ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2014/148
Karar Sayısı : 2015/80
Karar Tarihi : 10.9.2015
R.G. Tarih-Sayı : 21.10.2015-29509
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gebze 1. Ağır CezaMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 21.3.2007 tarihli ve5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 16. maddesinin, 28.3.2013 tarihlive 6455 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasınınbirinci cümlesinin, Anayasa'nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptalinekarar verilmesi talebidir.
OLAY : Eksik vergi ödemekamacıyla sahte fatura ve belgelerle yurda araç sokulduğu ileri sürülerek açılankamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme iptali için başvurmuştur.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ
5607 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 16.maddesi şöyledir:
"Tasfiye
MADDE 16- (1) (Değişik:28/3/2013-6455/58 md.) Bu Kanunda tanımlanansuçların konusunu oluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımınınuygulanabileceği eşya, sahibine iade edilemez. Kaçak şüphesiyleel konulan kaçak akaryakıt hariç her türlü eşya hakkında, el koyma tarihindenitibaren altı ay, ancak eşyanın zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüdekayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı veya muhafazasının ciddi külfetoluşturması halinde bir ay içinde, gerekli tespitler yaptırılarak soruşturmaaşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından tasfiye kararıverilir. Bu süreler içinde karar verilmemesi halinde eşya derhal tasfiyeedilir. Bu fıkra kapsamında tasfiye edilecek eşyadan tasfiye edilmeden öncenumune alınması mümkün olan durumlarda numune alınır, numune alınması mümkünolmayan durumlarda eşyanın her türlü ayırt edici özellikleri tespit edilir.
(2) (Değişik: 28/3/2013-6455/58 md.) Satılarak tasfiye edilen eşyaveya taşıtların satış bedeli emanet hesabına alınır. Tasfiye edilen eşya veyataşıtların sahibine iadesine karar verilmesi halinde, satış bedeli GümrükKanununun 180 inci maddesi hükümleri çerçevesinde el koyma tarihinden iadetarihine kadar geçen süre için kanuni faizi ile birlikte hak sahibine ödenir.Emanet hesabında bulunan tutarın hak sahibine yapılacak ödemeyi karşılamamasıhalinde aradaki fark, eşyanın imha edilmiş olması halinde ise imha edilen eşyanınbedeli, gümrük idaresince genel bütçenin ilgili tertibinden karşılanarak haksahibine ödenir.
(3) Elkonulan eşyanın iadesine karar verilmesi halinde, bukararların uygulanmasında yürürlükte olan gümrük ve dış ticaret mevzuatıuyarınca işlem yapılır.
(4) Bu Kanunun uygulamasında tasfiye, tasfiye idaresi tarafındanGümrük Kanunu hükümlerine göre yapılır"
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ,Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, ZehraAyla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN,M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 25.9.2014 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ümit DENİZ tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan veilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A- İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle, kaçakçılık suçuna konu olduklarıiddia edilen araçların itiraz konusu kural uyarınca maliklerine iadeedilemediği, araçların birden fazla kez el değiştirmesi, araçlara aitkayıtlarda kısıtlama olmaması, vergi borcunun görünmemesi ve aracın geçmişiniöğrenme olanağının bulunmaması nedeniyle Devlete güvenilerek resmi yoldan satınalındığı halde bu kişilerin araçlarının iade edilmemesinin Devlete olan güvenizedelediği ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği, bunun yanında mülkiyet hakkınayönelik kısıtlamanın anayasal ilkelere aykırı olarak ölçülü yapılmadığı gibikamu yararı ve bireyin hakları ile ulaşılmak istenilen amaç arasında adil birdengenin gözetilmediği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 35. maddesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
4. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca, itiraz konusu kural ilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. ve 13. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
5. Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 16. maddesi, kaçakçılıksuçlarının konusunu oluşturması dolayısıyla hakkında müsadere yaptırımınınuygulanabilecek olması nedeniyle el konulan eşyanın tasfiyesi usulünüdüzenlemektedir. İtiraz konusu kural ise 5607 sayılı Kanun'da tanımlanansuçların konusunu oluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımınınuygulanabileceği eşyanın sahibine iade edilmemesini öngörmektedir.
6. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
7. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenliktedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nınkonuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, suçların niteliği, işlenme biçimi,içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi, cezaların caydırıcılığı,ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçlarıgöz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu,cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı,bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerinağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sisteminitamamlayan müesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında takdir yetkisinesahiptir.
8. Kaçakçılık, ülkeye ithali ya da ülkeden ihracı yasak olan veyaithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan eşyayı gümrük işlemleriyaptırılmadan ithal veya ihraç etmek ve bu eşyayı ülke içinde satmak veya satınalmaktır. Gümrüklerin denetlenmesi, uygun görülmeyen eşyaların yurda girişininengellenmesi ya da izin verilenlerin gerekli vergileri ödenerek ülkeye girmesiDevletin egemenliğinin bir göstergesidir. Devletin, egemenlik hakkının gereğiolarak kamu güvenliğinin sağlanması, gümrük vergilerinin alınması, kamuzararının ve gümrük kaçakçılığının önlenmesi amacıyla çeşitli tedbirleralmasında kamu yararı olduğu kuşkusuzdur.
9. Kural ile soruşturma ve/veya kovuşturmada geçen yargılamasüresi dikkate alındığında suç şüphesi altında olan kişinin mülkiyete ilişkinhaklarını kullanması engellenmektedir. Kaçakçılığın etkileri dikkatealındığında suç konusu eşyanın sahibine geçici bile olsa geri verilmesi, suçlamücadeleyi ve yargılama sonucunda verilecek cezanın etkinliğini olumsuzetkileyebilecektir. İade edilmesine engel teşkil ederek suç konusu eşyadanyararlanılması olanağını ortadan kaldıran kuralın, ekonomik ve sosyal açıdankamu düzeninin korunmasının gereği olarak kaçakçılık suçuna engel olmaamacından kaynaklandığı, ayrıca bu amacı gerçekleştirmek için gerekli veelverişli olduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucu, 5607 sayılı Kanun ile yabancıeşyanın kurallar dışında yurda giriş ve çıkışını engellemek amacıyla kaçakçılıksuçunu düzenlemiş, bu suçun işlenmesine cezanın yanında başka bazı sonuçlar bağlamıştır.
10. Bu anlamda kaçakçılık suçunun engellenmesi amacıyla hangieşyaların suçun konusunu oluşturacağı, suç konusu eşyanın durumunun neolacağını belirlemek de kanun koyucunun takdirindedir. Dolayısıyla kanunkoyucunun, kaçakçılık suçunun önlenmesi amacıyla takdir yetkisine dayanarakdüzenlediği kuralda hukuk devleti ilkesiyle çelişen yön bulunmamaktadır.
11. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek vekanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibikullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır.Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir" denilmek suretiyle temel hak veözgürlükler arasında sayılmış ve güvence altına alınmıştır. Maddenin ikinci veüçüncü fıkralarında ise bu hakkın, kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği ve mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı ve kamu yararı amacıylasınırlandırılabileceği kabul edilmiştir.
12. Mülkiyet hakkının sınırlandırılabilmesi için kamu yararınınvarlığı yeterli olmayıp temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejiminibelirleyen Anayasa'nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa'nın 13.maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesinde belirtilen kamuyararı amacına bağlı olarak yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekliolduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, hakkın özünedokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
13. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlükaçısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkınözüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surettegüçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcıbir nitelik taşımaması gerekir. Ancak bu durumda sınırlamanın demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun olduğu söylenebilir.
14. Ölçülülük ise amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun birdengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önleminsınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranıkapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum düzeni bakımındanzorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.
15. Kaçakçılık suçuna konu olması nedeniyle tasfiye yapılmak üzereeşyanın sahibine iade edilmemesi, mülkiyet hakkını hukuken ortadankaldırılmamakla birlikte, el koymayla, malikin mülkiyet hakkından kaynaklananyetkileri kısıtlanmış olduğundan, bunun, mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlamaniteliğinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Değerlendirilmesi gereken bumüdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu kısıtlamanın hakkınözünü zedeleyecek ölçüde olup olmadığı, kısıtlamanın demokratik toplumdagerekli olup olmadığı ve bu amaçla kullanılan araçların orantısız olupolmadığıdır.
16. Kural uyarınca, soruşturma ya da kovuşturma aşamasındahenüz nihai bir karar verilmeden önce el konulan eşya teminatla ya da geçiciolsa dahi sahibine iade edilemeyecektir. İtiraz konusu kural gereğince iadeedilmeyen eşya, henüz tasfiyesi gerçekleştirilmeden kaçakçılık suçuna konu eşyaolmadığının anlaşılması durumunda, soruşturma aşamasında kovuşturmaya yerolmadığına, kovuşturma aşamasında ise beraat kararı verilerek hak sahibine iadeedilecektir. Tasfiye gerçekleştirildikten sonra karar verilmesi durumunda isesatış bedeli, el koyma tarihinden iade tarihine kadar geçen kanuni faizi ilebirlikte hak sahibine ödenecektir. Eşyanın kaçakçılık suçuna konu eşyaolduğunun belirlenmesi halinde ise artık eşyanın kendisi ya da bedelininsahibine iadesi söz konusu olmayacaktır. Bu durumda da hak sahibi eşyayıkendisine satanlara yönelebilecek ve bedelin iadesini isteyebilecektir. Bununyanında suç eşyasının Devlette tutulan kaydına göre satışı yapılmakta isebedelin iadesinin yanında kayda güvenerek alınması nedeniyle kaydı tutan ilgiliidare aleyhine ayrıca dava açabileceği belirgindir. Ayrıca tasfiye kararınakarşı yasal yolların kullanılması da mümkündür. Dolayısıyla her iki durumda dakaçakçılık suçunun bizatihi konusunu oluşturan eşyaya kamu yararı amacıyla kanundasayılan belirli koşullarla yapılan müdahale, gayrı meşru olarakdeğerlendirilemeyeceği gibi hak sahibi yönünden telafi edilemeyecek ağır birkayıp ya da mağduriyet de yaratmamaktadır.
17. İtiraz konusu kural, kanunla ve Anayasa'da belirtilen sınırlandırmanedenlerine bağlı kalınarak kamu düzeninin sağlanması amacıyla demokratiktoplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında mülkiyet hakkınabir sınırlandırma getirmektedir. Ancak bu sınırlandırma, sadece tedbirniteliğinde olan tasfiye işlemi sırasında uygulanmaktadır. El konulan eşya,muhafazası sırasında bozulma, çürüme, yok olma vb. nedenlerle zarara uğramasısonucu değerinde önemli ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesi taşıması ya damuhafazasının zorluğu nedeniyle tasfiye edilecektir. Satılarak tasfiyeedilen eşya veya taşıtların satış bedeli emanet hesabına alınacak, bu eşya veyataşıtların sahibine iadesine karar verilmesi halinde, satış bedeli 4458 sayılıGümrük Kanunu'nun 180. maddesi hükümleri uyarınca el koyma tarihinden iade tarihinekadar geçen süre için kanuni faizi ile birlikte hak sahibine ödenecektir.Emanet hesabında bulunan tutarın hak sahibine yapılacak ödemeyi karşılamamasıhalinde aradaki fark, eşyanın imha edilmiş olması halinde ise imha edileneşyanın bedeli, gümrük idaresince genel bütçenin ilgili tertibindenkarşılanarak hak sahibine ödenecek olması nedeniyle tasfiye işlemi kamununhaklarını koruduğu kadar eşya sahibinin haklarını da korumaktadır. Eşyanıntasfiye edilmek yerine bekletilmesinin tasfiyeden daha fazla zarara nedenolacağı açıktır. Dolayısıyla müsadere edilme olasılığı bulunan eşyanın tasfiyeedilmek üzere sahibine iade edilmemesi sonucu ortaya çıkan sınırlandırma, suçlakorunan hukuki yarar dikkate alındığında bireyin hakları ile kamu yararıarasında açık bir dengesizlik yaratmadığı gibi ulaşılmak istenen meşru amaç ilede orantılıdır.
18. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahale, geçici birnitelik taşımakta bu hakkı tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Uygulanacaktedbir, müsadereye ilişkin olumlu ya da olumsuz kararın verilmesine kadargeçerlidir. Bunun yanında kuralın devamında yer alan düzenlemelere göre de eşyatasfiye edilecek ve tasfiyeden elde edilen bedel hak sahibine iadeedilebilecektir. Dolayısıyla hakkın özüne dokunacak boyutta bir sınırlandırmadan,temel hakkın kullanımını ortadan kaldıran ya da güçleştiren, demokratik toplumdüzeninin gerekleriyle çelişen ve ölçülü olmayan bir müdahaleden sözedilemeyeceğinden, mülkiyet hakkını anayasal ilkelere uygun olaraksınırlandıran kuralın Anayasa'nın 13. maddesine de aykırılık oluşturduğusöylenemez.
19. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 13. ve 35.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
20. Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Celal Mümtaz AKINCI bugörüşe katılmamışlardır.
IV- HÜKÜM
21.3.2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun16. maddesinin, 28.3.2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun'un 58. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Celal MümtazAKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA¸ 10.9.2015 tarihinde kararverildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
21.3.2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun"Tasfiye" başlıklı 16. maddesinin (1) no'lu fıkrasının itirazistemine konu birinci cümlesi "Bu Kanunda tanımlanan suçların konusunuoluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya, sahibineiade edilemez." hükmünü öngörmektedir.
İlk nazarda, anılan kuralın doğrudan eşyanın müsaderesine ilişkinolmadığı, (1) nolu fıkranın bütünü dikkate alındığında akaryakıt dışındakikaçakçılık suçuna konu olan eşyaların tasfiyesinin gerçekleştirilme usulünündüzenlendiği anlaşılmaktaysa da; 5607 sayılı Kanun'un 13 ncü maddesinin (1)no'lu fıkrasındaki "Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazançmüsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır" şeklindeki düzenleme ile yineaynı maddenin (2) no'lu fıkrasındaki ". kamu davasının düşmesinekarar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerininuygulanmasına engel teşkil etmez." şeklindeki hüküm, dava konusu kurallabirlikte değerlendirilmeli ve Anayasanın ilgili kuralları yorumlanırken bunagöre sonuca gidilmelidir.
Müsadere edilme ihtimali olan, 5607 sayılı Kanun kapsamındaki hertürlü eşyanın sahibine iade edilmeyeceği yolundaki kuralın, yukarıda işaretedilen kuralların yanı sıra 5607 sayılı Kanun'un 13/1 nci maddesinin yaptığıatıfla 5237 sayılı Kanun'un "Eşya müsaderesi"ni düzenleyen 54 üncümaddesinin (4) no'lu fıkrasının açık düzenlemesi karşısında,"sahibin" iyi niyetli üçüncü kişi olması halinde dahi aynısonuç ve etkiyi göstereceği, Devletin kayıt ve bilgilerine güvenerek, (Trafiktescil dairesi, noterlik vb.) davanın somutunda olduğu gibi örneğin özel araçsatın alan ve adına tescili yapılan kişilerin, usulsüz ithalat, hileli işlemlervb. nedenlerle her an idarece araçlarına el konabilecek ve bunların hiçbirsuretle kendilerine geçici de olsa iadesi söz konusu olmayacaktır. Kuraldaki". müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya." kavramı belirliolmadığı gibi, her türlü uygulamaya elverişli bir mahiyet taşımaktadır. Ayrıca,yasalara ve devletin resmi kayıtlarına güvenilerek satın alınan ve malikiolunan eşyanın bu şekilde yargılama sonu dahi beklenmeden iadesiz biçimdesahibinden alınması "hukuk güvenliği"ni tamamen ortadankaldırmaktadır. Kural, anılan sonuçlara yol açan uygulaması itibariylekişilerin mülkiyet hakkının "özünü" ihlâl etmekte,"ölçüsüz" biçimde hak yoksunluğuna da yol açmaktadır. Devletinkaçakçılıkla mücadele etmesi gerekliliği, vergi ve gelir kaybını önleme vebenzeri düşünceler anılan kurala hak kazandıramayacağı gibi, "hukukdevleti" ilkesi de buna engeldir.
Açıklanan nedenlere, kaçakçılık suçuna karışmamış, iyi niyetliüçüncü kişiler (eşya malikleri) yönünden Anayasa'nın 2., 13. ve 35 ncimaddelerine açıkça aykırı düşen kuralın iptaline karar verilmesi gerektiğikanaatine vardığımızdan; aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
KARŞIOY
"Bu Kanunda tanımlanan suçların konusunu oluşturmasıdolayısıyla müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya, sahibine iadeedilmez." şeklindeki 5607 sayılı Yasa'nın 16. maddesinin (1) numaralıfıkrasının 1. cümlesinin iptali istenmektedir.
Kuralın uygulanacağı ceza davasının konusu, 2007-2008 yıllarındaithali yapılan otomobilin yurda giriş beyannamesinde gösterilen faturakıymetinin geldiği ülke kayıtlarından düşük olduğunun tespiti ile bu suretledevlete eksik KDV ödendiği iddiası ile yapılan soruşturma sonucu gümrükmüşaviri ve diğer şüpheliler hakkındaki dava ve kaçakçılığa konu edilenaraçlara da fiilen el konulmasına ilişkin olduğu görülmektedir.
İtirazen iptale gelen Mahkeme'de, araçlarda mevcut mülkiyet haksahipliğine getirilen bu uygulamanın mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlamaolduğunu, araçların soruşturma aşamasında suçta kullanılan araç olmayıp suçkonusu eşya statüsünde olduğunu, araçların resmi noter kayıtları ile edinilipçeşitli kereler el değiştirdiğini, devralanın aracın ilk gümrük idaresine girişkayıtlarının takip etmesinin beklenemeyeceğini iptali istenen normdaki"iade edilmez" ibaresinin hakkın özünü kaldırdığını çünkü olayınmağdurlara yöneltilmiş, onlardan kaynaklı bir olay olmadığını ve yapılan müdahalenindemokratik düzen kavramı içinde sınırlama ile güdülen amacın gerektirdiğindenfazla, ölçüsüz ve adil bir denge gözetmediğini, dolayısıyle Anayasa'nın 35.maddesine aykırı olduğunu söylemektedir.
Mahkememiz yaptığı esas incelemede ise; açılan davanın konusuyönünden ziyade, kaçakçılığa konu eşyanın (araç) niteliği dışında, kaçakeşyanın müsadere edilmesindeki yüksek kamu yararı ve tasfiyenin haksızlığıhalinde ise idarece yapılacak bedel iadesinin zararı ortadan kaldırılmışsayılacağından bahisle, bu halde suçda korunan hukuki yarar dikkate alındığındabirey hakkı ile kamu yararı arasında bir dengesizlik bulunmadığını vemüdahalenin ölçüsüzlüğünden söz edilemeyeceği gerekçesi ile iptal istemininreddine oy çokluğu ile karar vermiştir.
Anılan gerekçe, kuralın konuluş amacında ki gereklere, yaniyerindeliği esas almış, konulan hukuki yararlar arasında dengeyi ölçmeyeyarayan Anayasal ilkeler kural bazında somutlaştırılmamıştır. Kuralın geneldekilafzi anlam ve kapsamı ile geniş ve genel ölçekte değerlendirilmeye tabitutulduğu görülmektedir.
İptali istenen kural "müsadere yaptırımının uygulanabileceğieşyanın sahibine iade edilemeyeceğini söylemektedir." kuralda yer alan"Yaptırım uygulanabilecek eşya" sıfatı kendi başına sorunludur. Saltbir iddia ile henüz soruşturma aşmasında gerçekten muhafazası külfet oluşturan,değerinde kayıp meydana gelme tehlikesi bulunan suça konu eşyalar hakkında kitasfiye kararı ile taraf menfaatlerinin korunacağı ve müdahalenin adil dengeyigözettiği söylenebilecek ise de, faturasında düşük kıymet beyanı ile DevleteKDV zararı verdirdiği söylenen aracın koruma, muhafaza problemi ver denemeyeceknesnellikteki yapısı gözetilmeden ve yurda girişi esnasında devletin gözetim,denetim ve izninin var olduğu düşünüldüğünde yargılama sonuçlanmadan sahibineiade etmeksizin tasfiyeye tabi tutmak, yukarıda nitelenen koruma ve değer kaybızaafiyetleri bulunan diğer kaçak eşyalar ile aynı statüde değerlendirmek iyiniyetli otomobil sahipleri karşısında ulaşmak istediği amaç bakımından gereklive orantılı bir müdahale niteliğinde ve adil değildir.
Kaldı ki, muhafazası zor, satılırsa da parası hak sahibine iadeedilir, zarar giderilmiş olur varsayılan kaçak konusu otomobil, her nasılsa elkonulduktan sonra tasfiye idaresince muhafaza edilebilmekte, ihale edilip yenialıcısına satılmaktadır. Yani kaçak nitelikli otomobil birdenbiremillileştirilerek hukuka uygun halde kullanıma sunulmaktadır. O halde,kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile devredilemez satılamaz tedbiri kaydına konmuşve bu nedenle kolaylıkla tasfiye işlemi uygulanabilecek araç yönünden, kuralınmüdahaleye konu gerekliliği ve orantısızlığı demokratik hukuk düzenin gerekleriaçısından açık bir tartışma alanı yaratır durumdadır.
Yurda girişine devlet yetkililerince izin verilmiş, tüm devletonaylı kayıtlara itibar edilerek mülkiyet edinmiş hak sahibi ile aynı otomobilitasfiye idaresi gibi yine bir devlet kurumu satışından alan hak sahibi arasındakorunan malın mülkiyet hakkı yönünden bir fark yoktur. Aynı devlet farklıbirimlerine farklı hukuki geçerlilik tanımaktadır. Birinde kullanımı engellenenortadan kaldırılan hak diğerinde suçtan arınmışlığı ya da suçluluğu konusundakarar bile verilmeden tasfiye kararı ile hukuka uygun hale getirilmişsayılmaktadır.
Dava açan Mahkemenin önüne gelen olayda uygulayacağı kuralı davadauygulanacak kural ilkesi yönünden dar bir çerçeve içinde yüksek ve hassas birdenetime tabi tutan Mahkememiz uygulaması, iptali istenen bu kuralıniçeriğinde, dava konusu olay dışı geniş ölçekte bir çok nesnel hususu dakapsamına aldığını gözetmeden, normun denetiminde verilecek bir red hükmünün onyıllık yeni bir denetim yasağı dönemi de getirdiği düşünüldüğünde, uygulanacakkural yönünden kaçak otomobil konusu dışında soyut ve her olaya uygulanır birgenelleme ile denetleyip yorumlamasının adil ve hakkaniyetli olmadığıkanaatindeyim.
Bozulma, çürüme, yok olma sonucu önemli ölçüde değerinde kayıptehlikesi olan eşyanın tasfiye edilmesinin uygunluğunu gerekçe yapan Mahkememizçoğunluk görüşü, bu niteliklere sahip olmayan eşyalar yönünden ise bir ayrımyapma gereği duymamış, dava konusu kaçak otonun tasfiyesi ile parasının haksahibine iade edilmesi yolunun varlığını da gözettiğinde aracı sahibine iadeetmeyerek tasfiye tabi tutma halini bir zarar olarak görmemiş, bu nedenle demüdahalenin ölçüsüz olmadığını ifade etmiştir.
Görülen bir dava sonucu ihtimal dahilinde haklı çıkacak, beraatedecek bir sanığın ya da olayımızdaki gibi iyi niyetli üçüncü kişi mağdurun,malını kullanamamaktan doğan, ya da satın aldığı gerçek değeri ile tasfiyesatışından elde edilen düşük satış bedeli arasında kalacak fark ve zararlaraneden muhatap kılındığı, bunun Anayasa'ya uygunluğu Mahkeme gerekçesindetartışılmamıştır. Sanık haklı çıksa da eşyayı kendisine satanlara dava açmakzorunda kalma mecburiyeti, bunun zarar görenin hakka ulaşmasında yeterli biryol olduğu kanısını, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun görengerekçeye konu değerlendirmelere katılınmamıştır.
Devletin gümrük ve otomobil satışında yer alan sair kayıtlarınıgüvenilmez, belirsiz, hak korumaz niteliğe büründüren, vergi kayıplarınınsorumluluğunu iyi niyetli üçüncü şahsa yükleyen, suçluluğu sabit olana kadarkimse suçlu sayılmaz şeklindeki Anayasal masumiyet ilkesinin işlevselliğiniortadan kaldıran kural, dava konusu olay (kaçak oto) yönünden, korunan hukukimenfaat için elverişli bir yol ise de demokratik hukuk düzeninde devletinuğramış olduğu vergi mağduriyetini başkaca mağdurlar yaratmadan giderme yönündesayısız yol olduğu düşünüldüğünde gerekli olmadığı ve tasfiye ile yarattığı hiçbir zaman telafi edilemeyecek zararlar yönünden de ölçüsüzlüğü karşısında,kuralın mülkiyet hakkının kullanımını ortadan kaldırdığı ve sakatladığınedenleri ile Anayasa'nın 2., 35. ve 13. maddelerine aykırı olup iptaligerekirken reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