ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2014/86
Karar Sayısı : 2015/109
Karar Tarihi : 25.11.2015
R.G. Tarih-Sayı : 8.1.2016 - 29587
İPTAL DAVASINI AÇAN:Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY, Muharrem İNCE ile birlikte 120milletvekili
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- Karacabey Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/84)
2- İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesi(E.2014/98)
3- Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesi(E.2014/102)
4- Afyonkarahisar 2. Sulh Ceza Mahkemesi (E.2014/105)
5- Erciş Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/106)
6- Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/109)
7- Manisa 1. Sulh Ceza Mahkemesi(E.2014/110)
8- Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi(E.2014/111)
9- Ankara 12. İdare Mahkemesi (E.2014/125)
10- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/132)
11- Denizli 6. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/135)
12- Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi (E.2014/145)
13- Kocaeli 2. İdare Mahkemesi (E.2014/150)
14- Samsun 1. İdare Mahkemesi (E.2014/153)
DAVA ve İTİRAZLARIN KONUSU: 21.2.2014 tarihli ve 6526sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A-10. maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 128. maddesinin;
1-(1) numaralı fıkrasına eklenen cümlelerin,
2-(2) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemek amacıylaörgüt kurma (madde 220),"biçimindeki(10) numaralı alt bendininyürürlükten kaldırılmasının,
3-Değiştirilen (9) numaralı fıkrasının,
B-12. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin;
1-Değiştirilen (1) numaralı fıkrasının,
2-Eklenen (2) numaralı fıkrasının,
3-Mevcut (8) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemekamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut(9) numaralı alt bendinin yürürlükten kaldırılmasının,
C- 13. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinin, değiştirilen(1) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,
D-14. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesinin;
1-(1) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemek amacıylaörgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut(6) numaralı alt bendinin yürürlükten kaldırılmasının,
2-Değiştirilen (2) numaralı fıkrasının,
E-17. maddesiyle 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 27. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindensonra gelmek üzere eklenen cümlenin,
F-18. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin;
1-(1) numaralı fıkrasına eklenen cümlelerin,
2-Değiştirilen (4) numaralı fıkrasının,
Anayasa'nın Başlangıcı, 2., 9., 10., 11., 13., 36., 37., 38.,125., 138., 140., 141. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerekiptallerine ve 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesine eklenen (2) numaralı fıkraharicindeki kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ
İptali istenilen kuralların yer aldığı 6526 sayılı Kanun'un;
A-10. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128.maddesinin;
1-Cümleler eklenen (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve busuçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebibulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;
a) Taşınmazlara,
b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,
c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba,
d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak vealacaklara,
e) Kıymetli evraka,
f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına,
g) Kiralık kasa mevcutlarına,
h) Diğer malvarlığı değerlerine,
Elkonulabilir. Somut olarak belirlenenBu taşınmaz, hak, alacak vediğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişininzilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi yapılabilir.(Ek cümle:21/2/2014 - 6526/10 md.) Bu madde kapsamında elkoyma kararı alınabilmesi içinilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye PiyasasıKurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi,Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkinrapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde hazırlanır. Özel sebepler zorunlukıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha uzatılabilir."
2-Yürürlükten kaldırılan"Suç işlemek amacıyla örgüt kurma(madde 220),"ibaresinin yer aldığı (10) numaralı bendin bulunduğu (2)numaralı fıkranın ilgili kısmı şöyledir:
"Birinci fıkra hükmü;
a) Türk Ceza Kanununda tanımlanan;
1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
3. Hırsızlık (madde 141, 142),
4. Yağma (madde 148, 149),
5. Güveni kötüye kullanma (madde 155),
6. Dolandırıcılık (madde 157, 158),
7. Hileli iflas (madde 161),
8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
9. Parada sahtecilik (madde 197),
10.(Mülga: 21/2/2014 - 6526/10 md.)
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. Edimin ifasına fesat karıştırma (madde 236),
13. Zimmet (madde 247),
14. İrtikap (madde 250)
15. Rüşvet (madde 252),
16. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 305,306, 307, 308),
17. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
18. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329,330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
.
Hakkında uygulanır."
3-Değiştirilen (9) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bu madde hükmüne göre elkoymaya ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için deoy birliği aranır."
B-12. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin;
1-Değiştirilen(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada,suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerininvarlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda,ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyetsavcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimitespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgilerideğerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl mahkemenin onayınasunar ve mahkeme, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolmasıveya mahkeme tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyetsavcısı tarafından derhâl kaldırılır. Bu fıkra uyarınca alınacak tedbire ağırceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire kararverilebilmesi için de oy birliği aranır."
2-Eklenen(2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbirkararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsakullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir."
3-Yürürlükten kaldırılan"Suç işlemek amacıyla örgüt kurma(iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut(9) numaralı alt bendin bulunduğumevcut (8) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılansuçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9.(Mülga: 21/2/2014 - 6526/12 md.)
10. Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. Rüşvet (madde 252),
13. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
14. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
15. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
16. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329,330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
."
C-13. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinin değiştirilen(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delilleredayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil eldeedilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarakgörevlendirilebilir.Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye ağır cezamahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire kararverilebilmesi için de oy birliği aranır."
D-14. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesinin;
1-Yürürlükten kaldırılan"Suç işlemek amacıyla örgüt kurma(iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut(6) numaralı alt bendin bulunduğu (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delilleredayanankuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil eldeedilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerive işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149),
4. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
5. Parada sahtecilik (madde 197),
6.(Mülga:21/2/2014 - 6526/14 md.)
7. Fuhuş (madde 227)
8. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
9. Rüşvet (madde 252),
10. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
11.Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
12. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
13. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329,330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),
Suçları.
."
2-Değiştirilen (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Teknik araçlarla izlemeye ağır ceza mahkemesi tarafından oybirliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için deoy birliği aranır."
E-17. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27.maddesine eklenen cümleyi içeren (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanmasıhalinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkçahukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalıidarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçegöstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisitükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yenidenkarar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.(Ekcümle: 21/2/2014 - 6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilenatama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelereilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerdensayılmaz.Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangigerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacaktelafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur.Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğugerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez."
F-18. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin;
1-(1) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü ve dördüncü cümlelerşöyledir:
"Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, görevden alma,göreve son verme, naklen veya vekâleten atama, yer değiştirme, görev ve unvandeğişikliği işlemleriyle ilgili olarak verilen iptal ve yürütmenindurdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereği; dava konusu edilen kadronunboş olması hâlinde bu kadroya, boş olmaması hâlinde ise aynı kurumda kazanılmışhak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirilir.Eski kadro ile atandığı yeni kadro arasında mali haklar bakımından bir farkbulunması durumunda, bu fark 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet MemurlarıKanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen usul ve esaslarçerçevesinde ödenir."
2-Değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerinceyerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhineaçılabilir."
II- İLK İNCELEME
1.Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, E.2014/98 sayılıdosyanın 14.5.2014 tarihinde, E.2014/102 sayılı dosyanın 28.5.2014 tarihinde,E.2014/105, E.2014/106, E.2014/110 ve E.2014/111 sayılı dosyaların 11.6.2014tarihinde, E.2014/125 sayılı dosyanın 3.7.2014 tarihinde, E.2014/132 sayılıdosyanın 16.7.2014 tarihinde, E. 2014/135 sayılı dosyanın 23.7.2014 tarihinde,E.2014/145 sayılı dosyanın 25.9.2014 tarihinde ve E.2014/153 sayılı dosyanın2.10.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
2. E.2014/84 ve E.2014/86 sayılı dosyaların 14.5.2014 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantılarında dosyalarda eksiklik bulunmadığından esasageçilmesine ve yürürlüğü durdurma taleplerinin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
3. E.2014/109 sayılı dosyanın 11.6.2014 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında, 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin,
a- 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen (1) numaralıfıkrasının;
aa- Birinci cümlesinde yer alan ".ve kovuşturmada.",".veya sanığın." ibarelerinin,
ab- "Bu fıkra uyarınca alınacak tedbire ağır cezamahkemesince oy birliğiyle karar verilir..." biçimindeki dördüncücümlesinin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
b- 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle eklenen (2) numaralıfıkrasının esasının incelenmesine, Zühtü ARSLAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
karar verilmiştir.
4. E.2014/150 sayılı dosyanın 2.10.2014 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında, öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
5. İtiraz başvurusunda bulunan Mahkemede bakılmakta olan dava,naklen atama işleminin iptaline ilişkindir. İtiraz konusu kuralda ise mahkemekararlarının süresinde yerine getirilmemesi durumunda davanın idare aleyhine açılacağıdüzenlenmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkemenin önünde bu sebebedayanılarak açılmış bir dava bulunmamaktadır. Dolayısıyla 2577 sayılı Kanun'un28. maddesinin 6526 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle değiştirilen (4) numaralıfıkrası itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulanacak kural değildir.
6. Bu nedenle, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin;
a- 6526 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle değiştirilen (4) numaralıfıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemeninyetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
b- (1) numaralı fıkrasına, 6526 sayılı Kanun'un 18. maddesiyleeklenen;
ba- Üçüncü cümlenin ".dava konusu edilen kadronun boş olmasıhâlinde bu kadroya, boş olmaması hâlinde ise aynı kurumda kazanılmış hak aylıkderecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirilir"bölümünün,
bb- "Eski kadro ile atandığı yeni kadro arasında malihaklar bakımından bir fark bulunması durumunda, bu fark 14/7/1965 tarihli ve657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasındadüzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde ödenir." şeklindeki dördüncücümlenin,
esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
III- BİRLEŞTİRME KARARLARI
7.E.2014/84 ve E.2014/98 sayılı dosyaların 14.5.2014 tarihinde,E.2014/102 sayılı dosyanın 28.5.2014 tarihinde, E.2014/105, E.2014/106,E.2014/109, E.2014/110 ve E.2014/111 sayılı dosyaların 11.6.2014 tarihinde,E.2014/125 sayılı dosyanın 3.7.2014 tarihinde, E.2014/132 sayılı dosyanın16.7.2014 tarihinde, E.2014/135 sayılı dosyanın 23.7.2014 tarihinde, E.2014/145sayılı dosyanın 25.9.2014 tarihinde, E.2014/150 ve E.2014/153 sayılı dosyaların2.10.2014 tarihinde aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2014/86 sayılıdosyayla BİRLEŞTİRİLMESİNE ve esaslarının kapatılmasına, esas incelemeninE.2014/86 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
8.Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri,Raportör Hasan MutluALTUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,dava ve itiraz konusukanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A- Kanun'un 10. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 128. Maddesinin(1) Numaralı Fıkrasına Eklenen Cümlelerin İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
9.Dava dilekçesinde özetle,suçtanelde edilen değere ilişkin raporun, yürütme organına yakın ve bu nedenleobjektif, tarafsız ve bağımsız olmaları kendilerinden beklenilmeyen yargılamadışı kurumlardan alınacağının öngörülmesinin soruşturmanın selâmetine zarar vericimahiyette olduğu, Cumhuriyet savcısının yetki alanını sınırlandırdığı vesoruşturmanın gizliliği prensibini ihlal ettiği,mahkemelerin bağımsızlığıilkesine uygun olmadığı,el koyma tedbiri için alınması gerekli raporunbeklenmesi sürecinde soruşturma konusu malvarlıklarının soruşturma vekovuşturma makamlarından kaçırılma ihtimalinin bulunduğu, bu nedenlerlekuralın,Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmektedir.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
10.Dava konusu kuralla, sanıkveya şüpheliye ait taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine elkoyma tedbirinin uygulanabilmesi için ilgisine göre, Bankacılık Düzenleme veDenetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu,Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim StandartlarıKurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınacağı, bu raporun engeç üç ay içinde hazırlanacağı, özel sebepler zorunlu kıldığında bu sürenintalep üzerine iki ay daha uzatılabileceği öngörülmektedir.
11.Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
12.Anayasa'nın 138. maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verecekleri, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir dava hakkındaYasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamayacağı,görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulamayacağı, yasama veyürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda bulundukları,bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği vebunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükme bağlanmıştır.
13. Dava konusu kuralın yer aldığı madde gerekçesinde, uygulamadaşüpheli ve sanıkların nakdi ya da ayni tüm hak ve alacakları ile malvarlığınasuçtan elde edilip edilmediği araştırılmadan el konulduğu, oysa şüpheli veyasanıkların tüm malvarlıklarına değil sadece suçtan elde edildiği tespit edilentaşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el koyma tedbirinin uygulanmasıgerektiği ifade edilmektedir.
