ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2013/72
Karar Sayısı : 2013/126
Karar Günü : 31.10.2013
R.G. Tarih-Sayı :24.01.2014-28892
İPTAL DAVASINI AÇAN : TürkiyeBüyük Millet Meclisi Üyeleri Mehmet Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCEile birlikte 128 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 3.4.2013günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi HakkındaKanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik YapılmasınaDair Kanun'un;
1- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılıKamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Hakkında Kanun'un 7/A maddesinin birincifıkrasının “…ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarınatabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmaküzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil,denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın…” bölümünün,
2- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun113. maddesine eklenen fıkranın,
3- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılı tarifeyeeklenen bölümün,
4- 52. maddesinin,
5- 60. maddesinin (d) bendinin,
Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11. ve 73. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesiistemidir.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
6456 sayılı Kanun'un iptali istenin kuralları da içeren maddelerişöyledir:
“MADDE 2- 4749sayılı Kanunun 7/A maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bu Kanun kapsamındaki halka açık olmayan kurum ve kuruluşlara aittaşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibimaddi olmayan varlıklara ilişkin, ilgili kurumların görüşleri alınarak alım,satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsizdevir ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabiolmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil,denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın özelhukuk tüzel kişiliğini haiz varlık kiralama şirketleri kurmaya veya özel hukuktüzel kişiliğini haiz varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamu sermayelikurumları görevlendirmeye Bakan yetkilidir. Bakan tarafından kurulmasına kararverilen ve sermayesinin tamamı Hazine Müsteşarlığına ait olan varlık kiralamaşirketlerinin ana sözleşmesi ve değişiklikleri Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'ndeyayımlanır. Bu şirketler 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı(1) sayılı tarifenin “C) Ticaret Sicili harçları:” başlıklı bölümünde sayılan,ticari işletme rehni dâhil her türlü ticaret sicili harçlarından ve TürkiyeTicaret Sicili Gazetesi'nde yapılacak her türlü ilana ilişkin ilanücretlerinden muaftır. Bu şirketlerin yurt içinde ihraç ettiği kirasertifikalarına ilişkin şirket ile gerçek ve tüzel kişiler arasındakiihtilaflarda Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir. Bu şirketler sözkonusu taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıklara dayalı olarak,hasılatı Müsteşarlığa aktarılmak üzere yurt içi ve yurt dışı piyasalarda kirasertifikası ihraç edebilir. Bu ihraçlara konu olan varlıklar üzerinde, ihracınvadesi süresince ihraç koşullarına aykırı herhangi bir hukuki işlem tesisedilemez. Bu husus, ilgili taşınmazın tapu kütüğüne şerh edilir. İlgilikurumlar, bu madde kapsamındaki varlık kiralama şirketlerinin bu maddekapsamındaki taşınır ve taşınmazlar ile haklar ve diğer maddi olmayanvarlıklarda tasarruf etmesini teminen tapu sicilinde değişiklik dâhil gerekliher türlü işlemleri münhasıran Müsteşarlığın yazılı başvurusu üzerinegerçekleştirirler. Bu fıkra kapsamındaki işlemlere konu olan kamu varlıklarınınkullanımıyla ilgili bakım, onarım, işletme, inşaat ve benzeri iş ve işlemlerilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılır ve buna ilişkin harcamalar kendibütçelerinden karşılanır. Bu fıkra kapsamındaki kira sertifikaları, 14/1/1970tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ve sermayepiyasası mevzuatı bakımından Müsteşarlık tarafından ihraç edilen menkulkıymetlere ilişkin olarak ilgili mevzuatta yer alan usul ve esaslara tabidir.Bu sertifikalar, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunununuygulamasında teminat olarak kabul edilir.”
“Bakan tarafından kurulmasına karar verilen ve tamamı HazineMüsteşarlığına ait olan varlık kiralama şirketlerinin denetimi HazineMüsteşarlığının denetimi çerçevesinde yapılır. Bu şirketler, 6102 sayılı Kanun,4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve ilgili diğer mevzuatuyarınca defter tutma ve diğer yükümlülüklerden muaftır. Bu şirketlere,18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalarve Borsalar Kanunu, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi TeşebbüsleriHakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamuİktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı KanunHükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair KanunHükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz. Bu madde kapsamında kurulan varlıkkiralama şirketlerine ait her türlü taşınmazlar 9/5/2012 tarihli ve 6305 sayılıAfet Sigortaları Kanunu ile ihdas edilen zorunlu deprem sigortasına tabi değildir.Bu madde kapsamında kurulan varlık kiralama şirketlerine ait mallar ve herçeşit varlıklar, ceza ve takip hukuku başta olmak üzere ilgili diğer mevzuatuygulaması bakımından devlet malı hükümlerine tabidir. Bu madde uyarıncayapılacak kiralama işlemleri, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanununun kira sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi değildir ve söz konusuişlemler hakkında bu madde uyarınca taraflar arasında düzenlenecek sözleşmehükümleri uygulanır.”
MADDE 16- 2/7/1964 tarihli ve492 sayılı Harçlar Kanununun 113 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Elektrik üretimi lisans harçları her yıl kurumlar vergisibeyannamesi verme süresi içerisinde verilen bildirim üzerine, elektrik üretimfaaliyetlerinden elde edilen gayrisafi iş hasılatı esas alınarak tahakkukettirilir, tahakkuk ettirilen harçlar ayrıca mükellefe tebliğ edilmez ve mayısayı içerisinde ödenir. Genel bütçe geliri olarak kaydedilen elektrik üretimilisans harçlarından hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim lisansharçlarının %90'ı, haziran ayının sonuna kadar, hidrolik kaynaklara dayalıelektrik üretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özelidaresi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesine aktarılır. Hesaplanarakaktarılan bu tutarlar, 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine veBelediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanuna görebelediyelere ve il özel idarelerine ayrılacak payların hesabında matraha dâhiledilmez.”
MADDE 17- 492 sayılı Kanunabağlı (8) sayılı tarifeye aşağıdaki bölüm eklenmiştir.
“XV- Elektrik üretimi lisans harçları:
1- Hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim lisansı (Her yıliçin):
Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisansihale bedeli ve su kullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalıelektrik üretim faaliyetinde bulunanların (Kamu Kuruluşları hariç) bufaaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hasılatı üzerindenBinde 15
Üreticilerin kendi ihtiyaçları için kullandıkları elektriğinbedeli gayrisafi iş hasılatına dâhil edilmez.”
MADDE 52- 20/2/2008 tarihli ve5737 sayılı Vakıflar Kanununun 28 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlüktenkaldırılmıştır.
MADDE 60- BuKanunun;
a) 2, 8, 14, 22, 23 ve 42 nci maddeleri 29/6/2012 tarihindengeçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
b) 16 ve 17 nci maddeleri 1/1/2014 tarihinde,
c) 19 uncu maddesi 1/5/2013 tarihinde,
ç) 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yayımıtarihinden altı ay sonra,
d) 52 nci maddesi 27/2/2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımıtarihinde,
e) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11. ve 73.maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. EminKUZ'un katılımlarıyla 4.7.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralları, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 2. Maddesiyle Değiştirilen 4749 SayılıKanun'un 7/A Maddesinin Birinci Fıkrasının “…ve benzeri işlemlerimevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve buişlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılıTürk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişeilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın…” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Hazine Müsteşarlığındansorumlu Bakan'a, Türk Ticaret Kanunu'nun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye,tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın varlık kiralamaşirketi kurma yetkisi verilmesinin ve Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlaraait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi maddi olmayanvarlıklara ilişkin alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelliveya bedelsiz devir işlemlerini ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekilkurallarına tabi olmaksızın tesis etme konusunda varlık kiralama şirketlerininyetkili kılınmasının yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu, gerek varlıkkiralama şirketlerinin kurulması konusunda Bakan'a verilen gerekse yapacaklarıişlemler konusunda bu şirketlere verilen yetkinin keyfiliğe yol açabileceğibelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
6456 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen, 4749 sayılıKanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasıyla, Hazine Müsteşarlığından sorumluBakan'a, 4749 sayılı Kanun kapsamındaki halka açık olmayan kurum ve kuruluşlaraait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklargibi maddi olmayan varlıklara ilişkin, ilgili kurumların görüşleri alınarakalım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsizdevir ve benzeri işlemleri tesis etme ve buişlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere varlık kiralama şirketleri(HMVKŞ) kurma veya varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamu sermayelikurumları görevlendirme yetkisi verilmiştir.
Sözü edilen fıkranın iptali istenen bölümüyle ise kira sertifikasıişlemleriyle ilgili olarak Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlara ait taşınırve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıkların alımı, satımı, geri alınması,kiraya verilmesi, geri kiralanması, bedelli veya bedelsiz devri ve benzeriişlemlerin mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmadığı düzenlenmekte;Hazine Müsteşarlığınca kurulacak ve kamu sermayeli kurumlara kurdurulacakHMVKŞ'nin kuruluşu, tescili, denetlenmesi, sermayesi, tasfiyesi ve işleyişineilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan hükümlerin uygulanmayacağıöngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, TürkiyeCumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylemve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlüklerikoruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstünkurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilikilkesi”dir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idareyönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfiuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmektedir.
Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olması ve buyetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükmeyer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoyaait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmazbir durum” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “Milletadına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetkidevredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmeksuretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinindevredilemezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organcakullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan,kanun yapma yetkisinin devredilmesidir.
Bununla birlikte, çok geniş yorumlandığında yasama yetkisinindevredilemezliği ilkesi kanunla düzenlenmesi gereken konuların yürütmeyebırakılmasını da yasaklamaktadır. Bu noktada Anayasa gereğince kanunladüzenlenmesi gereken hususlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmakgerekecektir. Anayasa temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması (m.13),vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması (m.73) ve memurların atanmaları,özlük hakları v.s. (m.128) gibi bazı konularda düzenlemenin münhasıran kanunlayapılmasını öngörmektedir. Bu konularda kanunun temel esasları, ilkeleri veçerçeveyi belirlemeden düzenleme yetkisini yürütmeye bırakması yasamayetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Esasen budurumda, söz konusu düzenlemenin kanunla yapılması gerektiğini belirten anayasalhükme aykırılıktan söz edilmesi daha isabetli olacaktır.
Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konulardaise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeyebırakması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılmasıöngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk elden düzenleyiciişlem yapabileceği düşünülebilirse de yasamanın asliliği ve yürütmenintürevselliği gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır.Nitekim, Anayasa'nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarakkullanılacağını ifade eden hükmü (m.8), gerekse yönetmeliklerin kanunlarınuygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıylaçıkarılabileceğini belirten kuralı (m.124) bu zorunluluğa işaret etmektedir.Ancak, bu durumda kanundan belirlemesi beklenen çerçeve, Anayasa'nın kanunladüzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka birifadeyle, Anayasa'ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu,kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir.Aksi yorum, Anayasa'da bazı hususların kanunla düzenlenmesinin öngörülmüşolmasını anlamsız hâle getirebilecektir.
HMVKŞ'nin kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye veişleyişinin kanunla düzenlenmesi zorunluluğu bulunmadığı gibi bunların 6102sayılı Kanun'a tabi tutulmasını gerektiren herhangi bir anayasal hüküm debulunmamaktadır. Bu nedenle, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan tarafındankurulması veya kamu sermayeli kurumlara kurdurulması öngörülen HMVKŞ'ninkuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişi yönünden tabi olacağıkuralların belirlenmesinin düzenleyici işlemlere bırakılmasında Anayasa'yaaykırı bir yön bulunmamaktadır.
Hazine Müsteşarlığına kira sertifikası ihraç etme yetkisinintanınması, 6327 sayılı Kanun'un 32. maddesiyle 4749 sayılı Kanun'a eklenen 7/Amaddesiyle söz konusu olmuştur. Anılan Kanun'un gerekçesinden, maddeyle,ülkemizin kalkınma hedefleri ve makro ekonomik dengeler dikkate alınarak, kamu hizmetininaksatılmaması kaydıyla, kamu finansman araçlarını çeşitlendirmek ve kamuvarlıklarını verimli bir biçimde değerlendirmek üzere, kamu kurum vekuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme vesair haklar gibi maddi olmayan varlıkları kullanmak suretiyle yurtiçi veyurtdışı piyasalarda kira sertifikası ihracına imkân sağlanmasının amaçlandığıanlaşılmaktadır. Bu çerçevede, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan'a, varlıkkiralama şirketleri kurma veya varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamusermayeli kurumları görevlendirme yetkisi verilmiştir.
Kaldı ki, 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinde, Bakan'a tanınandüzenleme yetkisinin genel çerçevesinin belirlendiği anlaşılmaktadır. 4749sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasında, HMVKŞ'nin HazineMüsteşarlığından sorumlu Bakan tarafından doğrudan veya görevlendireceği kamusermayeli kurumlar tarafından kurulacağı ve özel hukuk tüzel kişiliğini haizolacağı açıkça düzenlenmiştir. HMVKŞ'nin kuruluşu için tescil zorunluluğubulunmamakta ise de anılan 7/A maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde,bu şirketlerin ana sözleşmeleri ile değişikliklerinin Ticaret SicilGazetesi'nde ilan edilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, 7/A maddesinin birincifıkrasının ikinci cümlesinden, HMVKŞ'nin sermayesinin tamamının HazineMüsteşarlığına ait olacağı anlaşılmaktadır. 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinindava konusu edilmeyen ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan, “Bakantarafından kurulmasına karar verilen ve tamamı Hazine Müsteşarlığına ait olanvarlık kiralama şirketlerinin denetimi Hazine Müsteşarlığının denetimiçerçevesinde yapılır.” hükmü gereğince, Hazine Müsteşarlığına bağlıbirimlerin denetimi hangi usul ve esaslara göre yapılmakta ise HMVKŞ'nindenetiminin de aynı usul ve esaslar çerçevesinde, yetkili iç ve dış denetimkurum ve kuruluşlarınca yapılacağı açıktır. Öte yandan, sermayesinin tamamıhazineye ait olan HMVKŞ'nin tasfiyesi hâlinde tasfiye payının tamamınınMüsteşarlığa geçeceği de tabiidir.
Görüldüğü üzere, 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesi uyarınca özelhukuk tüzel kişiliği statüsünde kurulması öngörülen HMVKŞ'nin kuruluşu,tescili, denetlenmesi ve sermayesi yönünden tabi olacağı kuralların genelçerçevesi kanunda saptanmıştır. Esasen, sözü edilen 7/A maddesi bir bütünolarak değerlendirildiğinde, Müsteşarlığa tanınan usul ve esas belirlemeyetkisinin, HMVKŞ'nin tasfiye usulünün ve idare ve temsilinin ne şekildeyapılacağının belirlenmesiyle sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır. HMVKŞ'ninkuruluşu, tescili, denetlenmesi ve sermayesi yönünden tabi olacağı kurallarıngenel çerçevesi kanunla saptandıktan sonra, idari ve teknik bir mesele olantasfiye usulü ve işleyişine ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisininBakan'a bırakılması, belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmadığı gibi yasamayetkisinin devri anlamına da gelmez.
Ayrıca Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin önemlibir unsuru olan belirlilik ilkesi, bireylerin hukuk kurallarını öncedenbilmeleri, davranış ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzenesokabilmelerini gerektirmekte olup, hukuk kurallarının belirliliğininsağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir.Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukukibelirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibiniteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları veyürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolanmuhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne türsonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.
Dava dilekçesinde, kanun kapsamındaki kurum vekuruluşlara ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma işletme ve sairhaklar gibi maddi olmayan varlıklara ilişkin işlemleri mevzuatta yer alan şekilkurallarına tabi olmaksızın tesis etme konusunda varlık kiralama şirketlerininyetkili kılındığı ileri sürülmüştür.
Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinin birinci fıkrası uyarınca,sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlıdeğildir. Kira sertifikası işlemleriyle ilgili olarak kamu kurum vekuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıkların alımı,satımı, geri alınması, kiraya verilmesi, geri kiralanması, bedelli veyabedelsiz devri ve benzeri işlemler yönünden mevzuatta yer alan şekilkurallarının uygulanmaması, bu işlemlerin Borçlar Kanunu'nun 12. maddesininbirinci fıkrası uyarınca herhangi bir şekil şartına tabi olmaksızın yapılabileceğianlamına gelmektedir. Diğer bir anlatımla, dava konusu kural, istisnaniteliğinde olan şekil şartını ortadan kaldırmak suretiyle Borçlar Kanunu'nun12. maddesinin birinci fıkrasındaki genel kuralın uygulanması sonucunudoğurmaktan öte hiçbir anlam taşımamaktadır. Dolayısıyla dava konusu kuralla,Hazine Müsteşarlığına ve HMVKŞ'ye, bu işlemlerin hangi şekilde yapılacağınıbelirleme yetkisinin verilmesi söz konusu değildir. Buna göre, kirasertifikasıyla ilgili işlemler hiçbir kanuni şekle tabi olmaksızınyapılabilecektir. Bu anlamda, kuralda belirsizliğe yol açan herhangi bir hususbulunmamaktadır.
Hukuki işlemlerin geçerliliğinin, işlemin belli bir şekildeyapılması şartına bağlanması ve kanunda öngörülen şekil şartlarının kimi hukukiişlemler yönünden uygulanmaması yolunda düzenleme yapılması kanun koyucununtakdirindedir. Kamu finansman araçlarının çeşitlendirilmesi, alternatiffinansman kaynaklarına ve ürünlerine imkân tanınması amacıyla getirildiğianlaşılan kira sertifikası ihracı uygulamasının kolaylaştırılması maksadıylakira sertifikası ihracı faaliyeti kapsamında gerçekleştirilecek hukukiişlemlerin ilgili kanunlarda öngörülen şekil şartlarına tabi olmadığı yolundadüzenleme yapılmasında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bugörüşe katılmamışlardır.
B- Kanun'un 16. Maddesiyle 492 Sayılı Kanun'un 113. MaddesineEklenen Fıkra ile 17. Maddesiyle 492 sayılı Kanun'a Bağlı (8) Sayılı TarifeyeEklenen Bölümün İncelenmesi
1- Anlam ve Kapsam
6456 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlıve “İmtiyazname, Ruhsatname ve Diploma Harçları”nı düzenleyen (8)sayılı tarifeye “XV – Elektrik üretimi lisans harçları” bölümüeklenmek suretiyle yeni bir harç grubu oluşturulmuş ve bu kapsamda “hidroelektrikkaynaklara dayalı elektrik üretim lisansı harcı” ihdas edilerek,elektrik üretim lisans harçları arasında gösterilmiştir. Buna göre, ElektrikPiyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve sukullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimfaaliyetinde bulunanların (kamu kuruluşları hariç) bu faaliyetlerden eldeettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranındaharç ödeme mecburiyeti getirilmiştir.
Hidrolik kaynaklar dışındaki kaynaklara (fosil kaynaklar,yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer enerji kaynakları) dayalı olarakelektrik üretim faaliyetinde bulunulması harcın konusu dışında bırakılmıştır.Ayrıca kamu kurumları ile hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimindebulunsa bile ilgili idareye, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve sukullanım bedeli adı altında ödemede bulunan üreticilere yönelik harç ödemeyükümlülüğü söz konusu değildir. Harcın matrahı, bir önceki yılın gayrisafi işhâsılatı olup üreticilerin kendi ihtiyaçları için kullandıkları elektriğinbedeli gayrisafi iş hâsılatına dâhil edilmeyecektir.
6456 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un 113.maddesine eklenen üçüncü fıkrada, elektrik üretimi lisans harçlarının tarhı,tahakkuku, tahsili ve hangi kurumların bütçesine aktarılacağı düzenlenmiştir.Buna göre, elektrik üretimi lisans harcı, her yıl kurumlar vergisi beyannamesiverme süresi içerisinde verilen bildirimle tahakkuk ettirilir. 5520 sayılıKurumlar Vergisi Kanunu'nun 14. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kurumlar vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncüayın birinci gününden yirmi beşinci günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğuvergi dairesine verilmesi gerekeceğinden elektrik üretim harcı beyannamesininde hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın birinci gününden yirmibeşinci günü akşamına kadar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Tahakkuk ettirilen harçlar ayrıca mükellefe tebliğ edilmez vemayıs ayı içerisinde ödenir. Genel bütçe geliri olarak kaydedilen elektriküretimi lisans harçlarının %90'ı, haziran ayının sonuna kadar, hidrolikkaynaklara dayalı elektrik üretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özelidaresine, il özel idaresi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesineaktarılır. Hesaplanarak aktarılan bu tutarlar, 2.7.2008 günlü, 5779 sayılı İlÖzel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay VerilmesiHakkında Kanun'a göre belediyelere ve il özel idarelerine ayrılacak paylarınhesabında matraha dâhil edilmez.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
a- Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, hidroelektrik santralı yatırımlarının büyükmali kaynak gerektiren ve geri dönüşleri on yılları bulabilen yatırımlarolduğu, dava konusu kuralla ihdas edilen harcın mükelleflerinin, üretim lisansıaldıkları tarihte yürürlükteki kanunlara göre harç adı altında bir vergiödemeyecekleri gerçeğinden hareketle yatırım yaptıkları, hidroelektriksantraller yapıldıktan sonra yatırımcıların, söz konusu faaliyetlerdenelde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hâsılatı üzerinden binde on beşoranında mali yükümlülüğe tabi tutulmalarının,hukuk güvenliği ilkesiylebağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletiilkesinin önkoşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukukigüvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Dava konusu kurallarla, kamu kurumları hariç, ElektrikPiyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve sukullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimfaaliyetinde bulunanlara, bu faaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yılgayrisafi iş hâsılatı üzerinden binde on beş oranında harç ödeme yükümlülüğügetirilmiştir.
Vergilendirme, devletin egemenlik hakkından kaynaklanan en önemliyetkilerinden biridir. Devlet, Anayasa'da öngörülen vergilendirme ilkelerineaykırı olmamak kaydıyla, uygun gördüğü kaynaklara vergi uygulanmasınıöngörebilir. Kişilerin belli faaliyetlere başlarken bu faaliyet kapsamında herhangibir vergi öngörülmemiş olması, Devletin sonradan ilgili faaliyeti veya bufaaliyet kapsamındaki bazı işlemleri vergilendirmesine engel değildir. Buitibarla, yürürlükte bulunan kanunlara uygun olarak üretim lisansı alarakhidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretiminde bulunan kişilere, sonradanyürürlüğe giren dava konusu kurallarla bu faaliyet kapsamında elde edilengayrisafi iş hâsılatı üzerinden harç ödeme yükümlülüğü getirilmesinin hukukgüvenliği ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2.maddesine aykırı değildir.
b- Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, elektrik üretimi lisansı harcınınsadece hidrolik kaynaklara dayalı olarak üretim yapanlardan alınıp diğer kaynaktürlerine dayalı olarak üretim yapanlardan alınmamasının, Anayasa'nın 10.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen “eşitlik ilkesi” ileeylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynıdurumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalıktanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynıkurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardakiözellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gereklikılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallarabağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl edilmiş olmaz.
Dava konusu kuralların gerekçesinden, hidrolik kaynaklaradayalı elektrik üretim lisansı harcının, bu kapsamda yapılan yatırımlarınbölgedeki altyapılara zarar verebileceği dikkate alınarak ihdas edildiği veharcın amacının, yatırım nedeniyle oluşan bu zararların telafi edilmesiolduğu anlaşılmaktadır. Hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretilmesi ilediğer kaynaklara (fosil kaynaklar, yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleerenerji kaynakları gibi) dayalı elektrik üretilmesi arasında, üretim yapılan kaynağıntürü, yapılması gereken yatırımların büyüklüğü ve şekli, üretimin verimliliği,doğal, sosyal ve kültürel çevreye etkisi bakımından farklılıklar bulunmaktadır.Kanun koyucunun bu farklılıkları gözeterek sadece hidrolik kaynaklara dayalıelektrik üretimi faaliyetinden harç alınmasını öngörmesi eşitlik ilkesineaykırı görülemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 10.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
c- Anayasa'nın 73. Maddesi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde, mükelleflerin kâr elde edip etmediklerineve fiziki ve dolayısıyla iş hâsılatı büyüklüklerine bakılmaksızın bir öncekiyılın gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranında harç adındavergilendirilmesinin, yatırım hacmine göre işletme gideri daha yüksek küçüksantraller ile işletme gideri daha düşük olacak büyük santrallerin aynı orandaharç ödemesi sonucunu doğuracağı, Anayasa Mahkemesinin 13.7.1996 günlü,E.1994/85 ve K.1995/32 sayılı kararı dikkate alındığında bu durumun anayasalvergilendirme ilkeleriyle çeliştiği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 73.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallar ile hidrolik kaynaklara dayalı elektriküretim faaliyetinde bulunanların bu faaliyetlerden elde ettikleri bir öncekiyıl gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranında elektrik üretimilisansı harcı alınması öngörülmüştür. Tahsil edilen elektrik üretimi lisansıharcının %10'u genel bütçeye, %90'ı ise hidrolik kaynaklara dayalı elektriküretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özel idaresibulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesine aktarılacağı ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Herkes,kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyalamacıdır.” denilmiştir.
Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriylevergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomive vergi hukuku alanında mali güce ilişkin göstergelerin gelir, servet veharcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı,dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Kanun koyucunun vergilendirmede,kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz önündebulundurması gerekir. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırımyapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergiödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerinekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergideeşitlik ilkesinin uygulama aracı olup mali gücü fazla olanın mali gücü az olanagöre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise maligücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınmasıesasına dayanır.
Anayasa'nın 73. maddesinin ikinci fıkrasında ise vergi yükününadaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı öngörülmüştür. Vergilendirilecekalanların seçimi ve vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı için yükümlülerinkişisel durumlarının kanunlarda gözetilmesi gerekir. Sermaye iratlarınınücretlere göre farklı vergilendirilmesi, en az geçim indirimi, artan oranlıvergilendirme, çeşitli istisna ve muafiyet uygulamaları, vergi yükünün adaleteuygun dağılımı ile mali güce göre vergilendirmenin araçlarıdır.
Anayasa Mahkemesinin 1.4.2004 günlü, E.2003/9, K.2004/47 sayılıkararında da vurgulandığı üzere, gayrisafi hasılat ölçütü, sanayi, ticaret ilemali alanlarda ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren yükümlüler açısındandeğişik anlamlar içermektedir. Üretilen ve/veya piyasaya arz edilen mal vehizmetlerin türü, iç ve dış rekabet ortamı, teknoloji düzeylerindekifarklılıklar, üretimde kullanılan girdilerin çeşitliliği, bazı mal vehizmetlerin yasal veya fiili tekelini elinde bulunduran firmaların varlığı gibisebeplerle “gayrisafi hâsılat” kavramının yükümlülerin maligüçlerini tam olarak yansıtmadığı söylenebilirse de mali gücün önemli birgöstergesi olduğu da yadsınamaz. Ayrıca söz konusu payın belli bir faaliyetkarşılığında alındığı ve bunu ödeyen firmaların aynı alanda hizmet vermelerinedeniyle gayrisafi hasılatı oluşturan girdileri ile harcamalarını etkileyenfaaliyetleri arasında temelde büyük farklılıklar bulunmadığı gözetildiğinde,gayrisafi hasılat ölçütünün esas alınmasının mükellefler arasında mali yükünadaletli ve dengeli dağılımına engel olmadığı, bu bağlamda eşitliği bozmadığısonucuna varılmıştır. Kaldı ki, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 40.maddesinde, işletme ile ilgili olmak şartıyla ödenmiş olan vergi, resim veharçların o yılki safi kazancın tespit edilmesinde gider olarak indirilmesiöngörülmüş olduğundan mali gücün gözetilmediği iddiası da dayanaksızkalmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 73.maddesine aykırı değildir.
C- Kanun'un 52. Maddesi ile 60. Maddesinin (d) Bendininİncelenmesi
Dava dilekçesinde, sermayesinin yüzdeellisinden fazlası Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya mazbut vakıflara ait işletmeve iştiraklerin tanımına uyan tek işletmenin Vakıfbank olduğu, vakıf kültürvarlıklarının onarılıp yaşatılmasında, abide eserlerin geleceğe intikalinin sağlanmasındakamu yararı bulunduğunda tartışma bulunmadığı, kamu yararı amacına yönelik olandüzenlemenin kaldırılmasını öngören kuralın hukuk devleti ilkesiyle çeliştiği,diğer taraftan Anayasa'ya aykırı kuralın aynı zamanda Anayasa'nın üstünlüğü vebağlayıcılığı ilkesi ile de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 28. maddesinin birinci fıkrasıyla,Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait yurt içi veyurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının onarımı,restorasyonu ve gerektiğinde yeniden inşası görevi verilmiş; ikinci fıkrasındaise sermayesinin yüzde ellisinden fazlası Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflaraait işletme ve iştiraklere; kurumlar vergisi matrahının yüzde onunu, yeterligeliri bulunmayan mazbut vakıflara ait vakıf kültür varlıklarının onarımındakullanılmak üzere Genel Müdürlüğe aktarma yükümlülüğü getirilmiştir.
Dava konusu 52. maddeyle, 5737 sayılı Kanun'un 28. maddesininikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmak suretiyle söz konusu işletme veiştiraklere yüklenen bu mali yükümlülük ortadan kaldırılmış, ayrıca 60.maddesinin birinci fıkrasının (d) bendiyle de, 52. madde hükmünün 27.2.2008tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesiöngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de,kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. AnayasaMahkemesi'nin kimi kararlarında, kamu yararı kavramından ne anlaşılmasıgerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre, kamu yararı kavramı, genel birifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsalyararı ifade etmektedir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmehedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa'ya uygunsayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacıngözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanununkamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaçunsuru bakımından Anayasa'ya aykırı olduğu söylenebilir. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edipetmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektifanlamına bakılarak tespit edilebilir.
Anayasa'nın 63. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tarih,kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak Devletinödevlerindendir. Bu ödev gereğince, 5737 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birincifıkrasıyla, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara aityurt içi ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarınınonarımı, restorasyonu ve gerektiğinde yeniden inşası görevi verilmiştir. Davakonusu 52. maddeyle, Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilen bu göreve dokunulmamış,sadece bu görevin ifası için Genel Müdürlüğe tahsis edilen gelir kaynaklarındanbiri ortadan kaldırılmıştır.
Anayasa, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını zorunlukılmakla birlikte, bu görevin gerektirdiği kaynağın nereden temin edileceğineişaret eden herhangi bir hükme yer vermediğinden bu kaynağın hangi kamugelirlerinden sağlanacağının takdiri kanun koyucuya aittir. Ayrıca kültür vetabiat varlıklarının korunmasına tahsis edilen kaynağın belirlenmesi veyadeğiştirilmesi bir yerindelik sorunu olup anayasallık denetiminin kapsamıdışındadır. Bu itibarla, yeterli geliri bulunmayan mazbut vakıflara ait vakıfkültür varlıklarının onarımında kullanılması amacıyla sermayesinin yüzdeellisinden fazlası Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait işletme veiştiraklerden alınması öngörülen ve kurumlar vergisi matrahının yüzde onunuteşkil eden mali yükümlülüğün kaldırılmasında kamu yararına ve Anayasa'yaaykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının (d)bendiyle de, 52. madde hükmünün 27.2.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımıtarihinde yürürlüğe girmesi öngörülerek, söz konusu mali yükümlülük geçmişeyönelik olarak da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarındavurgulandığı gibi mevcut mali yükümlülüklerin tümünü ya da bir kısmınıkaldırmak kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucunun Vakıflar Bankasıaleyhine haksız rekabete yol açtığı değerlendirilen mali yükümlülüğü geçmişeyönelik olarak ortadan kaldırmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetildiğisöylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mehmet ERTEN, 60. maddenin (d) bendi yönünden bu görüşekatılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç YönetimininDüzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılı KamuFinansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7/A maddesininbirinci fıkrasının “...ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekilkurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarakyapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş,tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlıolmaksızın...” bölümüne,
B- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı HarçlarKanunu'nun 113. maddesine eklenen fıkraya,
C- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılıtarifeye eklenen bölüme,
D- 52. maddesine,
E- 60. maddesinin (d) bendine,
yönelik iptal istemleri, 31.10.2013 günlü, E.2013/72, K.2013/126sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye, fıkraya, bende ve bölümlereilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE, 31.10.2013 günündeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç YönetimininDüzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılı KamuFinansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7/A maddesininbirinci fıkrasının “...ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekilkurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarakyapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş,tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlıolmaksızın...” bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı HarçlarKanunu'nun 113. maddesine eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılıtarifeye eklenen bölümün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 52. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 60. maddesinin (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
31.10.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin 4656 sayılı Kanun'un 2.maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının iptali istenen bölümünde, kamu kurumve kuruluşlarla ilgili kira sertifikası işlemlerinin mevzuatta yer alan şekilkurallarına ve Türk Ticaret Kanunu'nun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye,tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmayacağı hükmü yer almaktadır.
Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasamayetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkidevredilemez.” denilmektedir.
Maddede öngörülen yasama yetkisi, yasa ile düzenlenmesiöngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesibelirsiz bir düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceğine ilişkindir. Genel,sınırı, esası ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi Anayasa'nın7. maddesine aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan “hukukdevleti”, devlet faaliyetlerini belirli ve öngörülebilir kurallara bağlayanve belirlenen kurallar çerçevesinde hareket edilmesini sağlayarak keyfidavranmayı önleyen böylece hukuki güvenliği tesis eden devlettir. Belirlive öngörülebilir kurallara bağlanmaksızın verilen yetkiler hukuki güvenliksağlayamayacağı için Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olur.
Kuralla, Türk Ticaret Kanunu'nun kimi hükümlerine bağlı olmaksızınvarlık kiralama şirketi kurma ve kamu kurum ve kuruluşlara ait taşınır vetaşınmazlar ile maddi olmayan varlıklara ilişkin alım, satım, geri alım, kirayaverme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz devir işlemlerini ve benzeriişlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmekonusunda genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz şekilde varlıkkiralama şirketleri kurmaya Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakanın yetkilikılınması yasama yetkisinin devri niteliğinde olup, kural bu yönüyle Anayasa'yaaykırıdır.
Öte yandan, varlık kiralama şirketlerinin kurulması konusunda verilenyetkinin her hangi bir kural içermemesi, mevcut mevzuatın ve Türk TicaretKanunu'nun kimi hükümleri dışına çıkartılarak tamamen kuralsız halegetirilmesi, keyfiliğe yol açabileceğinden Anayasa'da öngörülen hukuki güvenlikilkesine aykırıdır.
II- 6456 sayılı Kanun'un 52. maddesi,Vakıflar Kanunu'nun 28. maddesinin ikinci fıkrasını yürürlükten kaldırmış, 60.maddesinin birinci fıkrasının iptali istenilen (d) bendi de bu hükmün 27.2.2008tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini kuralabağlamıştır.
Buna göre, iptali istenilen kural ile Vakıflar Kanunu'nun 28.maddesinin ikinci fıkrası geçmişe yönelik olarak ortadan kaldırılmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen “Hukuk devleti”, hukukigüvenliği sağlamak için kural olarak yasaların geriye yürütülmesini engeller.Geriye yürümezlik ilkesi uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeniningerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibiözel durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem veeylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe vekesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genelilkesidir.
İptali istenen kural, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği,kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi özel durumlariçin getirilmemiş, aksine kamu yararı görüldüğü için vaktiylegetirilen bir kuralın geriye yönelik olarak kaldırılmasını sağlamıştır.
Bu durum, hukuki güvenlik ilkesi ile örtüşmediğinden Anayasa'nın2. maddesine aykırıdır.
III- Açıklanan nedenlerle söz konusu kurallarAnayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 4749 sayılı Kanun'un 7/Amaddesinin birinci fıkrasında, Kanunda sayılan kiralama, bedelli veya bedelsizdevir ve benzeri işlemleri “mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabiolmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş,tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlıolmaksızın” … şirketler kurmaya Hazine Müsteşarlığından sorumluBakan'ın yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bahse konu şirketler ticari anlamda birer şirket olmaktan ziyadegenel idarenin birimleri niteliğinde, Hazine Müsteşarlığının ve bağlı olduğuBakan'ın yönetiminde hiyerarşik esaslara göre çalışan kuruluşlardır. Ancakgenel idarenin bir parçası mı oldukları yoksa özel hukukun geçerli olduğuticaret alanının içinde mi kaldıkları, yapılan yasal düzenlemelerdenanlaşılamamaktadır. Bu durumun, denetim ve sorumluluk yönünden boşluklaryaratabileceği ve kamu kaynaklarının yerinde ve dürüst kullanımı açısındansakıncalar taşıyabileceği açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukukdevleti olduğu ifade edilmiştir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri“belirlilik ilkesi”dir. Buna göre, bir hukuk devletinde ticaret ve finansalanına ilişkin temel kanunlar, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerikadar devlet yönünden de açık, öngörülebilir ve bağlayıcı olmalıdır.
Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakanın tasarruflarıyla her andeğişebilir, keyfiliğe açık, yasal çerçevesi tanımlanmamış bir düzenlemeye göreşirket kurulması, ülkenin genel hukuk düzeninde şirketlerin tabi olduğukuralların üstünde ve dışında, bağımsız bir alan yaratılması, Anayasa'nın cevazvermediği bir çeşit çift hukukluluk anlamına gelir.
Kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiğidüşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç YönetimininDüzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile 4749 sayılı Kanun'un 7/Amaddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ve birinci fıkradan sonraeklenen fıkrada yer alan “…ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alanşekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabiolarak yapmak üzere 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunununkuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerinebağlı olmaksızın” ibaresinin iptali istenmektedir.
İptali istenilen ibarenin yer aldığı maddede; HazineMüsteşarlığınca kurulacak ya da kamu sermayeli kurumlara kurdurulacak varlıkkiralama şirketlerinin kuruluşu, tescili, denetlenmesi, sermayesi, tasfiyesi veişleyişine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan hükümlerinuygulanmayacağı belirtilmektedir. Ayrıca maddede, bu maddenin uygulanmasınailişkin olarak kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ilekullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi maddi olmayan varlıklara ilişkinalım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsizdevir işlemleri ile benzeri işlemlerin mevzuatta yer alan şekli kurallara bağlıolmaksızın Bakan tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacağıdüzenlenmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm organları Anayasa vehukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti, Devlet etkinliklerinindüzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmaksuretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlamaktır. Bu istikrarın özü hukukigüvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirliksağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve nesnel olmalarına bağlıdır.
İptali istenilen ibarenin yer aldığı kuralda VarlıkKiralama Şirketi adı altında Hazine Müsteşarlığı ya da kamu sermayelikurumlar tarafından kurulacak şirketin kuruluşu, tescili, denetlenmesi,sermayesi, tasfiyesi ve işleyişinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleridışında tutulmasını, bu şirket tarafından yapılan maddi ve maddi olmayanvarlıklara ilişkin alım satım, devir işlemlerinin de mevzuatta belirtilen şekilkurallarına bağlı olmaksızın Bakan tarafından belirleneceği belirtilmekte olup,idareye keyfi uygulamalara neden olabilecek geniş bir takdir yetkisi verildiğigibi, hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği sağlamaktan öte objektif olmadığı vebelirsizliğe neden olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle 3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kanun'un 2. maddesiile değiştirilen 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasından sonraeklenen fıkrada yer alan “ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekilkurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarakyapmak üzere 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş,tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlıolmaksızın” ibaresinin Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu veiptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