ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2013/6
Karar Sayısı : 2013/111
Karar Günü : 10.10.2013
R.G. Tarih-Sayı :09.05.2014-28995
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Çankırı İnfaz Hâkimliği (E.2013/6)
2- Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi (E.2013/107)
İTİRAZLARIN KONUSU:13.12.2004 günlü, 5275sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 40. maddesinin(2) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa'nın 2., 5., 10., 12., 13., 14.,15., 25., 26., 38., 56., 59. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerekiptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Açlık grevi eylemi yapılmış olması nedeniyle verilen disiplincezasına karşı yapılan itirazın ve yine aynı eylem nedeniyle disiplin cezasıverilmesi talebinin incelenmesi sırasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'yaaykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren “Bazı etkinliklerekatılmaktan alıkoyma”başlıklı40. maddesi şöyledir:
“Madde 40-(1) Bazı etkinliklerekatılmaktan alıkoyma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar süreyle kurumunkültürel ve spor etkinliklerine katılmaktan yoksun bırakılmasıdır.
(2) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezasını gerektireneylemler şunlardır:
a) İdarenin izni olmaksızın yasak yerlere girmek.
b) Eğitim yerini terk etmek.
c) Eğitimi savsaklamak.
d) Olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu amacayönelik gruba katılmak.
e) Kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf etmek veyadavranışta bulunmak.
f) Çıkar sağlamak amacıyla hükümlülere veya kurum görevlilerineeşya vermek veya satmak.
g) Açlık grevi yapmak.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa'nın2., 5., 10., 12., 13., 14., 15.,25., 26., 38., 56., 59. ve 90. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
A- E.2013/6 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN'ınkatılımlarıyla 31.1.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyadaeksiklik bulunmadığından esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
B- E.2013/107 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, NuriNECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL,Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 12.9.2013 gününde yapılan ilkinceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından esasınınincelenmesine, OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun'un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendininiptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2013/6 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2013/107 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2013/6 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 12.9.2013 günündeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Mustafa ÇAL tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, ceza infaz kurumunda hükümlülerin etkin birifade yöntemi olarak seçtikleri açlık grevi eylemine itiraz konusu kuralladisiplin yaptırımı öngörülmesinin demokratik toplum gerekleriyle, ölçülülükilkesiyle ve temel hak ve özgürlüklerin dokunulmazlığı kavramlarıylabağdaşmadığı, silahsız ve saldırısız, demokratik toplum gerekleri içerisindebir düşüncenin ifade edilmesinin, ifade yöntemi olarak da açlık grevininseçilmesinin disiplin cezasına bağlanamayacağı, açlık grevi nedeniyle disiplincezası alan hükümlünün koşullu salıverilme süresi doğrudan etkileneceğinden budurumun kişi özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu da ortaya çıkardığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 5., 12., 13., 14., 15., 25., 26., 38.,56., 59. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılıKanun'un sekizinci bölümünde düzenlenmiş, bu çerçevede uygulanacak disiplin suçve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşullarıKanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç vecezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındakibir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece herbir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesiyeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir.Kanun'un37. maddesine göre, hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda, düzenli bir yaşamınsürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük,yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranışve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlıkderecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır.
Kanun'un40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (g)bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek olan açlık grevi eylemininbazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağıhüküm altına alınmıştır. Buna göre, Kanun'un 37. maddesi de dikkate alındığındaceza infaz kurumunda tek başına açlık grevi eylemi yapılması itiraz konusukuralda yer alan disiplin suçunun oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eyleminceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamınsürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Kanun koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukukualanında düzenleme yaparken Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlıkalmak koşuluyla toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bueylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda anayasalsınırlar içinde takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki, disiplin hukuku bakımındanda geçerlidir. Bu bağlamda hukuk devletinde, ceza hukuku alanında olduğu gibidisiplin hukukuna ilişkin düzenlemelerde de kanun koyucu hangi eylemlerindisiplin suçu sayılacağı ve bu eylemlerin hangi disiplin cezasıylacezalandırılacağı konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bununla birliktedisiplin hukukuna ilişkin kuralların, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygunolarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir. Bu nedenle, itiraz konusukuralın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların daAnayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı ifade edilmiştir.Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. maddesinde ise herkesin,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya topluolarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, ancak bu hürriyetlerinkullanılmasının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetintemel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğününkorunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarakusulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veyahaklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarınınkorunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesiamaçlarıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılması dademokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde ve Anayasa'nın ilgilimaddelerinde belirtilen nedenlere bağlı olarak, kanunla, belli koşullara,sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir. Ancak bu getirilen sınırlama veyaptırımlar hakların özüne dokunamaz, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlükaçısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkınözüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surettegüçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcıbir nitelik taşımaması gerekir.
Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, amaç ve araçarasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişliolmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemindemokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren birilkedir.
Ceza infaz kurumlarının, yapıları gereği hürriyetinsınırlandırıldığı ve Devletin kontrolü altındaki özel alanlar olması vedolayısıyla Devletin hem bu kurumda bulunanların güvenliklerini ve sağlıklarınıkoruma hem de disiplini tesis etme yükümlülüğünün bulunması karşısında,hükümlülerin ve tutukluların da ceza infaz kurumlarında diledikleri şekildeeylem yapma özgürlüğünün bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.Bu bağlamda,Kanun'un 40. maddesinde açlık grevi eylemlerinceza infaz kurumunda düzenli biryaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması açısından disiplinyaptırımına bağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu kuralla kamudüzenin sağlanması amacıyla hükümlülerin ifade özgürlüğüne bir sınırlandırmagetirildiği, sınırlamanın kanunla ve Anayasa'nın 26. maddesinde belirtilen özelsınırlandırma nedenine bağlı kalınarak yapıldığı açıktır.
Diğer taraftan, itiraz konusu kural uyarınca hükümlülerin ifadeyöntemi olarak tercih ettikleri her türlü açlık grevi eylemleri değil, sadecebu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veyaceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekildegerçekleştirilmesi hâli disiplin cezasına bağlandığından, kurala konusınırlandırmanın ifade özgürlüğünün kullanımını ciddi surette güçleştirip,kişinin açlık grevi ile ulaşmak istediği amacına ulaşmasına engel olmadığı veifade özgürlüğünü ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımadığı dolayısıyla hakkınözüne zarar vermediği de açıktır.
Ayrıca itiraz konusukuralla, cezanın, infaz hukukunun amacınauygun olarak infaz edilebilmesi ve hükümlülerin haklarını kullanabilmesi,yükümlülüklerini yerine getirebilmesi amacıyla ifade özgürlüğüne bir sınırlamagetirilmekte olup bu sınırlama, ceza infaz kurumlarında düzenin temin edilmesi,dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzenibakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.Bu şekilde,demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamındahükümlülerin ifade özgürlüğü sınırlandırılırken, Kanun'da sınırlandırmaaracının sınırlandırma amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasınısağlayacak yasal güvencelere yer verilmiş, böylece ceza infaz kurumu düzenininsağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makuldenge de kurulmuştur.
Bu bağlamda, ceza infaz kurumunun düzenini bozacak şekildegerçekleştirilecek olan açlık grevi eylemleri için öngörülen bazı etkinliklerekatılmaktan alıkoyma cezası, Kanun'un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasıylabir ay olarak belirlenmiş ve bu cezanın Kanun'un 37. maddesi gereği eyleminniteliği ve ağırlık derecesine göre en fazla üç aya kadar uygulanabilmesineizin verilmiştir. Bu yönüylekuralda öngörülen disiplin cezası ile Kanun'da yeralan diğer disiplin cezaları da dikkate alındığında, eylem ile önlem arasındabulunması zorunlu adil denge korunmuştur.
Kaldı ki Kanun'da, kurala konu disiplin suçu ve cezasınınuygulanmasına karşı yargı yolu da açık tutulmuş, böylece idarenin sınırlandırmaaracını, amacına ve Kanun'a aykırı şekilde kullanmasının önüne geçecek güvencede sağlanmıştır.
Bu yönleriyle kuralla ifade özgürlüğüne getirilensınırlandırmanın, hakkın özünü zedelediğinden söz edilemeyeceği gibi demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı düştüğü desöylenemez.
Bununla birlikte başvuru kararında, açlık grevi eylemi nedeniylehükümlünün disiplin cezası ile cezalandırılması hâlinde hakkında koşullusalıverilme hükümlerinin uygulanmayacağı bunun da Anayasa'nın 38. maddesindeyer alan “idarenin kişi hürriyetini kısıtlayıcı sonuç doğuran bir müeyyideuygulayamayacağına”dair ilkeye aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüşse dekoşullusalıverilmenin, cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka bir deyişlecezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma uyumsağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün yine mahkeme kararıylaödüllendirilmesi ve kuralınhükümlülerin yargı organlarının kararıyla belirlenenhükümlülük sürelerini artırıcı bir etkisinin bulunmaması karşısındaAnayasa'nın38. maddesine de aykırılıktan söz etmek mümkün değildir.Öte yandan, Kanun'da,hükümlülere uygulanan disiplin cezalarının infaz edildikleri tarihten itibarendisiplin cezasının kaldırılmasına ve iyi hâlin kazanılmasına ilişkin sürelerbelirlenerek disiplin cezası ile cezalandırılan hükümlülere iyi hal kazanmaimkânı getirildiği ve anılan sürelerin dolmasıyla birlikte hükümlüler hakkındakoşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabileceği de açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 13., 26.ve 38.maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
KuralınAnayasa'nın5., 10., 12., 14., 15., 25., 56., 59. ve 90.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Serruh KALELİ,Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra AylaPERKTAŞ, Engin YILDIRIM ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.
