ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2014/194
Karar Sayısı : 2015/55
Karar Tarihi : 17.6.2015
RG Tarih-Sayı :26.6.2015-29398
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara11. İcra Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 3.7.2005 tarihli ve5393 sayılı Belediye Kanunu’nun;
1- 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121.maddesiyle eklenen fıkranın,
2- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen geçici 8.maddesinin,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
l- OLAY
Belediyeye ait taşınmazlar ile diğer hak, alacak ve mallar üzerinekonulan hacizlerin kaldırılmasına ilişkin icra dairesi kararının iptaliistemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- Kanun’un 15. maddesine, 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyleeklenen itiraz konusu fıkra şöyledir:
“İcra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borcayeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir ve haciz işlemi sadecegösterilen bu mal üzerine uygulanır. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesidurumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetleriniaksatacak şekilde yapılamaz.”
2- Kanun’un 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen itirazkonusu geçici 8. maddesi şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 8- 15 inci maddenin son fıkrası hükümleri,devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanır. Bu maddenin yürürlüktarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizler, sözkonusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılır.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138.maddelerine dayanılmış, Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri ise ilgiligörülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, RecepKÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ veHasan Tahsin GÖKCAN’ın katılımlarıyla 25.12.2014 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Başraportör Ayşegül ATALAY tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılanve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 15. Maddesine 6552 Sayılı Kanun’un 121. MaddesiyleEklenen Fıkranın İncelenmesi
Başvuru kararında, hangi mallarının haczedilmesine müsaadeettiğinin borçlu olan belediyeden sorulmasını ve sadece belediyenin bildirdiğimallara haciz uygulanmasını öngören kuralın belirsiz ifadeler içerdiği,alacağın tahsilinin belirsiz bir süreye ve masraflı olarak ötelenmesine yolaçtığı, hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırdığı ve hattaengellediği, eşitlik ilkesi gereğince Devletin kendi kuruluşu dahi olsaayrıcalık tanımaması gerekirken belediyelere böyle bir imtiyaz tanınmasınıneşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca mahkeme kararlarının infazınıengellediği gibi zor şartlara tabi kılması nedeniyle yargısal denetimi deönlediği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural,Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
1- Birinci Cümle
Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyleeklenen itiraz konusu fıkranın birinci cümlesinde, icra dairesince haciz kararıalınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek malgösterilmesinin isteneceği ve haciz işleminin sadece gösterilen bu mal üzerineuygulanacağı belirtilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesinde, “Malbeyanı, borçlunun gerek kendisinde ve gerek üçüncü şahıslar yedinde bulunan malve alacak ve haklarında borcuna yetecek miktarın nevi ve mahiyet ve vasıflarınıve her türlü kazanç ve gelirlerini ve yaşayış tarzına göre geçim membalarını vebuna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya şifahen icradairesine bildirmesidir.” denilmektedir. İtiraz konusu kuralda yer alan “İcradairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktardahaczedilebilecek mal gösterilmesi istenir” şeklindeki hüküm, 2004 sayılı Kanun’un 74. maddesi ile aynı mahiyette olup, alacağın bir an öncetahsilini sağlamaya yöneliktir. Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlariçerisinde kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ayrıca kuralın bu bölümü,alacaklının alacağını cebri icra ile almasına engel teşkil etmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu cümlenin bu bölümüAnayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
İtiraz konusu cümlenin kalan bölümünde haciz işleminin sadecebelediye tarafından gösterilen mal üzerine uygulanacağı öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin temelilkelerinden biri hukuk güvenliğidir. Kişilerin, Devlete güven duymaları, maddive manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak veözgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğününsağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk devletinin sağlamaklayükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin, hukuk düzeninin koruması altındakihaklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemin alınmasını zorunlukılar. Kanunlara göre bir alacağın, cebri icra yoluyla elde edilmesininengellenmesi ve ödeme şekli ve zamanı belirtilerek başka bir güvenceye dekavuşturulmaması hukuk güvenliğini zedeler.
Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Maddeyle güvencealtına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasınınyanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını vebunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Hak aramaözgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır.
Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın sonuç doğurmasınısağlayan bir unsur olup, kararın uygulanmaması hâlinde yargılamanın bir anlamıkalmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişimhakkı” kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre, yargılama sonucundamahkemenin bir karar vermiş olması yeterli olmayıp, ayrıca bu kararın etkilibir şekilde uygulanması gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını,davanın haklı olan tarafının aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâlegetiren düzenlemelerin bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangibir şekilde engellenmesi hallerinde, “mahkemeye erişim hakkı” daanlamını yitirir. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığını ve gecikmeksizinuygulanmasını sağlayacak etkili tedbirlerin alınması, hukuk devletiningereklerindendir.
Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin, mülkiyet ve miras haklarınasahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırıolamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zararvermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğuşeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı verenbir haktır.
Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine dedokunamaz.
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüdesağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyükölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar hakkın özünedokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsüdeğil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yollarıgibi güvenceler demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir.Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve özüne dokunmamakkoşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde veancak kanunla sınırlandırılabilirler.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilensınırlamanın, bu sınırlamayla öngörülen amacın gerektirdiğinden fazla olmasıdüşünülemez. Bunun yanında, demokratik hukuk devletinde amaç ne olursa olsun,kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli birözgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracakdüzeye vardırılmaması gerekir.
Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde “belediye”,belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzerekurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari vemali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmış, aynı Kanun’un 14.maddesinde de belediyenin görevleri ve sorumlulukları düzenlenmiştir.
Belediyeler, belde sakinlerinin mahalli müşterek niteliktekiihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kamu tüzel kişileri olmaları nedeniyle,bunlara kanunlarla verilen görevler, yerel toplumsal yaşamın gereksinimlerindenoluşmaktadır. Bu gereksinimleri karşılamak amacıyla belediyeler ayni ve nakdivarlığa ihtiyaç duyarlar. Mahalli müşterek ihtiyaçların sürekli, düzenli vesistemli bir şekilde karşılanabilmesi için belediyelerce yürütülenetkinliklerin kesintiye uğramasını önlemek amacıyla belediyelerin bazı nakdi veayni mal varlıklarına haciz yasağı getirilmiştir. Söz konusu yasağın amacı da,belediyelerce yerine getirilen kamu hizmetlerinin bazılarının, toplumsalyaşamın gerektirdiği zorunluluklara bağlı olarak sürekli ve düzenli bir şekildeyürütülmesi gereğidir. Başka bir deyişle, toplum yararının kişisel yarara üstüntutulmasıdır.
İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku hükümlerine göre asıl olanalacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçlularıntüm mallarının haczi mümkün olup bir malın haczedilememesi için bu yönde biryasal düzenlemenin bulunması zorunludur.
Bu kapsamda, Kanun’un 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; “Belediyeninproje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar vekamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsiledilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.” denilmekte, 5779sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden PayVerilmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında da, belediyelereverilen genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğerkanunlarda belediyeye verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu hükümaltına alınarak, belediyelerin bir kısım gelirleri ve malları alacaklılarakarşı koruma altına alınmaktadır. Aynı zamanda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun82. maddesinde haczi caiz olmayan mallar ve haklar gösterilmekte ve bu hüküm debelediyeler için uygulanmaktadır.
İtiraz konusu kuralın, belediyeler aleyhine yapılan icratakiplerinde alacak miktarına bakılmaksızın belediyelerin mallarına doğrudanhaciz konulmasını engelleyerek ve borçlu belediyenin gösterdiği mallar üzerinehaciz konulmasını sağlayarak, belediyelerin hizmet görme kapasitelerininkısıtlanmasının neden olacağı sakıncaları gidermek için kamu yararı amacıylayapıldığı anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu, itiraz konusu kural ile belediyelerin borçlarınıntahsilini zorlaştıran bir hüküm getirmiştir. İtiraz konusu kuralla, belediyeninmallarına veya alacaklarına haciz işlemi uygulanmadan önce borçlu belediyedenborca yetecek miktarda haczedilebilecek mal göstermesi istenecek ve sadecebelediyenin on günlük süre içerisinde bildireceği mallar üzerine hacizkonulabilecektir. Düzenleme ile belediyenin başka mal ve alacakları bulunsa vealacağın bu mal ve alacaklardan tahsil edilmesi daha kolay ve kısa sürede olsadahi borçlu belediyenin bu mal ve alacaklarını bildirmediği takdirde bunlarahaciz konulamayacaktır.
