ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2014/36
Karar Sayısı: 2015/51
Karar Tarihi : 27.5.2015
R.G. Tarih-Sayı:10.06.2015-29382
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Pasinler Sulh CezaMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) ve (6) numaralıfıkralarının Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve 24. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıklarıve yaptırdıkları iddiasıyla sanıklar hakkında açılan kamu davasında, itirazkonusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleriiçin başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren "Birden çokevlilik, hileli evlenme, dinsel tören " başlıklı 230.maddesi şöyledir:
"(1) Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemiyaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği birkimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne görecezalandırılır.
(3) Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenmeişlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı,evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel töreniniyaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak,medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıylaortadan kalkar.
(6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyigörmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı ayakadar hapis cezası verilir."
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve24. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 13. maddesi ise ilgiligörülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra AylaPERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M.Emin KUZ'un katılımlarıyla 18.2.2014 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineOYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hamit YELKEN tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılanve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla evlenmenin dinseltörenini yapma ve yaptırma eylemlerinin suç olarak düzenlenip cezai müeyyideyebağlandığı, oysa evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın özel hayatile din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin hususlar olduğu, dolayısıyla resmîbir evlilik akdi olmaksızın birlikte yaşamanın dahi suç olmadığı birhukuki düzende evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın suç olarakdüzenlenmesinin, Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve 24. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 43. maddesine göre, itiraz konusu kurallar, ilgisi nedeniyleAnayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
İtiraz konusu kurallarda, aralarında evlenme olmaksızın,evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ile evlenme akdinin kanuna göre yapılmışolduğunu gösteren belgeyi görmeden evlenme için dinsel tören yapan kimsenin ikiaydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı; ancak, resmi nikâhyapılması halinde dinsel törenle evlilik yaptıranlar aleyhine açılan kamudavasının ve hükmedilen cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılacağıdüzenlenmektedir.
Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde,"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına sahiptir." denilmek suretiyle özel hayat ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkı; 24. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncüfıkralarında ise "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetinesahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyinve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinîinanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerindendolayı kınanamaz ve suçlanamaz." hükümlerine yer verilerek din vevicdan hürriyeti güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 20 maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere özelhayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, bir yönüyle özelhayatın ve aile hayatının gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüneserilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların, yalnızkendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesiniisteme hakkını korurken, diğer yönüyle, resmî makamların özel hayata müdahaleedememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyipyaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla, Anayasa'nın 20.maddesindeki düzenlemeyle özel hayat ve aile hayatı, Anayasa'da belirtilenistisnalar haricinde Devlete, topluma ve diğer kişilere karşı koruma altınaalınmıştır.
Anayasa'nın 24. maddesinde düzenlenen din ve vicdan özgürlüğü iseherkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğünü güvenceye kavuştururken, buözgürlüğün özel bir görünümü olan "dini veya inancı dışa vurmaözgürlüğü"nü de içine almaktadır. Bu özgürlüğün kapsamı BirleşmişMilletler İnsan Hakları Komitesinin 22 No'lu Genel Görüşünde şu şekildeaçıklanmıştır:
"Dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü, 'gerek alenengerekse özel alanda bireysel olarak veya topluluk halinde' kullanılabilir. Dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü, ibadet, dinselritüellerin yerine getirilmesi, uygulama ve öğretme gibi çok geniş bir davranışyelpazesini kapsar. İbadet kavramı, bir inancın doğrudan ifade edilmesinisağlayan törensel ve ayinsel eylemleri kapsadığı gibi, bu uygulamalara özgüolan ibadet yerlerinin inşası, ayinsel ifade/duaların ve nesnelerinkullanılması, sembollerin sergilenmesi ve bayram ya da dinlenme günlerineuyulmasını da kapsar."
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinin (1) numaralıfıkrasında da "Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna vehaberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir" denilerek özelhayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı; 9. maddesinin(1) numaralı fıkrasında ise "Herkes düşünce, din ve vicdan özgürlüğünesahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına vetopluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyledinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir." denilmeksuretiyle din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), özel hayat ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkını önemle ele almakta ve özelhayat kavramının, bütün unsurlarıyla tanımlanamayacak kadar geniş bir kavramolduğunu, kişinin ismi ve kimliği, bireysel gelişimi, aile yaşamı yanında, dışdünya ile bağlantısını, başkaları ile ilişkisini, ticari ve mesleki faaliyetlerinide kapsadığını belirtmektedir (Bkz. Niemietz/Almanya,B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29-33). AİHM, aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkı kapsamında, "aile hayatı"kavramını da geniş bir şekilde yorumlamakta, bu yönüyle sadece resmîevliliklerin değil, gayriresmî evliliklerin de bu hakkın korumasındanyararlanacağını belirtmektedir (Bkz. Marckx/Belçika,B. No: 6833/74, 13/6/1979, § 31; Keegan/İrlanda, B. No: 16969/90, 26/5/1994, § 44; Kroon vediğerleri/Hollanda, B. No: 18535/91, 27/10/1994, § 30).
AİHM, din ve vicdan özgürlüğünün önemini ise şöylevurgulamaktadır:
"Sözleşme'nin 9. maddesinde korunan düşünce, din ve vicdanözgürlüğü, Sözleşme'deki anlamıyla 'demokratik toplumun' temel taşlarındanbirisidir. Bu özgürlük dini boyutuyla, inananların kimliklerini ve yaşambiçimlerini oluşturmalarını sağlayan en önemli unsurlardan biri olmanın yanısıra aynı zamanda ateistler, agnostikler, septikler ve din karşısında kayıtsızkalanlar için de çok kıymetli bir değerdir. Yüzyıllar süren bir mücadelesonunda, büyük bedellerle kazanılan ve demokratik toplumun ayrılmaz bir unsuruolan çoğulculuk da bu özgürlüğe dayanmaktadır. Din özgürlüğü her ne kadaröncelikle bireysel vicdanı ilgilendiren bir mesele olsa da, o aynı zamandadiğer şeylerin yanı sıra, kişinin 'dinini açıklama' (açığa vurma) özgürlüğünüde ifade etmektedir." (Kokkinakis/Yunanistan, B. No:14307/88,25/5/1993, § 31)
Buna göre, din ve vicdan özgürlüğü "demokratik toplumuntemel taşlarından biri" ve "insanların kimliklerini ve yaşambiçimlerini oluşturmalarını sağlayan" bir temel hak olarak, tıpkı özelhayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı gibi kural olarakdevletin ve diğer kişilerin müdahale edemeyeceği bir alan oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında,çeşitli nedenlerle özel hayatın korunması hakkına sınırlamalar getirilebileceğibelirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde, her nekadar Anayasa'nın 24. maddesinde din ve vicdan özgürlüğü yönünden hiçbirsınırlama nedenine yer verilmemişse de bu durum söz konusu özgürlüğün dışsalalanının, yani kişinin dinini ve inancını dışa vurma özgürlüğünün mutlakolduğunu göstermemektedir. Zira Anayasa Mahkemesinin birçok kararında dabelirtildiği gibi temel hak ve özgürlüklerin doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu gibi Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallar datemel hak ve özgürlüklerin sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temel hak veözgürlüklerin kapsamının ve objektif uygulama alanının Anayasa'nın bütünüdikkate alınarak belirlenmesi gerekir.
İtiraz konusu kurallarda, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlarile evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmedenevlenme için dinsel tören yapanların cezalandırılması öngörülerek, kişilerinözel hayatlarına ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi hakkı ile din ve vicdanözgürlüğüne bir sınırlama getirildiği açıktır. Zira kişiler arasında evlilikbağının nasıl kurulacağına ilişkin tercihte bulunulmasının ve bu bağın dinselritüel ve uygulamalara göre yapılabilmesinin kişilerin özel hayatlarına ve ailehayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında kaldığıtartışmasızdır. Din ve vicdan özgürlüğü yönünden de uluslararası alanda genelkabul görmüş normlar uyarınca, bu özgürlüğün özel bir görünümü olan "diniveya inancı dışa vurma özgürlüğü"; ibadet, dinsel ritüellerin yerinegetirilmesi, uygulamalar ve öğretme gibi çok çeşitli davranışlarıkapsamaktadır. Dolayısıyla, evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın daanılan özgürlük kapsamında kaldığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
İtiraz konusu kurallara ilişkin suçlarla korunmak istenen hukukimenfaat dikkate alındığında, anılan sınırlamanın amacının, evlilikle kurulanaile düzenini korumak olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de söz konusu suçlarla,resmî niteliği bulunmayan dolayısıyla da hukuki himaye sağlamayan evlenmenindinsel törenini yapmak ve yaptırmak yasaklanarak, evlilik kurumunun bahşettiğihaklardan eşlerin mahrum kalmamalarının sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.
Aile düzeninin korunması ve evlilik kurumunun sağladığı haklardankişilerin yararlanabilmesi, aile bireylerinin maddi ve manevi bütünlüğününkorunması ve geliştirilmesine, dolayısıyla kamu yararının gerçekleşmesinehizmet edeceğinden, anılan amaçla özel hayatın korunması hakkı ile ve din vevicdan özgürlüğüne sınırlamalar getirilmesi mümkündür. Ayrıca AnayasaMahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere kanun koyucunun benimsediğiceza siyasetine göre hangi fiillerin suç olarak nitelendirileceğine kararverilmesi hususunda takdir yetkisi bulunduğundan, bu sınırlamayı suç ve cezaihdas etmek suretiyle gerçekleştirmesi de mümkün bulunmaktadır. Ancak getirilensınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen güvencelere bağlı kalınarakyapılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca özel hayata ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlüğü yalnızca kanunla vedemokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilenbu sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Ölçülülük, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengeninbulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlamaamacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranıkapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum düzeni bakımındanzorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.
Ölçülülük ilkesi uyarınca, özel hayat ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlüğüne müdahale edilebilmesiiçin demokratik toplum düzeni bakımından bir zorunluluğun bulunması, itirazkonusu sınırlama bakımından, aile kurumunun sağladığı hukuki himayenin, birbaşka ifadeyle kişilerin evlilik bağının kurulmasından kaynaklanan haklarının,bu sınırlama olmaksızın korunamaması gerekir. Oysa hukuk düzeninde, kişilerinevlilik bağının kurulmasından kaynaklanan haklarını koruyacak hukukimüesseselere yer verilmiş bulunmaktadır. Gerçekten de Türk Medeni Kanunu'nunilgili hükümleri uyarınca, eşlerin evlilik bağından kaynaklanan haklarını ilerisürebilmeleri için kanunda belirtilen memur önünde resmi nikâh yaptırmalarızorunlu olup, aksi takdirde evlilik bağından kaynaklanan birçok hakka sahipolmaları mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, kişilerin resmî evlilikyaptırmamaları hâlinde maruz kalabilecekleri hukuki yaptırımlar mevcut olupbunlar, kişilerin resmî evlilik yaptırmalarını sağlayabilecekelverişliliktedir. Dolayısıyla kişilerin dini inançları gereği evlenmenindinsel törenini yapma ve yaptırma fiillerini cezalandırmayı gerektirecek birzorunluluk bulunmamaktadır.
Sadece evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın suç olarakdüzenlenmemesi, bu birlikteliği hukuk düzenince geçerli olarak kabul edilen birniteliğe kavuşturmamakta ve evlenmenin dinsel töreninin yapılması evlilikbirliğinin kurulmasını ve birlikten kaynaklanan hakların kullanılmasınısağlamamaktadır.
Demokratik toplum düzeni bakımından bir zorunluluk bulunmadığıhâlde, bir başka ifadeyle, itiraz konusu kurallarla getirilen sınırlamanınamacı olan aile düzeninin korunması yönünden gerekli olmadığı hâlde, itirazkonusu kurallarla kişilerin özel hayatları ve aile hayatlarına saygı gösterilmesiniisteme hakkı ile din ve vicdan özgürlükleri kapsamında kalan evlenmenin dinseltörenini yapma ve yaptırma fiillerinin suç olarak düzenlenip bunlara cezaiyaptırım bağlanması, anılan haklara orantısız bir müdahalede bulunulmasısonucunu doğurmakta ve ölçülülük ilkesine aykırı düşmektedir.
Ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlama amacını gerçekleştirebilecekdaha hafif bir sınırlama aracı bulunmaktayken daha ağır bir sınırlama aracınınseçilmesi mümkün değildir. Yani itirazkonusu kurallar bağlamında özel hayatın korunması hakkı ile din ve vicdanözgürlüğüne daha hafif bir sınırlama aracıyla müdahalede bulunularak, sınırlamaamacı olan "aile düzenini korumak" mümkünken bundan daha ağırbir müdahale aracı kullanılması, ölçülülük ilkesine uygun düşmez. Hukukdüzenince resmî evlilik dışındaki hiçbir evlilik türüne hukuki sonuçbağlanmamak suretiyle, bir başka ifadeyle, "hukuki müeyyide aracı"kullanılarak itiraz konusu kurallarla amaçlanan aile düzeninin korunmasınayönelik önlem alınmış bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuk düzenince bu önlemalınmışken "hukuki müeyyide" aracından daha ağır bir müeyyideöngören "suç ve ceza aracı"na başvurulması, itiraz konusukurallarla yapılan sınırlamanın ölçüsüzlüğünü gösteren diğer bir unsur olarakortaya çıkmaktadır.
Esasen, kişilerin herhangi bir dini tören veya nikâh olmaksızınfiilen birlikte yaşamaları ve çocuk sahibi olmaları, özel hayata saygıgösterilmesi bağlamında hukuk düzenince suç olarak nitelendirilip cezalandırılmazken,kişilerin özel hayatlarına ilişkin tercihleri ve dini inançları gereğievlenmenin dinsel törenini yaptırmalarının suç olarak düzenlenmesi, anılanölçüsüzlüğü açıkça ortaya koymaktadır.
Diğer yandan, evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunugösteren belgeyi görmeden evlenme için dinsel tören yapan kimseler de sonuçitibariyle özel hayatlarına ilişkin tercihleri ve diniinançları gereği evlenmenin dinsel törenini yaptıranlara yardım etmek amacıylahareket ettiklerinden, bu kişilerin fiillerinin cezalandırılmasını öngörenkural da yukarıda belirtilen aynı gerekçelerle ölçülülük ilkesini ihlaletmektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 13., 20.ve 24. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Bu görüşe Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜTile Recep KÖMÜRCÜ katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Kurallar Anayasa'nın 13., 20. ve 24. maddelerine aykırı bulunarakiptal edildiklerinden Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri yönünden incelenmelerinegerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230.maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduklarına veİPTALLERİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile RecepKÖMÜRCÜ'nün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 27.5.2015 tarihinde kararverildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
26.9.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Birdençok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören" başlıklı 230. maddesinin itirazistemine konu (5) ve (6) numaralı fıkraları şu şekildedir:
"(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinseltörenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.
(6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösterenbelgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydanaltı aya kadar hapis cezası verilir."
Hemen işaret etmek gerekir ki anılan düzenlemenin benzeri 765sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (11.6.1936 tarih ve 3038 sayılı Kanunla eklenmiş)237. madde ile düzenlenmiş olup, metin olarak düzenleme şu şekildeydi:
".(3. fıkra) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunugösteren kağıdı görmeden bir evlenme için dini merasim yapanlar hakkında dabundan evvelki fıkrada yazılı ceza verilir. (Bir aydan üç aya kadar hapis)
(4. fıkra) Aralarında evlenme akti olmaksızın evlenmenin dini merasiminiyaptıran erkek ve kadınlar iki aydan altı aya kadar hapis cezası ilecezalandırılır."
Mülga 765 sayılı Kanun'un 237. maddesinin itiraz isteminekonu kurallar ile paralellik gösteren dördüncü fıkrasının iptali istemiyleyapılan başvuruyu, Anayasa Mahkemesi aşağıdaki gerekçeyle OYBİRLİĞİYLE reddetmiştir:
".Kanunkoyucu kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukukualanında düzenleme yaparken, Anayasa'nın temel ilkelerine ve cezahukukunun ana kurallarına bağlı kalmak şartıyla, toplumda hangieylemlerin suç sayılacağı veya sayılmayacağı ve suç sayılan eylemlerin hangitür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Medeni Kanun, Türkiye Cumhuriyeti'nin modern, çağdaş ve laik hukuksistemine geçişinin temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. MedeniKanun'un özellikle resmi nikâh akdine ilişkin hükümlerinin gerektiğişekilde uygulanmasının Türk toplum ve aile hayatı açısından taşıdığı önemve bu hükümlere uyulmadan dini nikâha dayalı olarak oluşturulanbirlikteliklerin özellikle kadın ve çocuklar yönünden doğuracağı olumsuzluklardikkate alınarak Anayasa'nın 174. maddesiyle resmi nikâh kurumu özelolarak korumaya alınmıştır.
Anayasa'nın 41. maddesinde de, ailenin Türk toplumunun temeliolduğu ve Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunmasını. sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatıkuracağı belirtilerek ailenin ve özellikle ananın ve çocukların korunmasıdevlete bir görev olarak verilmiştir. Devletin, bu görevi de gözetildiğindedini nikâha dayalı fiili birleşmelerin aile, toplum ve kamu düzenini bozucusonuçlarını ortadan kaldırabilmek için resmi nikâhtan önce dini nikâhkıydırılmasının suç sayılıp cezalandırılmasında, hukuk devleti ilkesine ve cezahukukunun genel ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır.
Anayasa'nın Başlangıç'ında 'Laiklik ilkesinin gereği kutsal dinduygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı',14. maddesinde 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin dil, ırk,din ve mezhep ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamayacağı', 24. maddesindede 'Kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, dini inançve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı' belirtilmiştir.Anayasa'nın 24. maddesinin son fıkrasında ise 'Kimse, devletin sosyal,ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarınadayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her nesuretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılanşeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz' denilerek bir bakımalaiklik ilkesi açıklanarak bu ilkenin din ve Devlet işlerinin birbirindenayrı tutulması biçimindeki klâsik tanımı vurgulamıştır.
Anayasa'nın bu kurallarında belirtilen laiklik, inançözgürlüğüne saygıdan kaynaklanan ve dini bu özgürlüğün enginliğine bırakan birkavram olduğundan, din düşmanlığı, dinsizlik ya da din karşıtlığıolarak algılanamaz. Devletin farklı inançlardaki kişilere aynıyakınlıkta ya da uzaklıkta olması, bunlar arasında hiçbir ayırım yapmamasılaiklik ilkesinin gereğidir. Dini nikâhın Medeni Kanun'da öngörülenevlenme akdinden önce yapılmasının yasaklanması, bu akidden sonra yapılmasınıengellemediğinden laiklik ilkesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın 2., 10., 12., 13. ve 24.maddelerine aykırı değildir. İstemin reddi gerekir." (Any.Mah.nin24.11.1999 tarih ve E.1997/27, K.1999/42 sayılı kararı; RG.2.5.2002, Sayı:24743)
İptali istenen kuralların gerekçesi ise şu şekildedir:
".Maddenin beşinci fıkrasında, resmi nikâh bulunmadanevlenmenin dinsel töreninin yaptırılmasının cezalandırılacağı hususundaki hükmeyer verilmiştir. Böylece Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendivurgulanmış olmaktadır. Ancak, medeni nikâhın yapılması durumunda kamudavası ve hükmedilen cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılacağıhükme bağlanarak, resmi nikâhın yapılmasını teşvik edici bir hükümgetirilmiştir. Hâlen insanların fiilen ve uzun süreler, nikâhsız olarakyaşadıkları ve bunun suç oluşturmadığı düşünülecek olursa, böyle bir hükmünyerinde olduğu kabul edilmelidir. Son fıkrada ise evlenmeakdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenmeiçin dinsel tören yapan kimsenin cezalandırılması öngörülmüştür."
Görüldüğü üzere, yasakoyucu, itiraz istemine konu kurallarıngerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendigereğince yapıldığına açıkça işaret etmiştir.
Anayasa'nın "İnkılâp Kanunlarının Korunması" başlıklı174. maddesinde, sekiz bent halinde sayılan "İnkılâp Kanunlarının"Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılmayacağı ve yorumlanamayacağı hükümaltına alınmaktadır. Bu kanunlardan dava konusu bakımından önemi olan (4) nolubentte "17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabuledilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dairmedeni nikâh esası ile aynı Kanun'un 110. maddesi hükmü"nün bukapsamda olduğu belirtilmektedir.
Anayasa'nın 174. maddesiyle ilgili bir Anayasa Mahkemesikararında, madde ile korunan değer konusunun açıklığa kavuşturulduğugörülmektedir:
"... İnkılâp kanunlarının korunması başlığını taşıyanAnayasa'nın 174. maddesi kimi sözcük değişiklikleriyle 1961 Anayasası'nın 153.maddesinin yinelenmesi biçimindedir. Maddede, sıralanan sekiz yasanınAnayasa'ya aykırı olduğu biçimde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağıöngörülürken, bu Yasaların Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüneçıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güdendevrim yasaları olduğu belirtilmiştir. 174. maddede belirtilen devrim yasalarıbirbirleriyle sıkı ilişki içindedir. Hepsi laiklik konusunda ayrı bir alanıdüzenleyerek ülkenin çağdaş yapısını kurmuşlardır. 174. maddeninbağımsız olarak, ayrıca Başlangıç bölümü, 2. ve 24. maddelerle birliktedeğerlendirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik anlayışını açık biçimdeortaya koyar..." (Any. Mah.nin 7.3.1989 tarih ve E.1989/1,K.1989/12 sayılı kararı; RG. 5.7.1989, Sayı:20216)
Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde, "...buAnayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, ölümsüz önder ve eşsizkahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâpve ilkeleri doğrultusunda;... Hiç bir faaliyetin... Atatürkmilliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunmagöremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devletişlerine ve politikaya karıştırılmayacağı;... FİKİR, İNANÇ veKARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlaksadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN,demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdiolunur." denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin bir kararında da işaret edildiği üzere:"... Anayasa'nın 176 ncı maddesinde, Anayasa'nın dayandığı temel görüş veilkeleri belirten Başlangıç kısmının, Anayasa metnine dahil olduğu açıklanmış,anılan maddenin gerekçesinde de Başlangıç kısmının, Anayasa'nın diğerhükümleriyle eşdeğer olduğu vurgulanmıştır. Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen2. maddesinde ise 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma veadalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğinebağlı, Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayalı, demokratik, laik vesosyal hukuk devletidir" kuralı ile Başlangıçta belirtilen temelilkeler Cumhuriyetin nitelikleriyle özdeşleştirilmiştir..." (Any.Mah.nin 13.6.1985 tarih ve E.1984/14, K.1985/7 sayılı kararı; RG. 24.8.1985Sayı:18852)
Benzer bir değerlendirme, 1961 Anayasası'nın Başlangıç ve 2.maddesiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesince şu şekilde yapılmıştır:
"... Gerçekte Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, 1961Anayasası'nın Başlangıç bölümü ile 2. maddesinde belirgin bir biçimde saptanmıştır. Cumhuriyetimiz, millişuur ve bütünlük içinde, barışa ve insanlık hak ve özgürlüğüne dayalı memleketkalkınmasını sosyal adalet ve Atatürk Devrimleri ilkeleridoğrultusunda amaçlayan siyasal bir varlıktır. Burada özellikle AtatürkDevrimleri deyimi üzerinde durmak gerekir. Devrim kavramı, sözcüğünaçık anlamından da belirleneceği üzere, durgunluğun, alışkanlığın,hareketsizliğin tercihidir. Devrimcilikte hiç bir zaman duraklama yoktur. Bilimve tekniğin gelişmesiyle modern toplum yaşamının koşulları da sürekli olarakdeğişikliğe uğrar. Kendisini bu değişmeye uyduramayan, yani devrim yapamayansosyal topluluklar çağın gerisinde kalmaya ve ileri toplumların sömürgesiolmaya mahkûmdurlar. İşte Atatürk devrimlerinde temel amaç, çağdaşuygarlık düzeyine ulaşmaktır. Belirli bir süre geçtikten sonra AtatürkDevrimlerinin amaçlarına ulaştığını ve artık yeni bir atılıma gereksinmeduyulmayacağını kabul etmeye olanak yoktur. Çünkü Atatürk Devrimleri çağdaşuygarlık düzeyi doğrultusunda sürekli hareket halindedirler ve birbirini aravermeden izlerler..." (Any. Mah.nin 25.2.1975 tarih ve E.1973/37,K.1975/22 sayılı kararı; RG. 3.12.1975, Sayı:15431)
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kötüyekullanılamaması" başlıklı 14. maddesinde:
"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumayı ve insan haklarına dayanandemokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerbiçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasaylatanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa dabelirtilenlerden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan birfaaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacakmüeyyideler, kanunla düzenlenir." denilmektedir.
Anayasa'nın 174. maddesinin gerekçesinde de "Atatürkinkılâplarının Atatürk'ün amaç olarak gösterdiği Batı uygarlık düzeyinevarıştaki önemleri tartışılmayacak kadar açıktır. Türk Milleti buinkılâpların bilincine varmış ve onlarla ilgili değerlendirmelerini etrafındatoplandığı fikirler nüvesine katmıştır. Ancak zaman zaman Atatürkinkılâplarının anlamını kavrayamayanların belirdikleri görüldüğünden,inkılâpları Anayasanın himayesine alan 1961 Anayasasındaki hükmün yeniAnayasada korunması yerinde görülmüştür..." şeklinde birbelirlemede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 41. maddesi ise aileyi Türk toplumunun temeli kabuletmiş; Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması için gerekli tedbirleri alması gerektiğine işaret etmiştir.
Anayasa'nın "Din ve Vicdan Hürriyeti" başlıklı 24.maddesinin son fıkrası şu düzenlemeyi öngörmektedir:
"Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temeldüzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişiselçıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya dinduygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüyekullanamaz."
765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu'nun, laikliğe aykırı olarakdevletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmende olsa dini esas ve inançlarına uydurmak amacıyla propaganda yapmak veyatelkinde bulunmak suçunu düzenleyen 163. maddesinin iptali istemiyle yapılanitiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi iptal istemini reddederken şu gerekçeyedayanmıştır: "... Laiklik ilkesini benimseyen Cumhuriyet, hukukunlaikliğini sağlamış, böylece Devlet bağımsız ve yansız bir hukuk kurumu olarakçağdaş ve uygar yapısını bulmuştur. Böylece laikliğin Anayasa'nın 2.maddesiyle, temel kural durumunda siyasal ve hukuksal yaşamda geçerlibulunması, laikliği koruyan Türk Ceza Yasasının 163. maddesiniAnayasamızın 2. maddesinin doğal ve zorunlu bir sonucu durumuna getirmektedir... Laiklikilkesini koruyan Türk Ceza Yasasının 163. maddesinin 4. fıkrasının, Anayasanınanılan ilkeye saygınlık sağlayan 12. maddesine aykırı bir yönü yoktur... TürkCeza Kanununun 163. maddesinin 4. fıkrasında tanımlanan suçun maddi ve maneviöğeleri Anayasanın 19. maddesinin 5. fıkrasındakilerin koşutu olup, Anayasanın19. maddesinde de geçen 'istismar, kötüye kullanma, yasak dışına çıkma vekışkırtma' sözcükleri, Türk ceza Kanunun 163. maddesinin 4. fıkrasındaki'propaganda ve telkini' kapsamaktadır. Anılan Anayasa hükmünde yasaklananeylemlerin yaptırımının yasada gösterileceği de açıkça belirtilmiştir. Bubakımdan itiraz konusu kural Anayasanın 19. ve ayrıca 12., 20. ve 33.maddelerine aykırı değildir..." (Any. Mah.nin 3.7.1980 tarih ve E.1980/19,K.1980/48 sayılı kararı; AMKD, Sayı:18)
İtiraz konusu kuralların Anayasa'nın 174. maddesinde sayılan sekizinkılâp kanunundan birinin (medeni nikâh esasının) ceza hukuku alanındakorunmasına yönelik olması karşısında; "Atatürk inkılâpları - laiklik -Anayasal Koruma" konusundaki bir başka Anayasa Mahkemesi kararındakigerekçeye yer vermek yerinde olacaktır:
"... Atatürk devrimlerinin hareket noktasında laiklik ilkesiyatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur. Başkabir anlatımla, laiklik ilkesi açısından verilecek en küçük bir ödünAtatürk devrimlerini yörüngesinden saptırarak yok olması sonucunudoğurabilir. Bu nedenledir ki Anayasamız 'Hiçbir düşünce vemülahazanın... Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları vemedeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereğikutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinliklekarıştırılmayacağı' yolunda kesin bir buyruğa 'Başlangıç'ta yer vermekzorunluluğunu duymuş bulunmaktadır... Türk devrimi, Atatürk'ün önderliğindegerçekleştirilen ulusal bağımsızlığın ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır ve budüşünce sistemi 1982 Anayasası'nın temel dayanağını ve felsefesininoluşturmuştur... Bu nedenledir ki Anayasamızın 24. maddesinin 4.fıkrası hükmüne başka manalar izafe etmek, Atatürkçü düşünceye ve Türkdevrimine ters düştüğü kadar, bizatihi hükmün açık olan ve yorumaelverişli bulunmayan beyanına ... aykırı olur..." (Any. Mah.nin 25.10.1983tarih ve E.1983/2 (SPK), K.1983/2 sayılı kararı; AMKD, Sayı:20)
Benzer değerlendirmelerin yapıldığı diğer bir Anayasa MahkemesiKararının gerekçesine göz atmak yararlı olacaktır:
"... İnkılâp kanunlarının korunması başlığını taşıyanAnayasanın 174. maddesi, kimi sözcük ve değişiklikleriyle 1961Anayasasının 153. maddesinin yinelenmesi biçimindedir. Maddede sıralanan sekizYasa'nın Anayasaya aykırı olduğu biçimde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağıöngörülürken, bu yasaların Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüneçıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güdendevrim yasaları olduğu belirtilmiştir... 174. maddenin içeriğinde sıralananyasaların adları, Türkiye Cumhuriyeti için önemlerini açıklamaktadır. Çağdaşuygarlık düzeyini aşmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik niteliğini korumakamacını taşıdıkları Anayasa'da kabul edilip 'inkilâp kanunları' olarak anılmaları,Türk Devrimi ve Atatürk ilkelerinin gerçekleşme amacı olduklarınıgöstermektedir... 174. madenin bağımsız olarak ayrıca Başlangıçbölümü, 2. ve 24. maddelerle birlikte değerlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti'ninlaiklik anlayışını açık biçimde ortaya koyar... 174. maddede belirtilen DevrimYasaları birbiriyle sıkı ilişki içindedir. Hepsi laiklik konusunda ayrı biralanı düzenleyerek ülkenin çağdaş yapısını kurmuşlardır. Her biri başlıbaşına büyük önem taşıyan ve birer devrim anıtı olan bu Yasalar, TürkiyeCumhuriyeti'ni sonsuza dek yaşatacak değerdedir..." (Any. Mah.nin7.3.1989 tarih ve E.1999/1, K.1989/12 sayılı kararı; AMKD, Sayı:25)
Yukarıda kapsamlı olarak metinlerine yer verilen Anayasa hükümleriile Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararları birliktedeğerlendirildiğinde; Anayasanın 174. maddesinin 4. fıkrası ile koruma altınaalınan inkılâp kanunlarından "17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı TürkKanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağınadair medeni nikâh esası ile aynı Kanunun 110. maddesi hükmü" (743 sayılıTürk Kanunu Medenisi 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ileyürürlükten kaldırılmakla beraber, Anayasanın 174/4. maddesinde sözü edilendüzenlemeler 4721 sayılı Kanunun 141., 142. ve 143. maddelerinde aynı muhafazaedilmiştir.) Ceza hukuku alanında 1936 yalından bu yana koruma altına alınmış(765 sayılı TCK.nun 237/3-4 Md; 5237 sayılı TCK.nun 230/5-6 Md) olup;Anayasanın 174/4. md.nin "Başlangıç"taki değinilen ilkeler, 2., 14.,24/son ve 41. maddeleriyle birlikte yorumlanması gerekliliği karşısında,"din ve vicdan hürriyeti"nin bu inkılâp kanununun önünegeçirilebilmesine imkân bulunmadığı, Türk kadınının çağdaş uygarlıkdüzeyine ulaştırılması, kadının ve ailenin korunması amacına yönelik olan"medeni nikâh" esasını benimsemesi ve ülkenin laik düzeninin korumayıhedefleyen bu inkılâp kanununun aksine tutum ve davranışları engellemeye matufdava konusu kuralların gerçekte bu Anayasal ilkenin korunmasına yönelik bir cezayaptırımından ibaret olduğu, esasen yasa koyucunun dahi bu kurallara ilişkingerekçede, düzenlemeyle Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendininvurgulanmakta olduğunu ifade ettiği, keza önceki (mülga) Türk Ceza Kanunu'ndakiaynı düzenlemenin Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya aykırı görülmeyerekiptal isteminin reddedildiği, anılan İnkilâp Kanununu dolaylı yoldanzayıflatabilecek bir yorum biçimiyle düzenlemenin vicdan ve din hürriyetiile bağdaşmadığının öne sürülmesinin, yorumda Anayasa'nın işaretedilen diğer hükümlerinin birlikte ele alınması gerekliliği karşısında kabul edilemeyeceği, ayrıca işaret edilen Anayasa Mahkemesi kararlarınında bunu desteklemediği, bilakis aksini ortaya koyduğu, kaldı ki, iptaliistenen kuralın (5) numaralı fıkrasının 2. cümlesinde yer alan,"Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütünsonuçlarıyla ortadan kalkar" hükmü de dikkate alındığında ailehukukunu, özel hayatı, din ve vicdan hürriyetini ve medeni nikâh esasınıkoruyan bu kuralın ölçülü olmadığının da söylenemeyeceği, dolayısiylekuralların Anayasa'nın herhangi bir hükmüne aykırı düşmediği ve bu nedenleiptal isteminin reddi gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğunkuralın iptali yolundaki kararına katılamadık.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
KARŞIOY YAZISI
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) numaralıfıkrasında düzenlenen, evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel töreniniyaptırmak ve (6) numaralı fıkrasında yer alan söz konusu töreni yapmaksuçlarının Anayasa'ya aykırılığı konusundaki çoğunluk kararına aşağıdakinedenlerle katılmamaktayım:
Ulusal kurtuluş savaşı ile elde edilen bağımsızlık ve millihakimiyet temelinde ve devrimle kurulan Türkiye cumhuriyeti'nin medenimilletler camiasına kendini kabul ettirmesinin başlıca dayanaklarından biri dekadın-erkek eşitliğini esas alan Türk Kanunu Medenisi olmuştur. Medeni Kanun'laçok eşliliğe son verilerek resmi nikah esasının kabul edilmesinden sonra dayeni hukuki kurumların ayakta tutulabilmesi için, bazı önlemler öngörülmüştür.Medeni nikah yapılmadan dini nikah yapılmasının bazı yaptırımlara tabitutulması da bu kapsamdadır. Konuya salt hukuki ve Anayasal açıdanbakıldığında, Anayasa Mahkemesinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun bu iptal davasındakikurallarla aynı düzenlemeyi içeren 237. maddesinin dördüncü fıkrasının iptaliistemini reddeden, 2.5.2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan,Esas.1999/27, Karar:1999/42 sayılı ve OYBİRLİĞİYLE alınmış kararındakigerekçeler, bu iptal istemi yönünden de aynen geçerli olup, iptal istemininreddi gerekmektedir. Ancak bu kere konuya insan hakları ekseninde birgerekçeyle yaklaşılarak farklı bir sonuca varıldığından, iptal istemine konuolan kuralların koruduğu hukuksal değerler ile ihlal edildiği sonucuna varılanAnayasa hükümlerinin yeniden karşılaştırılması yararlı olacaktır.
Modern laik yaşamın ve buna bağlı toplum düzeninin gerekleriniyüce dinimizin emirleri ile en güzel şekilde bağdaştırmasını bilen halkımızınbüyük bir çoğunluğu, evlilik akdini icra ederken hem hukuki hem de dinive sosyal vecibeleri vecibeleri yerine getirmeyi usul edinmiş, buna göreöncelikle remi nikahın yapılması, sonra da dini tören ve düğün yapılmasışeklindeki uygulama bir örf ve adet haline gelmiştir.
Kanun'un 230. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birincicümlesinde, aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel töreniniyaptıranların iki aydan altı aya kadar hapis cezasına çarptırılmasıöngörülmekle birlikte, ikinci cümlede "Ancak, medeni nikahyapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadankalkar" denilmiştir. Bu düzenlemenin, ceza mevzuatında yer alandiğer suçlara ilişkin etkin pişmanlık ve hafifletici sebeplerden farklı, suçuadeta "tazyik hapsi" niteliğinde bir yaptırıma bağlayan bir kuralolduğu görülmektedir. Bundan da amacın, kimseyi dini tören yaptığı içincezalandırmak olmayıp, sadece dini törenin nikah akdinden sonra yapılmasınısağlamak, böylece resmi evlenme akdinin ertelenerek, dini esasa göre kurulanaile birlikteliğinin hukuk düzeni dışında kalmasından dolayı kadın ve doğacakçocuklar yönünden muhtemel hak kayıplarını önlemek olduğu anlaşılmaktadır.
Konuya sosyolojik açıdan bakıldığında, toplumuzda hem resmi hem dedini nikah ile evlenen çiftlerin oranının Türkiye İstatistik Kurumu'nunverilerine göre 2011 yılında ilk evliliğinde hem resmi hem de dini nikahlaevlenenlerin oranı % 93,7 iken sadece resmi nikahla evlenenlerin oranı %3,3 ve sadece dini nikahla evlenenlerin oranı % 3'tür. Bölgelere göre nikahtürleri incelendiğinde, resmi evliliği olmayıp sadece dini nikah yaptıranlarınoranının en yüksek olduğu bölgenin Güneydoğu Anadolu bölgesi olduğu (% 8,3), endüşük orana sahip bölgenin ise Batı Marmara bölgesi olduğu (% 0,9)görülmektedir (Türkiye İstatistik Kurumu Bülteni, Sayı:13662, 13 mayıs 2013).
Yine Civelek ve Koç tarafından 2005 yılında yapılmış ailearaştırmasında da sadece dini nikahı olanların oranının 1968'de % 15 iken1978'de % 12, 1988'de % 8, 1998'de %7 ve 2003'te de % 5,8 olduğu görülmektedir.Bu verilere göre 1968'den 2003'e kadar sadece imam nikahlı birlikteliklerde %61 azalma meydana gelmiştir. Yine aynı araştırmanın bulgularından, Türkiyegenelinde "imam nikahı"nın bölgesel ve sosyo-kültürelfaktörlere göre değişiklik arzettiği, bu bağlamda coğrafi olarak Batı'danDoğu'ya arttığı, eğitim seviyesi yükseldikçe azaldığı, kırsal bölgelerdekentlere daha fazla olduğu, hane refah seviyesiyle de ilgili olduğu, refahseviyesi çok kötü olan ailelerde % 15, orta olan hanelerde % 4, iyi olanhanelerde ise % 1 oranında olduğu görülmüştür. Bu tablodan çıkan sonuç,toplumsal düzenin temel esaslarından biri olarak kabul edilen kadın-erkekeşitliğine dayalı evlilik kurumunun, yani Medeni Kanun'a göre yapılan evlenmeakdinin Devletçe bazı yaptırımlarla desteklenmesine ihtiyacın, kalkınmışlıkdüzeyi arttıkça ters orantılı olarak azaldığı, ancak toplumun bazı kesimleri vebazı bölgeler itibariyle halen bazı yaptırımlara ihtiyaç bulunduğu ve iptaliistenen kuralın bu yönde önemli bir kamu yararına hizmet ettiğidir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laikve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde Devletin temelamaç ve görevleri sayılmış, 10. maddesinde eşitlik ilkesi, 17. maddesindekişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, 41. maddesindeailenin korunması ve çocuk hakları düzenlenmiştir. Eşitliği güvence altına alan10. maddeye 2004 yılında eklenen fıkrada "Kadınlar ve erkeklereşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamaklayükümlüdür"denilmiş; fıkraya 2010 yılında eklenen cümlede de "Bumaksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz" hükmügetirilmiştir. İptali istenen kuralla herkesten önce kadınları korumaktaolduğundan, anayasal denetimde işin bu yönünün gözden kaçırılması hatalısonuçlara götürecektir.
Sosyolojik araştırmalara göre aralarında herhangi bir şekildeevlenme akdi olmadan aile hayatı yaşayan çiftlerin oranı, sadece dini törenleevlenenlerin oranından daha düşüktür. Öte yandan, bu kategorideki kişilerledini törenle evlenmiş olduğunu düşünen kişiler arasında eşitlik karşılaştırmasıyapılması da mümkün değildir. Çünkü eğitim ve ekonomik gücü yüksek olankişilerin kurduğu birlikteliğin her iki taraftan herhangi birinin isteği ilesona erdirilmesi genelde toplumsal barışı bozucu bir etki yatamazken, inançlarıgereği kendisini dini nikahla bağlı sayan taraflar arasında birlikteliğinbozulması çok ciddi sorunlara ve geniş aileleri de karıştıran, toplumsal barışıbozucu ciddi suçlara yol açabilmektedir. Durum ve konumları itibariyle farklıolanlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı açıktır.
Kuralların öngördüğü cezanın Anayasa'nın 20. ve 24. maddelerindekitemel haklara ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiğinden de söz edilemez. Çünküburadaki müdahale, sadece belli bir dini törenin zamanlamasına yönelik, haklınedenlere dayanan bir müdahaledir. Medeni nikahın yapılmasıyla suç ve cezanınortadan kalkacak olması, müdahaleyi daha da hafiflettiğinden, ölçüsüzsayılamaz. Çoğunluk gerekçesinde de belirtildiği gibi, 20. ve 24. maddelerdekiözgürlüklerin, bunların doğasından kaynaklanan bazı sınırları vardır. Dinselbir törenin yapılmasından önce kişinin bazı koşulları yerine getirmesinde haklıbir neden ve üstün bir kamu yararı varsa, ölçülü olmak şartıyla Devletçe bazıkurallar konabilir. Nitekim 80 yıldır halkımızın büyük çoğunluğu dinivecibelerini de ihmal etmeden bu kurallara uymuş ve bu kuralların kaldırılmasıyönünde yasa koyucu üzerinde önemli bir toplumsal talep yaşanmamıştır.Kurallarla sıkıntısı olan kişilerin çoğunlukla, evlilik kurumunun kanuniyükümlülüklerinden kurtulmak ve partnerini, özellikle inançlı bir kişi ise,hukuken evli olmaksızın birlikte yaşamaya ikna etmek için dinin manevi gücündenyararlanmak isteyenler olduğu anlaşılmaktadır. Bunların da özgürlüklerkapsamında himaye edilecek meşru bir hukuki yararlarının olmadığı açıktır.
Dini töreni yapan kişiler yönünden de kurallara ilişkin iptalisteminin aynı gerekçelerle reddi gerekir. Kaldı ki, başkalarını evlendirmekgibi dini bir zorunluluk da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 10., 20. ve 24. maddelerineaykırı olmayan yasa kurallarının iptali isteminin reddine karar verilmesigerekir.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT