ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2013/66
Karar Sayısı : 2014/19
Karar Günü : 29.1.2014
R.G. Tarih-Sayı :10.1.2015-29232
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Emine Ülker TARHAN ile birlikte 125 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 28.3.2013 günlü,6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458 sayılı GümrükKanunu'na eklenen 218/A maddesinin,
B- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000 günlü, 4572 sayılıTarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin beşincifıkrasının ikinci cümlesinin,
C- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen,4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".ürünalım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına,gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına." ibaresinin,
D- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 4.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci fıkrasının son cümlesinin,
E- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen,4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının,
F- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733 sayılı Tütün veAlkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8.maddesine eklenen son fıkranın,
G- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004 günlü, 5174sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun100. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".ile organlarında görevliüyeleri." ibaresi ile üçüncü fıkrasının birinci ve ikincicümlelerinin,
H- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597 sayılıYurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin;
1-(1) numaralı fıkrasının,
2- (3) numaralı fıkrasında yer alan ".ile BakanlarKurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından." ibaresinin,
I- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk TicaretKanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin,
Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11., 18., 35., 47., 73., 135., 161.,162. ve 171. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
İptali istenilen kuralların yer aldığı 28.3.2013 günlü,6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458 sayılı GümrükKanunu'na eklenen 218/A maddesi şöyledir:
"MADDE 218/A- 1. Bakanlık, 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılıBazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde YaptırılmasıHakkında Kanun uyarınca yaptırarak işletme hakkını verdiği gümrük kapılarıve/veya lojistik merkezlerini, işletme süresi bittikten sonra 30 yılı geçmemeküzere, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları HakkındaKanunun 18 inci maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme hakkınınverilmesi yöntemleri ile 3996 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkinikincil mevzuattaki görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarakdevredebilir. Devirlerin yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirmekomisyonu üyelerini, bu komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğerhususları belirlemeye Bakan yetkilidir."
2- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000 günlü, 4572 sayılıTarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin beşincifıkrası şöyledir:
"Kooperatif ve birliklerdeki ortaklık payları rehin ve hacizedilemez. Ortaklık paylarının devri örnek anasözleşmede belirtilenşartlarla yapılabilir."
3- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen,4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Kooperatif ve birliklerin çalışma konuları ile ürün alım vedeğerlendirme işlemlerine, ürün alım bedelini hesaplama ve ödemeşekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarınındağıtımına ve giderlerin paylaşımına ilişkin usul ve esaslar örnekanasözleşmede gösterilir. Anasözleşmeyle, ortaklara elde ettiği ürünün tamamınıveya belirli bir kısmını teslim etme ya da teslim edilmesi zorunlu asgari ürünmiktarı şartı getirilebilir."
4- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 4.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
"Birlik ve kooperatif organları genel kurul ve yönetimkuruludur. Yönetim kurulu asıl ve yedek üyeleri genel kurulca seçilir.Birliklerde genel müdür, kooperatiflerde ise müdür veya vekilleri yönetimkurulunun doğal üyesidir. Genel müdür dışındaki birlik yönetim kuruluüyelerinin en az ikisi dört yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun ve örnekanasözleşmede belirtilen niteliklere sahip kişiler arasından seçilir.
Genel kurul toplantılarına katılma hakkına sahip ortaklarda arananşartlar ile birliklerin genel kurullarını teşkil eden kooperatiflerintemsilcilerinin sayısı, nitelikleri, görev süreleri ve seçilme esasları,kooperatif ve birlik yönetim kurulu üyelerinin sayısı ve bu üyelerde arananşartlar örnek anasözleşmede belirlenir. Yönetim kurulu üyelerinin görev süresien fazla dört yıl olup süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin görevleri, altıayı geçmemek üzere, yapılacak ilk genel kurul toplantısına kadar devamedebilir. Görev süresi sona erenler yeniden seçilebilir. Yönetim kurulu aydabir kez olağan olarak toplanır. Kooperatif ve birlik işlerinin zorunlu kıldığıdurumlarda, gerekçeli olarak, olağanüstü toplanabilir. Yönetim kuruluüyelerine ayda en fazla iki toplantı için huzur hakkı ve harcırah ödenebilir."
5- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen,4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bakanlıkça ortak sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkatealınarak belirlenen birlikler, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk TicaretKanununun ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime tabidir."
6- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733 sayılı Tütün veAlkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8.maddesine eklenen son fıkra şöyledir:
"Her türlü uyuşturucu madde, alkollü içki, tütün ve tütünmamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek amacıyla Türkiye Yeşilay Cemiyetine5018 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi hükmüne tabi olmaksızın yardım yapılmaküzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli ödenek öngörülür."
7- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004 günlü, 5174sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun100. maddesi şöyledir:
"MADDE 100- Odalar, borsalar, Birlik ve bunlarınbağlı ve ilgili kuruluşları Bakanlığın denetimine tabidir.
Odalar, borsalar ve Birliğin ilgili personeli ileorganlarında görevli üyeleri, Bakanlık müfettişlerinin talebi üzerine hertürlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etmek ve örneklerini noksansız vegerçeğe uygun olarak vermek, para ve para hükmündeki evrakı göstermek, bunlarınsayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak, yazılı ve sözlü bilgi taleplerinikarşılamak, denetimde her türlü yardım ve kolaylığı göstermek veçalışmalarını yapabilecekleri uygun bir yer tahsis etmekle yükümlüdür.
İkinci fıkrada belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya76 ncı maddede belirtilen suçlardan dolayı haklarında kovuşturmaya başlanan yada görevi başında kalması yapılan denetim bakımından sakıncalı görülen oda,borsa ve Birlik personeli Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkçatedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir. Bu madde kapsamında organüyelerinin görevden uzaklaştırılmaları ise Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyetsavcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine, ikiay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda karara bağlanır. Davasonucu, mahkemece Bakanlık, ilgili oda veya borsa ve Birliğe bildirilir.Görevden uzaklaştırılan personele, uzaklaştırma süresi boyunca yapılacaködemelerin üçte ikisi ödenir.
Bu madde kapsamında görevden uzaklaştırılanlar; denetim sırasındaveya denetimin tamamlanmasından sonra Bakanlık kararıyla veya haklarındakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ya da mahkûmiyetlerine kararverilmediği takdirde görevlerine dönerler. Görevine iade edilenlerin uzaklaştırmasüresi boyunca mahrum kaldığı ödentileri, kanuni faizleri ile birlikte istihdamedilen oda, borsa veya Birlik tarafından ödenir.
Bakanlık, bu madde kapsamında açılan davaları katılan sıfatıylatakip edebilir.
Odalar, borsalar, Birlik ve bunların organları ile bağlı ve ilgilikuruluşları, Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda verilen talimatlara ve buKanunun uygulanmasına ilişkin alınan tedbirlere riayet etmek zorundadır."
8- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"(1) Yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır. Bakanlar Kurulu, bumiktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir."
"(3) Çıkış tarihi itibarıyla yurt dışında oturma iznibulunanlar, 7 yaşını doldurmamış olanlar, pasavan ve benzeri belgelerle çıkışyapanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine kimlik belgesiyle çıkış yapanlar ile yurtdışına ticari amaçla sefer yapan kara, deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma veyük taşıma araçlarının mürettebatı ile Bakanlar Kurulunca belirlenenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcıalınmaz."
9- 80. maddesiyle fıkralar eklenen 13.1.2011 günlü, 6102sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesi şöyledir:
"MADDE 397- (1) Dördüncü fıkra uyarınca denetimetabi olan anonim şirketlerin ve şirketler topluluğunun finansal tablolarıdenetçi tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumuncayayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye DenetimStandartlarına göre denetlenir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içindeyer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığıve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetim kapsamı içindedir.
(2) Denetime tabi olanlar, hazırlanmış olan finansal tablolarınındenetimden geçip geçmediğini, denetimden geçmiş ise denetçi görüşünü ilgilifinansal tablonun başlığında açıkça belirtmek zorundadır. Bu hüküm, yönetimkurulunun yıllık faaliyet raporu için de uygulanır. Denetime tabi olduğu hâlde,denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyetraporu, düzenlenmemiş hükmündedir.
(3) Şirketin ve topluluğun finansal tabloları ile yönetimkurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporunun sunulmasından sonradeğiştirilmişse ve değişiklik denetleme raporlarını etkileyebileceknitelikteyse, finansal tablolar ile, birinci fıkra çerçevesinde yönetimkurulunun yıllık faaliyet raporu yeniden denetlenir. Yeniden denetleme ve bununsonucu, raporda özel olarak açıklanır. Denetçi görüşünde de yeniden denetlemeyiyansıtan uygun eklere yer verilir.
(4) 398 inci madde kapsamında denetime tabi olacak şirketlerBakanlar Kurulunca belirlenir.
(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabiolmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetimeilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerinniteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarınıniçeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük veTicaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikledüzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bufıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır.
(6) Beşinci fıkra kapsamında denetime tabi olduğu hâlde söz konusudenetimi yaptırmayanların finansal tabloları ve yönetim kurulu yıllık faaliyetraporu düzenlenmemiş hükmündedir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11., 18., 35.,47., 73., 135., 161., 162. ve 171. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra AylaPERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, MuammerTOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 11.6.2013 gününde yapılanilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Evren ALTAY tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 8. Maddesiyle, 4458 Sayılı GümrükKanunu'na Eklenen 218/A Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu hizmetine özgülenmiş mal ve hizmet üretimbirimleri ile varlıklarının işletme hakkının devri veya kiralanması yoluylaözelleştirilmesine ilişkin kuralların 4046 sayılı Özelleştirme UygulamalarıHakkında Kanun'da ayrıntılı olarak düzenlendiği, sözleşme süresi sonundamülkiyeti kendiliğinden Gümrük ve Ticaret Bakanlığına geçecek olan 3996 sayılıKanun'a göre yap-işlet-devret modeliyle yapılan gümrük kapıları ve lojistikmerkezlerindeki kamu hizmetinin kamu personeli eliyle yürütülmesinin tercihedilmeyerek bu hizmetin kiralama veya işletme hakkının devredilmesi suretiyleözelleştirilmesinde 4046 sayılı Kanun'da öngörülen usul ve esaslarınuygulanması yerine bu konuda herhangi bir hüküm bulunmayan 3996 sayılı Kanun vebu Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuatta görevlendirme usullerininkıyas yoluyla uygulanmasını öngören kuralın Gümrük ve Ticaret Bakanının keyfiuygulamalarına hukuksallık kazandırmak amacını taşıdığı, siyasal iktidarıhukukla sınırlayan ve aynı zamanda istikrara hizmet eden hukuk devleti ilkesiuyarınca, gerek idarenin işlemlerini hukuka uygun şekilde tesis edebilmesi,gerekse yargı denetiminin sağlanabilmesi için idarenin görev ve yetkilerininkanunlarda açıkça gösterilmesi gerekirken dava konusu kuralın belirlilik veöngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu gibi kanunların özel, aktüel, geçicidurumu gözetmemesi, belli bir bakanlığı hedef almaması ve aynı durumda olan tümözelleştirmelerin aynı kurallara bağlanmasını zorunlu kılan kanunlarıngenelliği ilkesine de aykırı bulunduğu, özelleştirmelerde keyfiliğe hizmet edendüzenlemenin kamu yararı amacını gözetmemesi nedeniyle yetki saptırmasını sözkonusu kıldığı ve amaç ögesi bakımından kanunun sakatlığına yol açtığı,Anayasa'nın 7. maddesi uyarınca yasal düzenlemelerde temel ilkelerinbelirlenmesi ve çerçevenin çizilmesi gerektiği, 47. maddesinde de özelleştirmeusul ve esaslarının ve özel hukuk sözleşmeleriyle gerçek ve tüzel kişilereyaptırılabilecek veya devredilebilecek yatırım ve hizmetlerin kanunlabelirleneceğinin öngörüldüğü, hiçbir ilke konulmadan ve çerçeve çizilmedengümrük kapıları ve lojistik merkezlerinin devir yöntemi, değer tespitkomisyonu ile görevlendirme komisyonu üyelerini ve bu komisyonların çalışmausul ve esasları ile diğer hususları belirleme yetkisinin Bakan'a verildiğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 47. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
1- (1) Numaralı Fıkranın Birinci Cümlesi
Dava konusu kuralla, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, 3996sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli ÇerçevesindeYaptırılması Hakkında Kanun uyarınca yaptırarak işletme hakkını verdiği gümrükkapıları ve/veya lojistik merkezlerini, işletme süresi bittikten sonra 30 yılıgeçmemek üzere, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 18.maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme hakkının verilmesi yöntemleriile 3996 sayılı Kanun ve bu Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuattakigörevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devredebileceğibelirtilmiştir.
Anayasa'nın 47. maddesinde, "...Devletin, kamuiktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunanişletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunlagösterilir. Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileritarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuksözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veyadevredilebileceği kanunla belirlenir..." denilmiştir.
Dava konusu kuralla, 3996 sayılı Kanun uyarınca yap-işlet-devretmodeli ile yaptırılmış, işletilmiş ve sözleşme süresi sona ermiş gümrükkapıları ve lojistik merkezlerinin özel sektörce işletilmesine devam edilmesinekarar verilmesi halinde uygulanacak kurallara yer verilmiştir. Bu husus, maddegerekçesinde "Yap-işlet-devret modeli kapsamında yenidenyapılandırılan gümrük kapılarının ve/veya lojistik merkezlerinin işletme dönemibitiminden itibaren Hazineye yük oluşturmayacak bir şekilde yenidenişletilebilmesi için yapılacak devirde; hangi mevzuatın kıyasen uygulanmasıgerektiği belirlenmiştir..." şeklinde ifade edilmiştir.
Kuralda, özelleştirme yöntemleri bakımından 4046 sayılı Kanun'a,görevlendirme usulleri yönünden ise 3996 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemelereatıfta bulunulmuştur.
4046 sayılı Kanun'un 18. maddesinde özelleştirme yöntemleri;satış, kiralama, işletme hakkının verilmesi, mülkiyetin gayrı aynihakların tesisi ve gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukukitasarruflar olarak belirlenmiş ve özelleştirme programına alınan kuruluşlarınbu yöntemlerden birinin veya birkaçının birlikte uygulanması suretiyleözelleştirileceği ifade edilmiştir. Anılan maddede, "kiralama",kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedelkarşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesi, "işletmehakkının verilmesi" ise kuruluşların bir bütün olarak veyaaktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin - mülkiyet hakkı saklı kalmakkaydıyla - bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkınınverilmesi olarak tanımlanmıştır.
3996 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ise bu Kanun'un, aralarındasınır kapıları ve gümrük tesisleri ile lojistik merkezlerin de yer aldığıyatırım ve hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve devredilmesi konularındayap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancışirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasları kapsadığıbelirtilmiştir. Kanun'un 4. maddesinde de bu kapsamdaki yatırım ve hizmetlerinyap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketleri veya yabancı şirketlereliyle gerçekleştirilmesindeki usul ve esasların; bu şirketlerde aranılacaközellikler, sözleşmelerin kapsamı, yatırım sonucu oluşacak mal ve hizmetlerinücretinin belirlenmesine uygulanacak kriterler ve konuya ilişkin diğer ilkelereyer verilmek suretiyle Maliye, Bayındırlık ve İskan, Ulaştırma, Enerji ve TabiiKaynaklar bakanlıkları, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, HazineMüsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca müştereken hazırlanarak BakanlarKurulu kararı ile yürürlüğe konulacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede, BakanlarKurulunun 26.4.2011 günlü ve 2011/1807 sayılı kararı ile "3996 sayılıBazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde YaptırılmasıHakkında Kanunun Uygulama Usul ve Esaslarına İlişkin Karar" 11.6.2011günlü, 27961 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğekonulmuştur. Söz konusu düzenlemeler çerçevesinde yap-işlet-devret modeli ileyaptırılan gümrük kapılarında yer alan ticari tesislerin, sözleşmenin tarafıolan şirketçe işletilmesi de uygulamayı oluşturmuştur.
Dava konusu kural kapsamında bulunan gümrük kapıları ve/veyalojistik merkezlerinin devri konusunda 4046 sayılı Kanun'da yer alan kiralamave/veya işletme hakkının verilmesi yöntemleri ile 3096 sayılı Kanun ve buKanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuattaki görevlendirilme usullerininkıyas yoluyla uygulanmasının öngörülmesi, kanun koyucunun bu konudaki takdirinive tercihini yansıtmakta ve bu yönüyle kuralda, özelleştirmeye ilişkin usul veesasların kanunla gösterilmesini öngören Anayasa'nın 47. maddesine aykırılıkbulunmamaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olanbelirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idareyönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfiuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir. Hukuk güvenliği ilkesiise normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kuralda, devri öngörülen gümrük kapıları ve/veya lojistikmerkezlerinin kapsamı, devirde uygulanacak özelleştirme yöntemleri ve görevlendirmeusulleri ile azami devir süresi açıkça belirtilmiş olduğundan, kuralınbelirsizliğinden ve öngörülemezliğinden söz edilemez.
Kuralda, kıyasen uygulanacağı belirtilen diğer kanun hükümlerininanayasaya uygunluk denetimi ise ancak bu düzenlemelerin iptali istemiyleaçılacak bir dava veya yapılacak bir başvuru sonucu yapılabileceğinden,bakılmakta olan dava kapsamında söz konusu hükümlerin incelenebilmesine ve buincelemenin sonucuna bağlı olarak dava konusu kuralın iptaline olanakbulunmamaktadır. Benzer şekilde, normlar hiyerarşisinde kanundan daha altdüzeyde yer alan bir düzenlemenin hükümlerine atıfta bulunulmasının ve bubağlamda 3996 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuattakigörevlendirme usullerinin kıyasen uygulanacağının belirtilmesinin yerindeliğitartışılabilir ise de Anayasa Mahkemesince ikincil mevzuat hükümlerininincelenebilmesi mümkün olmadığı gibi ikincil mevzuata atıfta bulunulmuş olmasıda dava konusu kuralın Anayasa'ya aykırılığına neden oluşturmaz. İkincil mevzuathükümlerine karşı açılacak davalarda yargı mercilerince yapılacak hukukauygunluk denetimi kapsamında, ikincil mevzuatın kanuna uygunluğunundenetleneceği ve ilgili kanunun Anayasa'ya aykırı görülmesi halinde AnayasaMahkemesine başvurulabileceği açıktır.
