ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2013/28
Karar Sayısı : 2013/106
Karar Günü : 3.10.2013
R.G. Tarih-Sayı :18.01.2014-28886
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Sincan İnfazHakimliği
İTİRAZIN KONUSU : 13.12.2004 günlü, 5275sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 48. maddesinin(1) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerekiptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Verilen disiplin cezasına karşı şikâyet yoluna başvurulmasınedeniyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5275 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 48.maddesi şöyledir:
“Madde 48- (1) 37 ilâ 46 ncımaddelerde yer alan eylemlerin tanımına uymayan ve kanunda tanımları yapılmamışolan eylemler, nitelik ve ağırlıkları bakımından bunlara benzediklerinde, aynımaddelerdeki disiplin cezaları ile karşılanırlar.
(2) Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştiktensonra bu cezanın kaldırılması için gerekli süre içinde yeniden disiplincezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üstceza uygulanır.
(3) Disiplin cezalarının infazı;
a) Hücreye koyma cezasının infazına, infaz hâkiminin onayı ilebaşlanır. Hücreye koyma cezasına ilişkin diğer hükümler saklı kalmak üzere,kesinleşen disiplin cezalarının infazına derhâl başlanır. Birden fazla disiplincezası verilmiş olması hâlinde, bu cezalar kesinleşme tarihleri sırasına göreayrı ayrı infaz edilir. Bir cezanın infazı tamamlanmadan diğerinin infazınabaşlanmaz.
b) Disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkçakoşullu salıverilme işlemi yapılmaz, ancak bu süre hakederek salıverme tarihinigeçemez.
c) Hücreye koyma cezasına ilişkin disiplin cezalarının infazındanönce ve infazı sırasında hükümlü, hekim tarafından muayene edilir. İlgilinin bucezaya katlanamayacağı anlaşılırsa cezanın infazı sonraya bırakılır veyahekiminin belirleyeceği aralıklarla infaz edilir. Koşullu salıverilme tarihinekadar hükümlünün iyileşemeyeceğinin tam teşekküllü Devlet veya üniversitehastanesi sağlık kurulu raporu ile saptanması hâlinde hücreye koyma cezasıinfaz edilmez; yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası iki katısüreyle uygulanır. Raporlar infaz dosyasına konulur.
(4) İnfaz edildiği tarihten itibaren disiplin cezasınınkaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında aşağıda belirtilen süreler esasalınır;
a) Kınama cezası onbeş gün,
b) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası bir ay,
c) Ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma cezası üç ay,
d) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veyakısıtlama cezası üç ay,
e) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası üç ay,
f) Hücreye koyma cezası 44 üncü maddenin ikinci fıkrasındakihâllerde altı ay, üçüncü fıkrasındaki hâllerde bir yıl,
g) Hücre cezasına karşılık ziyaretçi kabulünden yoksun bırakmacezası, (f) bendinde belirtilen süre,
Sonunda disiplin cezası almamak ve iyi hâlli olmak koşuluyla (a)ve (b) bentlerinde belirtilen cezalar kurum en üst amiri tarafından, diğerbentlerde belirtilen cezalar, kurumun en üst amirinin önerisi ve disiplinkurulu kararıyla kaldırılır.
(5) Çocuk hükümlüler hakkında verilen disiplin cezaları;
a) Uyarma ve kınama cezaları kararla birlikte,
b) Onarma, tazmin etme ve eski hâle getirme cezası yedi günsonunda,
c) Harcamalarına sınır koyma cezası otuz gün sonunda,
d) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası otuz gün sonunda,
e) Teşvik esaslı ayrıcalıkları geri alma cezası otuz gün sonunda,
f) İznin ertelenmesi cezası altmış gün sonunda,
g) Kapalı ceza infaz kurumuna iade cezası altmış gün sonunda,
h) Odaya kapatma cezası doksan gün sonunda,
Kendiliğinden kalkmış sayılır. (a) bendi hariç, bu fıkradaki diğer süreler karar tarihinden, firar hâlinde infaz tarihinden itibaren başlar.
(6) Disiplin kurulu, kurum kurallarına uyma, iyileştirmeprogramında ilerleme veya verilen ceza ile amaçlanan sonucun gerçekleşmesidurumunda, çocuk hakkında vermiş olduğu cezayı süre koşulu aranmaksızın herzaman kaldırabilir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen AnayasaKuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 38. maddesine dayanılmış,2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, NuriNECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL veZühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 7.3.2013 gününde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hasan Mutlu ALTUN tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan veilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, kanunilik ilkesi gereğince, kanunun yaptırımabağladığı suçun ve bu suç karşılığında öngörülen cezanın açık bir biçimdetanımlanmasının ve bir kimsenin hareketinin ceza sorumluluğu gerektireceğiniönceden kestirebilmesinin zorunlu olduğu, ceza infaz kurumlarında işlenendisiplin suçları ile bunlara verilecek cezaların da kanunilik ilkesine uygunolarak düzenlenmesi gerektiği, kuralın ceza normlarının kıyas yoluylagenişletilemeyeceğine ilişkin yasağı ihlal ettiği, Kanun'da suç olarakdüzenlenmeyen bir fiile ceza verilmesi ihtimalini ortaya çıkardığı ve budurumuyla söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural,Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun'da, tutuklu ve hükümlüler hakkında uygulanacak disiplincezaları 37 ilâ 46. maddeler arasında düzenlenmiştir. Bu kurallardadisiplinsizlik oluşturan her bir fiil ayrı ayrı tanımlanmış, bu fiillerinişlenmesi durumunda verilecek cezalar da yine ayrıntılı olarak gösterilmiştir.İtiraz konusu kuralda ise 37 ilâ 46. maddelerde yer alan eylemlerin tanımınauymayan ve kanunda tanımları yapılmamış olan fiillerin, nitelik ve ağırlıklarıbakımından bunlara benzediklerinde, aynı maddelerdeki disiplin cezaları ilekarşılanacağı öngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstünkurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukukdevleti ilkesine göre, kanunun ne tür fiilleri yasakladığının hiçbir kuşkuyayer vermeyecek biçimde belirlenmesi ve buna göre cezasının da kanunlasaptanması gerekir. Bireyler, ancak bu şekilde hukuki güvenliklerinden eminolarak yaşamlarını sürdürebilirler.
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse,...kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek “suçunkanuniliği”, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçengüvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek, “cezanınkanuniliği” ilkesi getirilmiştir. Anayasa'da öngörülen suçta ve cezadakanunilik ilkesi, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öneçıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birinioluşturmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, hangifiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuyayer bırakmayacak bir şekilde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır vesınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri öncedenbilmeleri düşüncesine dayanan, hukuk devletinin temel aldığı, uluslararasıhukukta ve insan hakları belgelerinde de özel bir yere ve öneme sahip bulunanbu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıamaçlanmaktadır. Kanunilik ilkesi, özgürlüğün sınırlarının öncedenbilinerek, insanın davranışlarını bu çerçevede düzenlemesini temin içingetirilmiştir. Kanunilik ilkesi aynı zamanda kıyas yoluyla suç ve cezanormlarının genişletilemeyeceğini de öngörür..
Ceza yaptırımına bağlanan fiilin kanunun “açıkça” suçsayması şartına bağlanmış olmasıyla, suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerinşekli bakımdan kanun biçiminde çıkarılması yeterli olmayıp, bunların içerikbakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları gerekir. Buaçıdan kanunun metni, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksalyaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikteöngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Bu nedenle,belirli bir kesinlik içinde kanunda hangi fiile hangi hukuksal yaptırımınbağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve eylemlerin sonuçlarınınöngörülebilmesi gerekir.
İnsan haklarına önem veren bir ceza infaz sisteminin amaçlarınaulaşabilmesi için, öncelikle Anayasa ve uluslararası belgelerde kabul edilenhukukun temel ilkelerine uygun kurallara dayanması zorunludur. Ceza infazkurumlarında uygulanacak disiplin yaptırımlarının da aynen diğer cezayaptırımları gibi belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesigerekir. Diğer bir ifadeyle bu kurumlarda bulunan hükümlü ve tutukluların hangifiillerinin disiplin suçu oluşturduğunu açık olarak bilmeleri gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralla, Kanun'un 37 ilâ 46. maddelerinde yeralmayan fiillerle ilgili olarak da disiplin cezasının uygulanabileceğininöngörülmesi belirsizliğe neden olmaktadır. Zira, ceza infaz kurumlarında bulunanhükümlü ve tutuklular, hangi fiilleri işlerlerse haklarında disiplin cezasıuygulanabileceği konusunda duraksamaya sevk edilmektedir. Bu şekilde birbelirsizliğin kabul edilmesi ise hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz.
Öte yandan, gerçekleşen fiilin suç olarak tanımlanmadığı, bunakarşın Kanun'da belirlenmiş diğer fiillere uydurulabilmesi imkânını verenkural, uygulayıcıyı kıyas yapmaya yönlendirmektedir. Dolayısıyla, itiraz konusukuralla, Kanun'da tanımlanmayan bir fiilin, benzeri bir fiille karşılaştırılarakkıyas yapılmak suretiyle ceza tayinine imkân tanınmaktadır. Bu durum suçlarınve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 38.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL ile M. Emin KUZ bu görüşekatılmamışlardır.
VI- SONUÇ
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa'yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL ile M. Emin KUZ'unkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 3.10.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
5275 sayılı Kanunun 48. maddesinin, 37 ilâ 46. maddelerde sayılaneylemlerin tanımına uymayan ve kanunda tanımlanmayan eylemlerin de, nitelik veağırlıkları bakımından bunlara benzemeleri kaydıyla, aynı maddelerdeki disiplincezaları ile karşılanmalarını öngören birinci fıkrasının, Anayasanın 2. ve 38.maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletinin gereklerindenbiri de “belirlilik ilkesi”dir. Bu ilke, Kararda da belirtildiği gibi, “kanununne tür fiilleri yasakladığının” ve bunların cezalarının kanunla tespitedilmesini gerektirmektedir. Anayasa Mahkemesi “belirlilik ilkesinin sadecekanunî belirliliği değil, daha geniş anlamda hukukî belirliliği ifade ettiğini;erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olmak şartıyla kanunlar, mahkemeiçtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de belirliliğinsağlanabileceğini” hükme bağlayarak “belirlilik ilkesi”nin anlamınıaçıklamıştır (16.6.2011 tarihli ve E.2009/9, K.2011/103 sayılı Karar).
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi içtihatlarının “belirlilik ilkesi” ile ilgili yaklaşımı da aynıyöndedir. Esasen bu ilke, kuralın açık ve gereğinde hukukî yardım almaksuretiyle anlaşılabilir olmasını ifade etmektedir. Hükmün, gerektiğinde hukukîyardım alarak anlaşılabilir olması, bütün ayrıntıların düzenleme içinde yeralması zorunluluğunu kaldırarak kanunî düzenlemedeki muhtemel belirsizlikleriniçtihat yoluyla anlaşılmasına da imkân vermektedir.
Anayasanın 38. maddesinde ise suç ve cezalara ilişkin esaslarbelirlenmekte ve bunların başında suçların ve cezaların kanuniliği ilkelerigelmektedir. Ancak, bu maddenin birinci fıkrasında suç ve cezalar için birlikteyapılan düzenlemenin, üçüncü fıkrada cezalar ve ceza yerine geçen güvenliktedbirleri için ayrıca vurgulanarak bunların ancak kanunla konulacağınınbelirtilmesi, cezası önceden kanunda gösterilmiş olmak kaydıyla, kanunun açıkizni ile ve kanunla çizilen çerçeve içinde suç teşkil eden fiillerin idarece debelirlenebileceğini ve bunun “suçların kanuniliği” ilkesine aykırı olmayacağınıgöstermektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi de, sık sık değişen durum ve ihtiyaçlarkarşısında yasama organının “yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olaylarıizleyerek zamanında gerekli tedbirleri almasının güçlüğü dolayısıyla kanundaesaslı hükümleri saptadıktan sonra acil olaylarda hükümete veya kimi makamlaratedbir almak yetkisi bırakması”nın “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırıolmadığını hükme bağlamıştır (6.7.1973 tarihli ve E.1973/12, K.1973/24 sayılıKarar).
Anayasanın 38. maddesinde öngörülen ceza hukuku ilkelerinin,disiplin suç ve cezaları için de geçerli olup olmadığı tartışmalı olmaklabirlikte, geçerli olduğu kabul edilse bile, bazı ceza hukuku ilkelerinindisiplin hukukundaki uygulaması ceza hukukundaki uygulamaya göre daha esnektir(Ali D. Ulusoy, İdari Yaptırımlar, İstanbul 2013, s.26-30 ve s.48-49). Buesneklik, disiplin suçu oluşturacak fiillerin nasıl belirleneceği konusunda çokdaha fazladır (Ulusoy, age., s.85-86).
AİHS'nin 7. maddesinde öngörülen “kanunsuz suç ve ceza olmaz”ilkesi ise sadece ceza hukuku alanı ile ilgili bir ilke olarak kabuledilmektedir (Osman Doğru-Atilla Nalbant, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi,Açıklama ve Önemli Kararlar, C.I, Ankara 2012, s.857).
AİHM, suçun kanuniliği ilkesini, “bir kimsenin ilgili kanunhükmünün metninden ve gerektiği takdirde bunun mahkemeler tarafından yapılanyorumundan, hangi eylem veya ihmalin kendisini cezai bakımından sorumlukılacağını bilebilecek durumda olması hâlinde, bu şart yerine getirilmiş olur”diyerek açıklamaktadır (Kononov/Letonya, Baş. No. 36376/04, 17.5.2010,par.185).
AİHM, AİHS'nin 7. maddesinde geçen “hukuk” kavramının kanunlarınyanında düzenleyici işlemleri ve yazılı olmayan hukuk kurallarını da kapsadığını,düzenleme tekniklerinden birinin de uzun ve sınırlı listeler yapmak yerinegenel sınıflar belirlemek olduğunu, değişen şartlara uyum sağlayabilmek içinkanunların muğlak ifadeler içerdiğini ve bu kanunların uygulanmasının geneluygulamaya bağlı olduğunu belirterek, bir kanun hükmünün bazı örneklerdeyaşanan belirsizlik ve tereddütler sebebiyle anılan ilkeye aykırısayılamayacağına hükmetmektedir.
Kanunla yapılan düzenleme ne kadar ayrıntılı olursa olsun,disiplin suçu oluşturabilecek davranış ve tutumların tamamının kanunlasayılması neredeyse imkânsız olduğundan, itiraz konusu kural gibi hükümlereihtiyaç bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi de, AİHM de, yukarıda belirtilenkararlarında ceza hukuku alanında bile bunu kabul etmiştir. Özellikle disiplinhukukunda, çok az karşılaşılan bazı fiillerin önceden suç olaraksomutlaştırılması mümkün olmadığından, bu tür ihlallerin yaptırımsızbırakılmaması için “torba” hükümlere ihtiyaç duyulmakta ve bu tür düzenlemelerdisiplin hukukunda doğal kabul edilmekte; ancak zorunlu hâllerde ve istisnaiolarak başvurabilecek bu tür “torba hükümlerin” dahi bulunmadığı durumlarda,düzenlemede öngörülmeyen bir fiil nedeniyle ceza verilmesi kıyas yasağı içindedeğerlendirilmektedir (Ulusoy, age., s.128-130).
5275 sayılı Kanunun 39 ilâ 46. maddelerinde, disiplin suçuoluşturan fiiller ve bunların karşılığında verilecek cezalar, çok ayrıntılı birşekilde (131 bentte) sıralanmakta; itiraz konusu kuralda ise, nitelik veağırlıkları bakımından bunlara benzeyen fiillerin de, benzedikleri fiillerindüzenlendiği maddelerdeki disiplin cezaları ile karşılanması öngörülmektedir.Söz konusu tutum ve davranışların disiplin cezaları ile karşılanabilmesi içinbu Kanunda öngörülen disiplin suç ve cezalarının nitelikleri ile uygulanma şartlarınıbelirleyen 37. maddenin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Buna göre,hükümlünün, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğinve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük ve yönetmelikler ile idareninuyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları kusurlu olarakihlal ettiğinin belirlenmesi zorunludur. Başka bir anlatımla, itiraz konusukuralın, 5275 sayılı Kanunun disiplin suç ve cezaları bakımından genel hükümniteliğinde olan 37. madde ve disiplin suçlarını düzenleyen ilgili diğermaddelerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda, 5275 sayılı Kanunun 48. maddesinin birinci fıkrasınadayanılarak verilen disiplin cezasının, 66. maddede öngörülen “telefonlahaberleşme hakkı”na aynı madde ile getirilen kısıtlama çerçevesinde maddeninaçıkça atıf yaptığı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzükle (md. 88) getirilen şartlara uyulmamasısebebiyle nitelik ve ağırlığı bakımından Kanunun 40. maddesinde öngörüleneylemlere benzediği gerekçesiyle verildiği anlaşılmaktadır. İptal gerekçesindede belirtildiği üzere, belirlilik ilkesi, “ne tür” fiillerin yasaklandığınınkanunla tespit edilmesini gerektirdiğinden, itiraz konusu kuralın, Kanunundiğer hükümleri ve ilgili Tüzük hükümleri ile birlikte değerlendirildiğinde “netür fiillerin” yasaklandığının anlaşılmasına elverişli ve öngörülebilir birdüzenleme getirdiği, dolayısıyla belirlilik ilkesine de bir aykırılıkbulunmadığı düşünülmektedir.
Kuşkusuz, kanunda hiçbir esas getirilmeden ve çerçeve çizilmeden,disiplin suçu oluşturan fiillerin belirlenmesinin idareye bırakılması, hukukdevleti ilkesi açısından da, suçların ve idarenin kanuniliği ilkeleri açısındanda kabul edilemez. Ancak, 5275 sayılı Kanunun diğer maddelerinde disiplinsuçları ve cezalarının nitelikleri ve uygulanma şartları ile disiplin suçuoluşturan fiiller ve bunların karşılığında öngörülen disiplin cezaları çokayrıntılı ve açık olarak belirlendikten sonra, itiraz konusu kuralda, bunlarabenzer davranış ve tutumların da aynı maddelerdeki disiplin cezaları ilekarşılanacağının öngörülmesi, herhangi bir belirsizliğe yol açmadığı gibikanunilik ilkesini de zedelememektedir.
Ayrıca idarenin bu yetkiyi kullanırken vereceği disiplin cezalarıyargı denetimine tâbi olduğundan, yargısal içtihatlarla da hukukî belirliliksağlanacaktır. Bu itibarla, ilgililerin hukukî güvenliğini ortadan kaldıracakbir belirsizlik söz konusu değildir.
Bu sebeplerle, kuralın Anayasaya aykırı olmadığı ve itirazınreddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, iptal yönündeki çoğunlukgörüşüne katılmıyoruz.
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