olduğu kuşkusuz olup bu görevlerindenetlenmesinin devrine Anayasa'nın 128. maddesine göre olanak yoktur.
İptali istenen kural, hizmet satın almak suretiyle yaptıracağı budenetime kapsam çizmemiş yukarıda yer alan sorumluluk kapsamındaki görevdenetiminde devredilecek yetkinin sınırı, süresi, yaptırım gücü, gibi bir çokalanda belirsizliğini korumakta ve kuralda bu konuda bir açıklık yeralmamaktadır.
İşbu dava ile ilgili mahkememiz karar gerekçesinde yer alan,denetimin icrai işlem ya da karar niteliğinde olmadığı, asıl işlemin denetimsonucu alınacak karar ve tedbirler olduğu, burada yetkinin makamda kalmayadevam ettiği şeklindeki gerekçenin yeterliliği ve bu nedenle Anayasa'ya aykırıolmadığı görüşüne katılmaya imkan yoktur.
Denetim adına edinilen teknik destek alma hizmeti, hazırlık işleminiteliği bir görev olarak nitelenemez. Elektrik piyasası alanındaki tüzelkişinin piyasa performansının izlenmesi, standartlar oluşturulması, tadili,kanuna uygun piyasa koşullarının oluşturulması, işletme hakkı devirsözleşmelerinin kanun hükümlerine uygulanması gibi denetlenecek sorumlulukalanlarının, 3. kişilere yaptırılabilecek teknik hizmet alımı alanları olduğuşeklinde nitelenmesine imkan yoktur. Kaldı ki, kuralda denetim şirketlerininnitelikleri ve yetki sınırları belirsizdir. Denetim sonucu raporlarının EnerjiPiyasası Denetleme Kurumu tarafından kurulca karara bağlanması yasadabulunmakla birlikte, bağlayıcılık taşıyıp taşımadığı, itiraz edilebilirliği,kesinliği, devredilen yetkinin mutlaklığı, denetim şirketinin usulsüzlüklerindedenetimin geçerliliği gibi temel bir çok konu, kuralda belirsizliğini korumaktaolup kural açıklanan nedenler ile Anayasa'nın 2., 7. ve 128. maddelerineaykırıdır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOYGEREKÇESİ VE FARKLI GEREKÇE
4.7.2012 günlü 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5. maddesiyle 17.7.1963günlü 278 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerideğiştirilerek Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK)ilgili Bakan'ın onayı ile şirket kurmak ve kurulmuş şirketlere ortak olmak;aynı Kanun'un 46., 47. ve 48. maddeleriyle de 17.2.2011 günlü 6114 sayılı Kanun'un3., 4. ve 5. maddeleri değiştirilerek Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)Başkanlığına şirket kurmak ve kurulmuş şirketlere ortak olmak yetkisiverilmiştir.
Anayasa'nın 6. maddesine göre hiçbir kimse veya organ kaynağınıAnayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağından kamu kurum vekuruluşlarının şirket kurabilmelerine izin verilebilmesi için, bunun anayasaldayanağının bulunması gerektiği açıktır.
Anayasa'nın 128. maddesinde, 'Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerive diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlüoldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlarve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği belirtilmektedir.
TÜBİTAK'ın ve ÖSYM'nin kamu tüzelkişileri olarak üstlendiklerigörevin, kamu hizmeti kapsamında bulunması nedeniyle bu Kurum'ların, genelidare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetleriningerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlilerieliyle yürütülmesi gerektiğinden, belirtilen hizmetlerin, özel hukuktüzelkişileri olan şirketler tarafından yürütülmesi olanaklı değildir.
Anayasa'nın 47. maddesi ile devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri vediğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerin özel hukuksözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabilmesine veyadevredilebilmesine, bunların hangileri olduğunun kanunla belirlenmesi koşuluylaolanak tanınmakta ise de belirtilen kamu tüzelkişilerinin, kuracakları sermayeşirketleri ile bu hizmetleri doğrudan yürütmelerine izin verilmemektedir. Bunagöre, kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve hizmet alanlarında sermaye şirketikurmalarının anayasal dayanağı bulunmadığı gibi bu konuda anayasal boşluktansöz etme olanağı da yoktur. Anayasa bir alanı düzenlemiş, usul ve esaslarınıbelirlemişse buna aykırı kurallar getirilemeyeceğinden, bu konuda ayrıca biryasak konulmasına gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan, 4628 sayılı Kanun'un 2. maddesinin dördüncü fıkrasının(c) bendinin 6353 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen sekizinciparagrafında yer alan 'veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satınalmak suretiyle yaptırabilir' tümcesi ile son tümcesi, Anayasa Mahkemesi'nin13.1.2011 günlü E: 2007/2; K: 2011/13 sayılı kararının Tohumculuk Kanunu'nun15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'özel hukuk tüzelkişilerine' ibaresiile ilgili bölümünde belirtilen gerekçe ile Anayasa'ya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle incelenen dava konusu kuralların iptaligerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
6353 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle değiştirilen 5346 sayılıKanun'un 6/c maddesinin altıncı fıkrasının 'veya' sözcüğü ile başlayan sonbölümüne ilişkin iptal gerekçesine ise Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararındakigörüşler doğrultusunda farklı gerekçe ile katılıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 2. maddesinin dördüncüfıkrasının (c) bendinin iptali istenilen altı çizili ve koyu renkli olarakgösterilen ibare ve cümlenin de yer aldığı sekizinci paragrafında;
'4046 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan özelleştirme sonrasıelektrik dağıtım tesislerinin iyileştirilmesi, güçlendirilmesi vegenişletilmesi için yapılan yatırımların mülkiyeti kamuya aittir.Özelleştirilen elektrik dağıtım tesis ve varlıklarına ilişkin her türlü işletmeile yatırım plânlaması ve uygulamasında onay ve değişiklik yetkisi Kurulaaittir. Kurul, hizmetin verilmesini sağlayacak yatırımların teklif edilmemesihalinde talep eder ve onaylanmış yatırımlar gerçekleştirilmediği takdirdelisans iptal edilerek yeniden ihale yapılır. Kanun kapsamında tanımlananelektrik dağıtım şirketlerinin her türlü denetimi Bakanlık tarafından yapılır.Bakanlık bu denetimi bu konuda ihtisas sahibi olan kamu kurum ve kuruluşlarınayetki devri suretiyleveya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmetsatın almak suretiyle yaptırabilir.Bu kapsamda düzenlenecek denetimraporları Kuruma bildirilir. Denetim raporu sonucuna göre gerekli yaptırım veişlemler Kurul tarafından karara bağlanır.Denetim şirketlerininnitelikleri, yetkilendirilmesi, seçimi, yetkili denetim şirketleri ve denetimetabi şirketlerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıktarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'denilmektedir.
5346 sayılı Kanun'un 6/C maddesinin son fıkrasının''veyagerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafındanyetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafındanyaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul veesaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir.'şeklindeki bölümü ile ilgili, Esas: 2011/27,Karar: 2012/101 sayılı 5.7.2012 günü verilen ve 6.10.2012-28433 sayılı ResmîGazete'de yayımlananAnayasa MahkemesiKararında belirtilen gerekçe ile bukurallarıniptali gerekir.
Ayrıca, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen ibare ve cümleninbulunduğu paragrafta yer alan ''Denetim raporu sonucuna göre gerekliyaptırım ve işlemler Kurul tarafından karara bağlanır''biçimindeki düzenlemede,Bakanlık tarafından yetkilendirilen denetim şirketinin hazırlayacağı denetimraporunun dışına çıkılmaksızın ve bu raporun sonuçlarına bağlı kalınarak Kurultarafından işlem ve yaptırım uygulanacağının öngörülmesi suretiyle Kurulunetkisiz bir onay mercii haline getirilerek,denetimin, memurlar ve diğer kamugörevlileri eliyle genel idare esaslarına uygun olarak yürütülmesi gereken aslive sürekli bir kamu hizmeti olmaktan uzaklaştırılması, Anayasa'nın 128.maddesine aykırı olduğundan söz konusu ibare ve cümlenin iptali gerekir.
Açıklanan nedenlerle redde ilişkin çoğunluk kararına katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOYYAZISI
1- 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (c)bendiyle 6114 sayılı Kanun'un 5. maddesine eklenen (5) numaralı fıkradaBaşkanlığın sınav faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kuracağı veyaiştirak edeceği şirketler eliyle yürütebileceği, şirket kurulmasına veya kuruluşirketlere iştirak edilmesine yönetim kurulunun teklifi üzerine BakanlarKurulunca karar verileceği belirtilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laikve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 42. maddesinde eğitim veöğrenim hakkı ve ödevi düzenlenmiştir. Anayasa'nın 128. maddesinde devletingenel idare esaslarına göre yürütmekle görevli olduğu asli ve sürekli görevlerinmemurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiştir. Bunagöre devletin asli ve sürekli görevlerinden olan eğitimin olanaklar ölçüsündeadil, eşit, dengeli biçimde sağlanması için gerekli olan ölçme, seçme veyerleştirme işlemlerinin de devletin asli ve sürekli görevlerinden olduğu vekamu görevlileri eliyle görüleceği açıktır.
Sınavların adil, dürüst, düzenli ve güven içindegerçekleştirilmesi Devletin kamu gücünün kullanılmasını gerektirir. Bu nedenledevletin bu alandaki planlama, düzenleme, denetleme ve gereğinde zor kullanmayetkisini tümüyle özel şirketlere devretmesi Anayasa'nın 128. maddesineaykırıdır.
2- Kanun'un Geçici 2. maddesi 15.6.2012 tarihinden önce 193 sayılıGelir Vergisi Kanunu'nun geçici 67. maddesi uyarınca İşsizlik Sigortası Fonugelirlerinden yapılan vergi kesintilerine karşı dava açılamayacağını,görülmekte olan davaların da tarafların yaptıkları masraflar üzerlerindebırakılmak suretiyle vekalet ücretine hükmedilmeksizin, karar verilmesine yerolmadığı kararı verilerek sonlandırılmasını öngörmektedir.
Kuralın, Devletin iki ayrı kurumu arasında yasa hükümlerininfarklı yorumundan kaynaklanan davaların sona erdirilerek tasfiyesini amaçladığıanlaşılmaktadır.
Yasa koyucu, Anayasa'ya aykırı davranmamak ve kişi hak veözgürlüklerine saygılı olmak şartıyla her konuda yasa çıkarmak hususunda takdirhakkına sahip olup, idarenin farklı birim veya kurumları arasındakiihtilafların tasfiyesi konusunda mahkemelerin karar vermelerine esasoluşturacak kurallar koyabilir.
İptali istenen kuralın kamu yararı amacıyla çıkarıldığı, kişi hakve özgürlüklerini olumsuz etkileyen her hangi bir yönü bulunmadığı, Anayasa'nın138. maddesi hükmünün öngördüğü anlamda kesinleşen mahkeme kararlarına müdahaleanlamını taşımadığı, kaldı ki usul yasalarının derhal yürürlüğe girmesinintemel ilke olduğu, temel hal ve özgürlüklere ilişkin olmayıp devletin kurumlarıarasındaki mali ihtilaflara ilişkin olan davaların mutlaka sonuna kadarsürmesini istemenin mantıklı olmadığı gibi Anayasal yorum kurallarıyla dabağdaşmadığı gözetildiğinde, iptal isteminin reddi gerektiği sonucunavarmaktayım. Bu nedenle iptal görüşüne katılmıyorum.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOYGEREKÇESİ
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1)5. maddesi ile 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Türkiye Bilimsel veTeknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin birincifıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yapılan değişiklikle eklenen; 'Kurumunbünyesinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini yapan merkezlerde,enstitülerde ve birimlerde geliştirilen teknolojilerin kullanılmasını ticarideğerlere dönüşmesini sağlamak, bu amaçla ilgili Bakan'ın onayı üzerine şirketkurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak,'; 'ayrıca bu amaçla ilgili Bakan'ınonayı üzerine şirket kurmak, kurulmuş şirketlerde imtiyazlı pay sahibi olmak'ibarelerinin incelenmesi;
Söz konusu düzenlemelerle Türkiye Bilimsel ve Teknoloji AraştırmaKurumuna (TUBİTAK) faaliyetleri ile ilgili olarak Bakan'ın onayı ile şirketkurmak ve kurulmuş şirketlere ortak olmak yetkisi verilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, siyasaliktidarı hukukla sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin düzenlisürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturarak aynı zamandaistikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik veöngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi isekuralların genel, eşit, nesnel olmalarına bağlıdır.
Anayasa'nın 128. maddesinin birinci fıkrasında 'Devletin, kamuiktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli vesürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.'denilmektedir.
Bu durumda bir kamu kurumu olup, asıl görevi bilim ve teknolojiile ilgili politikaları belirleme ve bu konuda öncü bir rol üstlenerekkoordineyi sağlamak olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'nun(TUBİTAK) kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri memurlar vediğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gerekirken kuracağı şirket aracılığıile ya da kurulmuş şirketlerde imtiyazlı ortak olarak yürütülmesi şeklindekidüzenleme Anayasa'nın 2. ve 128. maddelerine aykırıdır.
2)22. maddesi ile 20.2.2001 günlü ve 4628 sayılı Elektrik PiyasasıKanunu'nun 2. maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle (c) bendininsekizinci paragrafının beşinci cümlesinde yer alan '...veya yetkilendireceğidenetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle '' ibaresi ile son cümlesininincelenmesi;
Elektrik dağıtım tesis ve varlıkları üzerinde her türlü denetimyetkisi ve görevi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ait iken yapılandeğişiklikle denetimin Bakanlığın yetkilendireceği denetim şirketlerineyaptırabilmesine olanak tanınmakta, son cümlede ise denetim şirketlerinindenetimine ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından çıkarılacakyönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.
Kamu hizmetlerinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi amacıylayapılan denetim, kamu kurumlarınca yapılması gereken asli ve sürekligörevlerdendir.
Bu durumda, Anayasa'nın 128. maddesinin birinci fıkrası karşısındaasli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafındanyapılması gerektiğinden bu hizmetlerin hizmet satın alma yoluyla yürütülmesişeklindeki ibare ve Anayasa'nın 123. maddesi uyarınca asli ve sürekligörevlerden olan denetimin kanunla düzenlenmesi gerektiğinden denetimin usul veesaslarının yönetmelikle düzenleneceği şeklindeki son fıkra hükmü Anayasa'nın2., 7., 123. ve 128. maddelerine aykırıdır.
3)46., 47. ve 48. maddeleri ile 17.2.2011 günlü, 6114 sayılı Ölçme,Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un3., 4. ve 5. maddelerinde yapılan değişikliklerin incelenmesi;
3. maddenin ikinci fıkrasına eklenen (j) bendinde Ölçme SeçmeYerleştirme Merkezi Başkanlığına faaliyetleri ile ilgili olarak şirket kurma vekurulmuş şirketlere ortak olmak; 4. maddenin onbirinci fıkrasına eklenen (ğ)bendinde ise Ölçme Seçme Yerleştirme Merkezi Başkanlığının sınav faaliyetleriile ilgili olarak kuracağı veya iştirak edeceği şirketler için BakanlarKuruluna teklifte bulunmak yetkisi verilmekte, 5. maddesine eklenen (5) numaralıbentte ise Ölçme Seçme Yerleştirme Merkezi Başkanlığının sınav faaliyetlerinintamamını veya bir kısmını kuracağı veya iştirak edeceği şirketler eliyleyürütebileceği, şirketler kurulmasına veya kurulu şirketlere iştirakedilmesine, yönetim kurulunun teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararverileceği belirtilmektedir.
Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının, asli ve sürekli olarak yürütmekle görevli veyetkili olduğu sınav faaliyetlerini yürütmek amacıyla şirket kurabileceği ya dakurulmuş şirketlere ortak olabileceği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı(ÖSYM), Üniversite giriş sınavları yanında mezuniyetten sonra Kamu PersoneliSeçme Sınavı ve diğer sınavların bilimsellik, nesnellik, tarafsızlık vegizlilik içinde yapılması amacıyla kurulmuş olan bir kamu kurumudur.
Anayasa'nın 128. maddesi karşısında Devletin, kamu iktisaditeşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekligörevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gerekmektedir.
Bu durumda, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının,asli ve sürekli olarak yürütmekle görevli ve yetkili olduğu sınavfaaliyetlerini şirket kurmak ya da kurulmuş şirketlere ortak olmak yoluylayürütme yetkisi veren dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 128. maddelerineaykırıdır.
Açıklanan nedenlerle; 4.7.2012 günlü 6353 sayılı Bazı Kanun veKanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair Kanun'un, 278 sayılıKanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde ve 4628 sayılıKanun'un 2. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendinin sekizinci paragrafınınbeşinci cümlesinde yer alan ibare ile son cümlesi; 6114 sayılı Kanun'un 3., 4.,ve 5. maddelerinde yapılan değişikliklerin Anayasa'nın 2., 7.,123. ve 128.maddelerine aykırı olup iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararınakatılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
5378 sayılı Kanun 7.7.2005 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun'un geçici 2. maddesiyle kamu kurum vekuruluşlarına ait mevcut resmi yapıların, yol, kaldırım, yaya geçidi, açık veyeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanlarıile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren hertürlü yapıların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıliçindeengellilerin erişebilirliğine uygun duruma getirilmesi zorunluluğugetirilmiştir. Bahsi geçen Kanun'un geçici 3. maddesiyle de Büyükşehirbelediyeleri ve diğer belediyelere, şehir içinde kendilerince sunulan ya dadenetimlerinde olan toplu taşıma hizmetlerinin engellilerin erişilebilirliğineuygun olması için gereken tedbirleri alma ödevi yüklenmiştir.
5378 sayılı Kanun, 7.7.2005 tarihinde yürürlüğe girdiğinden,geçici 2. ve 3. maddelerle kamu kurum ve kurumlarına, gerçek ve tüzel kişilerile Büyükşehir belediyeleri ve diğer belediyelere yüklenen yükümlülüklerin enson 7.7.2012 tarihine kadar yerine getirilmesi gerekmekteydi. Ancak 6353 sayılıKanun'un 34. maddesiyle, 5378 sayılı Kanun'un geçici 2. ve 3. maddelerindegeçen 'yedi yıl' ibareleri ' sekiz yıl' şeklinde değiştirmek suretiyle sözüedilen kurum ve kişilere tanınan süre bir yıl uzatılmıştır.
2002 yılında yapılan 'Türkiye Özürlüler Araştırmasına' göre toplumnüfusun %12'si engelli olup, bunların %78'i çalışma hayatınakatıl(a)mamaktadır.*Engelsizlere göre oluşturulan fiziksel ve sosyalçevreden kaynaklanan engeller, engellilerin insan haklarına erişimini vekullanımını zorlaştırmaktadır. Binalar ve diğer sosyal ve kültürel alt yapıalanlarının ve toplu taşım araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygunduruma getirilmesi için öngörülen yedi yıllık sürenin yasayla bir yılertelenmesi ve idari kararlara ayrıca iki yıl daha ertelenebilmesinin mümkünhale getirilmesi, engellilerin engelli olmayan insanların yararlandığı bazıimkânlara erişmelerini, yaşamlarını diledikleri gibi sürdürmelerini ve yaşamkalitelerini arttırmalarını üç yıl daha geciktirmektedir. Her yönüyle toplumsalyaşamda yer alma engellilerin de hakkıdır ve bu özel bir ihtiyaç olarakgörülmemelidir.
Dava dilekçesinde de belirtildiği gibi, 'Erişilebililik kavramıengelli kimselerin fiziki çevreye, ulaşım hizmetlerine, bilgi ve iletişimteknolojileri ve sistemlerine ve diğer imkân ve hizmetlere başkalarıyla aynışartlarda erişebilmesini ifade eder. Erişilebilirlik sosyal, kültürel veekonomik yaşama katılabilmenin ve Anayasada tanınan tüm hak ve özgürlüklerdenyararlanabilmenin ön koşuludur. Engelli bireylerin yaşama ve etkin katılımıiçin ön koşul, karşılaştıkları engellerin kaldırılmasıdır. Engellerinkaldırılmasının da ilk basamağını erişebilirlik oluşturmaktadır.Zira, engellibireyin yaşama tam etkin katılabilmesi için öncelikle yaşadığı konutun dışınaçıkabilmesi gerekir. Konut dışı kamuya açık alan, kamu hizmeti verilen alanengellilerin erişebilirliğine uygun değilse, engelliler açısından temel insanhaklarında yararlanma süreci de işleyemez'.
Anayasa'nın 2. maddesinde ifade edilen sosyal hukuk devleti,engellilerin diğer insanlar gibi hak ve özgürlüklerden yararlanmasınıkolaylaştıran ve insan onuruna yaraşır hayat sürdürmelerini sağlayan devlettir.
Anayasa'nın 5. maddesi, kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevivarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmayı Devlet'intemel amaç ve görevleri arasında saymaktadır. Engellilerin yaşam koşullarınıniyileştirilmesi ve hak ve özgürlüklere ulaşmalarının önündeki her türlü engelinve sınırlılığın kaldırılması açısından devlet yükümlülük altındadır. Her nekadar, devletin bu yükümlülüğü yerine getirirken engellilerin sosyal veekonomik haklarının kullanımı yönünden Anayasa'nın 65. maddesi uyarıncaekonomik imkânlarla sınırlı olduğu olduğunu söylemek mümkünse de, engellilerinmedeni ve siyasi haklarını kullanmaları hususunda böyle bir sınırlılıktanbahsetmek mümkün değildir.
Türkiye'nin 5825 sayılı Kanun ile onaylayarak uygun bulduğu ve18.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren BM Engelli Hakları Sözleşmesi'nin (EHS) 4.maddesinin (1) numaralı fıkrasında taraf devletlerin, engelliler aleyhindeayrımcılık teşkil eden yürürlükteki hukuk kurallarını, düzenlemeleri,gelenekleri ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekliolan, yasama faaliyetleri dâhil uygun tüm tedbirleri almakla yükümlü olduklarıbelirtildikten sonra aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında da tarafdevletlerin, engellilerin ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan tam olarakyararlanmalarını aşamalı olarak sağlayacakları düzenlenmiştir. İlgili yasadayedi yıl olarak öngörülen süre, bu haklardan aşamalı olarak yararlanmayıdüzenleyen yukarıdaki hükümle uyumlu olmakla birlikte, yedi yıldagerçekleştirilmeyen bu aşamalı geçişin 1+2 yıllık bir süre zarfındagerçekleştirileceğinin garantisi yoktur. Dolayısıyla, aşamalı geçişin ilânihayesürmesi gibi bir durumla karşı karşıya kalınabilir. Kaldı ki, bu hususekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olup, engellilerin medeni vesiyasi haklara erişiminin kolaylaştırılmasının daha bir ivediliklegerçekleştirilmesi gerekir. Bu durum engellilere pozitif ayrımcılık yapılmasınıöngören Anayasa'nın 10. maddesiyle de bağdaşmamaktadır. Yedi yıllık geçişsüreci içinde engellilerin erişebilirliğinin sağlanmaması ve nihayetindeerişebilirliğin gerçekleştirilebilmesinin üç yıl daha ötelenmesi, Anayasa'nın10. maddesine aykırı düşmektedir.
Sonuç olarak, iptali istenilen düzenleme Anayasa'nın 2., 5. ve 10.maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOYYAZISI
4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 31. maddesiyledeğiştirilen, 10.5.2005 günlü, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji KaynaklarınınElektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un 6/C maddesininaltıncı fıkrasında geçen''veya gerektiğinde masrafları ilgililerine aitolmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmetsatın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgiliuygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDKtarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'bölümünün iptaline ilişkinçoğunluk görüşüne,06.10.2012 günlü, 28433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan5.7.2012 günlü, 2011/27 Esas, 2012/101 Karar sayılı AnayasaMahkemesi kararındayer alan karşıoy yazımda açıkladığım gerekçelerle katılmıyorum.
Üye
Hicabi DURSUN
*http://www.ozida.gov.tr/arastirma/oztemelgosterge.htm.,erişim tarihi 18 Mart 2013