Kişilerin alacak haklarının Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenenmülkiyet hakkı kapsamında olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu bağlamda,kişilerin alacağının elde edilmesini zorlaştıran düzenlemeler, mülkiyettenyararlanma ve mülkiyet üzerinde tasarruf etme yetkilerini sınırlandıracağındanmülkiyet hakkına müdahale niteliğini taşır. İtiraz konusu kuralla,haczedilebilecek malların belirlenmesi borçlunun iradesine bırakılarak,belediyelerin yalnızca kendi gösterdikleri mallar üzerine haciz konulabilecekolması, belediyeden alacaklarını icra yoluyla tahsil etmek zorunda kalanlarınmülkiyet haklarına bir sınırlama getirmektedir. Alacaklının alacağınıbelediyenin göstermiş olduğu mallardan tahsil edememesi halinde itiraz konusukural uyarınca belediyenin borcu karşılamaya elverişli başka bir malı bulunsadahi bu mallar üzerine haciz konulamayacak ve kuralda, belediyelerden alacaklıolanların alacaklarına kavuşmalarını sağlayacak başka bir yöntem deöngörülmediğinden alacaklının alacağını elde etmesi zorlaşabilecek hattaimkansız hale gelebilecektir. Bu bağlamda itiraz konusu kural, mülkiyethakkının kullanılmasını ölçüsüzce sınırlandırdığı gibi kanunlara göre tespitedilmiş bir alacak hakkının cebri icra yoluyla elde edilmesinizorlaştırdığından hukuk güvenliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, yukarıda belirtilen hükümlerle belediyenin bir kısımmallarına haciz yasağı konularak koruma altına alınmasına karşın, itiraz konusukural ile haciz konulabilecek mallardan da sadece borçlu belediye tarafındangösterilen mala haciz uygulanmasının öngörülmesi suretiyle hacizuygulanabilecek malların daha da kısıtlanması, mülkiyet hakkını ölçüsüzcesınırlandırdığı gibi demokratik toplum düzeninin ve hukuk devletiningereklerine de uygun değildir.
Diğer taraftan alacaklı taraf, haklı olduğunu mahkemede ispatederek alacağını hüküm altına aldırmış ve alacağı ödenmediği için icra yolunabaşvurmuş olsa dahi, itiraz konusu kural nedeniyle alacağına kavuşmasıgecikmekte ya da imkânsız bir hâl almaktadır. Mahkemelerin tarafların hakkınıteslim eden kararından sonra asıl ve önemli olan, alacaklının alacağınakavuşmasıdır. Bu da borçlunun borcunu rızası ile ödemesiyle, ödenmediğitakdirde borçlunun borcunu karşılayacak mallarının haczedilip satılmasıylaolanaklıdır. Yargı kararlarının etkinliği bu kararların yerine getirilmesi yaniuygulanmasıyla sağlanabilir. Mahkeme kararı ile tespit edilen alacağın elde edilmesinizorlaştıran kural, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getirmesi nedeniyle buözgürlüğe yapılan ölçüsüz bir müdahaledir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın birinci cümlesinde yeralan “... ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresi,Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeylekatılmışlardır.
Kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 125. ve 138. maddeleriyönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
2- İkinci Cümle
Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyleeklenen fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde, belediye tarafından on güniçinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin alacakmiktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamayacağıöngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri “belirlilik”tir. Belirlilik ilkesi, yalnızcayasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifadeetmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksalgüvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde,hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucunbağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesinizorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleriöngörebilir ve davranışlarını ayarlar.
2004 sayılı Kanun'un 85. maddesinde, borçlunun mallarınaalacaklının bütün alacaklarına yetecek miktarda haciz konulacağıbelirtilmektedir. İtiraz konusu kuralda yer alan on gün içinde yeterli malbeyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin alacak miktarını aşacakşekilde yapılamaması da belirtilen hüküm ile aynı mahiyettedir. Ayrıca hacizişleminin alacak miktarını aşacak şekilde yapılamaması ise tüm hacizişlemlerinde uygulanan ana kuraldır. Bu konularda düzenleme yapma yetkisi iseanayasal sınırlar içerisinde kanun koyucuya aittir. Bunun yanında, itirazkonusu kural alacaklının alacağını cebri icra ile almasına olanak tanıdığındanhukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın “Ongün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi,alacak miktarını aşacak ... şekilde yapılamaz.” bölümü Anayasa’nın 2.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
İtiraz konusu kuralın kalan bölümünde isebelediye aleyhine haciz işleminin kamu hizmetlerini aksatacak şekildeyapılamayacağı belirtilerek, belediyelerin mallarının önemli bir kısmıalacaklılara karşı koruma altına alınmaktadır. İtiraz konusu kuralda belirtilenkamu hizmetlerinin hangi hizmetleri içerdiği açık ve belirgin değildir. Her nekadar Kanun’un 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, belediyenin kamuhizmetlerinde fiilen kullanılan malları konusunda haciz yasağı konulmuş ve sözkonusu hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 16.12.2010 tarihli ve E.2007/37, K.2010/114sayılı kararıyla Anayasa’ya aykırı bulunmamış ise de itiraz konusu kuraldabenzer nitelikte bir belirleme yapılmamış ve bu durum “belirlilik”ilkesine aykırılığa neden olmuştur.
Diğer taraftan belediyelerin tüm mal varlıklarını kamu hizmetineözgülemeleri halinde, itiraz konusu kural ile belediyeler aleyhine yapılan icratakiplerinde, alacaklıların haciz yoluyla haklarına ulaşmaları engellenmişolacaktır. Bu kapsamda, Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121.maddesiyle eklenen fıkranın birinci cümlesinde yer alan “... ve haciz işlemisadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresine ilişkingerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralda yer alan “...veya kamu hizmetlerini aksatacak ...” ibaresi, Anayasa’nın 2., 13.,35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeylekatılmışlardır.
Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, HicabiDURSUN, Erdal TERCAN ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 125. ve 138. maddeleriyönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
B- Kanun’un 6552 Sayılı Kanun’un 123. Maddesiyle Eklenen Geçici 8.Maddesinin İncelenmesi
Başvuru kararında, belediyenin hangi mallarının haczedilmesine müsaadeettiğinin borçludan sorulmasını ve sadece bildirdiği mallara hacizuygulanmasını belirten 15. maddenin son fıkrası hükmünün eski hacizlere deuygulanmasını öngören kuralın bir önceki başlıkta belirtilen gerekçelerleAnayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasıhükümlerinin, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanacağı, bumaddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tümhacizlerin, söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılacağı hükümaltına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiştir.Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukukgüvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini,devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliğikanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmişbulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasamatasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunlarıngeriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamudüzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali haklarıniyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlüktarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğegiren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkiliolmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Ancak, kanun koyucunun kişilerinlehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak yapmakonusunda takdir yetkisine sahip olduğunda kuşku yoktur.
İtiraz konusu kural, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasının, devameden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanmasını öngörmekte ve bumaddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tümhacizlerin de söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılmasınısağlamaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu düzenleme Kanun’un 15. maddesinin sonfıkra hükmünün devam eden her türlü icra takibi hakkında da uygulanmasını vemaddenin yürürlük tarihi olan 11.9.2014 tarihinden önce belediyeler aleyhineyapılmış icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılmasına yol açmaktave kesinleşmiş haciz kararına karşın alacaklıların haklarına kavuşmalarınıengellemektedir.
Kamu hizmetlerinin kesintisiz olarak sürdürülebilmesi için çeşitliönlemlerin alınması doğal kabul edilmekle birlikte, bu konuda kişilerin haklarıve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin birgereğidir.
İtiraz konusu kuralın, belediyelerin hizmet görme kapasitelerininkısıtlanmasına yol açmasını engellemek için çıkarıldığı anlaşılmakta ise de,Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükmünün devam eden her türlü icratakiplerinde uygulanması ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce belediyealeyhine yapılmış olan icra takipleri gereğince konulan hacizlerinkaldırılması, kişilerin alacaklarının tahsilini geciktireceği ya daalamamalarına neden olabileceğinden hukuka olan güven duygusunu zedelemekte vehukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, hak arama yollarına başvuran bireylerin bu yolla eldeetmek istedikleri alacaklarını almalarının yasama tasarruflarıylaetkisizleştirilmesi, subjektif hakların ihlal edilmesine yol açmakta ve Devleteolan güven duygusunu zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesineaykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeylekatılmışlardır.
Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptaledildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleri yönünden ayrıcaincelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
3.7.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun;
A- 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121.maddesiyle eklenen fıkranın;
1- Birinci cümlesinin;
a- “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerineuygulanır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,OYBİRLİĞİYLE,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazınREDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci cümlesinin;
a- “…veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibaresininAnayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, RecepKÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ile Kadir ÖZKAYA’nınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazınREDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen geçici 8.maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17.6.2015 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesine, 10.9.2014 tarihlive 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın birinci cümlesinde,icra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktardahaczedilebilecek mal gösterilmesinin isteneceği ve haciz işleminin sadecegösterilen bu mal üzerine uygulanacağı belirtilmekteydi. Mahkememiz, bu cümledeyer alan “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır”hükmünü oybirliğiyle iptal etmiştir.
Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise belediye tarafından on güniçinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin, alacakmiktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamayacağıöngörülmektedir. Buna göre, on gün içinde yeterli mal beyanında bulunulmadığıtakdirde, belediyenin haczedilebilecek tüm malları üzerine haciz konabilecek,ancak bu haciz alacak miktarını aşacak ve kamu hizmetlerini aksatacak şekildeyapılamayacaktır. Mahkeme çoğunluğu, ikinci cümlede yer alan “veya kamuhizmetlerini aksatacak” ibaresinin de Anayasa’ya aykırı olduğuna kararvermiştir.
İptal kararı, söz konusu ibarenin (a) belirsiz olduğu ve (b)belediyelerin tüm mallarını kamu hizmetine özgülemelerine yol açabileceği,bunun da alacaklıların alacaklarına ulaşmalarını engelleyeceği şeklinde ikigerekçeye dayanmaktadır. Bu gerekçelerin yerinde olmadığını düşünüyoruz.
1. İtiraz konusu fıkra bir bütün olarak değerlendirildiğinde,fıkranın belediyelere haczedilebilecek malların belirlenmesi konusundainisiyatif vermeyi ve gösterilen bu mallar dışında belediyelerin mallarınınhaciz dışında tutulmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Birinci cümlede yer alan,haciz işleminin sadece gösterilen mallar üzerine uygulanabileceğine dair hükümiptal edildikten sonra, fıkranın Anayasa’ya uygun hale geldiği açıktır. Zirafıkranın her iki cümlesindeki kalan kısımları, hacze ilişkin gerek BelediyeKanununda gerekse diğer kanunlarda yer alan kuralların büyük ölçüde tekrarıniteliğindedir.
Bu çerçevede, “kamu hizmetlerini aksatacak” ibaresininaçık ve belirgin olmadığı söylenemez. Sistematik yorum gereğince, bu ibareninbelediye mallarının haczine ilişkin diğer kurallarla birlikte ele alınmasızorunluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu düzenlemeyi, kendisindenhemen önce gelen 15. maddenin dokuzuncu fıkrasındaki haciz yasaklarıylabirlikte değerlendirmek gerekir.
15. maddenin dokuzuncu fıkrasına göre “Belediyenin...kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları... haczedilemez.” Kamuhizmetlerinde fiilen kullanılan malların haciz yasağı kapsamına alınmasınınamacı, belediye tarafından yerine getirilen kamu hizmetlerinin aksatılmadanyürütülmesini sağlamaktır.
İtiraz konusu ibarenin amacı da, 15. maddenin dokuzuncu fıkrasınaparalel şekilde, belediyeler tarafından yürütülen kamu hizmetlerininaksatılmadan devamını sağlamaktır. Bu anlamda, dokuzuncu fıkrada ifade edilen “kamuhizmetlerinde fiilen kullanılan mallar” ibaresi ile onuncu fıkradakiitiraz konusu “kamu hizmetlerini aksatmayacak” ibaresi aynıamaca yöneliktir. İkincisiyle kastedilenin, kamu hizmetlerinde fiilenkullanılan belediye malları olduğu açıktır. Dolayısıyla, burada belediyemallarına yönelik haciz yasağının genişletilmesinden ziyade mevcudunhatırlatılmasından ibaret bir durum söz konusudur. Başka bir ifadeyle, “kamuhizmetlerini aksatmayacak” ibaresi, belediye mallarının haczikonusunda yeni bir yasak getirmemekte, kamu hizmetine tahsisli belediyemallarının haczine ilişkin var olan ve Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırıbulunmayan haciz yasağını ifade etmektedir.
Açıklanan nedenlerle, kuralda belirsizlik bulunmadığından Anayasa’nın2. maddesine aykırılık söz konusu değildir.
2. Bu açıklamalar ışığında, belediyelerin haczi kabil olmayan mallarıdışında tüm mallarına haciz konmak suretiyle alacaklıların alacaklarınaulaşabilecekleri, iptal edilen ibarenin de buna engel olmadığı anlaşılmaktadır.Mahkeme çoğunluğunun, iptal edilen ibare uyarınca belediyelerin tüm malvarlıklarını kamu hizmetine tahsis ederek borçlarını ödemektenkaçınabilecekleri yönündeki görüşüne de katılmak mümkün değildir. Kuralda bugörüşü destekleyecek herhangi bir ibare yoktur. Tersine, haciz işleminin kamuhizmetlerini aksatacak şekilde yapılamaması, kamu hizmetlerini aksatmayacakşekilde yapılabileceği, yapılması gerektiği anlamına gelmektedir.
Bir an için, itiraz konusu ibarenin istismarı sonucu,belediyelerin uygulamada tüm mallarını, kamu hizmetlerine tahsis etmeksuretiyle hacizden kaçırabileceği düşünülse bile, bu durumun anayasallıkdenetiminin dışında diğer yargı organları önünde çözümlenmesi gereken biruyuşmazlık konusu olacağı açıktır. Kaldı ki, benzer argümanın 15. maddenindokuzuncu fıkrası uyarınca “kamu hizmetlerinde fiilen kullanılanmallar” ibaresi yönünden de ileri sürülmesi mümkündür. Belediyelerinalacakları kararlarla tüm mallarını kamu hizmetlerine tahsis etmeleri durumundada, kanunun tanıdığı istisnaların kötüye kullanılması söz konusu olacaktır.