"Hukuk devleti ilkesi" gereğince,yasama işlemlerinin, kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmekamacıyla yapılması gerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunuçözümlenirken "kamu yararı" konusunda Anayasa Mahkemesininyapacağı inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığınıaraştırmaktır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramınınAnayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kimikararlarında da belirtildiği gibi, kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrıve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal sonucu olarak da,kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız bellikişilerin yararına olarak yasa kuralı konulamaz. Böyle bir durumun açık birbiçimde ve kesin olarak saptanması halinde, söz konusu yasa kuralı Anayasa'nın2. maddesine aykırı düşer ve iptali gerekir. Açıklanan ayrık hal dışında, biryasa kuralının ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir siyasi tercihsorunu olarak kanun koyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu nedenlekamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. İptaliistenilen kuralın kamu yararı yerine, kişisel yarar gözetilerek çıkarıldığısonucuna ise ulaşılamamıştır.
Yasamanın genelliği ilkesi uyarınca kanun koyucunun Anayasa'yaaykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla düzenleyebileceği kuşkusuzdur. Bunedenle, 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan "Genel vekatma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların mal ve hizmetüretim birimleri ve varlıklarının (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavikurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) işletmehaklarının verilmesi veya kiralanması ile kamu iktisadi teşebbüsleri arasındayer alan ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede tanımlanmış bulunan"kamu iktisadi kuruluşları"nın ve bunların müessese, bağlı ortaklık,işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, mülkiyetin devri dışında kalanyöntemler ile özelleştirilmesi bu Kanun hükümlerine tabidir." hükmügözetildiğinde bu Kanun'un özelleştirme uygulamaları bakımından genel kanunniteliği taşıdığı açık ise de bu durum kanun koyucunun, yapılabilecek birözelleştirmenin konusunu ve niteliğini gözeterek o konuda özel düzenlemeleryapabilmesine engel oluşturmamaktadır. Bu yönüyle, dava konusu kuralınyasamanın genelliği ilkesi ile kamu yararına aykırılığından da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 47. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2- (1) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesi
Dava konusu kural, gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerinindevir yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirme komisyonu üyelerini,bu komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğer hususları belirlemeyeGümrük ve Ticaret Bakanı'nın yetkili olduğunu ifade etmektedir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, "Yasama yetkisi Türk Milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Devletin,kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetindebulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerkanunla gösterilir." denilmiştir.
Söz konusu maddelere göre, özelleştirmeye ilişkin usul veesasların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir ve kanun ile düzenlenmesiöngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenlemeyetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir.
Kuralda, Gümrük ve Ticaret Bakanı'na, gümrük kapıları ve/veyalojistik merkezlerin devrinde kiralama veya işletme hakkının verilmesiyöntemlerinden hangisinin uygulanacağını ya da her ikisinin birlikte uygulanıpuygulanmayacağını belirleme yetkisi verilmiştir. Kiralama ve/veya işletmehakkının verilmesi yöntemleri arasında yapılacak seçim veya bu yöntemlerinbirlikte uygulanmaları, gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerin devrindekamu yararına en uygun görevlendirmenin yapılabilmesi bakımından önemtaşıdığından, bu devir yönteminin belirlenmesi bakımından hiçbir ilke konulmaksızınve çerçeve çizilmeksizin Bakan'a yetki verilmesi, yasama yetkisinin devriniteliğindedir.
Öte yandan, Gümrük ve Ticaret Bakanına gümrük kapıları ve/veyalojistik merkezlerin devrinde görev yapacak değer tespit komisyonu vegörevlendirme komisyonu üyelerini ve bu komisyonların çalışma usul ve esaslarıile diğer hususları belirleme yetkisi de verilmiştir. Bakan'a yetki verilenkonular, bir özelleştirme uygulaması bakımından önem taşıyan esaslı unsurlarolup Anayasa'nın 47. maddesi uyarınca "özelleştirmeye ilişkin usul veesaslar" kapsamında bulunan bu hususların kanunla düzenlenmesizorunludur.
Nitekim, özelleştirme konusunda genel kanun niteliği taşıyan vebu konuda özel düzenleme olmadığı sürece uygulanması gereken 4046 sayılıKanun'un benzer kurallarının iptali istemiyle açılan davalarda da AnayasaMahkemesi bu noktadan hareket ederek; 9.4.1997 günlü, E:1997/35, K:1997/45sayılı kararıyla "değer tespit komisyonları ile ihalekomisyonlarının oluşumu, görev ve yetkilerinin yasama organınca düzenlenmemesi(ni)yasama yetkisinin yürütmeye devri niteliğinde" görerek iptalkararı vermiş, kanun koyucu tarafından yapılan yeni düzenlemeye karşı açılandavayı ise 25.11.1999 günlü, E:1998/43, K:1999/44 sayılı kararıyla "4046sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 4232 sayılı Yasa ile değiştirilen itiraz konusu(B) ve (C) bentleriyle, değer tespit komisyonlarının oluşumu, çalışmaları,görevleri, bağlı oldukları ölçütler, ihale komisyonlarının oluşumu, ihale usulüve işlemleri ayrıntılı biçimde düzenlenerek, bu çerçevede idareye konununniteliğinden kaynaklanan kimi yetkiler tanındığından yasama yetkisinindevrinden söz edileme(yeceği)" gerekçesiyle reddetmiştir.
Dava konusu kuralda da, gümrük kapıları ve/veya lojistikmerkezlerin devrinde görev yapacak değer tespit komisyonu ile görevlendirmekomisyonlarının oluşumunun ve çalışma usul ve esaslarının kanunladüzenlenmeyerek, bu komisyonlarının oluşumu ile çalışma usul ve esaslarınınbelirlenmesinde Gümrük ve Ticaret Bakanı'nın yetkili kılınması, yasamayetkisinin devri niteliğindedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7. ve 47. maddelerineaykırıdır. İptali gerekir.
B- Kanun'un 19. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı TarımSatış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. Maddesinin BeşinciFıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ortaklık paylarının devrinin örnekanasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabileceği kuralının, kooperatif vebirliklerin örnek anasözleşmelerinin birliklerin görüşü alınarak Sanayi veTicaret Bakanlığınca hazırlanacağı ve örnek anasözleşme hükümlerinde Bakanlığınoluru ile değişiklik yapılabileceği yolundaki 4572 sayılı Kanun'un 7. maddesiile birlikte ele alındığında ortaklık payı devir şartlarının belirlenmesininBakanlığın iradesine bırakıldığı, kooperatif ve birlik ortaklarının sahipoldukları ortaklık payı kadar sermayeyi teşkil eden anapara ve parayaçevrilebilir mallar üzerinde mülkiyet hakkına sahip oldukları, ortaklık payıdevrinin de mülkiyet hakkına konu oluşturduğu, ortaklık payı devir koşullarınınkanunla yapılmayıp idarenin iradesine bırakılmasının mülkiyet hakkına aykırıolduğu, ortaklığa bağlı olan yönetim, seçme ve seçilme haklarının kullanımıbakımından büyük önem taşıyan ortaklık payı devrine ilişkin kuralın kooperatifve birliklerin özerklik ve bağımsızlıklarını zedelediğinden kamu yararınadayanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 35. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, tarım satış kooperatif ve birliklerindekiortaklık paylarının devrinin örnek anasözleşmede belirtilen şartlarlayapılabileceği ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."biçimindeki hükme yer verilerek, mülkiyet hakkı, miras hakkıyla birliktebir temel hak olarak güvence altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiyebaşkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymakkoşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanmave tasarruf olanağı veren bir haktır.
Ortaklık payı, sermaye yönünden ortakların taahhüt ettikleripaylardır. Bir kooperatifin sermayesini, o kooperatifin ortak üreticilerinin;bir birliğin sermayesini ise o birliğin ortak kooperatiflerinin taahhütettikleri ortaklık payları oluşturmaktadır. Kanun'da kooperatif vebirliklerdeki ortaklık paylarının, rehin ve haciz edilemeyeceği belirtilmiştir.
4572 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, kooperatifve birliklerdeki ortaklık paylarının, başka bir kooperatif ya da birliklebirleşme hali dışında devredilmesi yasaklanmış iken, anılan maddede 6455sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle kooperatif ve birliklerdeki ortaklıkpaylarının devrinin anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabilmesi olanaklıkılınmıştır.
Anasözleşmeler, kooperatif ve birlikler yönünden uyulması zorunlutemel metinleri içermekte olup, kooperatif ve birlik ortaklarının hak veyükümlülüklerinin de bu kapsamda anasözleşmeye konu edilebilmesi mümkünbulunmaktadır. Ortaklık payının devri hususu da bu kapsamda yer almakta olupdevir koşullarının anasözleşmeyle belirlenmesi mülkiyet hakkının ihlali olaraknitelendirilemez.
Öte yandan, bir kuralın, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızözel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak konulması halidışında, ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir siyasi tercih sorunuolarak kanun koyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu nedenle kamuyararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. İptali istenilenkuralın kamu yararı yerine, kişisel yarar gözetilerek çıkarıldığı sonucunaulaşılamamıştır.
Dava dilekçesinde, ortaklık paylarının devrinin anasözleşmedebelirtilen şartlarla yapılabilmesinin Anayasa'ya aykırılığı doğrudan ilerisürülmemiş, anasözleşmenin hazırlanması ve değiştirilmesi konularında Sanayi veTicaret Bakanlığına verilen yetki nedeniyle kuralın Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülmüştür.
Kanun'un "Örnek anasözleşmeler" başlıklı7. maddesinde, "Kooperatif ve birliklerin örnek anasözleşmeleri,birliklerin görüşü alınarak Bakanlıkça hazırlanır. Bakanlıkça, bu Kanundaaçıkça örnek anasözleşmelerde düzenleneceği belirtilen hususlara ilişkinhükümlerde, birliklerin görüşü de alınarak doğrudan veya birliklerin yarıdanbir fazlasının yönetim kurullarının bu konudaki müşterek isteği ve Bakanlığınoluru ile değişiklik yapılabilir. Birliklerin yarıdan bir fazlasının müşterekendeğişiklik için başvurması halinde, Bakanlık başvuruyu en geç üç ay içindedeğerlendirerek sonuçlandırır. Anasözleşmelerin diğer hükümlerindekideğişiklikler genel usullere göre yapılır."denilmektedir.
Örnek anasözleşmelerde düzenlenmesi öngörülen hususlar ileanasözleşmelerin hazırlanmasına ve değiştirilmesine ilişkin kurallar, farklınitelikte kurallardır. Kanun'un, örnek anasözleşmelerin hazırlanmasına vedeğiştirilmesine ilişkin 7. maddesi, dava konusu kurallar kapsamında yeralmamaktadır. Bu nedenle, anasözleşmelerin hazırlanması ve değiştirilmesindeBakanlığa verilen görev ve yetkinin Anayasa'ya uygunluğunun incelenebilmesi olanaklıdeğildir. Bu durumda, anasözleşmelerin hazırlanmasında ve değiştirilmesindeBakanlığa verilen yetki dolayısıyla, ortaklık payı devir koşullarınınanasözleşmede yer almasının Anayasa'ya aykırılık taşıdığı iddiasının, Kanun'un1. maddesinin beşinci fıkrasının dava konusu ikinci cümlesinin Anayasa'yauygunluk denetimi kapsamında incelenebilmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 35. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C- Kanun'un 20. Maddesiyle Başlığıyla BirlikteDeğiştirilen, 4572 Sayılı Kanun'un 3. Maddesinin İkinci Fıkrasında YerAlan "...ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredikullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerinpaylaşımına..."İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekli,kredi kullanmaları, yatırımları, gelir-gider farklarının dağıtımı ve giderlerinpaylaşımı ile ilgili konuların, tarım satış kooperatif ve birliklerinin mali vefinansal konularıyla doğrudan ilişkili faaliyetleri olduğu, bu faaliyetlereilişkin yetkilerin ellerinden alınarak bu hususları düzenleme yetkisininBakanlığa verilmesinin Kanun'un 1. maddesinde tanımlanan amaçla bağdaşmadığıgibi kooperatifler ile birliklerin özerkliğini ve mali yönden bağımsızlıklarınızedeleyen bir düzenleme olduğu, diğer taraftan 4572 sayılı Kanun'un yürürlüğegirdiği 2000 yılından bu yana kooperatifler ve özellikle de birliklerin ürünalım bedelini ödeme şekli, kredi kullanımı, yatırımlar gibi konularda, piyasakoşullarına göre farklı fiyat uygulaması, avans ödeme ile ürün alımı, ortaklarabankalar vasıtasıyla kredi kullandırılması, ekonomik koşullara göreyatırımların durdurulması gibi piyasa hareketleri karşısında riskleriniazaltan, finansman ihtiyaçlarına göre uygun sistemler geliştirdikleri ve büyükuğraşlar sonucu bu sistemlerin ortakları tarafından benimsenmesinisağladıkları, bu konularda Bakanlığın anasözleşmeler ile farklı uygulamalargetirmesinin birliklerde ve kooperatiflerde büyük sorunlara neden olabileceğive kamu yararına dayanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un "Çalışma konuları ve çalışmalarda uyulacakesaslar" başlıklı 3. maddesinde yer alan, tarım satış kooperatif vebirliklerin "ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredikullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerinpaylaşımına" ilişkin usul ve esasların örnek anasözleşmedegösterileceğine ilişkin kuralın iptali istenilmiştir.
İptali istenilen kuralda yer alan konulara ilişkin usul veesasları düzenleme yetkisinin Bakanlığa verildiği ve bu durumun Anayasa'yaaykırı olduğu iddiası, anasözleşmenin hazırlanması ve değiştirilmesikonularında Bakanlığa verilen yetki esas alınarak ileri sürüldüğünden, Kanun'un1. maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden belirtilen gerekçelerdava konusu kural yönünden de geçerli bulunmaktadır.
Anasözleşme ile getirilecek yeni düzenlemenin, kooperatif vebirliklerde bugüne kadar oluşan uygulamadan farklı uygulamalara yol açacakolmasının kamu yararına aykırı olduğu iddiası ise kanunların amaç unsuruyönünden Anayasa'ya uygunluk denetimine ilişkin bulunmaktadır. "Hukukdevleti ilkesi" gereğince, yasama işlemlerinin,kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılmasıgerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken "kamuyararı" konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme de, kanununkamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmaktır. Anayasa'nın çeşitlihükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımıyapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında da belirtildiğigibi, kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olantoplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal sonucu olarak da, kamu yararı düşüncesiolmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararınaolarak yasa kuralı konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesinolarak saptanması halinde, söz konusu yasa kuralı Anayasa'nın 2. maddesineaykırı düşer. Açıklanan ayrık hal dışında, bir yasa kuralının ülkegereksinimlerine uygun olup olmadığı bir siyasi tercih sorunu olarak kanunkoyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu nedenle kamu yararı değerlendirmesiyapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. İptali istenilen kuralın kamu yararıyerine, kişisel yarar gözetilerek çıkarıldığı sonucuna ulaşılamamıştır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D- Kanun'un 21. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı Kanun'un4. Maddesinin;
1- Birinci Fıkrasının İlk Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, denetim kurullarının tarım satış kooperatif vebirliklerinin organları arasından çıkarılarak kooperatifler ile bağımsızdenetime tabi olmayan birliklerin denetimsiz bırakıldığı, KooperatiflerKanunu'nda genel kurul tarafından denetim organı seçilmesinin öngörüldüğü vedenetçilerin genel kurul namına kooperatifin bütün işlem ve hesaplarınıinceleyeceğinin belirtildiği, tarım satış kooperatif ve birliklerinin,ortaklarının mesleki ihtiyaçlarını karşılamak, ürünlerini daha iyi şartlardadeğerlendirerek ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla ortaklarının koyduğusermayeyle kurulan ve organlarında ortaklarının oylarıyla görev alınandemokratik kitle örgütleri oldukları, demokratik devlet ilkesinin Anayasa'nın2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayıldığı, 171.maddesinde ise Devlete kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri almagörevi verildiği, demokratik devlet ilkesinin yönetimin hesap verebilirliğininsağlanmasını gerektirdiği, kooperatif ve birlik yönetim kurullarının hesap veişlemleri ile faaliyetlerinin, ortakların seçimiyle oluşan denetim kurullarıtarafından ortaklar adına denetlenmesinin yönetimin hesap verebilirliğininsağlanmasının ve demokratik devlet ilkesinin gereği olduğu, birlik vekooperatiflerin yönetim kurullarının hesap verebilirliğini ortadan kaldırandüzenlemenin kamu yararına aykırı olduğu gibi, kooperatifçiliğin gelişmesi içindevlete verilen gerekli tedbirleri alma görevine de aykırılık oluşturduğu,ortak sayısı ve ciro gibi ölçütlere göre Bakanlık tarafından belirlenenbirliklerin 6102 sayılı Kanun'a göre denetlenir ve denetim giderleri birlikbütçesinden ödenirken diğer birlikler ile kooperatiflerde 6102 sayılı Kanun'agöre denetim yapılmayacağı, hukuki konumları aynı olan birlik ve kooperatiflerefarklı işlem ve mali yükümlülükler getirildiği belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 10. ve 171. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, birlik ve kooperatif organlarının, genelkurul ve yönetim kurulu olduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin demokratik birhukuk devleti olduğu belirtilmiş, 171. maddesinde de Devletin, millîekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını vetüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacaktedbirleri alacağı ifade edilmiştir.
İptali istenilen kuralın yer aldığı madde gerekçesinde, TürkiyeKooperatifçilik Stratejisi Eylem Planı'nda öngörülen hedefler doğrultusundamaddenin değiştirilerek, kooperatif ve birliklerin organları, çalışma usul veesasları, görev süreleri, seçimlerin yenilenmesinin yeniden belirlendiği ifadeedilmiştir. Söz konusu "Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve EylemPlanı 2012-2016"da ise tarım satış kooperatif ve birliklerininsürdürülebilir mali ve idari yapıya sahip olmaları ve rasyonel bir finansmanmodeli oluşturulması hususları yönünden yeni düzenlemeler yapılmasıgereği belirtilmiştir.
Öte yandan, kooperatiflerin, ticaret şirketleri arasında sayıldığı13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda da şirketlerin denetimlerikonusunda köklü değişiklikler yapılmış ve kural olarak sermaye şirketlerindebağımsız denetim uygulaması getirilmiştir.
