ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2012/33
Karar Sayısı : 2012/174
Karar Günü : 8.11.2012
R.G. Tarih-Sayı:21.09.2013-28772
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Türkiye Büyük MilletMeclisi üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE ile birlikte 116milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 17.1.2012 günlü, 6270sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un;
1- 1. maddesiyle değiştirilen, 8.6.1949 günlü, 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 89. maddesinin;
a- İkinci fıkrasında yer alan ''25/8/1971 tarihli ve 1475sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanmaşartlarına uygun olarak'' ibaresinin,
b- Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''bugörevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarıüzerinden ve'' ibaresinin,
c- Dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''1475sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesinigerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve'' ibaresinin,
2- 7. maddesiyle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalarve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 64. maddesinin birinci fıkrasına eklenen(d) bendinin,
3- 9. maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun'un 68. maddesininikinci fıkrasının,
4- 10. maddesiyle 5510 sayılı Kanun'un 70. maddesinin ikincifıkrasına eklenen cümlenin,
Anayasa'nın 2., 6., 7., 8., 10., 56., 60., 87., 123. ve 153. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinindurdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
17.1.2012 günlü, 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli SandığıKanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un davakonusu kuralları da içeren maddeleri şöyledir:
'MADDE 1- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 89 uncu maddesi aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir.
'MADDE 89- Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununungeçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazifemalullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tümiştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın biraylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.
Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen HizmetlerinBirleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmetsüreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise;bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarakbu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 25/8/1971tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdemtazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıylaemekli ikramiyesi ödenir.
İkinci fıkra uyarınca ödenecek emekli ikramiyesi, bu Kanun veya5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına giren görevlerde geçen hertam fiili hizmet yılı ile sınırlı olarak bu görevlerden ayrıldıklarıtarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarı üzerinden ve aylığınbaşlangıç tarihindeki katsayılar dikkate alınarak ödenir. Mülga 2829 sayılıKanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncüfıkrasının son cümlesinin bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki fıkralara göre verilecek emekli ikramiyesinin hesabında30 fiili hizmet yılından fazla süreler ile mülga 2829 sayılı Kanunun 8 incimaddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlaraödenecek emeklilik ikramiyesinin hesabında bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunungeçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş veortaklıklarda geçen ve 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdemtazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet sürelerive her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bumahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreleri ile kıdemtazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreleri dikkate alınmaz. Ancak,mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış olmakla birlikte, bu Kanun veya5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmetleri arasında başkabir sigortalılık hali kapsamında çalışması bulunmayanların emekli ikramiyesineesas fiili hizmet sürelerinin hesabında, 1475 sayılı Kanunun 14 üncümaddesindeki şartlar aranmaz.
Emekli ikramiyesinin hesabına esas hizmet süresinin tespitindedikkate alınmak üzere, emeklilik veya malullük aylığı bağlanması dışındaherhangi bir sebeple görevleri sona erenler için, görevin sona erme sebebininbu durumu kanıtlayan belgelerle birlikte yazılı olarak kuruma bildirilmesi vebunların özlük dosyasında saklanması zorunludur. Bu zorunluluğa uymayanlarikinci fıkra hükümlerinden yararlandırılmazlar.
İştirakçilerden, kanunlarla belirlenen bekleme süreleri sonundakadrosuzluk veya yaş haddi sebebiyle emekliye sevk edilenler ve vazifemalullüğü hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlar ile ölümsebebiyle haklarında emeklilik işlemi uygulananlara; bu Kanuna göre aylığa hakkazandıkları tarihi takip eden üç ay içinde emekli ikramiyesinin hesaplanmasınaesas alınan katsayılarda meydana gelecek artış nedeniyle oluşacak ikramiyefarkları ile ilk mali yılın birinci ayında katsayılar dışındaki diğerunsurlarda meydana gelecek artışa, bu tarihte yürürlükte olan katsayılaruygulanmak suretiyle bulunacak ikramiye farkları, emekli ikramiyesi ile ilgilihükümlere göre ayrıca ödenir. Ancak, aylığa hak kazandıkları tarihi takip edenüç ay içinde katsayılarda artış yapılmadığı takdirde, müteakiben katsayılardaaltı ay içinde yapılacak ilk artıştan doğan ikramiye farkları da bunlara ayrıcaödenir.
Emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanmadanveyahut toptan ödeme yapılmadan ölen iştirakçiler için yukarıdaki esaslara görehesaplanacak ikramiyenin tamamı, aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan dul veyetimlere, bu Kanunun mülga 68 inci maddesinde gösterilen hisseleriyle orantılıolarak ödenir.
Emekli ikramiyesini aldıktan sonra yeniden iştirakçi durumunagirenlerin tekrar emekliye ayrılmalarında, sadece sonradan geçen hizmetlerinekarşılık yukarıdaki esaslara göre emekli ikramiyesi ödenir. Şu kadar ki,evvelce verilmiş olan ikramiye ile sonradan geçen hizmetler için ayrıcatahakkuk ettirilecek ikramiyenin hesabına esas alınan fiili hizmet süreleritoplamı, 30 yıldan fazla olamaz ve evvelce 30 hizmet yılı için emekliikramiyesi ödenmiş olanlara hiçbir şekilde ikramiye farkı ödenmez.
Bu Kanunun mülga 88 inci maddesi kapsamına girenlerin emekliikramiyeleri hakkında da yukarıdaki hükümlere göre işlem yapılır.
Sosyal Güvenlik Kurumunca tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecekemekli ikramiyelerini almadan ölenler ile ölüm tarihinde aylığa müstahak dul veyetim bırakmadan ölen iştirakçilerin ikramiyeleri, kanuni mirasçılarına ödenir.
Bu madde gereğince Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen emekliikramiyeleri, düzenlenecek fatura üzerine Sayıştay ve Danıştay başkanları içinkendi kurumları, diğerleri için emekliye sevk onayını veren kurum tarafındankarşılanır. Özelleştirilen, faaliyeti durdurulan, kapatılan veya tasfiye edilenkamu idareleri tarafından karşılanması gereken emekli ikramiyesi tutarları ise,emekliye sevk onayı aranmaksızın ve faturası karşılığında Hazine tarafındankarşılanır. Bu fıkraya göre Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak ödemelerin,fatura düzenlenmesini müteakip iki ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumunaaktarılması zorunludur.
Ölenlerin hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinin tahsilihakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.'
MADDE 7- 5510 sayılı Kanunun 64üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (d) bendi eklenmiştir.
'd) 63 üncü maddeye göre yöntem, tür, miktar ve kullanımsürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca finansmanı sağlanacak sağlıkhizmetlerinin kapsamı dışında bırakılan sağlık hizmetleri.'
MADDE 9- 5510 sayılı Kanunun 68inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
'Katılım payı, birinci fıkranın (a) bendindeki sağlıkhizmetleri için 2 Türk Lirası olarak uygulanır. Katılım payı, (b) ve (c)bentlerindeki sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı azaltma, sağlıkhizmetlerinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kişilerinprime esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri ölçütlerdikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak üzere Kurumcabelirlenir. Ayrıca Kurum, birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen sağlıkhizmetlerinde, aile hekimlerince yazılan reçeteler dâhil olmak üzere reçetedeyer alan üç kaleme/üç kutuya kadar ilaç/ilaçlar için 3 Türk Lirası, ilave herbir kalem/kutu ilaç için 1 Türk Lirası olmak üzere katılım payı uygulamayayetkilidir. Katılım payına ilişkin kutu hesabında enjektable formlar, serum vebeslenme ürünleri ile Kurum tarafından belirlenecek ilaçlar dikkate alınmaz.Kurum, birinci fıkranın (a) bendi gereği belirlediği katılım payını; birincibasamak sağlık hizmeti sunucularında yapılan muayenelerde almamaya ya da dahadüşük tutarlarda belirlemeye veya tekrar birinci fıkranın (a) bendi içinbelirlenen tutara getirmeye, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetsunucularında yapılan muayenelerde ise müracaat edilen sağlık hizmetisunucusunun yer aldığı basamak, sağlık hizmeti sunucusunun resmi ve özel sağlıkhizmeti sunucusu niteliğinde olup olmaması, önceki basamaklardan sevkli olarakbaşvurulup başvurulmadığı gibi hususları göz önünde bulundurarak on katınakadar artırmaya ve sağlık hizmeti sunucuları için farklı belirlemeyeyetkilidir. Birinci fıkranın (d) bendinde belirtilen sağlık hizmetleribedelinin % 1'ine kadar katılım payı alınabilir. % 1'ine kadar tespit edilenkatılım payını almamaya, yarısına kadar indirmeye Kurum yetkilidir. Kurum, bufıkrada belirtilen 1 Türk Lirası, 2 Türk Lirası ve 3 Türk Lirasını, 4/1/1961tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerlemeoranına kadar her yıl artırmaya yetkilidir.'
MADDE 10- 5510 sayılı Kanunun 70inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
'60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1), (3) ve(9) numaralı alt bentlerinde sayılanların, Kurumla sözleşmeli üniversite veistisnai hallerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilme koşullarıile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.'"
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 6., 7., 8., 10., 56., 60., 87.,123. ve 153. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ,Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, SerdarÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, BurhanÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI veErdal TERCAN'ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasındakarara bağlanmasına,
11.4.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Salim KÜÇÜK tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten ve Anayasa'nın 149. maddesinin altıncı fıkrası ile 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43.maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince konu hakkında bilgi alınması içinçağrılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK, Sosyal Güvenlik KurumuBaşkanı Fatih ACAR, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürü Cevdet CEYLAN, GenelSağlık Sigortası Genel Müdürü Namık KAYA, Sosyal Güvenlik Kurumu 1. HukukMüşaviri Mahmut ÖZBAY, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1. Hukuk MüşaviriVekili Yaşar GÜÇLÜ, Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanı İsmailERTÜZÜN, Politika Geliştirme Daire Başkanı Halil AKÇE ile Sosyal GüvenlikKurumu Hukuk Müşaviri Işıl GÜRER'in 7.11.2012 gününde yaptıkları sözlüaçıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen, 5434 sayılı Kanunu'nun 89.Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan ''25/8/1971 tarihli ve 1475sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanmaşartlarına uygun olarak'' İbaresi ile Dördüncü Fıkrasının BirinciCümlesinde Yer Alan ''1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdemtazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet sürelerive'' İbaresinin İncelenmesi
1- Kuralların Anlam ve Kapsamı
24.5.1983 günlü, mülga 2829 sayılı Sosyal GüvenlikKurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun'un 8.maddesiyle, farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında çalışmasıbulunanlara, hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya damalullük aylığı bağlanması imkânı sağlanmıştır.
Aynı Kanun'un 12. maddesinin birinci fıkrası gereğince, son defaEmekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve kendilerine 8. maddeuyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, EmekliSandığına tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim/kesenek ödemek suretiylegeçen sürelerinin toplamı üzerinden 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre emekliikramiyesi ödenmesi öngörülmekteydi.
Anayasa Mahkemesinin 5.2.2009günlü, E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararıyla, 2829 sayılı Kanun'dabenimsenen sistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleribirleştirilerek emekli olanlardan, son defa bağlı olunan sosyal güvenlikkurumuna göre ayrım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliyeayrılmayanlara, 5434 sayılı Kanun'a tabi çalışma süreleri için emekliikramiyesi ödenmemesi Anayasa'ya aykırı görülmüş ve buna olanak tanıyan 'sondefa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve'' ibaresiiptal edilmiştir.
Kanun koyucunun, Anayasa Mahkemesi kararıyla oluşan hukukiboşluğun giderilmesi amacıyla, 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yaptığıdüzenleme de Mahkemenin, 12.5.2011 günlü, E.2010/81, K.2011/78 sayılıkararıyla iptal edilmiştir. Mahkeme, iptal edilen kural ile bakmaktaolduğu davada iptali istenen kuralın kapsam ve içerik yönünden aynı nitelikteolduğu sonucuna ulaşarak, anılan maddenin birinci fıkrasının ikincicümlesinde yer alan 'Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta ikenemekliye ayrılan ve'' bölümünü iptal etmiştir.
Dava konusu kuralların Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptalkararlarıyla oluşan hukuki boşluğun giderilmesi amacıyla ihdas edildiğianlaşılmaktadır. Bu çerçevede, 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikincifıkrasının iptali istenen bölümüyle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındakihizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığıbağlananlara,son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayrımyapılmaksızın kamuda (8.6.1949 tarih ve 5434 sayılı Türkiye CumhuriyetiEmekli Sandığı Kanunu ve/veya 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı SosyalSigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 4. maddesi hükümlerinetabi olarak bu Kanun'a tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda) geçençalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi öngörülmüştür.