14. 6526 sayılı Kanun'un maddede yaptığı değişiklikle, taşınmaz,hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el koyma tedbirinin uygulanabilmesibakımından suçun işlendiğine ve belirtilen değerlerin bu suçlardan elde edildiğinedair somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin varlığının aranması koşulugetirilmiştir. Dava konusu kuralla ise söz konusu malvarlığı değerleribakımından el koyma tedbirinin uygulanabilmesi için ilgisine göre, BankacılıkDüzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları AraştırmaKurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim StandartlarıKurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması öngörülmektedir.Kuralla, kendi görev alanlarıyla ilgili olarak uzmanlığı olan kurumlara,elkoymaya konu malvarlığının ne kadarlık kısmının suçtan kaynaklandığınınbelirlenmesine yönelikrapor hazırlama görevi verilerek uygulamadaki sorunlarınçözümlenmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır.Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu'nun62. maddesinde öngörüldüğü üzere, çözümü uzmanlık, özel veya teknik bilgigerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına kararverilebileceğinden,söz konusu kurumlar tarafından rapor hazırlanmasının,soruşturmaaşamasında Cumhuriyet savcısı ve kovuşturma aşamasında mahkemeler tarafındanaynı konuda bilirkişi incelemesine başvurulabilmesine engel oluşturmadığıaçıktır. Bu bağlamda kuralın, Cumhuriyet savcısının veya mahkemelerin sahipoldukları yetkilere ilişkin bir sınırlama teşkil ettiği söylenemez. Dolayısıyladava konusu kuralda Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerineaykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
16. Kuralın Anayasa'nın Başlangıcıyla ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun'un 10. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 128. Maddesinin(2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin (10) Numaralı Alt Bendinin YürürlüktenKaldırılmasının İncelenmesi
1-İptal Talebinin Gerekçesi
17.Dava dilekçesinde özetle,suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarında taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma tedbirinin uygulanmayacak olmasının bu suçla mücadeleyi olanaksızkılacağı, maddede sayılan diğer suçlar hakkında bu tedbir uygulanabilirkenörgütlü suçların kapsam dışı olmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, zira suçişleyen sanıklar ve şüpheliler arasında ayrım yapıldığı belirtilerek kuralın,Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
18.6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesiuyarınca, dava konusu kural, ilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. maddesi yönünden deincelenmiştir.
19. Dava konusu kuralla,soruşturma veya kovuşturma konusu suçunişlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanankuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa aittaşınmaz, hak,alacak ve diğer mal varlığı değerlerine el koyma işleminin yapılabileceğisuçlar kapsamından, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçuçıkarılmıştır.
20. Bir soruşturma ya da kovuşturma sırasında taşınmazlara, hak vealacaklara ve diğer mal varlığı değerlerine el koyma tedbirinin uygulanabilmesiiçin, soruşturulan veya kovuşturulan suçun, dava konusu kuralın da içerisindebulunduğu fıkrada yazılı olan katalog suçlar listesinde bulunması zorunludur.Dava konusu düzenlemeyle "suç işlemek amacıyla örgüt kurma"suçu, katalog suçlar listesinden çıkarılmıştır.
21. Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal veekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadeleamacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulmasıDevletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkindüzenlemeler bakımından kanun koyucu Anayasa'nın temel ilkelerine bağlı kalmakkoşuluyla, soruşturma ve yargılamaya ilişkin olarak hangi yöntemlerinuygulanacağı, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suçsayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıylakarşılanmaları gerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya dahafifletici öğe olarak kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisinesahiptir.
22. 6526 sayılı Kanun'un genel gerekçesiyle itiraz konusu kuralınyer aldığı madde gerekçesinde,taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma korumatedbirlerinin hangi suçlar bakımından uygulanacağının Kanunda açıkçabelirtildiği, ancak bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi içinsoruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatıldığı veyürütüldüğü, dava konusu kuralla bu tedbirlerin uygulanacağı suçlar arasındanTürk Ceza Kanunu'nun 220. maddesi çıkarılmak suretiyle, anılan maddekullanılarak katalogda bulunmayan suçlar bakımından bu tedbirlerin uygulanmaihtimalinin ortadan kaldırıldığı ifade edilmektedir. Kanun koyucunun bu konudasahip olduğu takdir yetkisi kapsamında uygulamadaki sıkıntıları gidermeyeyönelik olarak suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunu, taşınmazlara, hak vealacaklara elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanacağı suçlar arasından çıkardığıanlaşılmaktadır.
23.Suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesialanında sistem tercihinde bulunan kanun koyucunun, maddi gerçeğin hukuka uygunolarak ortaya çıkarılmasını sağlamak için düzenlediği dava konusu kuralın,hukukun temel ilkeleri gözetildiğindeAnayasa'nın 2. maddesine aykırı bir yönüyoktur. İptaltalebininreddi gerekir.
24.Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun'un 10. Maddesiyle 5271SayılıKanun'un128. MaddesininDeğiştirilen (9) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
25.Dava dilekçesinde özetle,daha önce tek hâkim tarafından karar verilebilen taşınmaz, hak, alacak ve diğermalvarlığı değerlerine el koyma tedbirine ilişkin talepler hakkında kararverilebilmesi için dava konusu kuralla soruşturma ve davaların devam ettiği birsüreçte ağır ceza mahkemelerinin oybirliğiyle karar vermeleri koşulununaranmasının kanuni hâkim ilkesiyle çeliştiği, çok daha ağır sonuçları olanhükümlülüklere tek hâkimle ya da heyetin oyçokluğuyla karar verilebilmekte ikenbir koruma tedbiri olan el koyma kararı verilebilmesi için oybirliği koşulununaranmasının suç failleri yönünden eşitsizliğe neden olduğu belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 10. ve 37. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
26. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
27. Dava konusu kuralla, taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığıdeğerlerine el koymaya ağır ceza mahkemelerince oybirliği ile karar verileceği,itiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de yine oybirliğininaranacağı belirtilmiştir.
28. Anayasa'nın 37. maddesinde,"Hiç kimse kanunen tabiolduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabiolduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargıyetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."denilmiştir.
29. Hukuk devletinde, kanun koyucu ceza yargılamasına ilişkinkurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmakkoşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. NitekimAnayasa'nın konuyla ilgili 142. maddesinde mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği açıkça hükümaltına alınmıştır.
30. Taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerleri bakımındanel koyma tedbiri de içerisinde olmak üzere koruma tedbirlerine hangi mahkemelertarafından karar verileceği, bu mahkemelerin inceleme usulleri ve kararlarıntek hâkimle ya da heyetle, oybirliğiyle ya da oyçokluğuyla verilmesi, itirazüzerine nasıl bir yöntem izleneceği gibi konular, kanun koyucunun mahkemelerinkuruluşu, görev, yetki ve yargılama usullerini belirleme yetkisi kapsamındadır.Taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerleri bakımından el koyma tedbirimülkiyet hakkının ve kişilerin ekonomik gelişiminin ağır biçimde ihlaline açıkolan bir koruma tedbiridir. Bu nedenle kanun koyucunun, gereksiz el koymatedbiri uygulanmasını önlemek amacıyla bu taleplerin daha iyi bir biçimdearaştırılmasını sağlamak için karar sürecini diğer tedbirlerden farklı biryöntem çerçevesinde ve ayrı olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. Ayrıca sözkonusu tedbirin uygulanmasının toplumsal yansıması ve etkilerinin diğer korumatedbirlerden daha büyük ve uzun süreli olabilme ihtimalinin de bu tedbirkararının alınması bakımından ayrı bir usulün öngörülmesini gerektirdiğiaçıktır. Bu kapsamda kanun koyucu tarafından söz konusu tedbir ile ilgilitaleplerin inceleneceği mahkemelere ve bu mahkemelerde uygulanacak yargılamausullerine ilişkin özel düzenlemeler getirilmesinde hukuk devleti ilkesineaykırı bir yön bulunmamaktadır.
31. Diğer yandan ağır ceza mahkemelerinin oybirliğiyle kararvermeleri şeklindeki kural yeni bir mahkeme kurulması niteliğinde olmayıp,Kanun'un yürürlüğe girmesiyle birlikte taşınmazlar, hak ve alacaklar ve diğermalvarlığı değerleriyle ilgili el koyma kararlarının verilmesine ilişkin yetkive koşullar ile hangi merci tarafından verileceğini düzenlemektedir. Bu yönüylekuralın, kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
32.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 37. maddelerineaykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
33.Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D- Kanun'un 12. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 135. MaddesininDeğiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- İptal Talebinin ve İtirazların Gerekçesi
34. Dava dilekçesinde özetle, iletişimin denetlenmesi tedbirlerineağır ceza mahkemelerinin oybirliğiyle karar vermeleri şeklindeki düzenlemeninkanuni hâkim ilkesiyle çeliştiği, aynı konuda daha önce tek hâkim tarafındankarar verilebilmekte iken soruşturma ve davaların devam ettiği süreçte böylebir değişikliğe gidilemeyeceği, bunun yanında birer koruma tedbiri olaniletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesiişlemleri için üç kişilik heyet oybirliğiyle karar verirken, çok daha ağırsonuçları olan hükümlülüklere tek hâkimle ya da heyetin oyçokluğuyla kararverilebildiği, bu durumun suç failleri yönünden eşitsizliğe neden olduğubelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 10. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
35. İtiraz başvurularında ise özetle, kuralla iletişimindenetlenmesi tedbirine başvurmanın neredeyse imkânsızlaştığı ve bu nedenleşüpheliler ve sanıklar hakkında delil elde edilemeyeceği, bu durumuyla kuralınhukuk devleti ve adil yargılanma ilkeleriyle çeliştiği, başka tedbirlere tekhâkim tarafından karar verilebilirken bu tedbire ağır ceza mahkemelerininoybirliğiyle karar vermesinin kabul edilmesinin kişiler arasında eşitsizlikyaratacağı, aynı zamanda yargılama sürecinin de uzayacağı, bu nedenle hak aramaözgürlüğü gerektiği gibi kullanılamayacağı gibi davaların en az giderle vesüratle sonuçlandırılmasının da mümkün olamayacağı, derdest bir davada görevlive yetkili olmayan bir mahkemenin karar verme mercii olarak belirlenmesinin vebaşka bir mahkeme tarafından karar verilen koruma tedbiriyle elde edilendeliller çerçevesinde yargılama yapılmasının mahkemelerin bağımsızlığıilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 9., 10., 11., 36.,37., 38., 138., 140., 141. ve 142. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
36.Kuralda yer alan "tespit edilebilir," ibaresi,2.12.2014 tarihli ve 6572 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun veKanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 42. maddesiylemadde metninden çıkarıldığından, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin iptaltalebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
37. İtiraz başvuruları yönünden ise 6572 sayılı Kanun'un 42.maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesine (6) numaralı fıkra eklenerek buişlemler için soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkemetarafından karar verileceği öngörülmüştür. Böylece soruşturma aşamasındailetişimin tespitine ihtiyaç duyulduğunda bu karar sulh ceza hâkimliği, kovuşturmaaşamasında ise dava hangi mahkemede görülmekte ise o mahkeme tarafındanverileceğinden ağır ceza mahkemeleri tarafından oybirliğiyle karar verilmesikoşulu kaldırılmıştır. Bu bağlamda başvuru kararlarında ileri sürüleniletişimin tespit edilebilmesi yönündeki Anayasa'ya aykırılık iddiası ortadankalktığından itiraz başvuruları yönünden de konusu kalmayan "tespitedilebilir," ibaresi hakkında karar verilmesine yer olmadığına kararverilmesi gerekir.
38.6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralın"tespitedilebilir," ibaresi dışında kalan bölümüilgisi nedeniyleAnayasa'nın20. ve 22. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
39. Dava ve itiraz konusu kuralla, bir suç dolayısıyla yapılansoruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanankuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesiimkânının bulunmaması durumunda, ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyonyoluyla iletişiminin dinlenebileceği, kayda alınabileceği ve sinyalbilgilerinin değerlendirilebileceği, Cumhuriyet savcısının kararını derhâlmahkemenin onayına sunacağı ve mahkemenin, kararını en geç yirmi dört saatiçinde vereceği, sürenin dolması veya mahkeme tarafından aksine karar verilmesihâlinde tedbirin Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılacağı, bu fıkrauyarınca alınacak tedbire ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verileceği,itiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oybirliğinin aranacağıöngörülmektedir.Kuralla, kuralın gerekçesinde deifade edildiği gibi korumatedbirleri bakımından öngörülen sisteme paralellik sağlandığı ve iletişimindinlenmesi ve kayda alınması tedbirine karar verilebilmesinin, suç işlendiğineilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığınabağlandığı anlaşılmaktadır.
40.Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlığınıtaşıyan 20. maddesinde, "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz."kuralına yer verilmiştir.
41. Anayasa'nın 22. maddesinde bir özgürlük olarak güvenceyealınan haberleşme, kişilerin özel hayatlarının bir parçasıdır. Haberleşmeözgürlüğünün kullanılması demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirlerniteliğinde ve Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen nedenlere bağlıolarak, kanunla, belli koşullara, sınırlamalara bağlanabilir. Ancak, getirilenbu sınırlamalar hakların özüne dokunamaz, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.Ceza yargılamasında iletişimin hukuka uygun olarak denetlenebilmesinin temelkoşulu, kuralın Anayasa'nın 22. maddesine uygun şekilde düzenlenmesidir.
42. Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında"Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargınıngörevidir."denilerek, yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasınınve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin, yargınıngörevlerinden olduğunun altı çizilmiştir.
43. Hak arama özgürlüğünün düzenlendiği Anayasa'nın 36. maddesindehak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise demahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerininkanunla düzenleneceğini öngören Anayasa'nın 142. ve davaların mümkün olan en azgiderle ve en süratli şekilde sonuçlandırılmasını ifade eden Anayasa'nın 141.maddelerinin, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesigerektiği açıktır.
44. Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimleringörevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarakvicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri, ikinci fıkrasında ise hiçbirorgan, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye vetelkinde bulunamayacağı belirtilerek hukuk devleti ilkesinin bir gereği olanmahkemelerin bağımsızlığı teminat altına alınmıştır.
45. Özel hayat, bütün unsurlarıyla tanımlanamayacak kadar genişbir kavram olup devletin yetkili temsilcileri tarafından ilgililer hakkındarızaları olmaksızın bilgi toplanmasının her zaman söz konusu kişinin özelhayatını ilgilendireceği kuşkusuzdur. Kişilerin iletişimlerinin dinlenmesi,kayda alınması gibi veri toplama biçimindeki faaliyetlerin özel hayatıngizliliğine müdahale oluşturduğu açıktır. Bunun yanında iletişimindenetlenmesi, kişilerin haberleşme özgürlüğüne de müdahale gerektiren birtedbirdir. Kişilerin haberleşme özgürlüğünün güvence altına alınması isetoplumsal bir ihtiyaçtır. İletişimin denetlenmesi tedbirinin gereksizdurumlarda uygulanması bir yana, kamuoyunda böyle bir algının yerleşmesi dahikişilerin kendilerini özgür hissetmemeleri ve diğer bireylerle rahatlıklailetişim kurmaktan çekinmeleri için yeterlidir.
46. Tedbir kararının alınması yönündeki uygulamanın dava sürecininuzamasına yol açacağı düşünülebilirse de kuralın, hukuk devleti ilkesinin, özelhayatın gizliliğinin ve haberleşme özgürlüğünün daha etkin biçimde korunmasınıamaçladığı dikkate alındığında yargılamanın en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması ilkesine ve hak arama özgürlüğünün kullanılmasınaengel olduğu söylenemez.
47. Bunun yanında ceza yargılamasında bazı mahkemeler belirliişlemler konusunda yetkilendirilebilir. Bu kapsamda tedbir kararını vermeyeağır ceza mahkemelerinin yetkili kılınmasının da Kanun'da yer alan "tutuklamayaitiraz incelemesi","reddi hâkim talebinin incelenmesi"gibi bazı yargılama işlemleri bakımından mahkemeler arasındaki işbölümükurallarına göre öngörülen bir yetki düzenlemesi şeklinde değerlendirilmesigerekir. Tedbir konusunda karar verme işlemleri tamamlandıktan sonra, toplanandelillere göre sanık veya sanıklar hakkında hükmü verecek olan yine asılmahkemesidir. Dolayısıyla yargılama sürecindeki bazı işlemlerin yürütülmesiiçin yapılan böyle bir yetkilendirme, kanuni hâkim ilkesine aykırı olmadığıgibi mahkemelerin bağımsızlığına müdahale olarak da değerlendirilemez.
48.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 20., 22., 36., 37.,138. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
49.Kuralın Anayasa'nın 9., 10., 11., 38., 140. ve 142.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun'un 12. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 135. MaddesineEklenen (2) Numaralı Fıkranın İncelenmesi
1-İtirazın Gerekçesi
50.Başvuru kararında özetle, iletişimin denetlenmesi tedbiriuygulanmasına ilişkin talebe konu kimlik bilgilerinin taleple birliktesunulmasını öngören kuralın Anayasa'nın 11., 37. ve 138. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
51. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2., 20. ve 22. maddeleri yönünden incelenmiştir.
52. İtiraz konusu kuralla, iletişimin denetlenmesi tedbirlerindenbiriyle ilgili olarak merciinden bir talepte bulunulurken, hakkında tedbirkararı istenen hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa hattınkullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenmesi öngörülmektedir.
53. Özel hayata ve kişilerin haberleşme özgürlüklerine müdahaleiçeren yasal düzenlemelerin, açık, anlaşılabilir ve kişilerin söz konusuözgürlüklerini kullanabilmelerine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenlemeile kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri, bilgi ve belgelerin resmimakamların keyfi müdahalelerine karşı korunması olanaklı hale getirilebilir.
54. İtiraz başvurusuna konu kuralın gerekçesi, "taleptebulunanlar ve karar mercilerinin, iletişimin denetlenmesi tedbirlerininuygulanması bakımından daha titiz bir araştırma yapmasının temini"olarak gösterilmiştir. Böylelikle, suçla ilgisi olmayan başka kişileriniletişiminin dinlenmesi ve kayda alınmasının önüne geçilmesinin amaçlandığıanlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın hukuk güvenliği, özel hayatın gizliliği vehaberleşme özgürlüğünü koruma altına almaya yönelik olduğu hususunda kuşkuyoktur. Dolayısıyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasındaortaya çıkan haksızlıkları gidermek üzere öngörüldüğü açık olan itiraz konusukuralda, Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
55.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 20. ve 22.maddelerine aykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
56.Kuralın Anayasa'nın 11., 37. ve 138. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
F- Kanun'un 12. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 135. MaddesininMevcut (8) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin"Suç işlemek amacıyla örgütkurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220)," BiçimindekiMevcut(9) Numaralı Alt Bendinin Yürürlükten Kaldırılmasının İncelenmesi
1-İptal Talebinin Gerekçesi
57. Dava dilekçesinde özetle, suç işlemek amacıyla örgüt kurmasuçlarında iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin uygulanamayacak olmasının busuçla mücadeleyi olanaksız kılacağı, maddede sayılan diğer suçlar hakkında butedbir uygulanabilirken örgütlü suçların kapsam dışı olmasının eşitlik ilkesineaykırı olduğu belirtilerek suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun katalogsuçlar listesinden çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
58. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2., 20. ve 22. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
59.Dava konusu kuralla, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarıiletişiminindinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesitedbirlerinin uygulanmasına ilişkinkatalog suçlar listesinden çıkartılmıştır.
60.Özel hayatın gizliliğine ve haberleşme özgürlüğüne müdahaleiçeren iletişimin denetlenmesi tedbiri, sadece yürürlükten kaldırılan altbendin de içerisinde bulunduğu fıkrada yazılı olan katalog suçlarla ilgiliolarak uygulanabilir. Buna karşın geçmiş uygulamada çok değişik suçların, katalogsuçlardan olmamakla birlikte, örgüt kapsamında işlendikleri gerekçesiyleiletişimin denetlenmesi tedbirine konu edildiği görülmüştür. Bu durum ise saltmaddi gerçekliğe ulaşmak adına hukuka aykırı yöntemler uygulanmak suretiyleözel hayatın gizliliğine ve haberleşme özgürlüğüne dolaylı müdahale edilmesiniteliğindedir. Böyle bir müdahale hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bumüdahaleyi bertaraf etmek üzere öngörüldüğü açık olan kuralla suç işlemekamacıyla örgüt kurma suçlarının katalog suçlar arasından çıkarılması yoluylahukuka aykırılık içeren bir soruşturma usulünün uygulanmasına engel olunmasınınamaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum hukuk devletinde kanun koyucunun ihtiyaçduyulan düzenlemeleri yapmak konusundaki takdir yetkisi kapsamındadır. Buyönüyle kuralda hukuk devleti ilkesine, özel hayatın gizliliğine ve haberleşmeözgürlüğüne aykırılık bulunmamaktadır.
61. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 20. ve 22.maddelerine aykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
62.Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun'un 13. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 139. MaddesininDeğiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Cümlelerinin İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
63.Dava dilekçesinde özetle,gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin taleplerle ilgili olarak dahaönce tek hâkim tarafından karar verilebilirken, soruşturma ve davaların devamettiği bir süreçte ağır ceza mahkemelerinin oybirliğiyle karar vermelerişeklinde düzenleme yapılmasının kanuni hâkim ilkesiyle çeliştiği, bunun yanındabir koruma tedbiri olan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için üç kişilikheyet oybirliğiyle karar verirken, çok daha ağır sonuçları olan hükümlülükleretek hâkimle ya da heyetin oyçokluğuyla karar verilebildiği, bu durumun suçfailleri yönünden eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek, bu yönüyle kuralınAnayasa'nın 10. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
64. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
65. Dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada,soruşturma konusu suçunişlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerininbulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileriningizli soruşturmacı olarak görevlendirilebileceği düzenlenmektedir. Dava konusukuralla ise bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye ağır ceza mahkemesinceoybirliğiyle karar verileceği ve itiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesiiçin de oybirliği koşulunun aranacağı öngörülmektedir.
66.Kanun'un 10. maddesiyle değiştirilen 5271 sayılı Kanun'un 128.maddesinin (9) numaralı fıkrası ve Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen 5271sayılı Kanun'un 135. maddesinin (1) numaralı fıkrasının incelenmesi sırasındabelirtilen gerekçeler bu kural için de geçerli olup kuralın, hukuk devletindekanun koyucunun ceza yargılaması alanında ihtiyaç duyulan bir düzenlemeyiyapmasına ilişkin takdir yetkisi kapsamında olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Buyönüyle kuralda hukuk devleti ve kanuni hâkim ilkelerine aykırı bir yön yoktur.
67.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 37. maddelerineaykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
68.Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
H-Kanun'un 14. Maddesiyle Değiştirilen 5271 Sayılı Kanun'un 140.Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin"Suç işlemek amacıylaörgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"BiçimindekiMevcut(6) Numaralı Alt Bendinin Yürürlükten Kaldırılmasınınİncelenmesi
1-İptal Talebinin Gerekçesi
69. Dava dilekçesinde, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarındateknik araçlarla izleme tedbirinin uygulanamayacak olmasının bu suçlamücadeleyi olanaksız kılacağı, maddede sayılan diğer suçlar hakkında bu tedbiruygulanabilirken örgütlü suçların kapsam dışı olmasının eşitlik ilkesine aykırıolduğu belirtilerek suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun katalog suçlarlistesinden çıkarılmasına ilişkin kuralın Anayasa'nın 10. maddesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
70.6216 sayılı Kanun'un 43.maddesi uyarınca, dava konusu kural ilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. maddesiyönünden incelenmiştir.
71. Dava konusu kuralla,suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçları;teknik araçlarla izleme tedbirininuygulanmasına ilişkinkatalog suçlarlistesinden çıkartılmıştır.
72.Kanun'un 10. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin(2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (10) numaralı alt bendininve Kanun'un 12.maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin mevcut (8) numaralı fıkrasının(a) bendinin mevcut (9) numaralı alt bendinin yürürlükten kaldırılmasınınincelenmesi sırasında belirtilen gerekçeler bu kural için de aynen geçerliolup, kural, hukuk devletinde kanun koyucunun ceza yargılaması alanında ihtiyaçduyulan bir düzenlemeyi yapmasına ilişkin takdir yetkisi kapsamındadır. Buyönüyle kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön yoktur.
73.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdeğildir. İptaltalebininreddi gerekir.
74.Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
I-Kanun'un 14. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun'un 140. MaddesininDeğiştirilen (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
75. Dava dilekçesinde özetle, teknik araçlarla izleme tedbirineilişkintaleplerle ilgili olarak daha önce tek hâkim tarafından karar verilebilirken,soruşturma ve davaların devam ettiği bir süreçte ağır ceza mahkemelerininoybirliğiyle karar vermeleri şeklinde düzenleme yapılmasının kanuni hâkimilkesiyle çeliştiği, bunun yanında bir koruma tedbiri olan teknik araçlarlaizleme için üç kişilik heyet oybirliğiyle karar verirken, çok daha ağırsonuçları olan hükümlülüklere tek hâkimle ya da heyetin oyçokluğuyla kararverilebildiği, bu durumun suç failleri yönünden eşitsizliğe neden olduğubelirtilerekkuralın, Anayasa'nın 10. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
76.6216 sayılı Kanun'un 43.maddesi uyarınca, dava konusu kural ilgisi nedeniyleAnayasa'nın 2. maddesiyönünden de incelenmiştir.
77.Dava konusu kuralla teknik araçlarla izleme tedbirine ağır cezamahkemeleri tarafından oybirliğiyle karar verileceği, itiraz üzerine bu tedbirekarar verilebilmesi için de oybirliğinin aranacağı öngörülmüştür.
78.Kanun'un 10. maddesiyle değiştirilen 5271 sayılı Kanun'un 128.maddesinin (9) numaralı fıkrasının, Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen 5271sayılı Kanun'un 135. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve Kanun'un 13.maddesiyle değiştirilen 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin incelenmesi sırasında belirtilengerekçeler bu kural için de aynen geçerli olup kural, hukuk devletinde kanunkoyucunun ceza yargılaması alanında ihtiyaç duyulan bir düzenlemeyi yapmasınailişkin takdir yetkisi kapsamındadır. Bu yönüyle kuralda hukuk devleti vekanuni hâkim ilkelerine aykırı bir yön yoktur.
79.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 37. maddelerineaykırı değildir. İptaltalebininreddi gerekir.
80. Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
J- Kanun'un 17. Maddesiyle 2577 Sayılı Kanun'un 27. Maddesinin (2)Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen Cümleninİncelenmesi
1-İptal Talebinin ve İtirazınGerekçesi
81.Dava dilekçesinde özetle,bazı idari işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden sayılmamasınıöngören kuralın hak arama özgürlüğünü sınırladığı, bu yolla yargı denetimini veadaletin gerçekleştirilmesini engellediği, bunun hukuk devleti ilkesiylebağdaşmadığı, yürütmenin durdurulmasına ilişkin karar verme yetkisinin,Anayasa'da sayılan durumlar dışında ve ölçülü olmayan bir koşulla sınırlanmasısonucunu doğurduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 13., 36. ve 125.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
82. Başvuru kararında ise özetle, telafisi güç veya imkânsızdurumlarda hukuka aykırılığı açıkça belirlenebilen idari işlemlerinyürütmesinin durdurulmasının Anayasa'da tanınan bir yetki olduğu, bu yetkininbireylerin idare karşısında haklarını korumaları bakımından etkili bir şekildekullanılabilmesi gerektiği, ancak bir kısım idari işlemlerin uygulanmaklaetkisi tükenen işlem özelliğinin kanunla kaldırılmasının bu işlemler bakımındanyürütmenin durdurulması kararını fiilen etkisiz duruma getirdiği, bu yönüylekuralın hukuk devleti ilkesiyle ve yürütmenin durdurulması kararınınAnayasa'daki düzenleniş amacıyla çeliştiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2.ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
83.Dava ve itiraz konusukuralla, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev veunvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idariişlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmayacağıöngörülmüştür.
84. Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların daAnayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı ifade edilmiştir.
85.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."hükmüne yer verilmiştir.
86.Anayasa'nın 125. maddesine göre, yürütmenindurdurulmasıkararıverilebilmesi için,"idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması"ve"uygulanmasıhalinde telafisi güç veya imkânsız zararlara neden olacak niteliktebulunması"koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Maddedehangi durumlarda yürütmenin durdurulmasına karar verileceği belirtildiği gibi".Kanun,olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milligüvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulmasıkararı verilmesini sınırlayabilir."denilmek suretiyle hangi hâllerdeyürütmenin durdurulmasına karar verilmesinin kanunla sınırlanabileceği degösterilmiştir.
87. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin(2) numaralı fıkrasında,idari işleminuygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasıve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesidurumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği,yürütmenindurdurulması kararlarının kural olarak idarenin savunması alındıktan veyasavunma süresi geçtikten sonra verilebileceği, uygulanmakla etkisi tükenecekolan idari işlemlerin yürütülmesinin ise savunma alındıktan sonra yeniden kararverilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabileceğibelirtilmektedir.
88.Dava ve itiraz konusu kuralla,kamu görevlileri hakkında tesisedilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekligörevlendirmelere ilişkin idari işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek idariişlemlerden sayılmayacağı öngörülmektedir. Kuralla, savunma alındıktan sonrayeniden karar verilmek üzereidarenin savunması alınmaksızın da yürütmenin durdurulmasıkararı verilebilen, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlere, kamugörevlileri hakkında tesis edilen işlemler bakımından farklı bir uygulamaöngörülmüştür. Bu idari işlemler hakkında yürütmenin durdurulması kararınınverilebilmesi, ancak idarenin savunmasının alınması halinde mümkün olabilecek,aksi halde yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyecektir. Yürütmenindurdurulmasına karar verilecek durumları ve hangi hâllerde yürütmenindurdurulmasına karar verilmesinin kanunla sınırlanabileceğini gösterenAnayasa'nın 125. maddesi mutlak bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu bağlamdasadece kamu görevlilerinin, atama ve unvan değişikliği ve görevlendirme gibiişlemlerin, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden olmayacağını öngörenkuralın,Anayasa'nın 125. maddesinde belirtilen koşulları değiştiren veya bukoşullara aykırılık teşkil eden bir düzenleme olmayıp, idareye, yöneltilen biriddia karşısında kendisini savunabilme imkânı sağlayan bir düzenleme olduğuanlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın Anayasa'nın 125. maddesine aykırı bir yönübulunmamaktadır.
89.Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasınınyanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını vebunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.Anayasa'nın 36.maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlakbir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların dahakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir.Ayrıca, hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemişolsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması mümkün olabilir. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa'nın 13.maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz. Anayasa'nın 13. maddesine göretemel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin velaik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hakve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
90.Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler yönündenserbestlik asıl, sınırlama ise istisnadır. Anayasalar temel hak veözgürlüklerin hangi nedenlerle ve ne ölçüde sınırlandırılabileceğinibelirlemektedir. Bu anlamda, Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin kurallara yer verilmiştir.
91. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasınınyanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı gidermeyoludur. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmekamacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardanyararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk devletinin ve çağdaşdemokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir.
92. İdari işlemin uygulanmasıyla telafisi güç veya imkânsızzararların doğacağı durumlarda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi,kişilerinhak arama özgürlüklerini etkili biçimde kullanabilmelerini sağlayan önemli bir imkânolup bu imkânı ortadan kaldıran veya etkisiz hale getiren bir düzenleme,Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkiledecektir.
93.Bu çerçevede kuralda, idarenin savunması alınmadanyürütmenindurdurulması kararı verilemeyecek idari işlemler, kamu görevlilerinin atanması,unvan değişikliği ve görevlendirilmesi gibi idari işlemler şeklindebelirlenmiştir.Söz konusu işlemlerin mahiyeti itibarıyla sadeceidareninsavunmasının alınması için gerekli süre nedeniyle meydana gelebilecekgecikmeden dolayı uygulanmakla etkisi tükenecek işlemler kapsamındadeğerlendirilemeyeceği açıktır.Ayrıca Kanun'un 27. maddesinin (5) numaralıfıkrasına göre yürütmenin durdurulması talepli davalarda Kanun'un 16.maddesinde yazılı süreler kısaltılabileceği gibi tebliğin memur eliyleyapılmasına da karar verilebilmektedir. Bu bağlamda, idarenin savunmasınınalınması nedeniyle meydana gelebilecek gecikmenin en aza indirilmesi içingerekli düzenlemelerin bulunduğu da dikkate alındığında, kuralın söz konusuişlemler hakkında verilebilecekyürütmenin durdurulması kararlarını etkisiz halegetirecek ya da ortadan kaldıracaknitelikte bulunduğu söylenemez. Dolayısıylasöz konusu işlemler yönündenkuralla getirilen sınırlamanın açıkça ölçüsüzolduğu söylenemeyeceğinden kuraldahak arama hürriyetine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
94.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13., 36. ve 125.maddelerine aykırı değildir.İptaltalebininreddi gerekir.
95.Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, RecepKÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.
96.Kuralın Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
K-Kanun'un 18. Maddesiyle 2577 Sayılı Kanun'un 28. Maddesinin (1)Numaralı Fıkrasına EklenenCümlelerin İncelenmesi
1-İptal Talebinin ve İtirazların Gerekçesi
97. Dava dilekçesinde özetle, hukuka aykırı olarak görevindenalınan bir kamu görevlisinin yerine aynı kadroya başka bir kişinin atanmasıdurumunda, mahkemece verilen yürütmenin durdurulması kararının uygulanmaimkânının kalmayacağı, uygulamada idare tarafından boşalan kadro veya görevehemen başka bir kişinin atandığı göz önünde bulundurulduğunda, bu düzenlemeyleyargı kararlarının uygulanmasının etkisiz kalacağı, bu durumun hukuk devleti vemahkemelerin bağımsızlığı ilkeleri ile idarenin eylem ve işlemlerinin yargıdenetimine açık olduğu kuralına aykırılık oluşturduğu belirtilerek kuralların,Anayasa'nın 2., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
98.Başvuru kararlarında ise özetle, kamu görevlilerininatanmaları, terfi işlemleri ve yer değiştirmeleri gibi işlemlere ilişkin olarakyapılan düzenlemenin, idari yargı yerlerine açılan davalarda verilen kararlarınyerine getirilmemesi sonucunu doğuracağı, bu durumun hukuk devletinde mahkemekararlarının uygulanmasının zorunluluğu ilkesiyle çeliştiği, ayrıca kurallarınkamu görevlileri arasında eşitsizliğe neden olacağı, hakkın özünü ihlal ettiğive ölçüsüz bir düzenleme olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 10.,13., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
99.Dava konusucümleler,10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden YapılandırılmasınaDair Kanun'un 97. maddesiyle değiştirildiğinden,iptal davası bakımından konusukalmayan cümlelere ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yerolmadığına karar verilmesi gerekmekteyse dedava konusucümlelerin esasıitirazyoluna başvuran mahkemeler yönünden incelenmiştir.
100. İtiraz konusu üçüncü cümleyle, kamu görevlileri hakkındatesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veya vekâletenatama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgili olarak verileniptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereğinin, davakonusu edilen kadronun boş olması halinde bu kadroya, boş olmaması halinde iseaynı kurumda kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmaksuretiyle yerine getirileceği düzenlenmektedir. İtiraz konusu dördüncücümleyle, eski kadro ile atanılan yeni kadro arasında mali haklar bakımındanbir fark bulunması durumunda, bu farkın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun91. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen usul ve esaslar çerçevesindeödeneceği belirtilmektedir.
101. İdare hukukunda verilen iptal kararlarında dava konusu idariişlemin, tesis edildiği tarihten geçerli olmak üzere hukuksal varlığına sonverilmekte, işlemin tesis edildiği tarihten önceki hukuki durumun geçerliğisağlanmaktadır. Böylece, hukuka aykırı olduğu belirlenmiş olan idari işleminbütün sonuçları ile ortadan kaldırılarak hukuk düzeninin korunmasıamaçlanmaktadır. Yürütmenin durdurulması kararı da bir tedbir olarak geçicisüreyle aynı korumayı sağlar.
102. Hukuk devleti ilkesi, vatandaşların hukuki güvenlik içindebulundukları, devletin hukuk kurallarıyla bağlı olduğu bir sistemi ifadeetmekte olup devletin hukuk kurallarına bağlılığını sağlayacak en önemlimekanizma, idarenin yargısal denetimidir. İdare karşısında bireylerin hak aramaözgürlüğünü kullanmaları, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine açıkolmasına bağlı olmakla birlikte bu husus, tek başına hukuk devleti ilkesibakımından yeterli değildir. Hukuk devletinin gerçekleşmesi için aynı zamandaidarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya daeylemde bulunması zorunludur. İdarenin, yargı kararlarını uygulamamasıdurumunda, hukuk devleti ilkesinin varlığından söz edilemez.
103. Anayasa'nın 138. maddesine göre yasama ve yürütme organlarıile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkemekararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez. Buna göre, idare bağlı yetkiye sahiptir. İdarenin, yargıkararlarını uygulayıp uygulamama konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır.Bunun yanında idare, yargı kararını uygulamayı herhangi bir koşula dabağlayamaz. Aksine bir yaklaşım, iptal kararı ile ortadan kaldırılan işleminsonuçlarını geçerli kılmak anlamına gelir. İdare iptal kararının gereğine göreyeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadankaldırmakla görevlidir. İdarenin başkaca bir tercih ve takdir hakkı yoktur.
104. Kuşkusuz, ilgililerin atama ve benzeri işlemlere karşı davaaçmalarının nedeni, tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmek veyargı kararı ile dava konusu işlemin hukuka aykırılığının tespiti halindeönceki görevlerine dönebilmektir. Oysa itiraz konusu kurallarla yargıkararlarının uygulanması "kadronun boş olması" koşulunabağlanmıştır. Uygulamada ise söz konusu kadroların boş bırakılmama, bukadroların söz konusu işlemler sonrası diğer kamu görevlileriyle doldurulmaihtimali çok yüksektir. Bu durumda yargı kararıyla dava konusu işlemin hukukaaykırılığı tespit edilmiş olsa bile kadro boş olmadığından bu kararuygulanamayacaktır. Dolayısıyla yargı kararlarının uygulanmasının bu şekildekadronun boş olması koşuluna bağlanmış olması hak arama özgürlüğünü etkisizhale getiren ölçüsüz bir sınırlamadır. Kural idarenin yargısal denetimini vehak arama özgürlüğünü etkisiz bırakacağından, hukuk devleti ilkesine aykırılıkoluşturduğu gibiidarenin bütün işlemlerinin yargı yoluyla denetlenmesi ve yargıkararlarının bağlayıcılığı ilkelerini de ihlal etmektedir.
105. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu üçüncü cümle Anayasa'nın2., 13., 36. ve 138. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
106. İtiraz konusuüçüncü cümle Anayasa'ya aykırı görülerek iptaledildiğinden, 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğinceuygulama kabiliyeti kalmayanitirazkonusudördüncü cümleninde iptali gerekir.
107. Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ bu sonuca değişik gerekçeylekatılmışlardır.
108. Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, Kadir ÖZKAYA veRıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.
109. KuralAnayasa'nın2., 13., 36. ve 138.maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden, Anayasa'nın 10. ve 125. maddeleri yönünden ayrıcaincelenmesine gerek görülmemiştir.
L-Kanun'un 18. Maddesiyle 2577 Sayılı Kanun'un 28. MaddesininDeğiştirilen (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
110. Dava dilekçesinde özetle, yargı kararlarına uymamanın ilgilikamu görevlisinin kişisel kusuru olduğu, kamu görevlilerinin mahkemekararlarını keyfi olarak yerine getirmemelerinin önüne geçen koruyucumekanizmayı ortadan kaldıran kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
111. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, dava konusu kuralilgisi nedeniyle Anayasa'nın 129. maddesi yönünden incelenmiştir.
112. Dava konusu kural, mahkeme kararlarının süresi içinde kamugörevlilerince yerine getirilmemesi durumunda, tazminat davasının ancak ilgiliidare aleyhine açılabileceğini düzenlemektedir.
113. Anayasa'nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında,"Kişinin,resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da,kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliyerücu hakkı saklıdır."hükmü yer almakta olup, maddenin gerekçesinde buhusus"İhlalden doğan zarar Devletçe ödenecek ve Devlet, bu ödeme nedeniyle,sorumlu görevliye rücu hakkı vardır."şeklinde belirtilmiştir.
114. Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına göre,"Memurlarve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardandoğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunungösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhineaçılabilir."Bu hüküm, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırkenişledikleri her türlü kusurdan kaynaklanan tazminat davalarının muhatabınınidare olduğunu açıkça ifade etmektedir. Ancak, kusurlarıyla idareyi zararauğratan kamu görevlisinin sorumluluğu ortadan kaldırılmamıştır. Anayasa'nın129. maddesi uğranılan idari zarar için sorumlu kamu görevlisine rücuedilmesini zorunlu kılmaktadır. Maddenin gerekçesinde bu husus,"Kamuhizmeti görevlilerinin görevleri ile ilgili olarak kusurlu eylem ve işlemleriile idareye verdikleri zarardan sorumlu olacakları ise esasen uygulanmakta olanbir ilkenin tekrarıdır."şeklinde ifade edilmiştir.
115.Anayasanın 138. maddesinde yasama ve yürütme organları ileidarenin, mahkeme kararına uymak zorunda oldukları, mahkeme kararlarını hiçbirşekilde değiştiremeyecekleri ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremeyecekleri belirtilmiştir. İdari yargı kararlarının süresi içinde yerinegetirilmemesi halinde tazminat davasının ancak idare aleyhine açılabilecekolması, kararı uygulamayan kamu görevlisinin hukuki sorumluluğunu ortadankaldırmamaktadır. Anayasa koyucunun, kamu görevlisinin kusurunun niteliğinebakmaksızın bu kusurun ilgili kamu görevlisine ait bir yetkinin kullanılmasısırasında işlenmesini esas alması ve kamu görevlilerinin söz konusukusurlarından dolayı ancak idare aleyhine dava açılabileceğini kabul etmesi,idare ile arasındaki rücu ilişkisi dolayısıyla ilgili kamu görevlisinin hukukisorumluluğunu sona erdirmemektedir. Öte yandan idarenin, kamu görevlilerininyetkilerini kullanırken işledikleri kusurdan doğan zararın tazmini ile yükümlükılınmasının, kamu görevlilerinin hükmedilen tazminat miktarını tam vezamanında ödeyememe ihtimali gözetildiğinde davacıların zararının karşılanmasıbakımından bir güvence niteliği taşıdığı da açıktır.
116. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 129. maddesine aykırıdeğildir.İptaltalebininreddi gerekir.
117. Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
118. Kuralın Anayasa'nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V-YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
119. Dava dilekçesinde özetle,Kanun'un öngördüğü düzenlemelerle;Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde tanımlanan"suç işlemek amacıylaörgüt kurma"suçu ile etkin mücadele imkânının kalmadığı, CezaMuhakemesi Kanunu'nun 128., 135., 139. ve 140. maddelerinde yapılandeğişikliklerle anılan maddelerde öngörülen koruma tedbirlerine karar verebilmeyetkisinin"hâkimlerden ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeCumhuriyet savcısından"alınarak"ağır ceza mahkemeleri"neverildiği, ağır ceza mahkemelerinin bu tedbirlere karar verilebilmelerinin"oybirliği"koşulunabağlandığı, bu uygulamanın, muhakeme ilkelerine, tekniğine ve tatbikatınatamamen aykırı olduğu, suçla mücadele ile bireyin hak ve özgürlüğü arasındakidengeyi bozucu nitelikte ve yargı organının gücünü ve etkinliğini azaltacakmahiyette olduğu, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesinde yapılandeğişiklikle elkoyma kararı alınabilmesinin, ilgisine göre Bankacılık Düzenlemeve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu,Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim StandartlarıKurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması şartına bağlandığı,bu düzenlemeyle soruşturmanın bu evresinin yürütme organına yakın ve bu nedenleobjektif, tarafsız ve bağımsız olmaları kendilerinden beklenilemeyen yargılamadışı kurumlara bırakıldığı, bu durumun"soruşturmanın gizliliği"prensibiyleuyuşmadığı, ilgili kurumlardan rapor aldırılması için öngörülen sürelerinsuçtan elde edilen malvarlıklarının kolayca elden çıkartılması sonucunudoğurabileceği, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinde yapılandeğişiklikle yargılamanın herhangi bir aşamasında"yürütmenindurdurulması"kararı verilmesi imkânının ortadan kaldırıldığı,yargılama sırasında açıkça hukuka aykırı olduğunu tespit ettiği bir işlemhakkında mahkemenin istediği zaman yürütmenin durdurulması kararı verememesinin"hukukunüstünlüğü"ilkesiyle bağdaşmadığı, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesindeyapılan değişiklikle hukuka aykırı olarak görevinden alınan bir kamugörevlisinin yerine aynı kadroya başka bir kişinin atanması durumunda, idaremahkemesince verilen kararın uygulanma imkânının kalmayacağı, boşalan kadroveya göreve uygulamada hemen başka bir kişinin atandığı göz önündebulundurulduğunda, değişikliğin yargı kararlarının uygulanmasının şeklî düzeydekalmasına yol açacağı, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolununaçık olduğu yönündeki Anayasal düzenlemenin de işlevsiz hâle geleceği, mahkemekararlarını süresi içerisinde yerine getirmeyen kamu görevlilerine karşı davaaçılabilmesinin engellenmesiyle de mahkeme kararlarını kamu görevlilerininkeyfî olarak yerine getirmemelerinin önündeki koruma mekanizmasının ortadankaldırıldığı,dava konusu kurallarınAnayasa'ya açıkça aykırı olduğu veuygulanması halindeileride telafisi güç ya da imkânsız maddî ve manevî zarar veziyanlara yol açacağı belirtilerek yürürlüklerinin durdurulması talepedilmiştir.
21.2.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve CezaMuhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 18. maddesiyle 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü vedördüncü cümlelere yönelik yürürlüğün durdurulması talebinin, koşullarıoluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 10. maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 128. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasına eklenen cümlelere,
b- (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (10) numaralı alt bendininyürürlüktenkaldırılmasına,
c- Değiştirilen (9) numaralı fıkrasına,
2- 12. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin;
a- Değiştirilen (1) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinin".tespitedilebilir,.."ibaresi dışında kalan bölümü ile ikinci, üçüncü,dördüncü ve beşinci cümlelerine,
b- Mevcut (8) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemekamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut (9) numaralı alt bendininyürürlükten kaldırılmasına,
3- 13.maddesiyle5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinin değiştirilen(1) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine,
4- 14. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemekamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut (6) numaralı alt bendinin yürürlükten kaldırılmasına,
b- Değiştirilen (2) numaralı fıkrasına,
5- 17. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümleye,
6- 18. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin değiştirilen(4) numaralı fıkrasına,
yönelik iptal talepleri, 25.11.2015 tarihli ve E.2014/86,K.2015/109 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkra, cümle, bölüm vedeğişikliklere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C- 12. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinindeğiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan".tespitedilebilir,."ibaresi hakkında, 25.11.2015 tarihli ve E.2014/86,K.2015/109 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden,bu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNEYER OLMADIĞINA,
25.11.2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında,kanunun belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümününuygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesince iptalinekarar verilebileceği öngörülmektedir.
6526Kanun'un 18. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin(1) numaralı fıkrasına eklenenüçüncü cümleniniptali nedeniyle uygulanma olanağıkalmayandördüncü cümlenin de 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralıfıkrası gereğinceiptali gerekir.
VII-HÜKÜM
21.2.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve CezaMuhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 10. maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 128. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasına eklenen cümlelerin,
2- (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (10) numaralı alt bendininyürürlüktenkaldırılmasının,
3- Değiştirilen (9) numaralı fıkrasının,
Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
B- 12. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin;
1- Değiştirilen (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan".tespit edilebilir,."ibaresi,2.12.2014tarihli ve 6572 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 42. maddesiylemadde metninden çıkarıldığından, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin iptaltalebi hakkındaKARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
b- Birinci cümlesinin".tespit edilebilir,.."ibaresidışında kalan bölümü ile ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci cümlelerininAnayasa'ya aykırı olmadıklarını ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Eklenen (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- Mevcut (8) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemekamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut (9) numaralı alt bendininyürürlükten kaldırılmasınınAnayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 13.maddesiyle5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinin değiştirilen(1) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırıolmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 14. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin"Suç işlemekamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),"biçimindekimevcut (6) numaralı alt bendinin yürürlükten kaldırılmasının,
2- Değiştirilen (2) numaralı fıkrasının,
Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,OYBİRLİĞİYLE,
E- 17. maddesiyle 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 27. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindensonra gelmek üzere eklenen cümlenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN ile Erdal TERCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
F- 18. maddesiyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasına eklenen;
a- Üçüncü cümlenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
b- Dördüncü cümlenin 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4)numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, Kadir ÖZKAYA ileRıdvan GÜLEÇ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Değiştirilen (4) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
25.11.2015 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan ALTAN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
21.2.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle2577 sayılıKanun'un 28. maddesinin (4) numaralı fıkrası "Mahkeme kararlarının süresiiçindekamu görevlilerince yerine getirilmemesi halinde tazminat davası ancakilgili idare aleyhine açılabilir." şeklinde değiştirilmiş ve yeni kuraliptal davası istemine konu yapılmıştır. Anılankuralın önceki hali ise"Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerincekasten yerinegetirilmemesihalinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararıyerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir."şeklindedir. Önceki kuralın iptali istemiyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yaptığıitiraz başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu 27.9.2012 tarih veE:2012/22, K.2012/133 sayılı kararıyla, aşağıdaki gerekçeyle reddetmiştir:
".Hukukun ve adaletin en somut yansıması olanmahkemekararlarının uygulanması, hukuk devleti ilkesi ve onun vazgeçilmezkoşullarından biri olan hukuka bağlı idare anlayışının gereğidir.Anayasa'nın138. maddesinin dördüncüfıkrasında 'Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarınıhiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez'denilmektedir. Bu hükme göre,kamu görevlileri de mahkeme kararlarını yerinegetirmek zorunda olup, bu konuda seçim hakları bulunmamaktadır. Kaldı kimahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen memur ve diğer kamu görevlilerinineylemleri suç oluşturmaktadır.Bu bağlamda, Anayasa'nın 138. maddesinindördüncü fıkrası uyarınca mahkeme kararlarını uygulayıp uygulamama konusundaseçimhakkı bulunmayankamu görevlilerinin, yargı kararlarını kasten yerinegetirmeme eylemleri Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası kapsamındadeğildir.Açıklanan nedenlerle,itiraz konusu ibareAnayasa'nın 129.maddesine aykırı değildir.İptal isteminin reddigerekir." (RG.11.10.2012; Sayı: 28494)
Yine 10.9.2014 tarih ve 6552 sayılı Kanun'un 97. maddesiyle 2577sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen "Bu fıkranınüçüncü cümlesinde belirtilen işlemlerle ilgili mahkeme kararlarının yerinegetirilmemesi ceza soruşturması ve kavuşturmasına konu edilemez."bölümünün iptali istemiyle açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi, 2.10.2014tarih ve E.2014/149, K.2014/151 sayılı kararıyla, aşağıdaki gerekçeyle kuralıniptaline karar vermiştir:
".Dava konusu kural ile 2451 sayılıKanun'a ekli (1) ve (2)sayılı cetvellerdeki unvanlı görevler ile atama usulleri farklı olsa da dairebaşkanı ve üstü görevlere ve kolluk teşkilatlarının kadrolarına(sivil memurlarhariç) ilişkin her türlü atama, görevden alınma veya görev veunvan değişikliğiişlemleri ile ilgili mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmemesininceza soruşturması ve kovuşturmasına konu edilemeyeceği düzenlenmektedir.Başkabir ifadeyle anılan işlemlere ilişkin yargı kararlarını yerine getirmeyen kamugörevlilerinin ceza soruşturması vekovuşturmasına konu edilmesiyasaklanmaktadır.Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında'idareninher türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' denilerek etkili biryargı denetimi amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi hukuk devletinin olmazsaolmaz koşuludur.Mahkeme kararlarının uygulanmasında, yargılama sürecinitamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur.Kararınuygulanmaması halinde yargılamanın da bir anlamı kalmayacaktır.Yargıkararlarının uygulanması 'mahkemeyeerişim hakkı' kapsamındadeğerlendirilmektedir.Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir kararvermiş olması yeterli olmayıp, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanmasıda gerekir. Hukuk sisteminde,nihai mahkeme kararlarını, taraflardan birininaleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren düzenlemelerdebulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesihallerinde, 'mahkemeye erişim hakkı'da anlamını yitirir. Anayasa'nın 138.maddesinde mahkeme kararlarına uyma, bu kararları değiştirmeksizin yerinegetirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare makamları lehineherhangi bir istisna kuralına yer verilmemiştir. Yargıkararlarının ilgili kamuotoritelerince zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargıkararıyla kendilerinesağlanan hak ve özgürlükleri tamanlamıylakullanılabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarınınzamanında icra edilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hakkayıplarını engellemekle vebu yolla bireylerin kamu otoritelerine vehukuksistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür.Bu sebeple hukukunüstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette, bireylerin kamu otoritesi ve hukuksistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilmez bir görev ifa edenyargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek, sonuçsuz bırakılması kabuledilemez.Dava konusu kuralda, fıkranın üçüncü cümlesinde belirtilenişlemlere ilişkin olarak verilen yargı kararlarının gereğinin yerinegetirilmemesinin ceza soruşturma ve kovuşturmasına konu edilemeyeceğidüzenlenerekmahkemekararlarının uygulanması zorunluluğubertarafedilmekte; konusu suç oluşturan bir fiilin cezasız bırakılmasına olanaksağlanmaktadır.Açıklanan nedenlere,dava konusu kural Anayasa'nın 2.,125. ve 138. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.(RG. 1.1.2015; Sayı:29223)
Yukarıda gerekçelerine yer verilen ikiAnayasa Mahkemesi kararındanilkinde,kamu görevlilerinin yargı kararlarını kasten yerine getirmemeeylemlerinin, Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olmadığı"açıkça" ifade edilmiş, ikincisinde ise yine kamu görevlilerininkonusu suç teşkil eden fiillerinin (o davanın somutunda mahkemekararlarınıyerine getirmemenin) cezasız bırakılamayacağı yine"açıkça" belirtilmiştir.
Uzun yılların uygulamasıyla kökleşmiş idari yargı içtihatları ileson 2-3 yıllık dönemdeki içtihat değişikliği hariç adli yargı uygulamasında,kamu görevlilerinin yargı kararlarını kasten yerine getirmemesi hali bir"salt kişisel kusur" kabuledilmiş ve bu gibi durumlarda zarargörenkişilerin adli yargıda doğrudanbu kamu görevlilerine karşı tazminat davasıaçabileceği kabul edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük GenelKurulu'nun 24.9.1979 tarih ve E.1978/7, K.1979/2 sayılı İçtihadı Birleştirmekararında da idari yargı yerlerince verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasıkararlarını yerine getirmeyen kamu görevlilerinin durumu ele alınarak, bufiillerinin adli yargıda tazminat davalarına konu yapılıp yapılmayacağıirdelenmiş ve aşağıdaki gerekçeyle "1- Danıştayca verilen yürütmenindurdurulması veya iptal kararlarının yalnızca uygulanmaması bukararlarıuygulamayan kamu görevlilerinin tazminatlasorumlu tutulması içinyeterlidir.Sorumluluk için ayrıca kin, garaz, husumet ve benzeriduygularınetkisi altında hareket etmelerininaraştırılması gerekmez. 2- Yürütmenindurdurulması kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin hukuki sorumluluğuyönüne gidilebilmesi için ilgilinin açmış olduğuiptal davası sonucunun beklenmesinegerekyoktur" sonucuna varılmıştır:
".Kişisel kusur,idare organının kamugörevini yerine getirirken, idare fonksiyonu, kamu görevigerek ve koşullarınaaykırı ve yabancı olan, bu nedenle idareye atıf ve isnat olunamayan,doğrudandoğruyaajanın şahsına isnatolunan ve kişisel sorumluluğunu gerektirentutum ve davranışı olarak tanımlanmaktadır. İdareajanının ızrar kasdıyla,garaz, kin, husumet, kıskançlık, intikam ve benzeri duyguların etkisi altındayaptığı işlem ve eylemlerdekişisel kusurununbulunduğu kuşkusuzdur. Ancakkişisel kusurlar sayılanbu davranışlar ve benzerlerinden ibaret değildir. İdareadına işlemyapankamu görevlilerinin bunlar dışında, emredici yasakurallarına ve hukuka açıkça karşı gelme durumları, suç teşkil edendavranışları olabilir.Yargıtay ve Danıştay kararlarında, suçun oluşmasıiçin Danıştay kararını yerine getirmeyen kamu görevlisininayrıca garaz, kin,husumet ve benzeri duygularının etkisi altında hareket etmesi aranmamaktadır.Sadece kararın uygulanmaması suç teşkil ettiğine göre, bu suçtan bir zararmeydana gelmişse, zararın ödetilmesi de doğaldır. Öte yandan, kişisel kusurunsaptanması içinsayılan duyguların etkisi altında davranıldığının belirleniportaya çıkarılmasında ispat yönünden büyük güçlükler vardır. Böyle bir görüşünkabulü halinde karar gereğini yerine getirmeyen görevlinin hukuki sorumluluğuancak pek sınırlı durumlarda mümkün olabilecek ve böylece Danıştay kararlarınınuygulanması olanağı hemen hemen ortadan kalkacaktır. Bu nedenle,Danıştaycaverilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararlarının yalnızcauygulanmamasının bu kararları uygulamayan kamu görevlilerinin, zararıngerçekleşmesi halinde tazminatla sorumlu tutulması için yeterli olduğu,sorumlulukiçin ayrıca kin, garaz, husumet ve benzeri duyguların etkisi altınahareket ettiklerinin araştırılmasınagerek bulunmadığı kabul edilmiştir."(RG.29.11.1979, Sayı: 16824)
Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında "memurlar vediğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğantazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiğişekil ve şartlara uygun olarak, ancakidare aleyhine açılabilir."denilmektedir. Anılan düzenlemenin"Kamu hizmeti görevlileriningörevleriyle ilgili olarakkusurlu eylem ve işlemleri ile idareye verdiklerizarardan sorumlu olacakları ise esasen uygulanmakta olan bir ilkenintekrarıdır." şeklindeki açık gerekçesinden; ancak idareye karşıaçılabilecek tazminat davasının, kamu görevlisiningöreviyle ilgilikusurlueylem ve işlemlerinden kaynaklanan davalar olduğu anlaşılmaktadır. Diğer birdeyişle, öğreti ve içtihatlarda"görev kusuru"olaraknitelendirilen vekamu görevlisinin (idare ajanının) ifa ettiğigörevle zayıf daolsa bir illiyet bağı kurulmasına elverişli hallerde anılan açık Anayasa hükmügereğincebu türtazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilecek; kamugörevlisinin zarar verme kasdıyla veya garaz, kin, husumet, kıskançlık, intikamve benzeri duyguların etkisiyle ya dasuç teşkil eden fiille ve davranışlarlayolaçtıkları zararlarda (yargı kararını yerine getirmeme halleri dahil) ise işaretedilen Anayasa Mahkemesi kararları ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararındabenimsendiği üzere, Anayasa'nın 129/5. maddesi hükmü uygulanmayacakve bunedenle zarar gören kişi ilgilikamu görevlisi aleyhine adli yargıdadavaaçabilecektir. Oysa iptali istenen kuralla, belirtilen Anayasal ilkeler veAnayasa Mahkemesi kararları dikkate alınmaksızın, "salt kişiselkusur" veya "suç teşkil eden" fiillerin varlığı halindedahi,yargı kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin bu fiili nedeniylezarara uğrayan kişinin bu görevliye karşı adli yargıdadeğil, ancak idarealeyhine idari yargıda dava açabileceği öngörülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'nın 2., 125., 129. ve 138.maddelerine aykırı düştüğü ve iptali gerektiği kanaatine vardığımdan,çoğunluğunaksiyöndeki kararına katılamadım.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
DEĞİŞİK GEREKÇE
İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan KUBAT ve Bartın MilletvekiliYılmaz TUNÇ ile 109 milletvekilinin verdiği Kanun teklifi ile İstanbulMilletvekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİve Mersin MilletvekiliAli Rıza ÖZTÜRK ile birmilletvekilinin verdiği kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM)Adalete Komisyonu'nda birleştirilmiş ve "Terörle Mücadele Kanunu veCeza Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair KanunTeklifi" TBMM Genel Kurulu'na sevkedilmiş ve 21.2.2014 tarih ve 6526sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 6.3.2014 tarih ve28933 sayılı MükerrerResmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu Kanun'un 18. maddesiyle2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1)numaralı fıkrasına eklenen cümlelerin iptali istemiyleaçılan iptal davası ileikiitiraz başvurusunun incelenmesinde; anılan kuralın (eklenen cümlelerin) kanuntekliflerinde ve TBMM AdaletKomisyonu'ncakabul edilen metninde yer almadığı veTBMM Genel Kurulu'nda verilen bir önerge ileTeklif metnine eklendiğianlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 88. maddesinde "Kanun teklif etmeye BakanlarKurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisindegörüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir." denilmektedir.Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırmasöz konusuysa, bu konudaki ihlâl Anayasa'nın 148. maddesi anlamında bir"şekil sakatlığı"na değil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer veyapılacak anayasal denetimin, "şekil bakımından" değil, "esasbakımından" söz konusu olması gerekir. 88. maddenin ikinci fıkrasındaki"Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeusul ve esasları İçtüzükle düzenlenir" hükmünün de, bu açıklamaçerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birinci fıkrasındakianayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesi gerekir. Yani,birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortada doğrudan birAnayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa'nın bu hükmünün bir tekrarındanibaret olan TBMMİçzüğü'nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle, Anayasa'nın 148.maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığından kanunun iptalinigerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetiminden değil; 88.maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren bir sakatlıktan veesas denetimden söz edilebilecektir.
Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMMİçtüzüğü'nün "Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı"başlıklı 35. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: "Komisyonlar, kendilerinehavale edilen kanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabulveya reddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerekgörüşebilirler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerineayrılan salonlarda toplanırlar.
Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanunteklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerleuğraşamazlar. Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantısaatlerinde görüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrıayrı metinler halinde Genel Kurula sunamazlar."
İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkçaanlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen kanun tasarı vetekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, komisyonların İçtüzüğün92 nci maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanuntasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur. Yukarıdabelirtilenyasa değişikliği Bakanlar Kurulunca önerilen Tasarı metninde olmadığıhalde Plân ve Bütçe Komisyonu tarafındanTasarı metnine ilave edilerekkanunlaştırıldığından; bu durum Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasına(dolayısiyle de bu hükmün açıklaması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü'nün 35inci maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.
Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmükarşısında, TBMM İçtüzüğü'nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekteolan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan "başka" kanunlarda ek vedeğişiklik getiren "yeni bir kanun teklifimahiyetindeki"değişikliklerin "Genel Kurul" tarafından dayapılamayacağı açıktır.
Anayasa'nın 148. maddesindeki "Kanunların şekil bakımındandenetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı.hususları ile sınırlıdır." hükmünün de bu belirlemeye etkisininolamayacağı kuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkçaaykırı bir yasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülençoğunlukla yapılacak bir "son oylama"nın belirtilen Anayasa'yaaykırılığı düzelteceği kabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasınauygun bir yasama faaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki "şekildenetimi" kuralı işletilebilir. Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığıüzere, aksi yönde bir yasama faaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 incimaddenin bu davanın somutunda uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudakibir inceleme için bkz.: Torba Yasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzükHükümlerinin Şekil Denetimi Sorunu, Hıfzı DEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s.55-90)
Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71,K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davasıbaşvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü'nün 35.maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyonakabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iadeedilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmaküzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığıanlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 6526 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle 2577sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen cümlelerin(kuralın) Anayasa'nın 88. maddesine aykırı düşmesi nedeniyle, bu gerekçeyleiptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımızdan, iptal kararına budeğişik gerekçeyle katılıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ
21.2.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile2577 sayılıKanun'un 27. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmeküzere eklenen "Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklenatama, görev veunvan değişikliği,geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkinidari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerdensayılmaz." şeklindeki cümle iptal davası ile itiraz başvurusuna konuedilmiş ve iptali talep edilmiştir.
Anılan kuralın yürürlüğe girmesinden öncekidüzenlemede,uygulanmakla etkisi tükenen işlemlerle ilgili olarak, davalı idarenin savunmasıbeklenmeksizin karar verilebileceği hüküm altına alınmaktaydı. Bu düzenlemeuyarınca da davalı idarenin savunması alınıp yeni bir karar verilinceye kadar işleminyürütülmesinin durdurulmasına karar verilebilmekteydi. İptal ve itiraz isteminekonu kuralla, evvelce uygulamada idari yargı mercilerinintakdir veiçtihatlarına bırakılan "uygulanmakla etkisi tükenen işlemler"insınırlandırılması yoluna gidilmiş ve kamu görevlileri hakkında tek tek sayılankimi işlemlerin "uygulanmakla etkisi tükenen işlemler"densayılmayacağı ifade edilmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, sayılan idariişlemlerle ilgili olarak idari yargı mercilerinin davalı idareden savunma almalarızorunlu olacak ve bu işlemler telafisi güç ya da imkânsız zararlara yol açmakoşullarını taşısa da, savunma alınmadan yürütmenin durdurulmasına kararverilemeyecektir.
Öğreti ve idari yargı içtihatlarında genel kabul gördüğü üzere"yürütmenin durdurulması" müessesesi, özellikle Anayasa'nın 36.maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü"nün gerçekleştirilmesindeönemli bir koruma mekanizması olduğu gibi; Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesinibulan hukuk devletinin gerçekleşmesinde etkin bir vasıtadır. Bu müessese,bireyin temel hak ve özgürlüklerini idareye karşı korur; kamu yararı ve kamudüzeninin gerçekleşmesinde mühim rol oynar. Anayasa'nın 125. maddesi uyarıncayürütmenin durdurulması konusunda yasakoyucuya bir "sınırlandırma"yetkisi verilmekle beraber, bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesine aykırıdüşmemesi (ölçülü olması, bireyin hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasındaadil bir denge kurması gibi) ve hakkın özüne zarar vermeyen bir mahiyettaşıması gerekmektedir. Yine bu sınırlamanın, belli konulara ilişkin de olsa"engelleme" mahiyetini taşımaması da şarttır.AnayasaMahkemesinin30.10.2010 tarih ve E.2008/77, K.2010/77 sayılı kararı da budoğrultudadır.
Bu dava konusu ile büyük benzerlik arzeden iki ayrı AnayasaMahkemesi kararına konu başvurularda da; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 105.maddesinin üçüncü fıkrası ile aynı Kanun'un 128. maddesinin ikinci fıkrasıylayapılan düzenlemelerle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)kararlarına ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Fon Kurulu'nun kararlarınakarşı Danıştayda açılacak davalarda vaki yürütmenin durdurulması istemleriiçin, duruşma yapılması, kısa (7 gün) bir savunma süresi verilmesi ve savunmaalınmadan yürütmenindurdurulması kararı verilemeyeceği yolundaki düzenlemelerAnayasa Mahkemesinin 22.2.2006 tarih ve E.2006/20, K.2006/25 (RG.10.1.2007;Sayı: 26399) ve 9.3.2006 tarih ve E. 2006/33, K.2006/36 (RG. 10.1.2007; Sayı:26399) sayılı kararlarıyla şu gerekçeyle iptal edilmiştir:
".Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardanbiri olmakla birlikte, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme vehaksızlığı giderme uğraşının uygar yoludur. İnsan varlığını soyut ve somutdeğerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimdesağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü,hukuk devletininbaşlıca ölçütlerinden, çağdaş demokrasinin gereklerinden vevazgeçilmez koşullarından biridir. Anayasa'nın 142. maddesi uyarıncamahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleriyasayla düzenlenir. Yürütmenin durdurulması ile ilgili kurallarda diğeryargılama usulü kuralları gibi yasakoyucu tarafından serbestçe Anayasa'yaaykırı olmamak koşuluyla düzenlenebilir.Yürütmenin durdurulması kararıverilebilmesi için 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veyaimkânsızzararın doğması' ve 'idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması' koşullarınınbirlikte gerçekleşmesi gereklidir.Anayasa'da yürütmenin durdurulması ileilgili olarak başka bir koşul bulunmamaktadır.Buna karşılık itiraz konusukurala göre 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsızzararın doğması' durumu davanın ilk aşamasında belirlense bile yürütmenindurdurulması kararı verilemeyecek ve süresi kısaltılsa da öncelikle Kurumunsavunmasıalınıp duruşma yapılacağından belli bir süreningeçmesi gerekecektir.Buitibarlaitiraz konusu kural her ne kadar yürütmenin durdurulması koşullarınıdeğiştirmemekte ise de, mahkemelerin bu konuda karar vermesini geciktirerekkişilerin telafisi imkânsız zararlarla karşılaşmalarına yol açacakniteliktedir. İdari yargıda yürütmenin durdurulması kararıyla güdülen amacınkişilerin hak arama özgürlüklerini daha etkili biçimde kullanabilmelerinisağlamak olduğu gözetildiğinde, böyle bir durumun Anayasa'nın 125. maddesininbeşinci fıkrasında öngörülen 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güçveya imkânsız zararın doğması' koşulunu etkisiz kılarak yürütmenin durdurulmasıkararlarıyla gerçekleştirilmek istenen hukuksal yararı olumsuz yönde etkileyeceğindenbu yönden davacının,otuz günlük savunma süreciniyedi güne indirerekdavalınınhak arama özgürlüğünü de zedeleyeceği açıktır.Belirtilennedenlerle, (kurallar) Anayasa'nın 2.,36. ve 125. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir."
Hangi idari işlemlerin "uygulanmakla etkisi tükenenişlem" mahiyetini taşıdığı hususu içtihada ve öğretiye bırakılmış bir konuolup, idari yargının "içtihadilik" özelliği de bunun doğal sonucudur.Yasakoyucunun bu alana müdahalesi ve kimi işlemleri sayma yöntemiyle bu grubadahil etmesi; üstelikbunu yaparken hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı biçimde veölçülü olmayan şekilde yürütmenin durdurulması kararı verilmesini kısıtlarmahiyette kural öngörmesi karşısında ve Anayasa Mahkemesinin işaret edilenkararları gözetildiğinde; iptali istenen düzenlemenin Anayasa'ya uyarlıdüşmediği görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, iptal ve itiraz istemine konu kuralınAnayasa'nın 2., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiğikanaatine vardığımızdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan ALTAN
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 6526 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen üçüncücümlede"Ancak, kamu görevlileri hakkında tesisi edilen atama, naklenatama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelereilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz"denilmiştir.Buna göre, fıkranın bir önceki (ikinci) cümlesinde yer alan"Uygulanmaklaetkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonrayeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın dadurdurulabilir"kuralına, atama, naklen atama, görev ve unvandeğişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmeler yönünden bir istisnagetirilmiş ve mahkemelerce, bu işlemler için idarenin savunması alınmadanyürütmenin durdurulması kararı verilmesi olanaksız hale getirilmiştir.
2. Anayasa'nın "Yargı Yolu" kenar başlıklı 125.maddesinde yürütmenin durdurulması müessesesi doğrudan düzenlenmiştir. Bunagöre:
"İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansızzararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasınakarar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaşhalinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenindurdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir".
3. Yürütmenin durdurulması, hukukun başlıca müesseselerinden olan"tedbir"müessesesiningenel mantığı ve evrensel ilkeleri gözetilmeden değerlendirilemez. Tedbir,telafisi güç veya imkânsız bir durumun doğmaması, hak kayıplarının önlenmesi,adaletin gerçekleşmesinde gecikmeler yaşanmaması düşüncesiyle ve talep üzerine,görevli ve yetkili yargı organınca geçici olarak alınan ve derhal uygulanan birkarardır. Bu düşünceden hareketle, yürütmeyi durdurma kararlarının da derhaluygulanması gerekeceği açıktır. İdare hukukunda, ayrıca"idariişlemin açıkça hukuka aykırı olması"şartı öngörülerek, kamuhizmetlerinin sürekliliği ve etkinliğinin gözetilmesi ihtiyacı dakarşılanmıştır. Anayasa'nın 125. maddesinde doğrudan öngörülen düzenleme, builkeyi tespit etmektedir.
4. İptali istenen kural, mahkemelerce yürütmenin durdurulmasıkararı verilmesini, kamu görevlileri ile ilgili olarak kuralda sayılan işlemleryönünden idarenin savunmasının alınması şartına bağlamak suretiyle, belli birsüre için engellemek suretiyle sınırlamaktadır. Bu süre, savunmanın verilmesiveya savunma için tespit edilen sürenin dolması ile sona ereceğinden, iptaliistenen kural nedeniyle, idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi güçveya imkânsız zararların doğması halinde dahi süre doluncaya kadar işleminyürürlüğü durdurulamayacaktır. Bu durum ayrıca, Anayasa'nın 36. maddesinde yeralan hak arama hürriyetini de ilgilendirmektedir. İdari işlemlerin hukukaaykırılığını iddia etmek ve şartları mevcutsa yürürlüğünün durdurulmasınıistemek hakkının, ilgili kamu görevlisinin hak arama hürriyeti kapsamındaolduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Kuralla, bu hakka bir müdahaledebulunulduğu açıktır.
5. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, iptali istenen kuralınAnayasa'ya uygunluk incelemesinin Anayasa'nın 2. ve 125. maddeleri birliktedeğerlendirilmek ve 13. maddesindeki ölçütleri uygulamak suretiyle yapılmasıgerekmektedir. İptali istenen kuralda, Anayasa'nın 125. maddesinde sayılan özelsınırlama nedenlerinden her hangi biri ile ilişki kurulmadığından, kuralınöngördüğü sınırlamanın 125. maddeden kaynaklanan bir Anayasal dayanağınınbulunmadığı açıktır. Bu durumda, acaba Anayasa'da sayılmamakla birlikte üstünbir kamu yararından kaynaklanan, kişiler yönünden hakkın özünü zedelemeyen,ölçülü bir sınırlamanın varlığından söz edilebilir mi ve böyle bir halin yasakoyucunun takdir alanı içinde kaldığı sonucuna varılabilir mi, sorusuna cevaparanmalıdır.
6. Kuşkusuz, kamu görevlileri ile ilgili atama, nakil, görev veunvan değişikliği gibi işlemlerin çoğunda, telafisinin imkânsız olduğundan sözedilemez. Ancak, hukuka aykırı olarak yapılabilecek bazı işlemlerin telafisininçok güç olabileceği de açıktır. Bu nedenle, kuralın yol açacağı kamu görevlisininmuhtemel mağduriyeti ile yürütmenin, idare savunması alınmadan durdurulmasınınsakıncaları arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığına bakılarak sonucavarılması gerekir.
7. Bu açıdan bakıldığında, sorunun odak noktasını, bir idariişlemin açıkça hukuka aykırı da olsa derhal uygulanıp uygulanamayacağıhususunun oluşturduğu anlaşılmaktadır. Nitekim,"açıkça hukukaaykırı"bir işlemin varlığı halinde dahi ilk aşamada bu idari işleminuygulanması, ancak savunma alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonrayürürlüğünün durdurulması, Anayasa'nın 125. ve 2. maddeleri karşısındayürürlüğün durdurulması müessesesini etkisiz ve anlamsız hale getirebilecektir.İdarenin kararının, hukuka aykırı da olsa, kısa bir süre için aynenuygulanmasına Anayasa'nın 2. ve 125. maddelerinin cevaz verdiğini kabul etmekmümkün görünmemektedir.
8. Konuya idare yönünden bakıldığında, belli bir statü içerisindebulunan bir kamu görevlisinin atanması, nakli, görevinin veya unvanınındeğiştirilmesi veya geçici görevlendirilmesi, olağan koşullarda, savunma süresibeklenemeyecek kadar hayati ve acele sayılamaz. İptali istenen kuralın ise, herkamu görevlisi için müteaddit defalar uygulanabilecek atama, nakil,görevlendirme veya görev ve unvan değişikliklerine ilişkin olup, aciliyetibulunmayan, olağan durumlara uygulanmak üzere öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
9. İdare bir bütündür ve geniş bir takdir alanı içinde hareketedebilir. Tek bir kamu görevlisinin, haklı nedenlere de dayansa, derhalgörevinden alınması, görev ve unvanının değiştirilmesi veya geçicigörevlendirilmesi, kamu düzeni bakımından hayati önemde sayılamaz. Kaldı kiolağanüstü hal, sıkıyönetim, savaş, seferberlik gibi haller ile milli güvenlik,kamu düzeni, genel sağlık gibi özel nedenler yürürlüğün durdurulmasınınsınırlandırılabileceği haller olarak, Anayasa'da açıkça sayılmak suretiyle belirtilmiştir.Bunların yasa ile genişletilmesi veya Anayasa'da öngörülmeyen yeni sebeplerinyasayla ihdas edilmesi, yasa koyucunun takdir yetkisi dâhilinde değildir.
10. Öte yandan, kamu görevlisinin disiplin ve ceza soruşturmasıveya kovuşturmasını gerektirecek derecede sakıncalı haller içerisinde bulunmasıdurumunda ise statü hukukunun ve özel soruşturma ve kovuşturma usullerininöngördüğü tedbirlerin alınması tabiidir. Bu nedenle kuralın, idare yönündendemokratik bir toplumda zorunlu olduğu, üstün bir kamu yararınıgerçekleştirmeye amacına yönelik bulunduğu söylenemez.
11. Hukuk devleti ve ölçülülük ilkesi yönünden bakıldığında dakuralın, ölçülü olduğundan söz etmek mümkün değildir. Zira ilgili kamugörevlisinin savunma için beklenecek çok kısa süre içerisinde dahi ciddimağduriyetine (örneğin tayin veya nakil dolayısıyla özel ve aile hayatınınzarar görmesi) yol açabilecek olan kuralla, yürürlüğün savunma alınmadandurdurulması halinde geçecek sürede, İdare yönünden kişinin mağduriyetine üstüntutulacak ne gibi bir kamusal yararın korunduğu anlaşılamamaktadır.Dolayısıyla, kuralın ölçülülüğünden de söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa'nın 2. ve 125. maddelerineaykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatiyle, ret yönündeki çoğunluk görüşünekatılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY
1.21.2.2014tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ileBazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesiyle 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenenüçüncü ve dördüncü cümleleri Mahkememiz çoğunluğunca iptal edilmiştir.
2.İptale konu kural,"Kamu görevlileri hakkında tesisedilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veya vekâleten atama, yerdeğiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgili olarak verilen iptalve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereği; dava konusuedilen kadronun boş olması hâlinde bu kadroya, boş olmaması hâlinde ise aynıkurumda kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmaksuretiyle yerine getirilir. Eski kadro ile atandığı yeni kadro arasında malihaklar bakımından bir fark bulunması durumunda, bu fark 14/7/1965 tarihli ve657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasındadüzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde ödenir."" hükmünüiçermektedir.
3.İptal edilen kural iki cümleden oluşmaktadır. Birinci cümlede,kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme,naklen veya vekâleten atama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliğiişlemleriyle ilgili olarak verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkinmahkeme kararlarının gereğinin, dava konusu edilen kadronun boş olması halindebu kadroya, boş olmaması halinde ise aynı kurumda kazanılmış hak aylıkderecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirileceği;ikinci cümlede de, hakkında yapılan işlemin yürütmesi durdurulan veyahakkındaki işlem iptal edilen kamu görevlisi, yeni bir kadroya atanmış ise eskikadro ile atanılan yeni kadro arasında mali haklar bakımından bir farkbulunması durumunda, bu farkın 657 sayılı Kanun'un 91. maddesinin ikinci fıkrasındadüzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde ödeneceği düzenlenmektedir.
4.Kararda belirtildiği vetarafımızca da kabul edildiği üzere, idare hukukunda verilen iptalkararlarında, dava konusu idari işlemin tesis edildiği tarihten geçerli olmaküzere hukuksal varlığına son verildiğinde, işlemin tesis edildiği tarihtenönceki hukuki durumun geçerliliğinin sağlandığında, böylece, hukuka aykırıolduğu belirlenmiş olan idari işlemin bütün sonuçları ile ortadan kaldırılarakhukuk düzeninin korunmasının amaçlandığında, yürütmenin durdurulması kararınında bir tedbir olarak geçici süreyle aynı korumayı sağladığında kuşkubulunmamaktadır.
5.Yinekararda belirtildiği ve tarafımızca da kabul edildiği üzere, hukuk devletiilkesi, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin hukukkurallarıyla bağlı olduğu bir sistemi ifade eder. Devletin hukuk kurallarınabağlılığını sağlayacak en önemli mekanizma da idarenin yargısal denetimidir.İdare karşısında bireylerin hak arama özgürlüğünü kullanmaları, idarenin eylemve işlemlerinin yargı denetimine açık olmasına bağlıdır ve hukuk devletiningerçekleşmesi için aynı zamanda idarenin yargı kararlarına uyması ve bukararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunması zorunludur. idarenin,yargı kararlarını uygulamaması durumunda, hukuk devleti ilkesinin varlığındansöz edilemez. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymakzorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretledeğiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bu konuda birtartışma bulunmamaktadır.
6.İptaliistenilen kurallara ilişkin sorun, kanunlarla idarelere yüklenilen kamuhizmetlerinin yerine getirilmesinde görev ifa eden kamu görevlilerininhaklarında tesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veyavekâleten atama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgiliolarak verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarınıngereğinin iptali istenilen kurallarda öngörüldüğü şekilde yerine getirilmesihalinde, bir mahkeme kararının anayasal anlamda öngörüldüğü şekilde yerinegetirilmiş sayılıp sayılamayacağının tespitine ilişkin bulunmaktadır.
7.Bilindiğiüzere idareler kanunlarla kendilerine yüklenilen kamu hizmetlerini aksatmadan,düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yerine getirmekzorundadırlar. Zira, kamu hizmetleri, tatmininde kamu yararı bulunan birgereksinimi karşılayan faaliyetler olarak kabul edildiklerinden, bunlarınsürekli ve düzenli bir biçimde yürütülmesi gerekmektedir. Kesintiye uğrayan yada düzensiz bir biçimde yürütülen kamu hizmetlerinin toplum yaşamında kimizaman çok büyük boyutlarda olmak üzere her zaman için olumsuz etkiler doğurmasıkaçınılmazdır. Bu bakımdan süreklilik ve düzenlilik bir çok idare hukuku ilkeve kuralının da varlık nedenidir.
8.Öte yandanmemurlar ve diğer kamu görevlilerinin, Devlet ile olan ilişkileri statü hukukuiçerisinde yürütülmektedir. Bir başka deyişle, kamu görevlileri ile kamuyönetimleri arasındaki ilişkiler kural tasarruflarla düzenlenmektedir. Kamupersoneli, belirli bir statüde, nesnel kurallara göre hizmet yürütmekte, ostatünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme gibi kimi haklara sahipolmaktadır. Kamu hizmetine girişin ve hizmet içinde yükselmenin koşulları, statühukukunun gereği olarak kanunlarla belirlenmektedir. Bu durum, Anayasa'nın kamuhizmetine girme hakkının düzenlendiği 70. maddesi ile kamu hizmetigörevlileriyle ilgili genel ilkelerin düzenlendiği 128. maddesinden kaynaklananbir zorunluluktur. Kanun koyucu, statü hukuku çerçevesinde yürütülen memuriyethizmetine girmeye, memuriyette yükselmeye, memuriyetin sona ermesine ve bunungibi diğer hususlara ilişkin koşulları anayasal ilkelere uygun olarak belirlemeyetkisine sahip bulunmaktadır.
9.Bununlabirlikte, kamu görevlilerinin içinde bulundukları statüden doğan, tahakkuketmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüşhaklarının da her durumda korunması gerekir.
10.AnayasaMahkemesinin 4.2.2010 tarihli ve E:2007/83; K:2010/28 sayılıkararında,kadroları kaldırılan ve gerekli olmadığı değerlendirilerek yenidenihdas edilmeyen kişilerin önceki kadro ve unvanları ile bu kadro ve unvanabağlı haklarının, halen bulundukları statüden doğmuş, tahakkuk etmiş vekendileri yönünden kesinleşmiş kişisel alacak niteliğine dönüşmüş bir hakniteliğinde olmadığı, kazanılmış hak kavramı ile kişinin daha öncekigörevindeki derecesinin korunmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
11.İptaliistenilen kurallara belirtilen durum çerçevesinde bakıldığında, kurallarla,iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereğinin; davakonusu edilen kadronun boş olması hâlinde öncelikle bu kadroya,kamu hizmetininaksatılmadan, düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yerinegetirilmesi amacıyla iptal veya yürütmenin durdurulması kararı verilmeden önceatama yapılmış olması nedeniyle boş olmaması hâlinde ise ilgili kamugörevlisinin statü hukukundan kaynaklanan kazanılmış haklarının korunarak, aynıkurumda uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirileceğinin veeski kadro ile atandığı yeni kadro arasında mali hakları bakımından bir farkbulunması durumunda, farkın ödeneceğinin öngörüldüğü anlaşıldığından, kuralın,Anayasa'nın 2., 36. ve 138. maddelerine uygun bir düzenleme olduğu sonucunavarılmaktadır.
12.Açıklanannedenlerle, çoğunluk görüşüne dayalı iptal kararına, iptal isteminin reddigerektiği görüşüyle katılmıyoruz.
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
2014/109 esas sayılı itiraz başvurusunda 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen 135.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...vekovuşturmada...", "...veya sanığın..." ibareleri vedördüncü cümlesi ile (2) numaralı fıkrasının iptali istenmiştir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 40. maddesi gereğince, davaya bakmakta olan mahkeme "İptaliistenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayangerekçeli başvuru kararının aslını" Anayasa Mahkemesine göndermekzorundadır. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca da itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında "Anayasayaaykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasanın hangimaddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriylebirlikte açıkça gösterilmesi" gerekir.
Somut başvuru kararında iptali istenen kurallardan 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin (2) numaralı fıkrasının hanginedenlerle Anayasaya aykırı olduğuna dair hiçbir gerekçeye yer verilmemiştir.Bir an için, söz konusu hükmün iptali istenen diğer kuralların devamı veayrılmaz parçası olduğu, bu nedenle maddenin (1) numaralı fıkrası için ilerisürülen gerekçelerin (2) numaralı fıkra için de geçerli olduğu varsayılabilir.Ancak, bu durumda iptali istenen kuralların aynı nitelikte olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasında iptali istenenkurallar,kovuşturma sırasında suç işlendiğine dair somut delillere dayanankuvvetli şüphelerin varlığı halinde sanığın telekomünikasyon yoluylailetişiminin tespit edilmesine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine ağır ceza mahkemesi tarafından oy birliğiylekarar verileceğini belirtmektedir. Maddenin(2) numaralı fıkrası ise "Taleptebulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veyailetişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veyarapor eklenir" şeklindedir.
Görüldüğü üzere, hakkında hiçbir gerekçe yazılmayan kural, diğerkurallardan bağımsız bir şekilde anlaşılabilecek ve uygulanabilecekniteliktedir. Zira, kuralla getirilen yükümlülük, hakkında tedbir kararıverilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısınıgösteren belge veya raporun sunulmasını içermektedir. Bu nedenle, itirazbaşvurusunda böyle bir yükümlülüğün neden Anayasaya aykırı olduğununaçıklanması gerekirdi. Bu yapılmadan, diğer kurallar için yapılanaçıklamaların, tamamen farklı bir konuyu düzenleyen kuralın anayasayaaykırılığı için de geçerli kabul edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, başvurukararında (1) numaralı fıkra için belirtilen gerekçelerle (2) numaralı fıkranında iptali gerektiği yönünde herhangi bir açıklama da yoktur.
Açıklanan gerekçelerle, (2) numaralı fıkra yönünden, başvurunun6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine veAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasına uygunşekilde yapılmadığı, bu nedenle reddedilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan,çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zühtü ARSLAN