ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2015/41
Karar Sayısı : 2017/98
Karar Tarihi : 4.5.2017
R.G Tarih – Sayısı: 3.8.2017 – 30143
İPTALDAVALARINI AÇANLAR: TBMM Üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY,Levent GÖK ile birlikte 119 milletvekili (E.2015/41)
TBMM Üyeleri M.Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY, Levent GÖK ile birlikte 121 milletvekili(E.2015/56)
TBMM Üyeleri M.Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY, Levent GÖK ile birlikte 121 milletvekili(E.2015/59)
İTİRAZ YOLUNABAŞVURAN: Sivas İdare Mahkemesi (E. 2015/78)
DAVALAR VE İTİRAZIN KONUSU: 27.3.2015 tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- Dayanağınıoluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesineilişkin 18.2.2015 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın Anayasa’nın88. ve 95. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline,
B-1- Bir kısımmaddeler üzerinde yapılan görüşmelerde oylamanın öngörülen çoğunluklayapılmadığına ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddiasına dayalı olarak tümününşekil bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına,
2- Birden fazlakanunda değişiklik yapan kanun kavramı bağlamında Anayasa’ya aykırılıkiddiasına dayalı olarak tümünün şekil bakımından iptaline ve yürürlüğünündurdurulmasına,
3- Dayanağınıoluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesineilişkin 18.2.2015 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın Anayasa’yaaykırı olduğu iddiasına dayalı olarak tümünün şekil bakımından iptaline veyürürlüğünün durdurulmasına,
C-1- 1.maddesiyle 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun4/A maddesinin altıncı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin “…kişinin üstü veeşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerininaranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülkiamirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıylateyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir…” bölümünün,
2- 2. maddesiyle2559 sayılı Kanun’un 13. maddesinin;
a- Birincifıkrasına eklenen (H) bendinin,
b- Birincifıkrasının değiştirilen “eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altınaalır, uzaklaştırır ya da…” bölümünün,
3- 3. maddesiyle2559 sayılı Kanun’un 15. maddesine eklenen fıkranın birinci cümlesinde yer alan“…ifadelerini…” ibaresi ile ikinci cümlesinin,
4- 4. maddesiyle2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin;
a- Üçüncüfıkrasının (b) bendine “…basınçlı…” ibaresinden sonra gelmek üzereeklenen “… ve/veya boyalı… ” ibaresinin,
b- Yedincifıkrasına eklenen (d) bendinin,
5- 5. maddesiyledeğiştirilen 2559 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin;
a- İkinci fıkrasınınüçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresinin,
b- Üçüncüfıkrasının,
6- 6. maddesiyledeğiştirilen 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev veYetkileri Kanunu’nun ek 5. maddesinin;
a- Birincifıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresinin,
b- İkincifıkrasının,
7- 7. maddesiyle6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “ … zincir…” ibaresinden sonragelmek üzere eklenen “…ve sapan…” ibaresinin,
8- 8. maddesiyledeğiştirilen 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrasının (a)bendinde yer alan “…ve sapan…” ile “…veya kimliklerini gizlemekamacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek …”ibarelerinin,
9- 9. maddesiyle2911 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. maddenin ikinci cümlesinin,
10- 13.maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91.maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın;
a- Birincicümlesinin “…mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmidört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekildebozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenensuçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir.”bölümünün,
b- Dördüncü vebeşinci cümlelerinin,
11- 15.maddesiyle 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesineeklenen (G) fıkrasının birinci cümlesinin,
12- 16.maddesiyle 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasına eklenencümlenin,
13- 17.maddesiyle değiştirilen 17.7.2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 13. maddesininüçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin,
14- 21.maddesiyle 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanunu’nun 13.maddesine eklenen;
a- Üçüncüfıkrada yer alan “…görev unvanlarına bakılmaksızın…”, “…gibi…” ve“…atandıkları birim amirinin emrine alınabilirler” ibarelerinin,
b- Dördüncüfıkrada yer alan “…görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirmeye…” ibaresinin,
15- 22.maddesiyle değiştirilen 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinin;
a- Yedinci vesekizinci fıkralarında yer alan “…liyakat koşullarını belirlemek veterfilerini önermek üzere…” ibarelerinin,
b- Onbirincifıkrasının (c) bendinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresinin,
c- Onüçüncüfıkrasının;
ca- Birincicümlesinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresinin,
cb- İkincicümlesinin,
d- Onsekizincifıkrasında yer alan “Rütbe terfileri ve…” ibaresinin,
16- 23.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesine eklenen;
a- İkincifıkranın ikinci cümlesinin,
b- Üçüncüfıkrada yer alan “…öğrenime devam edenler dâhil…” ibaresinin,
17- 29.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin birinci ve ikincifıkralarının,
18- 31.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 26. maddenin;
a- Üçüncüfıkrasındaki tablonun “EN AZ BEKLEME SÜRELERİ” başlıklı bölümünün (B)grubunda yer alan Komiser Yardımcısı rütbesi için öngörülen “6”,Komiser rütbesi için öngörülen “6” ve Başkomiser rütbesi için öngörülen“Yaş Haddi” ibarelerinin,
b- Dördüncüfıkrasının;
ba- (a)bendinin,
bb- (b) bendindeyer alan “…bu grup için ayrı…” ve “…ve sözlü…” ibarelerinin,
c- Beşincifıkrasının,
19- 32.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin,
20- 33.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin birinci ve ikincifıkralarının,
21- 43.maddesiyle 25.4.2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’naeklenen geçici 7. maddenin,
22- 50.maddesiyle değiştirilen 2803 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasının(c) bendinin birinci cümlesinin,
23- 51.maddesiyle 2803 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 16.maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümlelerinin,
24- 58. maddesiyledeğiştirilen 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik KomutanlığıKanunu’nun 8. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin,
25- 61.maddesiyle 2692 sayılı Kanun’a eklenen 21/A maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinin,
26- 65. maddesiyledeğiştirilen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 19. maddesinin,
Anayasa’nınBaşlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 9.,10., 13., 17., 19., 20., 22., 23., 34., 36., 37., 38., 42., 48., 49., 55., 60., 70., 88., 90., 95., 96., 123., 125.,128., 129. ve 148. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I- İPTALİ İSTENENKANUN HÜKÜMLERİ
İptali istenen kuralların yer aldığı 6638 sayılı Kanun’un;
1- 1. maddesiyle değiştirilen 2559 sayılıKanun’un “Durdurma ve kimlik sorma” başlıklı 4/A maddesi şöyledir:
“Polis,kişileri ve araçları;
a) Bir suçveya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suçişlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veyakabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkındayakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerinhayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcutveya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyladurdurabilir.
Durdurmayetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulandurumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir.Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfîlik oluşturacak şekilde durdurmaişlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğukişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorularsorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibrazedilmesini isteyebilir.
Durdurmasüresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi içinzorunlu olan süreden fazla olamaz.
Durdurmasebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izinverilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veyatehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüpheninvarlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacınayönelik gerekli tedbirleri alabilir. Bu amaçla kişinin üzerindeki elbiseninçıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerininaçılması istenemez. (Ek cümleler: 27/3/2015-6638/1 md.) Ancak, el iledıştan kontrol hariç, kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdanbakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığıtarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kollukamirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlüemriyle yapılabilir. Kolluk amirinin kararı yirmi dört saat içinde görevlihâkimin onayına sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan araç aramalarına ilişkinolarak kişiye, arama gerekçesini de içeren bir belge verilir.
Bu Kanun vediğer kanunların verdiği görevlerin yerine getirilmesi sırasında, polistarafından gerekli işlemler için durdurulan kişiler ve araçlarla ilgilihükümler saklıdır.
Polis,görevini yerine getirirken, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyigösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabilir. Bu kişilere kimliğiniispatlamaları hususunda gerekli kolaylık gösterilir.
Belgesininbulunmaması, açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyandabulunması dolayısıyla ya da sair surette kimliği belirlenemeyen kişi tutularakdurumdan derhâl Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık birşekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltınave tutuklamaya karar verme yetkisi ve usûlü bakımından 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
Kimliğinintespiti amacıyla tutulan kişiye, kimliği tespit edildikten sonra ve taleptebulunması halinde, bu amaçla tutulduğuna ve tutulma süresine dair bir belgeverilir. Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınmaveya tutuklanma haline derhâl son verilir.
Nüfusakayıtlı olmadığı için kimliği tespit edilemeyen kişilerin nüfusa kayıtlarınıntemini için gerekli işlemler yapıldıktan sonra, 5 inci maddeye göre fotoğraf veparmak izi tespit edilerek kayda alınır.
Kimliğitespit edilemeyen kişinin yabancı olduğunun anlaşılması halinde, 5682 sayılıPasaport Kanunu ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve SeyahatleriHakkında Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.”
2-2. maddesiyle değiştirilen 2559 sayılıKanun’un 13. maddesi şöyledir:
“Polis,
A) Suçüstühâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veyasuça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delilbulunan şüphelileri,
B) Haklarındayetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,
C) Halkınrahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşlukhâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerinedevam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,
D) Usulüneaykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri vermekararı alınanları,
E) Polisinkanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görevyapmasını engelleyenleri,
F) Birkurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasınıgösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerinegetirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucumadde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,
G) Haklarındagözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilenküçükleri,
H) (Ek:27/3/2015-6638/2 md.) Başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri,
eyleminveya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya dayakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.
Yakalanmasıbelirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır.
Yakalanankişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişininsağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.
Yakalanankişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması hâlindesözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilir.
Kişininyakalandığı, istediği kanunî yakınlarına derhâl bildirilir.
Yakalananlardan,
A) Uyuşturucumadde kullanmış olanlar ile sarhoş olanların,
B) Zorkullanılarak yakalananların,
C) Haklarındasuç soruşturması yapılacak olan şüpheli ve sanıkların,
Yakalanmaanındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir.
Yakalanankişilerden suç işlediği şüphesi altında olanlar adlî mercilere sevk edilir.Haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurumyetkilileri tarafından teslim alınır. Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhâlserbest bırakılır.”
3- 3. maddesiyle değiştirilen 2559 sayılı Kanun’un 15. maddesi şöyledir:
“Polis;yaptığı tahkikat esnasında ifadelerine müracaat lazımgelen kimseleri çağırır vekendilerine lüzumu olan şeyleri sorar.
(Ek:16/6/1985 - 3233/5 md.; İptal: An. Mah.nin 26/11/1986 tarih ve 1985/8 E.,1986/27 K. sayılı Kararı ile.)
(Ek fıkra:27/3/2015-6638/3 md.) Polis; müşteki, mağdur veya tanık ifadelerini,talepleri hâlinde ikamet ettikleri yerlerde veya işyerlerinde de alabilir. Bufıkranın kapsamı ile uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar İçişleriBakanlığınca belirlenir.”
4- 4. maddesiyle değiştirilen 2559sayılı Kanun’un “Zor ve silah kullanma” başlıklı 16. maddesi şöyledir:
“Polis,görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıylave kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanmayetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenlerietkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet,maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkincifıkrada yer alan;
a) Bedenîkuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruyakullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç;polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışındakullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcıgazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmetaraçlarını,
ifade eder.
Zorkullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruyazor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi gözönünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zorkullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araçve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak,toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ilekullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin vetespit edilir.
Polis,kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkinkoşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmayailişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
Polis;
a) Meşrusavunma hakkının kullanılması kapsamında,
b) Bedenîkuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, budirenişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkındatutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmişolan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıylave sağlayacak ölçüde,
d) (Ek:27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamubinalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tekveya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı,yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veyasaldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisizkılacak ölçüde,
silahkullanmaya yetkilidir.
Polis,yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiyeduyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıyauymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateşedilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesininmümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla vesağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Polis,direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisinikullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde,silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisizkılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.”
5- 5.maddesiyle değiştirilen 2559 sayılı Kanun’un ek 7. maddesi şöyledir: (Bu metin 2.1.2017 tarihli ve 680 sayılı KanunHükmünde Kararname ile yapılan değişiklikleri içermemektedir.)
“Polis,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genelgüvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişisağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçlabilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır.Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Birinci fıkrada belirtilen görevlerin yerinegetirilmesine yönelik olarak, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun, casusluk suçları hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a),(b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkimkararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürünün veyaİstihbarat Dairesi Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılaniletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir,kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir,yirmidört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim,kararını en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkimtarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhâl kaldırılır. Bu haldedinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durumbir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzeremuhafaza edilir.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.; Değişik fıkra: 27/3/2015-6638/5 md.) Yetkili vegörevli hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesi üyesidir.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacakkişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veyailetişim bağlantısını tesbite imkân veren kodundan belirlenebilenler iletedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenlerbelirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçerayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, terör örgütününfaaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesihalinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalaruzatılmasına karar verebilir.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Uygulanan tedbirin sona ermesi halinde, dinlemeniniçeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir. Durum bir tutanaklatesbit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) İstihbarat faaliyetlerinde, bu maddede belirtilensuçların önlenmesi amacıyla ve hâkim kararı alınmak koşuluyla, teknik araçlarlaizleme yapılabilir. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti verenkuruluşların ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerinden yararlanabilmek içingerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunulabilir. Bu kurum vekuruluşların kanuni sebeplerle veya ticari sır gerekçesiyle bu bilgi vebelgeleri vermemeleri halinde ancak hâkim kararı ile bu bilgi ve belgelerden yararlanılabilir.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetlerçerçevesinde elde edilen kayıtlar, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışındakullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilikilkesi geçerlidir. Bu fıkra hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında, görevsırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarıncadoğrudan soruşturma yapılır.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Hâkim kararları ve yazılı emirler, Emniyet GenelMüdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevlilerince yerine getirilir.İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği birtutanakla saptanır.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.; Değişik fıkra: 27/3/2015-6638/5 md.) Bu maddede yer alanfaaliyetlerin denetimi; sıralı kurum amirleri, mülki idare amirleri, EmniyetGenel Müdürlüğü ve ilgili bakanlığın teftiş elemanları tarafından yılda en azbir defa yapılır. Bu faaliyetler Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından da denetlenebilir.Bu kapsamda yapılan denetimlerin sonuçları bir rapor hâlinde Türkiye BüyükMillet Meclisi Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna sunulur.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.; Değişik: 15/8/2016-KHK-671/24 md.; Aynen kabul:9/11/2016-6757/21 md.) Bu maddede belirtilen telekomünikasyon yoluyla yapılaniletişime ilişkin işlemler ile 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamındayapılacak dinlemeler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde tek birmerkezden yürütülür.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Bu maddede belirlenen usûl ve esaslara aykırı dinlemelerhukuken geçerli sayılmaz ve bu şekilde dinleme yapanlar hakkında 26.9.2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır.
(Ek fıkra:3/7/2005 – 5397/1 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usûllerAdalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarının görüşü alınarak Başbakanlıktarafından üç ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
6- 6. maddesiyle değiştirilen 2803sayılı Kanun’un ek 5. maddesi şöyledir:
“Jandarma, buKanunun 7 nci maddesinin (a) bendine ilişkin görevleri yerine getirirkenönleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçlarıhariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılısuçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesindesakınca bulunan hallerde Jandarma Genel Komutanı veya istihbarat başkanınınyazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi tespit edebilir,dinleyebilir, sinyal bilgilerini değerlendirebilir, kayda alabilir.Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saatiçinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç kırksekiz saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine kararverilmesi halinde tedbir derhâl kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğineilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespitolunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Buişlemler, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunununek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafındanyürütülür. 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemelerde bu merkez üzerinden yapılır.
(Değişikikinci fıkra: 27/3/2015-6638/6 md.) Yetkili ve görevli hâkim, Ankara ağır cezamahkemesi üyesidir.
Kararda veyazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracınıntürü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkânveren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi iletedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ayiçin verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üçdefa uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam edentehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazlaolmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
Uygulanantedbirin sona ermesi halinde, dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç ongün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanakdenetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.
Bu maddedebelirtilen suçların önlenmesi amacıyla ve hâkim kararı alınmak koşuluyla,teknik araçlarla izleme yapılabilir. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları ile kamuhizmeti veren kuruluşların ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerindenyararlanabilmek için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı taleptebulunulabilir. Bu kurum ve kuruluşların kanuni sebeplerle veya ticari sırgerekçesiyle bu bilgi ve belgeleri vermemeleri halinde ancak hâkim kararı ilebu bilgi ve belgelerden yararlanılabilir.
Bu maddehükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar,birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi vekayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu fıkrahükümlerine aykırı hareket edenler hakkında, görev sırasında veya görevdendolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.
Hâkimkararları ve yazılı emirler, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıgörevlilerince yerine getirilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saatile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.
(Değişiksekizinci fıkra: 27/3/2015-6638/6 md.) Bu maddede yer alan faaliyetlerindenetimi; sıralı kurum amirleri, mülki idare amirleri, Jandarma GenelKomutanlığı ve ilgili bakanlığın teftiş elemanları tarafından yılda en az birdefa yapılır. Bu faaliyetler Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından dadenetlenebilir. Bu kapsamda yapılan denetimlerin sonuçları bir rapor hâlindeTürkiye Büyük Millet Meclisi Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna sunulur.
Bu maddedebelirlenen usûl ve esaslara aykırı dinlemeler hukuken geçerli sayılmaz ve buşekilde dinleme yapanlar hakkında 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu hükümlerine göre işlem yapılır.
Bu maddeninuygulanmasına ilişkin esas ve usûller, Adalet, İçişleri ve Ulaştırmabakanlıklarının görüşü alınarak Başbakanlık tarafından üç ay içinde çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir.”
7- 7. maddesiyle değiştirilen2911 sayılı Kanun’un “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri”başlıklı 23. maddesi şöyledir:
a) 9 ve 10 uncumadde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüşiçin belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;
b) (Değişik:30/7/1998 - 4378/1 md.) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri elyapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletlerveya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye vesapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcıeczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzerimaddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veyabu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysilergiyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bezve sair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma vekanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araçve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazlarıile yayınlanarak,
c) 7 nci maddehükümleri gözetilmeksizin,
d) 6 ve 10uncu maddeler gereğince belirtilen yerler dışında,
e) 20 ncimaddedeki yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki yasak ve önlemlereuyulmaksızın,
f) 4 üncümadde ile Kanun kapsamı dışında bırakılan konularda kendi amaç, kural vesınırları dışına çıkılarak,
g) Kanunlarınsuç saydığı maksatlar için,
h) Bildirimdebelirtilen amaç dışına çıkılarak,
i) Toplantıve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19 uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veyaertelenmesi halinde tespit edilen erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,
j) (Değişik:2/3/2014-6529/9 md.) 12 nci madde gereğince toplantının dağılmasına kararverilmesi hâlinde,
k) 21 incimadde hükmüne aykırı olarak,
l) 3 üncümaddenin 2 nci fıkrası hükmüne uyulmadan,
Yapılantoplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır.”
8- 8. maddesiyle değiştirilen2911 sayılı Kanun’un “Toplantı ve yürüyüşe silahlı katılanlar”başlıklı 33. maddesi şöyledir:
“Toplantı vegösteri yürüyüşlerine;
a) Ateşlisilahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcımaddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastikçubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyicive boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer hertürlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veyakimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesairunsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar,
b) Yasadışı örgütve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleriüzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ilekanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araçve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazlarıile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar,
hapis cezasıile cezalandırılırlar.
Toplantı vegösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması halinde ve dağılmamak için direnildiğitakdirde, ayrıca 32 nci madde hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”
9- 9. maddesiyle 2911 sayılıKanun’a eklenen “Rücu” başlıklı ek 1. madde şöyledir:
“Şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekildebozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylarda kamu mallarına verilen zararlarile gerçek ve tüzel kişilerin mallarına verilen zararların Devlet tarafındankarşılanması hâlinde, ilgili idare ödeme nedeniyle genel hükümlere göresorumlulara rücu eder. Bu Kanun kapsamındaki rücu istemine ilişkinzamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır.”
10- 13. maddesiyledeğiştirilen 5271 sayılı Kanun’un “Gözaltı” başlıklı 91. maddesi şöyledir:
“(1) Yukarıdakimaddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa,soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir.(Değişik ikinci cümle: 25/5/2005 – 5353/8 md.) Gözaltı süresi, yakalama yerineen yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren yirmidört saati geçemez.(Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/8 md.)Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süreoniki saatten fazla olamaz.
(2) Gözaltınaalma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçuişlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.
(3) Topluolarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüphelisayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, herdefasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarakemir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâltebliğ edilir.
(4) (Ek:27/3/2015-6638/13 md.) Suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkındaaşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kollukamirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarakkamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylarsırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltınaalınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkmasıhâlinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhâl ve her hâlde en geçyukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına, yapılan işlemlerhakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbestbırakılmazsa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırksekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alınan kişiler hakkında dagözaltına ilişkin hükümler uygulanır.
a) Toplumsalolaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar.
b) 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kastenöldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85),
2. Kastenyaralama (madde 86, 87),
3. Cinselsaldırı (madde 102),
4. Çocuklarıncinsel istismarı (madde 103),
5. Hırsızlık(madde 141, 142),
6. Yağma(madde 148, 149),
7. Uyuşturucuveya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Bulaşıcıhastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195),
9. Fuhuş(madde 227),
10. Kötümuamele (madde 232),
c) 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yer alan suçlar.
d) 6/10/1983tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncümaddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar.
e) 10/6/1949tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanılarak ilan edilen sokağa çıkmayasağını ihlal etme.
f) 21/3/2007tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesindebelirtilen suçlar.
(5) Yakalamaişlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyetsavcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi,eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayısağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyievrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğukanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturmaevrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir.
(6) Gözaltısüresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılankişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil eldeedilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenleyakalama işlemi uygulanamaz.
(7) Gözaltınaalınan kişi bırakılmazsa, en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüneçıkarılıp sorguya çekilir. Sorguda müdafii de hazır bulunur.”
11- 15. maddesiyle 5442sayılı Kanun’un 11. maddesine eklenen (G) fıkrası şöyledir:
“G) (Ek:27/3/2015-6638/15 md.) Vali, lüzumu hâlinde, kolluk amir ve memurlarına suçfaillerinin bulunması için gereken emirleri verebilir. Kolluk bu emirleri,mevzuatta belirlenen usule uygun olarak yerine getirir.”
12- 16. maddesiyledeğiştirilen 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesi şöyledir:
“İl genel kurulu veya idare kurulları yahut en büyük mülkiyeamirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulentebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet edenveya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahallî mülkî amir tarafındanKabahatler Kanununun 32 nci maddesi hükmü uyarınca cezalandırılır. (Ekcümle: 27/3/2015 - 6638/16 md.) Ancak, kamu düzenini ve güvenliğini veyakişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların başgöstermesi hâlinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan veusulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan biryıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
13- 17. maddesiyledeğiştirilen 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanması” başlıklı13. maddesi şöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnameninimzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesinebu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibin Yeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veyanakdî ödemelerin Bakan onayı ile yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, heryıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleriuyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.