Buna göre, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleribirleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlardan,kamuda geçen görevinden;
- Evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde isteği ile ayrılankadın,
- Muvazzaf askerlik görevi nedeniyle isteği ile ayrılan erkek,
- 8.9.1999 tarihinden önce çalışmaya başlayıp, bu tarihten sonra15 yıl sigortalılık süresine ve 3600 prim ödeme gün sayısına sahipken ayrılan,
- 8.9.1999 tarihinden sonra çalışmaya başlayıp 25 yıl sigortalılıksüresi ve 4500 prim ödeme gün sayısına sahipken veya sadece 7000 prim ödeme günsayısına sahipken ayrılan,
- Emekli, malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanarak ya datoptan ödeme yapılarak ayrılan,
sigortalılara emekli ikramiyesi ödenebilmesi mümkün hâlegelmiştir.
Ancak, sözü edilen kişilere, kamuda geçen çalışmalarına karşılıkemekli ikramiyesi ödenebilmesi, bu kapsamdaki çalışmalarının 1475 sayılıİş Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanmaşartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartına bağlanmıştır.
Anılan maddenin dördüncü fıkrasının dava konusu edilen bölümüylede ikinci fıkra hükmüne bağlı olarak, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındakihizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığıbağlananlara ödenecek emekli ikramiyesinin hesabında, kamuda geçen çalışmasürelerinden, 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesine göre kıdem tazminatıödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren kısmının dikkate alınmamasıöngörülmektedir.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, hizmet akdiyle çalışanlar ile kamudailgili personel kanunlarına göre çalışanlar arasında; hak, ödev, sorumluluk veyasaklar ile görevden çekilme ve göreve son vermede farklılık bulunduğu için,kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışanlara emekli ikramiyesi ödenmekoşullarının, hizmet akdiyle çalışanlara kıdem tazminatı ödenme esaslarınabağlanmasının, emekli ikramiyesi ödenmesini imkânsız hâle getirdiği, farklısosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilensigortalılardan, 8.9.1999 tarihinden önce kamuda çalışmaya başlayıp da butarihten sonra 15 yıl sigortalılık süresine ve 3600 prim ödeme gün sayısına sahipkenayrılanlara emekli ikramiyesi ödenirken, aynı kapsamda ve aynı koşullarda 15yıldan daha az çalışma süresine sahipken ayrılanlara emekli ikramiyesiödenmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca 5434 sayılı Kanun'un89. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki 'Son defa buKanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasınıgerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve'' ibaresininAnayasa Mahkemesinin 12.5.2011 günlü, E.2010/81, K.2011/78 sayılı kararıylaiptal edilen hükümle aynı nitelikte olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa'nın2., 10., 87. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu maddede nitelikleribelirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur,refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak veözgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatınıgeliştirmek ve ekonomik önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insanonuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygunbiçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşamageçirebilen ve sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaşdevlet anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa'nınözüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerinrefah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verileneşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ileeylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynıdurumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanunkarşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin heryönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındakiözellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları veuygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksaldurumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesizedelenmez.
Dava konusu kuralla, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındakihizmet süreleri birleştirilerek Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlikkuruluşlarından emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara, kamudageçen çalışmaları için emekli ikramiyesi ödenmesine imkân sağlanmıştır. Ancak,bu kapsamdakilere kamuda geçen çalışmaları için emekli ikramiyesi ödenebilmesiiçin hizmet akdiyle çalışanlar için öngörülen kıdem tazminatına hak kazanma koşullarınıngerçekleşmesi gerekmektedir. Böylece, hizmet akdiyle çalışanlar için öngörülenkıdem tazminatı ödenme koşulları, kural kapsamındaki kişilerin kamuda geçençalışmaları için emekli ikramiyesi ödenmesi bakımından geçerli kılınmıştır.
Farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleribirleştirilerek Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlikkuruluşlarından emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlar içinkamuda geçen görevlerinden; evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde isteğiile ayrılan kadın sigortalılara, muvazzaf askerlik görevi nedeniyle isteği ileayrılan erkek sigortalılara, 8.9.1999 tarihinden önce çalışmaya başlayıp, butarihten sonra 15 yıl sigortalılık süresine ve 3600 prim ödeme gün sayısınasahipken ayrılan sigortalılara, 8.9.1999 tarihinden sonra çalışmaya başlayıp 25yıl sigortalılık süresi ve 4500 prim ödeme gün sayısına sahipken veya sadece7000 prim ödeme gün sayısına sahipken ayrılan sigortalılara ve emekli,malullük, vazife malullüğü aylığı bağlanarak veya toptan ödeme yapılarakayrılan sigortalılara emekli ikramiyesi ödenebilmesi ilk kez dava konusukurallar ile mümkün hâle gelmiştir.
Emekli ikramiyesi, çalışma hayatında istikrar ve devamlılığısağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türüolup, anayasal ilkelere aykırı olmamak kaydıyla emekli ikramiyesinin miktar veödenme koşullarını belirleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi vardır.Bu itibarla kanun koyucunun, hizmet akdiyle çalışanlar için öngörülen kıdemtazminatı ödenebilmesi koşullarını, dava konusu kural kapsamındakisigortalıların kamuda geçen çalışmaları için de geçerli kılmasında hukukdevleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Ödenme koşulları dikkate alındığında emekli ikramiyesi; emeklilik,yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına,aylıklarında yapılan emekli kesintilerinden bağımsız olarak, çalışmada istikrarve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan birödeme olduğundan asgari sigortalılık süresi belirlenmesi, bu ödemeninniteliğine uygundur. Öte yandan, hizmet akdiyle çalışanlara ödenmekte olankıdem tazminatı ile benzer hukuki niteliği haiz olan emekli ikramiyesi ödenebilmesiiçin asgari sigortalılık süresi belirlenmesi ve bu sürenin 15 yıl olarak tayinedilmesi kanun koyucunun takdirindedir. Dava konusu kuralın atıf yaptığı 1475sayılı Kanun'un 14. maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralıbendi yürürlüğe girdiği tarihte aynı durumda bulunan kişilerin tamamınauygulandığına ve bu kişiler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığına göre davakonusu kural eşitlik ilkesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralların, Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 87. ve 153. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamışlardır.
B- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen, 5434 Sayılı Kanun'un 89.Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ''bugörevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarıüzerinden ve'' İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmetsüreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığıbağlananlara, kamuda geçen görevlerinden ayrıldıkları tarihteki emeklilikkeseneğine esas aylık tutarı üzerinden emekli ikramiyesi ödenmesi durumundaikramiye miktarı düşük kalacağından sosyal hukuk devleti ilkesinin,çalışanların göreve başlama tarihleri, çalışma süreleri ve eğitim düzeylerinegöre ödenecek emekli ikramiyesinde farklılık oluşacağından eşitlik ilkesininihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 1. maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı Kanun'un 89.maddesinin dava konusu kuralı da içeren üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde,farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik,yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara, ikinci fıkra uyarınca ödenecekemekli ikramiyesinin kamuda geçen her tam fiili hizmet yılı ile sınırlı olarak,bu görevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylığınunsurları göz önünde bulundurularak ve aylığın başlangıç tarihindeki katsayılardikkate alınmak suretiyle ödenmesi öngörülmektedir. Dava konusu kuralındevamında ise aylığın başlangıç tarihindeki güncel katsayılar dikkate alınarakemekli ikramiyesinin hesaplanacağı belirtilmiş ve böylece kural kapsamındaçalışması bulunanların herhangi bir hak kaybına uğramaları engellenmiştir.
Kanun koyucu, dava konusu kural ile farklı sosyal güvenlikkuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya damalullük aylığı bağlananlara, kamuda geçen hizmet süreleri için emekliikramiyesi ödenmesini öngörmek suretiyle bu kişiler lehine bir düzenlemegetirmiştir. Bu nedenle kuralın, sosyal hukuk devleti ilkesiyle çelişen biryönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, kanun koyucunun, farklı sosyal güvenlikkuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya damalullük aylığı bağlananlara, kamuda geçen çalışma süreleri için emekliikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirlemekonusunda, anayasal ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararıölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır.
Kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışmakta iken bugörevlerinden ayrılıp, emekliliğe esas çalışma süresini hizmet akdiyletamamlayanlar ile kesintisiz olarak kamuda çalışıp emekli olanlar emeklilikkeseneğine esas aylık tutarın unsurları (aylık gösterge, ek gösterge,kıdem aylığı, taban aylığı ile emeklilik keseneğine esas oranda emekliliktazminatı) bakımından hukuken farklı konumdadırlar. Zira kamudakigörevlerinden ayrılarak farklı sosyal güvenlik kurumlarına geçip çalışmasürelerini tamamlayanlar ile çalışma sürelerinin tamamını kamuda geçirenlerinemekli keseneğine esas aylık unsurları farklı olacağından hesaplanacak emekliikramiyeleri de farklılık arz edecektir. Bu nedenle emekli ikramiyesininödeneceği tarih itibariyle farklı hukuksal konumlarda bulunan çalışanlarıngöreve başlama tarihlerine, çalışma sürelerine ve eğitim düzeylerine göreödenecek emekli ikramiyesinde farklılık oluşmasında eşitlik ilkesine aykırı biryön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C- Kanun'un 7. Maddesiyle, 5510 Sayılı Kanun'un 64. MaddesininBirinci Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, devletin yerine getirmek zorunda olduğu sağlıkhizmetlerinin, dava konusu kural ile Sağlık Bakanlığı yerine sosyal güvenliğinsağlanması amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik Kurumuna terk edildiği, ayrıcaKanunla genel çerçevesi belirlenmeden ve temel ölçütleri ortaya konulmadanfinansmanı sağlanmayan sağlık hizmetlerini belirleme yetkisinin Sosyal GüvenlikKurumuna bırakıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 6., 7., 8., 56. ve123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5510 sayılı Kanun'un dava konusu kuralı da içeren 64. maddesi,Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından finansmanı sağlanmayan sağlık hizmetlerinidüzenlemektedir. Dava konusu kuralla, anılan Kanun'un 63. maddesine göre,yöntem, tür, miktar ve kullanım sürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca,sağlık hizmetlerinden finansmanının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafındankarşılanmayacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 56. maddesinde,'Devlet, herkesin hayatını, beden veruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf veverimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tekelden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özelkesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerekyerine getirir.' hükmü yer almaktadır. Buna göre, devletin görevisağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini sağlamak ve bukurumları denetlemektir.
Anayasa'da sağlık ve tedavi hizmetlerini yürütmek amacıylaoluşturulacak teşkilatın niteliğiyle ilgili herhangi bir belirleme yapılmamış,bu konuda kanun koyucuyu sınırlandıran herhangi bir hükme yer verilmemiştir.Dava konusu kural, tedavi hizmetlerinin sunulmasına değil, bu hizmetlerinfinansmanına ilişkin olup, finansmanı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafındankarşılanacak sağlık hizmetlerini gösteren 5510 sayılı Kanun'un 63. maddesikapsamı dışında kalan sağlık hizmetlerinin finansmanının Sosyal Güvenlik Kurumutarafından karşılanmayacağını açıklığa kavuşturmak amacıyla ihdas edilmiştir.Kuralla, tedavi hizmetlerinin Sağlık Bakanlığı yerine Sosyal Güvenlik Kurumunabırakılması söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 56. maddesineaykırı değildir. İptal istemin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 6., 7., 8. ve 123. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
D- Kanun'un 9. Maddesiyle Değiştirilen 5510 Sayılı Kanun'un 68.Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kural ile öngörülen katılımpayının, reçete ve ilaç bedellerinin ilgililere ağır bir yük getirdiği, süreklive pahalı nitelik kazanan bu uygulamanın özellikle ekonomik yönden zayıfkesimin sağlığa erişim hakkını engellediği, diğer yandan katılım payımiktarının artırılmasında kullanılan kıstasların belirsiz olduğu belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2., 56. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Dava konusu kuralla, hastalardan ayakta tedavide hekim ve dişhekimi muayenesi için 2 TL, vücut dışı ortez, protez ve ayakta tedavidesağlanan ilaçlar için kullanılan ilaç bedelinin % 10 ila % 20'si arasındaSosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenecek miktar, ayakta tedavi sonrasıreçete verilmesi hâlinde, reçetede yazan üç kalem/kutuya kadar ilaç için 3 TL,ilave her bir kalem/kutu ilaç için 1 TL katılım payı alınması öngörülmüştür.Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumuna, katılım payını; birinci basamak sağlıkhizmeti sunucularında yapılan muayenelerde almama ya da daha düşük tutarlardabelirleme veya tekrar birinci fıkranın (a) bendi için belirlenen tutaragetirme, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmet sunucularında yapılanmuayenelerde ise müracaat edilen sağlık hizmeti sunucusunun yer aldığı basamak,sağlık hizmeti sunucusunun resmi ve özel sağlık hizmeti sunucusu niteliğinde olupolmaması, önceki basamaklardan sevkli olarak başvurulup başvurulmadığı gibihususları göz önünde bulundurarak on katına kadar artırma ve sağlık hizmetisunucuları için farklı oranda belirleme yetkisi verilmiştir. Yine SosyalGüvenlik Kurumu tarafından belirlenecek hastalık gruplarına göre yataraktedavide finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri için, hizmet bedelinin %1'inekadar katılım payı alınabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna yetkiverilmiştir.
