ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2014/164
KararSayısı : 2015/12
KararTarihi : 14.1.2015
R.G.Tarih-Sayı : 22.5.2015-29263
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Eskişehir 1. Sulh CezaHâkimliği
(E.2014/164,E.2014/174)
İTİRAZLARIN KONUSU : 1- 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un, 18.6.2014 tarihlive 6545 sayılı Kanun'un 48. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin,
2- 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının, 18.6.2014tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 74. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b)bentlerinin,
Anayasa'nın 2., 19., 36. ve 37. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmesi talebinin veverilen tutuklama kararına yapılan itirazın incelenmesi sırasında itiraz konusukuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri içinbaşvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 5235 sayılı Kanun'un itiraz konusu "Sulh cezahâkimliği" başlıklı 10. maddesi şöyledir:
"Madde 10- (Değişik:18/6/2014-6545/48 md.)
Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere,yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak,işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh cezahâkimliği kurulmuştur.
İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla sulh cezahâkimliği kurulabilir. Bu durumda sulh ceza hâkimlikleri numaralandırılır.Müstakilen sulh ceza hâkimliğinde görevlendirilen hâkimler, adli yargı adaletkomisyonlarınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Sulh ceza hâkimliğinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadarpersonel bulunur.
Sulh ceza hâkimliği, her il merkezi ile bölgelerin coğrafidurumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur.
Sulh ceza hâkimliği bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır.
Sulh ceza hâkimliğinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi veilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırlarıdır.
Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde,büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulhceza hâkimliğinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın AdaletBakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir sulh cezahâkimliğinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, AdaletBakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kararverilir."
2- 5271 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralların da yeraldığı "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" başlıklı268. maddesi şöyledir:
"Madde 268- (1) Hâkim veyamahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 incimaddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içindekararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ilezabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespitedilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü maddehükmü saklıdır.
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerindegörürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazıincelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliğikararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh cezahâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; sonnumaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesininbulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görevyaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağırceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakınağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) İtiraz üzerine ilk defa sulhceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesidurumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebinireddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarakinceleyemez.
c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlarayapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır cezamahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazlarınincelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunmasıhâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire içinbirinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakınağır ceza mahkemesine aittir.
d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi,mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkemekararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulunduklarıyerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.
e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtayceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlarayapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, dairebaşkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi;son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler."
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 19., 36. ve37. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 142. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
A- E.2014/164 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarıncaHaşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, EnginYILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN,Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ınkatılımlarıyla 22.10.2014 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında öncelikle "bakılmakta olan dava" sorunugörüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesine göre,mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanunhükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardanbirinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, ohükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bukurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elindeyöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptaliistenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacakyasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümündeveya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktebulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemedeki bakılmaktaolan davada, Mahkemeye şüpheli hakkında tutuklanma tedbirinin uygulanmasıistemiyle talepte bulunulduğu ve Mahkemenin de bu talebi değerlendirdiktensonra itiraz konusu kuralın iptali istemiyle itiraz yoluna başvurduğuanlaşılmaktadır. Bu kapsamda itiraz yoluna başvuran Mahkemenin önünde herhangibir dosya veya evrakın bulunmadığı ileri sürülebilirse de tutuklama tedbirigibi önemli ve acil karar vermeyi gerektiren durumlarda "bakılmaktaolan dava" kavramının geniş yorumlanması gerekmektedir. Bu nedenle,itiraz yoluna başvurulduğu sırada ilgili mahkemenin önünde usulüne uygunaçılmış bir davanın varlığı yeterli görülmelidir. Dolayısıyla, itirazyoluna başvuran mahkemenin aynı kararda hem Anayasa'ya aykırı gördüğü kurallarıuygulayarak davayı sonuçlandırması hem de Anayasa Mahkemesine başvurmasıistisnai ve zorunlu durumlarda kabul edilebilir. Aksinin kabulü hâlinde,Anayasa'ya aykırı olduğu düşünülen bir kuralın itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesiönüne getirilmesi engellenmiş olacaktır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemedeki bakılmaktaolan davada, tutuklama tedbiri gibi son derece önemli ve acil bir konu kararabağlanmış ve itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısınavarılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Bu nedenle, itiraz yolunabaşvuran Mahkemede bakılmakta olan bir davanın varlığı kabul edilerek işinesasının incelenmesine karar verilmiştir.
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL,M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.
B- E.2014/174 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, ZehraAyla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN,M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 13.11.2014 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M.Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA kararverilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 268.maddesinin (3) numaralı fıkrasının, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un74. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b) bentlerinin iptalinekarar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2014/164 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2014/174 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2014/164 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 13.11.2014tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Mustafa ÇALtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 5235 Sayılı Kanun'un 6545 Sayılı Kanun'un 48.Maddesiyle Değiştirilen 10.Maddesinin İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralla, tüm Türkiye'deyürütülen soruşturmaların akıbetinin sınırlı sayıdaki hâkimlikler vasıtasıylasiyasi iktidarın inisiyatifine bırakıldığı, sulh ceza hâkimliğikurumunun kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların denetim makamıolarak belirlenmesinin mağdurların hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gibi kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkıyla bağdaşmadığı, ayrıca bu kurumun yargıbağımsızlığı ilkesine ve doğal hâkim ilkesine aykırılık oluşturduğubelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 19., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, itiraz konusu kuralilgisi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.
İtiraz konusu kuralla, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâllersaklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesigerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazlarıincelemek amacıyla sulh ceza hâkimliğinin kurulduğu hükme bağlanmışve müstakilen sulh ceza hâkimliğinde görevlendirilen hâkimlerin, adliyargı adalet komisyonlarınca başka mahkemelerde veya işlerdegörevlendirilemeyeceği ve sulh ceza hâkimliğinin, her il merkezi ile bölgelerincoğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerdeHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak AdaletBakanlığınca kurulacağı ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olandevlettir.
Anayasa'nın 142. maddesinde de, mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hüküm altınaalınmıştır.
Hukuk devletinde, suçlara ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar,Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları ile ceza hukukunun ana ilkeleri baştaolmak üzere, ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomikhayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine görebelirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangieylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabuledilebileceği konusunda takdir hakkına sahip olduğu gibi ceza yargılamasınailişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı, görevve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında da Anayasa kurallarınabağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
6545 sayılı Kanun'un 48. maddesiyle 5235 sayılı Kanun'un 10.maddesinde yapılan değişiklikle, iki yıla kadar hapis cezaları ile adli paracezalarını gerektiren suçlara ilişkin davalara bakmakla ve güvenliktedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasıyla görevli bulunan sulh cezamahkemeleri kaldırılarak yerlerine sulh ceza hâkimlikleri kurulmuş ve daha öncesulh ceza mahkemelerince yerine getirilen "yürütülen soruşturmalarda hâkimtarafından verilmesi gereken kararları alma" görevi sulh cezahâkimliklerine verilmiştir.
6545 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, ".soruşturmaaşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek üzere sulh cezahâkimlikleri oluşturulmakta, böylelikle koruma tedbirlerine ilişkinihtisaslaşmasının sağlanması, temel hak ve hürriyetlerin daha etkin bir şekildegüvence altına alınması ve yargılama faaliyetlerinin daha adil bir noktayataşınması amaçlanmaktadır."; itiraz konusu kuralın maddegerekçesinde ise "Bu düzenleme sonrasında zaman içinde sulh cezahâkimliklerinin birbirleriyle olan etkileşimlerinin sağlanmasıyla birliktekoruma tedbirleri alanında verilen kararlarda ülke genelinde bir standartyakalanması amaçlanmaktadır." denilmek suretiyle sulh cezahâkimliklerinin kuruluş amacı ifade edilmiştir.
Uygulamada sulh ceza mahkemelerinin üzerindeki aşırı iş yükü,davaların asıl iş, soruşturma sırasında hâkimlerce verilmesi gereken kararlarınalınması görevinin ise tâli bir iş olarak görülmesi sonucunu doğurmuştur. Budurum, sulh ceza mahkemelerinin soruşturma sırasında verilmesi gerekenkararlara yeterince eğilememeleri sorununu gündeme getirmiş ve bu konuda çokciddi hak ihlallerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca tutuklama gibi kararlarıvererek şüpheli hakkında ihsasa varacak derecede görüş açıklayan hâkimlerin,sonradan aynı kişiler hakkındaki davanın esasına da katılması Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) de dâhil olmak üzere hukuk çevrelerinceeleştirilmiştir.
2012 yılında tüm bu sorunları aşmak üzere öncelikle bu ihlallerinen ağır şekilde yaşandığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesiuyarınca görevli mahkemelerin (özel yetkili mahkemelerin) görev alanına girenişler yönünden uygulamada "özgürlük hâkimliği" olarakadlandırılan hâkimlikler oluşturulmuş ve bu hâkimlerin özel yetkilimahkemelerin görev alanına giren konulara ilişkin olarak soruşturma sırasındahâkimlerce verilmesi gereken kararları vermesi sağlanmıştır. Bu düzenlemede,tutuklama, arama, iletişimin tespiti gibi soruşturma aşamasında hâkim veyamahkemelerce verilmesi gereken kararları özel yetkili mahkemelerin değil,özgürlük hâkimlerinin vermesi ve özgürlük hâkimlerine bu işler dışında davanınesasını çözme ve benzeri başka hiçbir iş ve görev verilmemesi öngörülmüştür.Söz konusu düzenleme, Anayasa Mahkemesinin 4.7.2013 tarihli ve E. 2012/100, K.2013/84 sayılı kararıyla Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde kanunlarınkamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa'yaaykırılık sorunu çözümlenirken "kamu yararı" konusundaAnayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıylayapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun koyucunun kamu yararı anlayışınınisabetli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme anayasallık denetimininkapsamı dışında kalmaktadır. İtiraz konusu kuralla da yukarıda belirtilengerekçeler dikkate alınarak daha önce sulh ceza mahkemelerince yerine getirilen"soruşturma sırasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları alma"görevi sulh ceza hâkimliklerine verilmiştir. Soruşturma safhasında hâkimtarafından verilmesi gereken kararların, bu konularda uzmanlaşmış hâkimlerceverilmesini sağlamak amacıyla sadece bu işlere bakmakla görevli sulh cezahâkimliklerinin kurulmasında kamu yararının sağlanması amacının gözetildiğianlaşılmaktadır. Bu sebeple, düzenlemenin hukukdevleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 37. maddesinde, "Hiçkimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Birkimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunudoğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." denilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da belirtildiğigibi, tabii hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından öncedavayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.Tabii hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmeninmeydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına; başka biranlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engeloluşturur.
Bununla birlikte kanuni hâkim güvencesi, yeni kurulan mahkemelerinveya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin, önceden işlenen suçlarailişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz.Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulanbir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin, kurulmaveya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakmaları kanuni hâkimgüvencesine aykırılık teşkil etmez. Aksi takdirde, yer değiştirme esasına göregörev yapan hâkimlerin atandığı yerdeki derdest davalara bakmalarının tabiihâkim ilkesine aykırı görülmesi sonucu doğar ki, anılan ilkenin bunu amaçladığısöylenemez.
Soruşturma safhasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararlarınbu konularda uzman hâkimlerce verilmesini sağlama amacına yönelik olarak sulhceza hâkimliklerinin kurulmasını ve "soruşturma sırasında hâkimtarafından verilmesi gereken kararları almak"la görevli ve yetkilikılınmasını öngören itiraz konusu kural, belirli bir suçun işlenmesinden sonrabuna ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamadığı gibi kuralın,yürürlüğe girmesini müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması nedeniylekanuni hâkim güvencesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Anayasa'ya aykırılık itirazına ilişkin kararda sulh cezahâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı ileri sürülmüştür. Bağımsızlık vetarafsızlık, bir mercie mahkeme vasfını kazandıran temel unsurlardandır.Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağıaçıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığından neanlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam,merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emirve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken, yasamaya, yürütmeye,davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsızolmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir.
AİHM kararlarında da vurgulandığı üzere, mahkemelerin bağımsızolup olmadığı değerlendirilirken üyelerinin atanma şekli ve görev süresi,dışarıdan yapılacak baskılara karşı garanti mekanizmalarının oluşturulupoluşturulmadığı ve kuruluşlarıyla bağımsız bir görüntü sergileyipsergilemediğine bakılması gerekmektedir (Langborger/İsveç, B.No. 11179/84,K.T. 22.6.1989, § 32).
Sulh ceza hâkimleri de diğer tüm hâkimler gibi Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunca (HSYK) atanmakta ve Anayasa'nın 139. maddesindeöngörülen hâkimlik teminatına sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla sulh cezahâkimlerinin mahkemelerin bağımsızlığı yönünden diğer hâkimlerden farklı birkonuma yerleştirildikleri ve bağımsızlık güvencelerinin zayıflatıldığıkanaatini oluşturacak herhangi bir neden görülmemektedir.
Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısındabizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumuüzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıylailgili yasal ve idari düzenlemelerin, bunların nesnel olarak tarafsız olmadığıizlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerinbağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlıkön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak, kurumsal yönden de taraf görüntüsüverecek bir yapılanma oluşmamalıdır. Yukarıda açıklandığı üzere, sulh cezahâkimliklerinin tâbi olduğu Anayasa ve kanun hükümlerinde yer alan vebağımsızlığı öngören düzenlemeler ile burada görev alacak hâkimlerinbağımsızlığı ve tarafsızlığını temin eden güvenceler karşısında, nesnel açıdantarafsızlığın bulunmadığı ileri sürülemez.
Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur, hâkimlerin,görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya bakacak olanhâkimin, davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve önyargısız durması, hiçbirtelkin ve baskı altında kalmadan, hukuk kuralları çerçevesinde vicdanikanaatine göre karar vermesi gerekir. Anayasa ve kanunlar karşısındahâkimlerden beklenen de budur. Aksi yöndeki davranışlar ise hukuk düzenincedisiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tâbi kılınmıştır. Adaletsistemindeki tüm hâkimler gibi, Anayasa ve kanun hükümleri ile yasama, yürütmeve diğer yargı organlarına ve topluma karşı bağımsızlıkları ve meslekiteminatları sağlanmış olan sulh ceza hâkimlerinin de, görevleri sırasındatarafsız hareket etmeleri için gereken güvenceleri haiz olduklarıanlaşılmaktadır. Görülmekte olan davada taraflı davranıldığı iddiası ise ilgiliusul kanunlarında karşılığı bulunan ve anayasal denetimin kapsamı dışında kalanbir husustur. Dolayısıyla iptali istenin kuralın, sulh ceza hâkimlerininsübjektif tarafsızlığını temin etmediği söylenemez.
Yukarıda açıklandığı üzere, sulh ceza hâkimliklerinin itirazkonusu kuralla, diğer tüm mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğübiçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarakteşkilatlandırıldıkları anlaşılmakta olup bunların yapılanması ve işleyişinde,tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangi birunsura yer verilmemiştir. Ayrıca, somut, nesnel ve inandırıcı delillerlehâkimin tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konulması durumunda davaya bakmasınıengelleyen usul hükümleri bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralAnayasa'nın 2., 37. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddigerekir.
Kuralın Anayasa'nın 19. ve 36. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
B- 5271 Sayılı Kanun'un 268. Maddesinin (3)Numaralı Fıkrasının 6545 Sayılı Kanun'un 74. Maddesiyle Değiştirilen (a) ve (b)Bentlerinin İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla sınırlı sayıdaki sulhceza hâkimlerinden oluşan bir sistem kurulduğu, bunlardan biri tarafındanverilen kararlara itirazın aynı sistem içindeki bir merci tarafından kesinolarak karara bağlanacağı, bu yolun itirazlar bakımından etkili bir yol olarakkabul edilemeyeceği, suç sonrası yapılan düzenleme ile itiraz kanun yolununetkisiz hâle getirilmesinin hukuk devleti ve tabii hâkim ilkesi ile kişiözgürlüğü ve güvenliği ve adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2., 19., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, itiraz konusu kuralilgisi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun'un 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının itiraz konusu (a)bendinde sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesinin; oyerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarakkendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe;ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa,yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulhceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh cezahâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh cezahâkimliğine ait olacağı öngörülmüştür.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının itiraz konusu (b) bendinde iseitiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklamakararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usulün uygulanacağı,ancak ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliğinin, tutuklamakararını itiraz mercii olarak inceleyemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiştir.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir.
Kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen vehukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir kararın, kural olarak başka bir yargıyeri tarafından incelenmesini sağlayan hukuki yoldur. Kanun yolunun amacı,yargı yerleri tarafından verilen kararların, kural olarak başka bir yargı yeritarafından denetlenmesine imkân tanınmak suretiyle daha güvenceli bir yargıhizmeti sunmaktır. Kanun yoluna başvuru hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamıiçerisindedir. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir.
Anayasa'nın 142. maddesinde, "yargılamausullerinin" kanun ile düzenlenmesi öngörülmektedir. Kanun yolunailişkin düzenlemeler de yargılama usulü kapsamındadır. Buna göre, kanun yoluusulünün ve merciinin belirlenmesi hususu kanun koyucunun takdirinebırakılmıştır. Ancak, kanun koyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukungenel ilkelerine ve Anayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesineve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir. Anayasa'nın 36. maddesikapsamında korunan kanun yoluna başvurma hakkının etkili bir şekildesağlanabilmesi için kanun yolu merciinin, incelenen kararı gerektiğindedeğiştirme yetkisine de sahip olması gerekir.
İtiraz konusu kuralla, sulh ceza hâkimliklerinceverilecek olan kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabileceği belirtilerekkişilere kanun yoluna başvurma hakkı tanınmış ve itirazı incelemeye yetkilimerciler gösterilmiştir. Sulh ceza hâkimliklerince verilenkararlara karşı yapılan itirazların yüksek görevli veya bir diğer mahkemeceincelenmesini gerektiren anayasal bir norm bulunmamaktadır. Ceza yargılamausulündeki kanun yolunda temel ilke, cezai nitelikte kararların ilk kararıveren mahkemeden bağımsız ve ayrı bir merci tarafından etkili bir şekildedenetlenmesi olup bu merciin yüksek görevli veya üst düzeyde bir merci olmasızorunlu değildir.
Bir il veya ilçenin adını taşıyan mahkemelerin,iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde, birden fazla kurulan "daire"lerinin,yargılama faaliyetleri ve kanun yolu başvurularının incelenmesi yönünden aynımahkeme olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Yargı yerlerinin bir isimaltında daireler hâlinde çalışmaları, mahkemelerin teşkilatlanmasınailişkin "idari nitelikte" bir tercihten ibarettir.5271 sayılı Kanun'un itiraz kanun yoluna ilişkin 268. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca, itiraz mercii olarak belirlenen sulh ceza hâkimliklerinin,itiraz edilen kararı denetleyerek işin esası hakkında karar verme yetkileribulunmaktadır. Dolayısıyla öngörülen kanun yolunun etkili olduğuanlaşılmaktadır.
Öte yandan, bir mahkemece verilen karara karşı yapılan itirazlarınaynı yerde bulunan ve bir sonraki numarayı taşıyan diğer bir mahkemeceincelenerek karara bağlanması, gerek adli ve askeri ceza yargılama hukukunda,gerekse medeni yargılama hukukunda yerleşik bir uygulamadır. Örneğin, 5271sayılı Kanun'un 268. maddesi uyarınca, ağır ceza mahkemesi kararlarına yapılanitirazlar, numara olarak kendisini izleyen ağır ceza mahkemesi tarafındanincelenmekte ve sonuçlandırılmaktadır. Bu tür düzenlemelerin bazıları AnayasaMahkemesinin denetiminden de geçmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 1.11.2012tarihli ve E.2011/64, K. 2012/168 sayılı kararında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun353. maddesi gereğince icra ceza mahkemelerinin verdiği disiplin hapsineilişkin kararlara karşı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesininbulunması halinde numara olarak kendisini izleyen daireye itiraz edilebileceğiyönündeki kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki iddia reddedilmişolduğundan bu konu Anayasa Mahkemesi tarafından açıklığa kavuşturulmuşbulunmaktadır.
Dolayısıyla kanun yolu mercii ile ilgili düzenlemenin Anayasa veceza muhakemesi hukuku ilkelerine aykırı olduğu söylenemez. Anayasallıkdenetiminde kanun koyucunun kanun yolu yöntemi ve merciinin belirlenmesihususundaki takdir yetkisi, ancak kamu yararı amacının var olup olmamasıylasınırlı olarak incelenebilir. Başka bir ifadeyle, düzenlemenin yerindeliğininincelenmesi mümkün olmadığı gibi, itiraz konusu kural bakımından,benimsenen itiraz yönteminin isabet derecesi ile ceza yargılaması hukukununamaçlarına ne derecede uyduğu hususu denetlenemez. Müstakilen bu işlegörevlendirilmeleri nedeniyle koruma tedbirleri konusunda ihtisas kazanacağıdeğerlendirilen sulh ceza hâkimlerinin kararlarına itirazın da diğer bir sulhceza hâkimine yapılması yönteminin öngörülmesinde kamu yararı amacınadayanıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla itiraz konusu kuralla getirilen,sulh ceza hâkimliklerince verilen kararlara karşı başvurulacak kanun yoluusulüne ilişkin düzenlemeler, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındaolup sulh ceza hâkimliğininkararlarına karşı yapılacak itirazların da uzmanlaşma ve yeknesaklığınsağlanması amacıyla sulh ceza hâkimliklerince incelenmesini öngörenkurallar hukuk devleti ilkesi ve adilyargılanma hakkını zedelememektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallarAnayasa'nın 2., 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerininreddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın 19. ve 37. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR,Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
A- 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk DereceMahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanun'un, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 48. maddesiyledeğiştirilen 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılıKanun'un 74. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b) bentlerinin, Anayasa'ya aykırıolmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN,Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Erdal TERCAN'ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
14.1.2015 tarihinde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY YAZISI
5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin itiraz konusu (3) numaralıfıkrasının 6545 sayılı Kanun'un 74. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b)bentlerinin iptali istemiyle yapılan başvuruda, Mahkememiz çoğunluğu kuralınAnayasa'ya aykırı olmaması nedeniyle reddine karar vermiştir.
5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin itiraz konusu (3) numaralıfıkrasının (a) bendi uyarınca sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılanitirazların incelenmesinin, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğininbulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralıhâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığıyerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağırceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır cezamahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağırceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine ait olacağı hükmebağlanmıştır.
İtiraza konu değişiklik öncesinde sulh ceza hâkimlerinin, soruşturma aşamasındaki kararlarına karşıyapılan itirazlar, tevzi edilen asliye ceza mahkemesi tarafındandeğerlendirilmekte ve asliye ceza mahkemesinde değişik işler için nöbetçibulunmadığından; itirazın hangi asliye ceza mahkemesine düşeceği bilinmemekteve mahkemeler etki altında kalmamakta iken, yeni sistemde sulh cezahâkimleri birbirlerinin kararlarını denetlemektedir. Buna göre iki sulh cezahâkimliğinin bulunduğu bir yerde 1. sulh ceza hâkiminin kararları itirazen 2.sulh ceza hâkimi tarafından; 2. sulh ceza hâkiminin kararları ise itirazen 1.sulh ceza hâkimi tarafından incelenecektir.
İtiraz konusu düzenleme ile sulh ceza hakimliklerinin soruşturmaaşamasındaki işlemlerine, özellikle tutuklama, arama, yakalama gibi korumatedbirlerine ilişkin olarak verilen kararların üst derece merci tarafındandenetlenmesi imkanı ortadan kaldırılarak aynı derecedeki diğer sulh cezahakimleri tarafından denetlenmesi öngörülmüştür.
Kuralın Anayasa'ya aykırılık incelemesinin farklı anayasalhükümler açısından ayrı başlıklar halinde yapılması gerekmiştir.
1. Anayasa'nın 2. ve 36. Maddeleri Yönünden Değerlendirme
Anayasa Mahkemesine göre Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilenhukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli birhukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum vetutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa veyasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Bu ölçülere göre söz konusu düzenleme öncelikle Anayasa'nın 2.maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Zira, yargılama makamlarıtarafından alınan kararlara karşı kanun yolunun öngörülmesiyle ulaşılmakistenen amaç, yargılama makamları tarafından yapılan yanlışlıkların, "birbaşka yargılama makamı" tarafından düzeltilmesine imkântanımaktır. Böylece ikinci bir denetim imkânı getirilerek olası yargısalhatalar en aza indirilmiş olmakta, bu suretle hem yargı önüne gelen kişileredaha güvenceli bir yargı hizmeti sunulmakta, hem de genel anlamda yargıörgütünün daha etkili işlemesi sağlanmaktadır.
Kanun yoluna başvurma hakkının tanındığı hâllerde, kanun yolunabaşvuru usulleri ve başvurulacak merciler konusunda yasama organının takdiryetkisi bulunmakla birlikte kanun koyucu, bu yetkisini kullanırken hukukungenel ilkelerine ve Anayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesineuygun hareket etmelidir. Diğer bir ifadeyle kanun koyucu sahip olduğu takdiryetkisine uygun olarak yaptığı düzenlemelerde, kanun yolunun etkili olmasınısağlayacak güvenceleri de gözetmek durumundadır. Bu nedenle kural bazında birkanun yolu öngörülmüş olması yeterli görülemez. Kanun devletinden farklıolarak, bir hukuk devletinde, var olan güvencelerin kağıt üzerinde şeklendeğil, fiilen ve somut olarak etkili bir şekilde hayata geçirilmesi gerekir.Özellikle özgürlük ve güvenlik hakkı söz konusu olduğunda, hukuk devletinin birgereği olarak etkililik unsuru azami seviyede hayata geçirilmelidir.
Hukuk devletinde kişilere itiraz kanun yoluna başvurma hakkınıntanınmasının nedeni; bir yargılama makamının verdiği kararda hukuka aykırılıkolduğunun ileri sürülmesi hâlinde, bu aykırılığı tespit etmek üzere kuralolarak "başka bir yargılama makamı"tarafındanincelenmesini sağlamak ve bu yolla daha güvenceli bir yargı hizmeti sunmaktır.Bu açıdan bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak bir kanun yolu usulünün,herhangi bir şekilde değil, ancak hukuk devletinin gerektirdiğinitelikte oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda kanun yolubaşvurusunu inceleyecek merciin, kararı denetlenecek merciden farklı vebağımsız bir mercii olması, söz konusu niteliğin sağlanmasında ilk şarttır.Sonrasında ise getirilen kanun yolunun erişilebilir ve öngörülebilir olmasınınyanında, kişilere makul bir başarı şansı vermesi de gerekmektedir. Yanibireyler söz konusu kanun yoluna başvururken, bu kanun yolunun kendilerinemakul bir başarı/giderim imkânı vermekte olduğuna inanabilmeli ve buhususta belli bir güvene sahip olmalıdır. Tüm bu şartlar sağlanmadığı durumdagetirilen kanun yolunun hukuk devletinin gerektirdiği nitelikte olduğusöylenemez.
Hukuk devleti ilkesine göre, egemenlik gücünü millet adına elindebulunduran anayasal organlar, bu gücü hukukun genel ilkeleri, anayasa vekanunlar çerçevesinde, insan onurunun, insan haklarının, temel hak vehürriyetlerin korunması, adaletin ve hukuk güvenliğinin sağlanması amacıylakullanabilirler.
İtiraz konusu kuralda düzenlenen yetkileriyle sulh ceza hakimliğisistemi ceza yargılama sistemimizde mevcut dokuya uymayan farklı bir yapıoluşturmuştur. Sulh ceza hakimliklerinin Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafındansınırlı sayıda görevlendirilen hakimlerden oluşması bu hakimliklerinkararlarının denetimi açısından büyük önem kazanmaktadır. Kurulun oluşum biçimide gözetildiğinde, bu Kurul tarafından seçilen sulh ceza hakimlerine verilengeniş yetkilerin somut olaylarda kullanımının daha etkili şekilde denetlenmesigerekir.
Koruma tedbirine karar verecek hakimin bağımsız ve tarafsız olmasıyargılamanın güvenirliği açısından çok önemlidir. İtiraz konusu düzenlemegereğince sulh ceza hâkimliklerinin soruşturma işlemlerine ilişkin verdiklerikararlara karşı yapılan itirazın incelemesinin "farklı ve bağımsız üstdereceli bir mahkeme" yerine, "birbiriyle iç içegeçmiş aynı derecede sulh ceza hâkimliklerince" gerçekleştirildiğigörülmektedir. Bu yöndeki bir itiraz incelemesi her şeyden önce bu yolabaşvuran kişilerde makul bir güven oluşturmamaktadır. Zira, itiraz usulününetkili ve dolayısıyla güven veren bir kanun yolu olarak değerlendirilebilmesiiçin bu hâkimliklerin birbirlerine karşı da bağımsız olmaları ve birbirlerininetkilerine maruz kalmadan faaliyet gösterebilmeleri gerekmektedir. Oysa itirazkonusu düzenleme uyarınca "eşitler arası bir denetim sistemi" öngörülerekkendi içinde işleyen "kapalı devre bir denetim usulü" benimsenmiştir.Bu şekilde kapalı devre işleyen bir sistemin bu yolu kullanan bireylere makulbir başarı şansı ve dolayısıyla da güven verebileceğini söylemek mümküngözükmemektedir. Çünkü itiraz incelemesinin kapalı devre işlemeyen bir sistemleyapılmasındaki temel amaç, itiraz konusu kararların "daha yüksekgüvence sunan üst dereceli mahkemelerce" gözden geçirilmesinimümkün kılmak ve böylece her türlü şüpheden uzak olarak ilgili kişilerde ve buarada toplumda güven oluşturmaktır.
Bu açıdan somut olaylar bağlamında, tutuklama gibi kişi hürriyetive güvenliği hakkına en ağır müdahaleyi içeren koruma tedbirinin farklımahkemelerce farklı bakış açılarıyla denetimden geçirilmesi sağlandığında,öncelikle ilgili kişilerde ve toplumda bu kanun yoluna karşı belli bir güvenoluşturulabilecektir. Böylece kişilere daha güvenli bir denetim imkânıverilebilecektir. Bu kapsamda farklı bakış açısıyla yapılan bir denetim biryandan kapalı devre olarak işleyen bir itiraz denetiminde karşılaşılmasımuhtemel "iç körlük" riskini azaltırken, diğeryandan kişisel önyargı/tercihlerin verilecek kararlara yansıması riskiniazaltacaktır. Oysa getirilen düzenleme ile kapalı devre bir sistemoluşturularak tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına en ağırmüdahaleyi içeren koruma tedbirinin farklı mahkemelerce farklı bakış açılarıyladenetimden geçirilmesi olanağı kaldırılmıştır. Bu açıdan kişiler hukukdevletine uygun nitelikte yüksek standartta denetim imkânından yoksunbırakılmıştır. Çünkü yeni düzenleme ile getirilen ve kapalı devre olarakişleyen sistem; her şeyden önce "iç körlük" riskiniartırmaktadır. Çünkü getirilen sistemde tutuklama kararını veren ile bu kararıdenetleyen hâkimler adeta iç içe geçmiş durumdadır. Diğer taraftan "içkörlük" riskiyle bağlantılı olarak bu tür bir sistemde kişiselönyargıların/tercihlerin kararlara yansıması ve teknik-hukuki hatalarınyapılması riski oldukça yüksektir. Zira sistem kapalı devre işlemekte, farklıbakış açısıyla yapılan etkili bir denetim olanağı sunmamaktadır. Bu da doğalolarak teknik-hukuki hataların yapılması riskini artırmaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüneyer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı anayasalgüvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının yanı sıra diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirini oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesi bir kararında hak arama özgürlüğü kavramını,kısaca, "hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama ve bu konudatüm yollardan yararlanma hakkını içeren". "bireyin adaleti bulma,hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme uğraşının uygar yöntemi" olaraktanımlamıştır. Söz konusu özgürlük, kişinin hakları ve ödevleri başlığı altındadüzenlenmiş ve böylece bireyin topluma ve özellikle de devlet gücüne karşıkorunması amaçlanmıştır.
Dava açma ve şikayette bulunma gibi, kanun yoluna başvurma hakkıda hak arama özgürlüğü kapsamında bir haktır. Çoğunluk gerekçesinde debelirtildiği üzere, kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen ve hukukaaykırı olduğu ileri sürülen bir kararın, kural olarak başka bir yargı yeritarafından incelenmesini sağlayan hukuki yoldur. Kanun yolunun amacı, yargıyerleri tarafından verilen kararların, kural olarak başka bir yargı yeritarafından denetlenmesine imkân tanınmak suretiyle daha güvenceli bir yargıhizmeti sunmaktır. Kanun yoluna başvuru hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamıiçerisindedir. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir.
Anayasa'nın 142. maddesinde, "yargılamausullerinin" kanun ile düzenlenmesi öngörüldüğünden, kanun yoluusulünün ve merciinin belirlenmesi hususu kanun koyucunun takdirindedir. Ancak,kanun koyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkelerine veAnayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanmahakkına uygun hareket etmelidir.
AİHS'nin 13. maddesinde de, "ulusal bir makama etkilibaşvuru yapabilme hakkının" altı çizilmiştir. AİHM etkili başvuruyolunu, "teorik ve hayali değil, fiilen ve gerçekten mevcutbulunan, yani sonuç doğurabilir nitelikte bir başvuru yolu" olarakdeğerlendirmektedir. Buna göre, bireylerin başvurmaları halinde haklarınınkorunması açısından etkili sonuç alamayacakları, yeterli denetim güvencelerinesahip bulunmayan ve görünürde mevcut olan bir başvuru yolunun Anayasa veSözleşme anlamında etkili bir başvuru yolu olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.Bu nedenle, kanun yoluna başvurma hakkının etkili bir şekilde sağlanabilmesiiçin kanun yolu merciinin, iç ve dış bağımsızlığa sahip, incelenen kararıgerektiğinde değiştirme yetkisi olan ve başvurucuya etkili denetim imkanısağlayan bir konum ve yapıya sahip bulunması gerekir.
Ülkemizde kanun koyucu sahip bulunduğu takdir yetkisi kapsamındafarklı yargı kolları açısından kanun yolu denetimine ilişkin esaslarıbelirlemiş bulunmaktadır. İtiraza konu kuralda yer alan düzenleme de bu yetkiyedayanılarak yapılmıştır. Buna göre, sulh ceza hâkimliklerinin soruşturmaaşamasındaki görev ve yetkileriyle özellikle tutuklama, arama, yakalama gibikoruma tedbirlerine ilişkin verilen kararların, itiraz üzerine üst derece mercitarafından denetlenmesi imkânı ortadan kaldırılarak aynı derecedeki diğer birhakim tarafından denetlenmesi öngörülmüştür.
Çoğunluk gerekçesinde bir il veya ilçenin adını taşıyanmahkemelerin, iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde, birden fazla kurulan "daire"lerinin,yargılama faaliyetleri ve kanun yolu başvurularının incelenmesi yönünden aynımahkeme olarak değerlendirilemeyeceği ve yargı yerlerinin bir isim altındadaireler hâlinde çalışmalarının, mahkemelerin teşkilatlanmasına ilişkin "idarinitelikte" bir tercihten ibaret olduğu belirtilerek, kuralınAnayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varılmış ise de, bu sonuca varılırkenburada sözkonusu olan durumun özellikleri göz ardı edilmiştir.
Öncelikle düzenleme, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel hayatındokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü gibi birçok temelhak ve özgürlük alanı ile ilgili olarak verilen sulh ceza hakimliklerininkararlarına karşı itiraz kanun yolunu düzenleyen öznel bir duruma ilişkindir.İtiraz konusu kural, sulh ceza hâkimliklerinin soruşturma aşamasındaki görev veyetkileriyle özellikle tutuklama, arama, yakalama gibi koruma tedbirlerineilişkin verilen kararlarla ilgili itiraz kanun yoluna ilişkin düzenlemelerdenoluşmaktadır.
Ceza yargılaması doktrin ve uygulamasına göre, kanun yollarınabaşvurulması halinde, kural olarak başvuruyu inceleyecek olan makam, kararıveren makamdan başka bir makam olmalıdır. Bu açıdan her kanun yolu kural olarakbir "derece" oluşturur. Yine kural olarak kanun yolu uyuşmazlığınıçözecek olan makamın da derece itibariyle uyuşmazlığa konu kararı vermiş olanmakamdan daha yüksek bir makam olması gerekir (Nurullah KUNTER/FeridunYENİSEY/Ayşe NUHOĞLU; Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16.Bası, İstanbul, 2008, sh. 1371). Zaten, itiraz kanun yolu da doktrinde, "birhakim veya mahkeme kararından mağdur olan veya mağdur olduğunu sanan ilgilikimsenin başvurması üzerine bu kararın başka bir kaide olarak daha yüksek kazaimercie götürülmesini ve orada fiili ve hukuki bakımlardan yeniden incelenmesinive denetlenmesini sağlayan bir taarruz yolu" (Turhan Tufan YÜCE;Ceza Muhakemeleri Usulünde İtiraz, Adalet Dergisi,Yıl:53, Mayıs Haziran 1962S:5-6, sh.491.); başka bir ifadeyle "henüzkesinleşmemiş hâkim veya mahkeme kararında hata veya hukuka aykırılıklarınbulunduğu gerekçesiyle, bu kararın daha yüksek bir makama fiilî (maddî) vehukuki bakımdan incelenmesini ve denetlenmesini sağlamak için yapılan olağanbir kanun yolu başvurusu" olarak tanımlanmaktadır. (Devrim AYDIN; CezaMuhakemesi Kanunu'nda İtiraz, Barolar Birliği Dergisi, 2006, S.65,sh.63,64).
Çoğunluk kararındaki, itiraz konusu kuralda düzenlenen hususun,yargı yerlerinin bir isim altında daireler hâlinde çalışmalarında olduğu gibimahkemelerin teşkilatlanmasına ilişkin "idari nitelikte" birtercihten ibaret olduğu yolundaki gerekçeye katılmak mümkün olmamıştır. Genelolarak usul kuralları belirlenirken, düzenleme konusu hukuk alanı ve uzmanlıkgözetilerek farklı düzenlemeler öngörülmesi mümkündür. Sözgelimi belirli ağırlıktakisuçlar yönünden ağır ceza mahkemeleri, icra iflas hukukundan kaynaklanan kimiuyuşmazlıklar için icra mahkemeleri bu idari teşkilatlanma ve tercih yetkisiile kurulmuş ve bu mahkemeler arasındaki ilişkiler kanunda düzenlenmiştir.Sözkonusu mahkeme kararlarına itirazla ilgili olarak da itiraz konusu kuraldaolduğu gibi kendi içerisinde bir denetim sistemi öngörüldüğü söylenebilirse de,buradaki durum farklıdır.
İtirazı incelemeye yetkili mercilerin düzenlendiği Ceza MuhakemesiKanununun 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde, asliye cezamahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazlarınincelenmesinin, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bumahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazlarınincelenmesinin, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunmasıhâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire içinbirinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakınağır ceza mahkemesine ait olduğuna ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Buradaasliye ceza mahkemesi kararlarına karşı itirazı inceleme yetkisinin yargıçevresindeki ağır ceza mahkemesine ait olduğu belirtilmekle birlikte, ağır cezamahkemelerinin üstünde daha üst dereceli mahkeme bulunmaması nedeniyle zorunluolarak, itirazı inceleme yetkisinin o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çokdairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; sonnumaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesivarsa, en yakın ağır ceza mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.
Yine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353. maddesinde de, icramahkemelerince verilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı yapılan itirazıincelemeye yetkili mercilerin; icra mahkemesinin birden fazla dairesininbulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daire, son numaralı daireiçin birinci daire, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlindeasliye ceza mahkemesi, icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesihâkiminin aynı hâkim olması hâlinde en yakın asliye ceza mahkemesi olduğubelirtilmiştir.
Ağır ceza mahkemesinin kararlarına karşı itirazların diğer ağırceza mahkemeleri tarafından ve icra mahkemelerinin kararlarına karşıitirazların da yine icra mahkemelerince denetlenmesinin öngörülmüş olması,sözkonusu mahkemelerin üstünde bir "derece"nin, üst dereceli birmahkemenin bulunmamasından doğan bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Adliteşkilatlanmada sulh ceza hakimliklerinden sonra asliye ceza hakimlikleri veağır ceza mahkemeleri bulunmaktadır. Hakimlik olarak teşkilatlanan bir merciinkararlarının itiraz yoluyla daha üst derecede bulunan asliye ve ağır cezamahkemeleri tarafından denetimine olanak sağlanmasının daha güvenceli birsistem olacağı ise izahtan varestedir. Bu nedenle, ağır ceza ve icramahkemelerinin kararlarına itiraz için kanunda öngörülen itiraz mekanizmasısulh ceza hakimlikleri açısından ölçü teşkil edemez. İlkinde buna imkanbulunmamakta iken, ikincisinde bu mümkündür ve önceki sistem bu dengelere görekurulmuş iken itiraz konusu düzenleme ile farklı ve daha güvencesiz bir sistemtercihinde bulunulmuştur.
Düzenlemenin gerekçesinde ise, düzenleme sonrasında zaman içindesulh ceza hakimliklerinin birbirleriyle olan etkileşimlerinin sağlanmasıylabirlikte koruma tedbirleri alanında verilen kararlarda ülke genelinde birstandart yakalanmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu gerekçeye katılmak dagüçtür. Zira, öncelikle koruma tedbirleri hakkında karar verme yetkisi zatensulh ceza hakimliklerinde olduğundan standart bu hakimliklerinin verdiğikararlarla belirlenecektir. Standardın oluşturulması için bu kararlara itirazında mutlaka sulh ceza hakimliklerine yapılması gibi bir zorunluluk sözkonusudeğildir.
Öte yandan, soruşturma aşamasında arama, tutuklama, yakalama gibitemel hak ve özgürlüklerle yakından ilgili koruma tedbirleri hakkında karar vermeyetkisine sahip bulunan sulh ceza hakimliklerinin etkileşimleri için öngörülenbirbirlerinin kararlarını denetleme yetkisi bu hakimliklerin iç bağımsızlıklarıaçısından sorun oluşturmaktadır. Kaldı ki, koruma tedbirleri alanında verilenkararlarda ülke genelinde bir standart yakalanması gibi bir amaç da korumatedbirleri hukukunun ilkeleri ile bağdaşmaz. Zira, koruma tedbirleri soruşturmakonusu olaya, suça, şüphelinin öznel durumuna, olayın gerçekleştiği yere göredeğişen ve subjektif olarak değerlendirilmesi gereken uygulama işlemleridir. Bunedenle koruma tedbirleri ile ilgili ülke genelinde uygulanacak kurallar kanunve alt mevzuatta belirlenirken, bunların özel durumlara uygulanmasısoruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları ve hakimler tarafından gerçekleştirilecektir.Ülke genelinde tüm suçlar veya tüm sanıklar için bir standart yakalanması gibibir amaç koruma tedbirlerinin bu özellikleriyle bağdaşmamaktadır. Bu açıdanbakıldığında düzenlemenin haklı nedeni de bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, 5271 sayılı Kanun'un 268. maddesininitiraz konusu (3) numaralı fıkrasının (a) bendi Anayasa'nın 2. ve 36.maddelerine aykırıdır.
2. Anayasa'nın 19. Maddesi Yönünden Değerlendirme
Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrasında "Her nesebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkındakarar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir." denilmiş; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise yakalama veya tutulmayoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkesin, tutulma işleminin yasayauygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasayaaykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahipolduğu vurgulanmıştır.
Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesinözgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu ifade edildikten sonra 6 bent halindekişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği haller tahdidi olarakbelirtilmiştir. Buna göre "özgürlük kural", "özgürlüktenmahrumiyet istisna"dır. Ayrıca 5. maddenin (1) numaralı fıkrasındaözgürlükten mahrum bırakılabilecek istisnai haller sayıldıktan sonra (2), (3),(4) ve (5) numaralı fıkralarda özgürlükten mahrum bırakılmaya karşı bireyleresağlanması gereken güvencelere yer verilmiştir. Buna göre taraf devletleröncelikle ulusal hukuklarında özgürlükten mahrum bırakılmayı öngören durumlarıkanunla belirlemek sorumluluğundadır. Bu kapsamda ilgili kanun yeterince açık,ulaşılabilir ve sonuç olarak hukuk devletinin gereklerini karşılarnitelikte olmalıdır. Ancak ifade edilen kriterler yeterli olmayıp sözkonusu kanunların ayrıca Sözleşme'ye de uygun olması gerekir. Bu çerçevedetaraf devletler kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarıbelirlerken, 5. maddenin (1) numaralı fıkrasında öngörülen istisnai hallerdışında farklı bir istisna öngöremezler. Aksi bir durum taraf devletleraçısından Sözleşme'nin açık ihlalini oluşturur. Zira Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) göre, 5. maddenin temel amacı, bireylerin kamu otoriteleritarafından keyfi biçimde özgürlüğünden alıkonulmasını engellemektir. Bu anlamdaözgürlük ve güvenlik hakkı, demokratik bir toplumda temel hak ve aynı zamandatemel güvencelerden biridir. Bu nedenle, özgürlükten mahrum bırakılabilecekdurumlar kesin olarak belirlenmeli ve bireyler için öngörülebilir olmalıdır.Ancak bu kriterler sağlandığında kamu otoritelerinin keyfi davranmasıengellenebilecektir.
Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamında kişilerin özgürlüğünden mahrumbırakılabileceği istisnai hallerden biri, bir ceza soruşturması kapsamında suçişlediğinden şüphelenilen kişilerin makul gerekçelerin varlığı halinde yetkiliadli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulmasıdır (5/1/c). Bufıkraya göre, kişiler ancak bir ceza soruşturması çerçevesinde, makulşüphelerin varlığı halinde yetkili adli mercii önüne çıkarılmak amacıyla özgürlüklerindenmahrum bırakılabileceklerdir. 5. maddenin (3) numaralı fıkrasında 5/1/c bendiuyarınca özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin derhal bir yargıç veyayasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış bir kamu görevlisi önüneçıkarılması öngörülmüştür. Sözleşme'nin 5/3 fıkrası bu anlamda 5/1/c bendiuyarınca özgürlüğünden mahrum bırakılan kişiler için öngörülmüş resenişletilen/işletilmesi gereken ilk temel güvencedir. Söz konusu güvence hemsoruşturma aşamasındaki yakalama ve gözaltı, hem de ceza kovuşturmasıaşamasında tutuklu yapılan yargılamalar için geçerlidir.
Diğer taraftan Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasındayakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkesin tutulmaişleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa süre içinde karar verilmesini istemeve eğer tutulma yasaya aykırı ise serbest bırakılmak için mahkemeye başvurmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir (habeas corpus güvencesi). AİHM'ne göreTaraf Devletler, Sözleşme'nin 5/1-c bendine göre özgürlüğünden mahrum kılınmasöz konusu olduğunda öncelikle 5/3 fıkrası kapsamında yapılan denetimde adilyargılanma hakkının içerdiği güvenceler en geniş anlamda sağlanmalıdır. Bugüvenceye, denetimi gerçekleştiren adli mercilerin etkinlik ve etkililik gibibazı nitelikleri taşımaları da dahildir. Özellikle 5/1-c bendi uyarıncaözgürlükten mahrum bırakılma söz konusu olduğunda bu güvenceler özel bir önemkazanmaktadır.
AİHM'e göre 5/4 fıkrası kapsamında yapılacak denetimde, denetimigerçekleştiren adli merciin her şeyden önce yasayla yetkili kılınmış, bağımsız,tarafsız, hukuka uygunluk denetimi yapabilen ve hukuka uygunluk sağlanmadığıtakdirde kişileri salıverme yetkisiyle donatılmış bir organ olması gerekir. Buanlamda AİHM'e göre 5/4 fıkrası kapsamında yapılan denetim hem topluma hem deözel olarak ceza soruşturmalarında şüpheliye/sanığa güven vermelidir. AİHM'egöre söz konusu güvenin sağlanabilmesi için 5/4 fıkrası (habeas corpusgüvencesi) kapsamında denetim yapan adli merciin bazı niteliklerinin bulunmasızorunludur. AİHM kararları incelendiğinde, bu türden bir başvuru yolunda vetalebi inceleyecek yargı organında bulunması gereken nitelik ve özellikler,5/1-c de dahil her türlü özgürlükten mahrum bırakma durumunda, şöylesıralanabilir; "Habeas corpus güvencesi yargısal bir niteliktaşımalı ve somut olayın koşullarına uygun güvenceler sunmalıdır; denetimhukuka uygunluk (lawfulness - régularité) denetimi olmalı, çekişmeli yargılamave silahların eşitliği ilkelerine uygun bir yargılama yapılmalı, yargılamamakul aralıklarla tekrarlanmalı ve kısa sürede sonuçlandırılmalıdır;Sözleşme'nin 5 § 1 c) hükmü kapsamındaki (ceza soruşturmaları çerçevesindeki)tutuklamalarda, tutuklu olan kişi makul aralıklarla dinlenilmeli ve hakkındaverilen kararlar gerekçeli olmalıdır. Talebi inceleyen organ, her ne kadar adilyargılanma hakkını koruma altına alan AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerintamamına sahip olmak zorunda olmasa da, bağımsızlık ve tarafsızlık ile, kanunlakurulmuş olma (doğal hâkim güvencesi) gibi temel yargısal niteliklerledonatılmış olmalıdır. Söz konusu yargılamada mahkemeye erişim hakkı, avukatyardımından yararlanma hakkı, tanık dinletebilme ve tanığı sorguya çekebilmehakkı gibi güvenceler koruma altına alınmalıdır; yargı organı sadece tavsiye niteliğindegörüş açıklama yetkisiyle donatılmış olmamalı, hukuka aykırılık halinde kişininserbest bırakılmasına karar verme yetkisine de sahip olmalıdır. Sonuçolarak, ilgili, hâkim tarafından etkili bir şekilde dinlenilmeli, habeascorpus yargılaması kişiye teori ve pratikte makul bir başarı şansı ya da ümidisunmalıdır; aksi halde söz konusu başvuru yolu etkili ve tüketilmesi zorunlubir başvuru yolu olarak değerlendirilmeyecektir"(Mehmet Öncü, "Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi ve Tutuklama(1): Tutuklulukta Makul Süre",Haşim Kılıç'a Armağan, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Cilt 1, Ankara 2015s.1596-1598). Sözkonusu nitelikler belirtilmek suretiyle gözetilen amaç, diğeristisnai haller de dahil olmak üzere Sözleşme'nin 5/1/c kapsamındaözgürlüğünden mahrum bırakılan bireylere etkili bir denetim yolu sunmaktır.
Anayasa'nın "kişi hürriyeti ve güvenliği" başlıklı19. maddesinin, Sözleşme'nin "özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı5. maddesiyle hem lafzı, hem de içeriği ve amacı itibariyle hemen hemen aynıolduğu gözlenmektedir. Söz konusu benzerlik Anayasa'nın 19. maddesinin 8.fıkrası ile Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası için de geçerlidir.İlgili fıkralar hem lafzı, hem de içeriği ve amacı itibarıyla aynıdır. 19.maddenin 8. fıkrası uyarınca: "Her ne sebeple olursa olsun,hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir". Heriki fıkrayla öngörülen güvencelerin amacı, özgürlüğünden mahrum bırakılanbireylere özgürlüklerini savunabilecekleri ulaşılabilir, makul başarı şansıveren ve bireylerde/sanıklarda güven duygusu oluşturabilen etkili bir yargısaldenetim olanağı vermek, böylelikle kamu otoritelerinin keyfi biçimde kişileriözgürlüklerinden alıkoymasını engellemektir.
5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin itiraz konusu (3) numaralıfıkrasının (a) bendi, Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrasında öngörülengüvenceler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öncelikle ilgili (a) bendi ilegetirilen tutukluluğa itiraz yolunun kapalı devre işleyen yapısı nedeniylebireyler açısından makul başarı şansı veren ve şüpheli/sanıklarda güven duygusuoluşturabilen etkili bir yargısal denetim olanağı sunmadığı görülmektedir.Yukarıda ifade edildiği üzere bir yerde iki tane sulh ceza hakimi bulunuyorsa,ikisi birbirinin kararını denetlemekte ve onaylamaktadır. Bu itibarla, hâkimitiraz başvurusunu karara bağlarken kendi kararlarını denetleyen bir makamınkararlarının denetimini yaptığının bilinciyle hareket etmektedir. Bu açıdanitiraz başvurusunu değerlendiren sulh ceza hâkimlikleri arasında bir kısırdöngü gerçekleşmekte ve bu kısır döngü/kapalı devre sistemi sulh cezahâkimliklerinin kararlarına karşı benimsenen itiraz usulünün "etkiliolmayan ve görünüşte bir denetim" olmasına yol açmaktadır.
Böylece getirilen itiraz sistemi ile tutuklama gibi kişi hürriyetive güvenliği hakkına en ağır müdahaleyi içeren bir koruma tedbirinin farklı birbakış açısıyla daha güvenceli üst bir merciin denetiminden geçirilmesi olanağıortadan kaldırılmıştır. Zira değişiklikten önceki sistemde itirazlar asliyeceza mahkemeleri ile bazı durumlarda ağır ceza mahkemelerince kararabağlanmaktaydı. Böylelikle tutuklama kararlarının "daha yüksekgüvence sunan üst dereceli mahkemelerce farklı bakış açısıyla" gözdengeçirilmesi olanağı sunulmaktaydı. Bu şekilde kişilere daha güvenilir birdenetim imkânı verilmekteydi. Oysa getirilen düzenleme ile kapalı devre birsistem oluşturularak tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına en ağırmüdahaleyi içeren koruma tedbirinin farklı mahkemelerce farklı bakış açılarıyladenetimden geçirilmesi olanağı kaldırılmıştır.
Sonuç olarak, Anayasa'nın 19. maddesinde öngörülen temel güvencelerisağlamayan, kabul edilebilir haklı bir hukuki neden olmaksızın tutuklama gibikişi hürriyeti ve güvenliği hakkına en ağır müdahaleyi içeren koruma tedbirininfarklı ve daha üst mahkemelerce farklı bakış açılarıyla denetimden geçirilmesiolanağını ortadan kaldıran, "iç körlük" olasılığınınyüksek olması nedeniyle kişisel önyargı/tercihlerin kararlara yansıması veteknik-hukuki hataların yapılması riskini oldukça artıran, bu nitelikleriyletoplumda ve özel olarak ceza soruşturmalarına muhatap bireylerde güvenduygusunu zedeleyen itiraz konusu düzenleme Anayasanın 19. maddesine de aykırıdır.
Yukarıda ifade edilen gerekçelerle, 5271 sayılı Kanun'un 268.maddesinin itiraz konusu (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin, Anayasa'nın 2.,19. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunlukgörüşüne katılmadık.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin itiraz istemine konu (3)numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde sulh ceza hâkimliğinin kararlarınayapılan itirazların incelenmesi usulü düzenlenmektedir.
İtiraz usulünün etkili bir kanun yolu olarak değerlendirilebilmesiiçin, öngörülecek kuralın "belirli" ve sanık haklarını yeterincegüvence altına alan bir içerikte bulunması gerekir. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi de konuya ilişkin kararlarında, etkili olmayan bir itiraz usulünün"sözleşme" hükümleri ile bağdaşmayacağını ifade etmektedir.
Anayasa Mahkemesi, 3717 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (halenmülga) 10. maddesindeki "yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafındanverilmesi gerekli kararları almak, bu kararlara karşı yapılan itirazlarıincelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir."şeklindeki kuralı Anayasa'ya aykırı görmemiş (Any. Mah.nin 4.7.2013 tarih veE.2012/100, K.2013/84 sayılı kararı); keza 2004 sayılı Kanun'un "icramahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhimveya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir. Mahkemeitirazı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazladairesi bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye,son numaralı daire için birinci daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesibulunması halinde asliye ceza mahkemesine, icra mahkemesi hakimi ile asliyeceza mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye cezamahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen kararkesindir." şeklindeki kuralı Anayasa'ya aykırı bulmamıştır. (Any. Mah.nin1.11.2012 tarih ve E.2011/64, K.2012/168 sayılı kararı) Ne var ki birincikararın incelenmesinde, itiraz istemine konu kuralla bir nebze benzerlikbulunduğu ilk nazarda anlaşılmaktaysa da; Anayasa'ya aykırı görülmeyen okuralda (3713 sk. madde.10) "özgürlük hâkimi"nce verilen karara karşıyapılacak itirazda diğer hangi "özgürlük hâkimi"nin görevli olduğubelirtilmemekte ve işin doğası gereği (UYAP'daki tesadüfi sıraya göre) bu durumsanık hakları yönünden esaslı bir güvence oluşturmaktadır. İkinci kararınincelenmesinde ise "birden fazla Daire" şeklindeteşkilatlanan icra mahkemeleri söz konusu olup, iptali istenen kural da"koruma tedbirleri" olmayıp sadece "tazyik ve disiplinhapsi" ile sınırlıdır. Oysa itiraz istemine konu kural tüm ülke çapındateşkilatlanan "sulh hakimliklerini" düzenlemekte ve neredeyse tümkoruma tedbirleri konusunda (telefon dinleme, teknik takip vb. hariç) büyükyetkileri haiz olacak anılan mahkemelerin bu konularda verecekleri kararlaravaki itirazlarda, yine hangi sulh hakimliğinin görevli olacağı hüküm altınaalınmaktadır. Sulh ceza hakimliklerinin "daire" şeklindeteşkilatlanmayıp her birinin müstakil birer yargı yeri oldukları kuşkusuzolduğuna ve "itiraz" üzerine diğer sulh hakimliklerinden hangisiningörevli olacakları işin doğasına (UYAP sırasına) uygun şekildebelirlenmediğine göre, bu durumun yukarıda işaret edilen mahkememizkararlarındaki kural ve olgularla paralellik göstermediği açıktır. Şu halde,incelenen kuralın diğer kararlara konu kurallarla bir ayniyet ve benzerliğininbulunmadığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza hakimliği kararlarına yapılanitirazların incelenmesinde, kural olarak "numara olarak kendisiniizleyen" sulh ceza hakimliğinin görevli olacağı ilkelerinibenimseyen kuralın, sanık hakları yönünden yeterince bir güvence sağlamadığı,belirlilik (dolayısıyla hukuk devleti) ilkesi ile örtüşmediği, etkili bir kanunyolu olarak nitelendirilemeyeceği, dolayısıyla Anayasa'nın 2. ve 36. maddeleriuyarınca Anayasa'ya uygun düşmediği ve iptali gerektiği kanaatine vardığımdan;çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmadım.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY YAZISI
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 268. maddesinin (3)numaralı fıkrasının 6545 sayılı Kanun'un 74. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b)bentlerinde, sulh ceza hakimliği kararlarına karşı itirazların incelenmesi içinyetkili merciler düzenlenmiştir.
Düzenlemelere göre, sulh ceza hakimliklerinin kararları, itirazhalinde yine sulh ceza hakimlikleri tarafından incelenecek olup, itirazmercilerinin hangileri olacağı da önceden belirlenmiştir. Ayrıca, ilk tutuklamatalebini reddeden sulh ceza hakimliğinin, tutuklama kararını itiraz merciiolarak inceleyemeyeceği belirtilmiştir.
Ceza hukukunun temel kurumlarından olan itiraz kurumunun temelamacı, bir hakim veya mahkeme tarafından verilen ve çoğunlukla temel hak veözgürlüklere müdahale eden veya sınırlayıcı sonuçları olan kararların, olayailişkin değerlendirmeyi yapan ve belli bir kanaate ulaşan hakim veya mahkemedenfarklı bir gözle ve tarafsızlıkla bir kez daha gözden geçirilmesi, ilk hakimveya mahkemenin kararından daha farklı bir sonuca ulaşılır ise o kararın kaldırılmasıdır.
İtiraz sonucu verilen kararlar kesindir. Bu nedenle itirazmerciinin, en az ilk kararı veren hakim veya heyet kadar donanımlı, deneyimlive tarafsız olması gerekmektedir. Aynı düzeydeki yargı organları arasındaitirazen yapılan ve kesin sonuca bağlanan incelemelerin Anayasa'nın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti, 36. maddesinde yer alan adil yargılanmahakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi standartlarınıgözetecek şekilde yapılmasının sağlanması, yasa koyucunun görevidir. Nitekimtemyiz incelemesi bakımından da aynı evrensel esaslar geçerlidir. Türkiye henüztaraf olmamakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7. Protokolün2. maddesinin 1. maddesinde, bir ceza mahkumiyeti alan herkesin, bu mahkumiyetveya cezanın daha üst bir mahkemece incelenmesini istemehakkına sahip olacağı öngörülmüştür. Bir mahkumiyetin tekrarincelenmesinin, tarafsız olmak koşuluyla, cezayı verenden daha üst birmahkemece incelenmesi, temyiz kurumunun mahiyeti icabıdır ve genel kabul gören,evrensel bir ceza hukuku ilkesidir. Aynı mantığın ve tekrar inceleme kurumununniteliğinden kaynaklanan bu özelliğin, bir başka kanun yolu olan itiraz kurumubakımından geçerli olmadığı söylenemez.Hukukun evrensel ilkelerini Anayasahükümleri ile birlikte gözetmesi gereken yasa koyucunun bu konuda geniş birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, Anayasa'nın 142. maddesinde yeralan, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılamausullerinin kanunla düzenleneceği hükmünün, itiraz merciinin üst düzeyli yargıorganları varken, yasa koyucunun bunu istediği herhangi bir biçimde çözümebağlamakta takdir yetkisine sahip bulunduğu şeklinde anlaşılamayacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle düzenlemenin, Anayasa'nın 2., 36. ve 142.maddelerine aykırı olduğu düşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuruda bulunan sulh ceza hâkimi, E.2014/164 sayılı dosyamızdakiitiraza konu dosyasında tutuklama talebini karara bağladıktan sonra, 5235sayılı Kanun'un "Sulh ceza hâkimliği" başlıklı 10. maddesininAnayasa'nın 2., 19., 36., ve 37. maddelerine aykırılığı itirazında bulunmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Kanun'un 40. maddelerine göre,mahkemeler sadece "bakmakta oldukları" davalarda uygulanacak kanunhükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmayayetkilidir.
İlk incelemeye ilişkin kararımızın gerekçesinde, itiraz yolunabaşvuran mahkemenin tutuklama talebini karara bağladıktan sonra itiraz konusukuralın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmasına rağmen, tutuklama tedbirigibi önemli ve acil karar vermeyi gerektiren durumlarda "bakılmaktaolan dava" kavramının geniş yorumlanması gerektiği belirtilmektedir.Ancak, Anayasa'nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinde, önemlive acil durumlarda "bakılmakta olan dava" kavramınıngeniş yorumlanmasına imkân veren bir hüküm bulunmamaktadır.
Anayasa'ya aykırılık itirazında bulunan sulh ceza hâkimi,tutuklama tedbiri konusunu karara bağlayarak dosyadan elini çektiğinden, önündeçözülmesi gereken bir uyuşmazlık kalmamıştır. Bu durumda, Anayasaya aykırılıkitirazında bulunan sulh ceza hâkiminin elinde bakılmakta olan bir davanınolduğundan söz edilemez.
İtiraza konu başvuru yapıldığında, Anayasa'ya aykırılık itirazındabulunan mahkemenin önünde bakılmakta olan bir dava bulunmadığından, birleştirmekararından önce E.2014/164 sayılı başvuru yönünden ilk inceleme sonucundaverilen karara katılmadım.
Üye
Nuri NECİPOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
Anayasanın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddelerine göre, birdavaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak kanun hükümlerini Anayasayaaykırı görürse, o hükümlerin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmayayetkilidir.
Başvuruda bulunan sulh ceza hâkiminin, sorgu için önüne gelen biriş sebebiyle sorgu evrakını karara bağladıktan sonra, 5235 sayılı Kanunun"Sulh ceza hâkimliği" başlıklı 10. maddesinin; bu dosya ilebirleştirilen E.2014/174 sayılı dosyamızdaki itiraza konu dosyasında da, itirazyoluyla baktığı başvuruda itirazı karara bağladıktan sonra 5271 sayılı Kanunun268. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin Anayasaya aykırılığıitirazında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sulh ceza hâkiminin, Anayasa Mahkemesine başvuru kararlarınıalmadan önce "sorgu işinin ivedi işlerden olması nedeniyle bekleticimesele yapılmayarak sorgu evrakı"nın ve "tutukluluğa itiraz işininivedi işlerden olması nedeniyle bekletici mesele yapılmayarak nöbetevrakı"nın karara bağlandığı yönündeki gerekçeleri, Anayasanın 152.maddesi ile 6216 sayılı Kanunun 40. maddesi gereğince Anayasaya aykırılıkitirazında bulunabilmek için hâlen bakılmakta olan bir davanın bulunması zorunluluğunukaldırmamakta ve anılan maddelerde, ivedi işler, mahkemenin "AnayasaMahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri" bırakacağıyönündeki ilkenin istisnası olarak da belirlenmemektedir.
Her iki itiraza konu somut olaylarda, Anayasaya aykırılıkitirazında bulunan sulh ceza hâkimi, önündeki işleri sonuçlandırarakdosyalardan elini çektiğinden, çözülmesi gereken bir uyuşmazlık kalmadığı gibibuna bağlı olarak elinde herhangi bir dosya veya evrak da bulunmamaktadır. Bu durumda,Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği üzere, Anayasayaaykırılık itirazında bulunan sulh ceza hâkiminin elinde bakılmakta olan birdavanın olduğundan söz edilemez (Benzer kararlar için bkz. 24/1/2001 tarihli veE.2001/11, K.2001/3 sayılı; 31/5/2012 tarihli ve E.2012/57, K.2012/85 sayılı;1/11/2012 tarihli ve E.2011/64, K.2012/168 sayılı kararlar).
Bu sebeplerle, birleştirilen iki dosyaya konu başvurularyapıldığında, Anayasaya aykırılık itirazında bulunan mahkemenin önündebakılmakta olan bir dava bulunmadığından, başvuruların yetkisizlik nedeniyleilk inceleme sonunda reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, esasageçilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN