ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2012/100
Karar Sayısı : 2013/84
Karar Günü : 4.7.2013
R.G. Tarih-Sayı :02.08.2013-28726
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Türkiye Büyük MilletMeclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN ve Dilek AKAGÜN YILMAZ ile birlikte 123milletvekili
DAVANIN KONUSU : 2.7.2012 günlü, 6352 sayılıYargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve CezalarınErtelenmesi Hakkında Kanun'un:
1- 1. maddesiyle 9.6.1932 günlü, 2004sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen1. maddesinin beşinci fıkrasının,
2- 3. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'a eklenen 8/a maddesininikinci fıkrasının,
3- 21. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 106.maddesinin birinci fıkrasının,
4- 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 110.maddesinin birinci fıkrasının,
5- 24. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 114. maddesine eklenendördüncü fıkranın 'Açık artırmaya elektronik ortamdan teklif verme yoluylabaşlanır.' biçimindeki birinci cümlesinin,
6- 25. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 115. maddesinin,
7- 28. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 124.maddesinin üçüncü fıkrasının,
8- 29. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 126. maddesinin dördüncü fıkrasının,
9- 31. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 129.maddesinin,
10- 44. maddesiyle 6.1.1982 günlü, 2575sayılı Danıştay Kanunu'nun 8. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının,
aa- (d) bendine eklenen 'Türkiye Büyük Millet Meclisi GenelSekreterliği,' ibaresinin,
ab- (e) bendine eklenen 'ile düzenleyici ve denetleyicikurumların başkanlıkları,' ibaresinin,
ac- Değiştirilen (g) bendinin,
b- (3) numaralı fıkrasındaki değiştirilen 'onbeş yıl' ibaresinin,
11- 45. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 24.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin,
12- 46. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 60.maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
13- 47. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 61. maddesinin(1) ve (3) numaralı fıkralarının,
14- 57. maddesiyle;
a- 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun27. maddesinin değiştirilen (2) numaralı fıkrasının,
b- 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesine eklenen (3) ve (10)numaralı fıkraların,
15- 58. maddesiyle değiştirilen 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin (2) ve (6) numaralı fıkralarının,
16- 72. maddesiyle 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'nun 37. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendinin,
17- 74. maddesiyle 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 've örgüt mensupları gibicezalandırılırlar' ibaresinin madde metninden çıkarılmasının,
18- 75. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 10. maddesinin,
19- 77. maddesiyle 9.6.2004 günlü, 5187sayılı Basın Kanunu'nun 26. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarında yapılandeğişikliklerin,
20- 85. maddesiyle değiştirilen 26.9.2004günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (6) ve (7) numaralıfıkralarının,
21- 90. maddesiyle 5237 sayılıKanun'un başlığı ile birlikte değiştirilen 277. maddesinin,
22- 92. maddesiyle değiştirilen 5237sayılı Kanun'un 285. maddesinin,
23- 93. maddesiyle değiştirilen 5237sayılı Kanun'un 288. maddesinin,
24- 95. maddesiyle 4.12.2004 günlü,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na eklenen 38/A maddesinin,
25- 105. maddesinin,
26- Geçici 1. maddesinin,
27- Geçici 2. maddesinin (4), (5), (6) ve(7) numaralı fıkralarının,
28- Geçici 3. maddesinin,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11.,12., 13.,17., 20., 36., 37., 38., 40., 87., 90., 125., 128., 138., 139., 140.ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinindurdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
2.7.2012 günlü, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin EtkinleştirilmesiAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenenSuçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un:
1- 1. maddesiyle değiştirilen 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra veİflas Kanunu'nun iptali istenen kuralın da yer aldığı 'İcra daireleri' başlıklı 1.maddesi şöyledir:
'Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icradairesi bulunur.
Her icra dairesinde Adalet Bakanlığı tarafından atanacak bir icramüdürü, yeteri kadar icra müdür yardımcısı, icra katibi ile adli yargı ilkderece mahkemesi adalet komisyonları tarafından görevlendirilecek mübaşir vehizmetli bulunur.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığı tarafındanyaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınavsonucuna göre atanırlar. İcra katipleri arasından Adalet Bakanlığı tarafındanyaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınavsonucuna göre de icra müdür veya icra müdür yardımcılığı kadrolarına atamayapılabilir.
İcra katipliğine ilk defa atanacaklar, kamu görevlerine ilk defaatanacaklar için yapılacak merkezî sınavda başarılı olanlar arasından AdaletBakanlığının bu konuda yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adaletkomisyonları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre; unvandeğişikliği suretiyle atanacaklar ise uygulama ve sözlü sınav sonucuna göreatanırlar. Unvan değişikliği suretiyle icra katipliğine atanacaklar tahsisedilen kadronun yüzde ellisini geçemez.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra katiplerinin,yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevdeyükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.
İcra dairelerinde, gerektiğinde, Adalet Bakanlığı tarafındanbelirlenecek esaslar çerçevesinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adaletkomisyonu tarafından zabıt katibi, mübaşir ve hizmetli görevlendirilir.
İcra müdürü, icra müdür yardımcısı veya icra katibinin herhangibir nedenden dolayı yokluğu halinde görev ve yetkileri, adli yargı ilk derecemahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilecek yazı işleri müdürü veyazabıt katibi tarafından yerine getirilir.
Adalet Bakanlığı, icra dairelerini bir arada bulundurmaya ve aynıicra mahkemesine bağlamaya yetkilidir.'
2- 3. maddesiyle, 2004 sayılı Kanun'a eklenen ve iptali istenenkuralın da yer aldığı'Elektronik işlemler' başlıklı 8/a maddesişöyledir:
'İcra ve iflas dairelerince yapılacak her türlü icra ve iflasiş ve işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi kullanılır; her türlü veri,bilgi, belge ve karar, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi vasıtasıyla işlenir,kaydedilir ve saklanır.
Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronikveriler senet hükmündedir. Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynıispat gücünü haizdir. Güvenli elektronik imza, kanunlarda güvenli elektronikimza ile yapılamayacağı açıkça belirtilmiş olan işlemler dışında, elle atılanimza yerine kullanılabilir. Güvenli elektronik imzayla oluşturulan belge vekararlarda, kanunlarda birden fazla nüshanın düzenlenmesi ve mühürleme işleminiöngören hükümler uygulanmaz.
Zorunlu nedenlerden dolayı fiziki olarak düzenlenen belge veyakararlar, yetkili kişilerce güvenli elektronik imzayla imzalanarak Ulusal YargıAğı Bilişim Sistemine aktarılır ve gerektiğinde Ulusal Yargı Ağı BilişimSistemi vasıtasıyla ilgili birimlere iletilir. Bu şekilde elektronik ortamaaktarılarak ilgili birimlere iletilen belge ve kararların asılları, gönderenicra ve iflas dairesinde saklanır, ayrıca fiziki olarak gönderilmez. Ancak,belge veya kararın aslının incelenmesinin zorunlu olduğu hâller saklıdır.
Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hâllerde,icra müdürü veya görevlendirdiği personel tarafından belgenin aslının aynıolduğu belirtilerek, imzalanır ve mühürlenir.
Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
Elektronik işlemlerin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi vasıtasıylayapılmasına dair usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılanyönetmelikle düzenlenir.'
3- 21. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un iptali istenenkuralın da yer aldığı 'Talep için müddetler' başlıklı 106. maddesişöyledir:
'Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altıay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir.
Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı taşınır hükmündedir.'
4- 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un iptali istenenkuralların da yer aldığı 'Haczin kalkması' başlıklı 110.maddesi şöyledir:
'Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya icra müdürütarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezseveya talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindekihaciz kalkar. Hacizli malın satılması yönündeki talep bir defa geri alınabilir.
Haczedilen resmi sicile kayıtlı malların, icra dairesiyleyapılacak yazışmalar sonucunda haczinin kalktığının tespit edilmesi hâlinde,sicili tutan idare tarafından haciz şerhi terkin edilir ve işlem ilgili icradairesine bildirilir.
Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklıo mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerdensorumlu olur. '
5- 24. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un iptali istenenkuralın da yer aldığı 'Arttırma hazırlık tedbirleri' başlıklı 114.maddesi şöyledir:
'(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/27 md.) Satış açıkartırma ile yapılır. Birinci ve ikinci artırmanın yapılacağı yer, gün ve saatdaha önceden ilân edilir.
İlanın şekli, artırmanın tarzı, yer ve günü ve gazete ile yapılıpyapılmıyacağı icra memurluğunca alakadarların menfaatlerine en muvafık geleninazarı dikkate alınarak tayin olunur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/27 md.) İlânınyurt düzeyinde yayımlanan bir gazete ile yapılmasına karar verilmesi hâlinde builân satış talebi tarihinde tirajı ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurtdüzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biriyle yapılır.
(Ek: 18/2/1965'538/57 md.) Gazete ile yapılacak ilanlara satışşartnamesi eklentisiyle geçirilmeyip, satılacak şeyin cinsi, mahiyeti, önemlivasıfları, muhammen kıymeti, bulunduğu yer ve ikinci artırmanın gün ve saati,satış şartnamesinin vesair bilginin nereden ve ne suretle öğrenilebileceği,talep halinde ve ilanda gösterilen masrafı verilmek şartiyle şartnamenin birörneğinin gönderilebileceği hususları yazılmakla iktifa olunur. İcra dairesinceyapılması zaruri ilanlar dışında, taraflar şartnamenin tamamını, masrafı kendilerineait olmak üzere, diledikleri vasıtalarla ilan edebilirler. Ancak hususimahiyetteki bu ilan resmi muameleye tesir etmez. (Ek cümle:2/7/2012'6352/24 md.) Satış ilanı elektronik ortamda da yapılır.
(Ek 2/7/2012'6352/24 md.)Açık artırmaya elektronik ortamdateklif verme yoluyla başlanır. Elektronik ortamda teklif verme,birinci ihale tarihinden on gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı gündenönceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklifverme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az on gün sonrası içinbelirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer.Elektronik ortamda verilecek teklifler haczedilen malın tahmin edilenkıymetinin yüzde ellisinden az olamaz; teklif vermeden önce, haczedilen malıntahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde teminat gösterilmesizorunludur.
(Ek 2/7/2012'6352/24 md.)Satışa çıkarılan taşınır üzerinde hakkıolan alacaklının alacağı yukarıdaki fıkrada yazılı oranda ise artırmayaiştiraki halinde ayrıca pey akçesi ve teminat aranmaz.'
6- 25. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 'İhaleninyapılması:' başlıklı 115. maddesi şöyledir:
(Değişik: 2/7/2012'6352/25 md.) Birincive ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte,elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Satışaçıkarılan mal üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksekteklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırmabedelinin malın tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satışisteyenin alacağına rüçhanı olan diğer alacaklar o malla temin edilmişse busuretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olması ve bundan başka parayaçevirme ve paraların paylaştırılması masraflarını aşması gerekir.
Birinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı miktaraulaşılmazsa satış icra memuru tarafından geri bırakılır.
İkinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlargerçekleşmezse satış talebi düşer.'
7- 28. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un iptali istenenkuralın da yer aldığı '1- Şartnamenin açık bulundurulması' başlıklı124. maddesi şöyledir:
'İcra dairesi taşınmazların bulunduğu yerin adetlerine göre enelverişli tarzda artırma şartlarını tesbit eder.
Bunları ihtiva eden şartname artırmadan evvel en az on günmüddetle icra dairesinde herkesin görmesi için açık bulundurulur.
(Değişik: 2/7/2012'6352/28 md.) Şartnameye, artırmaya iştirakedeceklerin taşınmazın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde peyakçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri, elektronikortamda teklif vererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiğive elektronik ortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır.
Satılığa çıkarılan taşınmaz üzerinde hakkı olan alacaklınınalacağı yukarki fıkrada yazılı nispet raddesinde ise artırmaya iştiraki halindeayrıca pey akçesi ve teminat aranmaz.'
8- 29. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un iptali istenenkuralın da yer aldığı 'Artırma ilanı, artırma hazırlıkları ve ilgililereihtar' başlıklı 126. maddesi şöyledir:
'Satış, açık artırma ile yapılır. Birinci ve ikinci ihaleninyapılacağı yer, gün ve saat önceden ilan edilir.
İlan, birinci ihale tarihinden en az bir ay önce yapılır. İlanedilen metnin esasa müessir olmayan maddi hatalar nedeniyle tekrarlanmasıgerektiğinde, ihale tarihi değiştirilmeksizin hata ilanen düzeltilir. Ancak budüzeltme ilanının tarihi ile ihale tarihi arasında yedi günden az zaman kalmışise daha önce ilan edilen günden yedi iş günü sonrası için tespit edilecekgünde satış yapılacağı düzeltme ilanında belirtilir. Bu düzeltme ilanıilgililere ayrıca tebliğ edilmez.
Yapılacak ilana, satılacak şeyin cinsi, mahiyeti, önemlivasıfları, tahmin edilen kıymeti, bulunduğu yer; birinci ve ikinci ihaleninyapılacağı yer, gün ve saat; artırmaya iştirak edeceklerin haczedilen malıntahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli birbankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri gerektiği; diğer bilgilerin neredenve ne suretle öğrenilebileceği hususları yazılır. Ayrıca, ipotek sahibialacaklılarla diğer ilgililerin taşınmaz üzerindeki haklarını, hususiyle faiz vemasrafa dair olan iddialarını evrakı müsbiteleri ile onbeş gün içinde icradairesine bildirmeleri gerektiği yazılır; aksi halde, hakları tapu siciliylesabit olmadıkça, satış bedelinin paylaşmasından hariç kalacakları da ilaveedilir. Bu ihtar irtifak hakkı sahiplerine de yapılır.
Açık artırmaya elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlanır.Elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden yirmi gün öncebaşlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinciihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşincigün başlar, en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenintamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecekteklifler haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz;teklif vermeden önce, haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisinispetinde teminat gösterilmesi zorunludur.
Satışa çıkarılan taşınmaz üzerinde hakkı olan alacaklının alacağıyukarıdaki fıkrada yazılı oranda ise artırmaya iştiraki halinde ayrıca peyakçesi ve teminat aranmaz.
114 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları taşınmazın satışilanı hakkında da uygulanır.'
9- 31. maddesiyle değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 'İhale' başlıklı 129.maddesi şöyledir:
'(Değişik 2/7/2012'6352/28 md.) Birincive ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte,elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Taşınmaz üçdefa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif dedeğerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelininmalın tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satış isteyeninalacağına rüçhanı olan diğer alacaklar o malla temin edilmişse bu suretlerüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olması ve bundan başka paraya çevirmeve paraların paylaştırılması masraflarını aşması gerekir.
Birinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı miktaraulaşılmazsa satış icra memuru tarafından geri bırakılır.
İkinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlargerçekleşmezse satış talebi düşer.'
10- 44. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982 günlü, 2575 sayılı DanıştayKanunu'nun iptali istenen kuralların da yer aldığı 'Danıştay üyelerininnitelikleri ' başlıklı 8 maddesi şöyledir:
'1. Danıştay üyeleri:
a) İdari yargı hakim ve savcılığı,
b) Bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, elçilik, valilik,
c) Generallik, amirallik,
d)Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Türkiye BüyükMillet Meclisi Genel Sekreterliği,
e) Genel ve katma bütçeli dairelerde veya kamu kuruluşlarındagenel müdürlük veya en az bu derecedeki tetkik ve teftiş kurulbaşkanlıkları, ile düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları,
f) Yükseköğrenim kurumlarında hukuk, iktisat, maliye, kamuyönetimi profesörlüğü,
g) (Değişik: 2/7/2012-6352/44 md.) Kamu kurum vekuruluşlarının başhukuk müşavirliği, birinci hukuk müşavirliği, hukukhizmetleri başkanlığı ve hukuk işleri müdürlüğü,
Görevlerini yapanlar arasından seçilir.
2. İdari yargı hakim ve savcılarının Danıştay üyeliğineseçilebilmeleri için birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl bugörevlerde başarı ile çalışmış olmaları ve birinci sınıfa ayrılma niteliğinikaybetmemeleri gereklidir.
3. İdari görevlerden Danıştay üyeliğine seçileceklerinyükseköğrenimlerini tamamladıktan sonra Devlet hizmetlerinde onbeş yıl (')çalışmış bulunmaları, birinci derece aylığını kazanılmış hak olarak almaları vehakimliğin gerektirdiği ahlak ve seciyeye sahip olmaları şarttır.'
11- 45. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un ipali istenen kuralın da yer aldığı 'İlk derece mahkemesi olarakDanıştayda görülecek davalar' başlıklı 24. maddesi şöyledir:
'1. Danıştay ilk derece mahkemesi olarak:
a) Bakanlar Kurulu kararlarına,
b) (Değişik : 2/6/2004 - 5183/4 md.)Başbakanlık, bakanlıklar vediğer kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşarlarıyla ilgili müşterekkararnamelere,
c) (Değişik: 2/7/2012-6352/45 md.) Bakanlıklar ile kamukuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan veülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere,
d) Danıştay İdari Dairesince veya İdari İşler Kurulunca verilenkararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere,
e) Birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına girenişlere,
f) Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun görevalanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine,
Karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yoluöngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerindendoğan idari davaları karara bağlar.
2. Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelenorganlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemleri inceler vekarara bağlar.'
12- 46. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un ipali istenen kuralın da yer aldığı 'Danıştay Başsavcısınıngörevleri' başlıklı 60. maddesi şöyledir:
'1. (Değişik birinci cümle: 2/7/2012-6352/46 md.) Başsavcı,ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen dava dosyalarını, esashakkındaki düşüncelerini bildirmek üzere, uygun göreceği görev ayırımına göresavcılara havale eder. Düşüncelerinin vaktinde bildirilmesini ve savcılar ileBaşsavcılıkta görevli diğer memurların devamlarını ve intizamla çalışmalarınısağlar, gelen dosyaların kaydı ve saklanması ile işi bitenlerin ilgili yerleregeciktirilmeden gönderilmesi için gerekli tedbirleri alır.
2. Başsavcı, incelediği dava dosyaları hakkında düşüncelerinibildirir ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yapar.
3. Başsavcı her takvim yılı sonunda, işlerin durumu ve bunlarınyürütülmesinde aksaklık varsa sebepleri hakkında Danıştay Başkanlığına birrapor verir ve alınmasını lüzumlu gördüğü idari tedbirleri bildirir.
4.Başsavcı, savcılardan birini, idari işlerde kendisine yardımetmekte görevlendirebilir'
13- 47. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılıKanun'un 61. maddesinin iptali istenen kuralların da yer aldığı 'Savcılarıngörevleri' başlıklı 61. maddesi şöyledir:
'1. (Değişik: 2/7/2012-6352/47 md.) Savcılar, ilk derecemahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen dava dosyalarından kendilerine havaleolunanları Başsavcı adına incelerler ve esas hakkındaki düşüncelerini, bir ayiçinde gerekçeli ve yazılı olarak verirler. Bu süreler geçirilirse durumusebepleriyle birlikte Başsavcıya bildirirler. DanıştayBaşkanının ve Başsavcısının vereceği diğer görevleri yerine getirir; çalışmadüzeninin korunması ve iş veriminin artırılması için Başsavcının alacağıtedbirlere uyarlar.
2. Savcılar, ilgili yerlerden Danıştay Başkanlığı aracılığı ileher türlü bilgileri isteyebilecekleri gibi işlem dosyalarını dagetirtebilirler.
3. (Değişik: 2/7/2012-6352/47 md.) Dava dairelerince gerekligörüldüğü takdirde, Danıştay savcıları, önceden haber verilmek suretiyle,düşüncelerini sözlü olarak da açıklarlar.'
14- 57. maddesiyle değiştirilen 6.1.1982günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun iptali istenen kurallarında yer aldığı 'Yürütmenin durdurulması' başlıklı 27. maddesi şöyledir:
'1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması davaedilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz.
2. (Değişik: 2/7/2012 - 6352/57 md.) Danıştay veya idarimahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veyasavunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasınakarar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerinyürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idareninsavunması alınmaksızın da durdurulabilir. Yürütmenin durdurulması kararlarındaidari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işleminuygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların nelerolduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyleAnayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararıverilemez.
3. (Ek: 2/7/2012 - 6352/57 md.) Davadilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığıanlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.
4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davalarınaçılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin vebunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerinidurdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılanvergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemdenkaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilenbeyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılandavalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulmasıistenebilir.
5. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılısüreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da kararverilebilir.
6. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir;ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasındateminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkındakarar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adliyardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.
7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar;Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi DavaDaireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölgeidare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilenkararlara karşı bölge idare mahkemesine, çalışmaya ara verme süresi içinde iseidare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçimahkemeye veya kararı veren hakimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye, kararıntebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzereitiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişindenitibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilenkararlar kesindir.
8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikleincelenir ve karara bağlanır.
9. (Ek: 2/7/2012 - 6352/57 md.) Yürütmenindurdurulmasına dair verilen kararlar onbeş gün içinde yazılır ve imzalanır.
10. (Ek: 2/7/2012 - 6352/57 md.) Aynı sebeplere dayanılarak ikincikez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz.'
15- 58. maddesiyle değiştirilen 2577 sayılıKanun'un iptali istenen kuralların da yer aldığı 'Kararların sonuçları'başlıklı 28. maddesi şöyledir:
'1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idaremahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasınailişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeyeveya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareyetebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati hacizuygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararlarınkesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.
2. (Değişik: 2/7/2012 - 6352/58 md.)Konusu belli bir miktarparanın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlüdavalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veyavekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bubildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslarçerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödemeyapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.
3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerikararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idarealeyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davasıaçılabilir.
4. Mahkeme kararlarının (otuz) (1) gün içindekamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhinedava açabileceği gibi,kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine detazminat davası açılabilir.
5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareyetebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar vebenzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefebildirilir.
6. (Değişik: 2/7/2012 - 6352/58 md.) Tazminatve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihiarasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranındahesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile bankahesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faizişlemez.'
16- 72. maddesiyle değiştirilen 24.2.1983günlü, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun iptali istenen kuralın dayer aldığı 'Adalet Bakanlığı merkez kuruluşuna atama şartları ve şekli 'başlıklı 37. maddesi şöyledir:
'Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda:
a) Bakanlık tetkik hâkimliğine, hâkimlik ve savcılık mesleğindefiilen en az beş yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile Bakanlık hizmetlerindeyararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatları ile Adalet Bakanıtarafından atama yapılır.
b) 1. Adalet müfettişliğine, hâkimlik ve savcılık mesleğindefiilen en az beş yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile adalet müfettişliğihizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatlarıalınarak,
2. Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına, yüksek müşavirliklerine,müsteşar yardımcılıklarına, Teftiş Kurulu Başkanlığına, genel müdürlüklerine,Araştırma, Plânlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığına, Teftiş Kurulu başkanyardımcılıklarına, Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilme hakkını kaybetmemişbulunan birinci sınıf; müstakil daire başkanlıklarına, genel müdüryardımcılıklarına ve İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığına ise birinci sınıfaayrılmış hâkim ve savcılar arasından,
Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzasını taşıyan müşterekkarar ile atama yapılır.
c) (Ek: 2/7/2012-6352/72 md.) Bakanlık iç denetçiliğine,10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundakiatama şartlarına tabi olmaksızın, hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en azaltı yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile iç denetim hizmetlerinde yararlıolacağı anlaşılmış bulunanlar arasından, muvafakatları alınarak, Müsteşarınteklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır. Bu şekilde atananlar İç DenetimKoordinasyon Kurulu tarafından en az iki aylık eğitime tabi tutulur ve eğitimsonunda bunlara kendi idarelerinde geçerli Kamu İç Denetçi Sertifikası verilir.
Genel müdürlük daire başkanlıkları ile Araştırma, Plânlamave Koordinasyon Kurulu üyeliklerine ise meslekte fiilen en az sekiz yılçalışmış ve ikinci dereceye yükselmiş bulunan hâkim ve savcılar arasından Bakanonayı ile atama yapılır.
Bakanlık müşavirliklerine yapılacak atamalar Bakan onayı ilegerçekleştirilir.
Bakanlık merkez teşkilâtında olmayıp, yargı görevinden bugörevlere atanacakların muvafakati alınır.
(Ek fıkra: 8/8/2011-KHK-650/18 md.) Bakanlıkta görevyapan hâkim ve savcıların diğer kanunlar uyarınca Bakanlık dışındaki bir göreveatanabilmeleri Bakanın muvafakatine bağlıdır.'
17- 74. maddesiyle 12.4.1991 günlü, 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 'Terör suçlusu' başlıklı 2.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve iptale konu 've örgüt mensuplarıgibi cezalandırılırlar' ibaresinin madde metninden çıkarılmış hâlişöyledir:
'Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydanagetirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ileberaber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahiörgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler deterör suçlusu sayılır (').'
18- 75. maddesiyle değiştirilen ve iptaliistenen 3713 sayılı Kanun'un 'Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi,soruşturma ve kovuşturma usulü' başlıklı 10. maddesi şöyledir:
'Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar;Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargıçevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerdegörevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan veüyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerdeveya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkinhükümler ile askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçlarınsoruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzatyapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerdeveya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevindendolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milliİstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.
c) Yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gereklikararları almak, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece buişlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.
ç) Ceza Muhakemesi Kanununun 91 inci maddesinin birincifıkrasındaki yirmidört saat olan gözaltı süresi kırksekiz saat olarakuygulanır.
d) Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veyagözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkındaCumhuriyet savcısının emriyle sadece bir yakınına bilgi verilir.
e) Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile kısıtlanabilir;bu zaman zarfında ifade alınamaz.
f) Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara, ilgili görevlilerinaçık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerininifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı,kolluk görevlisinin iş adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşmatutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir.
g) Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerdeyapılmasına karar verilebilir.
ğ) Açılan davalara adli tatilde de bakılır.
h) Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin altıncıfıkrasının (a) bendinin (8) numaralı alt bendindeki, 139 uncu maddesininyedinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki ve 140 ıncımaddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendindekiistisnalar uygulanmaz.
Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcımadde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklamasuçu,
b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütünfaaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve YedinciBölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddelerhariç),
dolayısıyla açılan davalar, birinci fıkra hükmüne göregörevlendirilen mahkemelerde görülür. Üçüncü fıkranın (d), (e), (f) ve (h)bentleri hariç olmak üzere, bu madde hükümleri, bu suçlardan dolayı yapılansoruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır.
Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 ncimaddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı veYedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülentutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.
Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerdeyargılanamaz; bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklarbakımından uygulanmaz.'
19- 77. maddesiyle değişik 9.6.2004günlü, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun iptali istenen kuralların da yer aldığı'Dava süreleri' başlıklı 26. maddesi şöyledir:
'Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülendiğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak,günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserleryönünden altı ay içinde açılması zorunludur.
Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslimedildiği tarihten başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslimedilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk CezaKanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz.
Sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşıçıkmasına rağmen yayımlatıldığı iddia edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhineaçılacak dava yönünden süre, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğuyetkili hakkında verilecek beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar.
Sorumlu müdürün yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda,eser sahibi aleyhine açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar.
Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suçiçin kanunun öngördüğü dava zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçunişlendiğinin öğrenildiği tarihten başlar.
Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olansuçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresidurur. Durma süresi dört ayı geçemez.'
20- 85. maddesiyle değiştirilen 26.9.2004günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun iptali istenen kuralların da yer aldığı'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma' başlıklı 220. maddesi şöyledir:
'(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgütkuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araçve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldanaltı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı içinüye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, biryıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göreverilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıcabu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenenbütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi,ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundandolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. (Ekcümle 6459 S.K. 11. madde) Bu fıkra hükmü sadece silahlıörgütler hakkında uygulanır.
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte,örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarakcezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımınniteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.
(8) (6459 S.K. 11. maddesi ile değişik) Örgütün cebir,şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da buyöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, biryıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayınyolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.'
21- 90. maddesiyle değişik 5237 sayılıKanun'un iptali istenen 'Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığıetkilemeye teşebbüs' başlıklı 277. maddesi şöyledir:
'(1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan birsoruşturmada, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlıkoluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, şüpheli veya sanığın,katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesiveya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı,bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, ikiyıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu daoluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısınakadar artırılır.'
22- 92. maddesiyle değişik 5237 sayılıKanun'un iptali istenen'Gizliliğin ihlali' başlıklı 285. maddesişöyledir:
'(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, biryıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçunoluşabilmesi için;
a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanmasısuretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmeningizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi,
b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarakyapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişliolması,
gerekir.
(2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olankişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarakyapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapisveya adli para cezası ile cezalandırılır.
(3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasınakarar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlaleden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşmasıiçin, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılıkaçısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisitarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde,ceza yarısına kadar artırılır.
(5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarakalgılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altıaydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırlarıaşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.'
23- 93. maddesiyle değişik 5237 sayılıKanun'un iptali istenen 'Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' başlıklı288. maddesi şöyledir:
'(1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan birsoruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya dagerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veyatanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyandabulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.'
24- 95. maddesiyle 4.12.2004günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na eklenen 'Elektronikişlemler' başlıklı iptali istenen 38/A maddesi şöyledir:
'(1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi,belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır.
(2) Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalargüvenli elektronik imza kullanılarak UYAP'tan incelenebilir ve her türlü cezamuhakemesi işlemi yapılabilir.
(3) Bu Kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen hertürlü belge ve karar elektronik ortamda düzenlenebilir, işlenebilir,saklanabilir ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilir.
(4) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar diğerkişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilir. Güvenli elektronik imza ileimzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıcadüzenlenmez ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmez.
(5) Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyleçelişmesi halinde UYAP'ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerlikabul edilir.
(6) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlarda,mühürleme işlemi ile kanunlarda birden fazla nüshanın düzenlenmesini öngörenhükümler uygulanmaz.
(7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veyakararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP'a aktarılır ve gerektiğinde ilgilibirimlere elektronik ortamda gönderilir.
(8) Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hallerdetutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim, Cumhuriyetsavcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanır ve mühürlenir.
(9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
(10) Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adlî sicilkaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi,belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmez. UYAP'tandış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler ayrıca zorunlu olmadıkçafiziki ortamda gönderilmez.
(11) Ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP'ta yapılmasına dair usul veesaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.'
25- İptali istenen 105.maddesi şöyledir:
'Aşağıdaki hükümler yürürlükten kaldırılmıştır:
1) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 12 ncive 116 ncı maddeleri,
2) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun;
a) 6 ncı maddesinin beşinci fıkrası,
b) 9 ve 13 üncü maddeleri,
3) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 19uncu maddesinin yedinci fıkrası,
4) 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununun 19 uncumaddesi,
5) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;
a) 141 inci maddesinin ikinci fıkrası,
b) 257 nci maddesinin üçüncü fıkrası,
6) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250,251 ve 252 nci maddeleri,
7) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 128 incimaddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi,
8) 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik HaberleşmeKanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi.'
26- 'Dava ve cezalarınertelenmesi' başlıklı geçici 1. maddesi şöyledir:
'(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya dasair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekliitibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapiscezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasınınaçılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine,
karar verilir.
(2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanınertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihtenitibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesihâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfındabirinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayıkesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veyakovuşturmaya devam olunur.
(3) Mahkûmiyet hükmünün infazı ertelenen kişi hakkında bumahkûmiyete bağlı olarak herhangi bir hak yoksunluğu doğmaz. Ancak bu kişinin,erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkrakapsamına giren yeni bir suç işlemesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmişhükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen mahkûmiyet hükmüne bağlıhukuki sonuçlar kişi üzerinde doğar ve ceza infaz olunur.
(4) Bu madde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesihâlinde erteleme süresince ceza zamanaşımı durur; kamu davasının açılmasınınveya kovuşturmanın ertelenmesi hâlinde, erteleme süresince dava zamanaşımı vedava süreleri durur.
(5) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması hâlinde dahi, bumadde hükümleri uygulanır.
(6) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı verilmişmahkûmiyet hükmünün infazının tamamlanmış olması hâlinde bu mahkûmiyet hükmünebağlı yasaklanmış hakların 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adlî SicilKanununun 13/A maddesindeki şartlar aranmaksızın geri verilmesine kararverilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre verilen kamu davasının açılmasının,kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararları adlî sicilde bunlaramahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veyakovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemetarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
(8) Bu madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının,kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararlarının verildiğihâllerde, bu suçlar 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunununerteleme ve tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önündebulundurulmaz.'
27- İptali istenen kuralların da yer aldığıgeçici 2. maddesi şöyledir:
'(1) Bu Kanunda yapılan değişiklikler karşısında; ilgilisuçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava dosyalarındanYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu dairece,hükmü veren mahkemeye gönderilir.
(2) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin,suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarınınbelirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanununyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan dolayıkovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkındahüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ayiçinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz,verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.
(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla koşullusalıverilmelerine bir yıldan az süre kalan ve açık ceza infaz kurumunda bulunaniyi hallî hükümlülerin talepleri hâlinde, cezalarının koşullu salıverilmetarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyleinfazına karar verilebilir.
(4) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250 ncimaddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olandavalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devamolunur. Bu davalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesininkovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır.
(5) Ceza Muhakemesi Kanununun 251 inci maddesinin birincifıkrasına göre görevlendirilen Cumhuriyet savcıları yürütmekte olduklarısoruşturmalara, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca Terörle MücadeleKanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcıları görevebaşlayıncaya kadar devam ederler.
(6) Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kapsamına girensuçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla açılmışolan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkındasoruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisledurma veya düşme kararı verilemez.
(7) Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birincifıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olan atıflar, TerörleMücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır cezamahkemelerine yapılmış sayılır.'
28- İptali istenen Geçici3. maddesi şöyledir:
'(1) 12 Eylül 1980 tarihinden önce işlenmiş olan suçlardandolayı lehe Kanun, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun cezalarıniçtimaına ilişkin hükümleri uygulandıktan sonra ortaya çıkan sonuç ceza gözönünde bulundurularak belirlenir. Belirlenen bu ceza infaz bakımından lehehükümler içeren kanuna göre infaz edilir.
(2) Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ilecinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere;
a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasınamahkûm olanların,
b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapiscezasına mahkûm olanların,
c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik hapsine tabitutulanların,
cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir.Bu fıkra hükümleri 3l/l2/2017 tarihine kadar uygulanır.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 4., 5.,6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 17., 20., 36., 37., 38., 40., 87., 90.,125., 128., 138., 139., 140. ve 153. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, EnginYILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN veMuammer TOPAL'ın katılmalarıyla 8.11.2012 günü yapılan ilk incelemetoplantısında öncelikle dava konusu kuralların bazılarına yönelik olarakiptal davasının açılmış sayılıp sayılmayacağı ile şekil yönünden Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen Kanun'un geçici 3. maddesine yönelik iptalbaşvurusunun süresinde yapılıp yapılmadığı sorunu görüşülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 38. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, 'İptaldavalarında, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin Anayasanın hangimaddelerine aykırı olduğunun ve gerekçelerinin belirtilmiş olması zorunludur.'kuralına yer verilmiş, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 45. maddesinde ise 'Anayasayaaykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasanın hangimaddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriylebirlikte açıkça gösterilmesi' ve 'Yürürlüğü durdurma talebi varsayürürlüğün durdurulmaması durumundu doğacak telafisi imkânsız zararlarınaçıklanması' iptal davası başvuru dilekçesinde yer alması gerekenhususlar arasında sayılmıştır.
6216 sayılı Kanun'un 39. maddesi ile İçtüzüğün 49. maddesinde,dava dilekçesinde eksikliklerin bulunması hâlinde, bu hususun kararlasaptanarak onbeş günden az olmamak üzere verilecek süre içinde tamamlatılmasıiçin ilgililere tebliğ olunacağı vebelirtilen süre içinde eksikliklerin tamamlanmaması hâlinde Genel Kurulca iptaldavasının açılmamış sayılmasına karar verileceği hükmebağlanmıştır.
Dava dilekçesinde, iptali istenen kuralların bir kısmına yönelikolarak Anayasa'ya aykırılık gerekçelerine ve yürürlüğün durdurulmamasıdurumundu doğacak telafisi imkânsız zararların açıklanmasına ilişkingerekçelere yer verilmediği anlaşıldığından, 6216 sayılı Kanun'un39. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile İçtüzüğün 49. maddesi uyarınca AnkaraMilletvekili Emine Ülker TARHAN ileUşak Milletvekili Dilek AKAGÜN YILMAZ'abildirimde bulunulmasına ve söz konusu eksikliklerin giderilmesi için kararıntebliğinden başlayarak 15 (onbeş) gün süre verilmesine karar verilmiştir.İlgililer tarafından kararda belirlenen süre içinde 23.10.2012 gününde verilendilekçede yürürlüğün durdurulmasına ilişkin gerekçe eksikliği giderilmiş ancakkuralların Anayasa'ya aykırılık gerekçesine ilişkin eksiklik giderilmemişolduğundan, söz konusu kurallara yönelik iptal davasının açılmamış sayılmasınakarar vermek gerekmiştir.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde 6352 sayılı Kanun'un geçici 3.maddesinin Anayasa'ya esas bakımından aykırı olduğunun ileri sürülmesininyanında, düzenlemenin özel af yasası niteliği taşıdığı ve Anayasa'nın 87.maddesinin birinci fıkrası uyarınca nitelikli çoğunlukla kabul edilmesigerektiği yönünden şekil bakımından da Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 148. maddesinin ikincifıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 37. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kanunların, ResmîGazete'de yayımlanmalarından başlayarak on gün geçtikten sonra bunların şekilyönünden Anayasa'ya aykırılıkları iddiası ile iptal davası açılamayacağıbelirtilmiştir.
6352 sayılı Kanun, 5.7.2012 günlü, 28344 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanmış, iptal davası ise 3.9.2012 gününde açılmıştır. Bu durumda, bumaddenin şekil bakımından Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin başvuru, süresiiçinde yapılmadığından, bu maddenin şekil bakımından Anayasa'ya aykırılığınailişkin iptal isteminin reddedilmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2.7.2012 günlü, 6352 sayılı YargıHizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasıve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların ErtelenmesiHakkında Kanun'un:
A) 1- 28. maddesiyle değiştirilen, 9.6.1932 günlü,2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 124. maddesinin üçüncüfıkrasının, ''elektronik ortamda teklif vererek artırmaya katılacaklarınteminat göstermeleri gerektiği ve elektronik ortamda teklif vermeye ilişkinhususlar yazılır.' ibaresi dışında kalan bölümüne,
2- 47. maddesiyle değiştirilen, 6.1.1982 günlü, 2575 sayılıDanıştay Kanunu'nun 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,
3- 57. maddesiyle, 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 27. maddesinin değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birincicümlesinin ''davalı idarenin savunması alındıktan veya savunmasüresi geçtikten sonra'' ibaresi dışında kalan bölümü ile üçüncü vedördüncü cümlelerine,
4- 58. maddesiyle değiştirilen, 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
5- 72. maddesiyle, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'nun 37. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendinin ''üstünbaşarısı ile iç denetim hizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlararasından'Müsteşarın teklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır.'ibareleri dışında kalan bölümüne,
6- 74. maddesiyle, 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 've örgüt mensupları gibicezalandırılırlar' ibaresinin madde metninden çıkarılmasına,
7- 92. maddesiyle değiştirilen, 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı TürkCeza Kanunu'nun 285. maddesinin (3) ve (4) numaralıfıkralarına,
8- 105. maddesinin, (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan''13 üncü'' ibaresi dışında kalan maddenin tümüne,
9- Geçici 2. maddesinin (5) ve (7) numaralı fıkralarına,
10- Geçici 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
ilişkin iptal davasının, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 39. maddesinin (3) numaralı fıkrasıuyarınca AÇILMAMIŞ SAYILMASINA,
B) Geçici 3. maddesinin şekil bakımından Anayasa'ya aykırıolduğuna ve bu yönden iptaline ilişkin başvurunun süre aşımı nedeniyle REDDİNE,
C) 1- 1. maddesiyle, 9.6.1932 günlü,2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun başlığı ile birliktedeğiştirilen1. maddesinin beşinci fıkrasının,
2- 3. maddesiyle, 2004 sayılı Kanun'a eklenen 8/a maddesininikinci fıkrasının,
3- 21. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 106.maddesinin birinci fıkrasının,
4- 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 110.maddesinin birinci fıkrasının,
5- 24. maddesiyle, 2004 sayılı Kanun'un 114. maddesine eklenendördüncü fıkranın 'Açık artırmaya elektronik ortamdan teklif verme yoluylabaşlanır.' biçimindeki birinci cümlesinin,
6- 25. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 115. maddesinin,
7- 28. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 124.maddesinin üçüncü fıkrasının, ''elektronik ortamda teklif vererek artırmayakatılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronik ortamda teklifvermeye ilişkin hususlar yazılır.' ibaresinin,
8- 29. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 126. maddesinin dördüncü fıkrasının,
9- 31. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 129.maddesinin,
10- 44. maddesiyle, 6.1.1982 günlü, 2575 sayılı DanıştayKanunu'nun 8. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının,
a- (d) bendine eklenen 'Türkiye Büyük Millet Meclisi GenelSekreterliği,' ibaresinin,
b- (e) bendine eklenen 'ile düzenleyici ve denetleyicikurumların başkanlıkları,' ibaresinin,
c- Değiştirilen (g) bendinin,
2- (3) numaralı fıkrasındaki değiştirilen 'onbeş yıl'ibaresinin,
11- 45. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 24.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin,
12- 46. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 60.maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
13- 47. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 61.maddesinin, (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri ile (3)numaralı fıkrasının,
14- 57. maddesiyle;
a- 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin değiştirilen (2) numaralıfıkrasının, birinci cümlesinde yer alan ''davalı idareninsavunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra'' ibaresi ileikinci cümlesinin,
b- 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesine eklenen (3) ve (10) numaralıfıkraların,
15- 58. maddesiyle değiştirilen 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
16- 72. maddesiyle 2802 sayılı Kanun'un 37. maddesinin birinci fıkrasınaeklenen (c) bendinde yer alan '' üstün başarısı ile iç denetimhizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından'Müsteşarınteklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır.' ibarelerinin,
17- 75. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 10. maddesinin,
18- 77. maddesiyle, 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı BasınKanunu'nun 26. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarında yapılandeğişikliklerin,
19- 85. maddesiyle değiştirilen, 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı TürkCeza Kanunu'nun 220. maddesinin (6) ve (7) numaralı fıkralarının,
20- 90. maddesiyle 5237 sayılı Kanun'un başlığıile birlikte değiştirilen 277. maddesinin,
21- 92. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 285.maddesinin (1), (2), (5) ve (6) numaralı fıkralarının,
22- 93. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılıKanun'un 288. maddesinin,
23- 95. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'na eklenen 38/A maddesinin,
24- 105. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan''13 üncü'' ibaresinin,
25- Geçici 1. maddesinin,
26- Geçici 2. maddesinin (4) ve (6) numaralı fıkralarının,
27- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
dosyada eksiklik bulmadığından esasının incelenmesine, yürürlüklerinin durdurulması isteminin esas inceleme aşamasındakarara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hamit YELKEN tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralları,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A) Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 1.Maddesinin Beşinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca memurların özlük haklarının kanunla düzenlenmesi gerektiği hâlde memurolan icra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra kâtiplerinin özlükhaklarının düzenlenmesinin dava konusu kuralla yönetmeliğe bırakıldığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralda, icra müdür ve icra müdüryardımcıları ile icra kâtiplerine ilişkin yazılı sınav, sözlü sınav,görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususlarınyönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre, memurların vediğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, haklarıve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunladüzenlenmesi gerekmektedir. Kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütmeorganına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisiverilmez. Ancak kanunda temel esasların belirlenerek çerçevesinin çizilmişolması koşuluyla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların düzenlenmesininyürütme organına bırakılması, Anayasa'nın 128. maddesine aykırılık oluşturmaz.
Dava dilekçesinde de belirtildiği gibi memur olan icra müdürüve icra müdür yardımcıları ile icra kâtipleri esasen 657 sayılı DevletMemurları Kanunu'na tabi olduklarından, bunlar açısından da kanunla düzenlenmeşartı, anılan Kanun'da ve memurlara ilişkin diğer yasal düzenlemelerdeayrıntılı olarak yerine getirilmiş durumdadır.
Diğer taraftan, dava konusu fıkrada yönetmelikle düzenleneceğibelirtilen yazılı ve sözlü sınavın esasları, 2004 sayılı Kanun'un 1. maddesininüçüncü ve dördüncü fıkralarında; görevlendirme, nakil, unvan değişikliği vegörevde yükselmeye ilişkin esaslar ise bu madde yanında 657 sayılı Kanun'dabelirlenmiş bulunmaktadır.
Dava konusu kural ise, 2004 sayılı Kanun'un 1. maddesi ve 657sayılı Kanun'un ilgili maddeleri ile esasları belirlenerek yasal çerçevesiçizilmiş bulunan hususlarda yönetmelikle düzenleme yapılmasını öngörmektedir.
Kanun koyucunun dava konusu kuralla düzenlenmesi yönetmeliğebırakılan hususlarda belirtilen kanun hükümleri ile temelkuralları belirleyip yasal çerçeveyi çizdikten sonra, bu çerçevenin içindekalacak ve değişen koşullara göre farklılık gösterebilecek uzmanlık ve idaretekniğine ilişkin ayrıntıların düzenlenmesini yürütmeye bırakmasında,Anayasa'nın 128. maddelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır. İptal istemininreddi gerekir.
Mehmet ERTEN ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşekatılmamışlardır.
B- Kanun'un 3. Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun'a Eklenen 8/aMaddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla güvenli elektronik imza ileoluşturulan elektronik verilerin senet hükmünde kabul edildiği ve elektronikimzanın elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haiz kılındığı belirtilerek,elektronik ortamdaki bazı bilgilerin kötü niyetli kişiler tarafından eldeedilebileceği ve kullanılabileceği, ıslak imzanın ise bir başkası tarafındanatılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle elektronik imza ve verilere bu kadarbüyük bir işlev yükleyen söz konusu kuralın, Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncüfıkrasında yer alan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına aykırılıkteşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, usulüne göre güvenli elektronik imza ileoluşturulan elektronik verilerin senet hükmünde olacağı, güvenli elektronikimzanın elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haiz olacağı, güvenli elektronikimzanın kanunlarda güvenli elektronik imza ile yapılamayacağı açıkçabelirtilmiş olan işlemler dışında elle atılan imza yerine kullanılabileceği vegüvenli elektronik imzayla oluşturulan belge ve kararlarda, kanunlarda birdenfazla nüshanın düzenlenmesi ve mühürleme işlemini öngören hükümlerinuygulanmayacağı düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde 'Herkes,kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.'hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceyebağlanmıştır.
Dava konusu kuralda, elektronik imzanın hukuki bağlayıcılığıdüzenlenerek ve bu yöntemle işlem yapılması ile bağdaşmayan bazı hükümlerkaldırılarak, ulusal yargı ağı projesiyle (UYAP) tüm yargı birimlerindeuygulanmaya başlanan elektronik ortamda işlem yapma kolaylığının, icra iflasişlemlerinde de uygulanması amaçlanmaktadır.
Elektronik imza yönteminde, izin verilmeyen kişilerin belgeyeulaşabilmesini engelleyen 'erişim kontrolü fonksiyonu'nun bulunmasınedeniyle, kişisel veri niteliği bulunabilecek elektronik imzalı belgelerebaşkalarının erişmesi önlenebilmektedir. Dolayısıyla, kuralın, Anayasa'nın 20.maddesinde belirtilen kişisel verilerin korunmasını isteme hakkınaaykırılık oluşturacak bir müdahaleye zemin hazırlaması ya da bu hakkısınırlandırması söz konusu değildir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 7. maddesi uyarınca, Anayasa'dabelirtilen istisnalar dışında ve Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıyla yasamaorganı istediği alanda ve istediği içerikte kanun çıkarma yetkisine sahiptir.Anayasa'da, dava konusu kuralla getirilen elektronik imzaya ilişkindüzenlemeleri yasaklayan ya da sınırlandıran bir hüküm bulunmamaktadır. Budurumda, kanun koyucunun yasamanın genelliği ilkesi uyarınca iptali istenenkuralla getirdiği elektronik imzaya ilişkin düzenlemelerin, Anayasa'nın 20.maddesine aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.
Kuralın elektronik ortamda icra iflas işlemlerininyapılabilmesi kolaylığını sağlamasına karşın elektronik imzanın kötüniyetli kişiler tarafından ele geçirilebileceği ve kullanılabileceği, oysaıslak imzanın başkası tarafından atılmasının veya kötüye kullanılmasının mümkünolmadığı ve bu yönüyle elektronik imzayla yapılan işlemlerin fiziki ortamdayapılan işlemlere nazaran daha güvensiz olduğu da söylenemez. Zira, bilimselçevrelerde elektronik imzanın, ıslak imzanın işlevini aynen icra etmeninyanında hukuki işlemlerde güvenlik ve istikrarı korumak üzere daha üstünözelliklere sahip olduğu kabul edilmektedir.
Esasen güvenlik problemlerinin varlığı hem fiziki ortam hem deelektronik ortamda gerçekleştirilen işlemler için her zaman mümkün olup hangiortamdaki işlemlerin daha güvenli olacağı hususu sübjektif ve teknik birdeğerlendirmeyi gerektirmekte, elektronik ortamdaki işlemlere hukuki geçerliliksağlamanın doğru olup olmayacağı, bu tür konularda mevcut seçenekler arasındahangisinin tercih edileceği ve hangi tercihin daha güvenli ve yararlı sonuçlardoğuracağı hususu ise kanun koyucunun takdirinde kalmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 20. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C- Kanun'un 21. Maddesiyle Değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 106.Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla, hacizli mallara ilişkinsatış talebinde bulunma süresinin kısaltıldığı belirtilerek, bu süreler içindesatış işlemlerinin yapılmasının mümkün olmadığı, bu haliyle alacaklılarınhaklarına kavuşmasını engelleyecek ve gereksiz yere masraf yapılmasına nedenolabilecek kuralın, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen hak arama özgürlüğüve 40. maddesinde belirtilen temel hak ve hürriyetlerin korunması ilkelerineaykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, icra takiplerinde hacizli malların satışıiçin alacaklıya tanınan satış talebinde bulunma süresi yeniden düzenlenmekte vetaşınır mallar için bir yıl olarak belirlenen süre altı aya ve taşınmaz mallariçin iki yıl olarak belirlenen süre bir yıla düşürülmektedir.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, 'Herkes, meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı vedavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü veadil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında,diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
Dava konusu kuralla hacizli malların satışı için alacaklıyatanınan satış talebinde bulunma süreleri yarıya indirilerek borçlunun malıüzerindeki tasarruf yetkisinin uzun süre sürüncemede kalması önlenmekte ve icradairelerinin daha hızlı ve etkin bir şekilde çalışması imkânı getirilerekalacağın daha kısa sürede tahsil edilmesi amaçlanmaktadır.
Kural uyarınca hacizli bir malın satışı için gerekli olanşartların hazırlanmamış olması satış talebinde bulunmayı önlememekte ve birkere satış talebinde bulunulduktan sonra malın satışı için gerekli şartlarıntamamlanması veya satışın gerçekleşmesi, kuralda belirtilen sürelere tabiolmamaktadır. Dolayısıyla, dava dilekçesinde ileri sürüldüğü üzere, satış içingerekli hazırlıkların tamamlanamamasının satış talebinde bulunmaya herhangi biretkisi bulunmadığı gibi bu sebeple satış talebinde bulunma süresiningeçirilmesi de söz konusu değildir. Bu nedenle kuralla kişilerin hak aramaözgürlüklerinin sınırlandırıldığından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 36.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 40. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ç- Kanun'un 22. Maddesiyle Değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 110.Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla yapılan düzenlemenin sulhve anlaşmaları engelleyici nitelikte olduğu ve alacaklının alacağını alamamasısonucunu doğurabileceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 36. ve 40.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, mal üzerindeki haczin kaldırılmasınıgerektiren hâller ile satış talebinin geri alınmasının hüküm vesonuçları düzenlenmektedir.
Borçlunun malı üzerindeki mülkiyet ve tasarruf hakkını sınırlayanve alacaklının alacağına kavuşmasına yönelik haciz işleminin süresiz olarakdevam etmesi hukuki belirlilik ve istikrar ilkelerinin temeli olan hukukdevletinde kabul edilemez. Bu nedenle, borçlunun malı üzerindeki tasarrufyetkisini sınırlayan tüm işlemler gibi haciz işleminin de hangi koşullardauygulanabileceğinin, bu işlemin nasıl gerçekleştirileceğinin ve bu işleminhangi şartlarda kalkacağının herhangi bir duraksamaya yer verilmeksizin açıkbir şekilde önceden kurala bağlanması gerekir. Ancak, mal üzerine hacizkonulması ve haczin devam etmesi için belirlenen şartlar alacaklı tarafındanyerine getirilmesi mümkün olmayan ya da alacaklıdan ifa etmesi beklenemeyecekderecede ağır şartlar ise o zaman söz konusu şartların hak arama özgürlüğünüsınırladığından bahsedilebilir.
Dava konusu kuralda, mal üzerindeki haczin hangi şartlardakalkacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Buna göre, kanunda belirtilen süreiçerisinde satış talebinde bulunulmaması veya satış talebinde bulunulduğu haldebu talepten itibaren onbeş gün içinde satış masraflarının yatırılmaması ya dasatış talebinin geri alınıp bu talebin yenilenmemesi hâllerinde mal üzerindekihaciz kalkacaktır. Anlaşılacağı üzere bu şartların hiçbiri alacaklı tarafındanyerine getirilmesi mümkün olmayan veya alacaklıdan ifa etmesi beklenemeyecekderecede ağır şartlar değildir. Dolayısıyla, mal üzerindeki haczinkaldırılmasını düzenleyen bu şartların hak arama özgürlüğünü sınırlayan biryönünün bulunduğu söylenemez.
Öte yandan, kuralda, alacaklının satış talebini ancak bir kez gerialabileceği hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm, hiçbir şekilde alacaklınınsatıştan vazgeçme hakkını ortadan kaldırmamakta, ancak alacaklının yenidensatış isteme hakkını yitirmeksizin sadece bir kez satış talebini gerialabileceğini düzenlemektedir. Diğer bir ifadeyle, kuralla bir kez satıştalebinde bulunduktan sonra satış talebini geri alan ve yeniden satış talebindebulunan alacaklının satıştan tekrar vazgeçmesi değil, sadece yeniden satıştalebinde bulunması yasaklanmaktadır. Dolayısıyla, dava dilekçesindebelirtildiğinin aksine bu hükmün alacaklının satış talebinden vazgeçmesiyönündeki iradesine rağmen hacizli malın satışını zorunlu hâle getirmesi vealacaklı ile borçlu arasında meydana gelebilecek olası anlaşmayı önlemesi sözkonusu değildir.
Esas itibariyle kuralla bir taraftan satış talebinin geri alınmasıhakkı tanınarak anlaşma ve benzeri sebeplerle alacaklıya hacizli mallarınsatışını önleme yetkisi verilirken, diğer taraftan bu yetkinin kullanılması birdefa ile sınırlandırılarak bu hakkın kötüye kullanılmasının ve icra daireleriningereksiz yere işlerinin artırılmasının önlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 36.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 40. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D- Kanun'un 24. Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun'un 114. MaddesineEklenen Dördüncü Fıkranın 'Açık artırmaya elektronik ortamdan teklifverme yoluyla başlanır.' Biçimindeki Birinci Cümlesinin, 25.Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun'un Başlığı İle Birlikte Değiştirilen 115.Maddesinin, 28. Maddesiyle Değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 124. MaddesininÜçüncü Fıkrasında Yer Alan ''elektronik ortamda teklif vererekartırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronik ortamdateklif vermeye ilişkin hususlar yazılır.' İbaresinin, 29. Maddesiyle2004 Sayılı Kanun'un Başlığı ile Birlikte Değiştirilen 126. Maddesinin DördüncüFıkrasının ve 31. Maddesiyle Değiştirilen 2004 Sayılı Kanun'un 129. Maddesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, elektronik ortamda ihaleye katılma imkânınıtanıyan dava konusu kuralların, ihalenin herkesin tatmin olacağı bir şekildehiçbir kuşkuya yer bırakmayacak koşullarda aleni ve açık şekilde yapılmasıilkelerini zedeleyebileceği gibi adalete olan güveni sarsabileceği ve ihaleyefesat karıştırma iddialarını artırabileceği, öte yandan elektronik ortamdakiverilerin her zaman bozulabileceği ya da bunlara dışarıdan müdahaleedilebileceği, ayrıca ihale yapılırken hem ilk satış hem de ikinci satışsırasında hacizli malın tahmin edilen bedelinin asgari olarak yüzde ellisiüzerinden ihale edilmesini öngören hükümlerin, ikinci satışı işlevsiz halegetireceği ve zaman kaybına yol açabileceği belirtilerek kuralların,Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallar, taşınır ve taşınmaz malların cebri icrayoluyla satılması sürecinde, elektronik ortamda ihaleye katılabilme imkânını vebu imkânla birlikte değişen ihale sürecini düzenlemektedir.
Dava konusu kurallarla hacizli malların satışının sınırlı biralıcı çevresinden kurtarılarak fiziki ortam yanında ilgili elektronik ortamkullanıcılarının katılımına açık hale getirilmesi sağlanmakta, böylecerekabetçi ve yaygın katılımcı bir ortamda malın gerçek değerinde satılmasınaimkân tanınmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, hem alacaklının hemde borçlunun menfaatlerini koruyan ve icra takibinin amacına uygun şekildesonuçlanmasına hizmet eden bir sisteme işlerlik kazandırılmaktadır.
İhalenin sadece fiziki ortamdaki teklifler üzerinden değil,elektronik ortamdaki teklifler üzerinden de yapılabilecek olması, ihalenin icradairesi görevlileri dışındaki ilgililerin giremeyeceği ve denetleyemeyeceğikapalı bir elektronik ortamda yapılması anlamına da gelmeyip, bu tümilgililerin rahatlıkla girebildiği ve yapılan işlemleri izleyebildiği, denetimeaçık bir ortam sağlamaktadır.
Dolayısıyla, dava konusu kurallarla getirilen elektronik ortamdasatışa katılma imkânının, ihalenin aleniliği ve açıklığı ilkelerini zedeleyenbir yönü olmadığı gibi alacaklı ile borçlunun menfaatlerinin daha iyikorunmasını sağlayan bir mekanizmaya işlerlik kazandırdığı açıktır.
Ayrıca, elektronik ortamda satışa katılmanın ancak elektronik imzakullanılmak suretiyle mümkün olabilmesi ve günümüzde elektronik imzanın güvenliişlem yapma konusunda ulaştığı başarı dikkate alındığında bu yöntemleoluşturulan verilerin fiziki ortamdaki verilere nazaran daha güvensiz olduğusöylenemez.
Öte yandan, dava konusu kurallarla ihale yapılırken hem ilk hem deikinci ihale sırasında hacizli malın tahmin edilen değerinin en az yüzde ellisiüzerinden ihale edilebileceğini öngören hükümlerin, ikinci satışı işlevsiz halegetireceği ve zaman kaybına yol açacağı, dolayısıyla tarafların hak aramaözgürlüğünü sınırlayacağından da söz edilemez. Zira, dava konusu kurallardanönce ikinci ihalede malın tahmin edilen değerinin en az yüzde kırkı oranındasatılmasına imkân tanınması sebebiyle, alıcılar özellikle birinci ihaledeyüksek teklifler vermeyerek malın ikinci ihalede daha ucuza alınmasını sağlamayoluna gidebilmekte, malın ucuza satılması ise hem alacaklının hem borçlununmenfaatlerine aykırı sonuçlar doğurmaktaydı. Esasen malın ikinci ihalede dahaucuza alınabileceği beklentisi, birinci ihalede malın satılmasında önleyici birrol oynamaktaydı. Dava konusu düzenlemelerle ikinci ihalenin de malın tahminedilen bedelinin en az yüzde ellisi üzerinden ihale edilebilmesi sağlanarak buönleyici rolün bertaraf edilmesi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 36.maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 40. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun'un 44. Maddesiyle 2575 Sayılı Kanun'un 8. Maddesinin (1)Numaralı Fıkrasının (d) Bendine Eklenen 'Türkiye Büyük Millet MeclisiGenel Sekreterliği,' İbaresinin, (e) Bendine Eklenen 'iledüzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları,' İbaresinin,Değiştirilen (g) Bendinin ve (3) Numaralı Fıkrasında Yer Alan 'yirmiyıl' İbaresinin 'onbeş yıl' ŞeklindeDeğiştirilmesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Danıştay üyeliğine hâkimlik mesleğidışından idareden üye seçilmesi uygulamasının, bu kaynaktan gelenlerinidareden edindikleri bilgi birikimi ve deneyimlerini Danıştaya aktarmalarıamacıyla düzenlendiği, dava konusu kurallarla, Danıştaya üye seçimindeyararlanılacak idari kaynağa Türkiye Büyük Millet Meclisi GenelSekreterliği, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları gibi yenistatüler eklendiği ve idari kaynaktan gelenler yönünden söz konusu göreveseçilebilmek için kamu hizmetinde geçirilmesi gereken sürenin hâkimlikmesleğinden gelenlere nazaran daha az bir süreye tekabül edecek şekilde yirmiyıldan onbeş yıla düşürüldüğü, böylece yeterli tecrübeye sahipolunmadan bu göreve atanmanın mümkün hale getirildiği ve anılanamacın yerine getirilmesinin önlendiği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın2., 6., 8., 9., 10., 11., 138., 139., 140. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kurallarda, Danıştayda boşalan her dört üyeliktenbiri için, Cumhurbaşkanı tarafından hâkimlik mesleği dışından seçilecek kamugörevlisi kaynağına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği, düzenleyicive denetleyici kurum başkanlıkları, kamu kurum ve kuruluşlarının başhukukmüşavirliği, birinci hukuk müşavirliği, hukuk hizmetleri başkanlığı ve hukukişleri müdürlüğü statüleri eklenmekte, ayrıca söz konusu göreve seçilmek içinaranan şartlardan biri olan devlet hizmetinde çalışmış olma süresi yirmi yıldanon beş yıla düşürülmektedir.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, iptali istenen kurallarilgisi nedeniyle, Anayasa'nın 155. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 155. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Danıştayüyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idari yargı hâkim ve savcıları ile bumeslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; dörtte biri,nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı; tarafındanseçilir.' hükmüne yer verilmiş, son fıkrasında ise 'Danıştayın,kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ileüyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idari yargının özelliği, mahkemelerinbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.' denilmeksuretiyle, kanun koyucunun idari yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığıve hakimlik teminatı esaslarını gözetmek koşuluyla, Danıştaya seçileceküyelerin niteliklerini ve söz konusu üyeliğe seçilme usullerini belirlemekonusunda takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir.
Bu çerçevede kanun koyucunun Anayasa'nın 155. maddesindebelirtilen Danıştaya seçilecek üyelerin niteliklerini ve seçilme usullerinibelirleme konusundaki takdir yetkisini kullanmak suretiyle düzenlediği davakonusu kuralların, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve idariyargının özellikleriyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesihukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunankişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrımyapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumdabulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısındaeşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynıkurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimikişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamalarıgerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklıkurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Bu ilke çerçevesinde dava konusu kural incelendiğinde, Danıştayüyeliğine atanabilmek için hâkimlik mesleği dışından seçilen kişileryönünden kamu hizmetinde geçirilmesi gereken sürenin yirmi yıldan onbeşyıla düşürülmesiyle, hâkimlik mesleğinden gelen kişiler aleyhine bir eşitsizlikyaratıldığı söylenemez. Zira, Anayasa'ya göre Danıştay üyesi kadrosunun dörtteüçünü hâkimlik mesleğinden, dörtte birlik kısmını ise hâkimlik mesleği dışındanitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından seçilen kişiler oluşturmaktadır.Anayasa koyucu, Danıştayın bu şekilde farklı kariyerlerden gelenlerceoluşturulmasını takdir etmiş, buna göre de Danıştayın oluşumunda belli biroranı esas alarak iki ayrı kategori belirlemiştir. Bu iki ayrı kategoridekikişilerin hukuksal durumları aynı olmadığından, eşitlik ilkesi gereği bu ikiayrı kategorinin tümüyle aynı kurallara tabi tutulması gerekmemektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 10. ve 155.maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ maddenin (3) numaralı fıkrasında yapılandeğişiklik yönünden bu görüşe katılmamıştır.
Kuralların, Anayasa'nın 2., 6., 8., 9., 11., 138., 139. ve 140.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun'un 45. Maddesiyle Değiştirilen 2575 Sayılı Kanun'un24. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın Bakanlıkların ülkeçapında uygulanacak düzenleyici işlemlerine karşı Danıştayda, diğer işlemlerinekarşı ise konularına göre idare ve vergi mahkemelerinde dava açılmasınıdüzenleyerek Danıştayın görev alanını daralttığı, Bakanlıkların belli bircoğrafyada uygulanacak düzenleyici işlemlerinin (Kültür ve TurizmBakanlığınca yapılan planlar gibi) çoğu kez bazı kişi veya gruplara rantsağlayacak niteliğinin bulunduğu, bu sebeple söz konusu düzenleyici işlemlerekarşı açılacak davalara bakma görevinin Danıştayın siyasi müdahaleyeolanak vermeyecek göreceli güçlü yapısı dikkate alındığında idare ve vergimahkemelerine verilmesinin uygun olmadığı, ülke çapında uygulanacak düzenleyiciişlem ile yerel düzenleyici işlem arasında ayrım yapmanın zor olduğu ve bununmahkemeler arasında görev uyuşmazlığına sahip olabileceği, ayrıca genel veyerel düzenleyici işlemlere karşı açılacak davalara farklı mahkemelercebakılmasının içtihat birliğini bozacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın2., 6., 8., 9., 10., 11., 138., 139., 140. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Danıştayın ilk derece mahkeme sıfatıylabakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlerekarşı açılacak davalara bakma yönündeki görevi düzenlenmektedir.Buna göre, davakonusu kuraldan önce bakanlıkların tüm düzenleyici işlemlerinekarşı açılan davalar Danıştayda görülmekteyken, dava konusu kural ile sadeceülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak davalarınDanıştayda görülmesi esası benimsenmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devletiolduğu; 9. maddesinde, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsızmahkemelerce kullanılacağı; 138. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimleringörevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarakvicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri, ikinci fıkrasında ise hiçbirorgan, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye vetelkinde bulunamayacağı belirtilerek hukuk devleti olmanın zorunlu bir gereğiolan mahkemelerin bağımsızlığı teminat altına alınmıştır.
Anayasa'nın 142. maddesinde, 'Mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.' denilmeksuretiyle, kanun koyucunun genel olarak mahkemelerin görev ve yetkilerineilişkin düzenlemeler yapma hususunda takdir yetkisine sahip olduğubelirtilmiş, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasında ise 'Danıştay,idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciinebırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilenbelli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.' denilmeksuretiyle Danıştayın hangi davalara ilk ve son derece mahkemesi sıfatıylabakacağının kanun koyucu tarafından belirleneceği açıkça vurgulanmıştır.
Bu çerçevede, kanun koyucunun mahkemelerin görev alanına ilişkindüzenleme yapma hususundaki takdir yetkisini kullanarak dava konusu kurallabakanlıkların ülke çapında uygulanmayacak düzenleyici işlemlerine karşıaçılacak davalar konusunda, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla budavalara bakma yönündeki görevini kaldırarak bu hususta idare ve vergimahkemelerini görevlendirmesinde, hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, hukuk devleti olmanın yargı bağımsızlığını sağlamayıbir ön şart olarak gerektirdiği gözetildiğinde, bu şartın hem yüksek mahkemelerhem de ilk derece mahkemeleri yönünden aynı oranda geçerli olduğu kuşkusuzdur.Mahkemelere verilen görev ve yetkileri kullanan hâkimlerin tarafsızlığı,bağımsızlığı, Anayasa ve kanunlara bağlılıkları açısından aralarında birfarklılığın bulunduğu kabul edilemez. Bu çerçevede idare ve vergimahkemelerinin Danıştaya nazaran siyasi etkilere daha açık olduğu, dolayısıylabu mahkemelerin yetkilerinin genişletilmesinin mahkemelerin bağımsızlığınamüdahale sonucunu doğuracağı iddiasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde, düzenlemenin mahkemeler arasında görevuyuşmazlığına ve içtihat farklılığına neden olabileceği gerekçesiyle Anayasa'yaaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de herhangi bir düzenlemenin mahkemelerarasında görev veya içtihat uyuşmazlıklarına neden olması yargılama hukukunundoğası gereği her zaman mümkün olup bu durumun anayasal bir sorun oluşturmasısöz konusu değildir. Kaldı ki hukuk sistemi içerisinde mahkemeler arasındakigörev ve içtihat uyuşmazlıklarını çözecek hukuki yollara yer verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 9. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşekatılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 6., 8., 10., 11., 139. ve 140. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 46. ve 47. Maddeleriyle Değiştirilen 2575 SayılıKanun'un 60. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesi ile 61.Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümleleri ile (3) NumaralıFıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallarla Danıştaysavcılarının yürütmenin durdurulması talepleriyle ilgili tüm davadosyaları ile temyiz ve karar düzeltme incelemesi için Danıştayda bulunandosyalar hakkında görüş bildirmeleri usulünden vazgeçildiği, bununKanun gerekçesinde belirtildiği gibi yargıyı hızlandırma amacına hizmetetmeyeceği, Danıştay savcılarının temyiz ve karar düzeltme istemli dosyalaryönünden görüş bildirmesinin davayla ilgili belge ve bilgilerin farklı birgözle incelenmesini sağladığı ve böylece adil yargılamanın gerçekleşmesineyardımcı olduğu, ayrıca Danıştay savcılarının içtihadın gelişmesini izleyerekülkede hukuk birliğinin ve kanun önünde eşitlik ilkesinin gerçekleşmesine,dolayısıyla hukukun gelişmesine katkıda bulundukları, bunun yanında ilk derecemahkemelerde görevli idari yargıçların, çoğunlukla kıdem ve deneyim yönündenDanıştay meslek mensuplarının gerisinde olduğu, bu sebeple bu mahkemelerdeverilen kararların bir kez de Danıştay savcılarınca incelenipdeğerlendirilmesinde fayda bulunduğu belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2.,6., 9., 138. ve 139. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, iptali istenen kurallarilgisi nedeniyle, Anayasa'nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kurallarla, Danıştayda görülen tüm davaların esası veyürütmenin durdurulması istemleri hakkında Danıştay savcılarının görüşbildirmeleri usulünden vazgeçilmekte ve sadece Danıştayda ilk derece mahkemesıfatıyla görülen davalarda esas hakkında görüş bildirmeleri usulübenimsenmektedir.
Hukuk devletinde, kanun koyucu, yargılama hukukuna ilişkinkurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmakkoşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahipbulunmaktadır. Nitekim Anayasa'nın 142. maddesinde, 'Mahkemelerin kuruluşu, görevve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.' denilmeksuretiyle bu husus hüküm altına alınmıştır.
Danıştay savcılarının dava dosyalarıyla ilgili görüş belirtipbelirtmeyeceği hususu da mahkemelerin işleyişi ve yargılama usulüne ilişkinolup bu hususta kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak ihtiyaç duyduğudüzenlemeyi yapmasında hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, dava konusu kuralların, Kanun'un gerekçesindebelirtilen yargıyı hızlandırma amacını yerine getirmeye elverişli olmamasıiddiası anayasallık denetimi açısından sınırlı bir işleve sahiptir. Anayasa'nınaçıkça amaç öngörmediği durumlarda Anayasa'nın 2. maddesindeki 'hukukdevleti' ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamuyararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Kamu yararınınsübjektif niteliği dolayısıyla bir yasanın kamu yararı dışında bir amaç güttüğüancak açıkça görülebilen durumlarda Anayasa'ya aykırılık nedeni olarakgörülebilir. Amaç yönünden Anayasa'ya aykırılıktan söz edilebilmesi için kamuyararı dışında özel bir çıkarın gözetildiğinin tespiti gerekir.
Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareketedip etmediği ise ancak ilgili yasama belgelerinin incelenmesinden ve kuralınobjektif anlamından çıkarılabilir. Kanun'un genel veilgili madde gerekçelerinde dava konusu kuralların yargıyı hızlandırmakamacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Kuralların objektif anlamı da dikkatealındığında söz konusu kuralların kamu yararı dışında, yani yargıyıhızlandırmaktan başka özel bir çıkar amacıyla düzenlendiğine ilişkin bir sonucavarmanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kurallarınamaç yönüyle de Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı36. maddesinin birinci fıkrasında, 'Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir' denilerek yargı organlarınadavacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia,savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 9. maddesinde 'Yargı yetkisi, Türk Milletiadına bağımsız mahkemelerce kullanılır'; 142. maddesinde 'Mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunladüzenlenir' denilmekte; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'Adilyargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasında da herkesinkanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının dinlenilmesiniisteme hakkı olduğu ifade edilmektedir.
Yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler, adil yargılanmahakkının temelidir. Anayasa'da ve uluslararası sözleşmelerde 'mahkeme' kavramıiçin belirli bir şekil şartı aranmamakta; yasayla kurulmuş, bağımsız, tarafsızve yargılama usulü güvencesine sahip yargı yeri, mahkeme olarak kabuledilmektedir. Bu ilkelere aykırı olmamak şartı ile kanun koyucunun mahkemelerinoluşum, kuruluş, çalışma ve yargılama usullerini serbestçe belirlemesimümkündür. Dolayısıyla bazı tür davalar ve kararlar yönünden savcılıktan görüşalınmasından vazgeçilmesinin, adil yargılanma hakkı ilkesiyle çelişen bir yönübulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
Kuralların, Anayasa'nın 6., 9., 138. ve 139. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
Ğ- Kanun'un 46. Maddesiyle Değiştirilen 2575Sayılı Kanun'un 60. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla ilgili olarak herhangi birgerekçe belirtilmeden kuralın, Anayasa'nın 2., 6., 9., 138. ve 139.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Danıştay Başsavcılığında görevli savcılar ilediğer memurların çalışma düzenlerinin sağlanması ile Danıştaya gelen dosyalarınişlem görmesi, muhafazası ve ilgili yerlere gönderilmesiyle ilgili alınmasıgereken tedbirlere ilişkin Danıştay Başsavcısı'nın görevleri düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 151. maddesinde, 'Anayasa Mahkemesinde doğrudandoğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararnameveya içtüzüğün Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonradüşer.' denilmiş; 6216 sayılı Kanun'un 37. maddesinin (1) numaralıfıkrasında ise 'Anayasa değişiklikleri ile kanunların şekil yönündenAnayasaya aykırılıkları iddiası ile doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı,bunların Resmî Gazetede yayımlanmalarından başlayarak on gün; kanun hükmündekararnamelerle Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların bellimadde ve hükümlerinin şekil ve esas, kanunların ise sadece esas yönlerindenAnayasaya aykırılıkları iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı,bunların Resmî Gazetede yayımlanmalarından başlayarak altmış gün sonra düşer.'hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, kanunların esas yönünden Anayasa'yaaykırılıkları iddiasına dayalı iptal davalarının bunların Resmi Gazete'deyayınlanmasından itibaren altmış gün içinde açılması gerekmektedir.
Dava konusu kural, 20.1.1982 günlü, 17580 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, söz konusu tarihten bu yana kuralda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Kurala ilişkin dava ise 3.9.2012 günündeaçılmıştır.
Kuralın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren altmışgünlük dava açma süresi geçirilmiş olduğundan bu kurala yönelik iptal istemininsüre yönünden reddi gerekir.
H- Kanun'un 57. Maddesiyle 2577 Sayılı Kanun'un 27. MaddesininDeğiştirilen (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ''davalıidarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra'' İbaresiile İkinci Cümlesinin ve Aynı Maddeyle 2577 Sayılı Kanun'un 27. MaddesineEklenen (3) ve (10) Numaralı Fıkraların İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralların idari yargıda açıkhukuka aykırılık hâllerinde davalı idarenin savunmasının alınmaksızınyürütmenin durdurulmasına karar verilmesi imkânını ortadan kaldırdığı, bununise yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için Anayasa'da belirtilenşartlara yeni bir şart eklemek anlamına geldiği ve yürütmenin durdurulmasıkurumunu işlevsiz hale getirip bireylerin idare karşısında haklarının korunmasınıönlediği, aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulmasıisteminde bulunulamayacağı yolundaki düzenlemenin, yargılama makamının kararınıgözden geçirme olanağını ortadan kaldırdığı ve bu yönüyle yargılama ve hukukgüvenliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği, söz konusu kuralların idareninsavunma verebilmesi için gerekli zaman dilimini araya koymak suretiyleyürütülmesi derhal durdurulması gereken idari işlemlerin bir süre dahauygulanmasına olanak sağlamak amacıyla düzenlendiği, kurallarda yürütmenindurdurulması yönünden uygulanmakla etkisi tükenecek işlemler ve uygulanmaklaetkisi tükenmeyecek işlemler şeklinde iki ayrı kategori oluşturulduğu, oysabunların birbirinden ayırt edilmesinin zor olması nedeniyle içtihatfarklılıklarının oluşabileceği ve bu durumun kanun önünde eşitlik ilkesineaykırı sonuçlar doğuracağı, ayrıca söz konusu kurallarda yer alan, davadilekçesi ve eklerinden talebin reddedilmesi gerektiğinin anlaşıldığı hâllerdeidarenin savunmasının beklenmeyebileceği yönündeki düzenlemenin idare lehineçifte standart yaratması niteliğiyle eşitlik ilkesine ve silahların eşitliğiilkesine aykırı olduğu, zira bunun idare lehine bir karar verildiğindeyargılamanın hızlanması, ama birey lehine bir karar verilmesi hâlinde yargınınyavaş işlemesi sonucunu doğuracağı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın2., 10., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, yürütmenin durdurulması kararlarının kural olarak idareninsavunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra verilebileceği veuygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesinin savunmaalındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızında durdurulabileceği; (3) numaralı fıkrasında, dava dilekçesi ve eklerindenyürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığının anlaşılması halindedavalı idarenin savunması alınmaksızın da istemin reddedilebileceği; (10)numaralı fıkrasında ise aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenindurdurulması isteminde bulunulamayacağı düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 142. maddesi uyarınca mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin belirlenmesikanun koyucunun takdirindedir. Mahkemelerin hukuka aykırılık hallerindekişilerin telafisi zor veya imkânsız zararlarla karşılaşmasını önlemek amacıylave ileride verecekleri nihai kararların uygulanabilirliğini ve geçerliliğinisağlamak üzere alacakları önlemler yargılama usulü kuralları arasındadır.Yürütmenin durdurulması ile ilgili kurallar da diğer yargılama usulü kurallarıgibi kanun koyucu tarafından serbestçe düzenlenebilir. Ancak,kanun koyucunun bu yetkisini kullanırken belirleyeceği kuralların Anayasa'nın125. maddesinde belirtilen şartlara ve diğer Anayasa kurallarına aykırıolmaması gerekir.
Anayasa'nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında, 'İdari işleminuygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idariişlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesidurumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.'hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu kurallarda, yürütmenin durdurulması kararı verilmedenönce idarenin savunmasının alınmasının öngörüldüğü, ancak bunun tüm idariişlemler yönünden mutlak olarak aranmayıp sadece 'uygulanmakla etkisitükenmeyecek idari işlemler' yönünden arandığı, diğer işlemler yönünden isemahkemelere idarenin savunması alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzeresavunma alınmaksızın da yürütmenin durdurulması kararı verme yetkisinintanındığı görülmektedir. Dolayısıyla kurallarda mahkemelerin yürütmenin durdurulmasıkararı vermeden önce sadece 'uygulanmakla etkisi tükenmeyecek idari işlemler'yönünden savunma alma zorunluluğu getirilmiş olup diğer işlemler yönündensavunma almaksızın karar verme imkânı kaldırılmamıştır.
Kurallarda 'uygulanmakla etkisi tükenmeyecek idari işlemler'yönünden idarenin savunmasının alınmasının öngörülmesi ise Anayasa'nın 125.maddesinde belirtilen koşulları değiştiren veya bu koşullara aykırılık teşkileden bir düzenleme olmayıp idareye yöneltilen iddia karşısında kendisini savunabilmeimkânı sağlamaktadır. Bu yönüyle kuralların Anayasa'nın 125. maddesine aykırıbir yönü bulunmamaktadır.
Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasınınyanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı gidermeyoludur. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmekamacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardanyararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk devletinin ve çağdaşdemokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir.
İdari işlemin uygulanmasıyla telafisi güç veya imkânsız zararlarındoğacağı durumlarda, yürütmenin durdurulması kararıverilebilmesi, kişilerin hak arama özgürlüklerini etkili biçimdekullanabilmelerini sağlayan önemli bir imkân olup bu imkânı ortadan kaldıranveya etkisiz hale getiren bir düzenleme, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alanhak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil edecektir.
Bu çerçevede dava konusu kurallar ele alındığında, kurallarda, uygulandığıanda telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan 'uygulanmaklaetkisi tükenecek idari işlemler' yönünden, idarenin savunması alınmaksızınyürütmenin durdurulması kararının verilebilmesine imkân tanındığı, böyleceidarenin savunmasının alınması sebebiyle oluşabilecek gecikmeye izinverilmeyerek bu tür idari işlemler yönünden telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ihtimalinin bertaraf edildiği görülmektedir.
Kurallarda, sadece uygulandığı anda telafisi güç veya imkânsız zararlardoğurması ihtimali bulunmayan ancak belli bir süre uygulanmakla telafisi güçveya imkânsız zararlar doğurma ihtimali olan 'uygulanmakla etkisitükenmeyecek idari işlemler' yönünden idarenin savunmasının alınmasışartının getirildiği, fakat bu tür idari işlemlerin niteliği sebebiyle bunlaryönünden idarenin savunmasının alınması nedeniyle meydana gelecek gecikmenin,kişilerin telafisi güç veya imkânsız zararlarla karşılaşması sonucunudoğurmayacağı, dolayısıyla bu yönden de kuralların hak arama özgürlüğünüsınırlayan bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.
2577sayılı Kanun'un 27. maddesinin dava konusu (10) numaralı fıkrasında aynısebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması istemindebulunulamayacağı kuralına yer verilmiştir. Hukuk devletinde, herkesin etkilibir şekilde hakkını arama ve iddiasına ilişkin olarak adil bir yargılanmayapılmasını isteme hakkı bulunmakla birlikte, bu haklar aynı mahkemenin dahaönce karar verdiği hususta bir kez daha inceleme yapıp karar vermesini gerektirmemektedir.Mahkemenin daha önce karar verdiği aynı hususu bir kez daha inceleyipincelemeyeceği konusu, yargılama usulüne ilişkin olup bu konuda ne tür birdüzenleme yapılacağı kanun koyucunun takdirinde bulunmaktadır.
Kaldı ki, yürütmenin durdurulması istemine ilişkin kararın bir kezdaha gözden geçirilmesi ihtiyacı, istemin daha üst bir mercidedeğerlendirilmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturulması suretiyle çok dahaetkili bir şekilde karşılanmaktadır. Bu çerçevede kuralın yargılamamakamının kararını gözden geçirme olanağını ortadan kaldırdığı ve bu yönüyleyargılama ve hukuk güvenliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği yönündekiiddianın hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, söz konusu kuralların idarenin savunma verebilmesiiçin gerekli zaman dilimini araya koymak suretiyle, yürütmesi derhaldurdurulması gereken idari işlemlerin bir süre daha uygulanmasına olanaksağlamak amacıyla düzenlendiği ve bu kuralların bu nedenle Anayasa'ya aykırıolduğu yönündeki iddianın da haklı bir temeli bulunmamaktadır. Zira birdüzenlemenin amaç yönünden Anayasa'ya aykırı olduğunun söylenebilmesi içindüzenlemenin kamu yararı dışında özel bir amaçla yapıldığının tespit edilmesigerekir. Oysa dava konusu kuralların genel ve madde gerekçeleri ilekuralların objektif anlamı dikkate alındığında, bunların idareye savunma hakkıtanımak, böylece adil bir karar verilebilmesini sağlamak amacıyla düzenlendiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu kuralların kamu yararı dışında bir amaçla, buçerçevede yürütmesi derhal durdurulması gereken idari işlemlerin bir süredaha uygulanmasına olanak sağlamak amacıyla düzenlendiği söylenemez.
Dava konusu kurallarda, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemler veuygulanmakla etkisi tükenmeyecek işlemler şeklinde iki ayrı kategori oluşturulmasınıniçtihat birliğini bozacağı ve bunun kanun önünde eşitlik ilkesine aykırısonuçlar doğuracağını söylemek de mümkün değildir. Zira bir düzenlemeninmahkemeler tarafından farklı yorumlanması her zaman mümkün olup yargı sistemiiçerisinde bu yorumlardan hangisinin nihai olarak bağlayıcı olacağınıbelirleyecek ve söz konusu yorum farklılıklarını gidererek uygulama birliğinisağlayacak hukuki yollar bulunmaktadır. Dolayısıyla, herhangi bir düzenlemeninmahkemeler arasında içtihat farklılığına neden olması yargılama hukukunundoğası gereği her zaman mümkün olup bu durumun anayasal bir sorun oluşturmasıveya kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurması söz konusudeğildir.
Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesine 2001 değişiklikleriyleeklenen 'adil yargılanma' ibaresine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuzuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkınınmadde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasındaki adilyargılama ölçütleri içerisinde çekişmeli yargılama, gerekçeli karar, duruşmadahazır bulunma, susma hakkı ve diğer sanık hakları yanında 'silahlarıneşitliği' ilkesi de bulunmaktadır.
'Adil yargılanma hakkı'nın ulusal üstü düzeydegenel kabul görmüş ölçütleri arasında önemli bir yer tutan 'silahlarıneşitliği' ilkesi, davanın tarafları arasında yargılama sırasında usulhükümleri yönünden eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerineavantaj sağlayacak kurallara yer vermeme esasını içermekte, diğer bir deyişledavanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gereklikılmaktadır.
Dava konusu kurallar arasında yer alan dava dilekçesi veeklerinden talebin reddedilmesi gerektiğinin anlaşıldığı hallerde idareninsavunmasının beklenmeyebileceği yönündeki kural, savunma alınmadan dahiyürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığının anlaşılabildiği hâllerdeayrıca idarenin savunmasının alınması zorunluluğunu ortadan kaldırarak sözkonusu kararın verilmesine etkisi olmayacak bir işlem sebebiyle kararıngecikmesinin önlenmesini sağlamaktadır. Bu çerçevede söz konusu kuralın idarelehine bir çifte standart yaratması veya kanun önünde eşitlik veya silahların eşitliğiilkelerine aykırı bir durum yaratması söz konusu değildir. Zira, silahlarıneşitliği ilkesine aykırı davranıldığının kabul edilebilmesi için davanıntarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönünden bir eşitsizlikyaratılması ve taraflardan birine avantaj sağlayacak kurallara yer verilmişolması gerekir. Oysa dava konusu kuralda, davacı tarafın iddiasınakarşı davalı idarenin savunmada bulunma hakkından vazgeçilmesidüzenlenmektedir. Dolayısıyla kuralda davacı tarafın 'iddia silahına' karşıdavalı idarenin belli bir kararla sınırlı da olsa 'savunma silahından'vazgeçilmesi söz konusudur. Burada idare aleyhine dezavantajlı bir durumunyaratılmasından bahsedilebilirse de idarenin savunmasının alınmasından, idarelehine vazgeçildiği; başka bir ifadeyle söz konusu savunma alınmaksızın datalebin reddedilmesi gerektiği dava evrakından anlaşıldığı ve bunun idarealeyhine bir durum yaratması mümkün olmadığı için idare açısından da silahlarıneşitliği ilkesinin ihlali sonucu doğmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 10.,36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞmaddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''davalıidarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra'' ibaresiyönünden bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa'nın 153. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun'un 58. Maddesiyle Değiştirilen 2577 Sayılı Kanun'un 28.Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası ile (6) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesininİncelenmesi:
Dava dilekçesinde, dava konusukurallarla, borcun alacaklının konutunda ödeneceği yönündeki genel kurala idarelehine istisna getirildiği, Kanun'da mahkeme kararının yerine getirilmesi içindüzenlenen otuz günlük sürenin fiilen uzatıldığı ve idarenin temyiziaşamasındaki 'yürütmenin durdurulması' kararlarının uygulanmasınailişkin olarak idareye ek süre kazandırıldığı, öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un28. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesiiçin belirlenen sürenin, iptal ve yürütmenin durdurulmasıkararları için geçerli olduğu, dolayısıyla belli bir paranın ödenmesine ilişkindavalarda bu sürenin beklenmeksizin idare tarafından ödenmesi gerektiği, oysadava konusu kuralların bu tür davalar yönünden de otuz günlük süreyiöngördüğü belirtilerek kuralların, Anayasa'nın2., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallar, 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin (2) ve (6) numaralı fıkralarındaki değişikliklerikapsamaktadır. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınbirinci cümlesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergimahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarınınicaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemdebulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise bu sürenin hiçbirşekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceğidüzenlenmek suretiyle idareye, yargı kararının gereğini, tebliğ tarihindenitibaren en geç otuz gün içinde yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir.
Dava konusu (2) numaralı fıkrada ise konusu belli bir miktar paranınödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalardahükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden bu kurala bir istisnagetirilmiştir. Buna göre, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektirendavalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücretive yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekildebildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birincifıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacaktır. Dolayısıyla,konusu belli bir miktar paranın idare tarafından davacıya ödenmesini öngörenilamların icrası, kararın tebliğ tarihinden değil, davacı veya vekilinin bankahesap numarasını idareye bildirdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içindeyerine getirilecektir. İdarece, banka hesap numarasının bildirildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde ödeme yapılmaması durumunda kararın icrası genelhükümler çerçevesinde gerçekleştirilecektir.
Ayrıca, aynı maddenin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde,tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ileödeme tarihi arasındaki süreye 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil UsulüHakkında Kanunu'nun 48. maddesine göre belirlenen tecil faizi oranındahesaplanacak faizin ödeneceği belirtilmiş, dava konusu ikinci cümlesinde isemahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareyebildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Hukuk devletinde, kanun koyucunun, yargılama hukukuna ilişkinkuralları belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmakkoşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi mahkemeilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kurallar belirleme hususunda datakdir yetkisi bulunmaktadır.
Dava konusu kurallar mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğineilişkin olup kanun koyucunun bu hususta takdir yetkisine dayanarak düzenlemeleryapmasında Anayasa'nın 2. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Kanun'un 28. maddesinin dava konusu (2)numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerinegetirilmesi yönündeki sürenin başlangıcının, konusu belli bir miktar paranınödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalardahükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden değiştirildiği açıkise de davacının hesap numarasını idareye zamanında bildirmesi hâlinde bununmahkeme kararlarının yerine getirilme süresi üzerinde bir etki yaratması mümkündeğildir. Zira, alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareyetebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvurarak hesap numarasınıbildirmesi ve söz konusu süreyi mahkeme kararının tebliğinden itibarenbaşlatması mümkündür.
Davacının hesap numarasını idareye bildirmesi gereği ise, idareninparanın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağıntahsilinin gecikmesinden sorumlu tutulmayacağı gerçeği karşısında makul veölçülü bir külfettir.
Aynı durum 28. maddenin altıncı fıkrasındaki dava konusu kuralyönünden de geçerli olup, tazminat ve vergi davasına ilişkin ilamın mahkemetarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareyebaşvurarak hesap numarasını bildirmesi ve tecil faizinin işlemesine ilişkinsüreyi mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatması mümkündür.
Bu nedenlerle, dava konusu kuralların Kanun'da otuz gün olarakbelirlenen mahkeme kararının yerine getirilme süresini davacının bu husustakibildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesine rağmen fiilen uzatması vetemyiz aşamasındaki yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasına ilişkinolarak idareye ek süre kazandırması mümkün değildir. Dolayısıyla, kurallarınhak arama özgürlüğünü sınırladığından veya yürütmenin durdurulması kararlarınınuygulanmasını geciktirdiğinden söz edilemez.
Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1) numaralıfıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesi için belirlenen süre, hiçbirayırım yapılmaksızın tüm idari yargı kararları için geçerli olup, bu konudaKanun'da belli bir paranın ödenmesine ilişkin ilamlarda söz konusu süreninuygulanmayacağını düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2.,36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
İ- Kanun'un 72. Maddesiyle 2802 Sayılı Kanun'un 37. MaddesininBirinci Fıkrasına Eklenen (c) Bendinin Birinci Cümlesinde Yer Alan ''üstünbaşarısı ile iç denetim hizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlararasından' Müsteşarın teklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır.' İbarelerininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralda yer alan, iç denetçilerin 'üstünbaşarısı ile iç denetim hizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlararasından' seçilmesi biçimindeki kriterinbelirsiz olduğu ve bukavramla kimlerin hangi ölçütlere göre atanacağı hususunda idareye geniş birtakdir hakkı tanındığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu ibarenin de yer aldığı 2802 sayılı Kanun'un 37.maddesinin (c) bendinde, Adalet Bakanlığı iç denetçiliğine atanma usul veşartları düzenlenmektedir. Söz konusu bendin dava konusu olmayan bölümlerinde,Adalet Bakanlığı iç denetçiliğine ancak hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilenen az altı yıl görev yapmış kişilerin, muvafakatleri alınmak suretiyle ve 5018sayılı Kanun'daki atama şartlarına tabi olmaksızın atanacağı kurala bağlanmış,dava konusu ibarede ise söz konusu göreve atanacakların üstün başarısı ile içdenetim hizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından, AdaletBakanlığı Müsteşarının teklifi üzerine Adalet Bakanı tarafından atanacağıhükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri 'belirlilikilkesi'dir. Bu ilkeye göre, yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesigerekir. Ancak gelişen koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma,bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğualanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık veidare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasında ve yürütme organınınyasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel nitelikte hukuksaltasarruflarda bulunmasında, hukuk devletinin belirlilik ilkesine aykırılıkoluşmaz.
2802 sayılı Kanun'un 27. maddesinin (c) bendinde, Adalet Bakanlığıiç denetçiliğine sadece hâkim ve savcıların atanabileceği belirtilmek suretiylekimlerin atanabileceği, atanacak hâkim ve savcıların meslekte fiilen en az altıyıl görev yapmış olmaları gerektiği belirtilerek, hangi nitelikleri taşıyanhâkim ve savcıların atanabileceği, bu kişilerin Müsteşarın teklifi üzerineBakan tarafından atanacağı ve bu atama sırasında 5018 sayılı Kanun'daki atamaşartlarına tabi olunmayacağı belirtilmek suretiyle de bu kişilerin hangi usulleatanacağı yönündeki temel kuralların ve yasal çerçevenin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir şekilde belirlendiği görülmektedir.
Söz konusu bentte iç denetçiliğe atanmak için yukarıda belirtilenşartlara ilave olarak, göreve atanacak hâkim ve savcıların daha öncegösterdikleri üstün başarısı ile iç denetim hizmetlerinde yararlı olacağıanlaşılanlar arasından seçileceği şartına da yer verilmiştir. Ancak, kuralda içdenetim hizmetinde yararlı olmayı sağlayacak üstün başarının ne olduğutanımlanmamıştır.
Kanunda bu tanıma yer verilmemesi kuralın belirsizlik taşıdığıanlamına gelmemektedir. Zira yukarıda açıklandığı üzere kanun koyucu tarafındansöz konusu göreve seçilmek için bulunması gereken temel şartlar zatenbelirlenmiştir. 'Üstün başarı' kavramının ne olduğu iseözellikle sabit bir tanıma bağlanmayarak, iç denetim hizmetinin değişebilecekkoşul ve durumlarına göre idareye farklı nitelikler belirleyebilmeimkânı sağlanmıştır. Ancak, bu imkân tanınırken yine de idareye sınırsız birtasarruf alanı bırakılmamış, idarenin söz konusu nitelikleri belirlerken içindehareket edeceği yasal çerçeve belirlenmiştir. Bu yasal çerçeve 'iç denetimhizmetinde yararlı olmayı sağlayacak üstün başarı' çerçevesidir. Bu çerçeveuyarınca idarenin belirleyeceği niteliklerin iç denetim hizmetiyle ilgisizbaşka bir niteliği içermesi mümkün değildir. İdarenin bu yasal çerçeveiçerisinde hareket edip etmediği ise idari yargı tarafından her zaman denetlenebilecektir.
Öte yandan, kural uyarınca Adalet Bakanlığı bünyesinde görevyapacak ve Bakanlığın işlem ve faaliyetleri ile adalet hizmetlerini idariyönden denetleyecek iç denetçilerin, hâkim ve savcılık mesleğinde bulunanlararasından muvafakatleri alınmak suretiyle Adalet Bakanı tarafından atanmasındayargı bağımsızlığı ilkesine de aykırı bir yön bulunmamaktadır. Zira içdenetçiler tarafından ifa edilecek görev yargısal değil idari bir görevdir.Kaldı ki, hâkim ve savcıların rızaları hilafına bu göreve atanmaları da mümkündeğildir. Esasen bu görevi yapacak kişilerin hâkimlik ve savcılık mesleğindenolması ve bunların Adalet Bakanı tarafından atanması, Anayasa'nın 159.maddesinin onikinci fıkrasındaki Anayasal hükmün kanunlaştırılmasından başkabir şey değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
J- Kanun'un 75. Maddesiyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nunBaşlığı İle Birlikte Değiştirilen 10. Maddesinin İncelenmesi
a- Maddenin Beşinci Fıkrası
aa- Anlam ve Kapsam
Dava konusu kuralda, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevliağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren bazı suçlarda uygulanacak azamitutuklama süresi düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 19. maddesinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınısınırlayan bir tedbir olarak tutuklama kurumuna, bu kurumun uygulanmakoşullarına ve sebeplerine yer verilmiş, ancak tutuklama yönünden uygulanmasıgereken somut bir azami süre belirlenmemiştir. 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 102. maddesinde, azami tutuklama süreleri düzenlenmiş, böylecetutuklama süresine yasal düzeyde bir üst sınır getirilmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, 'Ağırceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok biryıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay dahauzatılabilir.' denilmek suretiyle ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyenişlerde tutukluluk süresinin en çok bir yıl altı ay olarak uygulanacağıbelirtilmiş; (2) numaralı fıkrasında ise 'Ağır ceza mahkemesinin görevinegiren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.'denilmek suretiyle ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde bu sürenin enfazla beş yıl olarak uygulanacağı kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu 10. maddenin beşinci fıkrasında ise genel hükümniteliği bulunan 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesine bir istisna getirilmiş ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altıve Yedinci Bölümünde tanımlanan, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve budüzenin işleyişine, milli savunmaya ve devletin sırlarına karşıişlenen ve Kanun'un 305.,318., 319., 323., 324., 325. ve 332. maddeler hariçolmak üzere 302. maddesi ile 339. maddesi arasında yer alan suçlarda, 5271sayılı Kanun'da öngörülen tutuklama sürelerinin iki kat olarak uygulanacağıhüküm altına alınmıştır. Buna göre ağır cezalık suçlarda beş yıl olan azamitutukluluk süresi, dava konusu kuralda sayılan suçlar yönünden on yıl olarakuygulanacaktır.
ab- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın sanıkların temel hak veözgürlüklerini Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlandırdığı belirtilerekkuralın Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, iptali istenen kural ilgisinedeniyle, Anayasa'nın 19. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlüklerikoruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra,ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır. Dolayısıyla kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkınınsınırlandırılması, ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir.
Maddenin üçüncü fıkrasında kişilerin özgürlüklerinden mahrumbırakılabileceği durumlar arasında, kişilerin mahkeme kararına dayalıolarak tutuklanması da sayılmış, böylece tutuklama tedbirine özgürlük vegüvenlik hakkını sınırlayabilen bir istisna niteliği tanınmıştır. Aynıfıkrada bu tedbire hangi koşullarda ve hangi sebeplerle başvurulabileceğide açıklanmıştır. Buna göre, tutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişinin kaçmasının veya delilleri karartmasının önlenmesi veyabunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer sebepleringerçekleşmesi hâlinde hâkim kararıyla uygulanabilecektir.
Öte yandan, özgürlük ve güvenlik hakkının sınırlandırılabilmesiiçin Anayasa'nın 19. maddesinde belirtilen koşulların yanısıra temel hak vehürriyetlerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesinede uyulması gerekmektedir. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, Anayasa'nın 19. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak,kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ancakgetirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi, Anayasa'nın sözüneve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine deaykırı olamaz.
Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun birdengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önleminsınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranıkapsamasını ve sınırlayıcı önlemin zorunluluk taşımasını da içerir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, belirtilenkoşullara ve sebeplere uygun olarak tutuklanabilmesi, adil ve etkili biryargılamanın sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınmasıgereken zorunlu tedbirlerdendir. Nitekim tüm çağdaş demokratik devletlerinmevzuatında ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde bu tedbire özgürlük vegüvenlik hakkını sınırlayan bir istisna olarak yer verilmiştir. Ancak tutuklamatedbirinin demokratik toplumda gerekli olması yeterli olmayıp ölçülü de olmasıgerekir. Bu çerçevede adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması şeklindekikamu yararı ile kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkı arasında makul birdengenin kurulması ve tutuklama tedbirinin kişi yönünden bir cezaya dönüşecekşekilde orantısız olarak uygulanmasına izin verilmemesi gerekir.
Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesindede 'Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veyakovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.' denilmeksuretiyle, kişilerin 'makul süre içinde yargılanma' ve 'makul süreyiaşan sürelerle tutuklu kalmama' hakları anayasal güvenceye bağlanmıştır. Buçerçevede tutuklama tedbirinin ölçülü olması Anayasa'nın 13. maddesinin olduğukadar 19. maddesinin de zorunlu bir gereğidir.
Dava konusu kuralda, Türk Ceza Kanunu'nun 305., 318., 319., 323.,324., 325. ve 332. maddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü KısmınDört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar yönünden zorunlusebeplerin bulunması halinde bir kimsenin on yıla kadar tutuklu kalabilmesineizin verilmekte, böylece suçluluğu henüz sabit olmamış kişilerin on yıl gibiuzun bir süre boyunca özgürlüklerinden mahrum bırakılabilmesine imkântanınmaktadır.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal veekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadeleamacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulmasıdevletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk devletinde,ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu Anayasa'nın temelilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumdabelli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşitve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hal vehareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği gibikonularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi cezayargılamasına ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu,görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında da Anayasakurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisinesahiptir.
Ceza yargılamasına ilişkin kurallarıve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluk sürelerini belirlemekkanunkoyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla birlikte, gerek ulusal mevzuattave uygulamada gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesi kararlarında, ilk derece mahkemelerince sanığın suçlubulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecin tutukluluk olarakdeğerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu kuralda düzenlenen azamitutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadaruzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarakuygulanabilmesine imkân tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenenhukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengeninkişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğugörülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 13. ve 19.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
b- Maddenin Kalan Bölümü
ba- Anlam ve Kapsam
Dava konusu kuralları içeren 3713 sayılı Kanun'un 'Görev veyargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü' başlıklı 10.maddesinde, bazı suçlara mahsus kovuşturma yapmakla görevlendirilen ağır cezamahkemeleri ile bunların görev alanları ve görev alanına giren suçlardauygulanacak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca,bu mahkemeler yargı çevresi birden fazla ili kapsayacak şekilde kurulmuş olupanılan mahkemelerde görevli hâkimlerin ve söz konusu mahkemelerin görevinegiren suçları soruşturmakla görevli savcıların, başka mahkemelerde veya işlerdegörevlendirilmeleri yasaklanmıştır.
Maddenin birinci fıkrası gereği, esas itibariyle bu mahkemeleringörev alanını 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar oluşturmaktadır. Busuçlar 3713 sayılı Kanun'un 2. ve 3. maddelerinde sayılan terör ve terör amacıile işlenen suçlardır.
Maddenin dördüncü fıkrasında ayrıca;
-Örgüt faaliyeti çerçevesinde 5237 sayılı Kanun'un 188. maddesindedüzenlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti ile 282. maddesindedüzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçları,
-Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütünfaaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
-5237 sayılı Kanun'un 305., 318., 319., 323., 324.,325. ve 332. maddeler hariç olmak üzere İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş,Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar,
dolayısıyla açılan davaların da bu mahkemelerde görülmesi kuralınayer verilmiş, ancak terör suçları yönünden bu maddede öngörülen özel soruşturmave kovuşturma usullerinin bir kısmının bu suçlara ilişkin davalardauygulanmaması esası benimsenmiştir.
Maddenin birinci ve dördüncü fıkralarında, anılan suçlarınkovuşturulmasının bu madde uyarınca görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinceyürütüleceği belirtildikten sonra, ikinci fıkrasında bu kuralın istisnalarınayer verilmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesinin, Yargıtayın ve askeri mahkemelerinyargılayacağı kişilere ilişkin görev alanlarındaki suçlarda 3713 sayılıKanun'un 10. maddesi uyarınca görevli mahkemeler değil, anılan mahkemelerkovuşturma yapacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinde, sadece Türk CezaKanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde düzenlenen vegörev sırasında veya görevinden dolayı işlenen suçlar hakkında Cumhuriyetsavcılarınca doğrudan soruşturma yapılması kuralı benimsenmiş, bu suçlardışında kalanlar yönünden ise savcıların doğrudan soruşturma yapma yetkisikaldırılmıştır.
Doğrudan soruşturma yapılabilecek suçlara yönelik olarak yapılandüzenlemede, 1.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetlerive Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi saklı tutulmuştur. Buçerçevede söz konusu suçların Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları veyabelirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakantarafından görevlendirilenler tarafından görev sırasında işlenmesi hâlinde,bunlar yönünden doğrudan soruşturma yapılamayacağı kuralına yer verilmiştir.
Maddede düzenlenen bir başka husus, yakalanan, gözaltına alınanveya gözaltı süresi uzatılan kişilerin yakınlarına haber verilmesi hakkıylailgilidir. Anayasa'nın 19. maddesinde kişinin yakalanması veya tutuklanmasıhalinde bunun derhal yakınlarına bildirilmesi gerektiği kuralına yerverilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 95. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise 'Şüpheliveya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresiuzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği birkişiye gecikmeksizin haber verilir.' denilmek suretiyle Anayasa'da belirtilenbu hakkın ötesine geçilmiş ve kişinin yakını yerine kendisinin belirlediğiherhangi bir kişiye de haber verilebilmesi imkânı getirilmiştir. Maddenin davakonusu üçüncü fıkrasının (d) bendinde ise sadece terör suçları yönünden 5271sayılı Kanun'dan ayrılan özel bir düzenlemeye yer verilmiş ve kişininbelirlediği herhangi bir kişiye haber verilmesinin soruşturmanın amacınıtehlikeye düşürebileceği hallerde sadece bir yakınına bilgi verilmesi esasıbenimsenmiştir. Böylece 5271 sayılı Kanun'la tanınan kişinin yakını dışındakendisinin belirlediği kişiye haber verilmesi terör suçları yönünden vesoruşturmanın amacının tehlikeye düşeceği durumlarda sadece yakınına haberverilmesiyle sınırlandırılmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasının (h) bendinde ise Türk Ceza Kanunu'nun220. maddesi kapsamındaki iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması vesinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile gizli soruşturmacıgörevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme yapılabilecek suç kataloğuna dâhilbulunmayan bazı suçların terör suçu olması halinde bahsi geçen yöntemlerletakip edilebileceği kuralına yer verilmiştir.
Kural olarak, 5271 sayılı Kanun'un 135., 139. ve 140. maddeleriuyarınca bir şüpheli hakkında iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesi ile gizli soruşturmacı görevlendirilmesi veteknik araçlarla izleme yapılması kararı verilebilmesi için, işlendiği iddiaolunan suçun söz konusu maddelerde sınırlı sayıda belirtilen katalog suçlardanolması gerekmektedir. Bu katalogda yer alan suçlardan birini de 5237 sayılıKanun'un 220. maddesinde genel olarak düzenlenen ve bünyesinde birçok suçubarındıran 'suç işlemek amacıyla örgüt kurulması' suçu oluşturmaktadır.Ancak bahsi geçen iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinindeğerlendirilmesi ile gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarlaizleme yapılması kararları, yasa gereği 220. maddede düzenlenen tüm suçlar içinverilememekte sadece örgüt kurmak, örgüt yönetmek ve örgüt adına suç işlemeksuçları yönünden verilebilmektedir. Bir başka deyişle, 220. maddede düzenlenenörgüte üye olma, örgüte yardım etme ve örgüt propagandasını yapma suçları, sözügeçen maddelerde belirtilen katalogda bulunmamaktadır. Ancak dava konusu 10.maddenin üçüncü fıkrasının (h) bendinde, suçun terör suçu olması hâlinde 5237sayılı Kanun'un 220. maddesinde yer alan örgüte üye olma, örgüte yardım etme veörgüt propagandasını yapma suçları yönünden de söz konusu kararlarınalınabilmesine imkân tanınmış, böylelikle terör suçları yönünden iletişimindinlenilmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izlemeyapılması kararı verilebilecek suç kataloğu genişletilmiştir.
Yukarıda belirtilen kurallar dışında maddenin üçüncü fıkrasının;
- (c) bendinde, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevlimahkemelerin görev alanına ilişkin olarak yürütülen soruşturmalarda, hâkimtarafından verilmesi gereken tüm kararların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulutarafından sadece bu işle görevlendirilen hâkimler tarafından verileceği,
- (ç) bendinde, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevlimahkemelerin görev alanına giren suçlar yönünden, 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 91. maddesinin birinci fıkrasındaki yirmidörtsaat olan gözaltı süresinin kırksekiz saat olarak uygulanacağı,
- (e) bendinde, sadece terör suçları yönünden gözaltındakişüphelinin müdafi ile görüşme hakkının, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine,hâkim kararıyla yirmidört saat süreyle kısıtlanabileceği,
- (f) bendinde, 3713 sayılı Kanun'un 2. ve 3. maddesindebelirtilen terör suçları soruşturmalarında görev alan kolluk görevlileritarafından düzenlenen tutanaklarda, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerinesadece sicil numaralarının yazılacağı, ayrıca anılan kolluk görevlilerininifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkarılan çağrı kâğıtlarının, kollukgörevlisinin iş adresine tebliğ edileceği ve bu kişilere ait ifade ve duruşmatutanaklarında adres olarak yine iş yeri adreslerinin gösterileceği,
- (g) bendinde, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevlimahkemelerin görev alanına giren suçların yargılamasına ilişkin olarak güvenliksorunları söz konusu olduğunda, yargılamayı yapacak mahkemenin güvenliğinsağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına kararverilebileceği,
- (ğ) bendinde, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevlimahkemelerin görev alanındaki suçlara ilişkin davaların adli tatile tabiolmayacağı ve adli tatilde de bu davalara bakılmaya devam edileceği,
düzenlenmiştir.
Son olarak maddenin altınca fıkrasında, çocuklara ilişkin birhükme yer verilmiş ve çocukların bu madde hükümleri uyarınca kurulanmahkemelerde yargılanamayacağı ve bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturmahükümlerinin çocuklar bakımından uygulanmayacağı belirtilmiştir.
bb- Anayasa'nın 6., 7. ve 11. Maddeleri Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde 7.5.2004 günlü, 5170 sayılı Kanun'un 9. maddesiuyarınca Anayasa'nın 143. maddesinde yapılan değişiklikle, Devlet GüvenlikMahkemelerinin kaldırıldığı, bu değişiklikten sonra Anayasa'da özel yetkilimahkemelerin kurulmasına imkân tanıyacak anayasal bir dayanağın kalmadığı,dolayısıyla dava konusu kurallarla özel yetkili mahkemelerin kurulmasının,Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğünü düzenleyen 11. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, iptali istenen kurallarilgisi nedeniyle, Anayasa'nın 6. ve 7. maddeleri yönünden incelenmiştir.
Anayasa'nın 6. maddesinde hiçbir kimse veya organın kaynağınıAnayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı belirtilmiş, 7.maddesinde ise yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük MilletMeclisi'nce kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava konusu kurallarda, belli bazı suçlara bakmak üzere birihtisas mahkemesi ve savcılığının görevlendirilmesi ve bunların yargılamausulleri düzenlenmekte olup bu şekilde bir düzenleme yapılabilmesi içinAnayasa'da kanun koyucuya yetki veren özel bir hükmün bulunmasıgerekmemektedir. Zira Anayasa'nın 7. maddesi Anayasa'ya aykırı olmamakkoşuluyla bu düzenlemeleri de kapsayacak şekilde her türlü düzenlemeyi yapmakonusunda kanun koyucuya gerekli yetkiyi vermektedir.
Kaldı ki düzenleme mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usullerine ilişkin olup, Anayasa'nın 142. maddesindekanun koyucunun söz konusu konularda düzenleme yapma yetkisinin bulunduğuaçıkça belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 6. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
bc-Anayasa'nın 2., 13., 17., 19., 20., 22., ve 36. Maddeleri Yönündenİnceleme
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallarla özel yetkili mahkemelereve bu mahkemelerin görevleri ile uygulayacağı özel yargılama usullerine yerverildiği, söz konusu kurallarda belirlenen usullerin yargılama makamınınyetkilerini artırırken sanıkların temel hak ve özgürlüklerini Anayasa'nınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olarak sınırlandırdığı, öte yandan, gözaltındaki şüphelinin müdafiile görüşme hakkının, yirmidört saat süre ile kısıtlanabileceğini düzenleyenkuralın savunma hakkını kısıtladığı ve bu durumun adil yargılanma hakkıilkesine aykırı olduğu, ayrıca söz konusu kuralda bu sınırlamayı haklı kılacakbir gereklilik ve aciliyet ölçütüne yer verilmediği, görüşmenin ne zamanengelleneceği ve birden fazla uygulanıp uygulanmayacağının belli olmadığı,dolayısıyla düzenlemenin aynı zamanda kötü muamele yasağına da aykırı olduğubelirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, iptali istenen kurallarilgisi nedeniyle, Anayasa'nın 19., 20. ve 22. maddeleri yönünden deincelenmiştir.
Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin uluslararasısözleşmelerde ve uygulamalarda kabul edildiği üzere mutlak ve sınırsız olmadığıve bunların çeşitli şartlar altında sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir.Ancak bu hak ve özgürlükler sınırlandırılırken sınırlamanın, Anayasa'nın ilgilimaddelerinde belirtilen nedenlere bağlı olarak kanunla yapılması ve hakların özünedokunmaması, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekir.
Bir sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının ve demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun olduğunun kabulü için temel hakların kullanılmasınıciddi surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisiniortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.
Sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olduğunun kabulü için ise amaçve araç arasında hakkaniyete uygun bir denge kurması gerekir. Ölçülülük, aynızamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç vearacın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemin zorunluluktaşımasını da içerir.
Öte yandan, temel hak ve özgürlükler ancak Anayasa'nın ilgilimaddelerinde belirtilen nedenlere bağlı olarak sınırlandırılabilir. Ancak bu,düzenlendiği maddede hiçbir sınırlama nedenine yer verilmeyen haklarıntamamının mutlak olduğunu ve bu hakların hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağıanlamını taşımamaktadır. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında dabelirtildiği gibi temel hak ve hürriyetlerin doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu gibi Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallar datemel hak ve hürriyetlerin doğal sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temelhak ve özgürlüklerin kapsamının ve objektif uygulama alanının her bir normyönünden bağımsız olarak değil Anayasa'nın bütünü içerisindeki anlama görebelirlenmesi gerekir.
Dava konusu kurallarla genel olarak adil ve etkili bir yargılamayapılmasını sağlamak ve böylece suç mağdurlarının hakları ile toplumun huzur vegüvenliğini korumak amacıyla devletin güvenliğine, anayasal düzene ve budüzenin işleyişine, milli savunmaya ve devletin sırlarına karşıişlenen suçlar ile terör ve örgütlü suçları kovuşturmak üzere ihtisasmahkemeleri ve bu mahkemelerin soruşturmalarını yürütecek savcılıklarınkurulduğu ve söz konusu mahkemelerin görev alanına giren suçlara ilişkin olarakbazı hususlarda genel mahkemelerdeki yargılama usullerinden ayrılan usullerinbenimsendiği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede maddede;
- Genel mahkemelerde uygulanan yirmidört saatlik gözaltısüresinin, bu mahkemelerin görev alanına tabi suçlarda kırksekiz saat olarakuygulanabileceği,
- Soruşturmanın amacının tehlikeye düşebilecek olması durumunda vesadece terör suçlarında uygulanmak üzere yakalanan veya gözaltına alınan veyagözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında Cumhuriyet savcısının emriylesadece bir yakınına bilgi verilebileceği,
- Sadece terör suçlarında geçerli olmak üzere, gözaltındakişüphelinin müdafi ile görüşme hakkının, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine,hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile kısıtlanabileceği,
- Bu mahkemelerin görev alanına tabi suçlarda güvenliğinsağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına kararverilebileceği,
- Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesi kapsamındaki iletişimindinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile gizlisoruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme yapılabilecek suçkataloğuna dâhil bulunmayan bazı suçların da terör suçu olması halinde buyöntemlerle takip edilebileceği,
kurala bağlanmıştır.
Bu düzenlemeler arasında bulunan ve maddenin üçüncü fıkrasının (ç)bendinde yer alan gözaltı süresine ilişkin düzenleme, Anayasa'nın 19.maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkindir.
Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirlenmiş, ikinci veüçüncü fıkralarında, maddede belirtilen nedenlerle kişilerin yakalanabileceğibelirtilmek suretiyle gözaltı tedbirine özgürlük ve güvenlik hakkınısınırlayabilen bir istisna niteliği tanınmıştır. Maddenin beşinci fıkrasındaise kişinin bireysel suçlarda en fazla kırksekiz saat, toplu suçlarda ise enfazla dört güne kadar gözaltında tutulabileceği belirtilerek, bizzat Anayasahükmü tarafından kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının bireysel suçlarda enfazla ne kadar süreyle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasının (ç) bendinde de azamigözaltı süresi Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlendiği şekilde kırksekiz saatolarak belirlenmiştir. Buna göre kuralla düzenlenen gözaltı süresi Anayasa ileuyumludur.
Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasının (d) bendi, 'Kişininyakalandığı ve tutuklandığının yakınlarına haber verilmesi hakkı'nailişkindir. Bu hak, Anayasa'nın 19. maddesinin altıncı fıkrasında'Kişininyakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.' şeklindedüzenlenmiştir.
Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasının (d) bendinde yer alan 'Soruşturmanınamacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltısüresi uzatılan kişinin durumu hakkında Cumhuriyet savcısının emriyle sadecebir yakınına bilgi verilir.' şeklindeki hüküm, Anayasa'nın anılan hükmüyleparalellik arzetmektedir. Anayasa'da haber verilecek yakın sayısına ilişkinherhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, dava konusu kuralda haberverilecek yakın sayısının bir kişi olarak belirlenmesi hakkın düzenlenmesiniteliğindedir. Genel mahkemelerin görev alanına giren suçlarda kişinin buhakkını yakınları dışında, yakını olmayan herhangi bir kimse için dekullanmasının mümkün olması, ilgili Anayasa maddesindeki hakkın da bu şekildeyorumlanmasını gerektirmemektedir.
Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasının (e) bendinde yer alangözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkının, Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ilesınırlandırılabileceğine ilişkin hüküm, 'müdafi yardımındanyararlanma hakkı'na ilişkindir.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlığını taşıyan 36.maddesine 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Kanun ile 'adil yargılanma'ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Anılan sözleşmelerden Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ile bunun uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiiçtihatlarında, adil yargılanma hakkı kapsamında suç isnat edilen kişinin 'müdafiyardımından yararlanma hakkı' da yer almaktadır. Dolayısıyla suçisnadı altındaki kişinin müdafi yardımından yararlanma hakkının, Anayasa'nın36. maddesi kapsamında korunan bir hak olduğu kuşkusuzdur.
Bu aşamada çözümlenmesi gereken sorun, Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında korunan 'müdafi yardımından yararlanma hakkı'nınmaddede herhangi bir sınırlandırma nedenine yer verilmemiş olması nedeniylesınırlandırılıp sınırlandırılamayacağıdır.
Daha önce de belirtildiği üzere, hakkın düzenlendiği ilgiliAnayasa maddesinde herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemesi bu maddedekihakkın sınırsız olduğunu göstermemekte ve söz konusu hak, doğasındankaynaklanan sınırlar veya Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallarnedeniyle sınırlandırılabilmektedir.
Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının,müdafi yardımından yararlanma hakkını güvence altına alırken, etkin birsoruşturma ve kovuşturma yapılarak suç mağdurlarının haklarının korunmasıgereğini dışladığı söylenemez. Bu nedenle etkin bir soruşturma ve kovuşturmayapılarak suç mağdurlarının haklarının korunması için kimi düzenlemeleryapılması mümkündür. Dolayısıyla kuralın Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen'ilgili Anayasa maddesindeki sınırlama sebebine dayanma zorunluluğu'ölçütüne aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, kuralla bazı suçlar yönünden müdafi yardımındanyararlanma hakkına bir sınırlama getirilmekle birlikte, getirilen sınırlamanınsöz konusu suçların niteliğinden kaynaklanan bir zorunluluğa dayandığıanlaşılmaktadır. Zira, söz konusu suçlar terör suçları olup, bu suçların kişihak ve özgürlükleri ile demokratik toplum düzeni ve güvenliği yönünden ortayaçıkardığı tehdidin ağırlığı ile çok failli, organize ve karmaşık yapılarınedeniyle bu suçlara ilişkin delillerin ele geçirilmesi ve bu delillerinkarartılmaması ayrı bir önem arz etmekte ve bu durum gözaltına alınan kişilerinbelli bir süreyle dış dünyayla olan iletişimlerinin kesilmesini zorunlukılabilmektedir.
Ancak bu zorunluluğun varlığı tek başına müdafi yardımındanyararlanma hakkının sınırlandırılması için yeterli olmamakta, busınırlandırmanın hakkın özüne dokunmaması, demokratik toplum düzeni gereklerineve ölçülülük ilkesine uygun olması için kanunda gerekli önlemlere yer verilmişolması da gerekmektedir.
Dava konusu kuralda, gözaltına alınan kişinin yirmidört saatsüreyle müdafiiyle görüşme hakkı sınırlandırılırken aynı zamanda bu süreboyunca şüpheli veya sanığın savunmasının alınmasının da yasaklandığı, böylecebu kişilerin müdafilerinden hukuki yardım almaksızın savunma yapmalarınınönlendiği görülmektedir.
Müdafi ile görüşülemeyen süre boyunca savunma alınmasınınyasaklanmış olması, yapılan sınırlamanın soruşturmanın amacının tehlikeyedüşmesini önlemeyi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını amaçladığınıgöstermekte ve sınırlama aracının sanık veya şüpheli üzerinde baskı unsuruolarak amacı dışında keyfi biçimde kullanılmasını engellemektedir.
Kural gereği gözaltındaki kişinin yirmidört saat süreylemüdafiiyle görüşmesinin yasaklanması ancak hâkim kararıyla mümkün olabilmektedir.Bu durum ise hem gözaltındaki kişinin yirmidört saat süreyle müdafiiylegörüştürülmemesini haklı kılacak olguların varlığını gerektirmekte, hem de sözkonusu yasaklamanın gereksiz yere birden fazla kullanılmasını önlemektedir.
Dava konusu kuralda demokratik toplum düzeni bakımından alınmasıgereken zorunlu tedbir kapsamında bir taraftan müdafi yardımından yararlanmahakkı kısıtlanırken, diğer taraftan belirtilen önlemlerle bu sınırlamanınhakkın özüne zarar vermesi ve keyfi uygulamalara yol açması engellenmiş, aynızamanda sınırlamanın demokratik toplum düzeni gereklerine ve ölçülülük ilkesineuygun olması da sağlanmıştır.
Dava konusu maddenin üçüncü fıkrasının (g) bendinde, 'Güvenliğinsağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilir.'kuralına yer verilmiştir. Bu kuralda düzenlenen husus bağımsız olarak temel birhakkın konusu olmayıp, Anayasa'da duruşmanın mutlaka belli bir yerde icraedilmesi zorunluluğunu gerektiren bir hüküm bulunmamaktadır.
Kişinin suç işlemesi halinde yargılanacağı mahkemenin öncedenbelli olması ve kişinin suç işledikten sonra yargılanacağı mahkemenindeğiştirilmemesi hususu ise kanuni hâkim güvencesi ile ilgili olup, dava konusukuralın bu güvenceyle ilgisi bulunmamaktadır. Zira dava konusu kuralda, suçunkovuşturmasını yapacak hâkimlerin değişmesi öngörülmemekte, sadece güvenliknedeniyle duruşmanın yapılacağı yerin değişmesi düzenlenmektedir.
Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasının (h) bendinde ise iletişimindinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile gizlisoruşturmacı görevlendirme ve teknik araçlarla izleme yapılabilecek suçkataloğuna dâhil bulunmayan örgüt üyesi olma, örgüte bilerek yardım etme veörgüt propagandası yapma suçlarının terör suçu kapsamında işlenmesi hâlinde,anılan yöntemlerle takip edilebilmesine imkân tanıyan hüküm yer almaktadır. Bukural ile 'özel hayatın gizliliği' ve 'haberleşme hürriyeti'neyönelik sınırlandırmalar yapılmaktadır.
Anayasa'nın 22. maddesinin birinci fıkrasında, 'haberleşmehürriyeti'ne, ikinci fıkrasında ise bu hakkın sınırlandırılması sebeplerineyer verilmiş ve bunlar arasında 'kamu düzeninin korunması ve suçişlenmesinin önlenmesi' de sayılmıştır.
Anayasa'nın 20. maddesinde ise özel hayatın gizliliği hakkına yerverilmiş ve bu hakkın 22. maddede öngörüldüğü gibi 'kamu düzeninin korunmasıve suç işlenmesinin önlenmesi' sebepleriyle sınırlandırılabileceğibelirtilmiştir. Ancak maddede bu sınırlandırmanın 'arama' tedbirine özgüolarak yapılabileceği belirtildiğinden, bu sebeplerin dava konusu kuralyönünden meşru bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilmesi mümküngörülmemektedir. Buna karşılık, özel hayatın düzenlendiği maddede dava konusukuralda belirtilen ceza muhakemesi işlemleri yönünden özel sınırlamasebeplerine yer verilmediğinin kabulü halinde bile bu hakkın Anayasa'nın 36.maddesi kapsamındaki etkin ve adil bir yargılanma yapılması gerekçesiylesınırlandırılması mümkün olup kuralda da söz konusu hakkın sınırlandırılmaamacının bu olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın Anayasa'nın 13.maddesinde belirtilen 'ilgili Anayasa maddesindeki sınırlama sebebinedayanma zorunluluğu' ölçütüne aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, kuralla bazı suçlar yönünden özel hayatıngizliliği hakkına ve haberleşme hürriyetine bir sınırlama getirilmekle birliktegetirilen sınırlama söz konusu suçların niteliğinden kaynaklanan birzorunluluğa dayanmaktadır. Zira, söz konusu suçlar örgütlü terör suçları olup,bu suçların kişi hak ve özgürlükleri ile demokratik toplum düzeni ve güvenliğiyönünden ortaya çıkardığı tehdidin ağırlığı nedeniyle bu suçlara ilişkindelillerin ele geçirilmesi ve bu delillerin karartılmaması ayrı bir önem arzetmekte ve bu durum kuralda belirtilen suç soruşturmalarında, bazıhallerde iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinindeğerlendirilmesi ile gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik takiptedbirine başvurulması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.
Ancak bu zorunluluğun varlığı tek başına özel hayatın gizliliğihakkının ve haberleşme hürriyetinin sınırlandırılması için yeterli olmamakta,bu sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması, demokratik toplum düzeni gereklerineve ölçülülük ilkesine uygun olması için kanunda gerekli önlemlere yer verilmişolması da gerekmektedir.
Dava konusu kural ve 5271 sayılı Kanun'un 135., 139., ve 140.maddeleri incelendiğinde söz konusu güvencelere ayrıntılı bir şekilde yerverildiği böylece kuralda, demokratik toplum düzeni bakımından alınmasıgereken zorunlu tedbirler kapsamında bir taraftan özel hayatın gizliliği hakkıve haberleşme hürriyeti sınırlandırılırken, diğer taraftan yasada belirtilenönlemlerle sınırlandırmaların hakların özüne dokunmaması ve ölçülü olmasınınsağlandığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2.,13.,19., 20., 22. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddigerekir.
Maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi yönünden, Mehmet ERTEN,Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlarıdır.
Kuralların, Anayasa'nın 17. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
bd- Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallarla bazı suçlar yönündenkişilerin hak ve özgürlüklerinin genel mahkemelerdeki yargılama kurallarınagöre daha fazla daraltıldığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 10. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallarda, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesiylegörevli mahkemelerin görev alanına giren suçların failleriyle diğer suçfailleri arasında bu kişilere uygulanacak ceza yargılaması usullerinde ayrımagidildiği açık ise de bunun kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğusöylenemez. Zira her iki kategorideki kişilerin hukuksal konumları farklı olup,durumlarındaki farklılık nedeniyle haklarında farklı kurallar uygulanmaktadır.
Açıklanan nedenle dava konusu kuralların, Anayasa'nın 10.maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. İptal isteminin reddi gerekir.
be- Anayasa'nın 2., 4. ve 6. Maddeleri Yönünden İnceleme(Maddenin Üçüncü Fıkrasının (b) Bendinin Son Cümlesi Uyarınca 2937 SayılıDevlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu YönündenGetirilen İstisna Yönünden)
Dava dilekçesinde, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncüfıkrasının (b) bendinde yer alan dava konusu kuralla, 2937 sayılı Devletİstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu yönünden getirilenistisnanın, devletin bazı işlem ve faaliyetlerinin yargının denetimi dışınaçıkarılması ve bir keyfilik ve sorumsuzluk alanı yaratılması sonucunudoğurduğu, bunun ise Anayasa'nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukukdevleti ilkesine aykırı olduğu, ayrıca kuralla devletin belli bir alana ilişkinegemenlik yetkisi kullanımının belli kişi, zümre veya sınıfa bırakıldığı vebazı kişi, zümre veya sınıflara kaynağını Anayasa'dan almayan devletyetkilerini kullanma yetkisinin verildiği, bunun ise Anayasa'nındeğiştirilemeyecek hükümlerini düzenleyen 4. maddesine ve egemenliği düzenleyen6. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Türk Ceza Kanunu'nun 302., 309., 311.,312., 313., 314., 315. ve 316. maddelerinde düzenlenen suçlara ilişkin olarakgörev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyetsavcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı hükmüne yer verilmiş, ancak kuralda1.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milliİstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi saklı tutulmuştur.
2937 sayılı Kanun'un 'Soruşturma İzni' başlıklı 26.maddesinde, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamugörevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin görevleriniyerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleriiddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinin (1)numaralı fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girensuçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılmasının Başbakan'ıniznine bağlı olduğu hükme bağlanmıştır.
2937 sayılı Kanun'un 26. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra6352 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş ve 105. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, anılanKanun'un geçici 2. maddesinin (7) numaralı fıkrasında, 'Mevzuatta CezaMuhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağırceza mahkemelerine yapılmış olan atıflar, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncumaddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmışsayılır.' denilmiştir. Dolayısıyla, dava konusu kuraldaki 5271 sayılıKanun'un 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasına yapılan atıf, 3713 sayılıKanun'un 10. maddesinde belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış olmaktadır.
Sonuç itibariyle kuralda, Türk Ceza Kanunu'nun 302., 309., 311.,312., 313., 314., 315. ve 316. maddeleri yönünden getirilen doğrudansoruşturma yapma usulünün 2937 sayılı Kanun'un 26. maddesinde belirtilenkişileri kapsamayacağı yönünde özel bir soruşturma usulü benimsenmektedir.
5271 sayılı Kanun, herkes hakkında geçerli olan ceza soruşturmasıve kovuşturması hükümlerini içermektedir. Ancak, kanun koyucu, uluslararasıhukuk ve iç hukuktan kaynaklanan kimi nedenlere dayanarak bu genel kurallaraistisnalar getirmiştir. Buna göre, suç işleyen her kişi hakkında uygulanmasıgereken genel düzenlemeleri içeren 5271 sayılı Kanun hükümleri bazı suçfailleri bakımından uygulanmayacak, bunlar hakkında ilgili kanunlarındaki özelsoruşturma ve kovuşturma usulleri geçerli olacaktır. Bu usullerin tanınması,uygulanacak kişilere bir zümre ya da sınıf olarak imtiyaz tanımak anlamınagelmeyip, yapılan görevin niteliğinden kaynaklanmaktadır. Böylece, hem yapılangörevin en iyi şekilde ve etkin olarak yerine getirilmesi sağlanacak hem degereksiz şikâyetlere maruz kalınarak görülen hizmetin kesintiye uğramasıengellenecektir.
Hukuk devletinde, kanun koyucunun, ceza siyaseti gereğikimlerin özel soruşturma usulüne tabi olacağını belirleme hususunda takdiryetkisi vardır.
Buna göre, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmeküzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafındangörevlendirilenlerin, Türk Ceza Kanunu'nun 302., 309., 311., 312.,313.,314., 315. ve 316. maddelerinde belirtilen suçları işleseler bile haklarındasoruşturma yapılmasının Başbakan'ın iznine bağlı tutulması hususunun, kanunkoyucunun takdir yetkisi içinde kaldığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlarıdır.
Kuralın Anayasa'nın 4. ve 6. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
K- Kanun'un 77. Maddesiyle 5187 Sayılı Kanun'un 26.Maddesinin Birinci ve Altıncı Fıkralarında Yapılan Değişikliklerin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu düzenlemelerde basılmış eserleryoluyla işlenen veya 5187 sayılı Kanun'da öngörülen diğer suçlarla ilgili cezadavalarının açılması için öngörülen sürelerin ve bu sürelerin işlemesinin tabikılındığı durma süresinin kısa ve yetersiz olduğu, bunun kişilerin hak aramaözgürlüklerini sınırlandıracağı, öte yandan Anayasa Mahkemesinin 28.4.2011günlü, E.2009/66, K.2011/72 sayılı kararıyla basılmış eserler yoluyla işlenenveya 5187 sayılı Kanun'da öngörülen suçlarla ilgili dava açma süresini iki aylasınırlayan düzenlemeyi iptal ettiği ve bu iptal kararının Anayasa'nın 153.maddesinin altıncı fıkrası uyarınca yasama organı yönünden bağlayıcı olduğu,kanun koyucunun bu bağlayıcılığa rağmen söz konusu süreyi yeniden kısa veyetersiz olarak düzenlediği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 36. ve153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallarla, basılmış eserler yoluyla işlenenveya 5187 sayılı Kanun'da öngörülen diğer suçlarla ilgili cezadavalarının açılması için öngörülen hak düşürücü süre, bir muhakeme şartıolarak günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserleryönünden ise altı ay olarak belirlenmiş; kamu davasının izin veya kararalınması şartına bağlı tutulduğu suçlarda, izin veya karar için gereklibaşvurunun yapılmasından itibaren dava açma süresinin en fazla dört ay süreyleduracağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka veAnayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olandevlettir. Yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devletiolmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisinetanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamuyararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde,herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacıya da davalı olarak iddia ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeylegüvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir.
Dava konusu kurallarda düzenlenen dava açma süreleri, cezamuhakemesi şartlarından olup, yargılama usulüne ilişkindir. Anayasa'nın 142.maddesi uyarınca yargılama usulüne ilişkin düzenlemeler yapma ve bu çerçevedebasın suçlarında dava açma sürelerini belirleme yetkisi kanun koyucunun takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır.
Günümüzde hemen hemen bütün ülkelerin basın kanunlarında, basındavalarında gecikmelerin önlenerek basın özgürlüğünün zedelenmesine engel olmakamacıyla, basın suçlarına ilişkin davaların açılması için özel sürelere yerverildiği görülmektedir. Dava konusu kurallarda da basılmış eserler yoluylaişlenen veya Basın Kanunu'nda öngörülen diğer suçlardan dolayı bu alandafaaliyet gösterenleri uzun süre ceza tehdidi ile karşı karşıya bırakmamak veböylece basın özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla söz konusu suçlar nedeniyleaçılacak davalar için belirli süreler öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu basın suçlarında dava açılmasını belirli bir süreylesınırlama konusundaki takdir yetkisini, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlıkalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluylakullanabilecektir. Bir başka ifadeyle, bir yandan basın mensuplarının uzun süreceza tehdidi altında bulunmalarına engel olunması, diğer yandan da suçtanmağdur olanların hak arama özgürlüklerinin zarar görmemesi amacıyla basınsuçlarında dava açma süresinin makul bir süre olarak belirlenmesi suretiyle,basın hürriyeti ile hak arama hürriyeti arasında adil bir dengenin kurulmasıgerekir. Yine, basın suçlarında Cumhuriyet savcılığınca resen dava açılmasıylakorunmak istenen hukuki yarar ile basın hürriyetinin korunmasındaki hukukiyarar arasında da makul bir denge bulunmalıdır.
Dava konusu kurallarda, basılmış eserler yoluyla işlenenveya 5187 sayılı Kanun'da öngörülen diğer suçlarla ilgili cezadavalarının açılması için öngörülen hak düşürücü süreler, günlük süreliyayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserler yönünden ise altı ay olarakbelirlenmiştir. Kurallarda belirlenen bu sürelerin hem basın mensuplarının uzunsüre ceza tehdidi altında kalmasını önleyen, hem de suçtan mağdur olanların hakarama özgürlüklerini kullanabilmelerine imkân tanıyan makul süreler olduğugörülmektedir. Zira bu süreler, Cumhuriyet savcısının dava açmak üzere gereklihazırlıkları yapması için yeterli olduğu gibi basın mensuplarının uzun süreceza tehdidi altında kalmasını önlemeye de elverişlidir.
Diğer taraftan, kamu davasının izin veya karar alınması şartınabağlı tutulduğu suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasındanitibaren dava açma süresinin en fazla dört ay süreyle durmasını düzenleyenkural da hem basın mensuplarının uzun süre ceza tehdidi altında kalmasınıönlemeye, hem de dava açma iznini veya kararını verecek mercilere söz konusukararı vermek üzere yeterli hazırlığı yapma imkânını sağlamaya elverişlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
L- Kanun'un 85. Maddesiyle Değiştirilen 5237 Sayılı Kanun'un 220.Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun'un 85. maddesiyle değiştirilen, 5237sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının, Anayasa'nın 2.,12., 13., 36., 37., 38., 40. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, 11.4.2013 günlü, 6459 sayılı İnsan Haklarıve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un 11. maddesi ile değiştirildiğinden,konusu kalmayan kurala ilişkiniptal istemi hakkında karar verilmesineyer olmadığına kararı verilmesi gerekir.
M- Kanun'un 85. Maddesiyle Değiştirilen 5237 Sayılı Kanun'un 220.Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralda, örgüt üyesi olmadığıhâlde örgüte yardım edenlerin hem işledikleri suçtan hem de örgüt üyesi olmasuçundan cezalandırılmasının öngörüldüğü, bu durumun ceza hukukunun genelilkelerine aykırı olduğu, zira, ceza hukukunun genel ilkelerinden 'mükerreryargılama yasağı' ilkesi uyarınca bir kişinin aynı fiilden dolayı ancak bir kezyargılanıp cezalandırılabileceği, oysa dava konusu kural nedeniyle kişininmükerrer olarak yargılanmasına ve cezalandırılmasına izin verildiği, örgüteüye olmayan birinin, farazi bir yaklaşımla örgüt üyesi kabul edilmesinin cezahukukunda kanuni karinelere yer olmadığı ilkesiyle ve dolayısıyla cezasorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek söz konusukuralın, Anayasanın 2., 12., 13., 36., 37., 38., 40. ve 138. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhilolmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenlerin örgütüyesi olma suçundan cezalandırılacakları ve örgüt üyeliğinden dolayıverilecek cezanın, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadarindirilebileceği düzenlenmektedir.
Daha önce de belirtildiği üzere, kanun koyucu, cezalandırmayetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi türve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veyahafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konusunda takdir yetkisine sahipbulunmaktadır.
Dava konusu kuralda, örgütlü suçlarla etkin mücadele edilmesininsağlanması amacıyla örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmasa bile örgütünamacına ulaşmasını sağlamak üzere örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenleryönünden bağımsız bir suç tipi oluşturulmakta ve bu fiil örgüte üye olmaklaortaya çıkan tehlikeye eşdeğer görülerek, örgüt üyeliği suçuyla aynı şekildecezalandırılmaktadır. Dolayısıyla kuralda aynı eyleme ilişkin mükerrer biryargılama ve cezalandırmanın söz konusu olmadığı açıktır. Bu yönüyle kanunkoyucunun izlediği ceza politikası uyarınca yaptığı değerlendirme sonucundaörgüte yardım etme eylemini bağımsız bir suç olarak nitelemesi ve bu eylemi suçolarak tanımladığı başka bir eylemle aynı tehlikede görerek aynı şekildecezalandırmasında Anayasa'ya ve ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 12., 13., 36., 37., 38., 40. ve138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
N- Kanun'un 90. Maddesiyle Değiştirilen 5237 Sayılı Kanun'un 277.Maddesi ve 93. Maddesiyle Değiştirilen 5237 Sayılı Kanun'un 288. Maddesininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallarla, 5237 sayılı Kanun'un277. ve 288. maddelerindeki suçların yeniden düzenlendiği; 277. maddede, öncekidüzenlemede suçun maddi unsurları arasında sayılan 'emir vermek, baskıyapmak, nüfuz icra etmek' gibi ibarelere yer verilmediği, bunun iseyargılamanın belirli güç odakları karşısında adil bir şekilde görülmesinisağlama imkânını ortadan kaldırdığı, düzenlemeyle suçun manevi unsurlarında daciddi değişiklikler yapılarak failin saikine dair çok sayıda belirleme yapıldığı,bunun da suçun oluşumunu neredeyse imkansız hâle getirdiği, maddede yer alan 'birhaksızlık oluşturma' kavramının belirsiz olduğu, maddenin ikincifıkrasındaki fikri içtimaya ilişkin hükmün, 5237 sayılı Kanun'un genelhükümlerinde düzenlenen fikri içtima kuralıyla çeliştiği, 277. ve 288.maddelerde düzenlenen suçların benzer olmasına rağmen bu suçların cezalarıarasında ciddi farklılıklara gidilmesinin yerinde olmadığı, öte yandan 288.maddedeki suçun belirsiz ve cezasının fazla olması nedeniyle bir çok vesileylekişilerin bu suçlamayla karşılaşabileceği, maddede bilirkişiyi, hâkimleri vemahkeme kararını eleştirmenin suç hâline getirildiği, dolayısıyladüzenlemelerle bir bütün olarak hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkelerininzedelendiği ve yargı bağımsızlığının devlete karşı korunması gereğinin ihmaledildiği belirtilerek kuralların Anayasa'nın 2., 5., 6., 9., 37. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Kanun'un 'Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veyatanığı etkilemeye teşebbüs' başlıklı 277. maddesinde, görülmekte olanbir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, gerçeğin ortaya çıkmasınıengellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarındanbirinin, şüphelinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhinesonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyandabulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırıolarak etkilemeye teşebbüs eden kişinin, iki yıldan dört yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılacağı ve maddede belirtilen suçu oluşturan fiilin başkabir suçu da oluşturması hâlinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecekcezanın yarısına kadar artırılacağı düzenlenmektedir.
Kanun'un 'Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs'başlıklı 288. maddesinde ise görülmekte olan bir davada veya yapılmaktaolan bir soruşturmada hukuka aykırı bir karar verilmesi veya bir işlem tesisedilmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunulması için, yargı görevi yapanı,bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlüveya yazılı beyanda bulunanların elli günden az olmamaküzere adli para cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti, 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığı ilkeleri düzenlenmiştir. Hukuk devleti ilkesinintemel unsurlarından olan yargı bağımsızlığı, insan haklarının veözgürlüklerinin en etkin güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimin,çekinmeden ve endişe duymadan, Anayasa'nın öngördüğü gereklerden başka herhangibir dış etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir.Bağımsızlığın, demokratik bir toplumda, devlet yapısı içinde tüm kurum vekuruluşlar ile kişilere karşı düşünülüp sağlanması gerekir.
Dava konusu kurallarda, yargının herhangi bir dış etki altındakalmasını önlemek ve adil bir şekilde işlemesini sağlamak üzere yargı göreviniyapanlar ile bu süreçte yer alan ve yargı kararının ortaya çıkmasına katkısağlayan kişilere yönelik etkileme fiillerinin, suç olarak düzenlendiğigörülmektedir.
Daha önce de belirtildiği üzere hukuk devletinde ceza siyasetininve bu siyasetin unsurlarının belirlenmesi yetkisi kanun koyucuyaaittir. Dolayısıyla kanun koyucunun bu yetkiye istinaden dava konusukurallarla genel olarak adil yargılama yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılmasınıönlemeye yönelik yargıyı etkileme suçlarını yeniden düzenlemesinde ve budüzenlemeyi yaparken suçun maddi ve manevi unsurları ile bunlar için öngörülencezaları, izlediği ceza siyaseti uyarınca ihtiyaç duyduğu şekilde belirlemesindehukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, daha önce 277. maddedeki suçun maddi unsurlarıarasında sayılan 'emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek' gibiibarelere, yeni düzenlemede yer verilmemiştir. Ancak kuralda bu ibarelere yerverilmemesi, bu yöntemlerle yapılacak yargılamayı etkileme girişimlerini suçolmaktan çıkarmamaktadır. Zira yeni düzenlemede anılan ibarelere yerverilmemişse de yargı görevi yapan kişileri, 'hukuka aykırı olarak etkilemek'şeklindeki suçun maddi unsurunda herhangi bir değişiklik yapılmamış ve bu unsuraynen korunmuştur. Hukuka aykırı olarak yargı görevi yapanlarıetkileme ise bu görevi yapanlara emir verme, baskı yapma veya nüfuz icra etmeyide içeren geniş bir kavramdır. Dolayısıyla söz konusu ibarelerin maddemetninden çıkarılmasının, maddenin uygulanmasında herhangi bir farklılıkyaratması ve dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi yargılamanın belirli güçodakları karşısında adil bir şekilde görülmesini sağlama imkânını ortadankaldırması söz konusu değildir.
Dava konusu kurallarla 277. maddedeki suçun manevi unsurlarındayapılan değişikliklerin, suçun oluşumunu imkânsız hale getirmesi de söz konusudeğildir. Zira suçun oluşumu için kuralda aranan 'failin gerçeğin ortayaçıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanıntaraflarından birinin aleyhine sonuç doğuracak bir karar verilmesi veya birişlem tesis edilmesi ya da beyanda bulunulmasını sağlamak' şeklindeki özelkast, suçla korunmak istenen hukuki değerle uyum içerisinde olup bunun, suçunoluşumunu imkânsız hale getirdiği söylenemez.
Dava konusu 277. maddede yer alan 'suçun haksızlık oluşturmakamacıyla işlenmesi' şeklindeki unsurunun da açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olduğu görülmektedir. Anılan unsurun soyut olduğu ilerisürülebilirse de hukuk kurallarının kapsayıcı olma zorunluluğunun, onlarınbelli bir düzeyde soyut olmalarını gerektirdiği ve bunun hukuk kurallarınınbelirsiz olması sonucunu doğurmayacağı açıktır.
Türk Ceza Kanunu'nda özel hükümlerle genel hükümlerden ayrılanözel düzenlemeler yapılabilir. Anayasa'da bu tür özel düzenlemeler yapılmasınıengelleyen bir hüküm bulunmamakta ve kanun koyucunun güttüğü ceza siyaseti uyarıncaceza hukukuna ilişkin kuralları belirlemesinde takdir yetkisi bulunmaktadır.
Esasen Türk Ceza Kanunu sistematiği uyarınca genel hükümler,ancak özel hükümlerde bir düzenleme bulunmaması halinde uygulama kabiliyetibulmaktadır. Dolayısıyla bazı suçlar yönünden fiilin işlenmesiyle birden fazlasuçun oluştuğu durumlarda sadece söz konusu suçlar arasında en ağır cezayıgerektiren suçun cezasıyla failin cezalandırılması, Türk Ceza Kanunusistematiğine uygun bir düzenleme olup bunun herhangi bir çelişkiye meydanvermesi söz konusu değildir.
Ayrıca, dava konusu 288. madde de yer alan; görülmekte olanbir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada hukuka aykırı bir kararverilmesi veya bir işlem tesis edilmesi ya da gerçeğe aykırı beyandabulunulması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırıolarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmak, şeklindekisuçun maddi ve manevi unsurları herhangi bir duraksamaya yer vermeyecekşekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir niteliktedir.
Bu kuralla, soruşturma ve kovuşturma ile ilgili yapılan her türlüaçıklama değil, sadece hukuka aykırı yapılan açıklamalar suç olarakdüzenlenmiştir. Bu çerçevede kural uyarınca düşünce ve ifade özgürlüğü veyabasın özgürlüğü hakkına dayalı olarak eleştiri amacıyla yapılan açıklamalar suçoluşturmamakta, sırf yargı görevi yapanın, bilirkişinin ve tanığın hukukaaykırı bir işlem tesis etmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunmasını sağlamaküzere özel kastla yapılan açıklamalar cezalandırılmaktadır. Bu yönüyle davadilekçesinde ileri sürüldüğü gibi kuralın, bilirkişileri, hâkimleri ve mahkemekararlarını eleştirmeyi suç haline getirmesi söz konusu değildir.
Sonuç itibariyle dava konusu kurallarda, herhangi birbelirsizliğin bulunmaması nedeniyle, hukuk güvenliği ilkesine ve yargıbağımsızlığına aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2. ve 138.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın 5., 6., 9. ve 37. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
O- Kanun'un 92. Maddesiyle Değiştirilen 5237 Sayılı Kanun'un 285.Maddesinin (1), (2), (5) ve (6) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 285. maddedeki soruşturmanın gizliliğini ihlalsuçunun yeniden düzenlendiği, bu düzenleme yapılırken suç için öngörülencezanın hapis veya para cezası olmak üzere seçimlik olarak belirlendiği, bununise cezada bir orantısızlığa sebebiyet verdiği, maddede suçun unsurlarıarasında sayılan 'suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkınınihlali' ve 'maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olma'gibi unsurların soyut olduğu ve bunların maddenin uygulanma alanınıbelirsizleştirdiği, bu unsurlarla birlikte suçun, basın özgürlüğü velekelenmeme hakkını etkin bir şekilde koruma imkânını ortadan kaldırdığı vekeyfiliğe neden olduğu, çünkü söz konusu unsurların bazen bir soruşturmaylailgili herhangi bir haberin 'suçlu sayılmama karinesinden yararlanmahakkının ihlali' gerekçesiyle suç sayılması, bazen de soruşturmayla ilgiliyapılan sistematik yayınların 'maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeyeelverişli' olmadığı gerekçesiyle suç sayılmaması gibi istenmeyen sonuçlarasebebiyet verebileceği, maddede, suçun oluşumunun haberleşmenin ya da özelhayatın gizliliğinin ihlal edilmesi şartına bağlanmasının yerinde olmadığı,zira bu hususların 5237 sayılı Kanun'da başka suçlar olarak öngörüldüğü vebunların koruduğu hukuki değerlerin farklı olduğu, maddenin birinci fıkrasındaüçüncü kişiler yönünden soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi suçunun;ikinci fıkrasında ise taraflar yönünden gizliliğin ihlal edilmesi suçunundüzenlendiği, ancak bu düzenleme yapılırken asıl ihlali oluşturan birincifıkradaki suçun aksine istisnai ihlali oluşturan ikinci fıkradaki suçun kolaycagerçekleşecek şartlara bağlanıp ağır şekilde cezalandırıldığı, bunun dürüstyargılama ilkesine aykırı olduğu, maddede soruşturma vekovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekildegörüntülerinin yayınlanmasının cezalandırıldığı, oysa görüntülerin yayınlanmasıdışındaki yöntemlerle de kişilerin suçlu olarak algılanmasına sebepolunabileceği, suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanınartırılacağına ilişkin hükme yeni düzenlemede yer verilmediği, bunun ise suçunbasın ve yayın yoluyla işlenmesi ile bu vasıtalar olmaksızın işlenmesini aynıdüzeye indirgediği, oysa suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde korunanhukuki menfaat bakımından çok daha ağır bir tehlikenin ortaya çıktığı, buyönüyle düzenlemenin eksik olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Kanun'un dava konusu 285. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, soruşturmanın tarafları dışındaki kişilere karşı gizli tutulansoruşturma işlemleri ile ilgili gizliliğin ihlali suçu düzenlenmektedir. Bunagöre, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olacakşekilde, soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğini alenen açıklayaraksuçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkını veya haberleşmenin ya da özelhayatın gizliliğini ihlal eden kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adlipara cezası ile cezalandırılacaktır.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise soruşturmanıntaraflarına karşı gizli tutulan işlemlere ilişkin gizliliğin ihlali suçudüzenlenmektedir. Bu fıkrada soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanıntarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunlarıngereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişinin, bir yıldan üçyıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür.
Maddenin dava konusu (5) numaralı fıkrasında, soruşturma vekovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekildegörüntülerinin yayınlanması hâli de ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiş vekuralda bu eylemin altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağıbelirtilmiştir.
Maddenin dava konusu (6) numaralı fıkrası ise soruşturma vekovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusuyapılmasının suç oluşturmayacağı kuralını içermektedir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar,ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları baştaolmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomikhayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine görebelirlenir. Bu çerçevede kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken 'soruşturmanıngizliliğini ihlal' başlığı altında çeşitli suç tipleri düzenleyebileceğigibi bu suç tiplerini düzenlerken bunların maddi ve manevi unsurlarını, ağırlaştırıcıve hafifletici nedenlerini, hangi eylemlerin bu kapsamda kalıp kalmayacağını,bu suçlar için öngörülecek cezanın türünü, ağırlığını ve cezanın seçimlik olupolmayacağını izlediği ceza politikası uyarınca ihtiyaç duyduğu şekildedüzenleyebilir.
5237 sayılı Kanun'un 285. maddesinin dava konusu (1) numaralıfıkrasında yer alan suçun oluşabilmesi için, soruşturma evresindekiişleme ilişkin yapılan aleni açıklamanın 'maddi gerçeğin ortaya çıkmasınıengellemeye elverişli olma'sı yeterli olmayıp açıklamayla aynı zamanda'suçlu sayılmama karinesinden yararlanma' veya 'haberleşmeningizliliği' ya da 'özel hayatın gizliliği'nin ihlaledilmesi degerekmektedir. Bu yönüyle kuralda suçun hangi koşullarda oluşacağı açık olup,dava dilekçesinde ileri sürüldüğü üzere kuralın herhangi bir belirsizliğe veyakeyfiliğe yol açması söz konusu değildir.
5237 sayılı Kanun'da haberleşmenin ve özel hayatıngizliliğinin ihlal edilmesi fiillerinin bağımsız suçlar olarak düzenlenmesisebebiyle bunların dava konusu suçun unsurlarını oluşturmasında da Anayasa'yaaykırı bir yön bulunmamaktadır. Zira kanun koyucu, izlediği ceza siyasetidoğrultusunda farklı hukuki yararları gerçekleştirmek üzere suçun unsurlarınıihtiyaç duyduğu şekilde düzenleyebilir. Kaldı ki, 5237 sayılı Kanun'un genelhükümlerinde bu tür durumlarda hangi suça ilişkin kanun maddesininuygulanacağına ilişkin kurallara yer verilmiş olup bu durumun herhangi birkarışıklığa ve belirsizliğe neden olması söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Ö- Kanun'un 95. Maddesiyle, 4.12.2004 Günlü, 5271 SayılıCeza Muhakemesi Kanunu'na Eklenen 38/A Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun ile 5271 sayılı Kanun'a 38. maddesindensonra gelmek üzere 'Elektronik işlemler' başlığıyla 38/Amaddesinin eklendiği, elektronik işlemler konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu'ndadüzenlenmesinin yersiz olduğu, maddeyle güvenli elektronik imza ileimzalanmış belge ile ıslak imzalı belgenin içeriğinin çelişmesi hâlinde UlusalYargı Ağı Bilişim Sisteminde kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı nüshanıngeçerli kabul edileceği yönünde ispat bakımından karineler oluşturulmasının,ceza muhakemesindeki 'delillerin serbestliği' ilkesiyle çeliştiği, halen UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi'nin idarenin bir unsuru olan Adalet BakanlığıBilgi İşlem Dairesi Başkanlığı tarafından yönetildiği, bunun bütün adliverilerin siyasi iktidarın eline geçmesi sonucunu doğurduğu, dava konusumaddeyle bu fiili durumun yasallaştırıldığı ve bağımsız yargı organlarınınelinde bulunması gereken adli verileri elde tutma yetkisinin yürütmenin birunsuru olan Adalet Bakanlığına devredildiği, bunun ise yürütmeye, adliverilere, dolayısıyla adalet dağıtımına nüfuz etme imkanını sağladığı, budurumun 'güçler ayrılığı' ilkesine ters düştüğü belirtilerek dava konusukuralların, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 6., 7., 8., 9. ve 138. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5271 sayılı Kanun'un dava konusu 38/A maddesinde, ceza muhakemesiişlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirilmesi, kaydedilmesi ve saklanmasıile bu hususların tabi olduğu kurallar düzenlenmektedir.
Bu çerçevede dava konusu maddenin;
(1) numaralı fıkrasında, UYAP sisteminin ceza muhakemesialanındaki her türlü işlemde kullanılması ve anılan işlemlere ilişkin her türlüveri, bilgi, belge ve kararın UYAP sistemi aracılığıyla elektronik ortamaaktarılması, kaydedilmesi ve saklanması,
(2) numaralı fıkrasında, kanunlarda gösterilen istisnalar hariçolmak üzere, ceza mahkemesi dosyalarının güvenli elektronik imza kullanılarakUYAP'tan incelenebilmesi ve her türlü ceza muhakemesi işleminin elektronik imzaile gerçekleştirilebilmesi,
(3) numaralı fıkrasında, 5271 sayılı Kanun kapsamında fizikiolarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve kararın elektronik ortamdadüzenlenebileceği, işlenebileceği, saklanabileceği ve elektronik imza ileimzalanabileceği,
(4) numaralı fıkrasında, güvenli elektronik imza ile imzalananbelge ve kararların diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderileceği,güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararların,gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyeceği ve ilgili kurum ve kişileregönderilmeyeceği,
(5) numaralı fıkrasında, elektronik imzalı belgenin elle atılanimzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP'ta kayıtlı olan elektronik imzalıbelgenin geçerli kabul edileceği,
(6) numaralı fıkrasında, güvenli elektronik imza ile imzalananbelge ve kararlarda, mühürleme işlemine gerek olmadığı ve kanunlarda birdenfazla nüshanın düzenlenmesini öngören hükümlerin söz konusu belge ve kararlardauygulanmayacağı,
(7) numaralı fıkrasında, zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmişbelge veya kararların, yetkili kişilerce taranarak UYAP'a aktarılacağı vegerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderileceği,
(8) numaralı fıkrasında, elektronik ortamdan fiziki örnekçıkartılması gereken hallerde söz konusu örneğin geçerli olabilmesi için yerinegetirilmesi gereken koşullar, bu çerçevede UYAP sisteminden çıkartılan belgeningeçerli olabilmesi için bunun aslının aynı olduğu belirtilmek suretiylekonusuna göre ilgili hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkilikişi tarafından imzalanıp, mühürlenmesi gereği,
(9) numaralı fıkrasında, elektronik ortamda yapılan işlemlerdesürenin fiziki ortamda yapılan işlemlerden farklı olarak mesai saati bitimindedeğil, gün sonunda biteceği,
(10) numaralı fıkrasında, yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğunüfus, tapu, adlî sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıylatemin edilen bilgi, belge ve kayıtların, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarakistenilmeyeceği ve UYAP'tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi vebelgelerin de yine zorunlu olmadıkça fiziki ortamda ayrıca gönderilmeyeceği,
düzenlenmektedir.
Maddenin (11) numaralı fıkrasında ise ceza muhakemesi işlemlerininUYAP'ta yapılmasına dair usul ve esasların, Adalet Bakanlığı tarafındançıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.
Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türkiye Büyük MilletMeclisi, 8. maddesinde yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu, 9.maddesinde yargı yetkisinin bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağıbelirtilmiş, Başlangıç'ında ise erkler arasındaki kuvvetler ayrımının, devletorganları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki vegörevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü veişbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda olduğu hükmüne yerverilmiştir. Anayasa'nın 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığı güvencealtına alınmıştır.
Hukuk devletinde kanun koyucunun ceza yargılamasına ilişkinkurallar belirleme, bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmakkoşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma hususunda takdir yetkisibulunmaktadır.
Ceza muhakemesi işlemlerinin elektronik işlemler bağlamında nasılişleyeceğine ve hangi kurallara tabi olacağı hususlarını düzenleyen dava konusukurallar da mahkemelerin yargılama usulü ve işleyişi kapsamında kalmakta olupkuşkusuz kanun koyucu bu hususlarda da Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıylaihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapabilir.
Maddi gerçeğe ulaşılmasını sağlamada önemli bir rol oynayan 'delilserbestliği' ilkesi uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmemesikoşuluyla, ceza muhakemesinde her şeyin delil olması mümkündür. Nitekim 5271sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu'nun 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasındahangi delillerin reddolunacağı sınırlı sayıda belirtilmek suretiyle cezamuhakemesinde her şeyin delil olabileceği kabul edilmiş, 217. maddesinin (1)numaralı fıkrasında ise delillerin hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdiredileceği hükmüne yer verilmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 38/A maddesinin dava konusu (5) numaralıfıkrasında, güvenli elektronik imza ile imzalanmış belge ile elle atılan imzalıbelgenin içeriğinin çelişmesi hâlinde, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemindekayıtlı olan güvenli elektronik imzalı nüshanın geçerli kabul edileceği kuralınayer verilmiştir. Ancak bu kural elektronik imzalı belge ile ıslak imzalıbelge arasında fark bulunması hâlinde elektronik imzalı belgenin geçerliolacağı yönünde aksi her zaman ispatlanabilecek bir karine hükmünde olup bununceza muhakemesinde ıslak imzalı belgenin delil olarak değerlendirilmesiniönleyen bir yönü bulunmamaktadır. Dolayısıyla ıslak imzalı belge ile elektronikimzalı belgenin çeliştiği bir hususun, ceza muhakemesi davasına konu olmasıhâlinde, ıslak imzalı belgenin doğruluğunu iddia eden tarafın iddiasını hertürlü delille ispatlaması mümkün olduğu gibi, tarafların içeriği elektronikimzalı belgeyle çelişen ıslak imzalı belgeyi delil olarak göstermesine engelbir durum da bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralın ceza muhakemesinde her şeyindelil olabileceği yönündeki 'delil serbestliği' ilkesine aykırı bir yönübulunmamaktadır.
UYAP sisteminin Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığıtarafından yönetilmesi nedeniyle bütün adli verilerin siyasi iktidarın elinegeçtiği ve bu nedenle 'hukuk devleti' 'yargı bağımsızlığı' ve 'kuvvetlerayrılığı' ilkelerinin zedelendiği iddiasının hukuki bir dayanağı dabulunmamaktadır. UYAP bir bilişim sistemi olup, bu sistemin teknik altyapısının Adalet Bakanlığının bir birimi tarafından sağlanması ve yönetilmesibu sisteme aktarılan adli bilgilerin, bu birimin çalışanlarına veyayöneticilerine, dolayısıyla yürütme erkine açık olduğu anlamına gelmemektedir.Bilgi İşlem Dairesi yetkilileri, sadece UYAP ile ilgili teknik alt yapıbilgilerine ulaşabilmektedir. Söz konusu adli verilere UYAP üzerinden erişme,bu bilgileri oluşturma ve bunları yönetme yetkisi münhasıran mevzuatın izinverdiği kişilere (hâkim, savcı, avukat, katip, davacı, davalı vb.) aitbulunmaktadır.
Belirtmek gerekir ki kuvvetler ayrılığı ilkesi erklerinbirbirleriyle bağlantısız bir şekilde çalışmalarını değil, aksine Anayasa'nınBaşlangıç'ında belirtildiği üzere medeni bir iş bölümü ve işbirliği içerisindeçalışmalarını gerektirmektedir. Bu çerçevede erklerin yetki alanları içerisindekifaaliyetlerinin zaman zaman birbirleriyle kesişmesi mümkün olup gözetilmesigereken hususun her erkin Anayasa tarafından belirlenmiş yetki sahasındakalmasının ve diğer erklerin yetkisine müdahale etmemesinin sağlanmasıdır. Bubağlamda adalet hizmetlerinin sunulmasında yürütmenin idari görevlerininbulunduğu tartışmasız olup dava konusu kurallarda bu idari görevleri aşanherhangi bir yargısal yetkinin verilmesi veya yargı erkine müdahale sonucunudoğuracak bir uygulamaya izin verilmesi söz konusu değildir.
Dava konusu kurallarda, daha önce fiziki ortamda gerçekleştirilenve saklanan ceza muhakemesi işlemlerine ilişkin karar ve belgelerin fizikiortamın yanı sıra UYAP sistemi aracılığıyla elektronik ortamda gerçekleştirilipsaklanacağı düzenlenmektedir. Yukarıda açıklanan ilkeler karşısında kanunkoyucunun bu şekilde bir düzenleme yapabilmesi için Anayasa'da kanun koyucuyayetki veren özel bir hükmün bulunması gerekmemektedir. Zira Anayasa'nın 7.maddesi Anayasa'ya aykırı olmamak koşuluyla bu düzenlemeyi de kapsayacakşekilde her türlü düzenlemeyi yapma konusunda kanun koyucuya gerekli yetkiyivermektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralların, Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 2., 6., 7., 8., 9. ve 138. maddelerine aykırı bir yönübulunmamaktadır. İptal istemlerinin reddi gerekir.
P- Kanun'un 105. Maddesinin Birinci Fıkrasının (2) NumaralıBendinin (b) Alt Bendinde Yer Alan ''13 üncü'' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 'hükmün açıklanmasının ertelenmesi', 'cezanınertelenmesi' gibi kurumlara ilişkin uygulamaların belli bir miktardakihapis cezasının altındaki tüm suçlar bakımından geçerli olduğu, bazı suçlaryönünden buna istisna getirilmesinin eşitsizliğe ve adaletsizliğe yol açtığı ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki genel hükümlerin suç ve ceza içeren tümkanunlara uygulanacağına ilişkin düzenlemeye uygun düşmediği belirtilerek davakonusu kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nunkapsamına giren suçlarla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararı verilemeyeceği, hapis cezasının seçenek tedbirlere çevrilemeyeceği veertelenemeyeceği yönündeki hüküm kaldırılarak, bu Kanun kapsamındaki suçlaryönünden de söz konusu hukuki müesseselerin uygulanmasına imkân tanınmaktadır.
Dolayısıyla söz konusu değişiklikle, dava dilekçesindebelirtilenin aksine 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması', 'hapiscezasının seçenek tedbirlere çevrilmesi' ve 'ertelenmesi'müesseselerinin uygulanabilmesi yönünden bir istisna getirilmemekte, bilakistanınan istisnanın ortadan kaldırılması düzenlenmektedir. Bu nedenle davadilekçesinde belirtildiği üzere dava konusu kuralın herhangi bireşitsizlik veya adaletsizlik yaratması da söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine ayıkırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
R- Kanun'un Geçici 1. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesiylekamu davasının açılmasının ertelenmesi, kovuşturmanın ertelenmesi ve infazınertelenmesi adı altında bir af düzenlemesine gidildiği, bu düzenlemede bazısuçlar yönünden erteleme hükümlerine yer verilirken daha ağır suçların bukapsama alınmadığı, bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğu, eşitlik ilkesineuygun bir düzenleme yapılabilmesi için temel şekli itibarıyla adlî paracezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren veyasanın yürürlük tarihine kadar işlenmiş olan tüm suçların kapsama alınmasıgerektiği, maddenin (3) numaralı fıkrasındaki düzenlemeyle 5237 sayılı Kanun'un51. maddesinin son fıkrasından ayrılan bir düzenlemeye gidilerek bazı suçlaryönünden farklı ve istisnai bir düzenlemeye gidildiği, bunun eşitlik ilkesineaykırı olduğu, maddedeki 'sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyleişlenmiş' suç kavramının belirsiz olduğu ve bunun affın kapsamınıgenişleteceği, maddenin (5) numaralı fıkrasında hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmesi hallerinde de bu maddenin uygulanacağı yönündekikuralın, her iki düzenlemenin uygulama koşullarının farklı olması nedeniylebelirsizliğe ve karmaşaya yol açtığı, ayrıca Anayasa Mahkemesinin aynı konuyuiçeren 28.8.1999 günlü, 4454 sayılı "Basın ve Yayın Yoluyla İşlenenSuçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un 1. maddesininbirinci fıkrasının "... basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülüyayın araçlarıyla işlenmiş olup ..." ibarelerini 19.9.2000günlü, E.1999/39, K.2000/23 sayılı kararıyla iptal etmesine rağmen dava konusudüzenlemeyle aynı hususların yeniden düzenlendiği belirtilerek dava konusukuralların, Anayasa'nın 2., 10. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un dava konusu geçici 1. maddesinde basın ve yayın yoluylaya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş suçlara ilişkinsoruşturmaların, kovuşturmaların ve cezaların infazının ertelenmesidüzenlenmektedir.
Daha önce de belirtildiği üzere hukuk devletinde ceza siyasetininve bu siyasetin unsurlarının belirlenmesi yetkisi kanun koyucuyaaittir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangieylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabuledilebileceği konusunda takdir yetkisine sahip olduğu gibi kimi suçlarıişleyenler için "erteleme" adı altında bir düzenleme de öngörebilir.
Bu çerçevede kanun koyucunun dava konusu kurallarla belli birtarihe kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklamayöntemleriyle işlenmiş olup temel şekli itibarıyla adli para cezasını ya da üstsınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlar yönündensoruşturmanın, kovuşturmanın veya infazın ertelenmesi yönünde kurallarbelirlemesinde hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan Anayasa'nın 10. maddesinde 'kanun önünde eşitlik'ilkesine yer verilmiştir. Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesihukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunankişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, haklıbir nedene dayanmayan ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Builkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önündeeşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez.
Dava konusu kurallarda, basın ve yayın yoluyla ya da sairdüşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup belli bir cezayıgerektiren suçların failleri yönünden erteleme olanağının getirilmesi, diğersuç failleri yönünden ise bu olanağın sağlanmamasında eşitlik ilkesine aykırıbir yön bulunmamaktadır. Zira dava konusu kurallarda ayrımatabi tutulan kişilerin hukuksal durumları farklı olup, durumlarındaki farklılıknedeniyle haklarında ayrı kurallar uygulanmaktadır. Dava konusu kuralda ayrımatabi tutulan kişiler incelendiğinde bir tarafta basın, yayın ya da sair düşünceaçıklama yöntemleriyle belli orandaki cezayı gerektiren suçları işleyenkişilerin diğer tarafta ise anılan yöntem dışında suç işleyen kişilerinbulunduğu dolayısıyla bu kişilerin hukuksal durumlarının farklı olduğugörülmektedir.
Kaldı ki, kanun koyucunun hiçbir neden yokken böyle birdüzenlemeye gitmediği, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması ve korunması gibihaklı bir nedene dayalı olarak dava konusu kuralları düzenlediği anlaşılmaktadır.Nitekim madde gerekçesinde de düzenlemenin temel hak ve hürriyetlerdenkabul edilen ifade ve basın özgürlüğünün korunması amacıyla yapıldığı, basınınyahut sözlü veya görüntülü yayınların, ifade özgürlüğünün en önemli kullanımaraçları arasında bulunduğu, dolayısıyla bu araçların amacına uygun olarakişlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmalarının demokratik toplumungereklerinden olduğu, bu yönüyle basın ve yayın özgürlüğü için güvencelersağlanması çerçevesinde yapılan düzenlemenin, haber ve düşüncenin özgürkılınmasını hedeflediği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 26. maddesinde 'düşünceyi açıklama ve yaymahürriyeti' güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 28. maddesinde ise 'basınözgürlüğü' düzenlenmiş ve maddenin üçüncü fıkrasında devletin basınözgürlüğünü sağlayacak tedbirleri alması gerektiği belirtilmiştir.
Günümüzde ifade özgürlüğünün çok önemli araçlarından olan basın veyayın özgürlüğü, demokratik toplumun en önemli gereklerinden biri olarak kabuledilmekte ve bu özgürlüğün korunması için ulusal ve uluslararası düzeyde ekgüvenceler sağlanmaktadır. Uluslararası sözleşmelerde ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin içtihatlarında da bu özgürlük önemle ele alınmakta vekorunmaktadır.
Dava konusu kurallarda erteleme kapsamına alınan suçların ayrı biruygulamaya tabi tutulmasıyla, yukarıda belirtilen anayasal ilkeler çerçevesindebasın ve yayın özgürlüğünün korunması ve bu konuda meydana gelen ihlallerinönlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede kanun koyucunun basınözgürlüğünün korunması yönündeki haklı nedene dayalı olarak bu yöntemle işlenensuçlar yönünden bu yöntemle suç işleyen faillerle diğer failler arasında ayrımagitmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Kanun koyucunun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesindedüzenlenen 'hapis cezasının ertelenmesi' ile dava konusu kurallarda düzenlenen'ceza ve davaların ertelenmesi'ni farklı hukuki kurumlar olarak düzenlemesindeve bunlara farklı hukuki sonuçlar bağlamasında da eşitlik ilkesine aykırı biryön bulunmamaktadır. Her iki kurum farklı hukuki yararları gerçekleştirmeküzere düzenlenmiş olup, bu kurumlardan faydalanan faillerin hukuksal durumlarıda farklıdır. Dolayısıyla farklı hukuksal durumdaki bu kişilere farklıkuralların uygulanması eşitlik ilkesine aykırı bir durum oluşturmamaktadır.
Dava konusu maddede yer alan 'sair düşünce ve kanaat açıklamayöntemleriyle işlenmiş suç' kavramının açık ve uygulanabilir olduğu vebunun maddenin uygulanmasını belirsizleştirmesinin söz konusu olmadığı açıktır.
Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesikararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını, gerçekve tüzelkişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın bu kuralıMahkemenin somut olarak Anayasa'ya aykırı bularak iptal ettiği hükümlerinbağlayıcılığıyla sınırlı olup, bu bağlayıcılık yasa koyucunun iptal edilenkonuyla ilgili olarak ileriye yönelik farklı bir kanunda yeni bir düzenlemeyapamayacağı ve eğer yaparsa yeni düzenlemenin sırf bu nedenle Anayasa'yaaykırı hale geleceği anlamına gelmemektedir. Bu yönüyle kuralın, Anayasa'nın153. maddesine aykırılığından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 10. ve153. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
S- Kanun'un Geçici 2. Maddesinin (4) ve (6) Numaralı Fıkralarınınİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallar uyarınca, Kanun'un yürürlüğegirdiği 4.7.2012 tarihine kadar 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ilegörevlendirilen mahkemelerde açılan davaların kesin hükümle sonuçlandırılıncayakadar bu mahkemelerde görülmeye devam edeceği ve bu mahkemelerin yetkisizlik vegörevsizlik kararı vermeyecekleri, bu tarihten sonra açılacak davaların ise3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile görevli mahkemelerde görüleceği, bunun dazamanaşımı süresi boyunca aynı yetkilerle donatılmış iki ayrı yargı kurumununfiilen ve hukuken varlığını sürdürmesi anlamına geleceği, geçici 2. maddenin(4) numaralı fıkrasındaki, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevlimahkemelerde devam edecek olan yargılamalarda görevsizlik ve yetkisizlik kararıverilemeyeceği yönündeki hükmün, hukukun evrensel ilke ve esaslarından olan veAnayasa tarafından güvence altına alınan 'kanuni hakim ve mahkeme güvencesi','yargı bağımsızlığı' ve 'eşitlik' ilkelerine aykırı olduğu, buhükümle söz konusu mahkemelerin bakmaması gereken bir davaya bakmak zorundabırakıldığı, öte yandan düzenlemeyle kamu görevlilerinin doğrudansoruşturulamaması için getirilen izin sisteminin görülmekte olan davalardakisanıklara tanınmamasının ceza usul kurallarının yürürlüğe girdiği andauygulanması gerektiği kuralına ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerekkuralların, Anayasa'nın 2., 10., 36., 37. ve 138. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallarda, 5271 sayılı Kanun'unyürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilenmahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bumahkemelerce bakılmaya devam edileceği, bu davalarda, yetkisizlik veyagörevsizlik kararı verilemeyeceği, 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesininkovuşturmaya ilişkin hükümlerinin bu davalarda da uygulanacağı, anılanmadde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla açılmış olan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatıdolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınmasıgerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemeyeceği düzenlenmektedir.
Hukuk devletinde, kanun koyucu ceza yargılamasına ilişkin kurallarbelirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi,yargılama usulleri ve yapısı hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluylaihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Nitekim Anayasa'nınkonuyla ilgili 142. maddesinde mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucunun mahkemelerin görev yetki ve yargılama usullerinibelirleme yetkisi kapsamında, belli türdeki davalar yönünden görevlimahkemelerin kaldırılması ve bunlar yerine yeni mahkemeler kurulması nedeniyle,dava konusu kurallarla, devam etmekte olan davalara daha önce görevli olanmahkemelerin bakacağını düzenlemesinde ve bu mahkemelerde hangi yargılamausullerinin uygulanacağını belirlemesinde Anayasa'nın 2. maddesine aykırı biryön bulunmamaktadır.
6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle 3713 sayılı Kanun'un10. maddesi kapsamındaki bazı suçlar yönünden kamu görevlileri hakkındasoruşturma yapılmadan önce izin alınması şartı getirilmiş böylece söz konususuçlar yönünden, Cumhuriyet savcılarının doğrudan soruşturma yapma yetkileri kaldırılmıştır.Dava konusu kuralda ise getirilen bu yeni şart sebebiyle Kanun'un yürürlüğegirmesinden önce soruşturması tamamlanıp yargılanmasına başlanılan davalardadüşme veya durma kararı verilemeyeceği düzenlenmiş, böylece soruşturma izni ileilgili kuralın Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonraki soruşturmalarıkapsayacağı açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla söz konusu kural, Kanun'unyürürlüğe girmesinden sonraki tüm soruşturmalarda ve herkese aynı şekildeuygulanacak olduğundan, eşitlik ilkesine aykırı bir durumdan söz edilemez.
Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan davalardasoruşturma iznine ilişkin kuralın uygulanmaması nedeniyle, bu tarihten önceyapılan soruşturmalardaki kamu görevlileriyle bu tarihten sonra yapılansoruşturmalardaki kamu görevlileri arasında yapılan ayrımın da eşitlik ilkesineaykırı bir yönü bulunmamaktadır. Zira eşitlik ilkesine aykırı bir durumunoluşabilmesi için aynı hukuksal durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrıkuralların uygulanması gerekmektedir. Oysa dava konusu kuralda ayrıma tabitutulan kişilerin hukuksal durumları farklıdır. Dolayısıyla, farklı hukuksaldurumdaki bu kişilerin farklı kurallara tabi tutulmasında kanun önünde eşitlikilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Kaldı ki, kamu görevlileriyle ilgili soruşturma yapılmadan önceizin alınması şartı yargılama usulüne ilişkin kurallardan olup, bu tür kurallarmaddi ceza hukuku kurallarından farklı olarak yürürlüğe girdikten sonrakiişlemlere uygulanabilmekte ve bunların yürürlük tarihinden önceki işlemlereuygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla kural bu yönüyle genel yargılamahukuku ilkelerine de uygunluk göstermektedir.
Anayasa'nın 'Kanuni hâkim güvencesi' başlıklı 37.maddesinde, 'Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.'denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında belirtildiği gibi, 'kanunihâkim güvencesi' suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından öncedavayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.Başka bir anlatımla 'kanuni hâkim güvencesi', yargılama makamlarınınsuçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra özel olarakkurulmasına veya hâkimin atanmasına engel oluşturmaktadır.
Kanun'un geçici 2. maddesinin dava konusu (4) numaralı fıkrasında,Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte açılmış ve devam etmekte olan davaların,5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile kurulmuş ağır ceza mahkemelerinde devamedeceği ve bu mahkemelerin yeni kurulan mahkemeler nedeniyle görevsizlik veyetkisizlik kararı veremeyecekleri belirtilmekte, böylece uzun süredir devameden davalarda başa dönülmesinin ve suçun işlenmesinden sonra yargı yerinindeğiştirilmesinin önüne geçilmektedir. Dolayısıyla kuralla suçun işlenmesindensonra yargı yeri belirlenmemekte, aksine suçun işlenmesinden sonra kurulanmahkemelere davaların görevsizlik veya yetkisizlikle gönderilmesi önlenerek,suçun işlenmesinden önce kurulan mahkemelerde davanın devam etmesisağlanmaktadır. Bu nedenle kuralın 'kanuni hâkim güvencesi' ileçelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2., 10., ve37. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT maddenin (4) numaralı fıkrası yönünden bugörüşe katılmamıştır.
Kuralların Anayasa'nın 36. ve 138. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
Ş- Kanun'un Geçici 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasınınİncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralda lehe kanununbelirlenmesine ilişkin olarak getirilen düzenlemenin, 5237 sayılı Kanun'un 7.maddesinin (2) numaralı fıkrası ve 5252 sayılı Türk Ceza KanunununYürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddesinin (3) numaralıfıkrasındaki genel kurala aykırı olduğu, kuralın özel af niteliği taşıdığı vebelli bazı kişilerin tahliyesine neden olduğu, oysa bu suçların insanlığakarşı suç niteliğinde olduğu ve insanlığa karşı suçların Birleşmiş Milletlerinsavaş ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulunanların yargılanması ile ilgili uluslararasıprensipleri uyarınca nasıl zamanaşımına uğramaması gerektiği kabul edilmekteyseaffedilemeyeceğinin de kabul edilmesi gerektiği, ayrıca bu tahliyelerin mahkemekararlarının yerine getirilmemesi sonucunu doğurduğu, bu yönüyle kuralın,Anayasa'nın 90. maddesi ile 138. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 12 Eylül 1980 tarihinden önce işlenmişolan suçlardan dolayı lehe kanunun, 1.3.1926 günlü ve 765 sayılı Türk CezaKanunu'nun cezaların içtimaına ilişkin hükümleri uygulandıktan sonra ortayaçıkan sonuç ceza göz önünde bulundurularak belirleneceği ve belirlenen bucezanın infaz bakımından lehe hükümler içeren kanuna göre infaz edileceğidüzenlenmektedir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar,ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları baştaolmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomikhayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine görebelirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangieylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabuledilebileceği konusunda takdir yetkisine sahip olduğu gibi belli bir tarihtenönce işlenen suçlar yönünden lehe kanun hükümlerinin belirlenmesinde hangiusulün uygulanacağını belirleme konusunda da takdir yetkisine sahiptir. Buçerçevede kanun koyucunun dava konusu kural ile lehe kanunun nasılbelirleneceğine ilişkin ceza kanunundaki mevcut usulden ayrılan bir düzenlemebenimsemesi de kuşkusuz takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.
Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasına göre, 'Yasama veyürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlarve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez.'
Dava konusu kuralla, içtimayı gerektiren cezaların infazıbakımından belli bir tarihe kadar işlenen suçlar yönünden lehe kanunbelirlenmesi ile ilgili daha önce adli davalara konu olan husus, yasaldüzenleme konusu yapılmıştır. Yasamanın genelliği ilkesi uyarınca kanunkoyucunun Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla düzenlemeyetkisi bulunmaktadır. Bu çerçevede, kanun koyucu tarafından getirilen vegenel, objektif nitelik taşıdığı görülen kuralın, Anayasa'nın 138. maddesineaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Kaldı ki dava konusu kural farklı kanunlar arasında lehe kanununnasıl belirleneceğini gösteren, bu yönüyle çoğu zaman kesinleşmiş kararlara dauygulanması gereken kurallardan olup bu nevi kararlar doğası gereği kesinleşmişkararları etkileyebilmekte ve bu hususta 'uyarlama yargılamaları' yapılmasınıgerektirebilmektedir. Söz konusu kuralların doğası itibariyle kesinleşmiş kararlarüzerinde etki doğurabilmesi ve bu etkiyi de ancak verilecek mahkeme kararlarıaracılığıyla gerçekleştirebilmesi, bunların yasama yetkisinin genelliğiilkesine istisna oluşturmalarını gerektirmemekte ve bu alanda kanuni düzenlemeyapılabilmesini engellememektedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 138. maddesineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
2.7.2012 günlü, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin EtkinleştirilmesiAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenenSuçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un;
A- 1- 1. maddesiyle 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen 1. maddesinin beşinci fıkrasına,
2- 3. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'aeklenen 8/a maddesinin ikinci fıkrasına,
3- 21. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 106.maddesinin birinci fıkrasına,
4- 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 110.maddesinin birinci fıkrasına,
5- 24. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 114. maddesine eklenendördüncü fıkranın 'Açık artırmaya elektronik ortamdan teklif vermeyoluyla başlanır.' biçimindeki birinci cümlesine,
6- 25. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 115. maddesine,
7- 28. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 124.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ''elektronik ortamda teklifvererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronikortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır.' ibaresine,
8- 29. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 126. maddesinin dördüncü fıkrasına,
9- 31. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 129.maddesine,
10- 44. maddesiyle 6.1.1982 günlü, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun8. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının (d) bendine eklenen 'TürkiyeBüyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği,' ibaresine, (e) bendineeklenen 'ile düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları,'ibaresineve değiştirilen (g) bendine,
b- (3) numaralı fıkrasında yer alan 'yirmi yıl' ibaresinin 'onbeşyıl' şeklinde değiştirilmesine,
11- 45. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (c) bendine,
12- 46. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 60.maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
13- 47. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 61.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri ile (3) numaralıfıkrasına,
14- 57. maddesiyle 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 27. maddesinin;
a- Değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yeralan ''davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresigeçtikten sonra'' ibaresine ve ikinci cümlesine,
b- Eklenen (3) ve (10) numaralı fıkralarına,
15- 58. maddesiyle değiştirilen 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
16- 72. maddesiyle 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'nun 37. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendininbirinci cümlesinde yer alan ''üstün başarısı ile iç denetimhizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından'Müsteşarınteklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır.' ibarelerine,
17- 75. maddesiyle 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen 10. maddesinin 'Türk CezaKanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri hariç olmak üzere,İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanansuçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarakuygulanır.' biçimindeki beşinci fıkrası dışında kalan bölümüne,
18- 77. maddesiyle 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı BasınKanunu'nun 26. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarında yapılan değişikliklere,
19- 85. maddesiyle değiştirilen 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı TürkCeza Kanunu'nun 220. maddesinin (7) numaralı fıkrasına,
20- 90. maddesiyle 5237 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 277. maddesine,
21- 92. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 285.maddesinin (1), (2), (5) ve (6) numaralı fıkralarına,
22- 93. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 288.maddesine,
23- 95. maddesiyle 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'na eklenen 38/A maddesine,
24- 105. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (b)alt bendinde yer alan ''13 üncü'' ibaresine,
25- Geçici 1. maddesine,
26- Geçici 2. maddesinin (4) ve (6) numaralı fıkralarına,
27- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
yönelik iptal istemleri, 4.7.2013 günlü, E.2012/100, K.2013/84sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere,bölüme, ibarelere ve değişikliklere ilişkin yürürlüğün durdurulmasıistemlerinin REDDİNE,
B- 75. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 10. maddesinin beşinci fıkrasına ilişkin iptal hükmünün yürürlüğegirmesinin ertelenmesi nedeniyle bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulmasıisteminin REDDİNE,
C- 85. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 220.maddesinin (6) numaralı fıkrası hakkında, 4.7.2013 günlü, E.2012/100, K.2013/84sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu fıkrayailişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA,
4.7.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE, karar verilmiştir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, 'Kanun, kanunhükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunlarınhükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlüktenkalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceğitarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığıgünden başlayarak bir yılı geçemez.' denilmekte, 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak, Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi biryılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
2.7.2012 günlü, 6352 sayılı YargıHizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasıve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların ErtelenmesiHakkında Kanun'un 75. maddesiyle 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen 10. maddesinin'Türk CezaKanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri hariç olmak üzere,İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanansuçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarakuygulanır.' biçimindeki beşinci fıkrasının iptal edilmesi yönündeki kararın derhaluygulanması kamu düzenini ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153.maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrası gereğince İPTALHÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRAYÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE, 4.7.2013 gününde kararverilmiştir.
VII- SONUÇ
2.7.2012 günlü, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin EtkinleştirilmesiAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenenSuçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un;
A- 1. maddesiyle 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen 1. maddesinin beşincifıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Mehmet ERTEN ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 3. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'aeklenen 8/a maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 21. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 106.maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Ç- 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 110.maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 24. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un 114. maddesine eklenendördüncü fıkranın 'Açık artırmaya elektronik ortamdan teklif vermeyoluyla başlanır.' biçimindeki birinci cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 25. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 115. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 28. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 124.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ''elektronik ortamda teklifvererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronikortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır.' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 29. maddesiyle 2004 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 126. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Ğ- 31. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanun'un 129.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
H- 44. maddesiyle 6.1.1982 günlü, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun8. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının;
a- (d) bendine eklenen 'Türkiye Büyük Millet Meclisi GenelSekreterliği,' ibaresinin,
b- (e) bendine eklenen 'ile düzenleyici ve denetleyicikurumların başkanlıkları,' ibaresinin,
c- Değiştirilen (g) bendinin,
Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
2- (3) numaralı fıkrasında yer alan 'yirmi yıl' ibaresinin 'onbeşyıl' şeklinde değiştirilmesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
I- 45. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (c) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
İ- 46. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 60. maddesinin(1) numaralı fıkrasının;
1- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci cümlesinin süre yönünden REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 47. maddesiyle değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 61.maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin,
2- (3) numaralı fıkrasının,
Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
K- 57. maddesiyle;
1- 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun27. maddesinin;
a- Değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yeralan ''davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresigeçtikten sonra'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile ZehraAyla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Eklenen (3) ve (10) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırıolmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- 58. maddesiyle değiştirilen 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa'yaaykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, Mehmet ERTEN'inkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
M- 72. maddesiyle 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'nun 37. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendininbirinci cümlesinde yer alan ''üstün başarısı ile iç denetimhizmetlerinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından'Müsteşarınteklifi üzerine Bakan tarafından atama yapılır.' ibarelerininAnayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
N- 75. maddesiyle 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu'nun başlığı ile birlikte değiştirilen 10. maddesinin;
1- Üçüncü fıkrasının;
a- (b) bendinin son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (e) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
2- 'Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve332 nci maddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş,Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanunundaöngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.' biçimindekibeşinci fıkrasının İPTALİNE; iptal hükmünün, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncüfıkrasıyla 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasıgereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRAYÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
O- 77. maddesiyle 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı BasınKanunu'nun 26. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarında yapılandeğişikliklerin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
Ö- 85. maddesiyle değiştirilen 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı TürkCeza Kanunu'nun 220. maddesinin;
1- (6) numaralı fıkrası 11.4.2013 günlü, 6459 sayılı İnsanHakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun'un 11. maddesi ile değiştirildiğinden,konusu kalmayan bu fıkrayailişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
2- (7) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
P- 90. maddesiyle 5237 sayılı Kanun'un başlığı ile birliktedeğiştirilen 277. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
R- 92. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 285.maddesinin (1), (2), (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'yaaykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
S- 93. maddesiyle değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 288.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
Ş- 95. maddesiyle 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'na eklenen 38/A maddesinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
T- 105. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (b)alt bendinde yer alan ''13 üncü''ibaresinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
U- Geçici 1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Ü- Geçici 2. maddesinin;
1- (4) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
2- (6) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
V- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4.7.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- 2004 sayılı Kanunu'nun değişik 1. maddesinin iptali istenenbeşinci fıkrasında;
'İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra kâtiplerinin,yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevdeyükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.'denilmektedir.
Kuralda yer alan, icra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icrakâtiplerinin adli nitelikteki kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekligörevleri yerine getirmekle ödevli kamu görevlileri olduklarında duraksama bulunmamaktadır.
Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında ' Memurlarınve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunladüzenlenir' denilerek, kamu görevlileriyle ilgili statü esaslarınınkanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Buna göre, kamu görevlilerinin nitelik,atanma, görev ve yetkileri gibi hususların kanunla düzenlenmesiAnayasal bir zorunluluktur.
İptali istenen kuralda ise kamu görevlileri olan icra müdürü,icra müdür yardımcıları ve icra kâtiplerinin atanma, görevlendirme, görevdeyükselme gibi özlük işleri ile ilgili hususların yönetmelikle düzenleneceğiifade edilmektedir.
Kanunla düzenlenmesi gereken bir hususu yönetmeliğe bırakan kural,bu nedenle Anayasa'nın 128. maddesine aykırıdır.
II- 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin değişik (2) numaralıfıkrasının koyu renkle gösterilen ve iptali istenen sözcüklerin de yeraldığı birinci cümlesinde;
'Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halindetelafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukukaaykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalıidarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçegöstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.' kuralıyer almaktadır.
Kural uyarınca, Danıştay ve idari mahkemeler idari birişlemin yürütülmesinin durdurulabilmesine karar verebilmeleri için, kuraldaöngörülen diğer şartların yanı sıra, davalı idarenin savunmasının alınmış veyasavunma süresinin geçirilmiş olması koşulunun da gerçekleşmesini aramalarıgerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 22.2.2006 günlü, E:2006/20 K:2006/25 sayılı10.1.2007-26399 tarihli Resmî Gazete'de 9.3..2006 günlü, E:2006/33 K:2006/36sayılı 10.1.2007-26399 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararlarında belirtileniptal gerekçeleri, iptali istenen bu sözcükler bakımından da geçerliolduğundan, ''davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresigeçtikten sonra'' sözcükleri de belirtilen kararlardaki gerekçeyleAnayasa'nın 125. maddesine aykırıdır.
III- 2577 sayılı Kanun'un değişik 28. maddesinin iptaliistenen (2) numaralı fıkrası ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde;
'Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalardahükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti veyargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekildebildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birincifıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkradabelirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesindeinfaz ve icra olunur.'
'
'Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesapnumarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faizişlemez.'denilmektedir.
Dava konusu kurallar mahkeme ilamlarının ne suretle infaz ve icraedileceğini düzenlemektedir.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı36. maddesinde 'Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.' denilmektedir. Buna göre, herkesindavacı veya davalı olarak adil yargılanma hakkının bulunduğu, bu hak kapsamındahakka ulaşma hakkının da yer aldığı açıktır.
İptali istenen kural, mahkemelerce hükmedilen bir miktar para ilevekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacı veya vekilinin davalı idareyebildireceği banka hesap numarasına 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birincifıkrasında öngörülen süre zarfında yatırılacağı, süresinde yatırılmamasıhalinde ilâmın genel hükümler çerçevesinde infaz ve icra edileceğiniöngörmektedir. Kurala göre, mahkemece hükmedilen para ile vekâlet ücreti veyargılama giderleri hükmün kesinleşmesinden hemen sonra genel hükümlere göreinfaz ve icrası mümkün bir ilâm haline gelmesine rağmen, kural farklı bir ödemeyöntemi getirerek, genel hükümlerin uygulanmasını belli bir süre için durdurmaktave hak sahiplerinin hakka ulaşmalarını belli bir süre engellemektedir.
Anayasa'da öngörülen adil yargılanma hakkı sınırlandırılmasımümkün olmayan hakka koşulsuz ulaşma hakkını da güvence altına alan temel birhaktır.
Kural, bu hakkın kullanılmasını engellediği için Anayasa'nın 36.maddesine aykırıdır.
Yine, kararın tebliği ile hesap numarasının bildirilmesi sırasındageçecek sürede faiz işletilmemesine ilişkin kural ise aykırı olduğu kabuledilen kurala bağlı bir düzenleme olduğundan, aynı gerekçeyle Anayasa'yaaykırıdır.
IV- 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının b)bendinin iptali istenilen ikinci cümlesinde ve e) bendinde;
'b) 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetlerive Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.'
'
'e) Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmi dört saat süre ilekısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz.'denilmektedir.
- 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının b)bendinin ikinci cümlesindeki kural, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milliİstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmünü saklı tutarak, 2937 sayılıYasa kapsamında görevli bulunan kimi kişilerin 3713 sayılı yasada belirtilensuçlar bakımından Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılmasınıönlenmektedir.
Saklı tutulan bu kural, Anayasa Mahkemesinin 17.1.2013günlü E: 2012/19 K: 2013/17 sayılı, 12.05.2013-28645 tarihli ResmiGazetede yayımlanan kararında yer alan ve iptali gerektiğine ilişkinkarşı oy gerekçemde belirttiğim nedenlerle Anayasa'ya aykırıdır.
- 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının e) bendi,3713 sayılı Kanun kapsamındaki suçlarla ilgili olarak gözaltına alınan şüphelilerin,müdafi ile görüşmelerinin hakim kararıyla belli bir süre içinkısıtlanabileceğini öngörmektedir.
Anayasa'nın 36. maddesi, herkesin meşrû vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir. Savunmahakkını da kapsayan adil yargılanma hakkı, maddede öngörülmediği içinsınırlandırılması mümkün olmayan temel bir haktır.
Kural ile 3713 sayılı Kanun kapsamındaki suçlarla ilgili olarakgözaltına alınan şüphelinin müdafi ile görüşmesi belli bir süre engellenereksavunma hakkı kısıtlanmaktadır.
Hâkim kararıyla ve belli bir süre için de olsa, savunma hakkınınkısıtlanması Anayasa'da öngörülen adil yargılanma hakkına aykırıdır.
V- Yukarda her bir bölümde açıklanan nedenlerle Anayasa'ya aykırıoldukları belirtilen kuralların iptali gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
I- Kanun'un 45. maddesiyle 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (c) bendinde yapılan değişikliğin Anayasaya aykırılığı:
İlk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalarınbelirlendiği maddede yer alan kuralla, Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veyakamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapındauygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarınaDanıştayda bakılması öngörülmüştür. Buna göre, davanın ilk derece mahkemesiolarak Danıştay'da görülmesini belirleyecek kıstasın, düzenleyici işleminyetki, sebep, şekil, konu ve amaç gibi hukuksal özelliklerinin değil, düzenleyiciişlemi yapan bakanlık veya kamu kuruluşunun kendi takdiriyle belirlediği idariuygulama alanı olduğu anlaşılmaktadır. Daha açık bir anlatımla,iptali istenenkuralın öngördüğü ölçütlere göre, düzenleyici işlemin Türkiye'nin bir ilinihatta tek bir ilçesini hariç tutacak şekilde yapılması halinde Danıştay görevliolmayacaktır. Bu durumda aynı nitelikte ve önemde davaların, davalı idarenintercihine göre, farklı yargı mercileri önüne gelmesi söz konusudur.
Anayasa'nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 142. maddesinde mahkemelerinkuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin, yargılama usullerinin kanunladüzenleneceği belirtilmiş; 155. maddesinde Danıştayın kanunda gösterilen bellidavalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı öngörülmüştür. Kuralla,düzenleyici işlemlerin geçerli olacağı idari ve coğrafi bölgeyi serbestçebelirleyecek olan idareye, bunun tabi olacağı yargı yerini de seçmek hakkı datanındığından, Anayasa'nın 142. ve 155. maddeleri anlamında Danıştayın görev veyetkisinin kanunla belirlendiği söylemez.
Bu nedenle kural, Anayasa'nın 142. ve 155. maddelerine aykırıdır.
II- Kanun'un 46. ve 47. maddeleriyle 2575 sayılı Kanun'da DanıştayBaşsavcısı ve savcılarının görevlerinde yapılan değişikliklerin Anayasa'yaaykırılığı:
Kanunun 46. maddesiyle, Danıştay başsavcısının, esas hakkındakidüşüncelerini bildirmek üzere savcılara havale edeceği dava dosyalarıDanıştay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla göreceği dava dosyaları ilesınırlandırılmış, 47. maddesiyle savcıların görevlerinin Danıştayda ilk derecemahkemesi sıfatıyla görülecek dava dosyaları ile sınırlı olduğu tekraredilmiştir.
Anayasa'nın 155. maddesinde 'Danıştay, idari mahkemelerceverilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar vehükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk veson derece mahkemesi olarak bakar' denilmiştir. Buna göre Danıştay,idari yargının temyiz ve içtihat mercii olup, bu işlevin yerine getirilmesiDanıştay'ın asli görevidir.
İdari yargı savcılığı Anayasa'da düzenlenmiş bir kurum olup,Anayasa'nın 140., 155. ve 159. maddelerinde açıkça yer almaktadır. Bu nedenleDanıştay savcıları, idari yargının anayasal görev yapan asli unsurlarındandır.
Asli görevi idari yargının temyiz ve içtihat mercii olarakanayasada belirlenen Danıştay'ın bu görevini yine anayasal bir yargı unsuruolan Danıştay savcılarının devre dışı bırakılması suretiyle yerine getirmesiniöngören bir yasa kuralında Anayasa'ya uyarlık bulunduğu söylenemez. Bu nedenlekural, Anayasa'nın 155. maddesine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasa'nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylemve işlemine karşı yargı yolu güvencesi öngörülmüş, 36. maddesinde adilyargılanma hakkına yer verilmiştir. Temyiz hakkı kapsamında incelemesiyapılacak dosyaların,anayasal bir kurum ve adil yargının ek bir güvencesi olanDanıştay savcılarının katkısı ve incelemesi olmaksızın karara bağlanması,hukuka uygun karar verme ve isabetli içtihatlar tesis etme yönünden Danıştaykararlarının etki ve değerini olduğu kadar, davacıların haklarını da olumsuzyönde etkileyebilecektir. Bu nedenle kural, Anayasa'nın 36. maddesine deaykırıdır.
III- Kanun'un 57. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin(2) numaralı fıkrasında yapılan değişikliğin Anayasa'ya aykırılığı:
Yapılan ve iptali istenen değişiklik, hukukun ve idari yargınıntemel kurumlarından olan yürütmenin durdurulması kurumununuygulanabilirliğinin, idarenin savunmasının alınması veya avunma süresiningeçmesi koşuluna bağlanmasına ilişkindir.
Hukukun temel prensiplerine ve evrensel bir hukuk ilkesi olantedbirin amaçlarına bütünüyle aykırı olan ve idari yargı güvencesini büyükölçüde işlevsiz hale getiren kural her ne kadar müteakipcümlede yapılan'uygulanmaklaetkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonrayeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın dadurdurulabilir' düzenlemesi ile dengelenmiş gözükmekte ise de kuralınanayasaya aykırılığı bu şekilde giderilmiş olmamaktadır. Telafisi imkansız veyagüç zararların mutlaka uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerdenkaynaklanmayabileceği, süreklilik taşıyan işlemlerin de kimi durumlardakişilerin telafisi imkansız zararlarına yol açabileceği gözetildiğinde, iptaliistenen kuralın Anayasa'nın 125. maddesine açıkça aykırı olduğuanlaşılmaktadır. Kuralın iptali gerekir.
IV- Kanun'un 75. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesininüçüncü fıkrasının (e) bendinde yapılan değişikliğin Anayasa'ya aykırılığı:
Kuralla getirilen değişiklikle, gözaltındaki şüphelinin müdafiiile görüşme hakkının, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hakim kararıylayirmidört saat süre ile kısıtlanabileceği, bu süre zarfında ifade alınamayacağıöngörülmüştür.
Anayasa'nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği, 36.maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkı kapsamında bir müdafiinyardımından yararlanmak hakkı güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesinin müdafi yardımından faydalanma hakkınıkapsadığında şüphe bulunmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)içtihatlarıyla oluşan, tarafı olduğumuz insan hakları sisteminde savunmahakkının, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı anda başladığı kabul edilmektedir.Gözaltına alınma ile başlayan bir sürecin, tutuklanma ve kesin hükümlemahkumiyetle sonuçlanabilecek olduğu gözetildiğinde, bu sürecin bazıaşamalarında kişi aleyhine istisnalar öngörülmesinin söz konusu olamayacağıaçıktır. AİHM'nin 7377/03 sayılı Dayanan v.Türkiyedavasındaşüphelinin, polis tarafından yakalanma ve yargılama öncesi tutuklama dahil,hürriyetinden alıkonulduğu anda avukat yardımından yararlanma hakkınındoğduğuna (para.31) ve bu sürede sorgunun yapılıp yapılmamasının önemtaşımadığına (para.32) hükmedilmiş, sonuç olarak başvurucunun adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Şüphelinin müdafii ile görüştürülmediği 24 saatlik süre içerisindeifade alınmayacak olması, kuralı anayasaya uygun hale getirmeyeceği gibi,aksine, bu sürenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 138. maddesi ileyasaklanan sorgu öncesi yorma ve benzeri fiziksel veya ruhsal müdahalelerkapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 36. maddesine aykırıdır.
V- Kanun'un GEÇİCİ MADDE 2'sinin (4) numaralı fıkrasınınAnayasa'ya aykırılığı:
Geçici Madde 2'nin (4) numaralı fıkrasıyla, 'CezaMuhakemesi Kanunu'nun yürürlükten kaldırılan 250nci maddesinin birincifıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesinhükümle sonuçlandırılıncaya kadar, bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Budavalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991 tarihli ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkinhükümleri bu davalarda da uygulanır.' kuralı getirilmiştir. Buna göre,CMK'nun 250 maddesi ile görevli mahkemeler kaldırılmış ve adalet sistemimizdençıkartılmış olmasına rağmen bakmakta oldukları davaları hükme bağlayacaklarıgibi, temyiz aşamasında bozularak gelen kararlar üzerine de davaya bakmayadevam edeceklerdir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu, 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahipbulunduğu, 37. maddesinde hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka birmerci önüne çıkarılamayacağı, 142. maddesinde mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi, yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğibelirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile görevli ağırceza mahkemeleri 5.7.2012 tarihi itibariyle 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesiile kaldırılmış, bunların yerine söz konusu suçları kovuşturmak üzere 3713sayılı Kanun'un 10. maddesiyle görevli ağır ceza mahkemeleri kurulmuştur.Kuralın gerekçesinin, yeni düzenlemeler nedeniyle karmaşık ve çok sanıklımevcut davaların yeni mahkemelere devredilmesi nedeniyle birçok usuliişlemlerin tekrarlanması ve yargılamaların uzaması gibi durumlara sebebiyetverilmemesi olduğu belirtilmektedir. Ancak mahkemelerin kaldırılmış olmaları halindedahi ellerindeki dosyaları sonuçlandırıncaya kadar faaliyetlerine devametmeleri, hukukun evrensel bir kuralı olmadığı gibi, uygulamada biryargılamanın kesin hükümle sonuçlanmasına kadar mahkemede aynı heyetin görevbaşında kalması da beklenemez. Nitekim bahse konu mahkemelerde de gerekyargıçlar gerek savcılar, soruşturmaların başlamasından bu güne kadar HSYKkararlarıyla pek çok kez değiştirilmiştir. Hem hukukun genel ilkeleri arasında,hem de ceza usul mevzuatımızda, bir yargılamanın mahkemesinden alınarak başkabir mahkemeye verilmesi (davanın nakli) veya temyiz aşamasında bozma kararındansonra başka bir mahkemeye gönderilmesi halleri öngörülmüştür. Bunlar, iptaliistenen kuralın gerekçelerini büyük ölçüde çürüten, genel hukuk kurallarıdır.Kaldı ki usuli işlemlerin tekrarına sebebiyet verilmemesi ve yargılamanınuzamaması gibi gerekçeler ancak hüküm verilinceye kadar geçerli olabilir, kesinhükme kadar geçecek aşamalarda dosyanın birçok kez mahkeme ile Yargıtayarasında gidip gelmesi söz konusu olabileceğinden, kaldırılmış olanmahkemelerin yıllarca göreve devam etmesinin her hangi yararı ve haklı nedenibulunmamaktadır.
Kaldırılan mahkemelerde devam edecek olan davalar ve bunlarınsanıkları bellidir ve bu mahkemelerde yeni davalar açılmayacağından, sadece bukişileri yargılamak için mevcudiyetlerini sürdüreceklerdir.
Bir hukuk devletinde yasalar kamu yararı amacıyla yapılır. Bununanlamı, yasaların belli kişilerin lehinde veya aleyhinde belli sonuçlar veyadurumlar yaratılması anlamıyla yasa çıkarılmamasıdır. Ancak iptali istenenkuralla, sadece sanık durumunda olan belli kişiler etkilenmiş, benzer suçlardanyargılanan diğer kişilerden farklı bir yerde yargılanmış olacaklardır. Bunedenle, kuralın kamu yararı amacıyla getirilmediği sonucuna varmak gerekir.
Yasa koyucunun anayasanın ilkelerine ve hukukun evrenselkurallarına aykırı düşecek bir konuda takdir yetkisi bulunduğundan sözedilemez. Bu nedenle, kuralla getirilen düzenleme Anayasa'nın 142. maddesi ileyasa koyucuya verilen takdir yetkisinin kapsamına girmemektedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerineaykırıdır, iptali gerekir.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
2.7.2012 günlü, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin EtkinleştirilmesiAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlaraİlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un;
1) 1. maddesi ile değiştirilen 9.6.1932 günlü 2004 sayılı Kanun'un1. maddesinin beşinci fıkrasının incelenmesi;
Fıkrada; 'İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ve icrakatiplerinin yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvandeğişikliği, görevde yükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.'denilmektedir.
Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceğibelirtilmiş, 128. maddesinin ikinci fıkrasında ise 'Memurların ve diğer kamugörevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları veyükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir'hükmü yer almıştır.
Bu durumda kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmayan icramüdür, icra müdür yardımcıları ve icra katiplerinin sınav, atanma,görevlendirme, unvan değişikliği, nakil ve diğer özlük hakları ile ilgilihususların kanunla düzenlenmesi gerekirken idari tasarruf niteliğindekiyönetmelikle düzenlenmesini öngören dava konusu fıkra Anayasa'nın 7. ve 128./2maddesine aykırıdır.
2) 44. maddesi ile 6.1.1982 gün ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nundeğiştirilen 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan 'onbeş yıl'ibaresinin incelenmesi;
2577 sayılı Yasa'nın üye seçimi başlıklı 9. maddesinde 'Danıştaydaboşalan üyeliklerin dörtte üçünün idari yargı hakim ve savcılığından, dörttebiri ise diğer görevliler arasından seçilir.' denilmekte; 8. maddesinde ise'Danıştay üyelerinin nitelikleri' sayılmaktadır. Madde hükmünde idari yargıhakim ve savcılarının Danıştay üyesi seçilebilmek için birinci sınıfaayrıldıktan sonra en az üç yıl bu görevlerde başarı ile çalışmış olmaları vebirinci sınıfa ayrılma niteliğini kaybetmemeleri şartı aranırken, idarigörevlerden Danıştay üyeliğine seçileceklerin ise yükseköğrenimlerini tamamladıktansonra devlet hizmetlerinde onbeş yıl çalışmış bulunmaları ve birinci dereceaylığını kazanılmış hak olarak almaları şartı aranmaktadır.
Dava konusu maddede değişiklikten önce idari görevlerden Danıştayüyeliğine seçileceklerde yirmi yıl kamu hizmetlerinde çalışmış olma şartıaranmakta idi.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm organları Anayasa vehukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti devlet etkinliklerininözenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmaksuretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlar. Bu istikrarın özü hukuki güvenlikve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi isekuralların genel, eşit ve nesnel olmalarına bağlıdır.
Dava konusu düzenlemede yer alan ibare ile, Danıştay üyesiseçilebilmek için aranan deneyim ve tecrübe şartının idari görevlerden gelenleryönünden 'onbeş yıl' olarak düzenlenmesi, idari hakim ve savcıların üyeseçilebilmek için mesleki beklentilerini zedelediği açıktır.
Kaldı ki 27.6.2013 gün ve 6494 sayılı Yasa ile hakim ve savcılarınüye seçilebilmeleri için yirmi yıl meslekte çalışmış olma koşulu aranmaktadır.
Netice olarak Danıştay üyesi seçilebilmek için idari görevlerdengelenler bakımından aranan devlet hizmetinde çalışma koşulunu 'onbeş yıl' aindiren ibare idari yargı hakim ve savcılarının Danıştay üyesiseçilebilmelerinde mesleki öngörülebilirliği ve sonuçta hukuki güvenliğinizedelediğinden Anayasa'nın 2.maddesine aykırı bulunmaktadır.
3) 45. maddesi ile değiştirilen 2575 sayılı Kanun'un 24.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ( c ) bendinin incelenmesi;
İlk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülecek davalarıdüzenleyen 24. maddenin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde; 'Bakanlıklar veyakamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapındauygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılan davaların Danıştayda ilk derecemahkemesi olarak görüleceği belirtilmektedir.
Sözü geçen bend değişmeden önce 'Bakanlıkların düzenleyici işlemleriile kamu kuruluşları veya kamu kurumu kuruluşları veya kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacakdüzenleyici işlemlere' şeklinde idi.
Buna göre sözü geçen bentde yapılan değişiklikten önceBakanlıkların tüm düzenleyici işlemlerine karşı açılacak ilk derece davalarınDanıştayda görülmesi mümkün iken, dava konusu kural ile sadece ülke çapındauygulama kabiliyetine sahip düzenleyici işlemlere karşı açılacak davalarınDanıştayda görülmesi esası getirilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre devletin tüm organları anayasa vehukukun üstün kuralları ile bağlıdır.
İptali istenilen düzenleme ile Bakanlıkların ve kamukuruluşlarının sadece ülke çapında uygulanacak işlemlerine karşı açılacakdavaların Danıştayda görüleceği belirtildiğinden, Danıştayda ilk dereceMahkemesi olarak görülecek davaların sınırlanmasına neden olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.
4) 57 maddesi ile 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesine eklenen 2numaralı fıkrada yer alan 'davalı idarenin savunması alındıktan sonra'ibaresinin incelenmesi;
2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin değişik (2) numaralıfıkrasında 'Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halindetelafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukukaaykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idareninsavunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererekyürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.' denilmektedir.
Kuralda, Danıştay ve idari mahkemeler idari bir işleminyürütülmesinin durdurulabilmesi için; uygulanması halinde telafisi güç veyaimkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olmasışartlarının birlikte gerçekleşmiş olması halinde bu şartların yanı sıra davalıidarenin de savunmasının alınmış olması veya savunma süresinin geçirilmişolması koşulunun da gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anayasa'nın 'yargı yolu' başlıklı 125. maddesinin beşincifıkrasında 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansızzararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasınakarar verilebilir.' hükmü yer almış, maddenin gerekçesinde de yürütmenindurdurulması ile ilgili olarak ''hangi hallerde yürütmenin durdurulması kararıverilebileceği açıklıkla belirtilmek yoluna gidilmiştir. Bu şekilde, yürütmenindurdurulması kararı verilebilmesi için madde de gösterilen iki şartın bir aradabulunması ve ayrıca gerekçe gösterilmesi gerekmektedir.' denilmiştir. Buna göreyürütmenin durdurulması kararı verebilmesi için idari işlemin uygulanmasıhalinde telafisi güç veya imkansız zararın doğması' ve 'idari işlemin açıkçahukuka aykırı olması' koşullarının birlikte gerçekleşmesi gereklidir.Anayasa'da yürütmenin durdurulması ile ilgili olarak başka bir koşulbulunmamaktadır.
Bu durumda iptali istenilen kuralda her ne kadar yürütmenindurdurulması koşulları değiştirilmemekte ise de, bu konuda karar verilmesi için'davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra ''denilmek suretiyle mahkemelerin bu konuda karar vermesi geciktirilmekte, böylecekişilerin telafisi imkansız zararla karşılaşmalarına, bu durumun iseAnayasa'nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen 'idari işleminuygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararın doğması' koşulunuetkisiz kılacağı açıktır.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 125. maddesine aykırıdır.
5) 75. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncüfıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinin incelenmesi;
3713 sayılı Kanun'un üçüncü fıkrasının (b) bendinde 'Türk CezaKanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ıncı maddelerinde düzenlenensuçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bileCumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1.11.1983 tarihli ve 2937sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26.maddesi hükmü saklıdır.' denilmektedir.
Madde hükmü ile Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbaratTeşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmü saklı tutulmak suretiyle, 2937 sayılıYasa kapsamında görevli bulunan bazı kişilerin 3713 sayılı Yasa'da belirtilensuçlar bakımından Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılmasıönlenmektedir.
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat TeşkilatıKanun'un 26. maddesinin iptali talebiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin17.1.2013 günlü, Esas: 2012-19, Karar: 2013-17 sayılı kararında yer alan veiptali gerektiğine ilişkin karşıoy gerekçemde belirttiğim nedenlerle kuralAnayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.
6) 75 maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncüfıkrasının (e) bendinin incelenmesi;
3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (e)bendinde; 'Gözaltındaki şüphelinin müdafii ile görüşme hakkı, Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine hakim kararıyla yirmidört saat süre ilekısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz' denilmektedir.
Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip oldukları hükme bağlanmıştır. Savunmahakkını da kapsayan adil yargılanma hakkı sınırlandırılması mümkün olmayantemel bir haktır.
Dava konusu kuralda ise 3713 sayılı Kanun kapsamındaki suçlarlailgili olarak gözaltına alınan şüphelinin müdafii ile görüşmesi belli bir süreengellenmek suretiyle savunma hakkı kısıtlanmaktadır. Bu nedenle kuralAnayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle yukarıda her bölümde açıklanan gerekçelerleAnayasa'ya aykırı olduğu belirtilen kural ve ibarelerin iptali gerektiğidüşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