VII- SONUÇ
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun'un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serruh KALELİ, SerdarÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Engin YILDIRIM ileMuammer TOPAL'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 10.10.2013 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı HakkındaKanunu'nun 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde yer alan “Açlıkgrevi yapmak” fiilinin muhatabı sanığa, bazı etkinliklere katılmaktan alıkoymakşeklinde öngörülen disiplin cezasının Anayasaya aykırılığını ileri sürenmahkemelerin özetle; düşüncesini daha etkin bir şekilde ifade etmek için açlıkgrevi yolunu seçmesine cezaevi yönetimince yaptırım öngörülmesinin demokratiktoplum gereği, ölçülülük ve temel hak ve özgürlüklerin dokunulmazlığı kavramıile bağdaşmadığını, ifade özgürlüğü çevresinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiile korunan hakka müdahalenin hakkın özüne dokunduğunu ve ceza yaptırımınınmuhatabı olamayacağını, kişi özgürlüğünü kısıtlayıp, şartlı salıverme koşulunudoğrudan etkileyip uzattığını söylemektedirler.
Dava konusu edilen somut olayların birinde; maruz kaldıkları ifadeve iddia ettikleri muhtelif olaylara karşı kamuoyu dikkatini celp etmekmaksatlı yaptıkları 3 gün süreli açlık grevine karşı sonradan haberdar olanAskeri Cezaevi yönetiminin, diğer olayda da hükmen tutuklu sanığın açlıkgrevine gittiğini söylediği gün yemek almaması üzerine tutulan tutanak iletespit edilen bu eylemi nedeniyle savcılıkça iptal konusu kural nedeniylehaklarında disiplin cezaları tatbik edildiği anlaşılmaktadır.
Disiplin, düzenli bir davranış için gerekli kurumsal koşullarınoluşturulduğu ve düzene karşı davranışın(düzensizliğin) bağlı olduğuyaptırımlar olarak nitelenmektedir.
Ceza infaz kurumlarının, hürriyeti kısıtlanan kimseler hakkındatoplumun korunması, hükümlünün eğitilerek ıslah yolu ile yeniden toplumakazanımı ve cezasının infazının temin edileceği yer olduğu düşünüldüğünde,kurumda düzenli yaşam, güvenlik ve disiplinin sağlanması ve hükümlü haklarınınsağlıklı kullanılabilmelerine olanak sağlamak, aksine davrananlara ise ihlalettiği kurala karşı kusuru oranında disiplin ceza ve tedbirlerinin uygulanmasıgerektiğinde bir duraksama yoktur.
Nitekim, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan “hükümlülereuygulanacak muameleye ilişkin minimum standart kurallar” disiplin suçuoluşturan eylemlerin, uygulanabilecek tür ve sürelerinin, bunları vermeyeyetkili makam gibi konuların ancak yasa ve yetkili makam düzenlemeleri ile vede sanığın ancak isnat edilen suç ile ilgili bilgilendirilerek ve savunmaimkanı tanınarak cezalandırılabileceği aksi halin insani bir infaz sistemiolarak ifade edilemeyeceğini söylemektedir.
Ayrıca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi içtihatlarını göz önüne alarak Avrupa Cezaevi kuralları adı altındaaldığı tavsiye kararında, dosyamızla ilgisi nedeniyle özetle, çıkan uyuşmazlıklardayapıcı ve uzlaşmacı araçların kullanılıp disiplin cezasının son çare olduğunu,düzene, asayişe ve güvenliğe tehdit olabilecek davranışların disiplin önlemigerektirecek bir suç olarak tanımlanabileceğini tavsiye ederek ceza infazındainsanileştirme çabalarını önemsemektedir.
Disiplin cezasına konu edilen “AÇLIK GREVİ YAPMAK” fiilidavranışında, eylemin nitelenmesi konusunda mutlak kabul edilmiş bir tanımbulunmamaktadır.
Kimine göre protesto, amaca ulaşma yolu, ilgi çekmek olarak ifadeedilen davranış Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. ve 10. maddesinde yeralan düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında korunduğu düşünüldüğündeanayasamızın düşünce ve kanaat hürriyeti başlıklı 25. ve düşünceyi açıklama veyayma hürriyetinin yer aldığı 26. maddesi kapsamında değerlendirilmesiöncelikli bir zorunluluktur.
“Açlık grevi yapmak” fiilinde; insanın kendi vücudunu protestobiçimi olarak kullanarak kısmen sağlıklı yaşam hakkını riske sokacak bir sürecibaşlatması ve sonunda gelebilecek ölüm hadisesinin toplum vicdanında getirdiğihassasiyet ve acıma hissi nedeniyle hepimizin zihninde yarattığı şok etkisi önplana çıkmakta ve bu alana müdahale etme gerektiği duygusu yaratmaktadır.
Demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü ve bunu açıklama hakkıkişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının en önemliöğelerindendir.
Bu özgürlük kullanımında ifade tarzları arasında bir ayrım yoktur.Bildiri dağıtmak, ticari açıklamalar yapmak, düşünmek, konuşmak, haber alıpvermek vb. kadar susma hakkı, kendini, yakınlarını suçlayan ifade vermeme,eylemsizlik, sessiz kalma hakları da bu kapsamda değerlendirilebilir veAnayasa'nın 26. maddesinin koruma alanında olmalıdır.
O halde, “Açlık grevi” kelime anlamı ile yemek yememe, beslenmeyireddetme şeklindeki birey davranışının da özgürlük alanı vardır ve kapsamdakalması nedeniyle korunmalıdır. Kamu makamlarının bu özgürlüğün koruma alanınamüdahale edebilme yetkisi de Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasındasayılı gözükmektedir.
Bu kapsamda özüne dokunulacak hakka meşru müdahale yetkisiolayımızda kamu düzeninin bozulmasının önlenmesi adına yapılabilecek olduğukabul edilebilecek ise de; “açlık grevi yapmak” diye sadece eylem adı vererekmüdahale hakkı veren kuralın kurumsal düzende zarar verici hallerinin açıkolduğu erişilebilir, ulaşılabilir kanuni bir metin olarak kendini ifade ettiğisöylenemez.
Bir ifade özgürlüğü biçimi olarak öğretide ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi içtihatlarında kabul gören “açlık grevi” uygulaması infaz rejimiaçısından bir disiplin suçu olarak kabul edilirken, cezaevi güvenliğini bozucuhalleri ile masum bir demokratik tepki olarak bireysel tercih sonucu ifa edilenfarklı nitelikteki “açlık grevi” fiili arasında hiçbir ayrım yapılmadığıgörülmektedir.
Kuralda demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olduğunuortaya koyan hiçbir kriter öngörülmemiş, örneğin örgütsel amaçlı ölüm orucunitelikli kitlesel açlık grevi eylemleri ile cezaevi düzen ve güvenliğinetehlike yaratmayan bireysel tepki anlamındaki “açlık grevi” şeklinde nitelenenyemek yememe fiili ile aynı kategoride değerlendirilmiştir.
Düzensizliğin tahrik ve şiddet içeriğine karşın, idarenin görevgerekliliklerinin mutlak anlamda yerine getirilmesine ve uygulamasına sahipolması gerektiği düşünülmektedir. Cezaevi işleyişine eziyet getirmeyen süregelen cezaevi yaşamını zorlaştırmayan kendisine uzatılan yemeği yememeksuretiyle sessiz protestosu ile kendini ve karşı olduğu davranışı ifade etmeyetisini kullanan ve bedensel özerkliğini kullanan sanığın korunan bu alanınamüdahalenin hak olabilmesi bozulan düzenin ne olduğunu ve ifade özgürlüğüne üstünkamu adına dengenin bozulduğunu gösteren bir hal aldığının açıkça nelerolduğunun bilinmesini gerektirir.
Şiddetsiz ve zararsız bir hak kullanımına karşı “Açlık greviyapmak” şeklinde ifade edilen eylem ve bu eylemi yorumlayacak kişiler yönündenaçık keyfilik ve kişiden kişiye değişecek yorum serbesti içeren kavramın,müdahaleye meşruluk verecek güvenceden yoksun ve belirsizlik içerdiğidüşünüldüğünden Anayasa'nın 26. maddesi bağlamında Anayasa'nın 2. maddesindeyer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Alışılagelmiş (ama terside somut olayda olduğu şekilde) anlamıylaaçlık-grev kelimelerinin bir arada bulunması mutlak düzensizlik getirdiğikanaati yeterli değildir.
Anılan nedenler ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL