ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2013/103
Karar Sayısı : 2014/7
Karar Günü : 16.1.2014
R.G. Tarih-Sayı :27.3.2014-28954
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : HavaKuvvetleri Komutanlığı 1. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 137. maddesinin Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 38.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sanığın tekasül dolayısıyla esliha ve harp malzemesinden bir şeyihasara uğratmak suçuyla cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında,itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptaliiçin başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1632 sayılı Kanun'un itiraz konusu kural olan 137. maddesişöyledir:
“Tekasül dolayısiyle esliha ve harb malzemesinden bir şeyinhasara uğramasına sebep olanlar:
Madde 137- Vazife veya hizmette tekasül dolayısiyle bir gemiveya tayyarenin veya esliha ve harb malzemesinden birinin mühimce hasarauğramasına sebep olan (…) üç seneye kadar hapsolunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 38. maddelerinedayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca HaşimKILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, MuammerTOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 3.10.2013gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılanAnayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, tekasül dolayısıyla esliha ve harpmalzemesinden bir şeyin hasara uğratılması durumunda söz konusu şahıs hakkındahem ceza yargılaması çerçevesinde ceza verildiği hem de tazmin hukukuuygulanarak zararın tahsil edildiği, bu malzemeler dışında kamu malına taksirlezarar verilmesi durumunda ise ceza yargılamasının yapılmadığı sadece tazminhukukunun icra edildiği, itiraz konusu kuralda yer alan “tekasül” kelimesininmuğlak olduğu ve fiil ile cezanın orantılı olmadığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, vazife veya hizmette tekasüldolayısıyla bir gemi veya tayyarenin veya esliha ve harp malzemesinden birininmühimce hasara uğramasına sebep olanlar hakkında üç seneye kadar hapis cezasıöngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse,...kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”denilerek “suçunkanuniliği”, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçengüvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek, “cezanınkanuniliği” ilkesi getirilmiştir. Anayasa'da öngörülen suçta ve cezadakanunilik ilkesi, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öneçıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır.Suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin yasaklandığının vebu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak birşekilde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belliolması gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesinedayanan, hukuk devletinin temel aldığı, uluslararası hukukta ve insan haklarıbelgelerinde de özel bir yere ve öneme sahip bulunan bu ilkeyle temel hak veözgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Kanunilik ilkesi,özgürlüğün sınırlarının önceden bilinerek, insanın davranışlarını bu çerçevededüzenlemesini temin için getirilmiştir. Kanunilik ilkesi aynı zamanda kıyasyoluyla suç ve ceza normlarının genişletilemeyeceğini de öngörür.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerineilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkinkuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri veekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetinegöre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumdahangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabuledilebileceği konularında takdir yetkisine sahiptir. Söz konusu takdiryetkisinin kullanılmasında suç ve ceza arasındaki adil dengeninkorunmasını ve öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeyeelverişli olmasını da dikkate almak zorundadır. Bu nedenle suç ve cezaarasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında benzerbir fiil için öngörülen düzenleme ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçunyarattığı etkinin ve sonuçlarının dikkate alınması gerekir. Kanun koyucu,benzer eylemler için değişik cezalar yanında, daha hafif bir eylem için dahaağır bir cezayı da uygun görebilir. Bu bağlamda askerlik hizmetinin ulusalgüvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suçoluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerinsuç olarak kabul edilmelerini ve yaptırıma bağlanmalarını gereklikılabilmektedir.
İtiraz konusu kural, harplerde kullanılması zaruri olan gemi,uçak, silah ve sair malzemenin hor kullanılmasını engellemek, bu konudavazifede kayıtsızlık gösterilmesinin önüne geçmek ve harp malzemelerinin daimahazır ve kullanımına elverişli bir durumda bulundurmak suretiyle, harpzamanında bunların topyekün ve derhal bir elden arzu edilen amaç için hazıredilebilmelerini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. İtiraz konusu kuralın,harp gücüne etkili birer harp malzemesi olarak kabul edilen ve harp zamanındabirliğin harp gücünü artıran söz konusu malzemelerin, barış zamanındakullanılsalar dahi, harp zamanında harp malzemesi olarak kullanılacakaraçlardan olması nedeniyle azami düzeyde korunması için gerekli ihtimam vedikkatin gösterilmesini sağlamaya yönelik olduğu açıktır. Bu itibarlakanun koyucu, ulusal güvenliğin sağlanmasındaki etkisini ve doğuracağıtehlikeyi de dikkate alarak söz konusu malzemelere tekasülle verilecek zararınüç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını kabul etmiş olup, mahkeme olayınözelliği ve eylemin niteliğiyle orantılı olarak takdir yetkisini kullanacaktır.Dolayısıyla kanun koyucunun, takdir yetkisine dayanarak ve kurallakorunmak istenen hukuki yararı, suçun niteliğini ve meydana getireceğineticeleri de dikkate alarak belirlediği itiraz konusu kuralda hukukdevleti ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, itiraz konusu kuralla, “tekasül dolayısiyleesliha ve harb malzemesinden bir şeyin hasara uğramasına sebep olmak” eylemisuç olarak kabul edilerek, bu suçun unsurları ve bu eylem nedeniyle verilecekceza itiraz konusu kuralla açıkça belirlenmiştir. Başvuru kararında her nekadar “tekasül” kelimesinin muğlak olduğu ileri sürülmüş isede bu kelimenin “üşenmek”, “gevşeklik”,“ihtimamsız davranmak”, “kayıtsızlık”ve “tembellik” anlamına geldiği, uygulamada ise yargıkararları çerçevesinde değerlendirildiğigözetildiğinde kuralın belirsiz olduğundan söz edilemeyeceğindendolayı kanunilik ilkesine de bir aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 38.maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 10. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 137.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM'ınkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 16.1.2014 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kuralı içeren 1632 sayılı As.C.K.'nun 137'ncimaddesi, vazife veya hizmette tekasül dolayısıyla bir gemi veya tayyarenin veyaesliha ve harb malzemesinden birinin mühimce hasara uğramasına sebep olanlarhakkında üç seneye kadar hapis cezasını öngörmektedir. Burada, T.S.K.personelinin Hizmette Tekasül (taksir ile) ile herhangi hizmete müteallik birşeyin hasara uğratılması durumunda ilgili kişi hakkında hem ceza yargılamasıyapılmakta hem de tazmin hukuku uygulanarak söz konusu zarar tahsiledilmektedir. Bu durum, özellikle askerlik hizmetini yapan er ve erbaşpersonelin kendilerine zimmetli askeri araçlar ile yapmış oldukları trafikkazalarında sık sık ortaya çıkmaktadır. Trafik kazası yapan asker kişilerhakkında askeri aracın zarara uğraması durumunda “Tekasül Dolayısıyla Esliha veHarb Malzemesinden Bir Şeyin Hasara Uğramasına Sebep Olma” suçundan ceza davasıaçılmakta, taksirle görevi ihmal ya da taksirle mala zarar verme gibi genelceza hukukunda yer almayan ceza sorumluluğu alanı ortaya çıkmaktadır. Üşenme,üşengeçlik, gevşeklik, tembellik anlamlarına gelen tekasül muğlak, suçun maneviunsuru açısından kategorize edilemeyen bir kavramdır.
Yasa koyucu, farklı hukuksal konumda olan kişileri farklıyaptırımlara tâbi tutabilir. Bununla birlikte, askerlik hizmet vegerekliliklerinin farklılık arz etmesi, farklı muamele yapılması için sağlambir gerekçe oluşturmaz. Askerlik görevinin kendine has özellikleri askerkişiler ile sivil kişiler arasında farklı muameleye neden olan her durumunanayasal açıdan meşrulaştırılmasının bir gerekçesi olmamalıdır. Asker ve sivilkişiler arasında elbette farklılıklar vardır ama bunlar asker kişiler aleyhinetemel hak ve özgürlükler anlamında eşitsizlik yaratmak için kullanılmamalıdır.Öyle olsaydı, her meslek grubu için ayrı ayrı düzenlemeler yapılması gerekirdi.Kaldı ki, sivil kamu kurumunda görevli personelin taksir dolayısıyla herhangibir kamu malına zarar vermeleri durumunda ceza yargılaması yapılmamaktadır.İtiraz yoluna başvuran Mahkeme'nin büyük bir isabetle belirttiği gibi, “Askeridisiplini korumak ve tesis etmek amacıyla getirilmiş bir kuralın, bireyin hakve özgürlüklerini daraltması, taksirli davranışlarından doğan kamu malınaverdiği zarardan dolayı askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren cezaimüeyyideye tabi tutulması Anayasa'nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devletiilkesinin ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.” Aynı şekilde, zorunlu olarakaskerlik görevini yapan asker kişilerin özgürlüklerinin askerlik hizmeti süresincekısıtlandığını düşündüğümüzde, “Her hangi bir gönüllülük esasına dayanmayan,tamamen yapmak zorunda kaldıkları görevlerden biri olan araç şoförü vazifesiniifa ederken taksirli olarak her hangi bir trafik kazasına karışmalarıdurumunda, askeri suç olarak tanımlanan bir fiil için, sivil şahıslardan farklıcezai muameleye tabi tutularak taksirle kamu malına zarar verme suçu ileyargılanmaları”, Anayasa'nın 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesineaykırılık teşkil etmektedir.
Özellikleri ve görevleri arasında her hangi bir fark olmayan kamuaracı şoförlerinden, sivil olanın ceza yargılamasına tabi tutulmayıp askerşahsın ceza yargılamasına tabi tutulması, aynı fiili yapan şahısların statüsünebağlı olarak değişik yaptırım uygulanması anlamına gelmektedir. Bu kural, cezaadaleti bakımından asker kişiler ile siviller arasında eşitsizlik yaratmakta,asker kişi statüsündeki şahısların her hangi bir taksirli davranışından dolayıkamu malına zarar vermeleri durumunda ceza yargılamasına maruz kalmalarınasebep olmaktadır.
Askerlik hizmetinin disiplin anlayışına bağlı, emir komutazincirinin gerektirdikleri doğrultusunda, ulusal güvenliğin sağlanmasındakiyeri düşünüldüğünde, sivil yaşamdan farklı düzenlemelere konu olması, askerîceza politikasının kendine özgü bir yapı arz etmesi ve kimi tedbirlerin farklışekillerde uygulanması anlaşılabilir. Ayrıca denebilir ki, Türk Ceza Kanunuanlamında işlenen kamu malına zarar verme suçu ile Askeri Ceza Kanunu'nda yeralan tekasül dolayısıyla esliha ve harb malzemesinden bir şeyin hasarauğramasına sebep olma şeklindeki itiraz konusu kural birbirine benzemesinekarşılık korudukları hukuki yarar birbirinden farklıdır. Böyle olması, itirazkonusu kuralın kamu yararı ile birey hak ve özgürlükleri arasında adil birdenge oluşturmayarak birey aleyhine ölçüsüz bir özgürlük sınırlamasınagitmesine engel olamamaktadır. Asker kişilerin, özellikle de isteğe bağlıolmayıp, zorunlu olarak askerlik yapanların sırf statülerinden ve yaptıklarıhizmet ve görevden dolayı ayrımcı bir şekilde cezai yaptırımlarla karşılaşmasıhukuk devleti anlayışının ve insan haklarının günümüzde ulaştığı seviyeylebağdaşmamaktadır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk kararınakatılmıyorum.
Üye
Engin YILDIRIM