ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2012/65
Karar Sayısı : 2012/128
Karar Günü : 20.9.2012
R.G. Tarih-Sayı :18.04.2013-28622
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet MeclisiÜyeleri KemalKILIÇDAROĞLU, Mehmet Akif HAMZAÇEBİ, Emine Ülker TARHAN ve Muharrem İNCE ilebirlikte 121 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 30.3.2012 günlü,6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un;
1- 1.maddesiyle değiştirilen 5.1.1961 günlü, 222 sayılı İlköğretim ve EğitimKanunu'nun 3. maddesinin,
2- 2.maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 7. maddesinin,
3- 3.maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesinin,
4- 7.maddesiyle değiştirilen 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Millî Eğitim TemelKanunu'nun 22. maddesinin,
5- 8.maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 24. maddesinin son cümlesinin,
6- 9.maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 25. maddesinin mülga birincifıkrasının,
7- 12.maddesiyle 5.6.1986 günlü, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 18. maddesininbirinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundan fazla' ibaresininmadde metninden çıkarılmasına ilişkin hükmün,
8- 13.maddesiyle 16.8.1997 günlü, 4306 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (A)fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan 'sekizyıllık kesintisiz ilköğretim' ibaresinin 'ilköğretim veortaöğretim' şeklinde değiştirilmesi ve maddede yer alan 'sekizyıllık kesintisiz'ibarelerinin madde metninden çıkartılmasına ilişkinhükmün,
9- 14.maddesiyle değiştirilen 4.11.1981 günlü, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun45. maddesinin;
a- (a), (b),(c), (d), (e) bentlerinin,
b- (f)bendinin birinci cümlesinde yer alan '' ile ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin '' ibaresinin,
10- 16.maddesiyle 2547 sayılı Kanun'a eklenen Geçici Madde 61'in,
11- 24.maddesiyle 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na eklenen GeçiciMadde 13'ün,
12- 25.maddesiyle 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve KontrolKanunu'na eklenen Geçici Madde 20'nin,
Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 2., 5., 7., 11., 14., 17., 24., 27., 41., 42., 65., 87., 90.,130., 131., 153., 161., 163., 166. ve 174. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesiistemidir.
II- YASA METİNLERİ
A-İptali İstenen Yasa Kuralları
1- 6287sayılı Kanun ile değiştirilen, 5.1.1961 günlü, 222 sayılı İlköğretim veEğitim Kanunu'nun dava konusu kuralları da içeren 3., 7. ve 9. maddeleri şöyledir:
'MADDE3- Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşınagirdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.
MADDE7- İlköğretim; 1 inci maddede belirtilen amacı gerçekleştirmek için kurulmuşdört yıl süreli ve zorunlu ilkokul ile dört yıl süreli ve zorunlu ortaokuldanoluşan bir Millî Eğitim ve Öğretim Kurumudur.
Madde 9- İlköğretim kurumlarınınilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar halinde kurulması esastır. Ancakimkân ve şartlara göre ortaokullar, ilkokullarla veya liselerle birlikte dekurulabilir.
Nüfusun az veya dağınık olduğu yerlerde; köyler gruplaştırılarak,merkezi durumda olan veya durumu uygun bulunan köylerde ilköğretim bölgeokulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerdeise yatılı ilköğretim bölge okulları veya gezici okullar açılabilir. Geziciokullarda gezici öğretmenler görevlendirilir.
Bu okullarda yetiştirici sınıflar ve kurslar da açılabilir.
Şehir ve kasabalarda, ihtiyaca göre yatılı veya pansiyonlu okullarkurulabilir.'
2- 6287sayılı Kanun ile değiştirilen 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Millî Eğitim TemelKanunu'nun dava konusu kuralları da içeren 22., 24. ve 25. maddeleri şöyledir:
'MADDE22- Mecburi ilköğretim çağı 6'13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağçocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.
MADDE24- İlköğretim kurumlarının ilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar hâlindekurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ortaokullar,ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabilir.
Madde25- İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yılsüreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullarile imam-hatip ortaokullarından oluşur. Ortaokullar ile imam-hatiportaokullarında lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek,gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokul veliselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeliders olarak okutulur. Bu okullarda okutulacak diğer seçmeli dersler ileimam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak programseçenekleri Bakanlıkça belirlenir.
Nüfusunaz ve dağınık olduğu yerlerde, köyler gruplaştırılarak, merkezi durumda olanköylerde ilköğretim bölge okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar,gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde yatılı ilköğretim bölge okullarıkurulur.'
3- 6287sayılı Kanun'un dava konusu kuralları içeren 12. ve 13. maddelerişöyledir:
'MADDE12- 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 18 inci maddesininbirinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundan fazla' ibaresi madde metnindençıkarılmıştır.
MADDE13- 16/8/1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A)fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan 'sekiz yıllıkkesintisiz ilköğretim' ibaresi 'ilköğretim ve ortaöğretim' şeklindedeğiştirilmiş ve maddede yer alan 'sekiz yıllık kesintisiz' ibareleri maddemetninden çıkarılmıştır.'
4- 6287sayılı Kanun ile değiştirilen, 4.11.1981 günlü, 2547 sayılı YükseköğretimKanunu'nun dava konusu kuralları da içeren 45. maddesi şöyledir:
'Madde45- Yükseköğretimegiriş ve yerleştirme aşağıdaki şekilde yapılır:
a.Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri imkân ve fırsateşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulutarafından belirlenen usûl ve esaslara göre yapılır.
b.Yükseköğretim kurumlarına esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenenmerkezî sınavlarla girilir. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adaylarınortaöğretim başarıları dikkate alınır. Ortaöğretim bitirme başarı notları enküçüğü ikiyüzelli, en büyüğü beşyüz olmak üzere ortaöğretim başarı puanınadönüştürülür. Ortaöğretim başarı puanının yüzde onikisi yerleştirme puanıhesaplanırken merkezî sınavdan alınan puana eklenir.
c.Ortaöğretim kurumlarını birincilik ile bitiren adaylar için mevcutkontenjanların yanı sıra Yükseköğretim Kurulu kararı ile ayrı kontenjanlarbelirlenebilir.
d.Meslekî ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrenciler, istedikleritakdirde bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya bunlara en yakın olanmeslekî ve teknik önlisans yükseköğretim programlarına sınavsız olarakyerleştirilebilir. Bu öğrencilerin yerleştirilmesine ilişkin usûl ve esaslarMillî Eğitim Bakanlığının görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafındançıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
e.Önlisans mezunları için, ilişkili lisans programlarında belirlenmiş kontenjanınyüzde onunu geçmeyecek şekilde Yükseköğretim Kurulu kararı ile her yıl dikeygeçiş kontenjanı ayrılabilir.
f.Yabancı uyruklu öğrenciler ile ortaöğretimin tamamını yurt dışındatamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usûl veesasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir. Uluslararası andlaşmalargereği Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarında burslu olarak öğrenim görecekyabancı uyruklu öğrencilerin yerleştirme işlemleri Yükseköğretim Kurulutarafından yapılır.
g.Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek usûl ve esaslara göre, belli sanat ve spordallarında üstün kabiliyetli olduğu tespit edilen öğrenciler ile TürkiyeBilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunca tespit edilen uluslararası bilimselyarışmalarda ödül kazanan öğrenciler, ilgili dallarda eğitim yapmak kaydıylayükseköğretim kurumlarına yerleştirilebilir.'
5- 6287sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun'a eklenen ve dava konusu olan Geçici Madde61 şöyledir:
'Geçici Madde 61- Bu maddenin yürürlüğe girdiğitarih itibariyle bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarındaöğrenim görmekte olan öğrenciler bakımından, bu kurumların mezunlarınınYükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen aynı meslek dalında yer alanyükseköğretim programlarına yerleşmelerinde merkezî sınavlardan almış olduğupuanlara ilave edilecek ortaöğretim başarı puanı hesaplanmasında, bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümleri uygulanır.'
6- 6287sayılı Kanun ile 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na eklenen vedava konusu kural olan Geçici Madde 13 şöyledir:
'GeçiciMadde 13- Yurtiçi üretimin ve katma değerin artırılması, teknoloji kazanımınınsağlanması, daha önce yurt içinde üretimi bulunmayan ürünlerin üretilebilmesi,yeni teknoloji ve ürünlere yönelik araştırma-geliştirme faaliyetlerininsürdürülmesi ve bilgi toplumuna geçiş hedefleriyle, Millî Eğitim Bakanlığınabağlı okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerindeki okullarındersliklerine bilişim teknolojisi donanımı, yazılımı, ağ altyapısı ve interneterişim imkânının sağlanması, dersler için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlardae-içerik temin edilmesi ve e-içerik altyapısının oluşturulması, Millî EğitimBakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim görenöğrencilere e-kitap, tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amaçlarıylaEğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesikapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve HaberleşmeBakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımlarıile yapım işleri, ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç, bu Kanunhükümlerine tâbi değildir. Bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usûl veesaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Millî EğitimBakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafındanmüştereken hazırlanacak yönetmelikle, rekabete açık olacak şekilde düzenlenir.'
7- 6287sayılı Kanun ile 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kanun'a eklenen ve dava konusukural olan Geçici Madde 20 şöyledir:
'GeçiciMadde 20- Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi(FATİH) Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara interneterişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için Millî Eğitim Bakanlığı veUlaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadaryapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Davadilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 7., 11., 14., 17., 24., 27.,41., 42., 65., 87., 90., 130., 131., 153., 161., 163., 166. ve 174.maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ,Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, SerdarÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, BurhanÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL'ın katılımlarıyla yapılanilk inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına,
15.6.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Davadilekçesi ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, dava konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları vebunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 222 SayılıKanun'un 3. Maddesi ile 7. Maddesiyle Değiştirilen 1739 Sayılı Kanun'un 22.Maddesinin İncelenmesi
1-Kuralların Anlam ve Kapsamı
Davakonusu kurallarla, 6'14 olan ilköğretim çağı yaş aralığı 6'13 şeklindedeğiştirilmiştir. Düzenlemeyle, ilköğretim çağının başlangıç yaşında değişiklikyapılmamış olup bitiş yaşı bir yıl düşürülmüştür. İlköğretim çağının başlangıçyaşının 6 olduğu ve bu çağın, çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonundabaşlayacağı hususu önceki düzenlemede olduğu gibi aynen tekrarlanmıştır. Bunakarşılık, 14 olan ilköğretim çağının bitiş yaşı 13 şeklinde değiştirilmiş ve buçağın 13 yaşın bitirilip 14 yaşına girildiği yılın öğretim yılı sonundadolacağı belirtilmiştir.
Değişikliktenönce 6'14 yaş aralığını kapsayan ilköğretim çağı, dokuz eğitim ve öğretimyılına tekabül etmektedir. Böylece sekiz yıllık zorunlu eğitime fiilen başlamayaşını belirleme hususunda yürütmeye belli ölçüde takdir yetkisi tanınmıştır. Davakonusu kurallarla yapılan değişiklik sonucu hem ilköğretim çağı dokuz yıldansekiz yıla indirilerek sekiz yıllık zorunlu ilköğretim süresiyle uyumlu halegetirilmiş hem de yürütme organının takdir yetkisi daraltılmıştır. Yürütmenintakdir yetkisi, ilköğretimin başlangıç yılı olan altıncı yaşın kaçıncı ayındaeğitime başlanacağının tespitiyle sınırlandırılmıştır.
2-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
a-Anayasa'nın 42. Maddesi Yönünden İnceleme
Davadilekçesinde, ailesinin veya herhangi bir yakınının yardımına gerekduymaksızın günlük ihtiyaçlarını karşılayabilme becerisini henüz edinmemiş,dil, beden ve zihin gelişimi yeterli düzeye ulaşmamış 5 yaş çocuklarınınilköğretime başlatılmalarının çağdaş ve bilimsel eğitim esaslarına uygundüşmediği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 42. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 'Eğitimve öğrenim hakkı ve ödevi' başlıklı 42. maddesinin ilkfıkrasında, 'Kimse, eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılamaz' denilerekeğitim ve öğretim hakkının genelliği ilkesi benimsenmiş, ikinci fıkrasında daöğrenim hakkının kapsamının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Eğitimesaslarının belirlendiği üçüncü fıkrada, 'Eğitim ve öğretim Atatürkilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göreDevletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim veöğretim yerleri açılamaz' kuralına yer verilmiştir. Dördüncü fıkrada,eğitim ve öğretim hürriyetinin Anayasa'ya sadakat borcunu ortadankaldırmayacağı vurgulandıktan sonra, beşinci fıkrada, 'İlköğretim, kızve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır' kuralıylailköğretimin zorunluluğu esası getirilmiştir. Maddenin diğer fıkralarında iseözel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslara, maddi olanaktanyoksun öğrencilere verilecek burs ve yardımlara, eğitim ve öğretimkurumlarındaki faaliyetlerin niteliğine ve eğitim diline ilişkin düzenlemelereyer verilmiştir.
Maddeningerekçesinde de, öğrenim hakkının genel ve sosyal bir hak olaraknitelendirildiği, bu hakkın temel gerçekleşme yerinin ilköğretim olduğu, bunedenle zorunlu kılındığı ve parasız eğitim ilkesinin kabul edildiği, kız veerkek vatandaşlar arasında fark gözetilmemesi gereğine özellikle işaretedildiği, öğrenim ve öğretimin, fert bakımından hak olarak tanınırken devletbakımından 'başta gelen ödevlerden' sayıldığı, ilköğretimzorunluluğunun temel hedeflerinden birinin, şahsın manevi ve ekonomikkişiliğini elverişli koşullarla geliştirmesine yardım etmek olduğu, ilköğretimzorunluluğunun, küçüklerin okula devamlarının sağlanmasını, bu amaçlaküçüklerin yasal temsilcilerinin zorlanabilmesini de ifade ettiği, devletin,ilköğretim zorunluluğunun hangi yaştan hangi yaşa kadar devam edeceğinisaptayabileceği belirtilmiştir.
Anayasa'dakibu düzenlemeyle, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim veeğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasıöngörülen eğitim ve öğretimin, zorunlu olması esası benimsenmiş ancak, hangiyaştan hangi yaşa kadar devam edeceği, süresi ile kesintili ya da kesintisizyapılmasına ilişkin takdir yetkisi kanun koyucuya bırakılmıştır.
Kanunkoyucu, Anayasa'nın verdiği bu yetkiye dayanarak, 6'14 olan ilköğretim çağı yaşaralığının bitiş yaşını, dava konusu kurallarla 14'ten 13'e indirmiştir.Düzenlemede ilköğretim çağının başlangıç yaşı ile ilgili olarak herhangi biryenilik söz konusu değildir.
Eğitim,doğumla başlayan bir süreç olup bireyin yaşına ve fiziksel, bilişsel,psiko-sosyal ve ahlaki gelişim düzeyine göre içeriği ve yöntemideğişebilmektedir. Eğitimin çağdaş ve bilimsel olması, çocuğa verilecekeğitimin içeriği ve yönteminin, çocuğun yaşı ve gelişim düzeyiyle uyumluolmasını gerektirmekte olup, içerik ve yönteminin çağdaş ve bilimsel esaslarauygun olarak belirlenmesi koşuluyla Anayasa'nın 42. maddesinde öngörülen zorunlueğitimin hangi yaşta başlatılacağının takdiri kanun koyucuya aittir.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 42. maddesine aykırı değildir.
b-Anayasa'nın 2., 7. ve 87. Maddeleri Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, dava konusu kurallarda ilköğretimçağı 60 ay olarak belirlendiği halde, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılanidari düzenlemelerle ilköğretime başlamanın 66-72 aylık çocuklar yönündenzorunlu, 60-66 aylık çocuklar yönünden isteğe bağlı kılınmasının davakonusu kuralların hukuki güvenliğin temelinde yatan belirlilik veöngörülebilirlik unsurlarını taşımadığını ortaya koyduğu, öte yandan yürütmeorganına, çerçevesi çizilmeden, sınırları belirsiz düzenleme yetkisiverilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği belirtilerek kuralların,Anayasa'nın 2., 7. ve 87. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde, TürkiyeCumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylemve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlüklerikoruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstünkurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'belirlilik ilkesi'dir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesi gerekir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, 'Yasama yetkisi Türk Milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir.Öte yandan, Anayasa'nın 87. maddesinde 'kanun koyma' yetkisininTürkiye Büyük Millet Meclisine ait bir görev olduğu açıklığakavuşturulmuştur. Bunagöre, Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organınagenel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklıdeğildir.
Farklıkoşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma vesüratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasamaorganının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğineilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarakyorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesiçizilmiş alanda ve değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahipkriterlere uygun olarak, genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması,hukuk devletinin belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Davakonusu kurallarda, ilköğretim çağının, 6'13 yaşlarını kapsadığı ve bu çağın,çocuğun 5 yaşını doldurduğu Eylül ayının sonundan başlayacağı, 13 yaşınıdoldurup 14 yaşına girdiği yılın, öğretim yılının sonunda dolacağı açıkçadüzenlenmek suretiyle çocuğun hangi yaşlarda zorunlu ilköğretime tabitutulacağı belirlenmiştir. Zorunlu ilköğretim çağının yaş aralığı kanunlabelirlendikten sonra, 5 yaşını doldurarak ilköğretim çağına giren bir çocuğun,6. yaşın kaçıncı ayında fiilen ilköğretime başlatılacağının Milli EğitimBakanlığınca saptanması, belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmadığı gibi,yasama yetkisinin devri anlamına da gelmez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 7. ve 87. maddelerineaykırı değildir.
c-Anayasa'nın 166. Maddesi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, ilköğretime başlama yaşının 60aya düşürülmesini öngören düzenlemelerin 2007-2013 dönemini kapsayanDokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda yer almadığı gibi Sekizinci Beş YıllıkKalkınma Planıyla getirilen 8 yıllık kesintisiz temel eğitimi de ortadankaldırdığı, bu nedenle 3067 sayılı Kalkınma Planlarının Yürürlüğe Konulması veBütünlüğünün Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesine aykırı olarak Plan veBütçe Komisyonunda görüşülmeden kanunlaşmasının, Anayasa'nın 166. maddesineaykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 'Planlama; Ekonomik ve SosyalKonsey' başlıklı 166. maddesinde, ekonomik, sosyal ve kültürelkalkınmayı, özellikle sanayi ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlubiçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesiniyaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamanın ve bu amaçla gerekliteşkilatı kurmanın devletin görevi olduğu, planda, milli tasarrufu ve üretimiartırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım veistihdam geliştirici tedbirler öngörüleceği; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleriningözetileceği, kaynakların verimli şekilde kullanılmasının hedef alınacağı;kalkınma girişimlerinin, bu plana göre gerçekleştirileceği; kalkınmaplanlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmasına,uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerinönlenmesine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.Böylece, sosyal devlet ilkesini gerçekleştirmek amacıyla devletin sosyal veekonomik yaşama müdahalesinin bir plan çerçevesinde yapılması öngörülmüştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmalarınedeniyle hukuki bir güç kazandırılan kalkınma planlarının, ekonomik, sosyal vekültürel kalkınmayı ilgilendiren konularda kanun koyucuyu önceden ilkeleribelirlenmiş bir doğrultuda düzenleme yapmaya zorladığı bir gerçektir. Ancak budurum, kanun koyucunun planın özüne bağlı kalarak ortaya çıkan yenigereksinmelere ve önceliklere göre düzenleme yapmasına engel değildir. Buitibarla herhangi bir kanun hükmünün plan düzenlemeleriyle uyumlu olmaması,Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz. Kaldı ki, 1.7.2006 günlü, 26215 sayılı ResmîGazete'de yayımlanan Dokuzuncu Beş Yıllık (2007-2013) Kalkınma Planındailköğretime başlama yaşına yönelik herhangi bir öneriye de yer verilmemiştir.
Öte yandan, ilköğretime başlama yaşınındüşürülmesini öngören kuralın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmedenkanunlaşmasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası, şekle ilişkin olupAnayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 6287 sayılı Kanun'un ResmîGazete'de yayımlandığı 11.4.2012 gününden itibaren 10 günlük süre içerisindedava konusu edilmesi gerekirken, 8.6.2012 gününde açılan bu davada söz konusuiddianın incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın166. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 5., 10., 17., 24., 41. ve 90. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
B-Kanun'un 2. Maddesiyle Değiştirilen 222 Sayılı Kanun'un 7. Maddesininİncelenmesi
Davadilekçesinde, ilköğretimin dört yıl zorunlu ilkokul, dört yıl zorunlu ortaokulşeklinde kademelendirilmesinin pedagojik ilkelere aykırı düştüğü, ilköğretimebaşlama yaşının da 5 yaşa düşürüldüğü gözetildiğinde 9'10 yaşlarında, henüzsomut işlemler döneminin ortasında bulunan çocukların, soyut eğitim yapılanortaokula başlamalarının çağdaş ve bilimsel eğitim ilkesiyle bağdaşmadığı,ayrıca, ortaokullardaki müfredatın belirsiz olduğu belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2., 10., 14., 24., 41. ve 42. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Davakonusu kuralla, sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim, dört yıl süreli ve zorunluilkokul, dört yıl süreli ve zorunlu ortaokul şeklinde iki kısma ayrılarakkademelendirilmiştir.
Kanun'ungenel gerekçesinde, ilköğretimin dört yıl ilkokul ve dört yıl ortaokul şeklindekademelendirilmesinin amacı, farklı yaş gruplarında bulunan çocukların aynıortamlarda eğitim görmelerinin yol açtığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması,sekiz yıllık kesintisiz eğitimle işlevsiz hale gelen köy okullarının tekraraçılarak özellikle kız çocuklarını yatılı bölge okullarına veya taşımalıeğitimle başka yerlere göndermekte çekingen davranan velilerin endişeleriningiderilmesi ve meslek liselerinin yeniden canlandırılması olarak açıklanmıştır.
Anayasanın42. maddesiyle, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim veeğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasıöngörülen eğitim ve öğretimin zorunlu olması esası benimsenmiş, ancak, süresive kesintili ya da kesintisiz yapılmasına ilişkin seçim, kanun koyucununtakdirine bırakılmıştır.
Öteyandan, eğitim hizmetlerinin değişkenliği dikkate alındığında, ortaokul müfredatınınbelirlenmesi idari ve teknik bir mesele olup kanunla belirlenmesi zorunluluğubulunmamaktadır.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 42. maddesine aykırı değildir.İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,Anayasa'nın 2., 10., 14., 24. ve 41. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun'un 3. Maddesiyle Değiştirilen 222 SayılıKanun'un 9. Maddesinin Birinci Fıkrasının Son Cümlesi ile 8. MaddesiyleDeğiştirilen 1739 Sayılı Kanun'un 24. Maddesinin Son Cümlesinin İncelenmesi
Davadilekçesinde, ilköğretimin 4+4 şeklinde iki kademeli olmasını, ilköğretimebaşlama yaşının düşürülmesini, mesleki yönlendirmenin temel eğitimin ikincidevresinde başlamasını öngören düzenlemenin bilimsel esaslara uygun olmadığıbelirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 5., 10., 17., 27., 41. ve 42.maddelerine aykırı olduğu öne sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyledava konusu kurallar Anayasa'nın 65. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Davakonusu kurallarla, ortaokulların, ilkokullar veya liselerle birlikte aynıbinada kurulabilmesine olanak tanınmıştır. Kanun'un gerekçesinde konuyla ilgiliolarak, istisnai durumların oluşabileceği de göz önünde bulundurularak fiziki,coğrafi ve ekonomik gerekçelerle ilköğretim birinci kademe ve ilköğretim ikincikademenin birlikte de kurulabilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
Anayasa'nın65. maddesinde, devletin, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirtilengörevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, mali kaynaklarınınyeterliliği ölçüsünde yerine getireceği hükmü bulunmaktadır. Anayasa'nın buhükmü, sosyal ve ekonomik hakların gerçekleştirilmesinin ölçüsü konusunda,yasama organına bir takdir yetkisi vermektedir.
Anayasa'da 'sosyalve ekonomik hak' olarak düzenlenen eğitim hakkı kapsamında devleteyüklenen pozitif yükümlülükler yerine getirilirken, devletin mali kaynaklarınınyeterliliğinin gözeteceği açıktır. Kamu kaynaklarının yetersizliğinin veyafiziki ve coğrafi yapının özelliğinin gerektirdiği durumlarda ortaokullarınilkokullar veya liselerle birlikte kurulabilmesine olanak tanınması, devletinmali kaynaklarının yeterliliğinin gözetilmesinin bir sonucudur.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 65. maddesine aykırıdeğildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 2., 5., 10., 17., 27., 4. ve 42. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
D- Kanun'un 9. Maddesiyle Değiştirilen 1739 SayılıKanun'un 25. Maddesinin Mülga Birinci Fıkrasının İncelenmesi
1-Fıkranın Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 'Kur'an-ı Kerim' ve 'Hz.Peygamberimizin Hayatı' derslerinin, ortaokul ve liselerde isteğebağlı seçmeli ders olarak okutulmasını öngören kuralın, İslam dini ile devletarasında aidiyet ilişkisi kurduğu, devletin tüm dinler karşısında eşit mesafededurmasını engelleyeceği, bu dersleri seçmeyecek öğrencileri dolaylı da olsainançlarını açıklamaya zorlayacağı ayrıca, ikili bir eğitime yol açacağı,dolayısıyla kuralla, Anayasa'da korunan laiklik ve eşitlik ilkeleri ile din vevicdan özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ıile 2., 10., 14., 17., 24., 27., 41., 42., 65., 90., 153., 163., 166. ve 174.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Davakonusu kuralla, 'Kur'an-ı Kerim' ve 'Hz.Peygamberimizin Hayatı' derslerinin ortaokul ve liselerde isteğe bağlıseçmeli ders olarak okutulması öngörülmektedir.
Laiklik,1937 yılından itibaren anayasalarımızda yer alan temel ilkelerden biridir. Bukavramı tanımlarken ve unsurlarını ortaya koyarken, sistematik yorum yöntemikullanmak suretiyle Anayasa'nın konuya ilişkin tüm hükümlerini bütüncül biryaklaşımla değerlendirmek gerektiği açıktır. Laiklik kavramı, Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 2., 13., 14., 68., 81., 103., 136. ve 174. maddelerinde yeralmaktadır. Söz konusu maddelerde laiklik, devletin dini inançlar karşısındakikonumunu belirleyen siyasal bir ilke olarak düzenlenmiştir. Diğer bir ifadeyle,laiklik, bireyin ya da toplumun değil, devletin bir niteliğidir.
Laikliğintarihsel gelişimi incelendiğinde, din olgusuna yönelik yaklaşım farklılıklarınabağlı olarak, kavramın iki farklı yorumu ve uygulamasının bulunduğugörülmektedir. Bunlardan, katı laiklik anlayışına göre din, bireyin sadecevicdanında yer bulan, bunun dışına çıkarak toplumsal ve kamusal alanakesinlikle yansımaması gereken bir olgudur.
Laikliğindaha esnek ya da özgürlükçü yorumu ise dinin bireysel boyutunun yanında aynızamanda toplumsal bir olgu olduğu tespitinden yola çıkmaktadır. Bu laiklikanlayışı, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmemekte, onu bireysel vekollektif kimliğin önemli bir unsuru olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüneimkân tanımaktadır. Laik bir siyasal sistemde, dini konulardaki bireyseltercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışındaancak, koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din ve vicdanözgürlüğünün güvencesidir.
Dinlerve inançlar, mensuplarının yaşam biçimlerini, kimliklerini ve diğer insanlarlailişkilerini etkiler. Din ve inanç yönünden toplumların çeşitlilik arzettiği,toplumda farklı dinlerin, inançların ya da inançsızlıkların bulunduğu datarihsel ve sosyolojik bir gerçekliktir. Bu nedenle, demokratik ve laikdevletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak, bireylerinsahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşabilecekleri siyasaldüzenleri inşa etmektir.
Laiklik,devletin din ve inançlar karşısında tarafsızlığını sağlayan, devletin din veinançlar karşısındaki hukuki konumunu, görev ve yetkileri ile sınırlarınıbelirleyen anayasal bir ilkedir. Laik devlet, resmî bir dine sahip olmayan, dinve inançlar karşısında eşit mesafede duran, bireylerin dini inançlarını barışiçerisinde serbestçe öğrenebilecekleri ve yaşayabilecekleri bir hukuki düzenitesis eden, din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan devlettir. Devletledinin ayrılığı, din ve vicdan hürriyetinin bir gereği olmanın yanında, dininsiyasi müdahalelerden korunması ve bağımsızlığını sürdürmesi için degereklidir.
Farklıdini inançlara sahip olanlar ya da herhangi bir inanca sahip olmayanlar laikdevletin koruması altındadır. Nitekim Anayasa'nın 2. maddesinin gerekçesindeyapılan tanıma göre, 'Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen lâiklik,her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi vedinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tâbikılınmaması anlamına gelir.' Devlet, din ve vicdan özgürlüğününgerçekleşebileceği ortamı hazırlamak için gerekli önlemleri almak zorundadır.
Buanlamda laiklik, devlete negatif ve pozitif yükümlülükler yüklemektedir.Negatif yükümlülük, devletin bir dini ya da inancı resmî olarak benimsememesinive bireylerin din ve vicdan hürriyetine zorunlu nedenler olmadıkça müdahaleetmemesini gerektirmektedir. Pozitif yükümlülük ise devletin, din ve vicdanhürriyetinin önündeki engelleri kaldırması, kişilerin inandıkları gibiyaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlamasıödevini beraberinde getirmektedir.
Laikliğindevlete yüklediği pozitif yükümlülüğün kaynağı, Anayasa'nın 5. ve 24.maddeleridir. Anayasa'nın 5. maddesine göre, Devletin, temel amaç vegörevlerinden biri 'kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.'
İnsanhaklarına ilişkin milletlerarası antlaşmalarda da korunan din ve vicdanhürriyeti, bireyin manevi gelişimine hizmet eden temel hak ve hürriyetlerinbaşında gelmektedir. Din eğitimi ve öğretimi, Anayasa'nın 24. maddesinde din vevicdan hürriyetinin bir gereği olarak kabul edilmiştir. Bu maddede, öncelikledin eğitimi ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, dinkültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretimde okutulan zorunlu derslerarasında olduğu, bunun dışındaki din eğitim ve öğretiminin ise ancak kişilerinkendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olduğubelirtilmektedir.
Laikdevlet, dinler karşısında tarafsız olmakla birlikte, toplumun diniihtiyaçlarının karşılanması konusunda kayıtsız değildir. Laiklik ilkesi, doğupgeliştiği Batı'da, dinin toplumsal ve kamusal alandan tamamen dışlanmasısonucunu doğurmamış, dini ihtiyaçların karşılanmasına yönelik devletpolitikalarını beraberinde getirmiştir. Devlet okullarında ve özel okullardaöğrencilere din eğitim ve öğretiminin verilmesi bu politikaların başındagelmektedir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye hakkında verdiği 9.10.2007 günlükararında devlet okullarındaki din eğitimi konusunda karşılaştırmalı hukuku daincelemiştir. AİHM'nin tespitlerine göre, Avrupa Konseyine üye inceleme konusu46 ülkeden 43'ü devlet okullarında öğrencilere din dersleri sunmaktadır. 46ülkeden 26'sında bu eğitim zorunlu dersler arasındadır. Ancak, bu zorunluluğunbiçim ve derecesi ülkelere göre değişmektedir. Bazı ülkeler, din derslerinimutlak olarak zorunlu tutarken, diğerleri ise bu derslerden muafiyetlere vealternatif derslerin alınmasına imkân tanımaktadır. (Hasan ve EylemZengin/TÜRKİYE, Başvuru No: 1448/04, K.T: 09.10.2007, par. 30'34).
Türkiye'de,430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile başlayan süreçte din eğitimi verenokulların devlet tarafından kurulması öngörülmüş ve bu alanda özel okullarınaçılması yasaklanmıştır. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun3.maddesi uyarınca, 'din eğitimi-öğretimi yapan kurumların aynı veyabenzeri özel öğretim kurumları açılamaz.' Dolayısıyla, devlet birtaraftan din eğitimi-öğretimi yapan kurumların açılması, diğer taraftan daokullardaki din eğitimi ve öğretimine ilişkin zorunlu ve seçmeli dersleribelirleme konusunda tekel konumundadır. Bireylerin devlet kurumları dışında dineğitim ve öğretimi alabilecekleri kurumsal alternatiflerinin bulunmadığıgerçeği, laikliğin devlete yüklediği pozitif yükümlülüğü daha anlaşılır veönemli hale getirmektedir.
Bunagöre, dava konusu kural, devletin din eğitimi konusunda üstlendiği pozitifyükümlülüğün bir gereğidir. Kuralla getirilen isteğe bağlı seçmeli derslerin,kişilerin kendi isteği ve küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebi kapsamındasağlanacak olan din eğitim ve öğretiminin gereği olduğu açıktır.
Öteyandan, kanun koyucunun 'Hz. Peygamberimizin Hayatı' isminitercih etmesi zorunlu olarak İslam dini ile devlet arasında bir aidiyetilişkisinin kurulması sonucunu doğurmaz. Her şeyden önce, kuralla getirilenisteğe bağlı seçmeli bir derstir. Dersin muhatabı da bu dersi seçecek olanöğrencilerdir. Dolayısıyla, dersin isminin o dersi seçecekler dikkate alınarakbelirlendiği anlaşılmaktadır. İkincisi, diğer isteğe bağlı seçmeli dersolan 'Kur'an' dersinin yanına yüceltme ifadesi olan 'Kerim' sıfatınıneklenmesine benzer şekilde 'Hz. Peygamberimizin Hayatı' ismininkullanılmasının, aidiyetlik kurmaktan ziyade, o dinin mensuplarınınkutsallarına saygıyı ifade etmektedir.
Kaldıki, bir bütün olarak bakıldığında, Türkiye'de baştan beri laiklik ilkesinin anayasaldüzeyde ve uygulamada Devlet ile İslam dini arasındaki kurumsal ilişkiyi mutlaksurette dışladığı da söylenemez. Anayasa, resmî bir dine yer vermemeklebirlikte, çoğunluk dininin mensuplarının inanç, ibadet ve eğitim gibiihtiyaçlarını karşılamaya yönelik resmî mekanizmalar öngörmüştür. Anayasa'nın136. maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığını 'laiklik ilkesidoğrultusunda' özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmeküzere, genel idare içinde yer alan bir anayasal kurum olarak tanımlamıştır.1965 tarihli 633 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca, bu anayasal kurumunamacı, 'İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgiliişleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerleriniyönetmek' olarak belirlenmiştir.
Benzerşekilde, Anayasa'nın 174. maddesinde 'Türkiye Cumhuriyetinin laiklikniteliğini koruma amacını güden' ve Anayasa'ya aykırı olduğu şeklindeanlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı güvence altına alınmış bulunan inkılapkanunlarının başında '3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı TevhidiTedrisat Kanunu' gelmektedir. Bu Kanun'un 4. maddesine göre, 'MaarifVekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda birİlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifasıvazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşatedecektir.' Buradaki 'imamet' ve 'hitabet' gibikavramların İslam dinine ait kavramlar olduğu, dolayısıyla Milli EğitimBakanlığına tevdi edilen görevin, bu dinin mensuplarının dini hizmetleriniyerine getirecek kişileri yetiştirecek eğitim kurumlarının açılması göreviolduğu açıktır.
Sonuçolarak, Anayasa, dini hizmetleri toplumsal bir ihtiyaç olarak görmekte vedevlete bu ihtiyaçların karşılanması yönünde yükümlülükler yüklemektedir.Anayasa'nın 24. maddesinde din eğitimi ve öğretiminin devletin gözetim vedenetimi altında yapılmasına dair düzenleme de bunu göstermektedir. Anayasa'daifadesini bulan laiklik ilkesi, bir yandan dinin devletin esaslarınıbelirlemesini engellemekte, diğer yandan da din eğitim ve öğretimi dâhil dinihizmetlerin devlet eliyle verilmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle, davakonusu kural, Anayasa'nın 2. ve 24. maddeleriyle uyum içindedir.
Davadilekçesinde, dava konusu kuralın sadece bir dinin mensuplarının yararlanacağıisteğe bağlı seçmeli din dersine yer vererek, diğer dinlerin mensuplarınayönelik seçmeli dersleri Bakanlığın takdirine bırakmasının Anayasa'nın 10.maddesinde korunan 'kanun önünde eşitlik' ilkesine de aykırıolduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa'dakorunan eşitlik ilkesi, aynı durumda olanlara aynı, farklı konumda olanlara dafarklı kuralların uygulanmasını gerektirmektedir.
Davakonusu kuralla, toplumun çoğunluğunun mensubu olduğu İslam dininin kutsal kitabıolan Kur'an-ı Kerim ve Peygamberinin hayatıyla ilgili bilgileri içerenderslerin isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmasının doğrudan kanunlaöngörülmüş olması, diğer ilahi kitaplar ve peygamberlerin hayatınınseçmeli ders olarak okutulamayacağı anlamına gelmemektedir. 1739 sayılıKanun'un 25. maddesinin dava konusu kuralı da içeren birinci fıkrasının soncümlesiyle, Bakanlığa, ortaokul ve liselerde okutulacak diğer seçimlik dersleribelirleme yetkisi verilmektedir. Bu yönde toplumsal bir ihtiyacın doğmasıhalinde, Bakanlıkça diğer dinlerin ilahi kitapları ile peygamberlerininhayatının seçmeli ders olarak okutulmasının önünde herhangi bir yasal engelbulunmamaktadır.
Diğeryandan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşu öncesine giden bazı toplumsalve siyasal olayların azınlık dinlerinin mensuplarına özgü hukuki düzenlemeleriberaberinde getirdiği de bir gerçektir. Dolayısıyla, dava konusu kuralın diğerdinlerin mensupları aleyhine bir eşitsizliğe neden olup olmadığını incelerken,sistematik yorum gereği hukuk düzenini bir bütün olarak ele almak, konuyumevzuattaki diğer hükümlerle birlikte değerlendirmek gerekecektir.
TürkiyeCumhuriyeti Devletinin kurucu belgelerinden olan Lozan Antlaşması, azınlıklarınhaklarını düzenleyen en önemli hukuki metinlerden biridir. Antlaşmanın 'AzınlıklarınKorunması'başlıklı üçüncü faslında (m.37-44), Türkiye'de yaşayan gayrimüslim azınlıkların hukuku düzenlenmektedir. Antlaşma'nın 37. maddesinegöre, 'Türkiye, 38'den 44'e kadar olan Maddelerde musarrah ahkâmınkavanini asliye şeklinde tanınmasını ve hiç bir kanun, hiç bir nizam ve hiç birmuamelei resmiyenin bu ahkâma münafi veya muarız olmamasını ve hiç bir kanun,hiç bir nizam ve hiç bir muamelei resmiyenin ahkâmı mezkûreye ihrazı tefevvuketmemesini taahhüt eder.'
Böylece,Türk hukukunun ayrıcalıklı bir parçası haline gelen Lozan Antlaşması'nınAnayasa'nın 90. maddesi kapsamında kanun hükmünde olduğu açıktır. NitekimTürkiye Cumhuriyeti Hükümeti, AİHM önündeki bir davada yaptığı savunmada, LozanAntlaşması gereğince, Musevi ve Hıristiyan öğrencilerin zorunlu din kültürü veahlak bilgisi derslerinden muaf tutulduğunu bildirmiştir. (Hasan ve EylemZengin/TÜRKİYE, par.44).
LozanAntlaşması, Türkiye'nin tüm ahalisinin din farkı gözetilmeksizin kanun önündeeşit olduklarını ve Türkiye tebaası gayri müslim azınlıkların, müslümanlarınsahip oldukları aynı medeni ve siyasi haklardan istifade edeceklerinibelirtmiştir. Antlaşma'nın 39. maddesine göre, 'Gayri müslimakalliyetlere mensup Türk tebaası, müslümanların istifade ettikleri ayni hukukumedeniye ve siyasiyeden istifade edeceklerdir.' Azınlıklar, 40. maddegereğince de, 'hukuken ve fiilen diğer Türk tebaaya tatbik edilen ayniteminattan müstefit olacaklar ve bilhassa' her türlü mektep ve sair muessesatıtalim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek ve buralarda kendilisanlarını serbestçe istimal ve ayini dinilerini serbestçe icra etmekhususlarında müsavi bir hakka malik bulunacaklardır'.
Bunlarındışında, Lozan Antlaşması, Müslüman olmayan azınlıklara muamele konusunda daönemli ayrıcalıklar getirmiştir. Antlaşma'nın 43. maddesine göre, 'GayriMüslim akalliyetlere mensup Türk tebaası, ahkamı itikadiyelerine mugayir veyadini ayinlerini herhangi bir muamelenin ifasına mecbur tutulmayacakları gibihafta tatilleri gününde mahkemelerde ispatı vücut etmekten veya her hangi birmuamelei kanuniye icrasından istinkaf ettiklerinden dolayı bunların hiç birhakları sakıt olmayacaktır.'
Davakonusu kural, Lozan Antlaşması'nın hükümleriyle birlikte değerlendirildiğindedin eğitimi ve öğretimi konusunda diğer dinlerin mensuplarına ayrımcılıkyapılmadığı anlaşılmaktadır.
Kişileredin ve vicdan özgürlüğü alanında seçenekler sunan, toplumu oluşturan bireylerinbu alandaki yaygın ve müşterek ihtiyaçlarının karşılanmasını kolaylaştırantedbir ve uygulamalar laiklik ilkesine aykırı olarak görülemez. Nitekim hemenher ülkenin din eğitim ve öğretimi, hâkim dine belli bir ağırlık vermekte,diğer dinler karşısında çoğunluk dininin mensuplarına bazı önceliklertanımaktadır. AİHM de objektif ve gerekli olduğu takdirde bu farklı muameleninSözleşme'ye aykırılık teşkil etmeyeceğini belirtmiştir.
AİHM'inBüyük Dairesi de, Lautsi/İTALYA (2011) davasında, Hıristiyanlığınsembollerinden olan çarmıha gerilmiş İsa figürünün sınıflarda asılı olmasınınçoğunluk dini olan Hıristiyanlığın okul ortamında baskın bir görünürlüğe sahipolması anlamına geldiğini kabul etmiştir. Ancak, Mahkeme'ye göre, bu durum tekbaşına çoğulculuk ilkelerinden uzaklaşma ve ideoloji aşılama (indoctrination)anlamına gelmemekte, dolayısıyla din eğitimini güvenceye alan Sözleşme'nin 1No'lu Protokolünün 2. maddesine aykırılık teşkil etmemektedir (BaşvuruNo: 30814/06, K.T: 18.03.2011, par. 71).
AİHM,Hasan ve Eylem Zengin/TÜRKİYE (2007) kararında da, devletin laikniteliğine karşın İslam'ın Türkiye'de çoğunluk dini olduğu gerçeğikarşısında, 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi'müfredatında diğerdinlere kıyasla İslam dinine daha fazla yer ve öncelik verilmesinin, tek başınaçoğulculuk ve objektiflik ilkelerinden sapma anlamına gelmeyeceğinibelirtmiştir (par. 63).
Buaçıklamalar ışığında, dava konusu kuralın diğer dinlerin mensupları aleyhinebir düzenleme getirmediği, dolayısıyla Anayasa'nın 10. maddesinde korunaneşitlik ilkesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca,dava dilekçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde açılan Kur'ankurslarında gerekli dini bilgilerin verildiği gerçeği karşısında, Milli EğitimBakanlığına bağlı okullarda 'Kur'an-ı Kerim' ve 'Siyer' derslerininverilmesinin eğitimin birliği ilkesine, dolayısıyla 430 sayılı Tevhidi TedrisatKanunu'nun korunduğu Anayasa'nın 174. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmektedir.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın kuruluş kanunu gereğince kendisine verilen görevleriyerine getirmek için açtığı kursların, dava konusu kuralla yapılan düzenlemedenfarklı olduğu açıktır. Öncelikle, iki eğitim ve öğretim arasında nitelik farkıbulunmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki kurslar, örgün eğitimdeğil yaygın eğitim faaliyetidir. İkincisi, dava konusu kuralla öğrencilere vekanuni temsilcilerine din eğitimi ve öğretimi konusunda seçenek tanınmaktadır.En önemlisi her iki kurum tarafından sağlanan din eğitimi ve öğretimi, devletingözetim ve denetimi altındadır.
Kaldı ki, 430 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre, 'Türkiyedahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.' Davakonusu kural da Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda verilecek isteğebağlı seçmeli dersleri düzenlemektedir. Bu yönüyle kuralda, Anayasa'nın 174.maddesinde yer alan eğitimin birliği ilkesine bir aykırılık söz konusudeğildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın Başlangıç'ıile 2., 10., 24. ve 174. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 14., 17., 27., 41., 42., 65., 90., 153.,163. ve 166. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- Fıkranın Kalan Bölümü
Davadilekçesinde, imam hatip ortaokullarının açılması ve mesleki seçmeliderslerin konulduğu ilköğretimin ikinci kademesinin 9'10 yaşlarındabaşlatılmasının çocukların öğrenmelerini değil, koşullandırılmalarını sağlamayıamaçladığı ve bu durumun çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırılıkoluşturduğu gibi devletin her türlü istismara karşı çocukları koruyucuönlemleri alma göreviyle de bağdaşmadığı, temel eğitim sisteminindeğiştirilmesini öngören kuralın, 2007-2013 dönemini kapsayan DokuzuncuKalkınma Planı'nda yer alan hedeflerle uyumlu olmadığı, öte yandan kuralın,Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden yasalaşmasının Anayasa'nın 166.maddesine aykırılık oluşturduğu, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 16.9.1998günlü, E.1997/62, K.1998/52 sayılı kararında yer alan gerekçelerin gözetilmediğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 14., 17., 24.,27., 41., 42., 65., 90., 153., 163., 166. ve 174. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Davakonusu kuralla, ilköğretim kurumlarının, dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar,dört yıl süreli ve zorunlu ortaokullar şeklinde iki kademeden oluşacağıbelirtilerek, Kanun'un 2. maddesiyle 222 sayılı Kanun'un 7. maddesinde yapılandeğişiklikle paralellik sağlanmıştır. Kuralda ayrıca, ilköğretimin ikincikademesini oluşturan ortaokulların, ortaokullar ve imam-hatip ortaokullarışeklinde iki kısma ayrılması ve gerek ortaokulların gerekse imam-hatiportaokullarının, farklı programlar arasında tercihe imkân verecek şekildeoluşturulması öngörülmüştür. Bunun yanında, ortaokullar ile imam-hatiportaokullarında lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek,gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulması kuralabağlanmıştır. Ortaokul ve liselerde okutulacak diğer seçmeli dersler ileimam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak programseçeneklerinin belirlenmesi hususunda Bakanlığa yetki verilmiştir.
Fıkranınüçüncü cümlesi için açıklanan gerekçelerle kuralın, imam-hatip ortaokullarınınaçılmasını öngören bölümü Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 24. ve 174.maddelerine aykırı değildir.
Öteyandan, 222 sayılı Kanun'un 3. maddesi ve 1739 sayılı Kanun'un 22. maddesiiçin açıklanan gerekçelerle dava konusu kural, Anayasa'nın 166. maddesineaykırı değildir.
Anayasa'nın42. maddesinin üçüncü fıkrasında, eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri veinkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletingözetim ve denetimi altında yapılacağı; 41. maddesinin dördüncü fıkrasında isedevletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirlerialmakla yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
6287sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, mesleki eğitimden arzu edilen düzeydeyararlanabilmek için, öğrencinin ilgi ve beceri alanlarının küçük yaşlardanitibaren tespit edilerek gerekli yöneltme ve yönlendirmelerin yapılmasının şartolduğu ancak, 14 yaşını bitirene kadar henüz hiçbir meslek dalına yönelik temelve hazırlayıcı eğitim almamış bir öğrencinin, bu yaştan sonra yapılacak yöneltmeve yönlendirmeler sonucunda alacağı mesleki eğitimin arzu edilen kaliteyisağlamaktan uzak kalacağı, böyle bir süreçte yapılacak tercihlerin de bilinçlive doğru tercihler olmasını beklemenin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Davakonusu kural, genel gerekçedeki bu açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde,ortaokulların farklı programlar arasında tercihe imkân verecek şekildeoluşturmasıyla kastedilen hususun, ortaokullarda mesleki ve teknik eğitimverilmesi olmayıp, öğrencilere ilgi, yetenek ve becerilerine göre seçimlik dersimkânlarının sunulmasından ibaret bulunduğu ve amacın, yönlendirme sürecinidaha erken yaşlarda başlatmak olduğu anlaşılmaktadır.
Çağdaşve bilimsel eğitimin temel hedeflerinden biri, öğrencinin, ilgi, yetenek vebecerilerine uygun meslek seçimini yapmasını sağlamaktır. Nitekim 1739 sayılıMilli Eğitim Temel Kanunu'nun 6. maddesinde 'yöneltme', millîeğitimin temel ilkeleri arasında sayılmış ve fertlerin, eğitimleri süresince,ilgi ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veyaokullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, millî eğitim sisteminin, herbakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği kuralabağlanmıştır. Bu itibarla, yönlendirme sürecinin bir parçası olarakortaokullarda, öğrencilerin ilgi, yetenek ve becerilerinin ortaya çıkmasınayardımcı olmak amacıyla seçimlik derslerden oluşan farklı programlarınoluşturulması, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı olmadığı gibi millîeğitimin temel hedeflerine de uygundur.
Diğertaraftan, seçimlik ders olanağı sunulmasından ibaret olan farklı programuygulamasının, çocuğu fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal olarak zararauğratması söz konusu olmadığından bu uygulamanın, çocuğun istismarı olarakyorumlanması da olanaksızdır.
Anayasa'nın153. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinolduğu; altıncı fıkrasında ise Anayasa Mahkemesi kararlarının ResmîGazete'de hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı kurala bağlanmıştır.
Yasamaorganı, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca, Anayasa'ya aykırı olmamakkaydıyla, toplumsal ihtiyaçların giderilmesine ilişkin mevcut çözüm yollarıarasından birini tercih ederek kanunlaştırmakta takdir yetkisine sahiptir.Anayasa Mahkemesinin, yasama organının ürettiği çözümün Anayasa'ya uygunolduğunu saptamış olması, kanunun değiştirilerek Anayasa'ya aykırı olmayanbaşka bir çözüm yolunun benimsenmesine engel değildir. Bu bağlamda AnayasaMahkemesinin 4306 sayılı Kanunla getirilen sekiz yıllık kesintisiz ilköğretiminAnayasa'ya uygun olduğuna karar vermiş olması, yasama organının ilköğretiminkesintisiz olmasından vazgeçerek kademelendirilmiş bir ilköğretim sisteminikurmasına engel teşkil etmez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 10., 24.,41., 42., 153., 166. ve 174. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 17., 27., 65., 90.ve 163. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun'un 12. Maddesiyle 5.6.1986 Günlü, 3308sayılı Kanun'un 18. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan 'yüzde onundanfazla' İbaresinin Madde Metninden Çıkarılmasına İlişkin Hükmün İncelenmesi
Davadilekçesinde, 3308 sayılı Kanun'un 18. maddesinde yapılmak istenendeğişiklikte işletmelerde çalıştırılabilecek çırak oranı konusunda yüzde ontavan sınırlamasının kaldırılmasının, çocukların asıl işgücüne dönüşmesine yolaçacağı, bu durumun, Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Sanayi İşyerlerineAlınacak Çocukların Asgari Yaş Sınırını Belirleyen 59 Sayılı UluslararasıÇalışma Sözleşmesi'ne aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 5.,10., 17., 42., 65. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyledava konusu kural Anayasa'nın 41. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Davakonusu kuralla değişiklik yapılan 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu'nun 18.maddesi, işletmelerde meslek eğitimini düzenlemektedir. Söz konusu maddeninbirinci fıkrasıyla, on ve daha fazla personel çalıştıran işletmelere,çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az, yüzde onundan da fazlaolmamak üzere mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumu öğrencilerine becerieğitimi yaptırmaları zorunluluğu getirilmiştir. Kural, sözü edilen maddeninbirinci fıkrasıyla işletmelerin beceri eğitimi yaptırmak zorunda olduklarıöğrenci sayısına getirilen yüzde onluk üst sınırın kaldırılmasını öngörmektedir.
Anayasa'nın 41. maddesinin dördüncü fıkrasında, devletin, hertürlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almakla yükümlüolduğu kurala bağlanmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 42. maddesinin beşincifıkrasında, ilköğretimin, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu ve devletokullarında parasız olduğu hükmü yer almaktadır.
9.12.1994günlü, 4058 sayılı Kanunla onaylanan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına DairSözleşme'nin 28. ve 32. maddelerinde, çocuğun eğitim hakkının varlığı kabuledilmekte, taraf devletlere, ilköğretimin parasız ve zorunlu yapılması,ortaöğretim sistemlerinin genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzereörgütlenmesi, eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütünçocuklar için elde edilir hale getirme ve çocuğun ekonomik sömürüye veeğitimine zarar verecek nitelikte çalıştırılmasına karşı koruma yükümlülüğügetirilmektedir.
26.11.1992günlü, 3849 sayılı Kanunla onaylanan Sanayi İşyerlerine Alınacak ÇocuklarınAsgari Yaş Sınırını Belirleyen 59 Sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi'nin 2.maddesinde, on beş yaşın altındaki çocukların kamu ve özel sektör sanayiişletmelerinde ya da bunların alt birimlerinde çalıştırılamayacağı kuralıbulunmakta; 3. maddesinde ise bu kuralın kamu makamları tarafından denetlenmekkaydıyla teknik okullarda çocuklar tarafından yapılan işlere uygulanmayacağıbelirtilmektedir.
Yine,26.11.1992 günlü, 3850 sayılı Kanunla onaylanan İnsan KaynaklarınınDeğerlendirilmesinde Mesleki Eğitim ve Yönlendirmenin Yeri Hakkındaki 142Sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi'nin 1. maddesinde, her üyenin buSözleşme'de belirtilen hedefleri dikkate alarak, resmî eğitim sistemi içindeveya bunun dışında yer alacak şekilde, genel, teknik ve mesleki eğitime, eğitimve mesleki rehberliğe ve mesleki eğitime ilişkin açık, esnek ve tamamlayıcısistemleri oluşturup geliştireceği kuralı yer almaktadır.
Anayasa'nın41. ve 42. maddelerinde benimsenen ilkelerle öz yönünden bir farklılıkiçermeyen söz konusu uluslararası sözleşmelerde, çocuğun temel eğitim vemesleki-teknik eğitim hakkı kabul edilerek, taraf devletlere bu haklarıngereğini yerine getirme ve çocuk emeğinin sömürüsünü önleme ödevi yüklenmiştir.
Becerieğitimi, mesleki ve teknik okullarda okuyan öğrencilerin eğitimlerinin birparçası olup, okullarda öğrendikleri teorik bilgileri uygulamayaaktarabilmelerini sağlamaktadır. On ve daha fazla işçi çalıştıranişletmelerin beceri eğitimi yaptırmakla yükümlü kılındıkları öğrenci sayısınagetirilen yüzde on üst sınırının kaldırılmasıyla, beceri eğitimi verilenortamların artırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarladeğişikliğin, uluslararası sözleşmelerle çocuklara tanınan mesleki ve teknikeğitim hakkının işlevselleştirilmesine yönelik olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 41. ve 42. maddelerine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
FulyaKANTARCIOĞLU, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Engin YILDIRIM bugörüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın5., 10., 17., 65. ve 90 maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun'un 13. Maddesiyle 16.8.1997 Günlü, 4306 SayılıKanun'un Geçici 1. Maddesinin (A) Fıkrasının (2) Numaralı Bendinin (c) AltBendinde Yer Alan 'sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim' İbaresinin 'ilköğretimve ortaöğretim' Şeklinde Değiştirilmesi ve Maddede Yer Alan 'sekizyıllık kesintisiz' İbarelerinin Madde Metninden Çıkarılmasına İlişkinHükmün İncelenmesi
Davadilekçesinde, ilköğretimin kademelendirilmesini öngören 222 sayılı Kanun'un 7.maddesi ile 1739 sayılı Kanun'un 25. maddesinin birinci fıkrasına ilişkinAnayasa'ya aykırılık iddiaları bu kural yönünden de tekrarlanmış ve kuralın, Anayasa'nın 2.,5., 10., 14., 17., 24., 27., 42., 65. ve 163.maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Davakonusu kuralla değişiklik yapılan 4306 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi, zorunluilköğretimin sekiz yıla çıkarılması nedeniyle ihtiyaç duyulan ek giderlerinkarşılanması amacıyla ihdas edilen ve vergi benzeri mali yüküm niteliğindeolan eğitime katkı payının tarhı, tahakkuku, tahsili ve harcanmasına ilişkinusul ve esasları düzenlemektedir. Dava konusu kuralla, 4306 sayılı Kanun'ungeçici 1. maddesinin muhtelif yerlerinde geçen 'sekiz yıllıkkesintisiz' ibareleri madde metninden çıkarılarak kuralın 222 sayılıKanun ile 1739 sayılı Kanun'da yapılan diğer değişikliklerle uyumlu halegelmesi sağlanmıştır. Öte yandan değişiklikle, eğitime katkı payı gelirlerininsadece ilköğretim giderleri için değil, ortaöğretim giderleri için deharcanabilmesi olanaklı hale getirilmiştir.
Davakonusu kural, sekiz yıllık kesintisiz ilköğretimin, dört yıl süreli vezorunlu ilkokul, dört yıl süreli ve zorunlu ortaokul şeklindekademelendirilmesini öngören kurallarla bütünlük sağlama amaçlı olarak yapılanşekli düzenleme niteliği taşıdığından, 222 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve 1739sayılı Kanun'un 25. maddesinin birinci fıkrası için belirtilen gerekçeler bukural yönünden de geçerlidir.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 42. maddesine aykırı değildir.İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,Anayasa'nın 2., 5., 10., 14., 17., 24., 27., 65.ve 163. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 14. Maddesiyle Değiştirilen 2547 Sayılı Kanun'un 45.Maddesinin (a),(b), (c), (d) ve (e) Bentleri İle (f) Bendinin Birinci Cümlesinde YerAlan ''ile ortaöğretimin tamamını yurt dışında tamamlayanöğrencilerin'' İbaresinin İncelenmesi
1-(a) ve (b) Bentlerinin İncelenmesi
a-Kuralların Anlam ve Kapsamı
2547sayılı Kanun'un 45. maddesinin (a) bendiyle yükseköğretim kurumlarına giriş veyerleştirme işlemlerinin usul ve esaslarının belirlenmesi hususundaYükseköğretim Kuruluna (YÖK) yetki verilmiştir. YÖK, yükseköğretim kurumlarınagiriş ve yerleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlerken, imkân vefırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır.
Maddenin(b) bendinin birinci cümlesiyle yükseköğretim kurumlarına girişin merkezi sınavlaolacağı kurala bağlanmış ve uygulanacak sınavın esaslarını belirlemesihususunda YÖK yetkili kılınmıştır. Anılan bendin ikinci cümlesinde, yerleştirmepuanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarılarının dikkatealınacağı belirtildikten sonra üçüncü ve dördüncü cümlelerinde, ortaöğretimbaşarı puanının nasıl hesaplanacağı açıklanmıştır. Buna göre, ortaöğretimbitirme başarı notlarının en küçüğü ikiyüzelli, en büyüğü beşyüz olmak üzereortaöğretim başarı puanına dönüştürülmesi ve ortaöğretim başarı puanının yüzdeonikisinin yerleştirme puanı hesaplanırken merkezî sınavdan alınan puanaeklenmesi öngörülmüştür.
2547sayılı Kanun'un 45. maddesinin önceki şeklinde yükseköğretime giriş içinyapılacak sınava eklenecek ortaöğretim başarı puanının hesaplama yönteminin YÖKtarafından belirlenmesi söz konusu iken dava konusu kuralla ortaöğretim başarıpuanının ne şekilde hesaplanacağı doğrudan Kanunla düzenlenmek suretiyle YÖK'ünbu yetkisi kaldırılmıştır.
b-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
aa-Anayasa'nın 131. Maddesi Yönünden İnceleme
Davadilekçesinde, merkezî sınav notunu etkileyecek ortaöğretim başarı puanınıhesaplama yöntemini belirleme yetkisinin YÖK'e bırakılması anayasal birzorunluluk olduğu halde bu hususun doğrudan kanunla düzenlendiği belirtilerekkuralların, Anayasa'nın 131. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın131. maddesinin birinci fıkrasında, YÖK'ün görevleri; yükseköğretimkurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırmafaaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkelerdoğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilenkaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarınınyetiştirilmesi için planlama yapmak şeklinde sayılmıştır.
Anayasa'dayükseköğretim kurumlarına girişte uygulanacak merkezî sınav notunu etkileyecekortaöğretim başarı notunun hesaplama yöntemini belirleme yetkisinin YÖK'e aitolduğu yolunda doğrudan bir hüküm bulunmadığı gibi dolaylı olarak da bunuzorunlu kılan herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Kanun koyucunun, yasamayetkisinin genelliği ilkesi gereğince, yükseköğretim kurumlarına girişteuygulanacak merkezî sınav notunu etkileyecek ortaöğretim başarı puanını hesaplamayöntemini doğrudan kanunla belirlemesinde Anayasa'ya aykırı bir yönbulunmamaktadır.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 131. maddesine aykırı değildir.
bb-Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme
Davadilekçesinde, 6287 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle, önceki sistemde uygulananortaöğretim başarı puanının hesaplanmasında, mezun olunan okulun ağırlık puanıhesaba dâhil edilirken, yeni sistemde bu uygulamadan vazgeçilmesinin, SeviyeBelirleme Sınavında (SBS) başarı göstererek Anadolu, Fen ve Sosyal BilimlerLiselerini kazanarak yükseköğretime girişte ek puan almaya hak kazananöğrencilerin kazanılmış haklarının ihlali sonucunu doğurduğu, zor koşullarabağlı, müfredatı da ağır olan bu lise öğrencileriyle daha esnek kurallara bağlıokulların öğrencilerinin eşitlenmesinin, devlete ve eğitim sistemine güvenizedelendiği ve bu yolla hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerindenbirisini oluşturmaktadır. Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarındagenel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylereuygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış birhaktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olankurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir.Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmişve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır.
Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük beklenen haklar, kazanılmışhak niteliği taşımadığından, 6287 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceortaöğretimde okuyan kişilerin, yükseköğretime giriş sınavında dikkate alınmasıgereken ortaöğretim başarı puanının hesaplama yöntemi yönünden kazanılmışhaklarından söz edilebilmesi olanaklı değildir.
Diğertaraftan, hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından biri olan hukuk güvenliği ilekişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliğiilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kanunlarınuzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş veişlemlere girişen bireyin, bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşanbeklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir. Ancak, hukuki güvenlikilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmaz. Bir beklentininhukuken koruma görebilmesi için, meşru (haklı) beklenti seviyesine ulaşmasıgerekmektedir. Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacakölçüt, 'hakkaniyet'tir. Hakkaniyet, Medeni Kanun'da düzenlenmişolup, hâkime takdir hakkı tanınan durumlarda, hâkimin bu takdir hakkını somutolayın özelliklerine uygun olarak ve adalet ilkelerini gözeterek kullanmasıanlamına gelmektedir. Her ne kadar hakkaniyet kavramı daha çok medeni hukukalanında işlense de aynı zamanda hukukun genel bir ilkesi olduğundan, anayasayargısında da dikkate alınmalıdır. Kanun koyucu da tıpkı mahkemeler gibi takdiryetkisi kullanırken hakkaniyeti gözetmekle yükümlüdür. Nitekim AnayasaMahkemesi birçok kararında hukuk devleti ilkesini tanımlarken 'hakkaniyetölçütünün gözetilmesini' hukuk devletinin unsuru olarak saymaktadır.
Buitibarla dava konusu kuralın yürürlüğe girdiği tarihte lisede okuyanların,önceki sistemin uygulanacağı yolundaki beklentilerini korumamış olmasının hakkaniyetölçütüyle bağdaşıp bağdaşmadığının tespiti gerekir.
6287sayılı Kanun'un gerekçesinde, katsayı uygulamasının alan dışı tercih yapmayıengellemesi, ortaöğretim öğrencilerinin istikballerine ilişkin bir konudatercihte bulunamamaları veya önceki yıllardaki tercihlerini değiştirememeleri,kişisel başarının yerini katsayı farklılaştırmaları ile türetilmiş vekurgulanmış bir başarının alması, hak edilen ve kazanılan puanların yoksayılarak sistemin çalışkan ve başarılı öğrencilerin aleyhine işlemesi gibiolumsuz sonuçlar doğurduğu, farklı katsayı uygulamasının kaldırılmasınınkişisel başarının öne çıktığı bilgi ve gayrete dayalı gerçek rekabete veeşitliğe uygun bir ortam hazırlayacağı, diğer taraftan, mesleki eğitimindesteklenmesi ve geliştirilmesinin günlük siyasi bir tercih olmayıp açık birdevlet politikası olduğu, oysa farklı katsayı uygulamasının meslekiortaöğretimdeki öğrenci profili üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğu ve başarılıöğrencilerin bu liselere yönelmesini engellediği, bu okullardan mezunöğrencilerin lisans programlarına yerleşme oranlarını azalttığı, dolayısıylamesleki eğitimin desteklenmesi, geliştirilmesi ve özendirilmesi için de katsayıfarklılaştırılmasının kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.
Kanunkoyucu tarafından, meslek liselerine yönelimi azalttığı ve adaletsiz sonuçlardoğurduğu değerlendirilen katsayı uygulamasına son verilmesi amacıyla davakonusu kuralın ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Kuralın, adil olmadığı düşünülenönceki yükseköğretime giriş sınav sisteminin değiştirilmesi amacıyla ihdasedildiği gözetildiğinde, 6287 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 11.4.2012tarihinde lisede okuyan öğrencilerin, önceki sistemin uygulanacağı yolundakibeklentilerinin korunmamasının hakkaniyete aykırı düşmediği ve bu beklentininmeşru beklenti seviyesine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Bununlabirlikte, kanun koyucu takdir yetkisini kullanarak, 12.7.2012 günlü, 28351sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle aynı tarihte yürürlüğe giren 6353sayılı Kanun'un 10. maddesiyle, 2547 sayılı Kanun'a geçici 63. madde ekleyerek2012 yılı için eski puanlama sisteminin uygulanmasını öngörmüş ve bu suretleKanun'un yürürlüğe girdiği tarihte lise son sınıfta okuyanların beklentilerinikorumuştur.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir.İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların,Anayasa'nın 10., 11. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2-(c) Bendi ile (f) Bendinde Yer Alan ''ile ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin'' İbaresinin İncelenmesi
Davadilekçesinde, ortaöğretim kurumlarını birincilikle bitiren adaylar için ekkontenjan belirlenmesinin ve ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayanöğrencilerin yükseköğretime girişte genel, kapsayıcı ve herkes için uygulanangenel kuraldan ayrık tutulmalarının eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, hiçbir ölçügetirilmeden, ilkeye yer verilmeden, çerçeve çizilmeden okul birincileri içinek kontenjan belirleme ve yerleştirme yetkisi ile ortaöğretimlerinin tamamınıyurt dışında tamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usul veesaslarını belirleme yetkisinin YÖK'e bırakılmasının, yasama yetkisinin devriniteliğinde olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 7., 10. ve 87.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2547 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (c) bendinde,Yükseköğretim Kurumuna, ortaöğretim kurumlarını birincilik ile bitiren adaylar içinmevcut kontenjanların yanı sıra ek kontenjan belirleme yetkisi verilmiş, davakonusu kuralın da yer aldığı (f) bendinde de ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usul veesaslarının YÖK tarafından belirleneceği kurala bağlanmak suretiyle buöğrencilerin yükseköğretime geçişinde farklı kurallar belirlenmesine olanaktanınmıştır.
Anayasa'nın10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar içinsöz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir.Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işlemebağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayrım yapılmasını veayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden ayrı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler yada topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlaraynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nınöngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz.
Kanun'ungenel gerekçesinden, ortaöğretimi birincilikle bitiren öğrencilereyükseköğretime girişte ek kontenjan ayrılmasının, ortaöğretimdeki başarılıöğrencilerin desteklenmesi amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kanunkoyucunun, başarıyı özendirmek ve desteklemek amacıyla başarılı öğrencilereyönelik belirli avantajlar sağlaması, söz konusu avantajlardan yararlanmaölçütünün objektif esaslara göre belirlenmiş olması şartıyla eşitlik ilkesineaykırılık oluşturmaz. Dava konusu (c) bendinde de, ek kontenjandan yararlanmadaobjektif bir ölçüt olarak okul birinciliği esas alındığından eşitlik ilkesineaykırılık söz konusu değildir. Ayrıca, her ülkenin eğitim sistemi birbirindenfarklı olduğundan, yabancı ülkelerdeki ortaöğretim kurumlarından mezun olanöğrencilerin Türkiye'deki ortaöğretim kurumundan mezun olan öğrencilerle aynıdurumda olduklarını söylemek olanaksızdır. Bu nedenle, YÖK'e, okul birincileriiçin ek kontenjan belirleme ve ortaöğretimlerinin tamamını yurt dışındatamamlayan öğrenciler için yükseköğretime girişlerinde farklı usul ve esaslarbelirleme yetkisi verilmiş olması, eşitlik ilkesini zedelememektedir.
Öte yandan, Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarının sayısı ileyükseköğretim kurumlarının imkânları ve kontenjanları dikkate alınarak okulbirincilerine ne kadar ek kontenjan ayrılacağının hesaplanması ve ortaöğretimintamamını yurtdışında tamamlayanların yükseköğretime giriş ve yerleşmeişlemlerinin detaylarına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi, teknik veuzmanlık gerektiren bir mesele olup kanun koyucunun bu konudaki yetkiyi idarimakamlara bırakmış olması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılıkoluşturmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallarAnayasa'nın 7., 10. ve 87. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerininreddi gerekir.
3-(d) ve (e) Bentlerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, mesleki ve teknik eğitim verenliselerin öğrencilerine önlisans programlarına sınavsız geçiş hakkı, önlisansprogramlarından mezun olan öğrencilere de lisans programlarına dikey geçişhakkı tanınarak meslek liseliler için, genel liselerde bulunmayan ayrıcalıklıbir durumun yaratıldığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 10. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Maddenin (d) bendiyle, mesleki ve teknik ortaöğretimkurumlarından mezun olan öğrencilerin, istedikleri takdirde bitirdikleriprogramın devamı niteliğinde veya bunlara en yakın olan mesleki ve teknikönlisans programlarına sınavsız olarak yerleştirilmeleri olanağı getirilmiş;(e) bendiyle ise önlisans mezunları için, ilişkili lisans programlarındabelirlenmiş kontenjanın yüzde onunu geçmeyecek şekilde YÖK kararı ile her yıldikey geçiş kontenjanı ayrılması ve bu yolla önlisans mezunlarının belli birbölümünün meslekleriyle ilgili lisans programlarına yerleştirilmeleri mümkünkılınmıştır.
Dava konusu düzenlemenin amacının, mesleki eğitimkurumlarının cazip hale getirilmesi ve bu nitelikteki okullara yöneliminartırılması olduğu anlaşılmaktadır. Mesleki ve teknik eğitim kurumları, işdünyasının ihtiyaç duyduğu yüksek nitelikli ara insan gücünün karşılanmasıamacıyla faaliyet gösteren kurumlar olup bu yönüyle diğer eğitim kurumlarındanayrılmaktadırlar. Amaçları yönünden farklı konumda oldukları açık olan meslekieğitim kurumları ile diğer eğitim kurumları arasında eşitlik karşılaştırmasınınyapılmasına olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallarAnayasa'nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
H- Kanun'un 16. Maddesiyle 2547 Sayılı Kanun'a Eklenen GeçiciMadde 61'in İncelenmesi
Davadilekçesinde, 6287 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle 2547 sayılı Kanun'a eklenenGeçici Madde 61 ile, halen meslek ve teknik liselerde okuyan öğrencilerin,kendi alanlarında bir yükseköğretim kurumunu tercih etmeleri halinde eski kanunhükmü uygulanmaya devam edilerek kazanılmış hakları korunduğu halde zorlu birsınavdan geçerek anadolu, fen ve sosyal bilimler liselerinin halen 1., 2. ve 3.sınıflarında öğrenim gören öğrencilerin haklarının korunmamasının 'hukukdevleti' ve 'eşitlik' ilkeleriyle çelişeceğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2547sayılı Kanun'un 45. maddesinin önceki metnine göre bir mesleğe yönelikprogramlar uygulayan liselerin mezunlarının, aynı alanda olup YÖK tarafındanbelirlenen yükseköğretim kurumlarından birini tercih etmeleri durumunda, başarınotları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyledeğerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenmekte iken, 6287 sayılı Kanunlayapılan değişiklikle, mesleki ve teknik eğitim yapan lise öğrencilerine yükseköğretimegiriş sınavında ek puan verilmesi uygulamasına son verilmiştir.
Davakonusu kural, 6287 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle birmesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarında öğrenim görmekteolan öğrenciler bakımından ek puan uygulamasına devam edilmesini öngörmektedir.Buna göre, 6287 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 11.4.2012 tarihinde meslekliselerinde okuyan öğrencilere YÖK tarafından belirlenen aynı meslek dalındayer alan yükseköğretim programlarına yerleşmelerinde merkezî sınavlardan almışolduğu puanlara ilave edilecek ortaöğretim başarı puanı hesaplanmasında, bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümleriuygulanacaktır.
Meslekliselilere yükseköğretime geçişte ek puan verilmesi ile katsayı uygulamasıbirbirinden tamamen farklı uygulamalardır. Ek puan uygulaması, yalnızca meslekive teknik eğitim veren lise öğrencilerine, kendi alanlarıyla ilgili meslekiyükseköğretim programlarına yerleşmelerini teşvik etmek ve kolaylaştırmakamacıyla tanınan bir hak olup alanlarıyla ilgili mesleki ve teknikyükseköğretim programlarını tercih etmeleri haliyle sınırlıdır. Üniversiteyegiriş sınavına eklenecek ortaöğretim başarı puanını hesaplama yöntemi ve YÖKkararlarıyla geliştirilen katsayı uygulaması ise tüm öğrencileriilgilendirmektedir. 6287 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte meslekliselerinde okuyan öğrencilerin ek puan hakkını korumaya yönelik geçiş hükmüöngörüldüğü halde YÖK tarafından önceki mevzuata göre belirlenen ortaöğretimbaşarı puanını hesaplama yöntemi ile katsayı sisteminin lise 1., 2. ve 3.sınıflarda okuyan öğrenciler yönünden uygulanması yolunda herhangi bir geçişhükmü öngörülmemesi, her iki durumun birbirinden farklı olması nedeniyleeşitlik ilkesine aykırı görülemez.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 10. maddesine aykırı değildir. İptalisteminin reddi gerekir.
Kuralın,Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun'un 24. Maddesiyle 4734 Sayılı Kanun'aEklenen Geçici Madde 13'ün İncelenmesi
Davadilekçesinde, FATİH Projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımlarının 4734sayılı Kanun'un kapsamı dışına çıkarılmasıyla anılan Kanun'da öngörülen idareyeşikâyet, Kamu İhale Kurumuna itirazen şikâyet ve Kamu İhale Kurumu incelemesiile Kamu İhale Kurumu kararları üzerinden ihalelerin yargısal denetimininortadan kaldırılmasının amaçlandığı, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığına bağlıokulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarının bilişim teknolojisineilişkin mal ve hizmet alımları, 4734 sayılı Kanun kapsamından çıkarıldığı haldebaşka bilişim projeleri uygulayan diğer kamu kurum ve kuruluşlarına aitprojelerin kapsam dışına çıkarılmamasının eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Kanun'un24. maddesi ile 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na eklenen GeçiciMadde 13 ile, Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi(FATİH) Projesi kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik veHaberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmetalımları ile yapım işlerinde, 4734 sayılı Kanun'un ceza ve ihalelerdenyasaklama haricindeki hükümlerinin uygulanmaması öngörülmüştür. 4734 sayılıKanun'un uygulaması dışında bırakılan işler; yurtiçi üretimin ve katma değerinartırılması, teknoloji kazanımının sağlanması, daha önce yurt içinde üretimibulunmayan ürünlerin üretilebilmesi, yeni teknoloji ve ürünlere yönelikaraştırma-geliştirme faaliyetlerinin sürdürülmesi ve bilgi toplumuna geçişhedefleriyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulöncesi, ilköğretim veortaöğretim kademelerindeki okulların dersliklerine bilişim teknolojisidonanımı, yazılımı, ağ altyapısı ve internet erişim imkânının sağlanması,dersler için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda e-içerik temin edilmesi vee-içerik altyapısının oluşturulması, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullardagörev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim gören öğrencilere e-kitap, tabletbilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amacıyla FATİH projesi kapsamındayapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden ibarettir.
Maddeninson cümlesinde bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usul veesasların Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Millî EğitimBakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafındanmüştereken hazırlanacak yönetmelikle, rekabete açık olacak şekildedüzenleneceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygunolan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, heralanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin birbaşka gereği ise kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzereçıkarılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında kamu yararı kavramındanne anlaşılması gerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre, kamu yararı, genel birifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsalyararı ifade etmektedir.
Kanununamaç ögesi bakımından Anayasa'ya uygun sayılabilmesi için kanununçıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir.İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında biramaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımındanAnayasa'ya aykırı olduğu söylenebilir. Kanunkoyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasamabelgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir.
Devletharcamalarında 4734 sayılı Kanun'un uygulanmasını zorunlu kılan bir Anayasakuralı bulunmadığından, kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklı usullerbenimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak, bir mal ve hizmet alımıihalesinin 4734 sayılı Kanun'da öngörülen saydamlık, rekabet, eşit muamele,güvenirlik, gizlilik ve kamuoyu denetimi esas alınarak belirlenen usullerindışına çıkarılırken, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan kamu yararı amacıgözetilmelidir.
Davakonusu kuralın gerekçesinde, eğitimde FATİH Projesi kapsamında okullara veöğrencilere sağlanacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleriningerçekleştirilmesi, belirlenen sürede tamamlanabilmesi, proje hizmetlerininkesintisiz olarak öğrencilere eş zamanlı sunulabilmesi, ülkemizde bulunmayanteknolojilerin transferinin sağlanması ve proje konusu ürün ve hizmetlerinazami düzeyde katma değerle yurtiçi üretiminin temini amacıyla projenin Kamuİhale Kanunu kapsamı dışında tutulduğu belirtilmiştir.
Kamuİhale Kanunu'nda düzenlenen şikâyet ve itirazen şikâyet prosedürü, buKanun kapsamına giren ihaleler yönünden uygulanması öngörülen özel idaribaşvuru yolu niteliğinde olup, bu prosedürün varlığı diğer ihaleler yönündenidari ve yargısal başvuru yollarının kapatıldığı anlamına gelmemektedir. Kamuİhale Kanunu kapsamında olmayan ihalelerdeki hukuka aykırılıkların genelhükümler çerçevesinde idari ve yargısal başvurulara konu edilmesi mümkündür.
Sonuç olarak, FATİH projesi kapsamında kalan mal ve hizmetalımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılmasında kamu yararı amacıdışında bir amaç güdüldüğü saptanamadığından kuralda, Anayasa'nın 2. maddesineaykırılık söz konusu değildir.
Öte yandan, Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlikilkesinin bir unsuru olan eşit işlem görme hakkının öznesi bireyler ve bireylertarafından oluşturulan topluluklar olup, kamu otoriteleri bu hakkın öznesideğildir. Kamu otoritelerinin hak, yetki, görev ve sorumluluklarının ne şekildedüzenleneceği kanun koyucunun takdirindedir. Devletin, kamu gücü kullananotoritelere eşit muamele etme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kanun koyucunun, biryetkiyi belli bir kamu otoritesine tanıyıp diğerlerine tanımaması eşitlikilkesine aykırılık oluşturmaz.
Açıklanannedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
J- Kanun'un 25. Maddesiyle 5018 Sayılı Kanun'aEklenen Geçici Madde 20'nin İncelenmesi
Davadilekçesinde, bütçenin yıllık olması ilkesinden farklı bir süre ve usulbenimsenebilmesi için harcamanın, kalkınma planları ile ilgili yatırımlara veyabir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetlere ilişkin olması gerektiği oysa,internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için yapılacak mal vehizmet satın alma işlerinin, kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya biryıldan fazla sürecek iş ve hizmetler kapsamında olmadığı, Millî EğitimBakanlığınca uygulanan FATİH projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmetalımlarında birden fazla yıla yaygın yüklenmelere girişilmesine olanaktanındığı halde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen bilişim projeleriyönünden bu şekilde bir olanağın sağlanmamasının eşitlik ilkesine aykırılıkoluşturduğu, FATİH Projesinin 2007-2013 dönemini kapsayan Dokuzuncu KalkınmaPlanı'nda yer almadığı ve söz konusu Plan hedefleriyle uyumlu olmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 10., 161. ve 166. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
5018sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu mali yönetiminin yapısını veişleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm maliişlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolünüdüzenlemektedir. Anılan Kanun'da, merkezî yönetim bütçesinin yıllık olmasıöngörülmüştür. Bununla birlikte söz konusu Kanun'un 28. maddesinde bütçeninyıllık olması ilkesine bazı istisnalar getirilmiştir.
Davakonusu kuralla, bütçenin yıllık olması ilkesine yeni bir istisnagetirilmektedir. Buna göre, FATİH Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığınabağlı okullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması içinMillî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üstyöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmeleregirişilebilmesi olanaklı hale getirilmiştir. İstisnanın uygulanacağı süre 2015yılı sonuyla sınırlı tutulmuştur.
Davakonusu kural, Kanun'un 24. maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanun'a eklenenGeçici Madde 13 için belirtilen gerekçelerle Anayasa'nın 10. maddesine; 222 sayılı Kanun'un 3. maddesi ve 1739 sayılı Kanun'un 22. maddesi içinaçıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 166. maddesine aykırı değildir.
Anayasa'nın161. maddesinin birinci fıkrasında, devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleridışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamalarının, yıllık bütçeyle yapılacağıkuralı getirilmiş; üçüncü fıkrasında ise kanunla, kalkınma planları ile ilgiliyatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre veusullerin öngörülebileceği düzenlenmiştir. Anayasa koyucu, bu iki tip harcamayönünden bütçenin yıllık olması ilkesine istisna getirilebileceğini belirtmeklebirlikte bu sürenin ne kadar uzatılabileceğine ilişkin herhangi bir hükme yervermeyerek, bu konudaki takdiri kanun koyucuya bırakmıştır.
FATİHprojesi, okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okullardabulunan 570.000 dersliğe dizüstü bilgisayar, LCD panel etkileşimli tahta veinternet ağ altyapısı sağlamayı amaçlayan ve beş yılda tamamlanması planlananbir proje olup bu projenin, Anayasa'nın 161. maddesinin üçüncü fıkrasıanlamında bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmet niteliğinde olduğuanlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Fatih projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmetalımlarında birden fazla yıla yaygın yüklenmelere girişilmesine olanak tanıyandava konusu kural, Anayasa'nın 161. maddesine aykırı değildir. İptal istemininreddi gerekir.
SerruhKALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, ZehraAyla PERKTAŞ ile Recep KÖMÜRCÜ bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
30.3.2012 günlü, 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
1-1. maddesiyle değiştirilen 5.1.1961 günlü, 222 sayılı İlköğretim ve EğitimKanunu'nun 3. maddesine,
2- 2. maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 7. maddesine,
3-3. maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesine,
4-7. maddesiyle değiştirilen 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Milli Eğitim TemelKanunu'nun 22. maddesine,
5-8. maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 24. maddesinin son cümlesine,
6- 9.maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 25. maddesinin mülga birincifıkrasına,
7-12. maddesiyle 5.6.1986 günlü, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 18.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundan fazla' ibaresininmadde metninden çıkarılmasına ilişkin hükme,
8-13. maddesiyle 16.8.1997 günlü, 4306 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (A)fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan 'sekiz yıllıkkesintisiz ilköğretim' ibaresinin 'ilköğretim ve ortaöğretim'şeklinde değiştirilmesi ve maddede yer alan 'sekiz yıllık kesintisiz'ibarelerinin madde metninden çıkarılmasına ilişkin hükme,
9- 14. maddesiyle değiştirilen, 4.11.1981 günlü, 2547 sayılıYükseköğretim Kanunu'nun 45. maddesine,
10-16. maddesiyle 2547 sayılı Kanun'a eklenen Geçici Madde 61'e,
11- 24. maddesiyle 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'naeklenen Geçici Madde 13'e,
12-25. maddesiyle 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi veKontrol Kanunu'na eklenen Geçici Madde 20'ye,
yönelikiptal istemleri, 20.9.2012 günlü, E.2012/65, K.2012/128 sayılı kararlareddedildiğinden, bu madde, fıkra, cümle ve hükümlere ilişkin yürürlüğündurdurulması isteminin REDDİNE, 20.9.2012gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
30.3.2012 günlü, 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
1-1. maddesiyle değiştirilen 5.1.1961 günlü, 222 sayılı İlköğretim ve EğitimKanunu'nun 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 2. maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 7. maddesinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3-3. maddesiyle değiştirilen 222 sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
4-7. maddesiyle değiştirilen 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Milli Eğitim TemelKanunu'nun 22. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5-8. maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 24. maddesinin son cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6- 9.maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanun'un 25. maddesinin mülga birincifıkrasının;
a- 'Ortaokulve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlıseçmeli ders olarak okutulur.' biçimindeki üçüncü cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ileMehmet ERTEN'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
7-12. maddesiyle 5.6.1986 günlü, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 18.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundan fazla' ibaresininmadde metninden çıkarılmasına ilişkin hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman AlifeyyazPAKSÜT ile Engin YILDIRIM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
8-13. maddesiyle 16.8.1997 günlü, 4306 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (A)fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan 'sekizyıllık kesintisiz ilköğretim' ibaresinin 'ilköğretim veortaöğretim' şeklinde değiştirilmesi ve maddede yer alan 'sekizyıllık kesintisiz'ibarelerinin madde metninden çıkarılmasına ilişkin hükmünAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
9- 14. maddesiyle değiştirilen, 4.11.1981 günlü, 2547 sayılıYükseköğretim Kanunu'nun 45. maddesinin, (a), (b), (c), (d) ve (e) bentleriile (f) bendinin birinci cümlesinde yer alan '' ile ortaöğretimintamamını yurt dışında tamamlayan öğrencilerin '' ibaresinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
10-16. maddesiyle 2547 sayılı Kanun'a eklenen Geçici Madde 61'in Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11- 24. maddesiyle 4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'naeklenen Geçici Madde 13'ün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
12-25. maddesiyle 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi veKontrol Kanunu'na eklenen Geçici Madde 20'nin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Recep KÖMÜRCÜ'nün karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
20.9.2012gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
Davakonusu kural; Milli eğitime bağlı okullarda internet erişim hizmetleri ve ağalt yapısının sağlanması için ilgili bakanlıkların 2015 yılı sonuna kadar(Nisan 2012-Aralık 2015 arası) yapılacak mal ve hizmet alım ve yapım işlerindeüst yöneticinin onayı ile 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmeleregirişilmesini olanaklı hale getirmektedir.
Kuralıngerekçesinde de, sağlanacak hizmetin hızlı, sürekli ve ekonomikliğinin sağlanmasıiçin, alım ve yapım işlerine ilişkin sözleşmelerin uzun süreli olması gerektiğiifadesi dışında, öngörülen uzun süreçli yüklenme ile kamusal yarar arasıilişkinin ve tercih nedenlerini belirleyecek anlam ve kapsamına yönelik net biranlatıma rastlanılmamıştır.
Anayasa'nın161. maddesi üçüncü fıkrası bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özelsüre ve usullerin bütçe uygulama, kontrol kanununa konulabileceği izninivermiştir ancak esas olan devletin tüm harcamalarının yıllık bütçe ile yapılmasıistisnai hallerde de özel süreler öngörülebilmesidir.
Kuralkapsamında yapılması düşünülen işin, internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması ve yapımının Milli eğitime bağlı tüm okulları kapsamasınedeniyle bir an için yıllık bütçe içinde planlanmasının olası olmadığısöylenebilir. Ancak yasanın yürürlüğünden itibaren 4 yıl boyunca yapılacak herihalede alım ve yapım hizmet iş karşılığının bir üst yönetici (makam kimliğibelirsizdir) onayı ile devlet hizmet hayatında azımsanmayacak bir süreyi içinealacak şekilde (15 yıl kadar) süreyle iptal konusu kuralın işgal ettiğiinternet hizmeti ve ağ alt yapısının sağlanması konusunda devlete ve bütçesinesürekli bir yükümlülük getirdiği düşünüldüğünde, bugünün üst yöneticisininimzası ile Milli Eğitim ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığıncaaynı konu hakkında yarın için gelecek hükümetlerinin kamu yararı takdiriniblokeleyerek olumlu olumsuz yeni bir tasarruf yapmasını adeta olanaksızkılmaktadır.
Hukukdevletinde bir kural, yöneticilerine uzun süreli geleceğe imza atma yetkisiniverirken, edinilecek hizmet karşılığının, yaygın yüklenmeye esas olan meşruamaç ve yarar dengesini, esas alınan marjinal faydayı, istisnadan yararlanmakiçin yıllık bütçe plan tekniğini aşma zorunluluğu getiren nedenlerini, bunaimkan veren yasa ve gerekçesinde sistematik yoruma elverişli, açık ve net birşekilde anlatabilmelidir.
Kuraldageçen üstlenilen yada yararlanılacak konu bir teknoloji hizmetidir. Çağımızda,ortalama her altı ayda bir teknoloji kapasitelerinin ve yeniliklerinin misliile çoğaltıldığı ya da amacı güdüldüğü bilinen bir gerçektir. 15 uzun yılsonuna yayılmış hizmet alım/yapımları tamamlandığında 15 yıl önce yapılmış birihale ile edinilmiş hizmetin demode, çağdışı, güncelden uzak olmadığınısöyleyecek kimsenin olmayacağı da göz önüne alınırsa, bütçe tekniğini kuraldayer alan hali ile gerekliliği belirsiz şekilde işgal eden hizmetleilişkilendirilmiş bakanlıkların, gelecek tasarruflarını ipotek altına alan iptalkonusu kural amaca ulaşmada en elverişli yol değildir.
Hukukdevleti her alanda adaletli düzenin kurucusu olmak zorundadır. Alınmış birhizmetin 15 süreyle borcunun ödenmesi başka bir şey, 15 yıl boyunca ihaleedilmiş bir teknoloji hizmetinin bağımlısı ve zorunlu alıcısı kalmak bir başkaşeydir. Kuralın getirdiği bu yaygınlaştırılmış alım/yapım yükünü oluşturanyetki, kendisi iktidarda, yönetimde değilken bile gelecek bir siyasi oluşumunülke adına belirleyeceği tercih ve takdirin ve ihtiyaçların tespitlerinin önünegeçerek ihale edilmiş hizmete rehin verilmektedir.
Anayasasüreli bütçe uygulama yetkisi veriyorsa da, bu süre demokratik, çağıyla özdeşbir cumhuriyet ülkesinde, yeniliklere açık, çağdaş bir idarenin gelecekyöneticilerini, konusu sürekli bir değişim, kapasite artırım ve kullanım,öğrenim kolaylıkları sağlayan teknoloji hizmeti yükümlülükleri karşısında enelverişli, en gerekli, ve orantılıyı tercih edebilmek için makul sayılmayacakuzunluktaki bir süreyle kendini bağlı hissettirmemelidir.
İptaliistenen kuralın, her alanda adaletli, hakkaniyetli ve bireyine fırsat eşitliğiyaratan bir düzen kurmak zorunda olan hukuk devletinde, her an bir değişim veyeniliğe açık bir teknoloji ihalesi sonrasında makul olduğu kabul edilmeyecek15 yıl gibi uzun sayılabilecek bir süreyle idareyi yükümlülük altına sokmasıhukuk devletinin ölçülülük ilkesine aykırılık taşır.
KuralınAnayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile çoğunluk görüşünekatılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOYGEREKÇESİ
Yasa'nın9. Maddesinin İncelenmesi:
6287sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 1739 sayılı Kanun'un 25. maddesinin yenidendüzenlenen mülga birinci fıkrasında, 'İlköğretim kurumları; dört yıl süreli vezorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasındatercihe imkân veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşur.Ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarında lise eğitimini destekleyecek şekildeöğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersleroluşturulur. Ortaokul ve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizinhayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur. Bu okullarda okutulacakdiğer seçmeli dersler ile imam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar içinoluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir.' denilmektedir. Bunagöre ilköğretim kurumları, her ikisi de dört yıl ve zorunlu olan ilkokullar veortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşmaktadır. Davacılar tarafındanbu kuralın da iptali istenilmişse de 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu'nun 4.maddesi ile yüksek din uzmanları yetiştirilmek üzere İlâhiyat Fakültesi, imametve hitabet gibi din hizmetlerinin yerine getirilmesini sağlayacak memurlarınyetişmesi için de ayrı okullar kurulması öngörülmüş, söz konusu yasaya,Anayasa'nın 174. maddesinde sayılan hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuşeklinde anlaşılamayacak ve yorumlanamayacak yasalar arasında yer verilmiştir.Bu durumda Tevhidi Tedrisat Kanunu ile çizilen sınır ve öngörülen amaçdoğrultusunda imam-hatip okulları açılabilecektir. Ancak bu okullarınbelirtilen çerçevenin dışına çıkılarak diğer ortaokullara alternatifoluşturacak öğretim kurumlarına dönüştürülmeleri halinde Anayasal korumadanyararlanamayacakları açıktır. Uygulamanın Tevhidi Tedrisat Kanunu kapsamındayürütülmesi ise idarenin sorumluluğunda olup, Anayasal denetim alanı dışındakalan bir husustur.
Davakonusu kuralda ayrıca 'ortaokulları ile imam-hatip ortaokullarında liseeğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek gelişim ve tercihlerinegöre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokul ve liselerde Kur'an-ı Kerim ve Hz.Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur. Bu okullardaokutulacak diğer seçmeli dersler ile imam-hatip ortaokulları ve diğerortaokullar için oluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir'denilmektedir. Böylece ortaokul ve liselerde 'Kur'an-ı Kerim ve Hz.Peygamberimizin hayatı' dersleri, yasal korumaya alınarak Bakanlığınbelirleyeceği seçmeli derslere göre daha güvenceli ve imtiyazlı durumagetirilmektedir. Bu konuda diğer seçmeli derslerin belirlenmesinde olduğu gibiBakanlığın takdir yetkisi de bulunmamaktadır.
Anayasa'nın2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan lâiklik ilkesi,devletin bütün din ve inançlara saygılı ve eşit uzaklıkta olmasını gerektirir.Bunun sonucu olarak lâik bir devlette yasalar dini gerekler gözetilerek ya daherhangi bir dine ayrıcalık veya üstünlük tanıyacak biçimde düzenlenemez. Bubağlamda, devletin dini olmayacağı gibi 'Peygamberi'de olmaz. Dava konusukuralla seçimlik dersler arasında sadece İslâm dininin öğrenilmesine yönelikderslere yasal güvence sağlanmasının, farklı dinlere mensup vatandaşlararasında ayrımcılığa yol açarak lâiklik ilkesini zedeleyeceği açıktır. Ayrıca,Anayasa'nın 10. maddesine göre herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşit haklara sahip olduğundan, farklı dinleremensup vatandaşlara da aynı olanakların sağlanması eşitlik ilkesinin degereğidir. Toplumun büyük çoğunluğunun İslâm dinine mensup olması da yapılanayırımcılığın nedeni olarak kabul edilemez. Çağdaş demokrasiler çoğunlukçudeğil çoğulcu rejimlerdir. Anayasa'nın tanıdığı haklardan yararlanmadavatandaşlar arasında çoğunluğu oluşturup, oluşturmamalarına göre ayırım yapılamaz.
Öteyandan, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin dinin toplum içindeki yerinin veetkisinin farklılık gösterdiği ülkelerdeki somut olaylara ilişkin kararlarıgenelleştirilerek lâiklik ilkesine içerik kazandırılamaz. Anayasa Mahkemesikararlarında da belirtildiği gibi, düşünsel temellerini Rönesans ve aydınlanmadöneminden alan ve çağdaş demokrasilerin ortak değeri haline gelen lâiklikilkesinin amacı, bireye özgür düşünce olanağı vererek din ve vicdan özgürlüğününen geniş biçimde tanınması ve yaşama geçirilmesini sağlamak olduğundan, birdenetim aracı olarak lâiklik ilkesine içerik kazandırılırken sosyal ve kültürelfarklılıklar bir tarafa bırakılarak salt karşılaştırmalı hukuk açısından veörnek gösterilen ülkelerin vatandaşlarının mensup olduğu dinin özellikleri vetoplumsal yaşamda ne ölçüde belirleyici rol oynadığı gibi hususlar gözetilmedenyapılan değerlendirmelerle sonuca ulaşılmaya çalışılması, ülkemiz koşullarındaçoğulculuğa değil çoğunlukçuluğa hizmet edeceğinden demokratik devletin çağdaştanımı ile bağdaşmaz.
Davakonusu düzenleme, belli dine mensup olanların ihtiyaçlarına öncelik tanıyıp,diğerlerine bu olanağı vermediğinden Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen demokratik,lâik hukuk devleti ilkesi ve 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi ilebağdaşmamaktadır. Kural'ın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşünekatılmıyorum.
Yasa'nın12. Maddesinin İncelenmesi:
6287sayılı Kanun'un 12'inci maddesi ile, 5.6.1986 tarihli ve 3308 sayılı MeslekîEğitim Kanunu'nun 18. maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundanfazla' ibaresi madde metninden çıkarılarak fıkra, 'On ve daha fazla personelçalıştıran işletmeler, çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az,(yüzde onundan fazla) olmamak üzere meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumuöğrencilerine beceri eğitimİ yaptırır. Öğrenci sayısının tespitinde kesirlertama iblağ olunur.' biçimini almıştır. Böylece işletmelerdeki üst sınırkaldırılmış alt sınır ise korunmuştur. Bu sınırın kaldırılmasıyla işletmelerindaha ucuz olması nedeniyle çocuk iş gücüne yönelebilecekleri dikkatealındığında, yapılan düzenleme çocuk emeğinin sömürülmesine yol açabilecekniteliktedir. Anayasa'nın herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahip olduğunu belirten 17. maddesi ve 'Devlet, her türlüistismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır' diyen 41. maddesikarşısında çocuk istismarına neden olabileceği açıkça görülen dava konusukuralın koruma göremeyeceği ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşünekatılmıyorum.
Yasa'nın25. Maddesinin İncelenmesi:
6287sayılı Yasa'nın 25. maddesi ile 5018 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 20. maddede'Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH)Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara internet erişimhizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması ve Millî Eğitim Bakanlığı veUlaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadaryapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir.'denilmektedir. Buna göre Anayasa'nın 161. maddesinde belirtilen bütçenin yıllıkolması kuralına istisna getirilerek FATİH Projesi kapsamında Millî EğitimBakanlığına bağlı okullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısınınsağlanması için Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve HaberleşmeBakanlığınca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapımişlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygınyüklenmelere girişilebilmesi olanaklı kılınmıştır.
Anayasa'nın161. maddesinin birinci fıkrasında, devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleridışındaki kamu tüzelkişilerin harcamalarının, yıllık bütçeyle yapılacağı;ikinci fıkrasında mali yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesininhazırlanması, uygulanması ve kontrolünün kanunla düzenleneceği; üçüncüfıkrasında da kanunla, kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldanfazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usûllerin öngörülebileceğibelirtilmiştir.
Davakonusu kuralla düzenlenen internet erişim hizmetleri ve ağ alt yapısınınsağlanması için yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, Anayasa'nın161. maddesinin son fıkrası bağlamında iş ve hizmet olarakdeğerlendirilemeyeceğinden bu alımların, 'bir yıldan fazla sürecek iş vehizmetler' kapsamında kabûl edilmesine olanak bulunmamakta söz konusu alım veişlerin yıllık bütçeyle yapılması gerekmektedir.
Budurumda Anayasa'nın 161. maddesinin son fıkrasına aykırı olduğu sonucunavarılan kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOYGEREKÇESİ
I-İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un 9. maddesi ile değiştirilen Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 25.maddesinin iptali istenen mülga birinci fıkrasında;
'...Ortaokul ve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğebağlı seçmeli ders olarak okutulur'' denilmektedir.
Kuralile ortaokul ve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizinhayatının, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmasını öngören bir eğitimsistemi getirilmektedir.
Anayasa'nın 'Cumhuriyetin nitelikleri' başlıklı2.maddesinde;
'TürkiyeCumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insanhaklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.' kuralı yeralmaktadır.
Maddedeyer alan lâiklik ilkesi, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılmış veAnayasal olarak değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif bileedilemeyeceği de Anayasa'nın 4. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu ilkeninen temel niteliklerinden biride, Devletin, tüm din, mezhep ve inançlarkarşısında aynı uzaklıkta ve tam bir tarafsızlık içinde kalmak zorunda olmasıdır.
Anayasa'nın 'Kanun önündeeşitlik' başlıklı10. maddesinde;
'Herkes,dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir''
''Devletorganları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesineuygun olarak hareket etmek zorundadırlar.'hükümleri yer almaktadır.
Sözü edilen hükümlerde, herkesin din, mezhep ve inanç karşısındaeşit olduğu, Devlet organlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlikilkesine uygun hareket etmek zorunda oldukları öngörülmektedir.
Anayasa'nın 'Dinve vicdan hürriyeti' başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasında;
''
Kimse,' dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç vekanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.'' şeklindedüzenlemelere yer verilmektedir.
Fıkrada yer alan düzenlemelerle kimsenin dini inanç ve kanaatiniaçıklamaya zorlanamayacağı, dini inanç ve kanaatinden, dini inanç vekanaatinin gereklerini yerine getirip getirmemesinden dolayı kınanıpsuçlanamayacağı öngörülerek dini inanç ve kanaat özgürlüğü korunmuştur.
Yukarıda belirtilen kurallar, lâik Devlet anlayışının, kanunönünde eşitliği sağlamanın, din ve vicdan hürriyetinin Anayasa ile korunantemel ilkeler olduğunu göstermektedir.
Anayasa'da yer alan bu ilkeler gözetildiğinde, kanunların dinkuralları gözetilerek ya da bir dine ayrıcalık tanınarak düzenlenemeyeceği,Devletin, tüm din, mezhep ve inançlar karşısında aynı uzaklıkta ve tam birtarafsızlık içinde olması gerektiği, dini inanç ve kanaatlerin korunacağı,düzenlemelerin bu ilkelere uygun olarak yapılacağı konusunda kuşkubulunmamaktadır.
Kural ile ortaokul ve liselerde Kur'an-ı Kerim ve Hz.Peygamberimizin hayatının isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmak istenenbir eğitim sisteminin getirildiği, bu sistemde diğer ilahî Kitaplar vePeygamberlerin hayatının isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmak üzere yeralmadığı, bunlar arasında bir ayırımın yapıldığı anlaşılmaktadır. Kural buhaliyle Devletin tüm ilahî Kitaplar ve Peygamberler ile onlara inananlara karşıaynı uzaklıkta ve tarafsızlık içinde olması, belli bir ilahî Kitap ve Peygamberile ona inananlar yanında yer almaması gerektiğine ilişkin Anayasa'da öngörülenlâik Devlet anlayışına uymamaktadır.
Yine, Devlet organlarının din, mezhep ve inançlar karşısındaayırım yapmadan kanun önünde eşit davranma zorunluluğu, ilahî Kitaplar vePeygamberlerin hayatı ile onlara inananlar bakımından da geçerlidir. Bu durum,Anayasa'da yer alan eşitlik ilkesinin gereğidir.
Kuralda, sadece Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatınınisteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmak istenmesi, diğer ilahî Kitap vePeygamberlerle ilgili derslerin göz ardı edilmesi, lâik Devlet anlayışına veeşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Keza, kural uyarınca Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizinhayatının seçmeli ders olarak okutulmak istenmesi nedeniyle yapılacak olanseçme veya seçmeme yönündeki tercih, dini inanç veya kanaatin açıklanmasınaneden olacak ve bu tercih aynı zamanda kişiler arasında ayrışmaya da yolaçacaktır. Bu durum, kişilerin dini inanç ve kanaatlerini açıklamayazorlanamayacakları ilkesine ve dini inanç ve kanaatinden dolayı kınanıpsuçlanamayacakları kuralına aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenilen cümle, Anayasa'nın 2.maddesindeki demokratik, lâik devlet ilkesine, 10. maddesindeki eşitlikilkesine ve 24. maddesindeki dini inanç ve kanaat özgürlüğünün korunmasıyolundaki ilkeye aykırıdır, iptali gerekir.
II- İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un 25. maddesiyle Kamu Mali Yönetimi ve KontrolKanunu'na Eklenen Geçici 20. maddesinde;
'EğitimdeFırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesikapsamında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara internet erişim hizmetlerive ağ altyapısının sağlanması için Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma,Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmetalımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecekyıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir' hükmüne yer verilmektedir.
Maddeile FATİH Projesi kapsamında, internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısınınsağlanması için mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde, Millî EğitimBakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca yapılacakihalelerde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygınyüklenmeye girişilmesi öngörülmektedir.
Anayasa'nın 'Bütçeninhazırlanması ve uygulanması' başlıklı 161. maddesinde;
'Devletinve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamaları,yıllık bütçelerle yapılır.
Maliyıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması vekontrolü kanunla düzenlenir.
Kanun,kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş vehizmetler için özel süre ve usuller koyabilir.
Bütçekanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.' denilmektedir.
Maddede,Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzelkişilerininharcamalarının yıllık bütçelerle yapılacağı belirtildikten sonra, Kanununkalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş vehizmetler için özel süre ve usuller koyabileceği istisnasına da yerverilmiştir.
Buistisna, 5018 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenmiştir.
Kuraldabelirtilen, internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması içinyapılacak mal ve hizmet satın alma işleri, kalkınma planları ile ilgiliyatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler kapsamındaolmadığından ihtiyacın mali yıl içinde yıllık bütçelerle karşılanması gerekir.Bunlar için gereken yapım işleri ise, niteliği itibariyle yılı içindetamamlanamayacak türden olması nedeniyle yıllara yaygın hale gelir. Bu da 5018sayılı Kanun'un 28. maddesince değerlendirileceğinden 5018 sayılı Kanuna geçici20. maddesine ihtiyaç bulunmamaktadır.
5018sayılı Kanun 28. maddesinin ek dördüncü fıkrasında, bazı kiralamalarla mal vehizmet satın alma işlerinin 3 yılı geçmemek üzere yıllara yaygın yapılabileceğibelirtilmekte ise de; fıkradaki gelecek yıllara yaygın yüklenmeler, 'yılıbütçesinde ödeneğinin bulunması', 'Maliye Bakanlığından uygun görüşalınması' ve 'süresinin üç yılı geçmemesi' biçimindekoşullara bağlanmıştır.
İptaliistenen kural ile FATİH Projesi kapsamında, hiç bir koşula yer verilmeden MillîEğitim Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına, interneterişim hizmetleri ve ağ altyapısının temini için mal ve hizmet alımları, yapımişleri ve ilgili ihalelerde üst yöneticinin onayıyla 15 yıl gibi uzunca bir süreöngörülerek gelecek yıllara yaygın yüklenme yapma yetkisi verilmektedir.
Kuralda,FATİH Projesi kapsamında hiç bir koşulun yer almaması ve üst yöneticininonayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenme yapmaya imkan tanınmasıAnayasa'nın bütçenin hazırlanması ve uygulanması ile ilgili hükümlerineaykırılık oluşturmaktadır
Açıklanannedenlerle kural Anayasa'nın 161. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOYGEREKÇESİ
3308sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, kamu ve özel sektöre ait kurum, kuruluş ve işyerleri ile mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarındaki eğitim ve öğretimidüzenlemekte olup, 18. maddesinin birinci fıkrasıyla, on ve daha fazla personelçalıştıran işletmelere, çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az,yüzde onundan da daha fazla olmamak üzere mesleki teknik eğitim okul ve kurumunöğrencilerine beceri eğitimi yaptırmaları zorunluluğu getirmektedir.
30/3/2012tarihli ve 6287 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile yukarıda yer alan 'yüzdeonundan fazla' ibaresi yasadan çıkarılmıştır. İşletmelerinçalıştırmak zorunda oldukları stajyer öğrenci sayısına getirilen %10'luk üstsınırın kaldırılmasıyla mesleki eğitim almakta olan öğrencilerin beceri eğitimiyapma olanaklarının geliştirilmesinin amaçlandığını söyleyebiliriz. Bununlabirlikte, %10 tavan sınırlanmasının kaldırılması işletmelerde (öğrenci)çocukların asıl işgücü olarak çalıştırılması olasılığını getirdiğinde,(öğrenci) çocuk emeğinin istismarının ve sömürülmesinin önünü açabilir. Zaten,mülga düzenlemede bir üst sınıra yer verilmesinin temel amacı da bunuönlemekti.
BMÇocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 1. maddesinde, Sözleşme uyarınca çocuğauygulanabilecek olan yasaya göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç 18yaşına kadar her insanın çocuk sayılacağı belirtilmiştir. Aynı Sözleşme'nin 32.maddesi de taraf devletlere çocuğun ekonomik sömürüye ve eğitimine zararverecek nitelikte çalıştırılmasına karşı koruma yükümlülüğünü getirmektedir
Sanayiişyerlerine Alınacak Çocukların Asgari Yaş Sınırını Belirleyen 59 SayılıUluslararası Çalışma Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, 15 yaşın altındakiçocukların kamu ve özel sektör sanayi işletmelerinde veya bunların altbirimlerinde çalıştırılmayacağı kabul edilmiş, ancak bu kuralın kamu makamlarıtarafından denetlemek kaydıyla teknik okullarda çocuklar tarafından yapılanişlere uygulanmayacağı 3. maddede belirtilmiştir. Görüldüğü gibi buradaişletmelerde yapılacak olan beceri eğitimi değil, teknik okullarda çocuklartarafında yapılacak işler kast edilmektedir.
Herne kadar beceri eğitimin amacı (öğrenci) çocukların üretimin nasılgerçekleştiğini öğrenmelerine ve deneyim sahibi olmalarına yardımcı olmakolarak ifade edilse de, çocuğun işletmelerdeki üretim faaliyetlerinde asılişgücünün bir parçası olarak çalıştırılması ve bu nedenle emeğinin istismaredilmesi ve sömürülmesi durumu ortaya çıkabilecektir. Anayasa'nın 41.maddesinin dördüncü fıkrasında, devletin her türlü istismara ve şiddete karşıçocukları koruyucu tedbirleri almakla yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. Buhükmün, devleti çocuk emeğinin sömürüsünü önleyecek tedbirleri almakla yükümlükıldığı açıktır. Stajyer öğrenci sayısında hiçbir üst sınıra yer verilmemesigöreceli ucuz olan (öğrenci) çocuk emeğinin bazı işletmelerce alabildiğinceistismar edilmesine davetiye çıkartılması anlamına gelmektedir. Bu işletmelerbeceri eğitimi altında emek maliyetlerini düşürmek amacıyla kısmen veya tamamen(öğrenci) çocuk çalıştırma yoluna gidebilir.
Yukarıdabelirtilen nedenden dolayı, ilgili kuralın Anayasa'nın 41. maddesinin, sonfıkrasına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOYYAZISI
1-6287 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 18.maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'yüzde onundan fazla' ibaresinin maddemetninden çıkarılmasının Anayasa'ya aykırılığı:
Kuralla,Mesleki Eğitim Kanunu'nun işletmelerde meslek eğitimini düzenleyen 18.maddesinde yer alan, on veya daha fazla personel çalıştıran işletmelere,çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az, yüzde onundan fazlaolmamak üzere mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumu öğrencilerine becerieğitimi yaptırmaları zorunluluğu getiren hükümdeki üst sınır olan yüzde ontavanı kaldırılmaktadır. Buna göre, kuralın uygulandığı işletmeler,çalıştırdıkları personel sayısının yüzde yüzüne kadar öğrenciye beceri eğitimiyaptırma yükümlülüğü ile karşılaşabileceklerdir.
Anayasa'nın42. maddesinde eğitim ve öğrenim hakkı, 48. maddesinde çalışma ve sözleşmehürriyeti, 49. maddesinde ise çalışma hakkı ve ödevi düzenlenmiştir. Buhükümlerin birlikte değerlendirilmesinden Anayasanın, eğitim ve öğrenim hakkınınkullanılabilmesi bakımından çocuk işgücünün ekonominin asli bir öğesi halinegelmesine izin vermediği, işyerlerinin ekonomik gereklere göre güven içindefaaliyet göstermesini sağlamanın ve işsizliği önlemenin devletin görevi olduğu,bu nedenlerle işyerlerinin verimlilik esası dışında, eğitim kurumu gibi hizmetsunmaya zorlanamayacağı anlaşılmaktadır.
Öğrencilerinbeceri eğitimi altında işyerlerinde büyük oranlarda çalıştırılmalarının öğrenimve eğitimi engelleyeceği, çok sayıda beceri eğitimi verme külfetiyle karşılaşanişverenin bu öğrencilerden üretimde daha fazla fayda sağlamak veya işyerininçalışma disiplininin bozulmasına razı olmak seçenekleriyle karşı karşıyakalacağı, bunun sonucunda ortaya çıkacak tablonun öğrencilerin aleyhine tecellietmesinin kaçınılmaz olacağı ve çocukların asıl işgücü gibi kullanılmasınınyetişkin işsizliğine de olumsuz katkı yapacağı gözetildiğinde, hem meslekieğitimdeki öğrencilerin hem de işyerinin çıkarları icabı, beceri eğitimineilişkin kuralda makul bir üst sınır bulunmasının gerektiği sonucunavarılmaktadır. Bu konudaki üst sınırı kaldıran kural bu nedenle Anayasa'nın42., 48. ve 49. maddelerine aykırıdır.
2- Kanun'un 25. maddesiyle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'naeklenen Geçici Madde 20'nin Anayasa'ya aykırılığı:
Kuralla,FATİH projesi kapsamında 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmetalımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecekyıllara yaygın yüklenmelere girişilebileceği öngörülmektedir.
Anayasa'nın161. maddesinde devletin harcamalarının yıllık bütçelerle yapılacağı, kanunun,kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş vehizmetler için özel süre ve usuller koyabileceği belirtilmiştir. FATİHkapsamındaki mal ve hizmet alımları anayasadaki bu istisnanın kapsamınagirmemektedir. Kuşkusuz devletin hemen her işi uzun yıllar hatta süresiz devameder niteliktedir. Ancak işin bir yıldan fazla sürecek olmasının anlamı yasakoyucunun veya idarenin yorumu değil, işin niteliğidir. Aksi düşüncenin kabulühalinde devletin tüm harcamalarının bu yolla bütçe dışına çıkarılması mümkünolur ve Anayasa hükmü işlevsiz hale gelir. FATİH projesi kapsamındaki alımlarınyıllık bütçelerle düzenlenmesine nesnel bir engel bulunmadığı halde 15 yıllıkyüklenme kapsamına alınması, Anayasa'nın 161. maddesine aykırıdır.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOYGEREKÇESİ
20.3.2012 günlü, 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 25. maddesi ile 5018 sayılı Kanun'aeklenen geçici 20. madde de; 'Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyiİyileştirme Hareketi (FATİH) projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığına bağlıokullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için MilliEğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılısonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üstyöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmeleregirişilebilir.' denilmektedir.
Anayasa'nın161. maddesinde, Devletin ve Kamu İktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamalarının yıllık bütçelerle yapılacağı, Kanun'un kalkınmaplanları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetleriçin özel süre ve usuller koyabileceği istisnasına yer verilmiştir. Anayasa'nın161. maddesinin üçüncü fıkrasında sözü edilen Kanun'un öngöreceği 'özel süre veusuller' ise, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda 'gelecekyıllara yaygın yüklenmeler' başlıklı 28. maddesinde düzenlenmektedir.
EğitimdeFırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) projesinin,milli eğitim hizmeti kapsamında devletin yükümlü olduğu asli ve sürekli kamuhizmetlerinden olduğu açık olup, bu hizmetlerin gerektirdiği harcamalarınyıllık bütçelerle mali yıl içinde yapılması asıldır.
Budurumda; iptali istenilen geçici 20. madde ile (FATİH) projesi kapsamında hiçbir koşula bağlanmadan Milli Eğitim Bakanlığı ile Ulaştırma Denizcilik veHaberleşme Bakanlığına internet erişim hizmetleri ve ağyapısının sağlanması için mal ve hizmet alımı ile yapım işlerinde 2012-2016yılları arasındaki 4 yıl içinde yapılacak ihalelerde üst yönetici onayı ile 15yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilme yetkisi verilmesiAnayasa'nın 161. maddesinde belirtilen asli ve sürekli hizmetler nedeniyleyapılacak kamu harcamalarının yıllık bütçe esasına göre yapılması esasına aykırı bulunmaktadır.
Açıklanannedenle 6287 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi veKontrol Kanunu'na eklenen geçici 20. maddenin Anayasa'nın 161. maddesine aykırıolduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararına karşıyız.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