Yukarıda belirtildiği üzere, haciz işleminin kamu hizmetiniaksatmayacak şekilde yapılmasındaki amaç, belediye hizmetlerinin sürekli vedüzenli yürütülmesini sağlamaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, BelediyeKanunu’nun 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “kamuhizmetlerinde fiilen kullanılan mallar”ın haczedilemeyeceğine dairdüzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığını belirlerken belediyelerce yerinegetirilmesi gereken kamu hizmetlerinin sürekli ve düzenli bir şekildeyürütülmesinin toplum yararına yönelik olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, redkararını şöyle gerekçelendirmiştir: “Belediyelere ait bazı ayni ve nakdivarlıklara haciz yasağı getirilmesindeki amaç da, belediyelerce yerinegetirilen kamu hizmetlerinin bazılarının, toplumsal yaşamın gerektirdiğizorunluluklara bağlı olarak sürekli ve düzenli bir şekilde yürütülmesigereğidir. Yani toplum yararının üstün tutulmasıdır. Yine belirtmek gerekir ki,belediyelerin devamlılık gösteren kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olantüm kaynaklarının hacze konu olabilmesinin, bu hizmetlerin ifa araçlarınıtamamen ortadan kaldırmak gibi bir sonuç doğurabileceği de kuşkusuzdur.”(AYM, E.2007/37, K.2010/114, K.T: 16.12.2010, RG: 16.12.2010- 27986).
Kamu yararı amacıyla getirildiği anlaşılan itiraz konusu ibarenin,yine dokuzuncu fıkrada olduğu gibi, mülkiyet hakkını ölçüsüz bir şekildesınırlandırdığı, alacaklıların alacaklarına ulaşmalarını engellediğisöylenemez. Kanun koyucu, belediye mallarına kamu hizmetini aksatmayacakşekilde haciz konabileceğini belirtmek suretiyle, kamu hizmetlerinde kullanılanmalların ve kanunlarda belirtilen belli başlı gelirlerin dışında kalan ayni venakdi varlıklar üzerine haciz konabileceğini kurala bağlamıştır. Böylece,mülkiyet hakkı kapsamında olan alacaklının alacağına kavuşma hakkı ile kamuhizmetlerinin aksatılmamasının amaçladığı toplumsal yarar arasında adil birdenge kurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Kural, belli sınırlamalarçerçevesinde alacaklının alacağını cebri icra yoluyla almasına imkan tanıyanölçülü bir müdahale olduğundan Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdeğildir.
Açıklanan nedenlerle, çoğunluğun iptal yönündeki görüşünekatılmıyoruz.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Kadir ÖZKAYA
KARŞI GÖRÜŞ
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un121. maddesiyle eklenen fıkranın iptali istenmiştir. Fıkranın ikinci cümlesinin“… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibareleri dışındakikısmının iptal talebinin reddine, söz konusu ibarelerin iseiptaline oyçokluğu ile karar verilmiştir.
İptal edilen ibarelerle birlikte fıkra şu şekildedir: “İcradairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktardahaczedilebilecek mal gösterilmesi istenir ve haciz işlemi sadece gösterilen bumal üzerine uygulanır. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumundayapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetleriniaksatacak şekilde yapılamaz.”
“… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibarelerininiptaline aşağıda belirtilen gerekçelerle katılmamız mümkün olmamıştır:
İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde haczi caiz olmayan mallarsayılmış, birinci fıkrasının 1. bendinde de, “Devlet malları ile mahsuskanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar”ın da haczi kabuledilmemiştir. Bu bağlamda, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinde de buyönde bir kural getirilmiştir.
Belediyelerin kamu hizmetinde kullandığı araç ve gereçlerin kamuyararı amacıyla haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim, 5393 sayılıKanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanunla iptali istenen fıkra eklenmeden öncede, sekizinci fıkrasında fiilen kamu hizmetine tahsis edilen mallarınhaczedilemeyeceğine ilişkin bir hüküm kabul edilmiştir. Getirilen buhükümdeki “... ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılanmalları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri…” ibarelerininde iptali istenmiş, ancak Anayasa Mahkemesi bu iptal talebini reddetmiştir.Mahkeme, kararında kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallarınhaczedilememesi ile ilgili şu gerekçelere yer vermiştir:
“Anayasa’nın 13. maddesinde ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz’ denilmiş; 35. maddesinde de, herkesinmülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu yararıamacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplumyararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
İtiraz konusu kuralla, belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağıkapsamına alınarak belediyeden olan alacaklarını icra yoluyla tahsil etmekzorunda kalanlar bakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de,belediyelerin, 5393 sayılı Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasındabelirtilenlerin dışındaki gelir ve varlıkları üzerine haciz işlemiyapılabilmesi imkânının bulunması, kişilerin bu hakkının tamamen ortadankaldırılmadığını ve hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde edebilmeimkânlarının bulunduğunu göstermektedir.
Ayrıca belediyelerin, belde sakinlerinin mahallî müştereknitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kamu tüzel kişileri olmalarınedeniyle, bunlara yasalarla yüklenilen görevler, yerel toplumsal yaşamınzorunlu gereksinimleridir. Belediyeler bu gereksinimleri karşılamak amacıylabazı etkinliklerde bulunurlar. Bunun için de ayni ve nakdi varlığa ihtiyaçduyarlar. Toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde sürdürülebilmesiiçin, bu etkinliklerden bazılarının kesintisiz bir biçimde yürütülmesi; bununsağlanabilmesi bakımından da belediyelerin ayni ve nakdi varlığa sahip olmalarıgerekir. Belediyelere ait bazı ayni ve nakdi varlıklara haciz yasağıgetirilmesindeki amaç da, belediyelerce yerine getirilen kamu hizmetlerininbazılarının, toplumsal yaşamın gerektirdiği zorunluluklara bağlı olarak süreklive düzenli bir şekilde yürütülmesi gereğidir. Yani toplum yararının üstüntutulmasıdır. Yine belirtmek gerekir ki, belediyelerin devamlılık gösteren kamuhizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan tüm kaynaklarının hacze konuolabilmesinin, bu hizmetlerin ifa araçlarını tamamen ortadan kaldırmak gibi birsonuç doğurabileceği de kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilensınırlamadaki amaç da belirtilen nitelikteki istenilmeyen sonucun ortayaçıkmasını engellemektir” (AYM 16.10.2010, E.2007/37,K.2010/114).
Mahkememiz çoğunlunca iptaline karar verilen ibarelerle de, aynışekilde belediyelerin sunduğu kamu hizmetini yerine getirmeyeyönelik mallarının haczini yasaklayan yeni bir hüküm getirilmiştir. Aslında5393 sayılı Kanun’un 8. fıkrasında, belediyelerin, kamu hizmetine tahsisedilen mallarının haczini engelleyen bir hüküm varken, bu şekilde yeni birhüküm getirmek, mevcudun tekrarı mahiyetinde olmuştur. Ancak, yeni getirilenhükümde ifade olarak “ fiilen kamu hizmetine tahsis edilen” ifadelerideğil, kamu hizmetini aksatacak şekilde belediyelerin mallarınınhaczedilemeyeceği öngörmüştür. Bu açıdan, aralarında kamu hizmetine tahsisedilmiş olma ve kamu hizmetini yerine getiren bir malvarlığı ise onun haczinincaiz olmayacağı konusunda tereddüt yoktur. Bu nedenle, iptali istenenibareler, yukarıda Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelerleAnayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir.
Mahkememiz çoğunluğu, iptaline karar verilen ibareleri ayrıcabelirsiz bulmuş Anayasa’nın 2. maddesi gereğince de iptali gerektiğinibelirtmiştir. Ancak, iptaline karar verilen ibareler, belirsiz olmayıp, hangikonuda nasıl bir düzenleme getirildiği son derece açıktır. O nedenleAnayasa’nın 2. maddesine de aykırılık yoktur. Belediyelerin kamuhizmetine tahsis ettiği, o nedenle haczedildiğinde, kamu hizmetinin aksamasınaneden olacak malları haczedilemeyecektir. İptaline karar verilenibarelerden, kamu hizmetine fiilen tahsis edilen mallar dışında,belediyenin her türlü malvarlığının dolaylı olarak kamu hizmetinigerçekleştirme amacına katkıda bulunduğu, o nedenle, belediyenin hiçbir malınınhaczinin mümkün olmayacağı sonucunu çıkarmak mümkün değildir, uygun dadeğildir.
İptali istenen kural gereğince belediyelerin malları, onlarınsunduğu kamu hizmetlerini aksatacak şekilde haczedilemez. Buradan hareketle,belediyenin kamu hizmetine doğrudan tahsis ettiği, haczedilip muhafaza altınaalınması halinde, ilgili kamu hizmetinin aksaması söz konusu ise, o malhaczedilemeyecektir.
Bazı belediyelerde, borçlarını ödememe, alacaklılarından malkaçırma gibi kötü niyetli davranışlarda bulunulabilir. Ancak, anayasallıkdenetimi Anayasadaki kurallara göre yapılır; uygulamadaki bazı kötüniyetli davranışlar anayasal denetiminde esas alınamaz.
Kaldı ki, belediyenin bir malının kamu hizmetine tahsis edilipedilmediği, dolayısıyla haczinin caiz olup olmadığı konusunda, alacaklınınyahut borçlunun şikayeti üzerine icra mahkemesi karar verecektir. Buşekilde bazı kötü niyetli girişimlerin engellenmesi de mümkündür.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın ikincicümlesindeki “… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibareleriAnayasa’ya uygun olduğundan, Mahkememiz çoğunluğunun iptal yönündeki kararınakatılmadık.
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ ve DEĞİŞİK GEREKÇE
“İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair KanunTasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce (TBMM) 10.9.2014 tarih ve 6552sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 11.9.2014 tarih ve 29116 Mükerrer sayılıResmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu Kanun’un 121 nci maddesiyle 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılıBelediye Kanun’un 15 nci maddesine eklenen fıkranın ve yine aynı Kanun’un 123ncü maddesiyle 5393 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in iptali istemiyleAnkara 11. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusunun incelenmesinde;iptali istenen her iki kuralın da “Kanun Tasarısı”nda yer almadığı ve bunlarınTBMM Plân Bütçe Komisyonu’nca Tasarı metnine eklendiği anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu vemilletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisindegörüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” denilmektedir. Anayasa’nın88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırma söz konusuysa,bu konudaki ihlâl Anayasa’nın 148. maddesi anlamında bir “şekil sakatlığı”nadeğil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer ve yapılacak anayasal denetimin,“şekil bakımından” değil, “esas bakımından” söz konusu olması gerekir. 88.maddenin ikinci fıkrasındaki “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye BüyükMillet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir” hükmünün de,bu açıklama çerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birincifıkrasındaki anayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesigerekir. Yani, birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortadadoğrudan bir Anayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa’nın bu hükmünün birtekrarından ibaret olan TBMM İçzüğü’nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle,Anayasa’nın 148. maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığındankanunun iptalini gerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetimindendeğil; 88. maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren birsakatlıktan ve esas denetimden söz edilebilecektir.
Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMMİçtüzüğü’nün “Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı” başlıklı 35.maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: “Komisyonlar, kendilerine havale edilenkanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veyareddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşebilirlerve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerine ayrılan salonlardatoplanırlar.
Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanun teklifedemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar.Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerindegörüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrı ayrı metinlerhalinde Genel Kurula sunamazlar…”
İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkçaanlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen kanun tasarı vetekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, komisyonların İçtüzüğün92 nci maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanuntasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur. Yukarıda belirtilenyasa değişiklikleri Bakanlar Kurulunca önerilen Tasarı metninde olmadığı haldePlân ve Bütçe Komisyonu tarafından Tasarı metnine ilave edilerekkanunlaştırıldığından; bu durum Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasına(dolayısiyle de bu hükmün açıklaması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü’nün 35inci maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.
Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmükarşısında, TBMM İçtüzüğü’nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekteolan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan “başka” kanunlarda ek vedeğişiklik getiren “yeni bir kanun teklifi mahiyetindeki” değişikliklerin“Genel Kurul” tarafından da yapılamayacağı açıktır.
Anayasa’nın 148. maddesindeki “Kanunların şekil bakımındandenetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı…hususları ile sınırlıdır…” hükmünün de bu belirlemeye etkisinin olamayacağıkuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkça aykırı biryasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülen çoğunluklayapılacak bir “son oylama”nın belirtilen Anayasa’ya aykırılığı düzelteceğikabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasına uygun bir yasamafaaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki “şekil denetimi” kuralı işletilebilir.Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığı üzere, aksi yönde bir yasamafaaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 inci maddenin bu davanın somutundauygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudaki bir inceleme için bkz.: TorbaYasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzük Hükümlerinin Şekil Denetimi Sorunu, HıfzıDEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s. 55-90)
Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71,K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davasıbaşvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü’nün 35.maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyonakabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iadeedilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmaküzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığıanlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; çoğunluk tarafından iptaline kararverilen kuralların Anayasa’nın 88. maddesine aykırı düşmeleri nedeniyle iptaligerektiği kanaatindeyiz. Öte yandan iptal isteminin Reddine karar verilenkuralların da aynı gerekçeyle iptali gerektiğini değerlendirdiğimizden,çoğunluğun bu yoldaki kararına da katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