Dava konusu kuralda, denetim kuruluna, birlik ve kooperatiforganları arasında yer verilmemesi, birlik ve kooperatiflerin denetimsizbırakılması anlamını taşımamaktadır. 6455 sayılı Kanunla 4572 sayılı TarımSatış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun ve 6102 sayılı Türk TicaretKanun'da yapılan değişikliklerle tarım satış kooperatif ve birliklerinindenetimi özel olarak düzenlenmiştir. 4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, Gümrükve Ticaret Bakanlığınca ortak sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarakbelirlenen birliklerin, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerine görebağımsız denetime tabi oldukları belirtilmiş, 6102 sayılı Kanun'un 397.maddesinde de tarım satış kooperatiflerinin ve bunların bağımsız denetime tabiolmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin kurallara yer verilmiştir.
Kanun koyucunun, tarım satış kooperatifi ve birliklerinde üyelerarasından seçilen denetim kurullarınca yapılan denetimin işlevsel olmadığısonucuna ulaşarak, Anayasa ile Devlete verilen, kooperatifçiliğin gelişmesinisağlayacak tedbirleri almak görevi kapsamında söz konusu denetim ile ulaşılmakistenen amaca varılmasını teminen Türk Ticaret Kanunu'nda şirketler yönündenöngörülen kurallarla uyumlu olarak kooperatif ve birlik organları arasındandenetim kurulunu çıkarması ve bağımsız denetim usulünü kabul etmesinin, kamuyararına aykırı olduğu söylenemez. Özellikle harcamalar ve bilançoya ilişkinmali denetimin uzmanlık isteyen bir alan olduğu gözetildiğinde, bu denetiminkonunun uzmanları tarafından yerine getirilmesinin, yönetimin hesapverebilirliği ve demokratik yönetim ilkelerine aykırılık oluşturduğundan sözedilemez.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklarasahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları veidare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarakhareket etmek zorundadırlar" denilmiştir.
"Kanun önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumlarıaynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlarkarşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını veayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitlik ilkesi ihlaledilmiş olmaz. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
4572 sayılı Kanun'un 8. maddesinde ifade edildiği üzere bu Kanun,1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun ayrılmaz bir parçası olmakla birliktesosyoekonomik yönden tarım satış kooperatif ve birliklerinin ayrı bir kanun iledüzenleme konusu yapılmalarını gerekli kılan özellikli konumları, diğerkooperatiflerden farklı hukuki konumlarından kaynaklanmakta olup söz konusukooperatifler ve birlikler hakkında 1163 sayılı Kanun'da yer alan kurallardanfarklı kurallara tabi tutulmalarında eşitlik ilkesine aykırılıkbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 10. ve 171.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2- İkinci Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kooperatif ve birliklerin Kanun'la belirlenengörev ve sorumluluklarını yerine getirilebilmesi için yönetim kurullarınıngerektiğinde ayda ikiden fazla toplanabileceği, yönetim kurulu üyelerininhuzur hakkı ve harcırah miktarlarına dava konusu kuralla getirilen sınırlamanınangarya yasağına girdiği, ölçülülük ilkesi gereğince Devletin sağlamaklayükümlü olduğu sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hakları arasındaadil bir denge bulunmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 18.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4572 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında, tarım satışkooperatif ve birliklerinde yönetim kurulunun ayda bir kez olağan toplanacağı,kooperatif ve birlik işlerinin zorunlu kıldığı durumlarda ise gerekçeli olarakolağanüstü toplanabilecekleri öngörüldükten sonra, dava konusu kuralla yönetimkurulu üyelerine ayda en fazla iki toplantı için huzur hakkı ve harcırahödenebileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 18. maddesinde, hiç kimsenin zorlaçalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu, şekil ve şartları kanunladüzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalarile olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetlerin, ülkeihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödeviniteliğindeki beden ve fikir çalışmalarının, zorla çalıştırma sayılmayacağıbelirtilmiştir.
Madde gerekçesinde ise angarya, kişinin emeğinin karşılığınıalmadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesininçeşitli kararlarında da angarya, bir maldan ya da bir kişinin çalışmasındankarşılıksız yararlanma olarak tanımlanmıştır.
Kanun koyucu, Kanun'la belirlenen görevleri kapsamındayönetim kurulunun ayda bir kez olağan toplanmasını yeterli görmüş, olağanüstütoplantı yapılabilmesi bakımından ise bir sayı sınırı öngörmemekle birlikte,mali haklar yönünden yönetim kurulu üyelerine ayda en fazla iki toplantıiçin huzur hakkı ve harcırah ödenebileceğini kabul etmiştir. Kuralın amacı,yönetim kurulu toplantıları için üyelere bir ayda ödenebilecek toplam ücretibelirlemektir. Kaldı ki, yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkı veharcırah miktarı, kooperatif ve birliklerin genel kurulları tarafındanbelirlenmekte olup, söz konusu ücretin belirlenmesi bakımından yasal birsınırlama da bulunmamaktadır. Bu kapsamda, yönetim kurulu üyelerine yönetimkurulu toplantılarına katılmaları karşılığında ücret ödenmesi nedeniyle, butoplantılar kapsamındaki çalışmalarının angarya olarak nitelendirilmesi mümkünolmadığı gibi hakkın kötüye kullanılmasını önleyici bir yönünün bulunduğu daanlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleriarasında belirtilen hukuk devletinin bir gereği olarak kanun koyucu, ölçülülükilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan; "elverişlilik",başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, "gereklilik"başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve "orantılılık"ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyüifade etmektedir.
Kanunla yönetim kurulu üyelerine yapılabilecek huzur hakkı veharcırah ödeme miktarı yönünden üst sınır belirlenmesi, yönetim kurulunun aydabir olağan toplanmasını öngören kanuni düzenleme ile birlikte ele alındığında,dava konusu kural ile ulaşılmak istenen amaç yönünden ölçülülük ilkesine aykırıolarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 18. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun'un 22. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı Kanun'un5. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerine görebağımsız denetime tabi olacak birliklerin Bakanlıkça "ortak sayısı veciro gibi" kıstaslar dikkate alınarak belirleneceğine ilişkin kuraldaortak sayısı ve ciro kriteri yönünden sayı ve miktar gibi bir çerçeveçizilmediği, diğer kıstaslar yönünden de bir belirleme yapılmaksızın bukonuda yetkinin tümüyle Bakanlığa bırakıldığı, temel ilkeler belirlenmeksizinyürütmeye yetki verilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu, ortak sayısı ve cirogibi ölçütlere göre Bakanlık tarafından belirlenen birlikler 6102 sayılıKanun'a göre denetlenir ve denetim giderleri birlik bütçesinden ödenir ikenBakanlığın belirlemesi dışında kalan birliklerin ve tarım satış kooperatifleriile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'na göre kurulan diğer kooperatif vebirliklerin denetiminin 6102 sayılı Kanun'a göre yapılmayacağı ve bütçelerindenbağımsız denetim gideri ödemesinde bulunulmayacağı, 4572 sayılı Kanun ile1163 sayılı Kanun'da hukuki konum ve durumları ile statüleri aynı olan birlikve kooperatifler için farklı işlem ve mali yükümlülükler getirilmesinin kanunönünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7.,8. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, Bakanlıkça ortaklık sayısı ve ciro gibikıstaslar dikkate alınarak belirlenen birliklerin Türk Ticaret Kanunu'nunilgili hükümlerine göre bağımsız denetime tabi oldukları ifade edilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri "belirlilik ilkesi"dir. Bu ilkeyegöre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesi gerekir.
Anayasa'nın 7. maddesinde ise "Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülenkonularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisininverilmesi olanaklı değildir.
Kanun koyucu, birliklerin denetimi yönünden bir ayrıma gitmiş veBakanlıkça ortaklık sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenenbirliklerin Türk Ticaret Kanunu'na göre bağımsız denetime tabi olduklarını, bukapsam dışında kalan birliklerin ise aynı Kanun'un 397. maddesinin (5) numaralıfıkrası hükümlerine göre denetleneceğini kurala bağlamıştır.
Madde gerekçesinde de, bugüne kadar uygulanma imkânı olmayan dışdenetime ilişkin düzenlemenin uygulanabilir hale getirilmesi ve işlevselolmayan denetim kurullarının kaldırılmasından sonra ortaya çıkabilecek denetimboşluğunun doldurulması ve etkin bir denetim sisteminin oluşturulması amacıyla,Bakanlığın 1163 sayılı Kanun'a göre denetim yetkileri saklı kalmak üzere,maddenin yeniden düzenlendiği, Bakanlıkça belirlenen kriterleri taşıyanbirliklerin Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre birliklerinbağımsız denetime tabi tutulması, bunun dışında kalan birlikler vekooperatiflerin hesap, işlem ve varlıkları ile mali tablolarının denetçileredenetlettirilmesi yükümlülüğünün getirildiği belirtilmiştir.
Dava konusu kuralla, Türk Ticaret Kanununa göre bağımsız denetimetabi olacak birlikleri belirleme yetkisi Gümrük ve Ticaret Bakanlığınaverilirken, "ortaklık sayısı" ve "ciro" gibikıstasların dikkate alınarak bu yetkinin kullanılacağı belirtilmektedir.Ortaklık sayısı ve ciro kriterleri, birliklerin mali yönden büyüklüklerinigösteren objektif ölçütlerdir. Bu ölçütler ticari hayattaki gelişmelere göredeğişkenlik gösterebileceğinden, bu ölçütler yönünden sayı ve miktarbelirtilmemesi, bir eksiklik oluşturmamaktadır. Bakanlıkça belirlenecek diğerkriterlerin de birliklerin mali yapısını gözeten objektif kriterler olmasıgerektiği açıktır. Bu niteliği itibarıyla, kuralla Bakanlığa bırakılanbağımsız denetime tabi birlikleri belirleme yetkisinin çerçevesinin çizilmiş olduğuanlaşılmaktadır. Bu nedenle, dava konusu kural, yasama yetkisinin devriniteliğini taşımadığı gibi kuralın belirsizliğinden de söz edilemez.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "kanun önünde eşitlikilkesi", hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilkeile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlıtutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kanun önündeeşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez.
Birliklerin, kooperatiflerin üst kuruluşları olması dolayısıylakooperatiflerle aynı hukuki konumda bulunmadıkları, bu nedenle aynı kurallaratabi tutulmamalarının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı açıktır.Bağımsız denetime tabi olan birliklerin belirlenmesinde ise birliklerin maliyapıları dikkate alındığından, ortaklık sayısı ve ciro gibi objektif ölçütlerdikkate alınarak belirlenen bağımsız denetime tabi tutulan birlikler ile bukapsam dışında kalan birlikler, mali yapıları yönünden farklı konumdabulunduklarından aynı kurallara tabi tutulmaları zorunluluğundan söz edilemez.
Öte yandan, Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının birincicümlesine yönelik incelemede belirtildiği üzere, 1163 sayılı Kanun'un varlığınarağmen tarım satış kooperatif ve birliklerinin ayrı bir kanuni düzenleme konusuyapılmalarına neden olan farklı özellikleri nedeniyle diğer kooperatiflerdenfarklı kurallara tabi tutulmalarında da eşitlik ilkesine aykırılıkbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 7. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 8. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun'un 31. Maddesiyle, 4733 Sayılı Tütün ve AlkolPiyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8. MaddesineEklenen Son Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu yararına çalışma statüsü verilmiş olanderneklere 5018 sayılı Kanun'un 29. maddesi hükmüne tabi olmaksızın yardımyapılmak üzere Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli ödeneğin öngörüleceğininhükme bağlanmak suretiyle dava konusu kuralda bütçe ödeneğine ilişkin hükme yerverildiği, bütçe kanunlarının görüşülme usul ve esasları bakımından Anayasa'daayrı bir yöntem kabul edildiği, bütçe kanunlarında TBMM Genel Kurulundaüyelerin gider arttırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmalarınınönlendiği ve Cumhurbaşkanına bütçe yasalarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'degeri gönderme yetkisi tanınmadığı, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararnameile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilmediği, bu farklılıklar nedeniylekanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu ile düzenlenmesineolanak bulunmadığı, bir kanun hükmünün bütçe kanunu ile değiştirilmesine veyakaldırılmasına olanak bulunmadığı gibi öteki kanunlarda da bütçe ödeneğineilişkin hükümlerin yer almasının olanaksız olduğu belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 2., 11., 161. ve 162. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, her türlü uyuşturucu madde, alkollü içki,tütün ve tütün mamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek amacıyla TürkiyeYeşilay Cemiyetine 5018 sayılı Kanun'un 29. maddesi hükmüne tabi olmaksızınyardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli ödeneğinöngörüleceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın bütçeye ilişkin 161. ve 162. maddeleri şöyledir:
"MADDE 161. Devletin ve kamu iktisadî teşebbüsleridışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamaları, yıllık bütçelerle yapılır.
Mali yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması,uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir.
Kanun, kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldanfazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller koyabilir.
Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hükümkonulamaz."
"MADDE 162. Bakanlar Kurulu, merkeziyönetim bütçe tasarısı ile millî bütçe tahminlerini gösteren raporu, malî yılbaşından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.
Bütçe tasarıları ve rapor, kırk üyeden kurulu Bütçe Komisyonundaincelenir. Bu komisyonun kuruluşunda, iktidar grubuna veya gruplarına en azyirmibeş üye verilmek şartı ile, siyasî parti gruplarının ve bağımsızlarınoranlarına göre temsili göz önünde tutulur.
Bütçe Komisyonunun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin, TürkiyeBüyük Millet Meclisinde görüşülür ve malî yıl başına kadar karara bağlanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda, kamu idarebütçeleri hakkında düşüncelerini, her bütçenin tümü üzerindeki görüşmelersırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıcagörüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarınınGenel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcıönerilerde bulunamazlar."
Anayasa'nın 87. maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görevve yetkileri arasında "kanun koymak, değiştirmek vekaldırmak" görev ve yetkisinin yanı sıra "bütçekanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek" görev ve yetkisine deayrıca yer verilmiştir. Bütçe kanunlarını öteki kanunlardan ayrı tutan bu kuralkarşısında, kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu iledüzenlenmesi veya herhangi bir kanunda yer alan hükmün bütçe kanunları iledeğiştirilmesi ve kaldırılması olanaksızdır.
Anayasa'nın 88. maddesinde, kanunların Türkiye Büyük MilletMeclisi'nde teklif, görüşülme usul ve esasları düzenlenirken, bütçekanunlarının görüşülme usul ve esasları 162. maddede ayrıca belirtilmiştir. Bumaddeyle bütçe kanun tasarılarının görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabuledilmiş, Genel Kurulda üyelerin gider arttırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerdebulunmaları önlenmiş ve Anayasa'nın 89. maddesiyle de Cumhurbaşkanı'na bütçekanunlarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderme yetkisitanınmamıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 163. maddesinde bütçede değişiklikyapılabilmesi esasları ayrıca düzenlenmiş, Bakanlar Kuruluna kanun hükmündekararname ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilemeyeceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın anılan maddeleri incelendiğinde, bütçe kanunlarınabütçe ile ilgili olmayan kurallar konulmamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.Anayasa'da birbirinden tamamen ayrı ve değişik olarak düzenlenen bu ikikanunlaştırma yönteminin doğal sonucu olarak, olağan kanun ile düzenlenmesigereken bir konunun, bütçe kanunu ile düzenlenmesi, değiştirilmesi veyakaldırılması olanaksızdır. Bu durum, Anayasa'nın 161. maddesinde "Bütçekanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz." denilmeksuretiyle ifade edilmiştir. "Bütçe ile ilgili hükümler"kavramı,mali nitelikteki hükümleri değil, kanun konusu olabilecek bir kuralıkapsamaması koşuluyla bütçenin uygulanması ile ilgili, uygulamayıkolaylaştırıcı ve açıklayıcı nitelikte hükümleri ifadeetmektedir. Anayasa'nın 161. maddesinin getiriliş amacı, bütçekanunlarında, yıllık bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylecebütçe kanunlarını ilgisiz kurallardan uzak tutarak kendi yapısı içindebütünleştirmektir.
Anayasa koyucu bütçe kanunlarında yer alamayacak hususlarıbelirtmiş olup, bir kuralın uygulanması sonucu gelir elde edilecek ya daharcama yapılacak olması, o kuralın bütçe kanunu kapsamında yer almasızorunluluğunu doğurmamaktadır. Bu çerçevede, kamu kurumlarınınödeneklerine ilişkin kuralların kanun konusu yapılabilmesine bir engelbulunmamaktadır. Bütçe kanunlarında ilgili kurumun o yıla ait ödenek miktarıile harcama usul ve esasları düzenlenmekle birlikte, ödeneklere ilişkin genelve soyut nitelikteki tüm kuralların, bütçe kanununda yer alması zorunluluğundansöz edilemez.
Bu kapsamda, her türlü uyuşturucu madde, alkollü içki, tütün vetütün mamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek amacıyla Türkiye YeşilayCemiyetine yardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli ödeneğinöngörülmesine ilişkin dava konusu kuralın, bütçe kanununda yer almamasınınAnayasa'nın bütçe ile ilgili kurallarına aykırılığından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 161. ve 162. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 2. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 49. Maddesiyle Değiştirilen, 5174 SayılıTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 100.Maddesinin;
1- İkinci Fıkrasında Yer alan "...ile organlarındagörevli üyeleri..." İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 135. maddesi uyarınca odalar veborsalar ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde (Birlik) yapılacak mali denetiminkapsamına, oda, borsa ve Birlik yönetim kurullarının görev, yetki vesorumluluğunda olan hesap ve mali tablolar ile işlem ve faaliyetlerin girdiği,diğer organların mali denetim kapsamında denetlenecek hesap, mali tablo, işlemve faaliyetlerinin bulunmadığı, dava konusu ibare ile mali denetim kapsamındahesap ve işlemleri olmayan oda ve borsalarda meslek komiteleri, oda/borsameclisi ve oda/borsa disiplin kurulu ile Birlik Genel Kurulu, oda ve borsakonseyleri ile Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görev, yetki vesorumluluklarında olmayan ve ellerinde bulunmayan "her türlübelge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etme, örneklerini noksansız ve gerçeğeuygun olarak verme, para ve para hükmündeki evrakı gösterme, bunların sayılmasıve incelenmesine yardımcı olma, yazılı ve sözlü bilgi verme, denetimde hertürlü yardım ve kolaylığı gösterme ve çalışmalarını yapabilecekleri uygun birortamı tahsis etme"yükümlülüğüne tabi tutulmalarının ölçülülükilkesine aykırı olduğu ve bu kuralda kamu yararı bulunmadığı, belirtilen organüyelerine getirilen yükümlülüklerin angarya kapsamına girdiği belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2. ve 18. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle davakonusu kural Anayasa'nın 135. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5174 sayılı Kanun'un "Denetim" başlıklı 100.maddesinin birinci fıkrasında odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı veilgili kuruluşlarının Bakanlığın denetimine tabi oldukları belirtilmiş, ikincifıkrasında da odalar, borsalar ve Birliğin ilgili personeli ile organlarındagörevli üyelerinin, Bakanlık müfettişlerinin talebi üzerine her türlü belge,defter, kayıt ve bilgileri ibraz etmek ve örneklerini noksansız ve gerçeğeuygun olarak vermek, para ve para hükmündeki evrakı göstermek, bunlarınsayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak, yazılı ve sözlü bilgi taleplerinikarşılamak, denetimde her türlü yardım ve kolaylığı göstermek ve çalışmalarınıyapabilecekleri uygun bir yer tahsis etmekle yükümlü oldukları ifadeedilmiştir. Odalar, borsalar ve Birlik "organlarında görevliüyelerin" söz konusu denetim kapsamında belirtilen hususlar ileyükümlü kılınmaları, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasa'nın 135.maddesinde, düzenlenmiş ve "belli bir mesleğe mensup olanlarınmüşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak,mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarınınbirbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmaküzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan veorganları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargıgözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri" olaraktanımlanmıştır. Anılan maddede, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıüzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kuralların kanunladüzenleneceği de ifade edilmiştir.
5174 sayılı Kanun'da, ticaret ve sanayi odası, ticaret odası,sanayi odası ve deniz ticaret odasını ifade eden "odalar"ıntüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu ve"borsalar"ın ise kamu tüzel kişiliğine sahip ticaret borsalarıile Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun teklifi üzerine, BakanlarKurulu kararı ile kurulan ürün ihtisas borsası unvanını taşıyan ürünborsalarını kapsadığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, odalar veborsalar arasındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek, mesleğin genelmenfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, oda ve borsa mensuplarınınmeslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, bunların birbirleriyle ve halk ile olanilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini veahlâkını korumak, ülkenin kalkınması, ekonominin gelişmesi için gerekliçalışmaları yapmak ve bu Kanun'da belirtilen hizmetleri yerine getirmekamacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek üstkuruluşu olduğu belirtilmiştir.
Kanun'da odalar ile ticaret borsalarının organları, meslekkomiteleri, meclis, yönetim kurulu ve disiplin kurulu; Birlik organları iseGenel Kurul, oda ve borsa konseyleri, Yönetim Kurulu ve Yüksek Disiplin Kuruluolarak öngörülmüş ve bu organların görevleri yine Kanun'la belirlenmiştir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınının denetimineilişkin Anayasa'nın 135. maddesi uyarınca odalar, borsalar ve Birliğin idari vemali denetimi kapsamında, Bakanlık müfettişlerinin yapacağı denetimin etkili vesağlıklı olabilmesi için ilgililere bir takım yükümlülükler öngörülmesindeAnayasa'ya aykırılık bulunmadığından, odalar, borsalar ve Birlikorganlarında görevli üyelerin de bu kapsamda yükümlü kılınmalarında Anayasa'yaaykırılık bulunmamaktadır. Odalar, borsalar ve Birlik organları üyelerininidari ve mali denetim kapsamında öngörülen yükümlülüklerinin, yalnızca ilgilioldukları ve kanunen görevli bulundukları konularla sınırlı olacağı açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devletiolduğu belirtilmiş olup, kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devletiilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise "elverişlilik","gereklilik" ve "orantılılık" olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik", başvurulanönlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, "gereklilik"başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve "orantılılık"ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyüifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafındanöngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da "ölçülülükilkesi" gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Dava dilekçesinde, söz konusu denetimin mali denetim olduğu ve bunedenle mali konularla ilgili olmayan oda, borsa ve birlik organlarının budenetim kapsamında yükümlü kılınmalarının ölçülülük ilkesine aykırı olduğuileri sürülmüş ise de Kanun'da söz konusu denetimin, mali denetimle sınırlı birdenetim olduğu yolunda bir hükme yer verilmediğinden, bu denetimin idari vemali denetimi kapsadığı anlaşılmaktadır.
Odalar, borsalar ve Birliğin idari ve mali denetimi kapsamında,Bakanlık müfettişlerinin denetim sırasında, denetim konusu ile ilgili olarakdenetlenen kuruluşun organlarında görevli üyelerden bilgi ve belgeisteyebilmesi ve bu kişilerin müfettişlere denetimde her türlü yardım vekolaylığı göstermeleri ise denetimin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi içingerekli olduğu gibi, bu amaca elverişli de olduğu ve getirilen yükümlük ileulaşılmak istenen amaç arasında bir orantısızlığın da bulunmadığıanlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle kuralda, ölçülülük ilkesine aykırılıkbulunmamaktadır.
Anayasa'nın 18. maddesinde, "Hiç kimse zorlaçalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzerehükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerdevatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığıalanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları,zorla çalıştırma sayılmaz." hükmü yer almaktadır.
Madde gerekçesinde angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadanzorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin çeşitlikararlarında da angarya, bir maldan ya da bir kişinin çalışmasından karşılıksızyararlanma olarak tanımlanmıştır.
Bir kuruluşun denetimi sırasında bu kuruluşun organlarında kendiistekleri ile görev alan kişilerin, müfettişlere yardımcı olma ve denetimkonusu ile ilgili bilgi ve belgeleri verme ile yükümlü kılınmalarının, angaryaolarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 18. ve 135.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2- Üçüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu görevlilerinin atanmalarındaki usule göregörevden alınmalarının idare hukukunun temel ilkesi olduğu ve görevden almayetkisinin atamaya yetkili amirlere ait bulunduğu, kamu idarelerinin denetimisırasında görevden uzaklaştırma yetkisinin Sayıştay'a dahi verilmediği, oda,borsa ve Birlik personelinin bazı suçlar yönünden Devlet memuru sayılsalar daasıl olarak işçi statüsünde oldukları, Bakanlık müfettişlerinin Bakanlıkteşkilatında çalışanlarla ilgili yetkilerinin birebir aynısını oda, borsa veBirlik üzerinde kullanmasının vesayet denetimini hiyerarşik denetimedönüştüreceği, Bakanlığın bilgi ve belgeye erişimini engelleyen oda, borsa veBirlik personelinin haklarında disiplin soruşturması ve/veya ceza davasıaçılmasını atamaya yetkili oda, borsa ve Birlikten talep etmesi ve talebinin haklıbir nedene dayanmaksızın yerine getirilmemesi durumunda Cumhuriyet savcılarınasuç duyurusunda bulunarak sorumluları hakkında ceza davası açılmasınısağlayabileceği gibi bilgi ve belgeye erişimin de yargı kararıylasağlanabileceği, Bakanlığın oda, borsa ve Birliğin atamaya yetkili amirlerininyerine geçip ilgili personeli görevden uzaklaştırabilmelerinin kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarının özerklikleriyle bağdaşmadığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 135. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, oda, borsa ve Birlik personelinin görevdenuzaklaştırılması düzenlenmekte ve maddenin ikinci fıkrasında belirtilenyükümlülüklerini yerine getirmeyen veya 76. maddede belirtilen suçlardan dolayıhaklarında kovuşturmaya başlanan ya da görevi başında kalması yapılan denetimbakımından sakıncalı görülen oda, borsa ve Birlik personelinin Bakanlıkmüfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça tedbiren geçici olarak görevdenuzaklaştırılabileceği belirtilmektedir.
Anayasa'nın 135. maddesinde kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları ve üst kuruluşları, belli bir mesleğe mensup olanların müşterekihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genelmenfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzeremeslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organlarıkendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimialtında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri olarak tanımlanmış ve bukuruluşlar üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallarınkanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.
Oda, borsa ve Birlik personelinin, Bakanlık müfettişinin teklifiüzerine Bakanlıkça tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilmesi için üçkoşuldan birinin varlığı aranmaktadır. Bunlardan ikisi idari ve mali denetimile ilişkili olup, oda, borsa ve Birliğin Bakanlık müfettişlerince idari vemali denetimi sırasında ilgili personelin Kanun'da belirtilen yükümlülükleriniyerine getirmemesi ve yapılan denetim bakımından görevi başında kalmasınınsakıncalı görülmesidir. Bir diğer görevden uzaklaştırma sebebi olarak ise 5174sayılı Kanun'un 76. maddesinde belirtilen suçlardan dolayı personel hakkındakovuşturmaya başlanmış olmasıdır. Anılan maddede, "Odalar,borsalar ve Birliğin organ üyeleri ile personeli, görevlerini yerine getirirkengörevleriyle ilgili suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden, bu kuruluşlarınparalarıyla para hükmündeki evrak, senet ve sair varlıkları ile muhasebe vemuamelata ilişkin her çeşit defter ve evrak ile ilgili olarakişledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi olarak cezalandırılırlar." denildiğindenilgililerin bu nedenle görevden uzaklaştırılabilmesi, bu kişiler hakkındagörevleriyle ilgili suç işledikleri ya da bu kuruluşların paraları ile parahükmündeki evrak, senet ve sair varlıklar ile muhasebe ve muamelata ilişkin herçeşit defter ve evrakla ilgili suç işledikleri iddiasıyla kovuşturmayabaşlanmış olmasına bağlıdır.
Görevden uzaklaştırmanın geçici süreli oluşu ve ivedilik arzetmesi hususları da dikkate alındığında bu işlemin, idari ve mali denetiminsağlıklı yapılabilmesi için gerekli bir önlem olduğu anlaşılmakta ve bu yönüyleoda, borsa ve Birlik personelinin görevden uzaklaştırılmasına ilişkin kuraldakamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin anayasal düzenlemeyeaykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 135. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
3- Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Bakanlık müfettişlerince yapılması öngörülendenetimin mali denetim olduğu ve mali denetim kapsamında hesap ve işlemleriolmayan oda ve borsalarda meslek komiteleri, oda/borsa meclisi ve oda/borsadisiplin kurulu ile Birlik Genel Kurulu, oda ve borsa konseyleri ile YüksekDisiplin Kurulu üyelerinin görev, yetki ve sorumluluklarında olmayan konulardakendilerine yükümlülük verilmesi ve bu yükümlülüklerini yerine getirmediklerigerekçesiyle Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkiliasliye hukuk mahkemesinde açılacak dava üzerine basit usulde yapılacakyargılama sonucunda görevden uzaklaştırılmalarının ölçülülük ilkesiylebağdaşmadığı, kişilerin, görev, yetki ve sorumluluklarında olmayan konuve alanlarda yükümlü kılınmasında kamu yararı olmadığı gibi, görev, yetki vesorumluluğunda bulunmayan işlerden dolayı haklarında görevden uzaklaştırılmatalepli dava açılmasında hak, hukuk, adalet ve hakkaniyet bulunmadığı, hukuk devletiilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, bu madde kapsamında oda, borsa ve Birlikorgan üyelerinin görevden uzaklaştırılmalarının, Bakanlık veya doğrudanCumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan davaüzerine, iki ay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda kararabağlanacağı ifade edilmiştir. "Bu madde kapsamında oda, borsa veBirlik organ üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları", maddede sayılanve yukarıda belirtilen sebeplerle görevden uzaklaştırmayı ifade etmektedir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle davakonusu kural Anayasa'nın 135. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın yürürlükte bulunan 135. maddesinin metninde, kamukurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının görevdenuzaklaştırmalarına ilişkin hüküm bulunmamakla birlikte, konuya ilişkin olarakmadde metninde daha önce yer alan hükümlerin ve bu hükümlerin madde metnindençıkmasına yol açan Anayasa değişikliği gerekçesinin belirtilmesi, anayasakoyucunun bu konudaki mevcut iradesinin ortaya konulması bakımından önemtaşımaktadır.
18.10.1982 günlü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın135. maddesinin mülga yedinci ve sekizinci fıkralarında, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının görevden uzaklaştırılmalarınaolanak tanınmıştır:
"Türk Devletinin varlık ve bağımsızlığının, ülkenin vemilletin bölünmez bütünlüğünün, toplumun huzurunun korunması ve DevletinAnayasada belirtilen temel niteliklerini tehdit edici faaliyetlerin önlenmesibakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mahallin en büyük mülki amiribu organları geçici olarak görevden uzaklaştırabilir.
Görevden uzaklaştırma kararı; üç gün içinde mahkemeye bildirilir.Mahkeme görevden uzaklaştırma kararının yerinde olup olmadığına en geç on güniçinde karar verir."
Söz konusu düzenleme ile organların belirli hallerde mahallin enbüyük mülki amiri tarafından görevden uzaklaştırılabilmesi kabul edilmiş ve buişlemin yargısal denetiminin belirli bir süre içinde mahkemece yapılmasıöngörülmüştür.
Anayasa'nın Başlangıç metni ile bazı maddelerinin değiştirilmesineilişkin 23.7.1995 günlü, 4121 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile Anayasa'nın 135.maddesinde değişiklikler yapılmış ve madde bugünkü şeklini almıştır. Söz konusukanun teklifinde, mahallin en büyük mülki amirinin kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşlarının organlarını görevden uzaklaştırma yetkisi bakımındanherhangi bir değişiklik öngörülmemiş iken, kanun teklifinin görüşüldüğü TBMMAnayasa Komisyonunca 135. maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarının da yeraldığı altı fıkrası değiştirilmiş ve bu değişiklik sonucunda kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşlarının organlarının görevden uzaklaştırılmalarına ilişkin birdüzenlemeye madde metninde yer verilmemiştir. Anılan kuruluşların organlarınıngörevine mahkeme kararı ile son verilmesine ilişkin düzenleme, içeriğindeyapılan değişikliğe rağmen korunmakla birlikte, görevden uzaklaştırmaya ilişkindüzenleme kaldırılmış ve bunun yerine, değişiklik gerekçesinde belirtildiğiüzere dernek ve sendikalarda olduğu gibi meslek kuruluşlarının da faaliyettenmen edilmesi uygun görülmüştür. Söz konusu değişiklik sonrasında getirilen vehalen yürürlükte bulunan Anayasa'nın 135. maddesinin konuya ilişkin hükümlerişöyledir:
"Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarınınsorumlu organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileriseçtirilir.
Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veyasuçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmedesakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarınıfaaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saatiçerisinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlüktenkalkar."
Anayasa'nın 135. maddesinin mülga ve merî hükümleri ile buhükümlerdeki değişikliğe ilişkin yasama süreci gözetildiğinde, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarının görevden uzaklaştırılmalarına olanaktanıyan düzenlemenin ortadan kaldırılmak suretiyle anayasa koyucunun bu konuyailişkin iradesini açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu ve bu kuruluşlarınorganlarının görevden uzaklaştırılabilmelerinin mevcut anayasal düzenlemebakımından mümkün olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, oda, borsa ve Birlik organlarının görevdenuzaklaştırılmalarını olanaklı kılan kural, Anayasa'nın 135. maddesineaykırıdır. İptali gerekir.
Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ve Zühtü ARSLAN bu görüşekatılmamışlardır.
Kural, Anayasa'nın 135. maddesine aykırı görülerek iptaledildiğinden, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
H- Kanun'un 52. Maddesiyle Değiştirilen 5597Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. Maddesinin;
1- (1) Numaralı Fıkrasının;
a- Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kural olarak harç alınmasının kanun koyucununtakdirine bağlı olmakla birlikte mutlaka bir kamu hizmetinin karşılığı olarakharç alınabileceği, yurt dışına çıkışlarda harç alınmasını gerekli kılan birkamu hizmetinin verilmediği, seyahat özgürlüğünün ancak suç soruşturma vekovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla kanunlasınırlanabileceği, yurt dışına çıkış harcı alınmasının vatandaşın yurt dışınaçıkış hürriyetini zedeleyen bir düzenleme olduğu belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınacağını öngörmektedir.
Anayasa'nın 73. maddesinde, herkesin, kamugiderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu,vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyalamacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri maliyükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağıöngörülmüştür.
Anılan maddede öngörülen yükümlülükler arasındayer alan "vergi", kamugiderlerini karşılamak amacıyla yasalarla gerçek ve tüzelkişilere malî güçlerinegöre getirilen bir yükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanmakarşılığı olmayan vergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortakkatılma payıdır. "Harç" ise kimi kamu hizmetlerindenyararlanmanın karşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Ödenen vergilerbakımından, vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etmehaklarının bulunmamasına karşın, harçlar belirli bir kamu hizmetindenyararlanmanın (tapu, pasaport gibi) karşılığıdır. "Resim", biriş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından izin verilmesidolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde tanımlandığı gibi harca benzer biçimdekamu kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan giderlerin karşılığı olarakyalnız o işle ilgili gerçek ve tüzelkişilerden sağlanan gelirler şeklinde deaçıklanmaktadır. "Vergi, resim, harç benzeri malî yükümlülük"ise kişilerden yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığıolmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır. Benzeri malî yükümlülükkimi zaman vergi, harç ve resimin özelliğini ayrı ayrı yansıtırken kimi zamanda vergi, harç ve resimin ortak öğelerini taşıyabilmektedir.
Dava konusu kuralda, yurt dışına çıkış yapanvatandaşlardan harç adı altında alınması öngörülen söz konusu tutarın, kamugücüne dayalı olarak, tek taraflı bir iradeyle alındığı hususlarıgözetildiğinde Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen "vergi,resim, harç benzeri malî yükümlülük" kavramı içindedeğerlendirilebilecek bir kamu geliri niteliği taşıdığı açıktır.
Anayasa'nın 73. maddesi uyarınca vergi, resim, harç benzeri malîyükümlülüklerin, kanunla konulması,değiştirilmesi ve kaldırılması öngörüldüğünden, yurt dışına çıkışlardabelirtilen nitelikte bir yükümlülük getirilmesinde Anayasa'ya aykırılıkbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 73. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 23. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, RecepKÖMÜRCÜ ile Engin YILDIRIM iptal isteminin reddi yolundaki sonucakatılmamışlardır.
b- İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralın, verginin yasallığı ilkesine aykırıolduğu belirtilerek Anayasa'nın 73. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 15 Türk Lirası olan yurt dışı çıkış harcımiktarını sıfıra kadar indirmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Vergi,resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar veindirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı veaşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulunaverilebilir." denilmiştir.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanununbelirttiği alt ve üst sınırlar içinde Bakanlar Kurulunca değiştirilebilmesi,mevcut ekonomik koşulların özeliklerine göre önemli sosyo-ekonomik amaçlaraulaşabilmek için gerekli kabul edilmektedir. Bir vergi, resim, harç veyabenzeri mali yükümlülük tutarının Bakanlar Kurulu'nca sıfıra kadar indirilmesihiçbir zaman yükümlülüğün kaldırılması anlamına gelmez. Bu durumda söz konusuyükümlülük bir kurum olarak devam etmekte olup Bakanlar Kurulu, ekonomikkoşullara göre dilediği zaman bu tutarı kanun ile belirlenen sınırlar içindekalarak arttırabileceğinden, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüktutarının Bakanlar Kurulu'nca sıfıra kadar indirilmesinin söz konusuyükümlülüğün kaldırılması anlamını taşıdığı ve bunun verginin kanuniliğiilkesine aykırılık oluşturduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 73. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
2- (3) Numaralı Fıkrasında Yer Alan "... ile BakanlarKurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından..." İbaresininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanun koyucunun vergiyi belirlerken sosyal,ekonomik, mali ve kültürel amaçlı ya da benzer nedenlerle konu ve kişilerivergiden muaf veya müstesna kılabileceği, kanun koyucunun vergi koyma,kaldırma, istisna tutma ve muafiyetten yararlandırma gibi düzenlemelersırasında takdir yetkisini kullanırken, kamu yararı, mali güç, sosyal veekonomik amaç, kamu hizmetinin en iyi biçimde görülmesi gibi haklı nedenleredayanması gerektiği, ancak bu suretle vergide adalet ve eşitlik ilkesi ilevergide genellik ilkesinin korunabileceği, Bakanlar Kurulunca belirlenecek Türkvatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı alınmamasının bu kişilere ayrıcalıktanınması anlamına geleceği, bu tür ayrıcalıkların ise verginin verimliliği ilevergide adalet ilkelerine aykırılık teşkil edeceği ve verginin kanuniliğiilkesiyle bağdaşmayacağı, vergilendirme yetkisinin keyfiliğe kaçacak şekildekullanıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 73. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
5597 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, yurtdışına çıkış harcı alınmayacak kişiler belirlenmiş ve çıkış tarihi itibarıylayurt dışında oturma izni bulunanlar, 7 yaşını doldurmamış olanlar, pasavan vebenzeri belgelerle çıkış yapanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine kimlikbelgesiyle çıkış yapanlar ile yurt dışına ticari amaçla sefer yapan kara,deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma ve yük taşıma araçlarının mürettebatı ileBakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışınaçıkış harcı alınmayacağı ifade edilmiştir. "Bakanlar Kuruluncabelirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından" yurt dışınaçıkış harcı alınmayacak olması, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında, vergi, resim,harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veyakaldırılacağı, dördüncü fıkrasında ise vergi, resim, harç ve benzeri malîyükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkinhükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklikyapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği belirtilmiştir.
Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmişkonu ve kişilerden vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülük alınmasıdır.Kanun koyucu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan konuyu, kimi durumlardakişileri vergi dışında tutabileceği gibi verginin tümünden ya da bir bölümündende vazgeçebilir. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük öngörenkanunlarda sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı birtakım muaflık, istisnave indirimler getirilmesi, kanun koyucunun takdirine bağlı bir konudur.
Anayasa'da vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerinmuaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerindedeğişiklik yapabilme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği belirtilmeklebirlikte, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetkinin kullanılabileceği alt ve üstsınırların da kanunda belirtilmesi zorunludur. Bakanlar Kurulunun busınırları aşacak biçimde herhangi bir düzenleme getirebilmesi olanaklıdeğildir. Bir başka deyişle, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetki "koşulluve sınırlı bir yetki"dir. Vergilendirmede esas kural, vergilerinkanunla konulup, kaldırılması ve değiştirilmesi olduğundan, verginin yasallığıilkesinin zedelenmesine yol açacak ve yasama yetkisinin yürütme organına devrisonucunu doğuracak şekilde yürütme organına sınırsız bir yetki verilmesi kabuledilemez.
Dava konusu kural kapsamında, yurt dışına çıkış harcı alınmayacakvatandaşları belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilirken, Anayasa'dabelirtilen "aşağı ve yukarı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi"ninaşılarak ve hiçbir ölçüt öngörülmeksizin, söz konusu vatandaşları belirlemekonusunda Bakanlar Kuruluna sınırsız bir yetki verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, yurt dışı çıkış harcından muaf kişileribelirleme konusunda Bakanlar Kuruluna verilen yetki, Anayasa'nın 73. maddesineaykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 73. maddesine aykırı görülerek iptaledildiğinden, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
I- Kanun'un 80. Maddesiyle, 6102 Sayılı TürkTicaret Kanunu'nun 397. Maddesine Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İkinciCümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanun koyucu tarafından denetime ilişkin usulve esaslar ile denetim yapacak denetçilerin nitelikleri, uyacakları etikilkeler, görev ve yetkileri, seçilmeleri, görevden alınmaları veya ayrılmaları,denetimin ve denetim raporlarının içeriği ve raporun genel kurula sunulmasıkonularında temel ilkeler konulmadan, çerçeve çizilmeden yürütmeye düzenlemeyetkisi verilmesinin sınırsız ve belirsiz bir alanın yürütmenin düzenlemesinebırakılması sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7., 8. ve11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 397. maddesinin (5) numaralı fıkrası, Bakanlar Kuruluncabelirlenen ve Kanun'un 398. maddesi kapsamında denetime tabi olacak şirketlerarasında yer almayan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındakikooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşlarınındenetimine ilişkin hükümler içermektedir. Söz konusu anonim şirketler ilekooperatifler ve üst kuruluşlarının denetimine ilişkin usul ve esaslar iledenetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev veyetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetiminve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkinhususların Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanacak ve Bakanlar Kuruluncaçıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin kural, dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
Anayasa'nın 7. maddesinde, "Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."denilmektedir.
Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi uyarınca, yasa koyucununtemel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsızve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Kanun ileyetkilendirme Anayasanın öngördüğü biçimde kanun ile düzenleme anlamına gelmez.Kanun koyucu gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesiniidareye bırakabilir. Bu bağlamda, sık sık değişik önlemler alınmasına veyabunların kaldırılmasına gerek görülen ekonomik, teknik veya benzeri alanlardatemel kurallar saptandıktan sonra ayrıntıların düzenlenmesinin idareyeverilmesi, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Dava konusu kuralla, anonim şirketlerin bir kısmı ile 4572sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tâbiolmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin olarak kuralda belirtilen hususlarınyönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş olmakla birlikte, denetime tâbi buşirketlerin, kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının faaliyet alanlarınınbirbirinden farklı olduğu hususu gözetildiğinde, iş kolları farklı olan buşirket, kooperatif ve üst kuruluşlarla ilgili olarak kanun koyucu tarafındantek bir düzenlemenin yapılabilmesinin güçlüğü karşısında, teknik niteliğiningözetilerek anılan şirket, kooperatif ve üst kuruluşların denetimine ilişkinKanun'da belirtilen hususların Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan veBakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi, yasama yetkisinindevri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdeğildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, RecepKÖMÜRCÜ ile Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 8. ve 11. maddeleri ile ilgisigörülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 1- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458 sayılıGümrük Kanunu'na eklenen 218/A maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikincicümlesinin,
2- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004 günlü, 5174 sayılıTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 100.maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin,
3- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597 sayılıYurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yeralan ".ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından." ibaresinin,
yürürlüğünün durdurulması istemlerinin koşulları oluşmadığındanREDDİNE,
B- 1- 8. maddesiyle, 4458 sayılı Kanun'a eklenen 218/Amaddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
2- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000 günlü, 4572 sayılıTarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin beşincifıkrasının ikinci cümlesine,
3- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen, 4572sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".ürünalım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına,gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına." ibaresine,
4- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 4.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci fıkrasının son cümlesine,
5- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen, 4572sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasına,
6- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733 sayılı Tütün ve AlkolPiyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8. maddesineeklenen son fıkraya,
7- 49. maddesiyle değiştirilen 5174 sayılı Kanun'un 100.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".ile organlarındagörevli üyeleri." ibaresi ile üçüncü fıkrasının birincicümlesine,
8- 52. maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı Kanun'un 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
9- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk TicaretKanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesine,
yönelik iptal istemleri, 29.1.2014 günlü, E.2013/66, K.2014/19sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkralara, cümlelere ve ibarelere ilişkinyürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
29.1.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458 sayılı GümrükKanunu'na eklenen 218/A maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
B- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000 günlü, 4572 sayılıTarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin beşincifıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen, 4572sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".ürünalım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına,gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına." ibaresininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 4.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci fıkrasının son cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte değiştirilen, 4572sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733 sayılı Tütün ve AlkolPiyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8. maddesineeklenen son fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
G- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004 günlü, 5174 sayılıTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 100.maddesinin;
1- İkinci fıkrasında yer alan ".ile organlarındagörevli üyeleri." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Üçüncü fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, EnginYILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
H- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597 sayılıYurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra AylaPERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile Engin YILDIRIM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (3) numaralı fıkrasında yer alan ".ile BakanlarKurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından." ibaresininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk TicaretKanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile Erdal TERCAN'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
29.1.2014 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY
1- 6455 sayılı Kanun'un 52. maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı"Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun"un dava konusu edilen 1.maddesiyle yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkışbaşına 15 TL harç alınacağı öngörülmektedir.
Mahkememiz çoğunluğu, görüşünü oluşturan gerekçesinde; yurt dışınaçıkış yapanlardan kamu gücüyle vergi resim, harç benzeri mali yükümlülükkavramı içinde kanunla alınan böyle bir tutarın Anayasa'nın 73. maddesindebelirtilen kamu geliri vasfına sahip olmasını, Anayasa'ya aykırı olmamak içinyeterli görmüştür.
Anayasa'nın 73. maddesinde tanımlanan ve iptali istenen kuraldayer alan "harç" (yurt dışı çıkış harcı)'ın alınma nedenitartışmasızdır ki öncelikle talep karşılığı bireye sunulmuş ve yararlanılmışbir kamu hizmetini bünyesinde bulundurmasını gerektirir.
Yurt dışına çıkarken alınacak zorunlu harç şeklindeki kural ilegetirilen düzenleme, paranın ödenmemesi halinde yurt dışına çıkmanınyasaklanması anlamına geldiğinden, kişinin Anayasa'nın 23. maddesinde yer alanseyahat özgürlüğünün özüne dokunan onu sınırlayıp kullanılmaz hale getiren birmüdahale olduğu düşünüldüğünde, müdahalenin niteliğinin, gözetilmesi gerektiğiaçıktır. İptali istenen kural lafzi, soyut anlamlandırmalarının dışında etkiyarattığı özgürlük alanı yönünden değerlendirilmezse normun kanuni nitelemesinive normun anlam ve kapsamını belirlemeye yarayan bir tespit niteliğitaşır. Halbuki Anayasa kuralları arasında hiyerarşik bir üstünlük, önceliksıralaması bulunmadığının kabulü karşısında normların birbirleri ile olan,kesişen ilgi alanlarının birlikte değerlendirilmesi Anayasa yargısınıngetirdiği bir zorunluluktur.
Bu bağlamda sadece düzenleyici nitelikli yasa gücünü anlatan kanundevleti ile hak ve özgürlükleri bünyesinde barındıran ve korumak durumunda olanhukuk devleti arasında seyahat özgürlüğünü anlamlandırmaya yönelik farklarınıniptali istenen kural kapsamında değerlendirmeye alınması gerekir.
Anayasamızda seyahat özgürlüğü ancak ilgili maddesinde özel olaraksayılan suç soruşturma ve kovuşturma ve suç işlenmesini önlemek sebebiyle veancak hakim kararı ile sınırlanabilecek bir temel haktır.
Sınırlandırmanın temel koşulu, özgürlüğün çekirdek alanınadokunmamak onun kullanılmasını açıkça veya düzenlemede olduğu gibi örtülüşekilde kullanılmaz hale getirmemektedir. Yasayla yapılması zorunlusınırlamaların sınırlarının da Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencekurallarının belirlediği unutulmamalıdır.
Anayasa'nın 23. maddesinde yer alan, ve bireye tanınmış, serbestçeyer değiştirme olarak nitelenecek seyahat özgürlüğü hakkının yurt içi vedışı seyahati kapsadığı açıktır.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi'nin 13. maddesinin ikincifıkrasında yer alan bu hakkın, herkesin kendi memleketi de dahil olmak üzereherhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine geri dönmek özgürlüğünüiçerdiğini söylerken, Birleşmiş Milletler kişisel ve siyasal haklarsözleşmesinin 12. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğü, ulusal güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinikorumak için gerekli sebepler ile hukuken öngörülmüş sınırlamalar dışındasınırlamaya tabi tutulamayacağını belirtmektedir. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin ek 4 sayılı protokolünün 2. maddesinde, herkesin serbest dolaşımve ülke dışına çıkma serbestisine sahip olduğunu ve bu hakların demokratiktoplumda ancak zorunlu önlemler ile sınırlanabileceğini söylemektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde sayılan özel sınırlama nedenleriniiçermeyen bu düzenleme, yasallık ilkesini barındırmakla birlikte, seyahatözgürlüğü yönünden getirdiği müdahalenin niteliği değerlendirildiğindedemokratik bir toplumda gerekli ve orantılı bir müdahale olduğunun kabulüolanaklı değildir.
Mahkememiz çoğunluğuna dahil bazı üyeler, kurala yalnızcaAnayasa'nın 73. maddesinden bakmıştır. Madde de belirtilen kamu geliri olaraköngörülen "harç" alacağı yurt dışına çıkmak isteyenden tahsiledilmemesi halinde örtülü olarak yurt dışına seyahat etme özgürlüğünü kullanılmazhale getiren otomatik bir uygulamadır.
Özgürlüklerin asıl sınırlamaların istisna olduğu demokratik hukukdevletinin Anayasal düzeninde özgürlük alanı kısıtlamaları, açık sınırlamakuralları dışında rejime tabii olmayan usullerle yapılmamalı ve kullanılmasını(Anayasa'nın 15. maddesi koşulları hariç) imkansız hale getirecek düzeyevardırmamalıdır.
Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan,
Vergi, devletin kamusal gereksinimlerini karşılamak üzereegemenlik gücüne dayalı olarak tek taraflı iradesi ile kişilere yüklediğikaynağını Anayasa'dan alan kamu alacağıdır. Vergi ve yükümlülüğünün kabulü birvatandaşlık görevi niteliğindedir. Ancak bu vergilendirme yetkisi, yasallık,eşitlik, genellik ve mali güç gibi ilkelerle sınırlıdır.
Öte yandan iptali istenen düzenlemede bahse konu öngörülen yük isebir HARÇ'tır. Devlet birey ilişkisinde, usulünde ki gibi tarh tahakkukaşamalarını geçmiş tahsili beklenen doğmuş bir alacak değildir.
Kanunla düzenlenmesi koşulu ile bir kamu hizmetinden harç alınmasıyasa koyucunun takdirinde ise de bu yetki bireyin hak ve özgürlüğünün sınırındaoluşturduğundan keyfi kullanımı hukuk devleti ilkesine aykırılık taşıyacaktır.
Harç, mahkememiz kabulü ile bireylerin özel menfaatlerine ilişkinolarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında bu hizmetlerinmaliyetlerine katılma amacı ile zor unsuruna dayanılarak alınan mali biryükümlülüktür.
Dava konusu kural yönünden istenen harcın karşılığında verilenfiili bir hizmet yoktur. Kişi sahip olduğu pasaport Kanunu'nun kendisinesağladığı hak ile elde ettiği pasaportunun var ve usulüne uygun olduğunuilgiliye göstermek suretiyle çıkış işlemi yapma serbestisine sahip iken,kuralın getirdiği müdahaleye bakıldığında pasaportu kontrol etmenin adeta birücrete tabii kamu hizmeti olduğu ve harçlandırılması gerektiği yaklaşımı ise,pasaport kontrolünün devletin üstün gücü ile yapıldığı, uluslar arasızorunluluklardan kaynaklanan bir denetim faaliyeti olduğu ve vatandaş talebinebağlı olmadığı düşünüldüğünde, bireye sağladığıözel bir yarardan dabahsedilemeyeceğinden kuralda yazılı yurt dışına çıkışta alınan 15 TL paraya" harç "demenin mümkün olmadığı nedenleri ile kuralda, Anayasa'nın 73. maddesine uygunluk bulunmamaktadır. Kural Anayasa'nın 23. ve73. maddelerine aykırıdır. Anılan nedenler ile çoğunluk görüşünekatılınmamıştır.
2- 6455 sayılı Kanun'un 80. maddesine 6102 sayılı Türk TicaretKanun'un 397. maddesiyle eklenen (5) nolu fıkranın ikinci cümlesi ile denetimeilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca Denetim yapacakdenetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetimraporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlarGümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir denmektedir.
İptali istenen dava konusu kural, bir kısım Anonim şirket vekooperatif ve üst kuruluşların denetimlerinin Türk Ticaret Kanunu'nun bu konudavar olan denetimin konu ve kapsamını belirleyen 380. maddesi, denetçilerleilgili 395. ve 400. maddeleri ve denetim raporlarına ilişkin 402. maddedeki genel kurallarından ayırarak, bunların denetim ve raporlamausullerini Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kuruluncaçıkarılacak yönetmeliğe bırakacağını düzenlemiştir.
Kural ile, bakanlar kurulu kararı kapsamına girmeyen anonimşirketler ile tarım satış kooperatifleri ve bağımsız denetime tabi olmayanbirliklerinin bu fıkra uyarınca denetlenmesi öngörülmüştür. Dava konusu kural,bu kapsamda yapılacak olan;
- Denetime ilişkin usul ve esasların,
- Denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etikilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veyaayrılmalarına ilişkin hususların,
- Denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genelkurula sunulmasına ilişkin hususların,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kuruluncaçıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği ifade edilmiştir.