Sosyal hukuk devletinin somut göstergelerinden biri olan sosyalgüvenlik hakkının yer aldığı Anayasa'nın 60. maddesinde, 'Herkes, sosyalgüvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirlerialır ve teşkilatı kurar.' denilmektedir. Sosyal güvenlik, bireylerin istekve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekleyükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcıetkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvencealtına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlikkuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölümgibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (26)numaralı alt bendinde tanımlandığı üzere katılım payı, sağlık hizmetlerindenyararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğukişiler tarafından ödenecek tutarı ifade etmektedir.
Katılım payı, mali bir yükümlülük olmasına rağmen prim gibi,sağlık hizmetini kullanan ve kullanmayandan alınan bir tutar değildir.Kişilerin sigortalılık bilincinin arttırılması ve ödemenin baştan yapıldığıdurumlarda hizmetin amaca uygun olarak kullanılmasını sağlamak amacıylagetirilmiş bir uygulamadır. İlgililerin sağlık hizmetinden faydalanmalarınıengellemeyecek düzeyde tutulması koşuluyla katılım payı alınması, sağlıkharcamalarının devlet üzerindeki mali yükünü azaltmak amacıyla tedavimasraflarının bir kısmının hasta tarafından karşılanmasını sağlamak, hastayı,sağlık koruma masrafları konusunda bilinçli hâle getirmek ve hastayı gereksizsağlık hizmeti kullanımından vazgeçirmek şeklinde tamamlayıcı amaçlara dahizmet etmektedir.
Sağlık yardımları için sigortalıdan katılım payı alınabileceğihususu, Türkiye'nin onayladığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.Sosyal Güvenliğin Asgari Normlarına İlişkin Uluslararası Çalışma Örgütünün 102sayılı Sözleşmesi'nin 10. maddesinde, sağlık yardımından faydalananlar veyabunların aile reislerinin, hastalık hâlinde yapılacak sağlık yardımıgiderlerine iştirak ettirilebileceği belirtilmekte, bunun ilgiliye ağır bir yükgetirmeyecek şekilde tespit edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. AvrupaKonseyi çerçevesinde oluşturulan Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi'ne göre desağlık yardımından faydalananların sağlık yardımı giderlerine doğrudan katkıdabulunmaları mümkündür.
Dava konusu kuralla getirilen katılım payı miktar ve oranlarısağlık hizmetinden yararlanan kişilerin ödeme durumları göz önündebulundurularak koruyucu mekanizmalarla desteklendiğinden kişilerin sağlığaerişim hakkını engelleyici nitelikte değildir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri de 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermeside gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksalyaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisinidoğurduğunu kanundan açıkça bilebilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisinedüşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği,normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devletegüven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunuzedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Dava konusu kuralda, katılım payı miktar ve oranlarıyla ilgilikullanılan kıstaslarda belirsizlik bulunmamaktadır. Nitekim kanun koyucu,müracaat edilen sağlık hizmeti sunucusunun hangi basamakta yer aldığı, sağlıkhizmeti sunucusunun resmi ve özel sağlık hizmeti sunucusu niteliğinde olupolmadığı, bir önceki basamaktan sevkli olarak başvurulup başvurulmadığı gibihususları göz önünde bulundurarak, katılım payını on katına kadar artırmaya vesağlık hizmeti sunucuları için farklı oranlarda belirlemeye idareyi yetkilikılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucu, dava konusu kuralda temel kıstaslarıbelirlemiş, bilimsel gelişmeler ve değişen koşul ve durumlara göre, hizmetingerekleri doğrultusunda, idareye katılım payını kaldırma veya farklı oranlardabelirleme imkânı tanımıştır. Bu nedenle dava konusukuralın belirsiz olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 56. ve 60.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun'un 10. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun'un 70. Maddesininİkinci Fıkrasına Eklenen Cümlenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla, daha önce 'yeşil kart'verilmek suretiyle sağlık yardımı yapılan muhtaç kişiler, 65 yaşını doldurmuşmuhtaç, güçsüz ve kimsesizler ile geçici köy korucularının, sözleşmeliüniversite ve istisnai hâllerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaatedebilme koşullarının genel sağlık sigortalılarından farklı düzenlenip ekonomikyönden zayıf kesimin sağlık hizmetine erişiminin kısıtlandığı, ayrıca davakonusu kural kapsamındakilerin söz konusu sağlık hizmeti sunucularına başvurukoşullarını belirleme yetkisinin idareye bırakılmasının yasama yetkisininyürütmeye devri niteliğinde olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 6., 7., 8.ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralın yer aldığı 5510 sayılı Kanun'un 70. maddesi,hizmet basamakları ve sevk zinciri uygulamalarını düzenlemektedir. Bu maddeninikinci fıkrasında, sağlık hizmetlerinin sağlanabilmesi için genel sağlıksigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sevk zinciri kurallarına uygunhareket etmek zorunda oldukları belirtilmiş, bu cümleden sonra fıkraya davakonusu kural eklenmiştir. Kuralla, 5510 sayılı Kanun'un 60. maddesinin birincifıkrasının (c) bendinin (1), (3) ve (9) numaralı alt bentlerinde sayılan, dahaönce 18.6.1992 günlü, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların TedaviGiderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunuyarınca 'yeşil kart' verilerek devletin sağlık yardımı yaptığı muhtaçkişiler, 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesizler ile 442 sayılı Köy Kanunuuyarınca görevlendirilen geçici köy korucularının, sözleşmeli üniversite veistisnai hâllerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilme koşullarıile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Sosyal GüvenlikKurumuna bırakılmıştır.
Anayasa'nın 7. maddesinde, 'Yasama yetkisi Türk Milleti adınaTürkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' hükmüne yerverilmiştir. Buna göre, Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konulardayürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesiolanaklı değildir. Gelişen koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemleralma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğualanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık veidare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devriolarak yorumlanamaz.
Genel sağlık sigortalıları, prim ödemek veya aylıklarından kesintiyapılmak suretiyle sosyal güvenlik sistemine dâhil olan iştirakçilerdir. Davakonusu kuralda belirlenenler ise sağlık yardımı yapılmak suretiyle genel sağlıksigortası sistemine dahil edilenlerdir. Genel sağlık sigortalıları, prim ödemekveya aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle sosyal güvenlik sigortasısistemine katılmakta, bunun yanında müracaat ettikleri sağlık hizmetisunucusunun yer aldığı basamağa, sağlık hizmeti sunucusunun resmi ve özelsağlık hizmeti sunucu olup olmamasına, bir önceki basamaktan sevkli olarakbaşvurup başvurmadıklarına bakılarak muayene, reçete ve ilaç katılım paylarıödemektedirler. Bu düzenlemenin temel amacı, genel sağlık sigortalılarının sağlıkkoruma masrafları konusunda bilinçli hâle gelmeleri ve gereksiz sağlık hizmetikullanımının engellenmesidir.
Genel sağlık sigortalıları bakımından muayene, reçete ve ilaçkatılım payı alınmak suretiyle uygulanan sağlık ekonomisi, kuralkapsamındakiler bakımından sözleşmeli üniversite ve istisnai hâllerde özelsağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilme koşullarını belirleme yetkisininidareye bırakılmasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır. Dava konusu kural kapsamındakileringereksiz ve pahalı sağlık harcamalarını denetlemek ve sınırsız hasta talebi ilesağlık hizmeti sunumunu dengeleyebilmek amacıyla, sözleşmeli üniversite veistisnai hâllerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilmekoşullarına ilişkin olarak idareye düzenleme yetkisi verildiği anlaşılmaktadır.Kanun koyucunun, sağlık hizmeti sunumu ile sosyal güvenlik sistemini ekonomikbakımdan sürdürülebilir kılmak amacıyla dava konusu kural kapsamındakilerindurumlarındaki özel koşulları gözetmek suretiyle ve sağlığa erişim haklarınıengellememek koşuluyla çeşitli tedbirler alınabilmesini sağlamak amacıylaidareye düzenleme yetkisi vermesinde eşitlik ilkesine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
Öte yandan, sağlık hizmeti talep edenlerin sağlığa erişimhaklarının engellenmemesi amacıyla 5510 sayılı Kanun'un 67., 68. ve 69.maddelerinde, prim ödeyip ödemediklerine, devletin sağlık yardımı yaptığı kesimiçerisinde yer alıp almadıklarına bakılmaksızın sağlık hizmetlerinden hangiusul ve esaslar dahilinde yararlanacakları ayrıntılı bir biçimdegösterilmiştir. Dava konusu kuralla idareye tanınan sözleşmeli üniversite veistisnai hâllerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilme koşullarıile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisinin bu maddelerdekiilke ve kurallar çerçevesinde kullanılacağı açıktır. Buna göre, dava konusukural ile yasama yetkisinin devredildiğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 7. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 6. ve 8. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
17.1.2012 günlü, 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli SandığıKanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
1- 1. maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin;
a- İkinci fıkrasında yer alan ''25/8/1971 tarihli ve 1475sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanmaşartlarına uygun olarak'' ibaresine,
b- Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''bugörevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarıüzerinden ve'' ibaresine,
c- Dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''1475sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesinigerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve'' ibaresine,
2- 7. maddesiyle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Kanun'un 64.maddesinin birinci fıkrasına eklenen (d) bendine,
3- 9. maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun'un 68. maddesininikinci fıkrasına,
4- 10. maddesiyle 5510 sayılı Kanun'un 70. maddesinin ikincifıkrasına eklenen cümleye,
yönelik iptal istemleri, 8.11.2012 günlü, E. 2012/33, K. 2012/174 sayılıkararla reddedildiğinden, bu fıkraya, bende, cümleye ve ibarelere ilişkinyürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 8.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
VI- SONUÇ
17.1.2012 günlü, 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli SandığıKanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
1- 1. maddesiyle değiştirilen, 8.6.1949 günlü, 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 89. maddesinin;
a- İkinci fıkrasında yer alan ''25/8/1971 tarihli ve 1475sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanmaşartlarına uygun olarak'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Serdar ÖZGÜLDÜR'ünkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''bugörevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarıüzerinden ve'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- Dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ''1475sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesinigerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve'' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile SerdarÖZGÜLDÜR'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 7. maddesiyle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Kanun'un 64.maddesinin birinci fıkrasına eklenen (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 9. maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun'un 68. maddesininikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
4- 10. maddesiyle 5510 sayılı Kanun'un 70. maddesinin ikincifıkrasına eklenen cümlenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
8.11.2012 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Dava konusu 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikincifıkrasında yer alan '' 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunun 14 üncümaddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak''ibaresi ile dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yar alan ''1475 sayılıKanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecekşekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve '' ibaresi Anayasa Mahkemesi'nin5.2.2009 tarih ve E. 2005/40, K.2009/17 ve 12.5.2011 tarih ve E.2010/81,K.2011/78 sayılı iptal kararları gereğini yerine getirmekten uzak olup; ayrıcakuralların atfı ile öngörülen Emekli Sandığı'na tâbi en az 15 yıllık çalışmasüresi öngörülmesi kriteri ölçülü ve adil değildir. Dolayısiyle kurallarınAnayasa'nın 2. ve 153. maddelerine uyarlı düştüğü kabul edilemez.
2- Anayasa Mahkemesi'nin aynı konudaki ilk iptal kararında(5.2.2009 tarih ve E.2005/40, K.2009/17) '' 2829 sayılı Yasa'da benimsenensistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleribirleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı halde, itiraz konusuibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayırım yapılarakEmekli Sandığı'na tâbi görevlerden emekliğe ayrılmayanlara, 5434 sayılıYasa'ya tâbi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesi, Anayasa'nın10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, adil sonuçlardoğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırıdır''denilmektedir. Anılan kararda emekli ikramiyesi ödenmesi için bir alt çalışmasüresinden söz edilmemiş, bilakis Emekli Sandığı'na tâbi tüm sürelerin ikramiyetahakkukunda dikkate alınması gerektiğine işaret edilmiştir.
İptali istenen kurallarla, evvelce 5434 sayılı Kanun'a tâbi olarakçalışmakta iken ikramiye almaksızın statüden ayrılanlara, ancak 1475 sayılı İşKanunu'nun 14. maddesindeki koşulları sağlamaları halinde ikramiyeödenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Diğer bir deyişle vaktiyle kamugörevinde bulunmuş kişilere, bu hizmetleri nedeniyle ikramiye ödenebilmesi,1475 sayılı İş Kanunu'na tâbi işçinin kıdem tazminatı alabilmesini öngörenkoşulların gerçekleşmesi durumuna bağlı tutulmuştur. Oysa memuriyet (kamugörevliliği) ile işçilik statüleri birbirinden tamamen farklı iki hukuksaldurum olup, ikramiye ile kıdem tazminatının aynı statüde değerlendirilipbunların hak edilme koşullarının birbiri ile irtibatlandırılması doğrudeğildir. Çünkü, 1745 sayılı Kanun hükümlerine göre hizmet akdiyle çalışanlarile 657 sayılı Kanun ve diğer personel kanunlarına göre statü hukukuna tâbiçalışanlar arasında haklar, ödemeler, sorumluluklar ve yasaklar ile görevdençekilme ve göreve son vermede hukuksal mânâda niteliksel farklar bulunmaktadır.Öte yandan, iptale konu kuralların atfı ile 5434 sayılı Kanun'a tâbi çalışmasüresinin en az 15 yıl olması halinde ve 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesindeöngörülen diğer koşullarında gerçekleşmesi halinde ikramiye ödenebileceğihükmüyle, emekli ikramiyesine müstehak olma koşulları ölçülü olmayan şekildezorlaştırılmıştır.
3- Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı konusunda12.5.2011 tarih ve E.2010/81, K.2011/78 sayılı kararda şu saptamaların yapıldığıgörülmektedir:
'' Anayasa Mahkemesi kararları yayımlanmakla bağlayıcılık özelliğikazandığından, yasama organı aynı konuda farklı bir yasada düzenleme yapsa bilebu kararları etkisiz veya sonuçsuz bırakacak tutum ve davranışlardan kaçınmakve iptal edilen kuralları yeniden yasalaştırmamak zorundadır. Anayasa Mahkemesikararlarının sonuçları kadar gerekçeleri de bağlayıcıdır. Çünkü, kararlargerekçeleri ile bir bütünlük oluştururlar ve bu doğrultuda yasamanın da içindeyer aldığı devletin ve kişilerin etkinliklerinde yönlendirici vebelirleyici olurlar. Bu nedenle yasama organı iptal edilen yasaların yerineyeni düzenleme yaparken kararların gerekçelerini de göz önünde bulundurmaklayükümlüdür. Bir yasa kuralının Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasınaaykırılığından söz edilebilmesi için, kurallar farklı yasalarda yer almış olsabile, iptal edilen önceki kuralla içeriği yönünden 'aynı' ya da 'benzeri' olupolmadığının incelenmesi gerekmektedir. Burada iki kuralın özdeş olması yetmeyecek,kurallar arasında 'teknik, içerik ve kapsam' bakımından da benzerlikaranacaktır. Teknik içerik ve kapsam bakımından benzerlik, iptal edilen yasaile yeniden çıkarılan yasanın sözcüğü sözcüğüne aynı olması anlamına gelmez.Çünkü, böyle bir anlayış 153. maddenin son fıkrasındaki kuralı anlamsız veuygulanmaz kılar. Konu ve kapsam bakımından sözcüklerde farklılıklar olsa bileikinci yasanın aynı amaç doğrultusunda Anayasa Mahkemesi kararına karşın onuetkisiz kılmak amacıyla çıkarıldığının saptanması, aranan koşulun gerçekleşmişsayılması için yeterlidir''
Anayasa Mahkemesi'nin emekli ikramiyesi ile ilgili iki kararınıngerekçeleri incelendiğinde, 5434 sayılı Kanun'a tâbi geçirilen sürelerintamamının ikramiye ödenmesinde dikkate alınması gerektiği açıkçaanlaşıldığından; bu kez iptal konusu kurallarla getirilen ve 'en az on beş yılmemuriyet hizmet süresi bulunma' koşulunun işaret edilen karar gerekçelerinikarşılamadığı ve bu kararlara aykırı düştüğü açıktır.
4- Açıklanan nedenlerle, iptale konu kuralların Anayasa'nın 2. ve153. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptalleri gerektiği kanaatinevardığımızdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY GEREKÇESİ
6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun'un 70.maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen, '60. maddenin birinci fıkrasının (c)bendinin (1), (3) ve (9) numaralı alt bentlerinde sayılanların, Kurumlasözleşmeli üniversite ve istisnai hallerde özel sağlık hizmeti sunucularınamüracaat edebilme koşulları ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Kurumtarafından belirlenir', cümlesinin iptali istenmiştir.
Kural kapsamındakiler primlerinin devletçe ödenmesiyle sosyalgüvenlik sistemine dâhil edilen kişiler (eski yeşil kartlılar gibi) olup,bunlardan ilaç, reçete ve muayene katılım payı alınmamakta, ancak bunların özelhastaneler ile üniversite ve araştırma hastanelerinden ulaşılabilir en yüksekdüzeyde sağlık hizmeti alabilmesi Sağlık Bakanlığı üçüncü basamak sağlıkhizmeti sunucusunda tedavinin sağlanamaması şartına bağlanmaktadır. Başkabir ifadeyle, bu kişiler doğrudan üniversite hastanelerine veya istisnaihallerde özel sağlık kurumlarına diğer sigortalılar gibi başvuramamaktadır.
Bilindiği üzere, sosyal güvenlik sistemine dâhil olanlar prim veyakesinti şeklinde sisteme katkı sağlamakta, ilaç, reçete ve muayene esnasındakatılım payı ödemektedirler. Dava konusu kural kapsamındakiler ise prim ödemeve katkı yapma gücü olmayan, toplumun iktisadi ve sosyal açıdan en zayıfkesimlerini temsil etmekte olup, sosyal devlet ilkesi gereği devletin yaptığıkatkı sayesinde sosyal güvenlik sisteminden ve onun önemli bir parçası olangenel sağlık sigortasından yararlanabilmektedirler.
Kural'ın kişileri gerçekten ihtiyaçları yoksa daha pahalı sağlıkhizmeti almaktan vazgeçirme ve gereksiz kullanımı engelleme amacıylagetirildiği görülmektedir. Nitekim Çoğunluk görüşü de buna dayanmaktadır.Çoğunluk, dava konusu kural kapsamındakilerin, 'gereksiz ve pahalı sağlıkharcamalarını denetlemek ve sınırsız hasta talebiyle sağlık hizmeti sunumunudengeleyebilmek amacıyla sözleşmeli üniversite ve istisnai hallerde özel sağlıkhizmeti sunucularına müracaat edebilme koşullarına ilişkin olarak idareyedüzenleme yetkisi verildiğini,' savunmaktadır. Bu düşünce, prim ve katılım payıödeyemeyip, sosyal güvenlik sistemi kapsamına alınanların gereksiz yere ileriderecede uzmanlaşmış ve pahalı sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyeceği,kural kapsamında olmayıp, prim ve katılım payı ödeyenlerin ise böyledavranmayarak gereksiz yere pahalı sağlık hizmetlerini kullanmayacağıvarsayımına dayanmaktadır. Şüphesiz, bu çok da geçerli bir varsayım değildir.
Kural kapsamındakilerin üniversite hastanesine gidebilmesi, Sağlık Bakanlığı üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucunda tedavinin sağlanmamasıkoşuluna bağlı kılınırken, diğer genel sağlık sigortalılar yönünden üniversitehastanesine veya özel sağlık kurumuna başvuru bakımından herhangi bir kısıtlamagetirilmemiştir. Bilindiği üzere, üniversite hastaneleri ileri düzeydeuzmanlaşmış bilimsel bilgi ve beceri sunan sağlık kuruluşlarıdır. Bunlardanyararlanmada toplumun zayıf kesimlerine hizmete erişme anlamında göreceliolarak güçlü toplumsal kesimlere getirilmeyen bir kısıtlama konulması açık birayrımcılık örneği olup, Anayasamızın 10. maddesinde vücut bulan eşitlikilkesine aykırıdır.
Devletin sağlık yardımı yaparak sosyal güvenlik kapsamına aldığıkesim ile diğerleri arasında sağlık hizmeti sunucularına müracaatlarındafarklılık oluşturularak adeta iki ayrı genel sağlık sigortalısı statüsüyaratılmıştır. Sisteme mali katkı yapanların ileri derecede uzmanlaşmış pahalısağlık hizmetlerine herhangi bir kısıtlama olmadan doğrudan erişebilme imkânıvarken, zayıf toplumsal kesimler böyle bir imkândan mahrum bırakılmaktadır. Bu,sosyal güvenlik sistemine iktisadi ve sosyal güçsüzlüklerinden dolayı malikatkı sağlayamayanların, sağlayanlara göre ayrımcı ve dışlayıcı bir muameleyetabi tutulmaları anlamına gelmektedir. Sosyal devlet olduğunu iddia eden birdevlet, ileri düzeyde sağlık hizmetlerine erişim gibi bir konuda güçsüzvatandaşına, 'ben sana mali katkı yaptığım için, diğerleriyle aynı durumdaolamazsın' dememelidir. Sağlık hizmeti sunumu ile sosyal güvenliksistemini ekonomik bakımdan sürdürülebilir kılmak amacıyla idareye düzenlemeyetkisi verilmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulmayan Çoğunluk görüşüsosyal devlet ilkesinin esas itibarıyla zayıf olanları korumak içingetirildiğini göz ardı etmiştir.
Uluslar arası hukuk da yukarıda söylediklerimizi desteklemektedir.Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin 12. maddesininilk fıkrası taraf devletleri, herkesin ulaşılabilir en yüksek düzeydesağlık standartlarından yararlanması (vurgu eklenmiştir) hakkınıtanımakla yükümlü tutmuştur. Bu Sözleşmeyi denetlemekle görevli olan Ekonomik,Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi sağlık hakkıyla ilgili 14 No'lu GenelYorumunda, 'ulaşılabilir en yüksek düzeyde sağlık standartları' kavramını,'sağlık hakkı çeşitli tesislerden, ürünlerden, hizmetlerden ve ulaşılabilir enyüksek düzeyde sağlık standartlarının gerçekleştirilmesi için gereklikoşullardan yararlanma hakkı olarak anlaşılmalıdır' şeklindetanımlamıştır. Komite'ye göre sağlık tesisleri, mal vehizmetlerininayrımcılık olmaksızın herkesin erişimine, özellikle de genelnüfusun en savunmasız veya dışına itilmiş kesimlerine hem hukuken hem fiilenaçık olması (vurgu eklenmiştir) gerekmektedir (www.ihop.org.tr/dosya/ESKHS/ESKHSGT14.doc, para.43, erişimtarihi 11.9.2013).
Bunlara ek olarak, 1961 tarihli 'Avrupa Sosyal Şartı' ve 1996tarihli 'Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'da, 'herkesin ulaşılabilirolası en yüksek sağlık standartlarından (vurgu eklenmiştir)faydalanmasını sağlayacak herhangi bir önlemden yararlanma hakkı vardır',hükmünü içermektedir.
Anayasamızın 2. maddesi sosyal hukuk devletiilkesine yer verirken, 10. maddesinde de hiçbir kişiye, aileye, zümreyeveya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı ve devlet organları ve idare makamlarınınbütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine (vurgu eklenmiştir)uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları ifade edilmektedir.
İptali istenen düzenleme sağlık hizmetinden yararlananlararasında, hizmete mali katkı yapıp, yapmamadan hareket ederek zayıf toplumsalkesimler aleyhine ayırımcılık yapılmasına neden olmaktadır. Hizmetingereklerinden kaynaklanmayan bu durumun, kural kapsamında olanların,olmayanlara göre ileri düzeyde uzmanlaşmış sağlık tesisleri, ürünleri vehizmetlerine erişiminde bir kısıtlılık yaratarak ayrımcılığa neden olduğugerekçesiyle Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üye
Engin YILDIRIM