13.01.2011 tarihli 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun var olan397. maddesi önceki halinde, Anonim şirketler arasında bir ayrımyapılmaksızın tamamı, denetim konusu ve kapsamı, denetçiler, raporları yönündenaynı hükümlere tabii iken, 26.06.2012 tarihinde 6335 sayılı yasayla 397.maddede yapılan değişiklik ile 398. madde kapsamında denetime tabii olacakşirketler Bakanlar kurulunca belirlenir hükmünü içeren dördüncü fıkra eklenmiş,kapsama giren bağımsız denetim yaptıran şirket sayısının ülke genelindeki100.000 anonim şirketten yalnızca 2.700 kadar olduğu anlaşılıp ve kalan şirketlerindenetimsiz kalma sorunları ortaya çıkınca tamamının denetim kapsamına alınmasıamacı ile kanun tasarısında yer almayan ancak genel kurulda verilen bir önergeile, 6455 sayılı Yasa ile 6102 sayılı Yasa'nın 397. maddesi iptali istenencümlenin yer aldığı beşinci fıkra eklenerek yukarıda yazılı şekli iledeğiştirildiği anlaşılmıştır.
Dava konusu kural kapsamında bulunmayan, Bakanlar Kuruluncabağımsız denetime tabi olacağı belirlenen anonim şirketlerin denetiminin nasılyapılacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun 397. ve devamı maddelerinde ayrıntılıolarak düzenlenmiştir.
Bu kapsamda, kural olarak anonim şirketlerin ve şirketlertopluluğunun finansal tabloları denetçi tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe veDenetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıylauyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetleneceği ve yönetim kurulununyıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansaltablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığının dadenetim kapsamı içinde olduğu belirtilmiştir. Denetime tabi olduğu hâlde,denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyetraporlarının, düzenlenmemiş hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Denetim konusu vekapsamı da kanunun 398. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Ayrıca, denetçi olabilecekler Kanun'un 400. maddesinde,denetçilerin seçimi, görevden alınması ve sözleşmenin feshi 399. maddesinde vedenetim raporunun içeriği 402. maddede ayrıntılı olarak düzenlenmiş ve anılanmaddelere aşağıda yer verilmiştir.
Anonim şirketlerin denetim usul ve esasları, denetçilerinnitelikleri ve seçimi, denetim raporlarının içeriği, yukarıda belirtildiğiüzere Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesine rağmen iptaldavası konusu kural ile yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Kanun'un 397. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında yapılacakdenetimle, denetçilerle ve denetim raporları ile ilgili Kanunda hiçbirbelirleme yapılmamış, temel ilkeler konulmamış ve yürütme organının yapacağıdüzenleme bakımından bir çerçeve çizilmemiştir. Dava konusu kuralla yapılan tekbelirleme, yönetmelikle düzenlenmesi öngörülen hususların tek tek sayılmasıdır.Denetçilerin sorumluluğu bakımından Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen hükümlereatıfta bulunulurken, denetimine ilişkin usul ve esasların, denetçilerinniteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,görevden alınmalarına veya ayrılmalarına ilişkin hiçbir belirleme yapılmadanbütün yetki idareye verilmiş ve bu konuların yönetmelikle düzenleneceği kabuledilmiştir.Yönetmelikle düzenlenmesi kabul edilen bu hususların teknik konularyahut ayrıntı olduğu da söylenemez. Çünkü anılan tüm bu hususlar Türk TicaretKanunun'da ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Hiçbir ilke konulmadan ve belirleme yapılmadan şirketlerin, tarımsatış kooperatifleri ile birliklerin denetimine ilişkin belirtilen hususlarınteknik içerikli uzmanlık isteyen alanlar niteliği taşıdığı gerçeği karşısındatüm bu hususların yönetmelikle düzenleneceğinin belirtilmesi, yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda yakın tarihte vermiş olduğuve elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin inceleme ve denetimlerinindenetleme şirketlerince yapılmasını öngören "Denetim şirketleri ileilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıylaEPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmünü deiçeren bir kuralı iptal kararında, "Denetimşirketlerinin yetkileri ve nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetiminusul ve esaslarına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin ve çerçevesiçizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur." gerekçesine yervermiştir.
Belirtilen nedenle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdır.İptali gerekir.
Anılan nedenler ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
EK GEREKÇE
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ileBazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un, 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597 sayılı YurtDışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesineyönelik iptal istemi Anayasa'nın 73. maddesine aykırı bulunmazken, çoğunlukkararında kuralın Anayasa'nın 23. maddesi ile ilgisi bulunmadığısonucuna varılmıştır. Sonuca ve Anayasa'nın 73. maddesi ile ilgili gerekçeyekatılmakla birlikte, kuralın Anayasa'nın 23. maddesiyle de ilgili olduğu ve buyönden de anayasal inceleme yapılması gerektiği düşüncesiyle karara ek gerekçeile katılınmıştır.
İptali istenen düzenleme yurt dışına çıkış yapan TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınmasınıöngörmekte ve bu düzenleme gereğince söz konusu harcı ödemeyen vatandaşlarınyurtdışına çıkmasına izin verilmemektedir. Yapılan anayasal incelenme sırasındaiptali istenen kuralın bu yönü önemlidir. Şayet düzenleme ile öngörülen harçyalnızca yurtdışına her çıkış için öngörülen ve yurtdışına çıkarken veyadöndükten sonra da ödenebilen bir yükümlülük olarak düzenlenmiş olsa idi, budurumda münhasıran Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında vergilendirme yetkisibağlamında incelenmesi gereken bir sorun olarak görülebilirdi. Ancak, iptali istenen hükümle yurt dışına çıkış için öngörülen mali yükümlülük yerinegetirilmediğinde yurt dışına çıkmak, dolayısıyla seyahat etmek mümkünbulunmadığından, kural doğrudan Anayasa'nın 23. maddesiyle de ilgilidir. Bunitelikte bir düzenleme yönünden doğrudan ilgili olan Anayasa'nın 23. maddesigöz ardı edilerek yalnızca 73. madde ile yapılan anayasal inceleme eksik birinceleme niteliğinde olacaktır.
Belirli bir konuyla ilgili olarak cevaz veren ve yasaklayan birdenfazla farklı anayasa kuralının mevcudiyeti halinde yapılacak anayasalincelemede, Anayasa'nın belirli bir konuda sahip olduğu farklı yöndekidüzenlemelerinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesi ve somut sorunauyumlaştırılmak suretiyle uygulanması gerekecektir. Eldeki işte de bu türdenbir uyumlaştırma ihtiyacı zorunlu olan bir anayasal sorun bulunduğundanAnayasa'nın 73. ve 23. maddeleri birlikte değerlendirilmek suretiyle bir sonucavarılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde herkesin yerleşme ve seyahathürriyetine sahip olduğu belirtildikten sonra yerleşme hürriyetinin, suçişlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenlikentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak amaçlarıyla; seyahathürriyetinin, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesiniönlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca,vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin ise ancak suç soruşturması veyakovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabileceği hükümaltına alınmıştır. Maddede seyahat özgürlüğü bakımından "bir maliyükümlülüğün yerine getirilmemesi" hali özel sınırlama sebepleri arasındasayılmamıştır.
İptali istenilen kuralla yurt dışına çıkış harcının ödenmemesihalinde, yurt dışına çıkış izni verilmediğinden Anayasa'nın 23.maddesinde kabul edilen seyahat özgürlüğünün sınırlandığı açıktır. Bu durumdagetirilen bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesine uygunluğunun da saptanmasıgerekir. Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Ayrıca, bu sınırlamaların,Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
İptali istenen kuralla ilgili olduğu saptanan Anayasa'nın 23.maddesi ve temel hakların sınırlanması ile ilgili ilkeleri içeren 13. maddesihükmü, Anayasa'nın 73. maddesiyle birlikte değerlendirilerek bir sonucavarılmalıdır. Anayasa'nın "Vergi ödevi" başlıklı 73. maddesinde iseherkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekleyükümlü olduğu belirtilmiştir. Belirtilen Anayasa hükmü Devlet kurumları ve kamuidarelerine maddede belirtilen çerçeve içerisinde kalmak koşuluyla vergi,resim, harç ve benzeri yükümlülükler getirme yetkisi vermektedir. Nitekimeldeki işte de iptali istenen düzenleme ile, bu yetki kapsamında yurt dışınaçıkış izni için "yurtdışı çıkış harcı" adı altında ek mali yükümlülükgetirilmesinin Anayasa'nın 23. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılması,Anayasa'nın 73. maddesinin tamamen göz ardı edilmesi sonucunu doğuracaktır. Öteyandan, getirilen mali yükümlülüğün miktarı gözetildiğinde iptali istenenhükümle öngörülen yurt dışı çıkış harcının, demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı olduğu söylenemeyeceği gibi öngörülen miktarın ölçüsüzolduğu da söylenemez. Bu nedenle kuralın Anayasa'nın 73. maddesi yanında 23. ve13. maddelerine de aykırı olmadığı sonucuna varılması gerekir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle iptali istenen hükmün Anayasa'nın73. maddesi yanında, ayrıca Anayasa'nın 13. ve 23. maddeleri yönünden deincelenmesi ve aynı sonuca varılması gerektiği düşüncesiyle, "kuralınAnayasa'nın 23. maddesiyle ilgisinin bulunmadığı" yönündeki sonucakatılmadım.
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
KARŞIOY YAZISI
1- Kanun'un 52. maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı Yurt DışınaÇıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli kanunlarda Değişiklik Yapılması HakkındaKanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi :
A- Harç ve benzeri mali yükümlülükler yönünden :
Kuralda, yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınması öngörülmektedir.
Harçlar, fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamukurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödeme olaraktanımlanmaktadır (Anayasa Mahkemesinin E:2012/158, K:2013/55 sayılı kararı).Buna göre, Türkiye Cumhuriyetinin kara hava ve deniz kapılarından yasal olarakyurt dışına çıkış yapan kişiler, bu çıkış hizmetlerinin karşılığı olarak birmiktar harç ödeyeceklerdir.
Kuralın öngördüğü ödemenin gerçek anlamda bir harç olmayıp, vergi,resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olarak kabulü düşünülebilir ise debu durum, kuralın Anayasa'ya aykırılığı yönünden önem taşımamaktadır. Şöyle ki:
Kuralla, Türk sınır kapılarından çıkış yapan Türk vatandaşları ileyabancı uyruklular aynı hizmetten yararlandığı halde, yalnızca Türkvatandaşlarına harç ödeme yükümlülüğü getirilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laikve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 10. maddesinde eşitlik ilkesineyer verilmiş; 73. maddesinde vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerhakkındaki esaslar düzenlenmiştir. Anayasanın, harçların tabi olacağıesasları da belirleyen 73. maddesinde "Herkes, kamu giderlerinikarşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" denilmeksuretiyle, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerde vatandaş veyabancı ayrımı yapılamayacağı öngörülmüştür.
İptali istenen kuralda, mali güçlerine bakılmaksızın vehizmetten yararlanma konusunda eşit konumda olup olmadıkları gözetilmeksizin,Türk vatandaşları ile yabancı uyruklular arasında ayrıma gidilmiştir. Bu durumvergi ve harçlara ilişkin Anayasal ilkelere ve eşitlik ilkesine, dolayısıylahukuk devletine aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin 15.10.2009 tarihli veE:2006/119, K:2009/145 sayılı kararında verginin tam ve dar mükelleflerden faklıalınması, daha açık bir ifadeyle dar mükellef olan yabancı uyruklulardan hiçalınmaması, Anayasa'nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı bulunarak,yabancılara bu konuda ayrıcalık tanıyan kural iptal edilmiştir.
Yurt dışına çıkış harcı konusunda yabancılar ve Türk vatandaşlarıarasında yapılan ayrım, Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasındabelirtilen, istisna ve indirimler kapsamına da girmemektedir. İstisna veyaindirimden söz edilebilmesi için kuralın, yurt dışına çıkış yapan herkestenbelli bir mali yükümlülüğü yerine getirmesinin öngörülmesi, ancak haklı birnedene ve kamu yararına dayanarak (örneğin turizmi teşvik) yabancılar için bumeblağın belli bir oranda veya sıfıra kadar indirilmesi hususunda BakanlarKuruluna yetki verilmesi gerekir. Kural, bu Anayasal gereklere uymamaktadır.
Belirli bir işlemi yapanlardan, bir eylemi gerçekleştirenlerdenveya bir hizmetten yararlananlardan makul bir harç alınması veya her ne adaltında olursa olsun mali bir yükümlülük getirilmesi Anayasal sınırlar içinde,yasa koyucunun takdir yetkisi içerisindedir. Ancak bu konuda hizmettenyararlanan Türk vatandaşları ile yabancı uyruklular arasında salt vatandaşlıktemelinde ayrım yapılması, yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 2., 10.ve 73. maddelerine aykırı olduğundan kuralın iptali gerekir.
B- Seyahat özgürlüğü yönünden:
Kuralın Anayasaya uygunluk denetiminin, Anayasa'nın 23. maddesiyönünden de yapılması gerekir. Seyahat özgürlüğünün düzenlendiği 23. maddeşöyledir:
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti suç işlenmesini önlemek, sosyal veekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek vekamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyleve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir".
Kurala gereğince yurt dışına çıkabilmek için Türk vatandaşlarıtarafından 15 TL. tutarındaki harç (veya benzeri mali yükümlülük) bedelininödenmesi gerekmektedir.
Yurt dışına çıkışların vergi, harç ve benzeri bir maliyükümlülüğün yerine getirilmesi şartına bağlanmasının, seyahat özgürlüğüne birmüdahale niteliği taşıdığı açıktır. Her ne kadar kuralla öngörülen ödemeninbüyük bir meblağ olmaması nedeniyle seyahat özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahaleninvarlığından söz edilemeyeceği ileri sürülebilir ise de, bu meblağın daha büyükmiktarlarda tespit edilmesi halinde seyahat özgürlüğüne ciddi bir müdahaleninortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Anayasa'da belirtilen nedenler dışında seyahatözgürlüğünün kısıtlanması mümkün olmadığından, hukuksal niteliği bakımındankuralın Anayasa'nın 23. maddesine aykırılık incelemesinin de zorunlu olduğudüşüncesindeyim. Bu nedenle kuralın 23. madde ile ilgisinin görülmediğine dairçoğunluk görüşüne katılma olanağı yoktur.
2- Kanun'un 80. maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesi :
Kuralda, anonim şirketlerin bir kısmı ile kooperatifler vebunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkindüzenlemelerin yönetmelikle yapılması öngörülmektedir.
Kanunla düzenlenmiş olan anonim şirketler ve kooperatiflerindenetimine ilişkin temel ilkelerin yine kanunla düzenlenmesi hukuk devletininve belirlilik ilkesinin gereğidir. Yasa ile çerçevesi çizilmeden ve temel ilkelerbelirlenmeden İdareye yönetmelikle düzenleme yetkisi verilmesini öngörenkuralın, yasa koyucu tarafından düzenlenmesi gereken bir konuda İdareyeçok geniş takdir alanı bıraktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle kuralda, yasamayetkisinin devredilmezliğine ilişkin Anayasa'nın 7. maddesine uyarlıkbulunmadığı açıktır. Açıklanan nedenle kuralın iptali gerektiğidüşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun'un;
1) 52. maddesiyle değiştirilen 8.3. 2007 günlü, 5597 sayılıYurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve (3)numaralı fıkrasının incelenmesi;
Dava konusu edilen fıkralar şöyledir.
"(1) Yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır. Bakanlar Kurulu, bumiktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir."
"(3) Çıkış tarihi itibarıyla yurt dışındaoturma izni bulunanlar, 7 yaşını doldurmamış olanlar, pasavan ve benzeribelgelerle çıkış yapanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine kimlik belgesiyleçıkış yapanlar ile yurt dışına ticari amaçla sefer yapan kara, deniz, hava vedemiryolu toplu taşıma ve yük taşıma araçlarının mürettebatı ileBakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurtdışına çıkış harcı alınmaz."
Anayasa'nın 23. maddesinde "Yerleşme ve seyahatözgürlüğü" düzenlenmiştir. Sözü geçen maddenin beşinci fıkrasında 5982sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce yurt dışına çıkma özgürlüğününvatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması nedeniylesınırlanabileceği belirtilmişti. Yapılan itiraz üzerine Anayasa Mahkemesinin 18.10.2007tarih ve E:2007/4, K:2007/81 sayılı kararı ile vergi borçları nedeniyle yurtdışına çıkış yasağına ilişkin kuralın Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine aykırıolduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Anayasa'nın 23. maddesinin beşinci fıkrasında 7.5.2010günlü, 5982 sayılı Kanunu'nun 3. maddesi ile yapılan değişiklikle "Vatandaşların yurt dışına çıkma özgürlüğü ancak suç soruşturmasıveya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olaraksınırlandırılabilir." hükmü yer almış olduğundan, vergi ödevine bağlıolarak yurt dışına çıkışların engellenemeyeceği açıktır.
Bu durumda yurt dışına çıkışta yurt dışı çıkış harcı alınmasıkişilerin yurt dışına çıkış özgürlüğünü sınırlayan bir düzenlemedir ve buhaliyle Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi'nin 1.11.2012 günlü ve E:2011/64;K:2012/168 sayılı kararında da belirtildiği gibi "harç" bir kamuhizmeti karşılığında alınır. Buna göre harcın alınmasında esas olan kişilerinbir kamu hizmetinden yararlanmayı kamudan talep etmesi ve bir hizmetkarşılığında ödenmesidir.
Dava konusu edilen kuralda "yurt dışı çıkış harcı"olarak isimlendirilen ödemenin, kişilerin kamudan talep ettikleri bir hizmetinkarşılığı olmadığı, dolayısıyla harç niteliği taşımadığı açıktır. Budurumda "yurt dışı çıkış harcı" adı altında alınan "15Türk Lirası" Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında alınan bir harçniteliğinde olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerineaykırıdır.
Diğer taraftan dava konusu kuralın birinci fıkrasının birincicümlesi yurt dışı çıkış harcı alınmasını öngördüğünden ve fıkranın kalancümlesinde de yurt dışı çıkış harcı ile ilgili olarak Bakanlar Kuruluna istisnave muafiyet belirleme yetkisine ilişkin hükümler içerdiğinden; yurt dışınaçıkış harcının Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle maddenin kalanbölümlerinin de aynı nedenlerle Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerine aykırıolduğu açık olup, iptali gerekmektedir.
2) 80. maddesiyle 13.1.2011 günlü 6102sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranınikinci cümlesinin incelenmesi;
Dava konusu edilen ikinci cümlenin, yer aldığı fıkra şöyledir.
"(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketlerile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetimetabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetimeilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerinniteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarınıniçeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük veTicaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikledüzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bufıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır."
Anonim şirketlerin denetim usul ve esasları, denetçilerinnitelikleri ve seçimi denetim raporlarının içeriği 6102 sayılı Türk TicaretKanunu'nun 400., 399., 402. maddelerinde ayrıntılı bir şekildedüzenlenmektedir.
Dava konusu kuralla anonim şirketlerin bir kısmının ve 472 sayılıKanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üstkuruluşlarının denetimine ilişkin usul ve esaslar ile denetim yapacakdenetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,seçilmelerine, görevden alınmalarına ve ayrılmalarına, denetim ve denetimraporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlarınGümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacakyönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre devletin tüm organları Anayasa vehukukun üstün kuralları ile bağlıdır.
Anayasa'nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi Türkiye BüyükMillet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" denilmektedir. Buna göre yasakoyucu temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesisınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.
Bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nda geniş ve ayrıntılı olarakyapılan düzenlemelere rağmen, hiçbir ilke konulmadan ve çerçevesi çizilmedenbir kısım anonim şirketlerin, tarım satış kooperatifi ile birliklerindenetimine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğinin belirtilmesiyasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırıolup iptali gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle sözü geçen kuralların Anayasa'yaaykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşünekatılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un
1) 52. maddesiyle değiştirilen 8.3.2007 günlü 5597 sayılı yurtdışına çıkış harcı hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının incelenmesi
Fıkrada "Yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyetivatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır."
Anayasa Mahkemesinin 1.11.2012 günlü, E:2011/64, K:2012/168 sayılıkararında da belirtildiği üzere, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için,kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel biryarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşmasıgerektiğinden, adı harç olmakla birlikte hukuken "harç" niteliğitaşamayan, yurt dışına çıkışta Türk vatandaşlarından "yurt dışı çıkışharcı" alınmasında Anayasa'nın 73. maddesine uyarlık bulunmamaktadır.
"Yurt dışına çıkış harcı", Anayasa'nın 73. maddesikapsamında bir harç olmadığından, seyahat özgürlüğü yönünden yapılacakAnayasa'ya uygunluk denetiminden 73. maddenin esas alınabilmesi de mümkünolamamakta ve bu nedenle yurt dışına çıkışın engellenmesi sonucunu doğuran davakonusu kural, Anayasa'nın 23. maddesine de aykırı bulunmaktadır.
2) 6455 Sayılı Kanun'un 80. maddesiyle 6102 sayılı Türk TicaretKanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesininincelenmesi
Cümlede "Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkrauyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere,görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına;denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurala sunulmasınailişkin hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve BakanlarKurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."
Kanun'un 397. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında yapılacakdenetimle, denetçilerle, denetim raporları ile ilgili kanun da hiçbir belirlemeyapılmamış, temel ilkeler konulmamış ve yürütme organının yapacağı düzenlemebakımından bir çerçeve çizilmemiştir.
Hiçbir ilke konulmadan ve belirleme yapılmadan şirketlerin, tarımsatış kooperatifleri ile birliklerin denetimine ilişkin usul ve esasların,denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetim ve denetimraporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlarınyönetmelikle düzenleneceğinin belirtilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda yakın tarihte vermiş olduğuve elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin incelenme ve denetimlerinindenetleme şirketlerince yapılmasını öngören "Denetim şirketleriile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıylaEPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmünü deiçeren bir kuralı iptal kararında, " Denetim şirketlerininyetkileri ve nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul veesaslarına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin,yürütme organına düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesine aykırılık oluşturur." gerekçesine yer vermiştir.
Belirtilen nedenle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle yukarda her bölümde açıklanan gerekçelerleAnayasa'ya aykırı olduğu belirtilen kuralların iptali gerektiği düşüncesi ileçoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
KARŞIOY GEREKÇESİ
6454 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 52. maddesiyle değiştirilen5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli KanunlardaDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun'ın 1. maddesinin birinci fıkrası, "Yurtdışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 TürkLirası harç alınır." düzenlemesini içermektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde, "Herkes, yerleşme ve seyahathürriyetine sahiptir... Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturmasısebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.(Değişik: 3/10/2001-4709/8 md.; Değişik: 12/9/2010-5982/3 md.) Vatandaşın yurtdışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiylehâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir", hükmü yer almaktadır.
Dava konusu kural Anayasa'da öngörülen seyahat özgürlüğününsınırlanabileceği durumlardan birisini kapsamamaktadır. Vatandaşların yurtdışına çıkma hürriyeti, ancak ve ancak suç soruşturması veya kovuşturmasısebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Buna karşılık, iptaliistenen kuralla söz konusu harcı ödemeyen bir vatandaşın yurt dışına çıkmasıengellenerek, anayasanın yurt dışına çıkışın sadece hakim kararıylasınırlanabileceği hükmü açık bir şekilde ihlal edilmektedir.
Demokratik devlet vatandaşlarını mümkün olduğunca az bürokratikişlemlere konu eden devlettir. Küresel bir dünyada insanların seyahatözgürlüğünü kullanmalarının önündeki engeller azaltılmaya çalışılırken, TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlarının ancak otoriter rejimlerde görülebilecek biruygulama ile bu özgürlükten yararlanmak için bir bedel ödemek zorundabırakılmaları ve gereksiz yere zaman alıcı bürokratik formalitelerleuğraşmaları kabul edilemez. Dava konusu kural Anayasa'nın 23. maddesininbirinci ve üçüncü fıkralarına aykırıdır.
Temel haklara yönelik sınırlamaların hukuki bir dayanağınınolması, meşru bir amaç gütmesi, demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmasıgerekmektedir. Temel bir hak olan seyahat özgürlüğüne yönelik bir müdahaleniteliği taşıyan iptali istenen kural meşru bir amaç taşısa bile, ki bana göretaşımamaktadır, her hâlükârda demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülükilkelerini karşılamamaktadır. Bu açıdan kural Anayasa'nın 13. maddesiylede uyumluluk taşımamaktadır.
Kanun koyucu bir kamu hizmetinin karşılığı olarak harç alma yetkisinesahiptir. İptali istenen kural ile herhangi bir kamu hizmeti sunulmadan"harç" adı altında bir bedel alınmaktadır. Kuraldaki "harç"kavramını meşru gösterebilecek tek kamusal işlem yurt dışına çıkarken ilgiligörevli tarafından pasaportun kontrol edilmesi ve çıkış tarihini gösteren birkaşenin pasaporta vurulmasıdır. Pasaport kontrolü ve çıkış tarihinin vurulmasıkamusal bir hizmet olmadığından "yurt dışına çıkış harcı"ibaresindeki "harç" Anayasa'nın 73. maddesi kapsamı içinde değerlendirilebilecekbir harç değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 1.11.2012 günlü, E: 2011/64, K:2012/67 sayılı kararında bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin birkamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanmasıve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerektiği ölçütleriniortaya koymuştur. Dolayısıyla dava konusu kural Anayasa'nın 73. maddesini deaykırıdır.
Modern demokrasilerde eşine az rastlanır bir çeşit Deli Dumruldüzenlemesi olan dava konusu kural Anayasa'nın 13., 23. ve 73. maddelerineaykırıdır.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY YAZISI
6455 sayılı Kanun'un 49. maddesiyle değiştirilen 5174 sayılıTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu'nun 100. maddesinin üçüncü fıkrasınınikinci cümlesi Anayasa'nın 135. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Dava konusu kuralla, 5174 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamındaoda, borsa ve birlik organlarının üyelerinin görevden uzaklaştırılmalarının,Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukukmahkemesinde açılan dava üzerine, iki ay içinde basit usulde yapılacakyargılama sonucunda karar bağlanacağı ifade edilmiştir.
İptali istenilen cümlede, görevden uzaklaştırma sebepleri yeralmamakla birlikte, " bu madde kapsamında organ üyelerinin görevdenuzaklaştırılmaları"ndan söz edilmesi nedeniyle, bu maddede yer verilengörevden uzaklaştırma sebeplerinin organ üyeleri yönünde de geçerli olduğusöylenebilir.
135. maddenin bugünkü metninde, meslek kuruluşlarının organlarınıngörevine mahkeme kararıyla son verilebileceği de belirtilmektedir.Anayasa'da göreve son verme yetkisinin mahkemeye verilmiş olması,görevden uzaklaştırma yetkisinin de mahkemeye verilebileceği sonucunudoğurmamaktadır. Zira Anayasada öngörülen göreve son verme, ancak organların"amaçları dışında faaliyet göstermeleri" haline özgüdür. Dolayısıyla,Anayasanın bu hükmü, ancak organların "amaçları dışında faaliyetgöstermeleri" halinde yargı kararıyla görevden uzaklaştırılabilmelerineilişkin yasal bir düzenlemeye dayanak olabilecektir. Anayasa'nın 135.maddesinde yer alan, "Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari vemali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir" hükmü, gerek bukuruluşlar üzerinde merkezi idarenin idari vesayet yetkisini, gerekse bu yetkininkapsamını (idari ve mali denetimle sınırlı olduğunu) göstermektedir.
Meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, üstlendikleri hizmetleritibariyle Anayasamızda kamu kurumu niteliğinde birer kamu tüzelkişisi olarakyer almışlardır. Bu nitelikleri itibariyle, idari teşkilat bütünü içerisindekamu idareleri, kamu kurumları yanında meslek kuruluşları olarak ayrı birkategoriyi oluşturmaktadırlar. İdari teşkilat bütünü içerisinde yer alan hertürlü kurum ve idareler, ayırım yapılmaksızın şu veya bu şekilde değişiketkinlikte Devletin gözetim ve denetimine tabidirler.
Anayasa Mahkemesi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınınidari vesayete tabi olduklarını, ancak bu vesayetin Anayasa'nın 127. maddesindemahalli idareler yönünden öngörülen vesayetten farklı olduğunu, idari ve malidenetim yetkisi kapsamında değerlendirilmesi ve bu denetim sınırlarını aşmamasıgerektiğini kabul etmektedir. İdari ve mali denetim ise idari ve mali konulardainceleme, araştırma, soruşturma ve teftişi yapmak yetkisini kapsamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kooperatifler Kanunu ile ilgili bir kararında,kooperatiflerde Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda yönetim kurulu üyeleri ileüst düzey yöneticilerinin hukuka aykırı eylemlerinin saptanması halindeBakanlıkça görevlerine son verilebileceği yolundaki hüküm,(kooperatifleri düzenleyen Anayasa'nın 171. maddesinde yer alan vekooperatiflerin Devletin her türlü kontrol ve denetimine tabi olduğu yolundakihükmünü, Anayasa'nın 171. maddesindeki "Devlet, milli ekonomininyararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicininkorunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirlerialır." kuralı ile çelişmediği gerekçesi ile Anayasa'ya aykırıbulunmamıştır.
Bu açıklamalar çerçevesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimi kapsamında, söz konusumeslek kuruluşu organlarında görevli üyelerin görevden uzaklaştırmaistemlerinin, bu kişiler yönünden bir güvence oluşturulacak şekilde, bağımsızve tarafsız yargı yerlerince karar bağlanmasının öngörülmesinde Anayasa'yaaykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'nın 135. maddesine aykırıolmadığı kanaatinde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
EK GEREKÇE VE KARŞIOY
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun veKanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un, bazıhükümlerinin iptali istenmiştir.
Bu kapsamda 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve 80.maddesiyle 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesineeklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin de iptali istenmiştir.
5597 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik açısından ek gerekçe, 6102sayılı Kanun'da yapılan değişiklik açısından da karşıoy yazılması gerekmiştir.
1- Kanun'un 52. Maddesiyle Değiştirilen 5597 Sayılı YurtDışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun'un 1. Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde YapılanDeğişiklik Açısından Ek Gerekçe
İptali istenen hüküm, "(1) Yurt dışına çıkış yapan TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır. BakanlarKurulu, bu miktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir" şeklindedir.Mahkememiz çoğunluğu, hükmü Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında değerlendirmişve Anayasa'ya aykırı bulmamış; 23. madde ile ilgili görmemiştir. Kanaatimcede, hükümle, yurt dışına çıkış için mali bir yükümlülük öngörüldüğünden,73. madde açısından incelenmelidir. Anayasa m. 73 açısından bakıldığında,Kanunkoyucu, yurt dışına çıkmak isteyenler için Kanunla mali biryükümlülük getirebilir. O nedenle Anayasa'nın 73. maddesine bir aykırılıkyoktur.
Ancak, iptali istenen hüküm, yurt dışına çıkış için mali biryükümlülük öngördüğünden ve bu yükümlülük yerine getirilmediğinde yurt dışınaçıkmak, dolayısıyla seyahat etmek kural olarak engellendiğinden, hükmün Anayasa'nın 23. maddesiyle de ilgisi vardır; o açıdan da incelenmesigereklidir.
Anayasa m. 23 şu şekildedir: "Herkes, yerleşmeve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomikgelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamumallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suçişlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturmasıveya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksunbırakılamaz."
Görüldüğü gibi, seyahat özgürlüğünü sınırlayan nedenler arasında,"yurt dışı çıkış harcı" gibi, bir mali yükümlülüğün yerinegetirilmemesi nedeni bulunmamaktadır. Ancak 73. madde gereğince Devlet sunduğubir hizmet nedeniyle mali bir yükümlülük öngörebilmektedir. Burada da, pasaportdışında, yurt dışına çıkış izni için ek mali bir yükümlülük getirilmektedir.Nitekim, Mahkememiz çoğunluğu yukarıda da belirtildiği üzere, hükmü bu nedenleAnayasa'nın 73. maddesine aykırı görmemiştir.
Bilindiği gibi, Anayasa'nın iki maddesi belirli bir konuda farklıyönde düzenlemeler içeriyorsa, biri diğerinin sınırını oluşturabilmektedir veher iki maddenin de uygulanmasını sağlayacak şekilde yorum yapılmasıgereklidir. Bu açıdan Anayasa'nın 73. ve 23. maddelerini birliktedeğerlendirmek gerekir. Bu durumda da, Devletin yurt dışına çıkmak isteyen kişilerden, adı, harç yahut farklı şekilde de olsa, belirli birmiktar para alması mümkündür.
Yurt dışına çıkış harcının ödenmemesi halinde, yurt dışınaçıkış izni verilmediğinden Anayasa'nın 23. maddesinde kabul edilen seyahatözgürlüğünün sınırlandığı açıktır. O nedenle getirilen bu sınırlamanınAnayasa'nın 13. maddesine de uygun olması gerekir. Anayasa m. 13gereğince bir hak veya özgürlüğe kanunla getirilen sınırlamanın, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmasıgereklidir. Bu açıdan bakıldığında, iptali istenen hükümle getirilen yurtdışı çıkış harcının, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıolduğu söylenemeyeceği gibi, Ülkemizdeki asgari ücret ve genel gelir seviyesidikkate alındığında istenen miktarın ölçüsüz olduğu da söylenemez.
Yukarıda belirtilen nedenlerle iptali istenen hüküm, Anayasa'nın73. maddesinin dışında, 13. ve 23. maddelerine de aykırı değildir.
2- Kanun'un 80. Maddesiyle 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı TürkTicaret Kanunu'nun 397. Maddesine Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İkinci CümlesiAçısından Karşıoy
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen 5.fıkra şu şekildedir.
(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabiolmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetimeilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerinniteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarınıniçeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük veTicaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikledüzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bufıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır." Fıkranınikinci cümlesinin Anayasa'nın 2., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırı olduğubelirtilerek iptali istenmiştir
Mahkememiz çoğunluğu, iptali istenen cümleyi, teknik bir hususolduğu gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı görmemiştir.
Mahkememiz Başkanvekili Serruh KALELİ'nin, bu konuya ilişkinyazmış olduğu karşıoy'da belirtilen gerekçelerle, hükmün Anayasa'nın 7.maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumdan, Mahkememizçoğunluğunun görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ VE FARKLI GEREKÇE
6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 49. maddesiyle değiştirilen,5174 sayılı Kanunun 100. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesininiptaline ve aynı Kanunun 52. maddesiyle değiştirilen, 5597 sayılı Kanunun 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptali isteminin ise reddine kararverilmiştir. Çoğunluğun iptal kararına katılmıyor, red kararına ise farklıgerekçeyle katılıyorum.
I- KARŞIOY GEREKÇESİ
5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar veBorsalar Kanununun 100. maddesinin üçüncü fıkrasının iptal edilen cümlesişöyledir: "Bu madde kapsamında organ üyelerinin görevdenuzaklaştırılmaları ise Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafındanyetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine, iki ay içinde basitusulde yapılacak yargılama sonucunda karara bağlanır."
1. 5174 sayılı Kanunun "Denetim" başlıklı 100.maddesinin birinci fıkrasında odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı veilgili kuruluşlarının Bakanlığın denetimine tabi olduğu, ikinci fıkrasındabunların ilgili personeli ile organlarında görevli üyelerinin Bakanlık müfettişlerinintalebi üzerine her türlü bilgi ve belgeyi ibraz etmekle, denetim sırasında hertürlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlü oldukları belirtilmektedir.
Maddenin, iptali istenen cümlenin de içinde bulunduğu, üçüncüfıkrasında ise "tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırma" konusudüzenlenmektedir. Buna göre, ikinci fıkrada belirtilenyükümlülükleri yerine getirmeyen veya Kanunun 76 ncı maddesinde belirtilensuçlardan dolayı haklarında kovuşturmaya başlanan ya da görevi başında kalmasıyapılan denetim bakımından sakıncalı görülen oda, borsa ve Birlik personeliBakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça, organ üyeleri ise Bakanlıkveya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından açılan dava üzerine mahkemecetedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilecektir.
Kuralın gerekçesinde, düzenlemenin 5368 sayılı Esnaf veSanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu ile tanınan, Bakanlığın denetimine tabiolan esnaf ve sanatkar odaları ve bunların üst birliklerinin denetimi sırasındadenetim ve soruşturmanın güvenliği açısından geçici olarak görevdenuzaklaştırma yetkisine paralel bir şekilde yapıldığı belirtilmiştir. Gerekçeyegöre "Maddede yapılan değişiklik ile görevi başında kalması denetim vesoruşturmanın yapılması bakımından sakıncalı görülen; oda, borsa ve Birlikpersonelinin Bakanlık denetim elemanlarının teklifi üzerine Bakanlıkça, organüyelerinin ise Bakanlık denetim elemanlarının teklifi üzerine Bakanlık veyaCumhuriyet savcısının talebi ve yetkili asliye mahkemesinin kararı üzerinegörevden uzaklaştırılabilmesi hususundaki hukuki boşluğun giderilebilmesiamaçlanmıştır."
Mahkememiz çoğunluğu, kuralı Anayasanın 135. maddesine aykırıbularak iptal etmiştir. İptal kararı, organların görevden uzaklaştırılmasınailişkin Anayasanın 135. maddesinde yapılan değişikliğe dayandırılmıştır. 135.maddenin mülga yedinci ve sekizinci fıkraları kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarının organlarının görevden uzaklaştırılmalarına imkan verendüzenlemeler içermekteydi. Bu fıkralarda "Türk Devletinin varlık vebağımsızlığının, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün, toplumun huzurununkorunması ve Devletin Anayasada belirtilen temel niteliklerini tehdit edicifaaliyetlerin önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerdemahallin en büyük mülki amiri bu organları geçici olarak görevdenuzaklaştırabilir. Görevden uzaklaştırma kararı; üç gün içinde mahkemeyebildirilir. Mahkeme görevden uzaklaştırma kararının yerinde olup olmadığına engeç on gün içinde karar verir" denmekteydi. 1995 yılında yapılandeğişiklikle bu fıkralar 135. maddeden çıkarılmış, yerine belli şartlar altındabu organların faaliyetten menedilmesine ilişkin düzenleme getirilmiştir.
135. maddenin yürürlükteki yedinci fıkrasına göre, "milligüvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahutyakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci,meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını faaliyetten men ileyetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içerisinde görevlihakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksihalde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar." Ayrıca,amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarınıngörevlerine mahkeme kararıyla son verileceğine ve yerlerine yenilerininseçtirileceğine ilişkin hüküm de 1995 değişikliği sonrasında 135. maddede yeralmaya devam etmiştir.
Görüldüğü üzere, amaçları dışında faaliyet gösteren kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının mahkeme kararıylagörevlerine son verilmesi, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesiniveya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği durumlarda dagecikmesinde sakınca varsa kanunla yetkili kılınan merci tarafından faaliyettenmenedilmesi mümkündür. Anayasada yapılan değişiklikle, gecikmesinde sakıncabulunan hallerde meslek kuruluşlarının organlarının "mahallin en büyükmülki amiri" tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları yerine,belli şartlar altında kanunla yetkilendirilmiş "bir merci" tarafındanfaaliyetten menedilmeleri öngörülmüştür. Kimileri bu değişikliği meslekkuruluşlarının özerkliği bakımından atılmış olumlu bir adım olarak görürken,bazı hukukçular da "Yasa koyucu, idarenin (ya da herhangi birdevlet erkinin) herhangi bir derecedeki memuruna, kuruluş organlarının görevdenuzaklaştırılması yetkisinin tanınmasının yolunu açmıştır" diyerekeleştirmişlerdir (Bkz. Metin Günday, Orhan Tekinsoy, Mustafa B. Mısır ve YunusB. Çamurdan, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu:Anayasa'nın 135. Maddesinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi ve Bir Öneri, www.ado.org.tr/dosyalar/KKNMK.raporu.doc, erişim tarihi: 21/12/2014).
Her durumda bu anayasal değişiklik, belli şartlar altındaorganlarda görev yapan üyelerin artık hiçbir şekilde geçici olarak görevdenuzaklaştırılamayacakları anlamına gelmemektedir. Çok daha ağır bir yaptırımolan "göreve son verme ve yerlerine yenilerini seçtirme" yetkisinimahkemelere veren, belli şartlar altında gecikmesinde sakınca varsa meslek kuruluşlarınıfaaliyetten menetme yetkisini idareye veren anayasa koyucunun, "tedbirengeçici olarak görevden uzaklaştırma" yetkisini mahkemelere vermediğiniileri sürmek mümkün değildir.
Diğer yandan, 1995 değişikliğiyle Anayasadan çıkarılan düzenlemeile iptali istenen kuraldaki düzenleme tamamen birbirinden farklıdır.Birincisi, 135. maddenin mülga yedinci fıkrasında geçici olarak görevdenuzaklaştırma sebepleri olarak "Türk Devletinin varlık vebağımsızlığının, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün, toplumun huzurununkorunması ve Devletin Anayasada belirtilen temel niteliklerini tehdit edicifaaliyetlerin önlenmesi" gösterilmiştir. Halbuki, iptali istenenkuralda meslek kuruluşlarının denetimi sırasında yasal yükümlülüklerini yerinegetirmeyen ya da görevleriyle ilgili suçlardan yargılanan organ üyelerinintedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları söz konusudur. İkincisi,mülga yedinci fıkrada meslek kuruluşlarının organlarının, iptaliistenen kuralda ise yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen organüyelerinin geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları öngörülmüştür.Üçüncüsü ve en önemlisi, 135. maddenin mülga yedinci fıkrasında gecikmesindesakınca bulunan hallerde organların geçici olarak görevdenuzaklaştırılması yetkisi mahallin en büyük mülki amirine yani idareyeverilmişken, iptali istenen kuralda organ üyelerini görevden uzaklaştırmayetkisi yargı organına tanınmıştır.
Sonuç olarak, çoğunluğun 1995 anayasa değişikliğinden hareketle,135. maddede artık "geçici olarak görevden uzaklaştırma"kaldırıldığından mahkeme kararıyla da olsa organ üyelerinin tedbiren geçiciolarak görevden uzaklaştırılamayacağı yönündeki yorumu isabetli değildir. Zira,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını anayasal kurum haline getiren vebu konuda "ileri" bir düzenleme olarak kabul edilen 1961 Anayasasının122. maddesi bile "İdare, seçilmiş organları, bir yargı mercii kararınadayanmaksızın, geçici veya sürekli olarak görevinden uzaklaştıramaz"demek suretiyle meslek kuruluşlarının organlarının yargı kararıyla geçiciolarak görevden uzaklaştırılabileceğini kabul etmiştir.
2. Esasen, iptali istenen kuralın anayasal dayanağı Anayasanın135. maddesinin beşinci fıkrasıdır. Buna göre, "Bu meslekkuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunladüzenlenir". Nitekim Mahkememiz tam da bu hüküm nedeniyle, Kanunun100. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklerin muhataplarıarasında "organ üyeleri"nin de bulunmasını Anayasaya aykırıgörmemiştir. Mahkemeye göre, "Anayasa'nın 135. maddesi uyarıncaodalar, borsalar ve Birliğin idari ve mali denetimi kapsamında, Bakanlıkmüfettişlerinin yapacağı denetimin etkili ve sağlıklı olabilmesi içinilgililere bir takım yükümlülükler öngörülmesinde Anayasa'ya aykırılıkbulunmadığından, bu kapsamda, odalar, borsalar ve Birlik organlarında görevliüyelerin de bu kapsamda yükümlü kılınmalarında Anayasa'ya aykırılıkbulunmamaktadır. Odalar, borsalar ve Birlik organları üyelerininidari ve mali denetim kapsamında öngörülen yükümlülüklerinin, yalnızca ilgilioldukları ve kanunen görevli bulundukları konularla sınırlı olacağı açıktır."
Denetim sırasında organ üyelerinin yükümlü kılınabileceğini kabuleden çoğunluk, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ve Kanundabelirtilen diğer nedenlerle söz konusu kişilerin tedbiren geçici olarakgörevden uzaklaştırılmalarının Anayasaya aykırı olacağına karar vermiştir.Halbuki, belli şartlar altında kişilerin bulundukları görevden geçici olarakuzaklaştırılmaları gerek denetimin gerekse desoruşturma ve kovuşturmanınsağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için kaçınılmaz bir tedbir olarak kabuledilmektedir. Buna karar verecek olan da hiç kuşkusuz mahkemedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Anayasanın 135.maddesinde "organları kendi üyeleri tarafından seçilen" kamu tüzelkişileri olarak nitelendirilmiştir. Bunlar, bir yandan üyelerince seçilenorganlar eliyle yönetilen ve bu anlamda özerkliği olan, diğer yandan da kuruluşamaçları dışında faaliyet göstermesi yasaklanan ve bu kapsamda devletin gözetimve denetimi altında tutulan kuruluşlardır. Kamu tüzel kişiliğine sahip olan vebelli alanlarda kamu gücü kullanan bu kuruluşlar üzerinde devletin idarivesayet yetkisi uygulanmaktadır.
İptal kararıyla birlikte, belli suçlardan yargılanan organ üyelerinin mahkemece organlardaki görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmaları imkanı daortadan kaldırılmıştır. Halbuki, kamu tüzel kişiliği bulunmayan ve tamamen özelhukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren dernekler ve kooperatifler gibi kuruluşlarüzerinde bile Devletin belli ölçüde idari ve mali denetim yetkisine sahipolduğu, bazı şartlar altında bu kuruluşların organlarında görev alanların idariya da yargısal kararla tedbiren görevden uzaklaştırılabildikleri bilinmektedir.Sözgelimi 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrasının (f)bendi uyarınca, dernek yönetim kurulu başkanı ve üyeleri görevleriyle ilgilisuçlardan dolayı yargılandıklarında "mahkeme yargılama sırasındasanıkların, organlardaki görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasına dakarar verebilir."
Benzer şekilde, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 90. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi de "Yapılan denetimlersonucunda, kooperatiflerin, kooperatif birliklerinin, kooperatif merkezbirliklerinin, Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin ve bunlarıniştiraklerinin yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilerinin, hukukaaçıkça aykırı eylem ve işlemlerinin tespit edilmesi durumunda, ilgili Bakanlık,kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak gecikmesinde sakınca görülenhallerde ileride telafisi güç veya imkansız zararlara yol açılmasınınengellenmesi amacıyla bu kişilerin görevlerine tedbiren son verebilir"şeklinde bir düzenlemeye yer vermektedir. Anayasa Mahkemesi, bu kuralınAnayasaya uygunluğunu denetlemiş ve iptal istemini reddetmiştir. Anayasanın171. maddesinin ikinci fıkrasındaki kooperatiflerin "Devletin her türlükontrol ve denetimine tâbi" olduğuna ilişkin hükmün 1995 yılındakianayasa değişikliği ile kaldırılmasına rağmen, Mahkememiz çoğunluğu, Bakanlığatanınan yöneticileri tedbiren görevden uzaklaştırma yetkisiyle "kooperatiflerile ilgili suistimallerin önüne geçilmesinin amaçlandığı"nı belirterekdava konusu kuralda Anayasaya aykırılık bulmamıştır (E.2010/79, K.2012/9, K.T:19.01.2012, R.G: 29.5.2012).
Dernek ve kooperatifler gibi, kamu gücü kullanmayan ve özel hukukhükümlerine göre faaliyet gösteren kuruluşların sorumlulularının belli şartlaraltında tedbiren görevden uzaklaştırılmaları kabul edilmişken, kamu gücükullanan ve kamu tüzel kişiliğine sahip meslek kuruluşlarının organlarındagörev yapan üyelerin mahkeme kararıyla bile geçici olarak görevlerindenuzaklaştırılamayacağını ileri sürmek çelişkili bir durumdur.
Dahası, Anayasanın 127. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca"görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veyakovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini,İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir".Buna göre, milyonlarca vatandaşın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanı ya dameclis üyesi yürütme organı tarafından soruşturmanın/kovuşturmanın selametiiçin geçici olarak görevden uzaklaştırılabilirken, göreviyle ilgili bir suçtandolayı hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan bir oda, borsa ya daBirlik başkanı veya yönetim kurulu üyesinin mahkeme kararıyla dahi geçiciolarak görevden uzaklaştırılmayacağını kabul etmek, ne lafzi, ne amaçsal ne desistematik yorumla anayasal dayanağı bulunabilecek bir sonuçtur. Böyle birsonuca ulaşılabilmesi için Anayasanın 135. maddesinde veya herhangi birmaddesinde meslek kuruluşlarının organlarında görev yapan üyelerin yargıkararıyla bile olsa hiçbir durumda geçici olarak görevdenuzaklaştırılamayacağına dair bir düzenlemenin bulunması gerekirdi.
Bu nedenlerle, iptali istenen kuralın Anayasanın 135. maddesineaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
3. Dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi, kuralla öngörülen geçicitedbirin ölçüsüz olduğu da söylenemez. İdari vesayet kapsamında kamu kurumuniteliğindeki kuruluşların denetimi sırasında organ üyelerinin tedbiren geçiciolarak görevden uzaklaştırılabilmeleri, denetimin etkili bir şekildeyapılabilmesi için gerekli görülen bir tedbirdir. Bu tedbirin geçiciliği veancak mahkeme kararıyla uygulanabilmesi, organ üyeleri açısından birteminattır.
İptal edilen cümlenin devamında, görevden uzaklaştırılanlarındenetim sırasında veya denetimin tamamlanmasından sonra haklarında kovuşturmayayer olmadığına karar verildiğinde veya mahkumiyetlerine karar verilmediğindegörevlerine dönecekleri öngörülmektedir. Ayrıca, bunlara uzaklaştırma süresiboyunca yapılacak ödemelerin üçte ikisinin ödeneceği, görevlerine döndüklerindede uzaklaştırma süresi boyunca mahrum kaldıkları ödemelerin kanuni faiziylebirlikte ödeneceği belirtilmektedir. Bu nedenle, kuralın ölçülü bir düzenlemegetirdiği ve Anayasanın 2. maddesine aykırı bir yönünün olmadığıaçıktır.
Açıklanan gerekçelerle, kuralın Anayasaya aykırı olmadığınıdüşündüğümden çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyorum.
II- FARKLI GEREKÇE
Mahkememiz çoğunluğu, Kanunun 52. maddesiyle değiştirilen 5597sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanunun 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birincicümlesinin iptali istemini, kuralın Anayasanın 73. maddesine aykırı olmadığı ve23. maddesiyle de ilgisinin olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. 73. maddeyönünden çoğunluk görüşüne katılmakla birlikte, 23. maddeye ilişkin görüşeaşağıda açıklayacağım nedenlerle katılmamaktayım.
İptali istenen kural, "Yurt dışına çıkış yapan TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır"şeklindedir. Bu haliyle kuralın yurt dışına çıkmak isteyen vatandaşlara"harç" adı altında bir mali yükümlülük getirdiği, bu yükümlülüğün deAnayasanın 73. maddesi kapsamında kanunla düzenlendiği açıktır. Nitekim,5597 sayılı Kanunun genel gerekçesinde "harç tutarının makul birseviyeye indirilmesi suretiyle vergide adalet ve genellik prensibine de uyumsağlanmaktadır" denilmiştir.
Kuralın 73. madde kapsamında bir mali yükümlülük getirdiği kabuledildikten sonra bunun seyahat hürriyetiyle, özellikle de yurt dışına çıkmahürriyetiyle ilişkisinin belirlenmesi gerekir. Dava konusu kural her durumdaAnayasanın 23. maddesiyle ilgilidir. Kuralla getirilen, yurt dışına seyahatetmek isteyen kişilerin pasaport alırken pasaport harcı ödeme, bilet alırkenbilet bedeli yanında farklı adlarla vergi ödeme yükümlülüğü gibi bir maliyükümlülük olup, bunun yurt dışına çıkma hürriyetine bir müdahale olduğu açıktır.
Seyahat hürriyetini koruyan Anayasanın 23. maddesine göre "Seyahathürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. Vatandaşın yurt dışına çıkmahürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararınabağlı olarak sınırlanabilir." Maddede bunun dışında bir sınırlamanedenine yer verilmemiştir.
Burada öncelikle 23. maddenin açık hükmü karşısında seyahathürriyetine yönelik dava konusu kuralla bir sınırlamanın getirilipgetirilemeyeceğini belirlemek gerekir. Mahkememizin yerleşik içtihatlarıuyarınca, Anayasanın temel hak ve hürriyetleri düzenleyen ve hiçbir sınırlamanedenine yer vermeyen maddeleri yorumlanırken, düzenlenen hak ve hürriyetlerindoğasından kaynaklanan sınırlamalarla, diğer anayasal hükümlerden kaynaklanansınırlamaların da esas alınması gerektiği kabul edilmiştir.
Anayasanın sistematik yorumu, anayasal hükümler arasındakiirtibatı dikkate almayı gerektirir. Bu yaklaşım, ilk bakışta hak vehürriyetlerin aleyhine gibi görünse de, bir çok durumda çatışan haklar arasındadengeleme yaparken başvurulan kaçınılmaz bir yöntem olarak ortayaçıkabilmektedir.
Dava konusu kural, Anayasanın 73. maddesine dayanarak birmali yükümlülük getirmek suretiyle yurt dışına çıkma hürriyetinisınırlandırmaktadır. Ancak bu sınırlandırmanın Anayasanın 13. maddesindeöngörülen ölçütlere aykırı olduğu söylenemez. Her şeyden önce, adı"harç" olan bu yükümlülüğün, belli kamu hizmetlerinin karşılığındaveya kamu giderlerinin karşılanması amacıyla getirildiği açıktır.
Bu mali yükümlülüğün 15 TL gibi ülke şartlarında semboliksayılabilecek bir miktara tekabül etmesi karşısında, kuralın vatandaşların yurtdışına çıkma hürriyetinin özüne dokunmadığı, onu kullanılamaz hale getirmediğiortadadır. Aynı nedenle, 15 TL tutarındaki harcın, vatandaşlarakatlanamayacakları bir mali yük getirdiği, bu anlamda kuralın ölçülülükilkesine aykırı olduğu da söylenemez.
Açıklanan gerekçelerle, dava konusu kural Anayasanın 73. maddesineaykırı olmadığı gibi, 23. maddesine de aykırı değildir.
Üye
Zühtü ARSLAN