(Değişik üçüncü fıkra: 27/3/2015-6638/17 md.) Devlet, ödemenedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder. Bu Kanun kapsamındakirücu istemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır.”
14- 21. maddesiyle değiştirilen3201 sayılı Kanun’un “Rütbeler, Meslek Dereceleri ve GörevUnvanları” başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Emniyet hizmetleri sınıfı mensuplarının rütbeleri, meslekdereceleri ve görev unvanları aşağıda gösterilmiştir.
Meslek Rütbeler
Dereceleri
Görev Unvanları
Sınıf Üstü
Emniyet Müdürü
Birinci Sınıf
Derece Üstü
Emniyet Genel Müdürü
Emniyet Müdürü
1
(Değişik: 27/3/2015-6638/21 md.) Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı, Polis Akademisi Başkanı, Merkez Emniyet Müdürü, Emniyet Müşaviri
2
(Değişik: 27/3/2015-6638/21 md.) Daire Başkanı, Birinci Hukuk Müşaviri, İl Emniyet Müdürü, Polis Başmüfettişi, Öğretim Görevlisi, Merkez Emniyet Müdürü, Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürü, Polis Akademisi Başkan Yardımcısı, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürü, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, Teftiş Kurulu Grup Amiri, Emniyet Müşaviri, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü, Polis Eğitim Merkezi Müdürü, Uçuş Kıymetlendirme Kurulu Üyesi, Pilot
İkinci Sınıf
Emniyet Müdürü
3
(Değişik: 27/3/2015-6638/21 md.) Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürü, Daire Başkan Yardımcısı, İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Polis Müfettişi, Hukuk Müşaviri, İlçe Emniyet Müdürü, Polis Akademisi Bölüm Başkanı, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdür Yardımcısı, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcısı, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı, Polis Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı, Enstitü Sekreteri, Öğretim Görevlisi, Uçuş Kıymetlendirme Kurulu Üyesi, Havacılık Müdürü, Pilot
Üçüncü Sınıf
Emniyet Müdürü
4
Moral Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı, Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, İlçe Emniyet Müdürü, Öğretim Görevlisi, Pilot
Dördüncü Sınıf
Emniyet Müdürü
5
Şube Müdürü, İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı, Hukuk Müşaviri, Şube Müdür Yardımcısı, Öğretim Görevlisi, Pilot, İlçe Emniyet Müdürü
Emniyet Amiri
6
İlçe Emniyet Amiri, Bürolar Amiri, Birlik Amiri, Çevik Kuvvet Grup Amiri, Ekipler Amiri, Tim Amiri, İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Büro Amiri, Trafik İstasyon Amiri, Sınıflar Amiri, Öğretim Görevlisi, Pilot
Başkomiser
7
Karakol Amiri, Büro Amiri, Çevik Kuvvet Grup Amiri, İlçe Emniyet Komiseri, Birlik Amiri, Tim Amiri, Trafik İstasyon Amiri, Trafik Kayıt ve Tescil Büro Amiri, Karakol Amir Yardımcısı, Sınıflar Amiri, Grup Amiri, Öğretim Görevlisi, Pilot
Komiser
8
Grup Amiri, Ekip Amiri, Tim Amiri, Büro Amiri, Karakol Amir Yardımcısı, Sınıflar Amiri Yardımcısı Sınıf Komiseri, Trafik İstasyonu Amir Yardımcısı, Öğretim Görevlisi, Pilot
Komiser Yardımcısı
9
Grup Amiri, Ekip Amiri, Tim Amiri, Büro Amiri, Karakol Amir Yardımcısı, Sınıflar Amiri Yardımcısı, Sınıf Komiseri, Öğretim Görevlisi, Pilot
Kıdemli Başpolis
Memuru
10
Ekip Amiri, Tim Amiri, Grup Amiri, Büro Amir Yardımcısı, Grup Amir Yardımcısı, Büro Memuru, Ekip Memuru
Başpolis Memuru
11
Ekip Amiri, Tim Amiri, Devriye Amiri, Grup Amiri, Grup Amir Yardımcısı, Ekip Amir Yardımcısı, Büro Amir Yardımcısı, Büro Memuru, Ekip Memuru
Polis Memuru
12
Büro Memuru, Ekip Memuru, Tim Memuru, Karakol Memuru, Nokta Memuru, Devriye Memuru, Koruma Memuru, Trafik Memuru, Telsiz Memuru, Memur
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/21 md.) İkinci Sınıf Emniyet Müdürürütbesinde olan polis amirleri; emniyet ve asayiş durumu, ekonomik, sosyal vekültürel özellikler, nüfus büyüklüğü, şehirleşme düzeyi gibi kriterler dikkatealınarak belirlenecek ilçelere, ilçe emniyet müdürü olarak atanabilirler.
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/21 md.) 2 nci, 3 üncü, 4 üncü, 5 inci ve6 ncı meslek derecelerinde bulunan personel ihtiyaç hâlinde görevunvanlarına bakılmaksızın araştırma, inceleme ve denetleme gibigörevler verilmek üzere atandıkları birim amirinin emrine alınabilirler.
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/21 md.) İdare, her rütbe ve meslekderecesi karşısında gösterilen görev unvanları arasında personelin görevyerini değiştirmeye yetkilidir.”
15- 22. maddesiyledeğiştirilen 3201 sayılı Kanun’un “Terfi ve atama” başlıklı 55. maddesi şöyledir:
“Polis amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı, Komiser,Başkomiser, Emniyet Amiri, Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü, Üçüncü Sınıf EmniyetMüdürü, İkinci Sınıf Emniyet Müdürü, Birinci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf ÜstüEmniyet Müdürüdür.
Polis amirlerinin, rütbelerde ve meslek derecelerinde zorunlu enaz bekleme süreleri rütbe sırası ile aşağıda gösterilmiştir.
RÜTBELER
MESLEK
DERECELERİ
EN AZ BEKLEME SÜRELERİ
Komiser Yardımcısı
9
4
Komiser
8
4
Başkomiser
7
3
Emniyet Amiri
6
3
Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü
5
2
Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü
4
2
İkinci Sınıf Emniyet Müdürü
3
1
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü
2
2
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü
1
Yaş Haddi
Sınıf Üstü Emniyet Müdürü
Derece Üstü
Yaş Haddi
Her amir rütbesinde bulunması gereken toplam kadro sayısı, emniyethizmetleri sınıfına ait toplam kadro sayısına göre, aşağıda hizalarında yeralan oranlara karşılık gelen sayıyı geçemez. Hesaplamalarda küsurat dikkatealınmaz.
RÜTBELER
ORANLAR
(On binde)
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü
25
İkinci Sınıf Emniyet Müdürü
34
Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü
78
Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü
88
Emniyet Amiri
93
Başkomiser
291
Komiser
388
Komiser Yardımcısı
484
Rütbelere terfi ettirilecek personelin kurullarda görüşülmesikıdem sırasına göre, rütbelere terfiler ise bu maddede öngörülen sınav veeğitim şartı saklı kalmak üzere liyakate göre yapılır.
Kıdem sırasının tespitinde, bulunulan rütbeye terfi tarihi esas alınır.Aynı tarihte terfi edenlerden performans değerlendirme puanı yüksek olanlar,performans değerlendirme puanlarının eşitliği hâlinde bulunduğu rütbede aldığıbaşarı ve üstün başarı belgesi fazla olanlar, başarı ve üstün başarı belgesininsayıca eşitliği hâlinde ise sicil numarası daha küçük olanlar diğerlerine görekıdemli sayılırlar.
Kıdem sırası, Emniyet Genel Müdürlüğünce her yıl mart ayındaTeşkilata duyurulur.
Komiser Yardımcısı, Komiser ve Başkomiserlerin liyakatkoşullarını belirlemek ve terfilerini önermek üzere Genel Müdürlük MerkezDeğerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul, Emniyet Genel Müdürlüğü personelişlerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, Personel DairesiBaşkanı, Birinci Hukuk Müşaviri ve Genel Müdürün uygun göreceği iki DaireBaşkanı ile Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılarının birinden teşekkül eder.
Emniyet Amirleri ile Dördüncü ve Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürlerininliyakat koşullarını belirlemek ve terfilerini önermek üzere GenelMüdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul, Emniyet GenelMüdürünün başkanlığında, Genel Müdür Yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, PolisAkademisi Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı, Birinci Hukuk Müşaviri,Personel Dairesi Başkanı ile Polis Başmüfettişleri arasından seçilecek birPolis Başmüfettişi ve İl Emniyet Müdürleri arasından seçilecek iki İl EmniyetMüdüründen teşekkül eder. Bu Kurulda görev yapacak Polis Başmüfettişi ile İlEmniyet Müdürlerinin seçimine ilişkin esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Kurullar her yıl mayıs ayında toplanır ve kararlar oy çokluğu ilealınır. Ancak Bakanın onayı ile kurullar, yıl içinde birden fazla toplanabilirve terfi değerlendirmesine karar verebilirler.
Terfiler, her yıl haziran ayında topluca yapılır. Ancak kurullarınyıl içinde birden fazla toplanması hâlinde, terfiler toplantının yapıldığı aysonunda yapılır.
Kurullarda personelin rütbe terfiinin görüşülebilmesi için;
a) Bulunulan rütbelerdeki en az bekleme sürelerinin tamamlanması,
b) Bekleme süresi içindeki yıl sayısı kadar iyi veya çok iyiperformans değerlendirme puanının alınması,
c) Yönetmeliğe uygun olarak yapılacak yazılı ve sözlüsınavda başarılı olunması,
d) Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek yöneticilikle ilgilihizmet içi eğitimde başarılı olunması,
şarttır.
İkinci Sınıf Emniyet Müdürü rütbesinde en az bekleme süresinitamamlayanlar, terfien Birinci Sınıf Emniyet Müdürü rütbesinde ikinci meslekderecesi karşılığı görev unvanlarına atanabilirler.
İhtiyaç hâlinde meslekte fiilen iki yılını dolduran ve kırk beş yaşındangün almamış lisans mezunu polis memurları, başpolis memurları ve kıdemlibaşpolis memurları arasında yapılacak yazılı ve sözlü sınavda başarılıolanlardan, Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek ilk derece amirlikeğitimini başarıyla bitirenler Komiser Yardımcılığı rütbesine atanır. Adaylardaaranacak diğer nitelikler, sınavlara ve ilk derece amirlik eğitimine ilişkinusul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Polis amirlerinin bir üst rütbeye terfiinde, bu rütbedeki fiiliçalışma süresi esas alınır.
Mevzuat hükümlerine göre kazanılmış hak aylığındadeğerlendirilmesi yapılan her türlü uzmanlık, yüksek lisans, doktora veavukatlık stajı rütbe kıdeminde değerlendirilmez. Ancak, bu Kanunun 13 üncümaddesinde sayılan rütbeler içerisinde yapılan yurt dışı misyon koruma, yurtdışı kurs ve diğer görevler sebebiyle geçirilen süreler ile tedavi ve istirahatsüreleri, hangi rütbede ifa edilmiş veya geçirilmiş ise o rütbedeki fiiliçalışma süresi içinde değerlendirilir. Ancak bu şekilde geçirilen sürelerin toplamdaüç yılı aşan kısmı rütbe terfilerinde değerlendirilmez. Emniyet Teşkilatınagirmeden önce yapılan askerlik hizmeti, atanılan ilk rütbede ve adaylığınonanmasından sonra fiili çalışma süresinden sayılır.
Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya ertelense dahi alınanhapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli durdurmacezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri kadar rütbeterfiini geri bıraktırır. Her yetersiz performans değerlendirme puanı rütbe terfiinibir yıl geciktirir.
Bir üst rütbeye terfi etmek için belirlenen diğer şartlarıtaşımakla birlikte, belirlenen rütbedeki kadrosuzluk nedeniyle terfi edemeyenpersonele bir üst rütbeye terfi eden emsallerine ödenen ek gösterge, zam vetazminatlar ödenir.
Rütbe terfileri ve sınavlar ile meslek içiyöneticilik eğitim kursları, eğitim tarih ve süreleri ile değerlendirmekurullarının çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Bulundukları rütbelere terfi ettikleri tarihten itibaren beş yıliçinde bir üst rütbeye terfi edemeyen Emniyet Amirleri ile Dördüncü, Üçüncü veİkinci Sınıf Emniyet Müdürleri, emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesiiçin gerekli şartları haiz olmaları kaydıyla, Yüksek Değerlendirme Kurulununteklifi ve Bakan onayı ile emekliye sevk edilirler.
Birinci Sınıf Emniyet Müdürlerinin bulundukları rütbedeki en fazlabekleme süresi altı yıldır. Bu süre sonunda bir üst rütbeye veya meslekderecesindeki göreve atanamayanlar, emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesiiçin gerekli şartları haiz olmaları kaydıyla, kadrosuzluk nedeniyle YüksekDeğerlendirme Kurulunun teklifi ve Bakan onayı ile emekliye sevk edilirler.Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı,Özel Güvenlik Denetleme Başkanı, Birinci Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, İlEmniyet Müdürü, Emniyet Müşaviri, Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürü, AkademiBaşkan Yardımcısı, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürü, Teftiş Kurulu BaşkanYardımcısı, Teftiş Kurulu Grup Amiri, Polis Başmüfettişi, Polis Meslek YüksekOkulu Müdürü, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü ve Polis Eğitim Merkezi Müdürüolarak fiilen görev yapanlardan, hizmet gerekleri nedeniyle kadrosuzluktanemekliye sevk edilmesi uygun görülmeyenler hizmete devam ettirilirler. Buşekilde göreve devamı uygun görülenlerin durumu, iki yılda bir YüksekDeğerlendirme Kurulu tarafından ayrıca karara bağlanır.
On dokuzuncu ve yirminci fıkra hükümlerine göre emekliliğe sevkedilenlere, emekliye sevk edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren,en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil); Emniyet Amirlerine%110’u, Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürlerine %120’si, Üçüncü Sınıf EmniyetMüdürlerine %130’u, İkinci Sınıf Emniyet Müdürlerine %140’ı, Birinci Sınıf EmniyetMüdürlerine %150’si oranında kadrosuzluk tazminatı, rütbelerinin ve makamınınyaş haddinden az olmamak üzere altmış yaşına kadar olan sürede Sosyal GüvenlikKurumunca ödenir. Verilecek emekli aylığı ve kadrosuzluk tazminatı toplamı,Genel Müdürlükte aynı kadrodaki emsaline kadrosuna bağlı olarak mali haklarkapsamında yapılan toplam ödemeyi geçemez. Bu tazminat, vergiye tabi değildirve yaş haddinden önce ölenlerin varislerine intikal etmez. Kadrosuzluktazminatı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca üçer aylık devreler hâlindefaturası karşılığında Hazineden tahsil edilir.”
16- 23. maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. maddeşöyledir:
“Lüzumu halinde Emniyet Umum Müdürü kadrosu birvali kadrosu ile tebdil edilebilir.
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/23 md.) Emniyet Genel Müdürlüğümerkez ve taşra teşkilatındaki tıbbi, teknik ve mali hizmetler veren dairebaşkanlıkları ve şube müdürlüklerine ilişkin kadrolara, emniyet hizmetlerisınıfı dışından da atama yapılabilir. Bu şekilde atama yapılan kadrolarınhizmet sınıfı, atananların bu kadrolarda bulundukları süre boyunca genel idarehizmetleri sınıfı olarak kabul edilir.
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/23 md.) Bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihte öğrenime devam edenler dâhil, bu Kanun ve 4652 sayılıPolis Yüksek Öğretim Kanunu gereğince, polis eğitim kurumlarında ya da EmniyetGenel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim görenöğrencilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarına Polis Memuru ve KomiserYardımcısı rütbelerine aday memur olarak atanmaları için öğrenim süresinibaşarıyla tamamlamaları ve eğitim sonunda Polis Akademisi Başkanlığıncayapılacak sınavda başarılı olmaları şarttır.”
17- 29. maddesiyle 3201sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. madde şöyledir:
“Polis kolejinde öğrenime devam eden öğrenciler, MillîEğitim Bakanlığınca polis koleji giriş sınavının yapıldığı tarihte aldıklarıOrtaöğretim Yerleştirme Puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullaranaklen kaydedilirler.
Polis kolejinde görev yapan eğitim öğretim hizmetlerisınıfında yer alan personel, kadro derecelerine uygun öğretmen unvanlıkadrolara atanmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ayiçinde Genel Müdürlük tarafından Millî Eğitim Bakanlığına bildirilir. Bunlarınatamaları, bildirimi izleyen bir ay içinde yapılır ve atama işlemi yapılıncayakadar mali ve sosyal hakları, anılan birim tarafından ödenmeye devam olunur.
Mevcut amir rütbeleri için ihdas edilmiş bulunan kadrosayılarının, 55 inci maddenin üçüncü fıkrasında her amir rütbesi için öngörülenazami kadro sayısından fazla olması hâlinde, bu fazlalık giderilinceye kadar,boşalan kadrolar herhangi bir işlem yapılmaksızın iptal edilmiş sayılır.”
18- 31. maddesiyle3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 26. madde şöyledir:
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce atanan polisamirlerinin rütbelerde ve meslek derecelerinde zorunlu en az bekleme süreleriile (B) grubundan (A) grubuna geçiş işlemleri aşağıdaki hükümler çerçevesindeyürütülür.
Polis amirlerinden Polis Akademisi mezunları, PolisAkademisi mezunu sayılanlar ile Emniyet Genel Müdürlüğüne eleman yetiştirmeküzere Polis Akademisi bünyesindeki en az dört yıllık fakülte ve yüksekokullardan mezun olanlar (A), komiser yardımcılığı kursunu başarıyla bitirmişolanlar (B) grubunu oluşturur.
Polis amirlerinin, rütbelerde ve meslek derecelerindezorunlu en az bekleme süreleri rütbe sırası ile aşağıda gösterilmiştir.
RÜTBELER
MESLEK DERECELERİ
EN AZ BEKLEME SÜRELERİ
(A)
(B)
Komiser Yardımcısı
9
4
6
Komiser
8
4
6
Başkomiser
7
3
Yaş Haddi
Emniyet Amiri
6
3
Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü
5
2
Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü
4
2
İkinci Sınıf Emniyet Müdürü
3
1
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü
2
2
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü
1
Yaş Haddi
Sınıf Üstü Emniyet Müdürü
Derece Üstü
Yaş Haddi
(B) grubu polis amirlerinden en az dört yıllıkyükseköğretim kurumunu bitirenlerin (A) grubuna geçmeleri aşağıdaki şartlarabağlıdır:
a) Başkomiser rütbesinde (A) grubu polis amirleri içinöngörülen en az bekleme süresi kadar çalışmış olmak.
b) Başkomiser rütbesinden Emniyet Amiri rütbesine terfidebu grup için ayrı yapılacak yazılı ve sözlü sınav ile meslek içiyöneticilik eğitiminde başarılı olmak.
c) Merkez Değerlendirme Kurulu kararıyla Emniyet Amirirütbesine terfi etmiş olmak.
(B) grubundan (A) grubuna geçecek olan amirlerinsayısı, o yıl itibarıyla (A) grubundan Emniyet Amirliği rütbesine terfiedenlerin sayısının %10’unu geçemez.”
19- 32. maddesiyle3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. madde şöyledir:
“01/01/2015 tarihi itibarıyla, BirinciSınıf Emniyet Müdürü rütbesini ihraz edenlerden Emniyet Genel Müdür Yardımcısı,Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı, Özel Güvenlik DenetlemeBaşkanı, Birinci Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, İl Emniyet Müdürü, Emniyet Müşaviri,Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürü, Akademi Başkan Yardımcısı, Polis AmirleriEğitimi Merkezi Müdürü, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, Teftiş Kurulu GrupAmiri, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü vePolis Eğitim Merkezi Müdürü kadrolarında bulunanlar dışında kalanlar ile01/01/2015 tarihi itibarıyla İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürürütbesini ihraz edenlerden emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi içingerekli şartları haiz olanlar; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibarenaltı ay içinde Yüksek Değerlendirme Kurulunun teklifi ve İçişleri Bakanınınonayı ile resen emekliye sevk edilebilir. Bu şekilde emekliye sevk edilenlerhakkında da 55 inci maddenin yirmi birinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
20- 33. maddesiyle3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. madde şöyledir:
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki son beşyıl içinde disiplin kurullarınca meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarmacezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesinegöre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı için cezalandırılamayan EmniyetTeşkilatı mensupları, bir ay içinde kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmeküzere İçişleri Bakanlığı tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.
Bu personelin, Devlet Personel Başkanlığınca24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22nci maddesinin ikinci, üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında belirtilen esasve usuller çerçevesinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına, Devlet PersonelBaşkanlığına bildirim tarihinden itibaren kırk beş gün içinde atama teklifleriyapılır. Bunlardan müdür ve üstü kadrolarda olanlar araştırmacı unvanlıkadrolara, diğerleri ise Devlet Personel Başkanlığınca tespit edilen kadrolaraatanırlar. Personel nakledildiği kurumda göreve başlayıncaya kadar eskikurumunda çalışmaya devam eder ve bu personelin her türlü mali ve sosyalhakları çalıştıkları kurum tarafından karşılanır.
Bu madde kapsamında yer alan personele ilişkin kadrolar; atamateklifi gerçekleştirilen kamu kurum ve kuruluşları tarafından ilgililereilişkin atama onaylarının alındığı tarih itibarıyla diğer kanunlardakihükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın ihdas, tahsis vevize edilmiş sayılır. İhdas edilmiş sayılan memur kadroları, 13/12/1983 tarihlive 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklicetvellerin ilgili bölümüne eklenmiş sayılır. Atama işlemi yapılan personeleilişkin bilgiler ve bu bilgilerdeki değişiklikler, en geç on beş gün içindeDevlet Personel Başkanlığına bildirilir.”
21- 43. maddesiyle4652 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir:
“Bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihte başka bir işlem yapılmasına gerekkalmaksızın Güvenlik Bilimleri Fakültesi, Polis Amirleri Eğitimi MerkeziMüdürlüğüne dönüştürülür ve geçici 6 ncı madde hükümleri çerçevesinde yapılacakatamalarla kadroları tamamlanır.
Fakülteöğrencileri, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek üniversiteleriniktisadi ve idari bilimler fakültelerine tercihlerine göre yerleştirilirler.Yerleştirme yapılacak fakültelerin kontenjanları ile yerleştirmeye ilişkin usulve esaslar Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir.”
22- 50. maddesiyledeğiştirilen 2803 sayılı Kanun’un “General, subay, astsubay ve uzmanjandarmanın atanmaları” başlıklı 14. maddesişöyledir:
“a)Jandarma Genel Komutanının atanması; Genelkurmay Başkanının teklifi, İçişleriBakanının inhası, Başbakanın imzalayacağı ve Cumhurbaşkanının onaylayacağımüşterek kararname ile,
b)Generallerin atanmaları; Jandarma GenelKomutanının lüzum göstermesi, Genelkurmay Başkanının teklifi, İçişleriBakanının inhası, Başbakanın imzalayacağı ve Cumhurbaşkanın onaylayacağımüşterek kararname ile,
c)General rütbesinde olmayan daire başkanları ile il ve ilçe jandarmakomutanlarının atanmaları, yer değiştirmeleri ve geçici görevlendirmeleriİçişleri Bakanınca yapılır. Gerektiğinde Jandarma Genel Komutanı da bukonuda teklifte bulunabilir. Diğer subaylar ile astsubaylar ve uzmanjandarmaların atanmaları, yer değiştirmeleri ve geçici görevlendirmeleriJandarma Genel Komutanınca,
yapılır.
Birincifıkradaki (a) ve (b) bentlerinin uygulanmasında Genelkurmay Başkanının teklifiüzerine İçişleri Bakanı inha işlemini yapmadığı takdirde, Genelkurmay Başkanı talebiniyazı ile Başbakana gönderir. Başbakan kararını yazı ile İçişleri Bakanınabildirir.
Subaylar ileihtisaslaşma gereği olarak özel eğitim görmüş personel, nokta atamasına tabitutulur. Ancak nokta ataması yapılmayıp il jandarma komutanlıkları emrineatanan astsubay ve uzman jandarmalardan emniyet ve asayiş görevi alacakolanların istihdam yerleri ve il içi yer değiştirmeleri, il jandarmakomutanının teklifi üzerine valinin onayı ile belirlenir.”
23- 51. maddesiyledeğiştirilen 2803 sayılı Kanun’un “Görevden uzaklaştırma”başlıklı 16. maddesi şöyledir:
“Askerînitelikte olmayan görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen bir suçtandolayı görevi başında kalmasında sakınca görülen jandarma personeli, İçişleriBakanı tarafından görevinden uzaklaştırılabilir. GerektiğindeJandarma Genel Komutanı da bu konuda teklifte bulunabilir. İl jandarmakomutanı hariç olmak üzere il jandarma komutanlıklarında görevli personel, valitarafından görevden uzaklaştırılabilir. Gerektiğinde il jandarma komutanıda bu konuda teklifte bulunabilir. Görevden uzaklaştırılan personel hakkında engeç on gün içinde ön inceleme veya soruşturmaya başlanır.
25/10/1963tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu,27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ve31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunundakigeçici olarak işten el çektirme, açığa çıkarma, açığa alınma ve geçici süre ilegörevden uzaklaştırmaya ilişkin hükümler ile Jandarma Genel Komutanınıngörevden uzaklaştırılmasına dair özel hükümler saklıdır.
Sivilmemurların görevden uzaklaştırılmaları, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu hükümlerine tabidir.”
24- 58. maddesiyledeğiştirilen 2692 sayılı Kanun’un 8. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“(Değişiküçüncü fıkra: 27/3/2015-6638/58 md) Amiraller haricinde, Sahil GüvenlikKomutanlığı Kurmay Başkanı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında görevlibaşkanlar ile bölge komutanlarının atanmaları İçişleri Bakanınca yapılır. GerektiğindeSahil Güvenlik Komutanı da bu konuda teklifte bulunabilir. Diğer subayların veastsubayların, Devlet memurlarının, uzman erbaşların ve sözleşmeli erbaş veerlerin atanmaları ile erbaş ve erlerin dağıtımları, Sahil Güvenlik Komutanıncayapılır. Geçici 6 ncı madde hükümleri saklıdır.”
25- 61. maddesiyle2692 sayılı Kanun’a eklenen “Görevden uzaklaştırma” başlıklı 21/A maddesi şöyledir:
“Askerînitelikte olmayan görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen bir suçtandolayı görevi başında kalmasında sakınca görülen Sahil Güvenlik Komutanlığıpersoneli, İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılabilir.Gerektiğinde Sahil Güvenlik Komutanı da bu konuda teklifte bulunabilir.Görevden uzaklaştırılan personel hakkında en geç on gün içinde ön inceleme veyasoruşturmaya başlanır. 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî MahkemelerKuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı TürkSilâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ve 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununda yer alan geçici olarak işten el çektirme,açığa çıkarma, açığa alınma ve geçici süre ile görevden uzaklaştırmaya ilişkinhükümler saklıdır.
Sivilmemurların görevden uzaklaştırılmaları 657 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.”
26- 65. maddesiyledeğiştirilen 5442 sayılı Kanun’un 19. maddesi şöyledir:
“Vali,general ve amiraller hariç olmak üzere Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığı personelinin askerî görevleri haricindeki diğergörevlerini ilgilendiren disiplin suçları ortaya çıktığında, 31/1/2013 tarihlive 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu hükümleri çerçevesindeuyarma, kınama, 8 güne kadar hizmete kısmi süreli devam ve 1/10’a kadaraylıktan kesme cezalarını verebilir.”
II- İLK İNCELEME
1. AnayasaMahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, E.2015/41 sayılı dosyanın 22.4.2015tarihinde, E.2015/56 ve E.2015/59 sayılı dosyaların 17.6.2015 tarihinde,E.2015/78 sayılı dosyanın ise 3.9.2015 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantılarında dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine, yürürlüğü durdurma taleplerinin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III-BİRLEŞTİRME KARARLARI
A- E. 2015/56Sayılı Dava Yönünden
2. 27.3.2015tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat,Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un;
A- 4. maddesiyle4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16.maddesinin;
1- Üçüncü fıkrasının(b) bendine “…basınçlı…” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…ve/veyaboyalı…” ibaresinin,
2- Yedincifıkrasına eklenen (d) bendinin,
B- 7. maddesiyle6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “…zincir…” ibaresinden sonragelmek üzere eklenen “…ve sapan…” ibaresinin,
C- 8. maddesiyledeğiştirilen 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrasının (a)bendinde yer alan “…ve sapan…”, “…veya kimliklerini gizlemek amacıylayüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek …”ibarelerinin,
D- 22.maddesiyle değiştirilen 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet TeşkilatKanunu’nun 55. maddesinin;
1- Onbirincifıkrasının (c) bendinde yer alan “…ve sözlü …” ibaresinin,
2- Onüçüncüfıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresinin,
E- 23.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesine eklenen;
1- İkincifıkranın ikinci cümlesinin,
2- Üçüncüfıkrada yer alan “…öğrenime devam edenler dâhil …” ibaresinin,
F- 29.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin birinci ve ikincifıkralarının,
G- 31.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 26. maddenin;
1- Üçüncüfıkrasındaki tablonun “EN AZ BEKLEME SÜRELERİ” başlıklı bölümünün (B)grubunda yer alan Komiser Yardımcısı rütbesi için öngörülen “6”,Komiser rütbesi için öngörülen “6” ve Başkomiser rütbesi için öngörülen“Yaş Haddi” ibarelerinin,
2- Dördüncüfıkrasının;
a- (a)bendinin,
b- (b)bendinde yer alan “…bu grup için ayrı …” ve “…ve sözlü…”ibarelerinin,
3- Beşincifıkrasının,
H- 33.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin birinci ve ikincifıkralarının,
I- 43.maddesiyle 25.4.2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’naeklenen geçici 7. maddenin,
J- 50.maddesiyle değiştirilen 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendininbirinci cümlesinin,
K- 51. maddesiyle2803 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 16. maddesinin birincifıkrasının birinci ve üçüncü cümlelerinin,
L- 58.maddesiyle değiştirilen 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil GüvenlikKomutanlığı Kanunu’nun 8. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin,
M- 61.maddesiyle 2692 sayılı Kanun’a eklenen 21/A maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinin,
N- 65.maddesiyle değiştirilen 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun19. maddesinin,
iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davanın,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2015/41 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2015/56 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2015/41 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 17.6.2015 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- E. 2015/59Sayılı Dava Yönünden
3. 27.3.2015tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat,Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 21 maddesiyle4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanunu’nun 13. maddesineeklenen;
1- Üçüncüfıkrada yer alan “…görev unvanlarına bakılmaksızın…”, “…gibi…” ve“…atandıkları birim amirinin emrine alınabilirler” ibarelerinin,
2- Dördüncüfıkrada yer alan “…görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirmeye…” ibaresinin,
B- 22.maddesiyle değiştirilen 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinin;
1- Yedinci vesekizinci fıkralarında yer alan “…liyakat koşullarını belirlemek veterfilerini önermek üzere …” ibarelerinin,
2- Onüçüncüfıkrasının son (ikinci) cümlesinin,
3- Onsekizincifıkrasında yer alan “Rütbe terfileri ve …” ibaresinin,
C- 32.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin,
iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davanın,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2015/41 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2015/59 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2015/41 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 17.6.2015 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C- E. 2015/78Sayılı Başvuru Yönünden
4. 4.6.1937tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na, 27.3.2015 tarihli ve 6638sayılı Kanun’un 32. maddesiyle eklenen geçici 27. maddenin birinci cümlesindeyer alan “…kadrolarında bulunanlar dışında kalanlar ile 01/01/2015 tarihiitibarıyla İkinci,…”, “…Sınıf Emniyet Müdürü rütbesini ihraz edenlerden…”ve “…resen emekliye sevk edilebilir.” ibarelerinin iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebiyle yapılan itirazbaşvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2015/41 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2015/78 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2015/41 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 3.9.2015 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV-ESASIN İNCELENMESİ
5.Dava dilekçeleri, Raportör Hamit YELKEN tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasakuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-6638 Sayılı Kanun’un Dayanağını Oluşturan 684 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nınTemel Kanun Olarak Görüşülmesine İlişkin 18.2.2015 Tarihli Türkiye Büyük MilletMeclisi Kararının Anayasa’ya Aykırılığı İddiası
1-İptal Talebinin Gerekçesi
6. Davadilekçesinde özetle, Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun tasarı vetekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esaslarıiçtüzükle düzenlenir.”, 95. maddesinde ise “Türkiye Büyük MilletMeclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı içtüzük hükümlerine göre yürütür.”hükümlerine yer verildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün 91.maddesi uyarınca bir teklif ya da tasarının temel kanun olarak görüşülebilmesiiçin anılan maddede sayılan nitelikleri taşıması gerektiği, 6638 sayılıKanun’un dayanağını oluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın, söz konusumaddede sayılan nitelikleri taşımadığı hâlde temel kanun olarak görüşülmesinekarar verildiği, bu yönüyle anılan kararın, yeni bir içtüzük düzenlemesiniteliğinde olduğu ve İçtüzük’ün 91. maddesine, dolayısıyla Anayasa’nın 88. ve95. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
7. Anayasa’nın148. maddesinin birinci fıkrasında "Anayasa Mahkemesi, kanunların,kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğününAnayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasadeğişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler."; 85.maddesinde ise "Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veyamilletvekilliğinin düşmesine 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncüfıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulukararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekiliveya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğeaykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. AnayasaMahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar."denilmektedir.
8. Anayasa’nın85. maddesinde sözü edilen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veyamilletvekilliğinin düşmesine ilişkin TBMM kararları ile Anayasa’nın 148.maddesinde belirtilen TBMM İçtüzüğü’nün hukuki nitelikleri bakımından birerparlamento kararı olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Anayasa’da sayılarakgösterilen bu kararlar dışında kalan parlamento kararları ise Anayasa’yauygunluk denetimine tabi değildir.
9. TBMMİçtüzüğü’nün 91. maddesi, temel kanun olarak adlandırılan ve çeşitli nitelikleritaşıyan kanun teklif ve tasarıları ile içtüzük tekliflerinin maddeler bazındadeğil bölümler bazında görüşülmesini fakat her hâlükârda maddeler bazındaoylanmasını öngörerek anılan teklif ve tasarıların belli bir bütünlük içinde vedaha kolay bir yasalaşma prosedürüne tabi kılınmasını hedeflemektedir. Hanginiteliği taşıyan teklif ve tasarıların temel kanun kabul edilerek anılanprosedürden yararlanabileceği de aynı maddede açıklanmıştır.
10. TBMM GenelKurulunca 18.2.2015 tarihli, 24. Dönem, 5. Yasama Yılının 57. Birleşiminde 684sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın anılan maddede belirtilen nitelikleri taşıdığıkabul edilerek temel kanun olarak görüşülmesine karar verilmiştir. Söz konusuTBMM Kararı’nın, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İçtüzük’ün 91. maddesindebelirtilen koşullara uygun olduğuna yönelik, bir kere kullanılmakla tüketilenbir işlem olduğu açık olup bunun İçtüzük’ün 91. maddesinde belirtilen usul veşartları değiştirmeye matuf düzenleyici bir işlem olarak nitelendirilmesi ve bunedenle anılan kararın bir içtüzük düzenlemesi niteliğinde görülmesi mümkündeğildir.
11. Öte yandanTBMM İçtüzüğü’nün değiştirilme usulü ve hangi koşulları taşıyan değişiklikleringeçerli bir içtüzük değişikliği olarak kabul edilebileceği İçtüzük’ün 181.maddesinde açıklanmıştır. Buna göre TBMM İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasınıöngören tekliflerin, kanun teklifleri hakkındaki hükümler uygulanmak suretiylemilletvekillerince yapılması, bu tekliflerin, Anayasa Komisyonundaincelendikten sonra bu Komisyonun raporu esas alınmak üzere Genel Kuruldagörüşülerek sonuçlandırılması gerekmektedir. Ayrıca bu şekilde düzenleneniçtüzük hükümlerinin yürürlüğe girebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisikararı olarak Resmî Gazete’de yayımlanması şarttır.
12. İptali talepedilen TBMM Kararı’nın İçtüzük’ün anılan maddesinde belirtilen şekilde geçerlibir düzenleyici işlem olarak İçtüzük’ün 91. maddesini değiştiren bir niteliğesahip olmadığı açık olup bu yönüyle de anılan Karar’ın bir içtüzük değişikliğiolarak kabul edilmesi mümkün değildir.
13. Açıklanannedenlerle söz konusu TBMM Kararı’na ilişkin iptal talebinin görevsizliknedeniyle reddi gerekir.
B- Şekil Bakımından Anayasa’ya Aykırılık İddialarınınİncelenmesi
1- Bir KısımMaddeler Üzerinde Yapılan Görüşmelerde Oylamanın Öngörülen ÇoğunluklaYapılmadığına İlişkin Anayasa’ya Aykırılık İddiası
a- İptalTalebinin Gerekçesi
14. Davadilekçesinde özetle, 6638 sayılı Kanun’un, 18.2.2015 tarihli, 57. Birleşimdealınan karar gereğince temel kanun olarak görüşüldüğü, görüşmelere ilişkin21.2.2015 tarihli 60. Birleşimde temel yasa olarak görüşülen 684 sıra sayılıKanun Tasarısı’nın 1. ve 2. maddeleri üzerinde verilmiş olan önergelerinoylaması öncesinde ve madde oylaması sırasında yapılan toplantı ve karar yetersayısının tespiti taleplerinin Başkanlık Divanınca yerine getirilmediği,dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda karar oluşabilmesi için Anayasa’nın aradığıtoplantı ve karar yeter sayısının bulunup bulunmadığı bilinmeden Kanun’un sonoylamasının yapıldığı, bunun yeni bir İçtüzük düzenlemesi niteliği taşıdığıbelirtilerek iptali istenen Kanun’un tümünün şekil bakımından Anayasa’nın 88.,95., 96. ve 148. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
15. Anayasa’nın148. maddesinin ikinci fıkrasında, kanunların şekil bakımından denetlenmesininson oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlıolduğu hükme bağlanmıştır.
16. Anayasa’nın148. maddesinin gerekçesinde de Genel Kurul tarafından yapılan son oylamadanönce vücut bulan şekil bozukluklarını Genel Kurulun bildiği veya bilmesigerektiğinin varsayıldığı belirtilerek son oylamadan önce yapılan şekilbozukluklarının iptale neden olamayacağı ifade edilmiş ve “Genel Kurulunoylama yapıp kanunu kabul etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemekiçin yeterli neden saymadığı yolunda bir irade tecellisidir. En büyük organGenel Kuruldur. Onun iradesi hilafına bir sonuç çıkarmak hukukun ana esaslarınaaykırı düşer. Bu nedenle son oylamadan önceki şekil bozuklukları, iptal sebebisayılmamıştır.” denilmiştir.
17. Anayasa’nın148. maddesinin açık hükmü ve gerekçesi karşısında, kanunların şekil bakımındandenetiminde son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı dışında birhususun esas alınmasına ve bu suretle kanunların şekil bakımındandenetimlerinin yapılabilmesine imkân bulunmamaktadır.
18. Anayasa’nın“Toplantı ve karar yeter sayısı” başlıklı 96. maddesinin birincifıkrasında “Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapacağı seçimler dâhil bütünişlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Türkiye Büyük MilletMeclisi, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların saltçoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üyetamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.” hükmüne yer verilmiştir.Bu çerçevede TBMM’nin bütün işlerinde üye tam sayısının en az üçte biri olan184 milletvekiliyle toplanması, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kararalması ve karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birininbir fazlası olan 139 milletvekilinden az olmaması gerekmektedir.
19. 6638 sayılıKanun’un görüşülmesine ilişkin TBMM Genel Kurulu tutanaklarının incelenmesindenKanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki oylamanın açık oylama yöntemiyle yapıldığıve kullanılan 231 oyun 199’unun kabul, 32’sinin ret olduğu ve son oylamanınAnayasa’nın 96. maddesinde öngörülen çoğunlukla yapıldığı anlaşılmaktadır.
20. Açıklanannedenlerle son oylaması Anayasa’da öngörülen çoğunlukla yapılan 6638 sayılıKanun’un tümü, şekil bakımından Anayasa’nın 96. ve 148. maddelerine aykırıdeğildir. İptal talebinin reddi gerekir.
21. Kanun’unşekil bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasına gerekçe olarak davadilekçesinde gösterilen diğer hususlar yönünden ise Anayasa Mahkemesininyetkisizliği nedeniyle iptal talebinin reddi gerekir.
2- BirdenFazla Kanunda Değişiklik Yapan Kanun Kavramı Bağlamında Anayasa’ya Aykırılıkİddiası
a- İptalTalebinin Gerekçesi
22. Davadilekçesinde özetle, iptali istenen Kanun’un 2559 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu’ndan 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu’na kadar pek çokkanunda değişiklik yapan ve uygulamada “torba kanun” olarak adlandırılanKanun olduğu, bu uygulamada konu bakımından birbirleriyle hiç ilgisi olmayanbirden çok kanunda değişiklikler yapılabilmesinin hukuk devleti tanımındaifadesini bulan “yasal belirlilik” ilkesiyle bağdaşmadığı, budeğişiklikler yumağı içinde değişikliğin yapıldığı kanunu tespit edip yerliyerine oturtmanın oldukça zorlaştığı ve ilgili mevzuata ulaşım kolaylığınınortadan kalktığı, Anayasa’nın 148. maddesinde kanunların şekil bakımındandenetlenmesi son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığıylasınırlandırılmışsa da anılan kanun uygulamasının şekil bakımından değil usulbakımından Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği, şekil ile usulün birbirindenfarklı olduğu, şeklin işlemin maddi varlığını ifade ettiği, bu yönüyle kanununyeter sayı ile oylanması, yazılı olması, Resmî Gazete’de yayımlanması gibihususların kanunların şekliyle ilgili olduğu, oysa usulün işlemin yapılmasürecini ifade ettiği ve şekilden önce geldiği, bu yönüyle kanunun teklifedilmesi, Komisyonca incelemesi ve Genel Kurulda müzakere edilmesinin kanununusulüyle ilgili olduğu belirtilerek iptali istenen Kanun’un tümünün, şekilbakımından Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
23. Anayasa’nın148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesinin kanunları, kanunhükmünde kararnameleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nü Anayasa’yaşekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olduğubelirtildikten sonra ikinci fıkrasında, şekil bakımından denetimin kapsamıtanımlanmış ve bunun kanunların denetimi bakımından son oylamanın öngörülençoğunlukla yapılıp yapılmadığı, Anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylamaçoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarıile sınırlı olduğu ifade edilmiştir.
24. Kanunlarınesas bakımından Anayasa’ya uygunluk denetimi; kanunun içeriği, bir başkaifadeyle kanunun maddi hukuk dünyasında yarattığı değişiklik bakımındanAnayasa’ya uygun olup olmadığını ifade etmektedir. Şekil bakımından uygunlukise teklif ve tasarıların kanunlaşabilmesi için diğer bir anlatımla maddiolarak varlık kazanabilmesi için Anayasa’da öngörülen usullere uyulupuyulmadığının denetimini ifade etmektedir. Bu yönüyle Anayasa’da öngörülentoplantı, karar, teklif çoğunluğuna uyulup uyulmaması hususları şekilbakımından denetim kapsamında kaldığı gibi kanunun teklif edilmesi,komisyonlarca incelenmesi ve Genel Kurulda müzakere edilmesi süreçleri de şekilbakımından denetim kapsamında kalmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 148. maddesininikinci fıkrasında Anayasa değişiklikleri bakımından şekil denetimitanımlanırken ivedilikle görüşülememe şartının da bu kapsamda kaldığıbelirtilerek şekil denetiminin, işlemin yapılma sürecini de içerdiği açıkçaortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları da aynı yöndedir.
25. İptaliistenen Kanun’la da birden fazla kanunda değişiklik yapılması usulününbenimsendiği açıktır. Bu usulün uygulanmasının Anayasa’ya aykırılık teşkiledeceği yolundaki iddia ise bir önceki paragrafta açıklanan nedenlerle Kanun’unşekil bakımından denetimini gerektirmektedir. Daha önce belirtildiği üzereAnayasa Mahkemesince kanunların şekil bakımından denetiminde son oylamanınöngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığından başka bir hususun esas alınmasınave bu suretle kanunların şekil bakımından denetimlerinin yapılabilmesine imkânbulunmamaktadır.
26. Açıklanannedenlerle şekil bakımından Anayasa’ya aykırılık iddiasına yönelik olan veAnayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamı dışında kalan iptal talebininreddi gerekir.
3- DayanağınıOluşturan 684 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın Temel Kanun Olarak Görüşülmesineİlişkin 18.2.2015 Tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın Anayasa’yaAykırı Olduğu İddiasına Dayalı Olarak Kanun’un Tümünün Şekil BakımındanAnayasa’ya Aykırılığı İddiası
a- İptalTalebinin Gerekçesi
27. Davadilekçesinde özetle, 18.2.2015 tarihli TBMM Kararı’yla 684 sıra sayılı KanunTasarısı’nın TBMM İçtüzüğü’nün 91. maddesine göre temel kanun olarakgörüşülmesine karar verildiği, ancak TBMM İçtüzüğü’nün anılan maddesinde birteklif ya da tasarının temel kanun olarak görüşülebilmesi için çeşitlişartların arandığı, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın söz konusu şartlarıtaşımamasına rağmen temel kanun olarak görüşülmesine karar verildiği,Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye BüyükMillet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” hükmüneyer verildiği, 95. maddesinde de “Türkiye Büyük Millet Meclisi,çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yürütür.” hükmününbulunduğu, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın TBMM İçtüzüğü’nün 91. maddesindesayılan şartları taşımadığından 18.2.2015 tarihli TBMM Kararı’nın yeni birİçtüzük düzenlemesi niteliğinde olduğu ve bu nedenle Anayasa’nın 88. ve 95.maddelerine aykırı olduğu, esastan Anayasa’ya aykırı olan yeni içtüzükdüzenlemesi niteliğindeki 18.2.2015 tarihli TBMM Kararı ile 6638 sayılıKanun’un kanunlaşma sürecinin, birbirinden ayrılamayacak işlemler olduğubelirtilmiş ve 18.2.2015 tarihli TBMM Kararı’nın ayrılmaz parçası niteliğitaşıyan 6638 sayılı Kanun’un tümünün, şekil bakımından Anayasa’ya aykırı olduğuileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
28. AnayasaMahkemesi içtihatları uyarınca bir kanun tasarısının TBMM’de yasalaşma usulü vesürecine ilişkin İçtüzük kuralları gereğince yapılan işlemler kanunun şekilunsurunu oluşturmaktadır. Dava dilekçesinde, TBMM İçtüzüğü’nün eylemli ihlaligerekçesine dayalı olarak dava konusu Kanun’un şekil bakımından iptaliistenmektedir. Bu yönüyle dava dilekçesindeki iptal talebi, Kanun’un yapılışşekline yönelik olup iptali istenen Kanun’un şekil yönünden denetiminigerektirmektedir.
29. Daha önce debelirtildiği üzere Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesininkanunları şekil bakımından denetlemesi, son oylamanın öngörülen çoğunluklayapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı bulunmakta ve yapılan incelemede davakonusu Kanun’un son oylamasının Anayasa’nın öngördüğü çoğunlukla yapıldığıanlaşılmaktadır.
30. Açıklanannedenlerle şekil bakımından Anayasa’ya aykırılık iddiasına ilişkin olan veAnayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamı dışında kalan iptal talebininreddi gerekir.
C- Kanun’un Anayasa’ya Aykırılığı İleri SürülenKurallarının İncelenmesi
1- Kanun’un 1. Maddesiyle 2559 Sayılı Kanun’un 4/AMaddesinin Altıncı Fıkrasına Eklenen Üçüncü Cümlenin “…kişinin üstü veeşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerininaranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülkiamirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıylateyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir…” Bölümünün İncelenmesi
a- İptal Talebinin Gerekçesi
31. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kural nedeniyle aramayamuhatap olan kişinin neden arandığının kendisine yazılı bir belge ile vegerekçe gösterilerek önceden bildirilmemesinin keyfî uygulamalara nedenolacağı, kuralın Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan ve arama yoluyla özelhayata müdahale için her halükârda "yazılı emir" arayandüzenlemeyi ihlal ettiği, acele hâllerde verilen sözlü emir üzerine yapılanarama sonrası, suç unsuruna rastlanamaması hâlinde aramanın haksızlığı ortayaçıkacağından kimsenin yazılı emir vermeyeceği, bunun da Anayasa’da güvencealtına alınan yazılı emrin uygulanamaması sonucunu doğuracağı, yazılı emirşartı kalktığı için kişiler ve araçların herhangi bir polis memuru tarafındankeyfî olarak durdurulup aranabileceği, kuralla önleme aramasına karar vermeyetkisine sahip olanlarla adlî aramaya karar verenler arasındaki farkınkaldırıldığı, bunun “ölçülülük” ilkesini ihlal ettiği, dava konusukuraldan önceki düzenlemeye göre polis, somut olayda bizzat durdurma yapankolluk personeli tarafından karşılaşılabilecek somut bir şüpheye göre sınırlıbir biçimde kontrol yetkisini haizken dava konusu kuralla somut olarakdurdurulan kişi ile muhatap olmayan bir kolluk amiri tarafından ve henüzdurdurma bile yapılmamışken verilecek genel bir emir dâhilinde kişinin üzeri,eşyası ve aracın dışarıdan bakıldığında görülemeyecek yerlerinin aranabilmesineimkân tanındığı, bunun keyfîliğe neden olacağı, kuralın önleme aramasınıdüzenleyen 2559 sayılı Kanun’un 9. maddesini işlevsiz hâle getirerek buaramayı, yazılı emirle her zaman, her yerde ve her durumda uygulanabilecek hâlegetirdiği, bunun ise hâkim kararına bağlı olarak yapılması gereken önlemearamasını, kolluk amirinin yazılı emri ile uygulanabilecek hâle getireceği, Anayasa’nınaramaya ilişkin hükümlerini içeren 20. maddesinde, aramanın kural olarak hâkimkararıyla ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınmışmerciin yazılı emriyle yapılabileceğinin öngörüldüğü, ancak kuralda arama içinhâkim kararı şartının düzenlenmediği ve gecikmesinde sakınca bulunan hâlden sözedilmeksizin kolluk amirine yazılı arama emri verme yetkisinin tanındığı,kuralla kolluk amirinin acele hallerde sözlü emir verebileceği yolundaAnayasa’da hiçbir şekilde yer almayan bir yetkinin düzenlendiği, bununAnayasa’nın anılan hükümlerini ihlal ettiği, kuralda arama kararı verecekyetkili merciin belirtilmeyerek bunun İçişleri Bakanlığı tarafındanbelirlenecek esaslar dâhilinde mülki amir tarafından tespit edileceğinindüzenlendiği, bunun belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriniihlal ettiği, kuralla kolluğa her aşamada ve her yerde arama tedbirinebaşvurma imkânı verilmesinin Anayasa’nın kişi dokunulmazlığını güvence altınaalan 17. maddesini ihlal ettiği ve anılan hakka ölçüsüz bir müdahaledebulunulmasına neden olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7., 13., 17.ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
32. Dava konusu bölümün yer aldığı kuralda, polisin silah veyatehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüpheninvarlığı hâlinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacıyla,durdurduğu kişi ve araçlar üzerinde arama yapabilmesi ve bunun koşullarıdüzenlenmekte, bu çerçevede kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdanbakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranmasının; İçişleri Bakanlığıtarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kollukamirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlüemriyle yapılabileceği öngörülmektedir.
33. Anayasa’nın 20. maddesinin ilk fıkrasında; herkesin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve ailehayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; ikinci fıkrasında “Millîgüvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genelahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasısebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkimkararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunanhallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimseninüstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim,kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, elkoyma kendiliğinden kalkar.” hükmüne yer verilmiştir.
34. Buna göre bir kimsenin üstünün ve eşyasının aranabilmesi içingecikmesinde sakınca bulunmayan hâllerde mutlaka yetkili hâkim kararınınbulunması, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise yirmidört saat içindegörevli hâkimin onayına sunulmak kaydıyla kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emrinin bulunması gerekmektedir.
35. Dava konusu kuralda, durdurulan kişilerin üstü ve eşyaları ilearaçlarının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması;İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amiringörevlendireceği kolluk amirinin yazılı emrine bırakılmakta böylecegecikmesinde sakınca bulunmayan hâllerde de hâkim kararı olmaksızın aramayapılmasına imkân tanınmaktadır. Anayasa’nın 20. maddesinin anılan hükmü açıkolup gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl olmaksızın usulüne uygun verilmişhâkim kararı dışında başka bir merciin kararıyla arama yapılması mümkündeğildir. Dolayısıyla kural, bu yönüyle Anayasa’nın 20. maddesiyleçelişmektedir.
36. Kuralda, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzeremülki amirin belirleyeceği kolluk amirinin sözlü emriyle de aramayapılabileceği belirtilmektedir. Anayasa’nın 20. maddesinin anılan hükmüuyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi kanunla yetkili kılınmışmerciin yazılı emri bulunmadıkça arama yapılması mümkün değildir. Dolayısıylakural bu yönüyle de Anayasa’nın 20. maddesini ihlal etmektedir.
37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 20. maddesine aykırıdır.İptali gerekir.
38. Kural, Anayasa’nın 20. maddesine aykırı bulunarak iptaledildiğinden kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13. ve 17. maddeleri yönündenincelenmesine gerek görülmemiştir.
2- Kanun’un 2. Maddesiyle 2559 Sayılı Kanun’un 13.Maddesinin Birinci Fıkrasına Eklenen (H) Bendi ile Aynı Fıkranın Değiştirilen “eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır yada…” Bölümünün İncelenmesi
a- İptal Taleplerinin Gerekçesi
39. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarda polisin başkalarının cangüvenliğini tehlikeye düşürenleri eylemin veya durumun niteliğine göre korumaaltına alma, uzaklaştırma ve yakalama yetkisinin düzenlendiği, bu yetkininbelirsiz olduğu ve polise keyfîlik tanıdığı, zira kurallarda yer alan “eyleminveya durumun niteliği”, “koruma altına alma” ve “uzaklaştırma”kavramlarının hukukumuzda tanımlanmamış, muğlak kavramlar olduğu, kişileriuzaklaştırma ve koruma altına almanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ileseyahat ve yerleşme hürriyetini hukuka aykırı olarak ölçüsüzce sınırladığıbelirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 13., 19. ve 23. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
40. Anayasa’nın2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir.Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir. Bu ilkeyegöre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi hukuksal güvenliklebağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylemve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Bireyancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarınıayarlayabilir. Hukuk güvenliği; normların öngörülebilir olmasını, bireylerintüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasaldüzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gereklikılar.
41. Dava konusukurallarla 2559 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında yakalamatedbiri uygulanabilecek sınırlı sayıdaki kişilere başkalarının can güvenliğinitehlikeye düşürenler de eklenmekte ve fıkrada belirtilen fiilleri işleyenkişilere eylemin ve durumun niteliğine göre yakalama, koruma altına alma ve uzaklaştırmatedbirlerinden birinin uygulanabileceği belirtilmektedir. Bu çerçevede kuraldahangi fiilleri işleyen kişilere hangi tedbirlerin uygulanabileceği, tedbirlerintürü ve anılan tedbirlerin belirlenmesinde esas alınması gereken kriter hemkişiler hem de idare yönünden açık, anlaşılabilir ve uygulanabilir şekildetespit edilmiş bulunmaktadır.
42. Kurallardayer alan "eylemin veya durumun niteliği”, “koruma altına alma”ve “uzaklaştırma” ibarelerinin soyut ve genel kavramlar olması isekuralların belirsizlik taşıdığı anlamına gelmemekte; yasa yapma tekniğinindoğasından kaynaklanmaktadır. Zira yasa kurallarının genel ve soyut olması,somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesindebarındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangibir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamdaeylemin ve durumun niteliğine göre bir olayda yakalama tedbirinin uygulanmasıdaha uygun olacakken bir başka olaydaki somut özellikler yakalama yerineuzaklaştırma veya koruma altına alma tedbirinin uygulanmasını gereklikılabilir. Aynı şekilde somut olayın özellikleri koruma altına almanın veyauzaklaştırmanın farklı şekillerde uygulanmasını gerektirebilir.
43. AyrıcaAnayasa Mahkemesinin önceki içtihatlarında da belirlilik ilkesinin yalnızcayasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiği,yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olmagibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkemeiçtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğinsağlanabileceği, aslolanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altındabelirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkünkılacak bir normun varlığı olduğu vurgulanmıştır. Dava konusu bent ve bölümanılan niteliklere sahip olup anılan kuralların belirsiz olduğu ve polisekeyfîlik tanıdığı söylenemez.
44. Anayasa’nın19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınasahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarındaşekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin hürriyetinden mahrumbırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılması, ancak Anayasa’nın anılanmaddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde sözkonusu olabilir.
45. Buna göremahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerininyerine getirilmesi, bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen biryükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması, bir küçüğüngözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen birkararın yerine getirilmesi, toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek birkişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilenesaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi, usulüne aykırı şekildeülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geriverme kararı verilen bir kişinin yakalanması ve tutuklanması hâlleri dışındakimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün değildir.
46. Bununharicinde bir suç isnadına bağlı olarak hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler de kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilir ve yakalanabilirler. Hâkim kararıolmaksızın yakalama ise ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde yapılabilir ve bunun şartları da yine ancak kanunla belirlenebilir.
47. Öte yandankişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılabilmesi için Anayasa’nın 19.maddesinde belirtilen koşulların yanı sıra temel hak ve hürriyetlerinsınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulmasıgerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı, Anayasa’nın 19. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak kanunla vedemokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ancak getirilenbu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de aykırı olamaz.
48. Ölçülülükilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğiniifade eder. Ölçülülük aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmayaelverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcıönlemin zorunluluk taşımasını da içerir.
49. Bazıkoşullar altında yakalama tedbirine başvurulması temel hak ve özgürlüklerinkorunması ile adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması amacıyla demokratiktoplum düzeni bakımından alınması gereken zorunlu tedbirlerdendir. Ancakyakalama tedbirine başvurulmasının gerekli olması yeterli olmayıp bu tedbirinuygulanmasının ölçülü de olması gerekir. Bu çerçevede yakalama ile ulaşılmakistenen kamu yararı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında makul birdengenin bulunması gerekir.
50. Dava konusubentle 2559 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında yakalama tedbiriuygulanabilecek sınırlı sayıdaki kişilere başkalarının can güvenliğinitehlikeye düşürenler de eklenmiş; böylece başkalarının can güvenliğinitehlikeye düşürenler hakkında da hâkim kararı olmaksızın yakalama tedbirinebaşvurulmasına imkân tanınmıştır. Ancak anılan fıkranın devamında yakalamatedbiri uygulanacak kişilere eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altınaalma ya da uzaklaştırma tedbirlerinden birinin uygulanabileceğibelirtilmektedir. Buna göre Kanun, anılan kişilere her durumda yakalamatedbirinin uygulanmasına izin vermemekte, sadece eylemin ve durumun niteliğineuygun olan tedbiri uygulayabilme imkânı tanımaktadır.
51. Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında yakalama tedbiri,ancak bir suç isnadı altında olan kişilere uygulanabilir. Yine bu tedbirinuygulanabilmesi için bir suçüstü halinin veya gecikmesinde sakınca bulunan birhâlin bulunması gerekir. Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının soncümlesinde yer alan “eylemin ve durumun niteliği” kriterinin bu anayasalzorunluklarla birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu yönüyle dava konusu (H)bendinde yer alan “Başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşüren”kişiler ancak suçüstü hâllerinde veya bir suç isnadı altında bulunmaklabirlikte gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlin bulunması durumlarındayakalanabileceklerdir. Bunun dışında anılan kişiler hakkında söz konusu bentuyarınca yakalama yapılabilmesi mümkün değildir.
52. Dava konusubentle öngörülen kuralın ancak Anayasa’nın 19. maddesinde belirtilen koşullardayakalama tedbirine başvurulabilmesine izin verdiği ve kuralla öngörülentedbirin, başkalarının yaşam hakkının korunabilmesi amacıyla alınması gerekenzorunlu ve anılan amaca ulaşmaya elverişli bir tedbir olduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca Kanun’da yakalama tedbirine ancak eylemin ve durumun niteliğine uygunolması hâlinde başvurulabilmesine izin verildiğinden başkalarının yaşamhakkının korunması ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında bulunmasıgereken makul dengenin kuralda gözetildiği görülmektedir.
53. Bu yönüyledava konusu bent, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ölçülülük ilkesine aykırıdeğildir.
54. Öte yandanKanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesine dava konusu “eyleminveya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da…”bölümünün eklenmesi ile fıkrada belirtilen fiilleri işleyen kişilere eylemin vedurumun niteliğine göre yakalama tedbiri yerine koruma altına alma veyauzaklaştırma tedbirlerinin uygulanabilmesine imkân tanındığı görülmektedir.
55. Dava konusubölümün Anayasa’nın 19. maddesi yönünden incelenebilmesi için öncelikle korumaaltına alma ve uzaklaştırma tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınabir müdahale teşkil edip etmediğinin tespit edilmesi, bunun için de anılantedbirlerin kapsam ve niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.
56. Dava konusubölümde yer alan koruma altına alma ve uzaklaştırma tedbirleri, Kanun’un 13.maddesinin birinci fıkrasında belirtilen her bir fiil yönünden ancak uygulanmaimkânı olduğu ölçüde geçerlilik kazanabilecektir. Bu yönüyle fıkranın (A), (B),(D), (F) ve (G) bentlerinde belirtilen fiilleri işleyenlere koruma altına almave uzaklaştırma tedbirlerinden ziyade eylemin ve durumun niteliği gereğiyakalama yapılmasının uygun olacağı anlaşılmaktadır. Esasen söz konusu hâllergenel olarak Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında yakalama yapılabilecekdurumlar olarak açıkça sayıldığından bu durumlarda yakalama yapılmasının önündeanayasal bir engel de bulunmamaktadır.
57. Bunundışında kalan bentlerdeki filleri işleyenler yönünden ise yakalama tedbirinealternatif olarak “koruma altına alma” ve “uzaklaştırma”tedbirlerinin uygulanmasının mümkün olabileceği anlaşılmaktadır.
58. Buna görefıkranın (C) bendinde belirtilen halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracakderecede sarhoş olanlara veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranlara, yapılanuyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmayayeltenenlere ve kavga edenlere, yine fıkranın (E) bendinde belirtilen polisinkanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenlere, direnenlere ve görevyapmasını engelleyenlere, aynı şekilde (H) bendinde belirtilen başkalarının cangüvenliğini tehlikeye düşürenlere eylemin ve durumun niteliğine göre yakalamatedbiri yerine koruma altına alma veya uzaklaştırma tedbirlerinden birininuygulanabilmesi mümkündür.
59. Anılan çerçevedekoruma altına alma tedbiri yönünden söz konusu fiiller incelendiğinde polisinhalkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanlara veyasarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranlara, başkalarına saldırmaya yeltenenlereve kavga edenlere veya polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşıgelenlere, direnenlere ve görev yapmasını engelleyenlere veya başkalarının cangüvenliğini tehlikeye düşürenlere karşı uygulayacağı koruma altına almatedbirinin bu fiilleri işleyen kişilerin anılan fiilleri işlemekten men edecekbir süre zarfında belli bir yerde alıkonulmalarını gerektirebileceği, bunun dakişi hürriyeti ve güvenliği hakkına bir müdahale teşkil edebileceğianlaşılmaktadır.
60. Anayasa’nın19. maddesinde Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (C) ve (E)bentlerinde belirtilen durumlarda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınsınırlandırılabilmesine izin verildiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.Aynı şekilde Anayasa’nın 19. maddesinde, “başkalarının can güvenliğinitehlikeye düşürme fiili” yönünden de bunun bir suça vücut vermesi ilebirlikte bir suçüstü hâlinin veya gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlinbulunması durumunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sınırlandırmagetirilebilmesine imkân tanındığı açıktır.
61. Anılanfiillere yönelik olarak koruma altına alma tedbirinin uygulanmasına izinverilmesindeki amacın kişilerin başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak veözgürlüklerinin korunması olduğu ve bunun demokratik toplum düzeni yönündenalınması gereken zorunlu tedbirler kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. AyrıcaKanun’da anılan tedbire ancak eylemin ve durumun niteliğine uygun olmasıhâlinde başvurulabilmesine izin verildiğinden kuralın amacı ile bu amacıngerçekleştirilmesi için öngörülen araç arasında elverişli ve orantılı birilişki kurulduğu, böylece başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin korunmasıile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında bulunması gereken makul dengeninkuralda gözetildiği görülmektedir.
62. Bu çerçevededava konusu kuralla öngörülen koruma altına alma tedbirinin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı ile ölçülülük ilkesini ihlal eden bir yönünün bulunmadığısonucuna ulaşılmaktadır.
63. Ayrıcabelirtmek gerekir ki koruma altına alma tedbiri her durumda söz konusu fiilleriişleyen kişilerin belli bir yerde alıkonulmalarını gerektirmeyebilir.Dolayısıyla bu hâllerde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahaledebulunulması söz konusu olmayacağından kişiye anılan tedbirin uygulanması içinAnayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan kişininsuç isnadı altında bulunması, bir suçüstü hâlinin veya gecikmesinde sakıncabulunan bir hâlin gerçekleşmesi şartlarının bulunması gerekmemektedir.
64. Uzaklaştırmatedbiri yönünden söz konusu fiiller incelendiğinde ise polisin halkın rahatınıbozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanlara veya sarhoşluk hâlindebaşkalarına saldıranlara, başkalarına saldırmaya yeltenenlere ve kavga edenlereveya polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenlere, direnenlereve görev yapmasını engelleyenlere ya da başkalarının can güvenliğini tehlikeyedüşürenlere karşı uygulayacağı uzaklaştırma tedbirinin, bu fiilleri işleyenkişileri söz konusu fiilleri işlemekten alıkoyacak şekilde olay mahallindenuzaklaştırması şeklinde vücut bulabileceği anlaşılmaktadır. Bunun kişihürriyeti ve güvenliği hakkına bir müdahale niteliği taşımayacağı açıktır. Zirabu tedbirde kişilerin kısıtlı bir alanda ihmal edilemeyecek bir süre içintutulması söz konusu değildir. Dolayısıyla Kanun’da bu tedbirin öngörülmesininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
65. Açıklanannedenlerle dava konusu bent ve bölüm, Anayasa’nın 2., 13. ve 19. maddelerineaykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
66. Kuralların,Anayasa’nın 23. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
3-Kanun’un 3. Maddesiyle 2559 Sayılı Kanun’un 15. Maddesine Eklenen FıkranınBirinci Cümlesinde Yer Alan “…ifadelerini…” İbaresi ile İkinciCümlesinin İncelenmesi
a-İptalTaleplerinin Gerekçesi
67. Dava dilekçesinde özetle, 2559 sayılı Kanun’un 15. maddesinindava konusu kuralların da yer aldığı son fıkrasıyla polise müşteki, mağdur veyatanık ifadelerini, talepleri hâlinde ikamet ettikleri yerlerde veyaişyerlerinde alabilme yetkisinin tanındığı, bu yetki tanınırken anılan fıkranınbirinci cümlesinde “ifadeleri” ibaresinin kullanıldığı, bunun ise polisekeyfîlik alanı yarattığı, zira düzenlemede müşteki, mağdur ve tanığınifadesinin alınmasından söz edildiği oysa ceza muhakemesinde bu kişilerinbeyanlarına başvurulmasının “ifade alma” olarak değil “bilgi alma”olarak tanımlandığı ve ceza muhakemesi kuralları uyarınca sadece şüpheli vesanıkların ifadelerinin alınmasından söz edilebileceği, bu yönüyle “ifadeleri”ibaresinin kastı aşan bir ibare olduğu, dava konusu kurallar nedeniyle kolluğunancak suç şüphesi ile yapılan bir soruşturma ile ilgili olarak hâkim kararıylagirebileceği bir konuta “ifade almak” gibi her zaman suistimaledilebilecek bir gerekçeyle girebileceği, bunun ise keyfîliğe neden olacağı,öte yandan dava konusu kurallarla konutta ve işyerinde ifade alınmasıuygulamasına ilişkin usul ve esasların İçişleri Bakanlığına bırakıldığı, bununise yasama yetkisinin devredilmezliği ve hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiğibelirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
68. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelunsurlarından biri“belirlilik” ilkesidir. Bu ilkeye göre, yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesigerekir.
69. Anayasa’nın 7. maddesinde ise “Yasama yetkisi Türk Milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmiştir. Buna göre Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konulardayürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesimümkün değildir. Ancak yasama organının temel kuralları saptadıktan sonrauzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasamayetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organıtarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel nitelikte hukuksal tasarruflardabulunması hukuk devletinin belirlilik ilkesine de aykırı düşmez.
70. Dava konusu kurallarla, polise yürüttüğü soruşturmalara ilişkinolarak ikamet ve işyerinde ifade alma yetkisi verilmekte ve kurallarda anılanyetkiyi kimin, hangi koşullarda, hangi ceza muhakemesi süjeleri yönünden vehangi niteliğe sahip yerlerde kullanabileceği, hem kişiler hem de idareyönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık, net,anlaşılır ve uygulanabilirşekilde düzenlendiği görülmektedir.
71. Kanun koyucununbu şekildekonuyla ilgili temel kurallarıbelirleyip kanuni çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalacakhususların düzenlenmesini idareye bırakmasında, hukuki belirlilik ve yasamayetkisinin devredilmezliği ilkelerine aykırı düşen bir yön bulunmamaktadır.
72. Dava konusu kuralda yer alan “ifadeleri” ibaresinin,teknik bir ceza muhakemesi terimi olarak değil genel sözlük anlamıyla ve cezamuhakemesi süjelerinin kimliğinden bağımsız olarak müşteki, mağdur ve tanığınbeyanının alınmasını ifade etmek amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır.Anayasa’da ceza muhakemesi süjelerinin soruşturma sırasında verdikleribeyanların nasıl adlandırılacağı veya sınıflandırılacağı konusunda doğrudan birhüküm bulunmamakta, bu konuda düzenleme yapılması kanun koyucunun takdiryetkisinde kalmaktadır.
73. Öte yandan madde gerekçesinin incelenmesinden dava konusukuralların düzenlenme amacının, müştekiye, mağdura ve tanığa ikametinde veyaişyerinde ifade verebilme imkânını sağlamak olduğu, böylece anılan kişilerinişgücü ve zaman kayıplarının önlenmek istendiği anlaşılmaktadır. Bunun yanındapolisin söz konusu yetkiyi ancak ifade verecek kişinin talebiyle kullanabilecekolması, anılan yetkinin keyfî olarak kullanılmasını önlemekte, dolayısıylaanılan kuralların keyfîliğe neden olabilecek bir yönü bulunmamaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
4-Kanun’un 4. Maddesiyle 2559 Sayılı Kanun’un 16. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının(b) Bendine “…basınçlı…” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “… ve/veyaboyalı… ” İbaresi ile Yedinci Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin İncelenmesi
a- İptal Taleplerinin Gerekçesi
75. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla polise toplumsalolaylarda basınçlı suyun yanı sıra boyalı su kullanma yetkisinin verildiği,bunun hukuka aykırı toplantı ve gösterileri dağıtma amacıyla değil barışçıltoplantı ve gösterilere katılanları işaretleme amacıyla düzenlendiği, kuralınbu yönüyle masumiyet karinesi ve hukuk devleti ilkesini ihlal ettiği, öteyandan dava konusu kurallarla polise molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı,boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüsedenlere karşı silah kullanma yetkisinin verildiği, böyle bir düzenlemeyapılmasına ihtiyaç olmadığı, zira 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yer alanmevcut hükümler ile Türk Ceza Kanunu’nun meşru müdafaaya ilişkin hükümlerinde, anılan yetkinin zaten tanınmış olduğu, düzenlemenin silah kullanma vakalarınıartırarak yargısız infaz ve orantısız güç tartışmalarına neden olacağı,kurallarla esasen insanların barışçıl toplantı ve gösterilere katılmalarınınönlenmesinin amaçlandığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 17., 34. ve 38.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
76. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevîvarlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, tıbbi zorunluluklar vekanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağıbelirtilmek suretiyle kişinin yaşam hakkı ile maddî ve manevî varlığını korumahakkı güvence altına alınmıştır.
77. Kişinin yaşam hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakkı,birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere yaşam ve vücutbütünlüğü üzerindeki temel hak, devlete pozitif ve negatif yükümlülükleryüklemektedir.
78. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında, devletin,negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamınakasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bununyanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tümbireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gereksekişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek müdahalelere karşı korumayükümlülüğü altındadır. Devlet bireyin maddî ve manevî varlığını her türlütehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür.
79. Anayasa’nın 34. maddesinde “Herkes, önceden izin almadan,silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suçişlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hakve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.”denilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarınaduyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamakta ve çoğulcudemokrasilerin gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması,korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır.
80. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında,“Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”denilmektedir.Cezahukukunun temel ilkelerinden olan“suçsuzluk karinesi”, hakkında suçisnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dairkesin hüküm tesis edilene kadar suçlu sayılmaması gerektiğini ifade etmekte vehukuk devleti ilkesinin bir gereğini oluşturmaktadır.Suçsuzluk karinesiuyarınca bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında cezahukukunun alanına giren yaptırımların uygulanabilmesi kesin hükümle mahkûmolmasına bağlıdır.
81. 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrasının (b)bendinde yer alan dava konusu kuralda, polisin görevini engellemek üzeredirenen kişilere karşı boyalı su kullanabileceği hüküm altına alınmaktadır.Kuralın madde gerekçesinde toplumsal olaylarda suç işleyenlerin tespitinde vebunların olaylar devam ederken suçüstü yakalanmasında güçlüklerlekarşılaşıldığı, kalabalık içinde yakalama işlemi yapılmasının hem kolluğun hemde vatandaşların vücut bütünlüğü açısından tehlike oluşturabildiği, bunedenlerle suç şüphesi altındakilerin tespitine ve kalabalıklar dağıtıldıktansonra yakalama işleminin yapılabilmesine olanak tanımak amacıyla söz konusudüzenlemenin yapıldığı belirtilmiştir. Buna göre dava konusu kuralın, toplumsalolaylar sırasında suç işleme şüphesi altındaki kişileri tespit edilebilmek veyakalayabilmek amacıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır.
82. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiolarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygunolan, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, heralanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
83. Hukuk devletinin temel hak ve özgürlükleri koruyan ve her alandaadaletli bir hukuk düzeninin kurulmasını gerektiren karakteri, işlenen suçlarnedeniyle temel hak ve özgürlükleri zedelenen kişilerin bu suçlar nedeniyleetkili bir soruşturma ve kovuşturma yapılmasını ve maddî gerçeğin ortayaçıkarılmasını isteme haklarını da bünyesinde barındırmaktadır. Bu yönüyledevletin kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve suça ilişkin etkilibir soruşturma ve kovuşturma yaparak maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamaküzere suçüstü hâllerinde suç faillerine karşı güç kullanmasında anayasal ilkeve kurallara aykırı düşen bir yön bulunmamaktadır. Ancak bu güç kullanımınasadece zorunlu hallerde ve orantılı olmak kaydıyla başvurulabilir.
84. Dava konusu ibarenin bulunduğu kuralın lafzı ve gerekçesi nazaraalındığında, kuralla toplumsal olaylar sırasında barışçıl amaçlar dışındahareket ederek suç teşkil eden eylemlerde bulunanların tespit edilmelerinin veyakalanmalarının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kitlesel olaylarda suç işleyenkişilerin tespitinde ve yakalanmasında yaşanan zorluklar, beraberinde bu türolaylarda suç işleyen kişilerin tespitine ve bunların yakalanmasına imkântanıyacak yöntemlerin geliştirilmesine neden olabilmektedir. Özellikletoplumsal olaylarda kitlesel olarak hareket edilmesinin bu olaylar sırasındakullanılacak yöntemlerin hassas olarak seçilmesi zorunluluğunu ortayaçıkardığı, bu çerçevede bu tür olaylarda kalabalık içinde yakalama yapılmasınınfiziken imkânsız olabildiği ya da bunun kişilerin vücut bütünlükleri yönündentehlikelere neden olabildiği görülebilmektedir. Bu nedenlerle dava konusukuralda öngörülen yönteme başvurulmasının kitlesel olayların niteliğindenkaynaklandığı anlaşılmakta olup bunun kuralın düzenleme amacının gerçekleşmesinisağlamaya yönelik elverişli ve orantılı bir yöntem olmadığı söylenemez.
85. Dava konusu kuralla boyalı su sıkmanın, suç işleyen kişilerintespitine veya yakalanabilmelerine imkân tanımak üzere kullanılabilecek biryöntem olarak öngörüldüğü ve bunun uygulanmasının anılan kişilere suç ithamındabulunulması sonucunu doğurabileceği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin ÖmerOsman Soylu (B. No: 2012/363, 5/3/2013, § 16) kararında da belirtildiğiüzere suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağıanayasal bir esas olduğundan kişilerin ceza muhakemesi sürecinde suçla ithamedilmeleri veya suç şüphesini ifade eden kararlara veya işlemlere tabikılınmaları suçsuzluk karinesini ihlal etmez. Aksi durumda suçüstü hâlleri dedâhil olmak üzere kimseye suç ithamında bulunulamayacağının veya kimse hakkındasoruşturma veya kovuşturma yapılamayacağının kabul edilmesi gerekir ki bununsuçsuzluk karinesinin doğasına uygun düşmeyeceği aşikârdır.
86. Öte yandan 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin yedinci fıkrasınındava konusu (d) bendinde polisin; kendisine veya başkalarına, işyerlerine,konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara vekişilerin tek tek veya toplu hâlde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof,patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıranveya saldırıya teşebbüs edenlere karşı saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla veetkisiz kılacak ölçüde silah kullanmaya yetkili olduğu düzenlenmektedir. Bukuralla başta yaşam ve vücut bütünlüğü hakları olmak üzere kişilerin temel hakve özgürlüklerinin korunmasının amaçlandığı açıktır.
87. Hukuk devletinin temel görevlerinden biri kişilerin temel hak veözgürlüklerini korumaktır. Bu çerçevede kolluk görevlilerine başta yaşam hakkıolmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerine yönelen saldırıları etkisizkılmak amacıyla silah kullanma yetkisi verilmesinde anayasal kural ve ilkelereaykırı düşen bir yön bulunmamaktadır. Ancak silah kullanımına sadece saldırınınengellenmesi gibi zorunluluk hâllerinde izin verilmesi ve bu yetkinin amacıdışında orantısız bir şekilde kullanılmasını önleyecek yasal tedbirlerinöngörülmesi gerekir.
88. Dava konusu kuralda, polise silah kullanma yetkisi verilirken buyetkinin ancak kuralda belirtilen nitelikteki saldırıları etkisiz kılmakamacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde kullanılabileceğinin hüküm altına alındığı,böylece anılan yetkinin veriliş amacına aykırı ve orantısız bir şekildekullanılmasını engelleyecek güvenceye yer verildiği görülmektedir.
89. Dava konusu kurallar, toplumsal olaylar sırasında suç işleyenkişilere yönelik hükümler içermekle veya toplumsal olaylara ilişkin olmaklabirlikte kuralların toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını sınırlayan bir yönübulunmamaktadır.
90. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 17., 34. ve 38.maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
91. Engin YILDIRIM ve Hasan Tahsin GÖKCAN 2559 sayılı Kanun’un 16.maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine eklenen “…ve/veya boyalı…”ibaresi yönünden bu görüşe katılmamışlardır.
5-Kanun’un 5. Maddesiyle Değiştirilen 2559 Sayılı Kanun’un Ek 7. Maddesininİkinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “… kırk sekiz saat…”İbaresi ile Üçüncü Fıkrasının ve 6. Maddesiyle Değiştirilen 2803 SayılıKanun’un Ek 5. Maddesinin Birinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “…kırksekiz saat…” İbaresi ile İkinci Fıkrasının İncelenmesi
a- İptal Taleplerinin Gerekçesi
92. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarda önleyici kolluk tedbiri kapsamındailetişimin denetlenmesine karar verme yetkisinin Ankara ağır ceza mahkemesiüyesine verildiği, ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yetkili mercitarafından verilen yazılı emrin hâkim tarafından onaylanma süresinin yirmi dörtsaatten kırk sekiz saate çıkarıldığı, kurallarla anılan kararları vermeyetkisinin Ankara ağır ceza mahkemesi üyesine verilmesinin, bütün yurtdüzeyindeki dinlemelere siyasi iktidarın tayin ve tespit ettiği tek bir hâkiminizin vermesi sonucunu doğurduğu, kuralların, yargı yetkisinin Türk Milletiadına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını öngören Anayasa’nın 9. maddesi ilekanunî hâkim ilkesini düzenleyen 37. maddesine aykırı olduğu zira iletişimintespiti, dinleme ve sinyal bilgilerinin değerlendirmesi konusunda yetkili vegörevli hâkimin Ankara ağır ceza mahkemesi üyesi olarak belirlenmesinin,mahkemenin yapacağı bir görevin hâkime devredilmesi anlamına geldiği,Anayasa’nın 37. maddesinde hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başkabir merci önüne çıkarılamayacağının hükme bağlandığı, oysa dava konusukurallarda iletişimin tespiti, dinleme ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesikonusunda yetkili ve görevli hâkimin Ankara ağır ceza mahkemesi üyesi olarakbelirlenmesiyle bu kuralın ihlal edildiği, adli dinleme kararı verilebilmesiiçin ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile karar vermesi öngörülmüşken davakonusu kurallar gereği önleme dinlemesinin tek bir hâkimin kararıylayapılabilmesinin yerinde ve tutarlı bir düzenleme olmadığı belirtilerekkuralların, Anayasa’nın 2., 9., 22. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
93. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 138.maddesi yönünden de incelenmiştir.
94. Dava konusukurallarda önleyici kolluk tedbiri kapsamında telekomünikasyon yoluyla yapılaniletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kaydaalınmasına karar verme yetkisi Ankara ağır ceza mahkemesi üyesine tanınmakta vegecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yetkili merci tarafından verilen yazılıemrin hâkim tarafından onaylanma süresi yirmi dört saatten kırk sekiz saateçıkarılmaktadır.
95. Anayasa’nın“Yargı yetkisi” başlıklı 9. maddesinde, yargı yetkisinin, Türk Milletiadına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş; “Kanuni hâkimgüvencesi” başlıklı 37. maddesinde ise “Hiç kimse kanunen tabi olduğumahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğumahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahipolağanüstü merciler kurulamaz."denilerek tabii hâkim ilkesi güvencealtına alınmıştır. Ancak anılan maddelerde yer alan “mahkeme” sözcüğüdar ve teknik anlamda “mahkeme” olarak değil tüm yargı mercilerinikapsayan bir üst kavram olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla bu hükümler mahkemesıfatını taşımayan yargı mercilerinin, bu kapsamda bağımsız hâkimlerin, yargıyetkisini kullanamayacağı veya yargısal faaliyette bulunamayacağı anlamınagelmemektedir.
96. Öte yandanAnayasa Mahkemesinin 29.4.1993 tarihli ve E. 1992/39, K. 1993/19 sayılıkararında da belirtildiği üzere Anayasa’da bağımsız mahkemeler neredeysebağımsız hâkimlerle eş anlamlı olacak şekilde kullanılmıştır. Bu çerçevedeAnayasa’nın 9. maddesinde "Yargı yetkisi bağımsız mahkemelercekullanılır" denilmişken 37. maddesinin başlığı “Kanuni hâkimgüvencesi” olarak belirlenmiştir. “Mahkemelerin bağımsızlığı”başlıklı 138. maddesinde ise "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar"denilerek bu anlayış açık bir şekilde yansıtılmıştır.
97. Anayasa’nın142. maddesinde de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi veyargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınırken mahkemesözcüğü tüm yargı mercilerini kapsayan bir üst kavram olarak kullanılmıştır. Buyönüyle hukuk devletinde kanun koyucunun ceza yargılamasına ilişkin kurallarbelirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmakkoşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi hangi davave işlere hangi yargı mercilerinin bakacağını belirleme konusunda da takdiryetkisinin bulunduğu açıktır.
98. Dolayısıyladava konusu kurallarla önleyici kolluk tedbiri kapsamında telekomünikasyonyoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinindeğerlendirilmesi ve kayda alınması konularında karar alma görev ve yetkisininAnkara ağır ceza mahkemesi üyesine tanınmasında yargı yetkisinin bağımsızmahkemelerce kullanılacağı yönündeki kuralı ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.
99. Aynıgerekçelerle kuralların, kişileri kanunen tabi kıldığı yargı merciinden başkabir mercie tabi kılması söz konusu olmadığından kurallarda tabii hâkimilkesiyle çelişen bir yön de bulunmamaktadır.
100. Anayasa’nın138. maddesinin birinci fıkrasında hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduklarıve Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hükümverecekleri, ikinci fıkrasında hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimatveremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağıbelirtilerek hukuk devleti olmanın zorunlu bir gereği olan yargı bağımsızlığıteminat altına alınmıştır.
101. Hukukdevleti ilkesinin temel unsurlarından olan yargı bağımsızlığı, insan haklarınınve özgürlüklerinin en etkin güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı; hâkiminçekinmeden ve endişe duymadan, Anayasa’nın öngördüğü gereklerden başka herhangibir dış etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir.Bağımsızlığın demokratik bir toplumda, devlet yapısı içinde tüm kurum vekuruluşlar ile kişilere karşı sağlanması gerekir.
102. Dava konusukurallarda herhangi bir ayrım yapılmaksızın önleyici kolluk tedbiri kapsamındatelekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyalbilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına karar verilmesi konularındayetkili ve görevli hâkimin Ankara ağır ceza mahkemesi üyesi olduğubelirtildiğinden Ankara ağır ceza mahkemesi üyelerinin tümünün bu konuda genelyetkili ve görevli olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte 5235sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK)tarafından Ankara’daki ağır ceza mahkemelerinden birinin ihtisaslaşmanın sağlanmasıamacıyla bu hususta özel olarak yetkilendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Budurumda HSK tarafından belirlenen ilgili ağır ceza mahkemesinin üyeleri anılankararları almaya yetkili hâle gelebilmektedir. Ancak her durumda söz konusukararı alacak üyeler kanunla veya kanunun verdiği yetkiye istinaden bağımsızyargı organları veya HSK tarafından belirlenmektedir.
103. Bu yönüyleanılan kararları vermeye yetkili hâkimin, hâkim bağımsızlığı ilkesine aykırıolacak şekilde belirlendiğinden söz edilemeyeceği gibi bunların hâkimbağımsızlığı yönünden diğer mahkeme ve hâkimlerinden ayrılan bir yönününbulunduğu da söylenemez.
104. Hukukdevletinde suç ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuyailişkin kuralları ile ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri veekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetinegöre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumdahangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabuledilebileceği konusunda takdir yetkisine sahip olduğu gibi ceza yargılamasınailişkin kuralları belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı,görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında da Anayasakurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisinesahiptir.
105. Buçerçevede kanun koyucunun yargılama mercilerinin görevlerini ve yargılamausullerini belirleme konusundaki takdir yetkisi kapsamında dava konusukurallarla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespitine, dinlenmesine,sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ve kayda alınmasına karar verilmesigörevini kurul halinde veya müstakil olarak çalışan bir mahkemeye veya hâkimevermesinde hukuk devleti ilkesini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.
106. Diğeryandan Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” başlıklı 22. maddesininbirinci fıkrasında “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmeningizliliği esastır.” denilmek suretiyle haberleşme hürriyeti güvence altınaalınmıştır. İkinci fıkrasında ise millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarakusulüne göre verilmiş hâkim kararıyla yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emriyle bu özgürlüğün sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Ancakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılıemriyle haberleşme hürriyeti sınırlandırıldığında aynı fıkra hükmü uyarınca sözkonusu kararın yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması,hâkimin de kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması gerekmektedir.
107. Dava konusukurallarda da millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi vebaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenleriyle haberleşmehürriyetinin sınırlandırılmasına izin verilmekte ve bu kapsamda gecikmesindesakınca bulunan hâllerde yetkili merci tarafından verilen yazılı emrin hâkimtarafından onaylanma süresi kırk sekiz saat olarak öngörülmektedir. Dava konusukurallarda düzenlenen kırk sekiz saatlik süre Anayasa’nın anılan hükmüyle aynışekilde düzenlenmiş olup kuralların Anayasa’yla çelişen bir yönübulunmamaktadır.
108. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 9., 22., 37. ve 138. maddelerine aykırıdeğildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
6- Kanun’un7. Maddesiyle 2911 Sayılı Kanun’un 23. Maddesinin Birinci Fıkrasının (b)Bendine “ …zincir…” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen“…ve sapan…” İbaresinin ve 8. Maddesiyle Değiştirilen 2911 SayılıKanun’un 33. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…ve sapan…”ile “…veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bezvesair unsurlarla örterek…” İbarelerinin İncelenmesi
a-İptalTaleplerinin Gerekçesi
109. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla toplu gösteri ve yürüyüşlerde sapanbulundurma ve kimliği gizlemek amacıyla yüzü tamamen veya kısmen bez vesairunsurlarla örtme fiillerinin suç olarak öngörüldüğü, bu kuralların cezatehdidiyle kişilerin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmalarını engellemekamacıyla düzenlendiği, kanunda kişilerin ateşli silahlarla yakalanması fiiliyönünden on iki ay hapis cezası öngörülmüşken kurallara konu suçlar yönündeniki yıl altı aydan dört yıla kadar değişen hapis cezaları öngörülmesinin ölçülüolmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
110. Dava konusukurallarla, sapan taşıyarak toplantı veya gösteri yürüyüşü yapılması, kanunaaykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü olarak nitelendirilerek yasaklanmakta vesapanla veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veyakısmen bezle örterek toplantı ve gösteriye katılmak suç kabul edilerek bufiilleri icra edenlerin iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezasıylacezalandırılacağı öngörülmektedir.
111. Cezahukukunun toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıylailgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve cezamuhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması devletin ceza siyaseti ileilgilidir. Bu bağlamda hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerbakımından kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve kurallarına bağlıkalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suçsayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıylakarşılanmaları gerektiği, hangi hâl ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya dahafifletici öge olarak kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisinesahiptir.
112. Bununlabirlikte kanun koyucu anılan takdir yetkisini kullanırken hukuk devletiilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”,“gereklilik” ve“orantılılık”olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. “Elverişlilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaçiçin elverişli olmasını,“gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmakistenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulanönlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafından öngörülenyaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında “ölçülülük ilkesi”gereğince makul bir dengenin bulunması gerekir.
113. Anayasa’nın34. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı düzenlenirken yalnızcabarışçıl amaçlarla yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşleri güvence altınaalınmış, bu çerçevede bu hakkın sadece silahsız ve saldırısız toplantı vegösteri yürüyüşlerini kapsadığı açıkça vurgulanmıştır.
114. 2911 sayılıKanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı 23. ve 33. maddelerinde de buanlayışa uygun olarak anılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerine silahla katılmakyasaklanmakta ve bu yürüyüşlere silahla katılmak suç olarak düzenlenerek cezaimüeyyideye bağlanmaktadır.
115. Bu bağlamdaKanun’da ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlardâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler silah olarakkabul edildiği gibi taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veyazincir, demir bilye gibi bereleyici ve boğucu araçlar da silah kabuledilmiştir. Bu yönüyle Kanun’da genel olarak saldırı yapmaya elverişliaraçların silah olarak nitelendirildiği görülmektedir. Dava konusu kurallarlasilah kabul edilen sapan da bereleyici niteliği haiz olup saldırıdakullanılmaya elverişli bir araçtır.
116. Öte yandankişilerin kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bezleörterek toplantı ve gösteriye katılmasının suç olarak düzenlenmesindeki amacın,kişilerin yüzlerinin tanınmamasından faydalanmak suretiyle gösteri veyürüyüşlerin barışçıl niteliğine zarar verecek eylemlerini engellemek olduğuanlaşılmaktadır.
117. Buçerçevede kanun koyucunun kişilerin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yüzünübezle örterek veya sapanla katılmasını suç olarak düzenlemesindeki amacıntoplantı ve gösteri yürüyüşlerinin saldırısız ve barışçıl şekildegerçekleşmesini sağlamak olduğu açıktır. Bu nedenle toplantı ve gösteriyürüyüşlerine saldırıda kullanılmaya elverişli sapanla katılmanın veyakimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü bezle örterek katılmanınyasaklanmasının ve bu eylemlerin suç olarak düzenlenerek Kanun’da öngörülencezayla cezalandırılmasının, anılan amacı gerçekleştirmeye yönelik elverişli,gerekli ve orantılı araçlar olmadığı söylenemez.
118. Esasentoplum içinde yaşamanın zorunlu bir sonucu olarak, kişilerin hak ve özgürlüklerinemüdahale teşkil eden bir tedbir alınması öngörülürken, hak ve özgürlükleremüdahalede bulunan tedbirin sağladığı toplumsal yararın ağırlığı yükseldikçekişilerin bu tedbire katlanma yükümlülüğü de artmaktadır. Bu yönüyle davakonusu kuralla hangi saik ile yapıldığı önemli olmaksızın kişilerin toplantı vegösteri yürüyüşlerine kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini bezle örterekkatılmalarının yasaklanmasının, kamu düzenini ciddi bir şekilde tehlikeye sokanterör ve şiddet eylemlerini önlemek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.Buradaki kamu yararının önemi karşısında söz konusu fiilin şekli bir suç olarakdüzenlenmesinin ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmaktadır.
119. Dava konusufiillerin cezası belirlenirken toplantı ve gösteri yürüyüşleri gibi kitleselolaylarda meydana gelecek tehlikelerin bireysel eylemlerden çok daha ağırsonuçlar doğurabilme potansiyeline sahip olmasının dikkate alındığıanlaşılmaktadır. Bu yönüyle kanun koyucunun anılan cezayla kitlesel olaylarsırasında çıkacak ağır tehlikeleri önlemeye yönelik aldığı tedbirin, ulaşılmakistenen amaç açısından elverişli, gerekli ve orantılı olmadığı ileri sürülemez.Esas itibarıyla cezanın ölçülü olup olmadığı benzer filler yönünden kanundaöngörülen cezaların kıyaslanması ile değil genel olarak öngörülen cezanınulaşılmak istenen amaç yönünden elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığıylaölçülebilir.
120. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptaltaleplerinin reddi gerekir.
121. Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve HasanTahsin GÖKCAN 2911 sayılı Kanun’un 33. maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeyer alan “…veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmenbez vesair unsurlarla örterek …” ibaresi yönünden bu görüşekatılmamışlardır.
7-Kanun’un 9. Maddesiyle 2911 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 1. Maddenin İkinciCümlesi ile 17. Maddesiyle Değiştirilen 5233 Sayılı Kanun’un 13. MaddesininÜçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
a-İptalTaleplerinin Gerekçesi
122. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarda 2911 ve 5233 sayılı kanunlarkapsamındaki rücu istemine ilişkin zamanaşımı sürelerinin bir kat artırılarakuygulanacağının düzenlendiği, genel hükümlerden ayrılmayı gerektiren bukuralların, adalet ve eşitlik ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralların,Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
123. Anayasa’nın2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına saygılı olan, bu hak veözgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, heralanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemenkılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olandevlettir.
124. Kanunlarınkamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adilkurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanıngereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun, hukuki düzenlemelerde kendisine tanınantakdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararıölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
125. Kanunkoyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülükilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise“elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.“Elverişlilik” getirilen kuralınulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” getirilenkuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık”isegetirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasındada“ölçülülük ilkesi”gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
126. Dava konusukurallarda, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekildebozulmasına yol açabilecek niteliğe sahip toplumsal olaylarda; kamu mallarına,gerçek ve tüzel kişilerin mallarına verilen zararlar ile terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zararauğrayan gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin zararlarının devlettarafından karşılandığı hâllerde devletin sorumlulara rücu etmesine ilişkin zamanaşımısüreleri düzenlenmekte ve bu sürelerin genel hükümlere nazaran bir katartırılarak uygulanacağı öngörülmektedir.
127. Şiddetolaylarının yaygınlaştığı, kamu düzeninin ciddi şekilde bozulduğu toplumsalolaylar, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle mala verilen zararlar ile diğer nedenlerle mala verilen zararlararasında mahiyet farkı bulunmaktadır. Birinci grup olaylar ve eylemlernedeniyle mala verilen zararların farklı kurallara tabi kılınmasında anılanolay ve eylemlerin kamu düzenini ciddi şekilde bozan niteliğinin dikkatealındığı açık olup bu kurallarla kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır.
128. 2911 sayılıKanun’un ek 1. maddesinin birinci cümlesi, 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesininüçüncü fıkrasının birinci cümlesi ve 6098 sayılı Kanun’un 73. maddesi uyarıncamala verilen zararların devlet tarafından karşılandığı hâllerde, devletin sorumlulararücu etmesine ilişkin zamanaşımı süresi, tazminatın tamamının ödendiği vebirlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâldetazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yıldır. Dava konusukurallarla bu sürelerin şiddet olaylarının yaygınlaştığı ve kamu düzenininciddi şekilde bozulduğu toplumsal olaylar, terör eylemleri ya da terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler dolayısıyla meydana gelen zararlarnedeniyle bir misli artırılarak uygulanmasının, söz konusu haksız fiil failleriüzerinde caydırıcı bir etki yaratma potansiyeli bulunmakta olup bunun kamudüzeninin bozulmasını önleyici bir işlev olarak değerlendirilmesi mümkündür.Dolayısıyla dava konusu kurallarla anılan olaylar nedeniyle ortaya çıkan zararlarınrücu edilmesine ilişkin zamanaşımı sürelerinin bir kat artırılarakuygulanmasının, kuralların konuluş amacı olan kamu düzeninin korunması yönündenelverişli, gerekli ve orantılı olmadığı söylenemez.
129. Öte yandanAnayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynıolanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlarkarşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını veayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
130. Dava konusukurallarda, şiddet olaylarının yaygınlaştığı ve kamu düzeninin ciddi şekildebozulduğu toplumsal olaylar sırasında, terör eylemleri yahut terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler kapsamında verilen zararların sorumluları ilediğer şekillerde mala zarar veren sorumlular arasında bir ayrıma gidilmektedir.Ancak bu ayrıma gidilmesinde, anılan nitelikteki olaylarda mala zararverilmesinin kamu düzeni yönünden yarattığı zararın ağırlığının dikkatealındığı anlaşılmaktadır. Anılan kişilerin eylemlerinin niteliği gözetildiğindebu kişilerin, diğer şekillerde mala zarar veren sorumlularla aynı hukukidurumda bulunmadığı açık olduğundan dava konusu kurallar uyarınca anılankişiler arasında ayrım yapılarak bunların farklı kurallara tabi kılınmasındaeşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez.
131. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptaltaleplerinin reddi gerekir.
8-Kanun’un 13. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 91. Maddesine Eklenen (4) NumaralıFıkranın Birinci Cümlesinin “…mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleritarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamudüzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasındave toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararıverilebilir.” Bölümü ile Dördüncü ve Beşinci Cümlelerinin İncelenmesi
a- İptal Taleplerinin Gerekçesi
132. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla kişi hakkında belirli suçlarda,mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar,şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yolaçabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırksekiz saate kadar gözaltına alma yetkisinin tanındığı, böylece suç sonrası birdurum olan ve adli yetkilerin kullanılmasını gerektiren olaylarda yürütmeyitemsil eden valinin yetkilendirilerek Cumhuriyet savcısının devre dışıbırakıldığı, bunun adli mercilerce kullanılması gereken bir yetkinin idaretarafından kullanılması ve yargıya müdahale edilmesi sonucunu doğurarakkuvvetler ayrılığı ilkesini ve Anayasa’nın 9. maddesinde ifade edilen yargıyetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yönündeki kuralı ihlal ettiği,anılan kurallarla toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmanın da “toplu olarakişlenen suç” kategorisine alındığı ve barışçıl bir gösteriye katılankişilerin dört güne kadar gözaltına alınabilmesine imkân tanındığı, bununtoplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkının kullanılmasını imkânsız halegetirdiği, dava konusu kurallar uyarınca kolluğun Cumhuriyet savcısından izinalmaksızın hatta ona haber dahi vermeksizin gözaltı yetkisini kullanabilmesininve Cumhuriyet savcısının bu işleme yönelik tasarruf yetkisinin bulunmamasının haksızgözaltıları arttıracağı, kurallarda belirtilen “toplumsal olaylar sırasındaişlenen suçlar” ve “toplumsal olaylar” kavramlarının muğlak olduğu,ayrıca kolluk amirinin emriyle uygulanacak gözaltılara karşı ilgili hâkimliğeitiraz edilip edilmeyeceği hususunun açık olmadığı, bu yönüyle dava konusukuralların belirsiz olduğu ifade edilerek bunların, Anayasa’nın 2., 7., 8., 9.,13. ve 34. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
133. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesine uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesi yönünden de incelenmiştir.
134. 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 91. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yeralan dava konusu kurallarda; bazı suçlara ilişkin suçüstü hâlleriyle sınırlı olmakkaydıyla mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dörtsaate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekildebozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenensuçlarda ise kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebileceği, bukapsamda gözaltına alınanların Cumhuriyet savcısının gözaltına alma yetkisiyleberaber en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört güniçinde hâkim önüne çıkarılacağı düzenlenmekte ve bu fıkra kapsamında kolluktarafından gözaltına alınan kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümlerinuygulanacağı belirtilmektedir.
135. Anayasa’nın19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınasahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarındaşekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin hürriyetinden mahrumbırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılması, ancak Anayasa’nın anılanmaddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde sözkonusu olabilir.
136. Anılanmaddenin üçüncü fıkrasında, suçüstü hâli veya gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde hâkim kararı olmaksızın yakalama tedbirine başvurulabileceğibelirtilmiş, böylece yakalama tedbirine kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınısınırlayabilen bir istisna niteliği tanınmıştır. Ancak maddenin dördüncü vebeşinci fıkraları uyarınca yakalanan kişilere, yakalama sebepleri ve haklarındakiiddiaların her hâlde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarakderhâl, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesive yakalanan kişilerin, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi içingerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda ençok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılması gerekmektedir.
137. Kimsenin,bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılması mümkün değildir. Ayrıca maddenin altıncı ve sekizinci fıkralarıuyarınca kişinin yakalandığının yakınlarına derhâl bildirilmesi ve her nesebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişinin, kısa sürede durumu hakkındakarar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasınısağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahip kılınmasıgerekmektedir.
138. Anayasa’dahâkim kararı olmaksızın kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması genel olarakyakalama şeklinde nitelendirilmiştir. Öğretide de yakalama ile gözaltı arasındabir mahiyet farkı bulunmadığı belirtilmiştir. Bu yönüyle gözaltı tedbirininyakalamanın özel bir görünümü olduğu söylenebilir.
139. Dava konusukurallarda, bazı suçlara ilişkin suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıylamülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar,şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yolaçabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda isekırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebileceği, bu kapsamdagözaltına alınanların Cumhuriyet savcısının gözaltına alma yetkisiyle beraberen geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün içinde hâkimönüne çıkarılacağı belirtilmekle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü ve beşincifıkralarında belirtilen nedene ve sürelere uygun düzenlemeler yapıldığıgörülmektedir. Bu nedenle kuralların anılan fıkraları ihlal eden bir yönübulunmamaktadır.
140. Anayasa’nın19. maddesinin dördüncü, altıncı ve sekizinci fıkraları yönünden ise davakonusu kuralların yer aldığı CMK’nın 91. maddesinin (4) numaralı fıkrasının soncümlesinde “Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alınan kişilerhakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır.” denilmek suretiylekolluk amirinin emriyle yapılan gözaltılara da gözaltına ilişkin genelhükümlerin uygulanacağı belirtilmektedir.
141. Bu kapsamdaCMK’nın 91. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca gözaltı kararıverilebilmesi için temel iki koşul aranmaktadır. Bunlardan birincisi, butedbirin soruşturma yönünden zorunlu olması, ikincisi ise kişinin bir suçişlediği şüphesini gösteren somut delillerin bulunmasıdır. CMK’ya göre bu ikikoşul gerçekleşmeden kişinin herhangi bir şekilde gözaltına alınması mümkündeğildir.
142. Yine gözaltınaalma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılıemrine karşı yakalanan kişinin, müdafii veya kanuni temsilcisinin, eşi, birinciveya ikinci derecede kan hısmının, hemen serbest bırakılmayı sağlamak içinCMK’nın 91. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca sulh ceza hâkimine başvurmayetkisi bulunmaktadır.
143. Aynışekilde CMK’nın 95. maddesinin (1) numaralı fıkrasında şüpheli veya sanıkyakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığındaCumhuriyet savcısının yazılı emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiyegecikmeksizin haber verilmesi gerekmektedir.
144. CMK’nın 90.maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kolluğun yakaladığı kişiye kanunihaklarını derhâl bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kanuni hakların başındakişinin neyle suçlandığı ve neden yakalandığı hususları yer almakta olup buçerçevede yakalanan herkese yakalama sebepleri ve haklarındaki iddialarınbildirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu anlayışı yansıtacak şekilde Yakalama,Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin dördüncü fıkrasında,“Yakalanan kişiye, suç ayrımı gözetilmeksizin yakalama sebebi ve hakkındakiiddialar ile susma ve müdafiden yararlanma, yakalanmaya itiraz etme hakları ilediğer kanunî hakları ve itiraz hakkını nasıl kullanacağı, herhâlde yazılı,bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl bildirilir.” hükmüyer almaktadır.
145. Anılanhükümlerin CMK’nın 91. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesi uyarıncakolluk amirinin emriyle gözaltına alınanlar yönünden de uygulanması zorunludur.Bu çerçevede Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü, altıncı ve sekizincifıkralarında belirtilen güvencelerin, dava konusu kurallarla öngörülengözaltılar için de aynen geçerli olduğu, dolayısıyla dava konusu kuralların buyönüyle de Anayasa’nın 19. maddesine aykırılık taşımadığı anlaşılmaktadır.
146. Bununlabirlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılabilmesi içinAnayasa’nın 19. maddesinde belirtilen koşulların yanı sıra temel hak ve hürriyetlerinsınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulmasıgerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı, Anayasa’nın 19. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak kanunla vedemokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ancak getirilenbu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
147. Anayasalaçıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlük açısından farklılıkgöstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığınınkabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacınaulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımamasıgerekir. Ancak bu durumda sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerineuygun olduğu söylenebilir.
148. Ölçülülükise amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğiniifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmayaelverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcıönlemin demokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren birilkedir.
149. Dava konusukurallarla kolluk amirine gözaltı yetkisi tanınmasındaki amacın soruşturmanınetkin bir şekilde yürütülmesini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Etkinsoruşturmanın ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve böylece suçla mücadeleedilerek kişilerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzeninin korunmasında önemlibir rol oynadığı tartışmasızdır. Bu yönüyle dava konusu kurallarla kişihürriyeti ve güvenliğine getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzenibakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığı söylenebilir.
150. Bu sınırlamagetirilirken Kanun’da, sınırlandırma aracının sınırlandırma amacına uygun veorantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal önlemlere de yer verildiği,böylece hem kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının özünün zedelenmesininönlendiği hem de bu hakkın korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi, temel hakve özgürlüklerin korunması ve kamu düzeninin sağlanması arasında bulunmasıgereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır.
151. Bu bağlamdaKanun’un 91. maddesinin (4) numaralı fıkrasıyla bu yetkinin sadece suçüstühâllerinde ve Kanun’da sınırlı sayıda belirtilen suç yönünden kullanılacağıbelirtilmiş, dolayısıyla yetkinin suçüstü olmayan hâllerde ve her türlü suçyönünden uygulanmasına izin verilmemiştir. Yine bu yetki tüm kolluk görevlilerive amirlerine tanınmamış, bunun sadece mülki amirin önceden belirlediği kollukamirince kullanılacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 91. maddesinin (4)numaralı fıkrasının son cümlesiyle yapılan atıf nedeniyle ise kolluk amirininemriyle yapılacak gözaltılarda da gözaltına ilişkin genel hükümlerinuygulanacağı belirtilerek gözaltına ilişkin mevzuatta öngörülen tümgüvencelerin kurala konu gözaltılarda da uygulanması teminat altına alınmıştır.Bu çerçevede CMK’nın 91. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca diğer koşullaroluşsa bile suç işlediği şüphesini gösteren somut deliller bulunmadan vesoruşturma yönünden zorunluluk olmadan kolluk amirinin kişiyi gözaltına almasıengellenmiştir. Öte yandan gözaltı kararını kolluk amiri vermekle beraber bukararın hukuka uygunluğunun denetimini sağlamak üzere CMK’nın 91. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca şüpheli veya yakınlarının bu karara karşı yargımerciine başvurma imkânı sağlanmış, böylece anılan yetkinin keyfî olarakkullanılmasını önleyecek güvence oluşturulmuştur. Aynı şekilde Cumhuriyetsavcısının da kolluk amirinin emriyle gözaltına alınan kişiyi, kendisindentalep edilmesi halinde veya resen serbest bırakması mümkündür. Bunlar dışındagözaltına alınan kişiye haklarının hatırlatılması, yakalandığından veya gözaltınaalındığından veya gözaltı süresinin uzatıldığından yakınlarının haberdaredilmesi, gözaltı kararının yazılı olması gibi diğer tüm güvenceler dava konusukurallarla öngörülen gözaltılar yönünden de aynen sağlanmıştır.
152. Buyönleriyle dava konusu kurallarla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına getirilensınırlamanın, hakkın özünü zedelediğinden söz edilemeyeceği gibi demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı düştüğü desöylenemez.
153. Anayasa’nın2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olaraknitelendirilmiştir. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de “belirlilik”ilkesidir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idareyönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi,hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlikiçinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucunbağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleriöngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir.
154. Hukukigüvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır.Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
155. Belirlilikilkesi ise yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukukibelirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir,bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gerekliliklerikarşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleriile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan, muhtemel muhataplarının mevcutşartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğiniöngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.
156. Dava konusukurallarda yer alan “toplumsal olaylar sırasında işlenen suçlar” ve “toplumsalolaylar” kavramları genel kavramlar olmakla birlikte belirsiz, bu yönüyleöngörülemez nitelikte kavramlar değildir. Bunların hukuki niteliği ve objektifanlamı, hukuk uygulayıcılarının yorumları ve özellikle görevli ve yetkilimahkemelerin içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. Daha önce debelirtildiği üzere esasen yasa kurallarının genel ve soyut olması, kanun yapma tekniğinindoğasından ve somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralınbünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonucaulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacındankaynaklanmaktadır. Bu yönüyle anılan kavramlar nedeniyle dava konusu kurallarınbelirsizliğe neden olduğu söylenemez.
157. Öte yandanCMK’nın 91. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca gözaltına alma ve gözaltısüresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanankişi, müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecedekan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurmayetkisine sahip olduğu gibi kolluk amirinin talimatıyla gözaltına alınankişiler yönünden de bu yola başvurulması mümkündür. Zira kolluk amiriningözaltına alma yetkisini düzenleyen aynı maddenin (4) numaralı fıkrasının davakonusu son cümlesinde “Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltınaalınan kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır.” denilmeksuretiyle bu husus açıkça düzenlenmiştir. Buna göre Cumhuriyet savcısınınyetkisi dâhilinde yapılan gözaltılarda uygulanan kuralların, kolluk amirininemriyle uygulanacak gözaltılarda da aynen uygulanması gerekmekte, bu yönüylekolluk amirinin emriyle yapılan gözaltılara karşı da sulh ceza hâkimliğineitiraz edilebileceği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.Dolayısıyla bu yönüyle de dava konusu kuralların belirsizliğe neden olduğundansöz edilemez.
158. Hukukdevletinin en temel gereklerinden biri de hiç kuşkusuz kuvvetler ayrılığıilkesidir. Nitekim Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği; 8.maddesinde yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulutarafından kullanılacağı; 9. maddesinde de yargı yetkisinin Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce ifa edileceği belirtilerek temel bir anayasal terciholarak kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsendiği açıkça ortaya konulmuştur.Anayasa’nın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafında ise “Kuvvetlerayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlımedenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa vekanunlarda bulunduğu” belirtilerek bu ilkenin mahiyeti açıklanmıştır.
159. Anayasa’dayargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı hüküm altına alınmaklaberaber yargı işlevinin ne olduğu tanımlanmamıştır. Doktrinde yargı işlevi,genel olarak hukuki anlaşmazlıkların yargısal yöntemlerle çözüme kavuşturulmasıfonksiyonu olarak nitelendirilmektedir.
160. Dava konusukurallarda düzenlenen suçüstü hâllerinde kişinin belli sürelerle gözaltınaalınması, başlı başına bir hukuki anlaşmazlığın yargısal yöntemlerle çözümekavuşturulması işlevi olarak nitelendirilemez. Bu yönüyle söz konusu tedbirinmutlaka bağımsız mahkemelerce yerine getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
161. Kişihürriyeti ve güvenliği hakkının düzenlendiği Anayasa’nın 19. maddesinde desuçüstü ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde hâkim kararı olmaksızınkişinin yakalanabileceği, ancak serbest bırakılmaması hâlinde en geç kırk sekizsaate, toplu suçlarda ise dört güne kadar tutulabileceği ifade edilerek anılanhâllerde bu yetkinin hâkim ve mahkemeler dışındaki merciler tarafındankullanılabilmesine izin verilmiştir. Nitekim bu hükümden yola çıkılarak CMK’nın90. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarıyla suçüstü hâllerinde herkese,tutuklama veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren acele hâllerde isekolluğa yakalama yetkisi tanınmıştır.
162. CMK’nın 91.maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca gözaltı tedbirine kural olarakCumhuriyet savcısı tarafından karar verilmektedir. Dava konusu kurallarla bunabir istisna getirilmekte ve suçüstü hâliyle ve bazı suçlarla sınırlı olarakCumhuriyet savcısının yanı sıra mülki amirin belirlediği kolluk amirine degözaltına alma yetkisi tanınmaktadır.
163. Anayasa’dagözaltına alma kararının Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi gerektiğihususunda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle yasama yetkisinin genelliği veasliliği ilkeleri gereğince Anayasa’da belirtilen güvencelere, koşullara vesürelere aykırı olmamak kaydıyla Cumhuriyet savcısının yanı sıra bu yetkininkolluk amirine de tanınıp tanınmayacağı hususu kanun koyucunun takdirindekalmaktadır.
164. Yargıişlevine dâhil olmayan bu yetkinin il ve ilçe sınırları içinde hangi kollukamiri tarafından kullanılacağının belirlenmesi konusunda da Anayasa’da birsınırlama yer almamaktadır. Bu nedenle anılan yetkinin 5442 sayılı Kanun’un 11.ve 32. maddeleri uyarınca il ve ilçe sınırları içindeki genel ve özel bütünkolluk kuvvet ve teşkilatının amiri konumunda bulunan mülki amire tanınıptanınmaması hususu da kanun koyucunun takdirindedir.
165. Bu itibarladava konusu kuralların kuvvetler ayrılığı ve yargı yetkisinin bağımsızmahkemelerce kullanılması ilkelerini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
166. Ayrıca davakonusu kurallarla sadece belli suçları işleyen kişilerin suçüstü hâlindegözaltına alınabilmesi düzenlenmektedir. Bunun dışında barışçıl bir toplantı vegösteri yürüyüşüne katılmanın suç olarak düzenlenmesi söz konusu değildir.Dolayısıyla dava konusu kuralların Anayasa’nın 34. maddesini doğrudan sınırlayanbir yönünden söz edilemez.
167. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 7., 8., 9., 13., 19. ve 34. maddelerineaykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
9-Kanun’un 15. Maddesiyle 5442 Sayılı Kanun’un 11. Maddesine Eklenen (G) FıkrasınınBirinci Cümlesinin İncelenmesi
a- İptal Talebinin Gerekçesi
168. Davadilekçesinde özetle, suçun işlenmesinden sonra faillerin tespit edilmesininyargısal faaliyet kapsamında kaldığı ve bu konuda kolluğa emir verme yetkisininCumhuriyet savcısına ait olduğu, dava konusu kuralla suç faillerinin bulunmasıkonusunda kolluğa emir verme yetkisinin valiye de tanınmasının Cumhuriyetsavcısına ait olan bu yetkinin valiye devredilmesi sonucunu doğurduğu, bununyürütmenin yargı alanına müdahale etmesi anlamına geldiği, dolayısıyla hukukdevleti, güçler ayrılığı ve yargı yetkisinin bağımsız mahkemelercekullanılacağı ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nınBaşlangıç kısmı ile 2., 7., 8. ve 9. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
169. Dava konusukuralda, valinin lüzumu hâlinde kolluk amir ve memurlarına suç faillerininbulunması için gereken emirleri verebileceği düzenlenmektedir.
170. CMK’nın160. ve devamı maddeleri uyarınca kural olarak suçun işlenmesinden sonra suçsoruşturmasını yapma ve suç faillerini bulma görev ve yetkisi Cumhuriyetsavcısına aittir. Cumhuriyet savcısı bu görev ve yetkisini adli kollukgörevlileri aracılığıyla yerine getirmekte olup anılan kolluk görevlileri budoğrultuda Cumhuriyet savcısının verdiği emirleri yerine getirmek zorundadır.
171. 5442 sayılıKanun’un 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları uyarınca ise il sınırları içindesuç işlenmesini önleme görev ve sorumluluğu valiye aittir. Vali, bu göreviniyerine getirebilmek amacıyla il sınırları içindeki bütün kolluk kuvvetlerineemir ve talimat verme yetkisine sahip olup bu bağlamda kolluğun ildeki en üstamiri konumundadır.
172. Dava konusukuralda lüzumu hâlinde valinin kolluğa suç faillerinin bulunması için emirverebileceği düzenlenmekte, böylece suçun işlenmesinden sonraki aşamaya ilişkinolarak Cumhuriyet savcısının yanında valiye de adli kolluk amiri yetkisinikullanabilme imkânı tanınmaktadır.
173. Dava konusukuralın yer aldığı fıkrada sadece valinin anılan yetkisi düzenlenmemekte,kolluğun valinin bu emrini nasıl yerine getireceği de hüküm altınaalınmaktadır. Buna göre kolluk bu emirleri, mevzuatta belirlenen usule uygunolarak yerine getirecektir. Hiç kuşkusuz fıkranın ikinci cümlesinde atıftabulunulan bu mevzuatın en önemli bölümünü, CMK ve CMK’ya dayalı olarakçıkarılan alt düzenleyici işlemler oluşturmaktadır. Zira suçun kovuşturulmasıve suçluların tespiti usulleri genel bir kanun olarak CMK’da düzenlendiği gibikolluğun görev ve yetkilerini düzenleyen mevzuatta da kolluğun yetki vegörevleri ikiye ayırılarak suçun işlenmesinden önceki önleyici kolluktedbirlerinin ilgili olduğu kanuna, suçun işlenmesinden sonraki görev veyetkilerin ise genel olarak CMK’ya göre yürütüleceği belirtilmektedir.
174. Bunedenlerle dava konusu kuralla valiye verilen yetki, sadece suç faillerininbulunmasına yönelik emir vermekten ibaret olup adli kolluk göreviyle ilgilidiğer emirleri vermeye yetkili kişi genel olarak Cumhuriyet savcısıdır. Zirafaillerin tespit edilmesi sırasında kullanılacak usul ve tedbirler ve akabindeyapılacak işlemler, bir başka ifadeyle suç soruşturması CMK’da düzenlenmekte vebu Kanun’a göre soruşturmayı yönetme görev ve yetkisi Cumhuriyet savcısına(soruşturma sırasındaki birçok koruma tedbirlerine karar verme yetkisi isehâkime) ait bulunmaktadır.
175. Ayrıca valibu yetkisini sadece “lüzumlu olması” halinde, yani madde gerekçesindebelirtildiği üzere “acele tedbirlerin alınması” gereği ortaya çıktığındakullanabilecektir.
176. Öte yandandava konusu kuralda suçun işlenmesinden sonra faillerin bulunması için gerekenemirleri verme yetkisinin kime ait olacağı düzenlenmekte olup suçun faillerininbulunması yönünde emir verilmesi başlı başına bir hukuki anlaşmazlığın yargısalyöntemlerle çözüme kavuşturulması işlevi olarak nitelendirilemez. Bu yönüylesöz konusu işlevin bağımsız mahkemelerce yerine getirilmesi zorunluluğubulunmamaktadır.
177. 5442 sayılıKanun’un 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları ile il sınırları içinde kamudüzenini, kişi dokunulmazlığı ve güvenliğini koruma ile suç işlenmesini önlemegörev ve sorumluluğu valiye verilmiştir. Valinin bu görev ve sorumluluğunuyerine getirebilmesi amacıyla lüzumlu hallerde Cumhuriyet savcısının yanı sırasuç faillerinin bulunması için emri altındaki kolluk görevlilerine emir vermeyetkisine sahip kılınması, yargı yetkisinin kullanılması sonucunu doğurmamakta,bu yönüyle anılan yetkinin verilmesinin hukuk devleti, güçler ayrılığı ve yargıyetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılması ilkelerini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
178. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 7., 8. ve 9. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
10-Kanun’un 16. Maddesiyle 5442 Sayılı Kanun’un 66. Maddesinin Birinci FıkrasınaEklenen Cümlenin İncelenmesi
a-İptalTalebinin Gerekçesi
179. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kuralla idareye suçun unsurlarını belirlemeyetkisinin verildiği, bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlalettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
180. Dava konusukuralda, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetinitehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi hâlinde vali tarafındankamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar vetedbirlere aykırı davrananların, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıylacezalandırılacağı öngörülmektedir.
181. Anayasa’nın38. maddesinin ilk fıkrasında “Kimse, ... kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayıcezalandırılamaz” denilerek “suçun kanuniliği”; üçüncü fıkrasında da“ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”denilerek“cezanın kanuniliği”ilkesi getirilmiştir. Anayasa’da öngörülen“suçta ve cezada kanunilik ilkesi” insan hak ve özgürlüklerini esas alanbir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerindenbirini oluşturmaktadır. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesinedayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıamaçlanmaktadır.
182. Bununlabirlikte Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta vecezada kanunilik ilkesi, “kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına, yanifiili bildirmeden suç konusunu gösterip bunun müeyyidesini belirtmesine engeldeğildir.” Öğretide suçun cezasını ve konusunu açıkça tanımlamış olmasınarağmen suça vücut verecek somut fiilin ne olduğunu belirtmeyerek bunu idareyebırakan kanun hükümlerine “çerçeve kanun” veya “açık ceza hükmü”denmektedir. Bu tür hükümlere zamanın gereklerine göre sık sık değişiktedbirler alınmasına veya alınan tedbirlerin kaldırılmasına lüzum görülenhâllerde, yasama organının yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olaylarıizleyerek zamanında gerekli tedbirleri almasının güçlüğü nedeniyle birçokçağdaş hukuk düzeninde yer verildiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin birçokkararında da açık ceza hükmü düzenlemelerinin suç ve cezada kanunilik ilkesineaykırı olmayacağı belirtilmiştir (10.12.1962 tarihli ve E. 1962/198, K.1962/111 sayılı; 28.3.1963 tarihli ve E.1963/4, K.1963/71 sayılı; 7.6.1973tarihli ve E.1973/12, K.1973/24 sayılı; 10.2.2004 tarihli ve E.2001/143,K.2004/11 sayılı; 1.11.2012 tarihli ve E.2011/64, K.2012/168 sayılı kararlar).Ancak “açık ceza hükmü”nün, Anayasa’nın 38. maddesine uygun kabuledilebilmesi için suç konusunun ve müeyyidesinin tereddüte yer bırakmayacakşekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiiliniönceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Ancak bu şekilde,suçu belirleyen kuralın erişilebilir ve öngörülebilir olması sağlanabilir. Aksitakdirde kişilerin yasaklanmış olan fiilleri önceden bilmeleri ve kendihareketlerini buna göre ayarlamaları mümkün olmayacak ve ceza sorumluluğubireylerin bilinçli tercihlerine bağlanmayarak birey özgürlüğünün güvencealtına alınması imkânı önemli ölçüde ortadan kaldırılmış olacaktır.
183. Dava konusukuralda da tipik bir “açık ceza hükmü”ne yer verildiği görülmektedir.Zira “kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetinitehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi hâlinde vali tarafındankamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar vetedbirlere aykırı davranış” biçimindeki suç konusu ile “üç aydan bir yılakadar hapis cezası” biçimindeki suç müeyyidesi (ceza), kanunda açıkçagösterilmiş fakat suça vücut verecek somut fiilin ne olduğu belirtilmeyerekbunu belirleme yetkisi idareye bırakılmıştır.
184. Kuralla buşekilde suçun cezası ve konusu açıkça belirtilerek somut suç fiilini belirlemeyetkisi idareye tanınırken kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan tüm karar vetedbirlere değil sadece usulüne uygun olarak ilan edilen karar ve tedbirlereaykırı davranışın anılan suçu oluşturabileceğinin hüküm altına alınması,kişilerin yasak fiilleri önceden bilmelerini sağlamakta, bu ise suçu belirleyenkuralın erişilebilir ve öngörülebilir olmasını güvence altına almaktadır.
185. Bu şekildedava konusu kuralda suçun konusu ve cezası önceden açıkça belirtildiğine ve kişilerinsuç eylemini oluşturan somut fiilin ne olduğunu öngörebilmeleri güvence altınaalındığına göre dava konusu kuralın suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlaleden bir yönünün bulunduğu söylenemez.
186. Ayrıca davakonusu kural kapsamında kişilerin hukuka aykırı olarak alınan karar vetedbirleri Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idari yargı yerlerine başvurmaksuretiyle iptal ettirme imkânının bulunması ve cezayı uygulamakla yetkili adlimercilerin de alınan karar ve tedbirlerin hukuka aykırı olduğunu tespitetmeleri halinde bunları uygulamama yetkisine sahip olmaları gözetildiğindekuralın keyfî olarak uygulanmasını engelleyecek yasal güvencelerin de bulunduğugörülmektedir.
187. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İptal talebininreddi gerekir.
188. Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
11-Kanun’un 21. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’un 13. Maddesine Eklenen ÜçüncüFıkrada Yer Alan “…görev unvanlarına bakılmaksızın…”, “…gibi…” ve“…atandıkları birim amirinin emrine alınabilirler” İbareleri ileDördüncü Fıkrada Yer Alan “…görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirmeye…” İbaresinin İncelenmesi
a-İptalTaleplerin Gerekçesi
189. Davadilekçesinde özetle, Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca memurların ve diğer kamugörevlilerinin nitelikleri, atanmaları, aylık ve ödenekleri ve diğer özlükişlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği, oysa dava konusu “görevunvanlarına bakılmaksızın”, “gibi” ve ‘‘atandıkları birimamirinin emrine alınabilirler” ibareleri ile idareye sınırları belirsiz birdüzenleme yetkisinin verildiği, kamu yararı gözetilmeksizin ayrımcı biryaklaşımla görev verilmek istenmeyen polis amirlerinin keyfî şekilde birimamirinin emrinde sadece araştırma inceleme yaptırılması gibi, statülerine uygunolmayan ve kanunda açık olarak tanımlanmamış işlerde görevlendirilebilmesineimkân tanındığı, emniyet teşkilatının üst düzey yöneticilerinin yıllarca emekvererek ve objektif kriterlere göre gösterdikleri üstün performans sonundaatandıkları rütbe ve görev unvanlarının kazanılmış hak kabul edilerek güvencealtına alınması gerektiği, ayrıca kamu görevlilerinin hangi kadroda hangigörevleri yapacaklarının kanunda açıkça belirlenmesi gerektiği, böyle birdüzenleme yapılmaksızın araştırma ve inceleme gibi içeriği belirsiz bir göreveyetişmiş elemanların atanmasının yolunun açılmasının “hukukiöngörülebilirlik ve belirlilik” ilkelerini ihlal ettiği, ayrıca kamugörevlilerinin birimlere atanmaları gerekirken “atandıkları birim amirininemrine alınabilirler” ifadesi ile doğrudan birim amirinin emrine verilerekbirimler yerine kişilerin emrine atanmasına imkân tanındığı, bu şekilde usulsüzyer değişikliklerine yasal dayanak oluşturulduğu ve memurların idarenin eylemve işlemlerine karşı dava açma hakkının önü kapatılarak idarenin her türlüeylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu yönündeki anayasal kuralınihlal edildiği, dava konusu kurallarla çalışanların görev unvanları arasındakeyfî olarak değiştirme yapılması konusunda idareye sınırsız yetki verildiğibelirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 125. ve 128. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
190. Anayasa’nın128. maddesinin ikinci fıkrasına göre memurların ve diğer kamu görevlilerininnitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylıkve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.Kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına, genel, sınırsız,esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilemez. Ancak kanundatemel esasların belirlenerek çerçevesinin çizilmiş olması koşuluyla uzmanlık veteknik konulara ilişkin hususların düzenlenmesinin yürütme organınabırakılması, Anayasa’nın 128. maddesine aykırılık oluşturmaz.
191. 3201 sayılıKanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı 13. maddesinde emniyet hizmetlerisınıfı mensuplarının rütbeleri, meslek dereceleri ve görev unvanlarıdüzenlenmektedir. Buna göre emniyet mensuplarının rütbeleri; sınıf üstü emniyetmüdürü, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf emniyet müdürü, emniyetamiri, başkomiser, komiser, komiser yardımcısı, kıdemli başpolis memuru,başpolis memuru ve polis memuru olmak üzere oniki rütbeye ayrılmaktadır. Meslekdereceleri 1’den 12’ye kadar değişen emniyet mensuplarının rütbelerine vemeslek derecelerine göre hangi unvanda çalışabilecekleri de aynı maddedekitabloda gösterilmiş bulunmaktadır.
192. Kanun’un13. maddesinin dava konusu ibarelerin yer aldığı üçüncü fıkrasında 2., 3., 4.,5. ve 6. meslek derecelerinde bulunan personelin ihtiyaç hâlinde görevunvanlarına bakılmaksızın araştırma, inceleme ve denetleme gibi görevlerverilmek üzere daha önce atanmış oldukları birim amirinin emrinealınabilecekleri düzenlenmek suretiyle hangi meslek derecelerinde bulunanpersonelin, ne tür görevler yapmak üzere, nerede görevlendirilebilecekleri hemkişiler hem de idare yönünden açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnelolarak belirlenmiştir.
193. Aynımaddenin dava konusu ibarenin yer aldığı dördüncü fıkrasında da idareye emniyetpersonelinin görev yerini değiştirme yetkisi tanınmış, fakat bu yetkiverilirken idarenin ancak kanunla nitelikleri belirlenen rütbe ve meslekderecesi karşısında gösterilen görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirebileceği belirtilerek söz konusu yetkinin kapsamına, sınırlarına vekonusuna ilişkin kanuni çerçeve belirlenmiştir.
194. Anılan buçerçeve içinde kamu hizmetinin daha iyi işlemesini sağlamak üzere uzmanlığa veidare tekniğine imkân tanımak amacıyla hangi personelin anılan işlerdegörevlendirileceği veya görev yerinin değiştirilebileceği hususunda idareyetakdir yetkisi tanınmasında, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerinde güvence altınaalınan belirlilik ve kanunilik ilkelerini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.
195. Dava konusuibarelerin de yer aldığı kurallarda anılan emniyet mensuplarının söz konusugöreve alınması veya atanması değil alınabilmesi veya atanabilmesiöngörülmektedir. Dolayısıyla dava konusu ibarelerin yer aldığı kurallarındoğrudan uygulanma kabiliyeti bulunmamakta, kuralların uygulanabilmesi için biridari işlemin tesis edilmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 125. maddesi uyarıncakural olarak tüm idari işlemlerde olduğu gibi anılan idari işlemler yönünden dekişilerin yargı mercilerine başvurması mümkündür ve kurallarda söz konusubaşvurunun yapılmasını önleyen bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu yönüyleidarenin kurallara konu işlemleri kamu yararı dışında keyfî amaçlarlakullanılmasını engelleyecek yasal güvence de mevcut bulunmaktadır.
196. Öte yandanAnayasa’nın 2. maddesindeki“hukuk devleti”ilkesi gereğince yasamaişlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıylayapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken“kamuyararı”konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kanununkamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun ile kamuyararının ne kadar gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemenin ise anayasayargısıyla bağdaşmayacağı ve bunun kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
197. Kanunkoyucu, kamu yararı ve hizmetin gereklerini dikkate alarak kamu görevlilerininstatüsünde, unvanlarında, görev ve yetkilerinde değişiklikler yapabileceği gibikonuya ilişkin temel kuralları ve kanuni çerçeveyi belirlemek koşuluylauzmanlığa ve idare tekniğine ilişkin hususlarda idareye de bu alanlardadüzenleme yapma yetkisi verebilir.
198. Dava konusuibarelerin de yer aldığı 13. maddenin üçüncü fıkrasına ilişkin kuralın maddegerekçesinde görev unvanlarının yönetim ağırlıklı olarak belirlendiği, bunedenle emniyet birimlerinin ihtiyacı olan araştırma, inceleme, geliştirme vedenetleme gibi faaliyetlerin çoğu zaman gerektiği gibi yürütülemediği, bu türgörevlerin ihtiyaç hâlinde mesleki bilgi ve tecrübeye sahip yöneticilerceyapılmasını sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu, yönetim kademelerindearaştırma, geliştirme ve denetleme hizmetlerinden yararlanabilmek için birimamirlerine bu konuda yetki verilmesi amacıyla söz konusu düzenlemenin yapıldığıbelirtilmiştir.
199. Aynı maddenindava konusu ibarenin de yer aldığı dördüncü fıkrasına ilişkin kuralın maddegerekçesinde ise Kanun’da, rütbelerin karşısında gösterilen görev unvanlarının,personelin bulunduğu rütbe itibariyle görev yapabileceği ya da yönetebileceğibirimlere göre belirlendiği, belirli bir rütbede bulunan personelin rütbesikarşılığında sayılan görevlerden herhangi birini yapabilecek liyakate sahipolduğunun öngörüldüğü, her rütbe terfiinde daha fazla görev ve sorumluluk almakdurumunda olan personelin farklı birimlerde istihdam edilerek kendisini üstrütbelerdeki görevlere hazırlamasının temini bakımından idarenin, her rütbe vemeslek derecesi karşılığında gösterilen görev unvanları arasında personelingörev yerini değiştirmeye yetkili olduğu hususunda tereddüde meydan vermeyecekşekilde kanuni belirliliğin sağlanması amacıyla anılan düzenlemenin yapıldığıifade edilmiştir.
200. Belirtilenamaçların kamu yararına yönelik olmadığı söylenemez. Dava konusu ibarelerin yeraldığı kurallara dayanılarak belli meslek derecelerinde bulunan personelinihtiyaç hâlinde görev unvanlarına bakılmaksızın araştırma, inceleme vedenetleme gibi görevler verilmek üzere ve verilen görevin süresiyle sınırlıolarak atanmış oldukları birim amirinin emrine alınmasına ve idarenin, herrütbe ve meslek derecesi karşısında gösterilen görev unvanları arasındapersonelin görev yerini değiştirmesine imkân tanınmasının kamu yararına uygunolup olmadığı ise anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.
201. Anayasa’nın2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri dekazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukukgüvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak; kişinin bulunduğu statüdendoğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacakniteliğine dönüşmüş haktır.
202. Bellimeslek derecelerinde bulunan emniyet personelinin ihtiyaç hâlinde araştırma,inceleme ve denetleme gibi görevler verilmek üzere verilen görevin süresiylesınırlı olarak çalıştıkları birim amirinin emrine alınmasını düzenleyenKanun’un 13. maddesinin dava konusu ibareleri de içeren üçüncü fıkrasınınkazanılmış haklara saygı ilkesiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira kurallaidareye anılan emniyet teşkilatı mensuplarının bulundukları rütbelerinde,meslek derecelerinde, kadrolarında, unvanlarında ve diğer özlük haklarında birdeğişiklik yapma yetkisi verilmemekte; bunların mevcut rütbe, derece, kadro,unvan ve diğer özlük haklarını koruyarak belli bir görevi geçici olarakyürütmek üzere görevlendirilebilmelerine imkân tanınmaktadır.
203. Aynımaddenin dava konusu ibareyi de içeren dördüncü fıkrasıyla idarenin, her rütbeve meslek derecesi karşılığında gösterilen görev unvanları arasında personelingörev yerini değiştirmeye yetkili kılınmasında da kazanılmış hakların ihlalindenbahsedilemez. Zira anılan değişiklik, belli rütbe ve meslek derecelerikarşısında gösterilen unvanlar arasında yer değişikliğine ilişkin olup idareninbu unvanlara ve birimlere atadığı kişileri meslek hayatları boyunca aynışekilde çalıştırma zorunluluğunun bulunmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu kişileryönünden, bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönündenkesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan söz edilemez.
204. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 125. ve 128. maddelerine aykırı değildir.İptal taleplerinin reddi gerekir.
12-Kanun’un 22. Maddesiyle Değiştirilen 3201 Sayılı Kanun’un 55. MaddesininYedinci ve Sekizinci Fıkralarında Yer Alan “…liyakat koşullarını belirlemekve terfilerini önermek üzere…” İbarelerinin, Onbirinci Fıkrasının (c)Bendinde Yer Alan “…ve sözlü…” İbaresinin, Onüçüncü Fıkrasının BirinciCümlesinde Yer Alan “…ve sözlü…” İbaresinin, Aynı Fıkranın İkinciCümlesinin ve Onsekizinci Fıkrasında Yer Alan “Rütbe terfileri ve…” İbaresininİncelenmesi
a-İptalTaleplerinin Gerekçesi
205. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla emniyet amirlerinin liyakatkoşullarını belirleme ve terfilerini önermekle Emniyet Genel Müdürlüğübünyesinde iki ayrı Kurulun yetkilendirildiği, emniyet personelinin rütbeterfilerinde; lisans mezunu polis memurları, başpolis memurları ve kıdemlibaşpolis memurlarının Komiser Yardımcılığı rütbesine atanmalarında; KomiserYardımcısı rütbesine atanacak adaylarda aranacak nitelikler ile sınavlara; ilkderece amirlik eğitimine ve polis amirlerinin rütbe terfilerine ait usul veesasların idare tarafından çıkartılacak olan yönetmelikle düzenlenmesininöngörüldüğü, oysa Anayasa’ya göre bu hususların kanunla belirlenmesi gerektiği,bu yönüyle dava konusu kurallarla kanunilik, yasama yetkisinin devredilmezliği,hukuki belirlilik ve idarenin kanuniliği ilkelerinin ihlal edildiği, öte yandanobjektif bir değerlendirme aracı olmayan sözlü sınav düzenlemesinin kamuyararını amaçlamadığı ve idareye keyfîlik tanımak amacıyla öngörüldüğü, budurumun ise hukuk devleti ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralların,Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
206. Dava konusuibarelerin de yer aldığı 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinde polis amirlerininterfilerine ilişkin olarak liyakat koşullarını belirleme ve terfileri önermeyetkisi Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Genel Müdürlük MerkezDeğerlendirme Kurulu ve Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulunaverilmekte, anılan kurullarda personelin rütbe terfiinin görüşülebilmesi veihtiyaç hâlinde lisans mezunu polis memurları, başpolis memurları ve kıdemlibaşpolis memurlarının komiser yardımcılığına atanabilmeleri için Kanun’dabelirtilen diğer koşulların yanı sıra yönetmeliğe uygun olarak yapılacak yazılıve sözlü sınavda başarılı olma koşulu düzenlenmekte ve bu hususta adaylardaaranacak diğer niteliklerin, sınavlara, ilk derece amirlik eğitimine ilişkinusul ve esasların ve polis amirlerinin rütbe terfilerine ilişkin usul veesasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmektedir.
207. Anayasa’nın128. maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu görevlilerininniteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin,aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceğibelirtilerek memur ve kamu görevlilerinin özlük haklarında “kanunilik ilkesi”neyer verilmiştir. Bu ilke düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasınıve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmekte olup bu niteliği taşıyan biryasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların belirlenmesikonusunda yürütme organına yetki verilmesi, söz konusu ilkeye aykırılıkoluşturmaz.
208.Anayasa’nın 7. maddesinde de “Yasama yetkisi Türk Milleti adına TürkiyeBüyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmiştir. Buna göreAnayasa’da yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel vesınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir. Ancakkanunda temel esasların belirlenerek çerçevesinin çizilmiş olması koşuluylauzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların düzenlenmesinin yürütme organınabırakılması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütmeorganının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel niteliktehukuksal tasarruflarda bulunması, hukuk devletinin belirlilik ilkesine deaykırı değildir.
209. 3201 sayılıKanun’un 55. maddesinin onbirinci fıkrasında polis amirlerinin rütbeterfilerinin gerçekleştirilebilmesi için aranan koşullar belirlenmiştir. Bunagöre bir polis amirinin bir üst rütbeye atanabilmesi için öncelikle bulunduğurütbede Kanun’da düzenlenen en az bekleme süresini tamamlaması, bekleme süresiiçindeki yıl sayısı kadar iyi veya çok iyi performans değerlendirme puanıalması, yönetmeliğe uygun olarak yapılacak yazılı ve sözlü sınav ile PolisAkademisi Başkanlığınca düzenlenecek yöneticilikle ilgili hizmet içi eğitimdebaşarılı olması gerekmektedir. Aksi takdirde kişinin rütbe terfiinin ilgilikurulda görüşülmesi mümkün değildir.
210. Bunundışında aynı maddenin onaltıncı fıkrası uyarınca taksirli suçlar hariç, parayaçevrilse veya ertelense dahi hapis cezası alan, aylıksız izin geçiren, uzun vekısa süreli durdurma cezası veya meslekten ve memuriyetten men cezası alanpolis amirlerinin aldıkları ceza süreleri veya kullandıkları aylıksız izinsüreleri kadar zaman geçmedikçe rütbe terfii yapmaları mümkün değildir. Kezaher yetersiz performans değerlendirme puanının rütbe terfiini bir yılgeciktireceği öngörülmüştür.
211. Polisamirlerinin terfi edebilmeleri için bu şartları taşımaları yeterli olmayıp aynımaddenin dördüncü fıkrası uyarınca bunların yanı sıra liyakatli olmaları dagerekmektedir. Kanun’da söz konusu liyakat koşullarını belirleme ve polisamirlerinin terfi tekliflerini hangi merciin yapacağı ve bu merciin kimlerdenoluşacağı da terfi edecek rütbelere göre belirlenmiş durumdadır.
212. Öte yandanKanun’da ihtiyaç hâlinde polis memurları, başpolis memurları ve kıdemlibaşpolis memurlarının komiser yardımcılığına atanabilmeleri için aranankoşullar da belirlenmiştir. Buna göre meslekte fiilen iki yılını doldurmuş,kırk beş yaşından gün almamış, lisans mezunu, yazılı ve sözlü sınavda başarılıolan ve Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek ilk derece amirlik eğitiminibaşarıyla bitiren polis memurları, başpolis memurları ve kıdemli başpolismemurları komiser yardımcısı olarak atanabilecektir.
213. Buyönleriyle Kanun’da polis amirlerinin rütbe terfilerine ve polis memurlarının komiseryardımcılığına atanmasına ilişkin temel kurallarınhem kişiler hem de idareyönünden açık ve uygulanabilirşekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ancakfıkrada bu koşullar sınırlı biçimde sayılmamış, fıkranın dava konusu soncümlesinde adaylarda aranacak diğer niteliklere ilişkin usul ve esaslarınyönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
214. Buna göreanılan fıkrada belirtilen koşullar bulunması gereken asgari koşullar olupidarenin bu koşullar dışında normun mahiyetine uygun başka koşullar düzenleyebilmesimümkündür. Ancak bu koşullar fıkrada belirtilen koşullara aykırı veya bukoşulları etkisiz hâle getirecek nitelikte olamayacaktır. Zira normlarhiyerarşisi gereği bir yönetmelik hükmüyle kanun hükmüne aykırı düzenlemeleryapılması mümkün değildir. Bu yönüyle dava konusu kurallarla polis memurlarınınkomiser yardımcılığına atanmasına ilişkin temel kuralların ve yasal çerçeveninkanunla belirlendiği ancak belirlenen bu şartlar dışında idare tekniği yönündenadaylarda başka koşulların da aranmasının gerekebileceği gözetilerek idareyeanılan diğer koşulları düzenleme yetkisinin verildiği görülmektedir.
215. Kanunkoyucununbu şekilde polis amirlerinin terfiine ve polis memurlarının komiseryardımcılığına atanmasına ilişkin temel kuralları saptayıp yasal çerçeveyiçizdikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin olan; liyakat koşullarınıbelirleme ve terfileri önerme yetkisini Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindekurulan Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu ve Genel Müdürlük YüksekDeğerlendirme Kuruluna bırakmasında ve anılan personelin rütbe terfilerine,sınavlarına, ilk derece amirlik eğitimine, polis memurlarının komiseryardımcılığına atanmasına ilişkin olarak kanunda belirtilen koşullara aykırıdüşmeyecek ve onları etkisiz hale getirmeyecek şekilde adaylarda aranacak diğerkoşullara ilişkin çalışma usul ve esasları ile yazılı ve sözlü sınavlarınayrıntılarına yönelik düzenleme yetkisini idareye bırakmasında belirlilik,yasama yetkisinin devredilmezliği ve kanunilik ilkelerine aykırı düşen bir yönbulunmamaktadır.
216. Anayasa’nın128. maddesi uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerini,atanmalarını, görev ve yetkilerini belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir vekanun koyucunun bu yetki kapsamında memur ve diğer kamu görevlilerinin atama veterfi koşullarını düzenlemesi mümkündür. Bu çerçevede dava konusu kurallarlakamu yararı amacıyla polis amirlerinin rütbe terfii ve ihtiyaç hâlinde polismemurlarının komiser yardımcılığına atanabilmeleri için Kanun’da belirtilendiğer koşulların yanı sıra sözlü sınav koşulunun öngörülmesinde de anayasalkuralları ihlal eden bir yön bulunmamaktadır. Bu koşulun öngörülmesiyle kamuyararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise subjektif bir husus olupanayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.
217. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir.İptal taleplerinin reddi gerekir.
218. KurallarınAnayasa’nın 123. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
13-Kanun’un 23. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’un Ek 1. Maddesine Eklenen İkinciFıkranın İkinci Cümlesi ile Üçüncü Fıkrada Yer Alan “ …öğrenime devamedenler dâhil…” İbaresinin İncelenmesi
a- İkinciFıkranın İkinci Cümlesi
aa-İptalTalebinin Gerekçesi
219. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kuralla Emniyet Genel Müdürlüğü merkez vetaşra teşkilatındaki tıbbi, teknik ve mali hizmetler veren daire başkanlıklarıve şube müdürlüklerine ilişkin kadrolara atanacakların; meslek unvanları ebe,hemşire, hekim, mühendis, mimar vb. olsa da anılan kadrolarda bulunduklarısürece genel idare hizmetleri sınıfından sayılıp mali haklarının genel idarehizmetleri sınıfı üzerinden ödenmesinin öngörüldüğü, bu düzenlemenin amacınınanılan kişilere daha düşük maaş verilmesi olduğu, bunun adalete ve hakkaniyeteuygun olmadığı ve kamu yararıyla bağdaşmadığı, ayrıca kuralın Anayasa’nın 10.ve 55. maddelerinde güvence altına alınan eşitlik, eşit işe eşit ücret veücrette adalet sağlanması ilkeleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa’nın2., 10. ve 55. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ab- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
220. 3201 sayılıKanun’un ek 1. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde Emniyet GenelMüdürlüğü merkez ve taşra teşkilatındaki tıbbi, teknik ve mali hizmetler verendaire başkanlıkları ve şube müdürlüklerine ilişkin kadrolara, emniyethizmetleri sınıfı dışından da atama yapılabileceği düzenlenmekte; aynı fıkranındava konusu ikinci cümlesinde ise bu şekilde atama yapılan kadroların hizmetsınıfının, atananların bu kadrolarda bulundukları süre boyunca genel idarehizmetleri sınıfı olarak kabul edileceği belirtilmektedir.
221. Anayasa’nın128. maddesi uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerini,atanmalarını, görev ve yetkilerini belirleme yetkisi kanun koyucuya ait olupkanun koyucunun bu çerçevede memur ve diğer kamu görevlilerinin kadrolarını vebu kadrolara bağlı hizmet sınıflarını tespit etme hususunda takdir yetkisibulunmaktadır.
222. Ancakkanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devletiolmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisinetanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamuyararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
223. Dava konusukuralda Emniyet Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatında yer alan dairebaşkanlığı ve şube müdürlüğüne ilişkin bazı kadroların hizmet sınıflarıdüzenlenmektedir.
224. Hizmetsınıfları genel olarak 657 sayılı Kanun’un 36. maddesinde düzenlenmiş olup bumaddede anılan sınıfların hangi görevleri ifa edenleri kapsadığı açıkçagösterilmiştir.
225. Söz konusumaddeye göre emniyet hizmetleri sınıfı; özel kanunlarına göre çarşı ve mahallebekçisi, polis, komiser muavini, komiser, başkomiser, emniyet müfettişi, polismüfettişi, emniyet amiri ve emniyet müdürü sıfatını kazanmış emniyetmensuplarından oluşmaktadır.
226. 3201 sayılıKanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında ise emniyet hizmetleri sınıfımensuplarının rütbeleri, meslek dereceleri ve görev unvanları gösterilmiştir.Buna göre, daire başkanları ancak birinci sınıf emniyet müdürlerinden, şubemüdürleri ise üçüncü ve dördüncü sınıf emniyet müdürlerinden atanabilmektedir.Kuralda herhangi bir ayrım yapılmadığından görevi ifa eden daire başkanlığıveya şube müdürlüğünün niteliği önemli olmaksızın bu görevlere mutlaka anılanemniyet sınıfı rütbelerindeki kişilerin atanması gerekmektedir. Bu bağlamdaEmniyet Teşkilatının doğrudan güvenlik hizmetine yönelik görev yapan ana hizmetalanı içerisinde kalan örneğin Asayiş Daire Başkanlığına veya İstihbarat DaireBaşkanlığına birinci sınıf emniyet müdürlerinden atama yapılması mecburiyetibulunduğu gibi Teşkilatın ana hizmet alanı kapsamında kalmayan, destekhizmetleri denebilecek örneğin İnşaat Emlak Dairesi Başkanlığına veya İkmal veBakım Dairesi Başkanlığına da birinci sınıf emniyet müdürlerinden atamayapılması gerekmektedir. Benzeri durum şube müdürleri için de geçerlidir.
227. 3201 sayılıKanun’un ek 1. maddesinin dava konusu cümlenin de yer aldığı ikinci fıkrasıylabu kurala bir istisna getirilmekte ve anılan fıkranın birinci cümlesiyleEmniyet Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatındaki tıbbi, teknik ve malihizmetler veren daire başkanlıkları ve şube müdürlüklerine ilişkin kadrolara,emniyet hizmetleri sınıfı dışından da atama yapılabilmesine imkântanınmaktadır.
228. Buna göremerkez ve taşra teşkilatındaki tıbbi, teknik ve mali hizmetler veren dairebaşkanlıkları ve şube müdürlüklerine ilişkin kadrolara atanacak kişilerin,emniyet hizmetleri sınıfına dâhil olmaları mecburiyeti bulunmamakta olup anılankadrolara emniyet hizmetleri sınıfında bulunmayan kişiler de atanabilecektir.
229. Aynıfıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise bu şekilde atama yapılan kadrolarınhizmet sınıfının, atananların bu kadrolarda bulundukları süre boyunca genelidare hizmetleri sınıfı olarak kabul edileceği düzenlenmektedir. Bu çerçevedekural olarak söz konusu kadroların hizmet sınıfı emniyet hizmetleri sınıfıykenburaya emniyet hizmetleri sınıfı dışından atama yapılması durumunda bu şekildeatanan kişiler söz konusu kadroda bulundukları sürece kadronun hizmet sınıfıgenel idare hizmeti olarak kabul edilecektir.
230. 657 sayılıKanun’un 36. maddesi uyarınca kural olarak tüm kamu kurum ve kuruluşlarındakiyöneticilik kadrolarında çalışan kişiler meslek unvanları ne olursa olsun genelidare hizmetleri sınıfı kapsamında görev ifa etmektedirler. Bir başka ifadeyleanılan madde gereği yöneticiler, genel idare hizmetleri sınıfı kapsamındakalmaktadırlar. Bu bağlamda örneğin teknik hizmetler sınıfında çalışan birmühendis de daire başkanlığı veya şube müdürlüğü gibi bir yöneticilik kadrosunaatandığında artık genel idare hizmetleri sınıfına geçmekte ve bu sınıfın malihaklarından yararlanmaktadır.
231. Ancak bugenel kurala bazı kurum ve kuruluşlar yönünden istisnalar getirilmiştir. Buistisnalardan biri de Emniyet Genel Müdürlüğü olup 3201 sayılı Kanun’da buteşkilat bünyesindeki daire başkanlığı şube müdürlüğü gibi yönetici kadrolarınasadece emniyet hizmetleri sınıfında olanların atanabileceği kuralına yerverilmiştir. Böylece Emniyet Teşkilatı, anılan konuda 657 sayılı Kanun’un genelsisteminden ayrılmıştır. Dava konusu kural, bazı yönetici kadroları yönünden bugenel kurala dönüşü ifade etmektedir. Bir diğer deyişle aslında dava konusukuralla daha önce tanınan istisna alanının daraltılması ve genel kurala uygunbir düzenleme yapılması söz konusudur.
232. Maddegerekçesinde de “Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında doğrudangüvenlik hizmetine yönelik görev yapan ana hizmet birimlerinin yanında tamamentıbbi, teknik ve mali hizmetler veren birimler de bulunmaktadır. Güvenlikhizmeti veren birimlerin emniyet hizmetleri sınıfı personeli tarafındanyönetilmesi zaruret arz etmekle beraber, teknik ve mali hizmet veren birimlereemniyet hizmetleri sınıfı dışından da atama yapılmasında yarar görülmektedir.” denilmişve “Bu fıkra ile emniyet hizmetleri sınıfı personeli tarafından yürütülentıbbi, teknik ve mali işlere ilişkin yönetim kademelerine, ihtiyaç duyulduğundadiğer hizmet sınıflarından da atama yapılabilmesine imkân” sağlamakamacıyla dava konusu kuralın düzenlendiği ifade edilmiştir.
233. Buna görekuralın düzenlenme amacı, teknik uzmanlıklar gerektiren ve polisin görev veuzmanlığı kapsamında kalmayan yönetim kademelerine emniyet hizmetlerisınıfından atama mecburiyetinin kaldırılarak buralara anılan alanlarınuzmanlarının atanabilmesine imkân sağlamaktır. Bunun söz konusu alanlardauzmanlığa dayalı yönetimin işlerlik kazanmasına katkı sunacak bir önlem olarakdeğerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede anılan amacın kamu yararınayönelik olmadığı söylenemeyeceği gibi anılan amacı gerçekleştirmek üzereemniyet hizmetleri sınıfı dışından atama yapılan kadroların hizmetsınıflarının, diğer tüm kurum ve kuruluşların yönetici kadrolarına uygulanangenel kural gereği genel idare hizmeti sınıfı olarak belirlenmesinde adalet vehakkaniyet ilkelerini ihlal eden bir yön de bulunmamaktadır.
234. Öte yandanAnayasa’nın 10. maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.Eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ileeylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynıdurumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanunkarşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin heryönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındakiözellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları veuygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksaldurumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesizedelenmez.
235. Anayasa’nın55. maddesinin ikinci fıkrasında ise “Devlet, çalışanların yaptıkları işeuygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardanyararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.” denilmek suretiyle ücretteadalet sağlanması ilkesine yer verilmiştir.
236. Dava konusukural gereği Emniyet Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatındaki tıbbi,teknik ve mali hizmetler veren daire başkanlıkları ve şube müdürlüklerineilişkin kadrolara, emniyet hizmetleri sınıfı dışından atama yapıldığında bukadroların hizmet sınıfının, atananların bu kadrolarda bulundukları süreboyunca genel idare hizmetleri sınıfı olarak kabul edilmesi, 657 sayılıKanun’un 36. maddesi uyarınca tüm kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan genelkuralın bir yansıması olup bununla aynı hukuki durumda olan kamu görevlileriarasında bir ayrım yapılmamaktadır. Bir başka ifadeyle dava konusu kurallaEmniyet Teşkilatının yönetim kademelerine atanan kişilerin hizmet sınıfı vemali haklarıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yönetim kademelerine atanankişilerin hizmet sınıfı ve mali hakları arasında bir farklılıkoluşturulmamakta, bunların aynı hizmet sınıfında çalışmaları öngörülmektedir.Dolayısıyla dava konusu kuralın eşitlik ve ücrette adalet sağlanması ilkeleriniihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
237. Emniyetteşkilatındaki aynı yöneticilik kadrolarına ancak belli rütbelere sahip emniyethizmetleri sınıfına tabi polis amirlerinin atanabilmesi ve bu sınıfın malihaklarından yararlandırılmaları ise dava konusu kuralın konusu olmayıp 3201sayılı Kanun’un 13. maddesinden kaynaklanmaktadır.
238. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 55. maddelerine aykırı değildir. İptaltalebinin reddi gerekir.
b- ÜçüncüFıkrada Yer Alan “ …öğrenime devam edenler dâhil…” İbaresi
ba- İptalTalebinin Gerekçesi
239. Davadilekçesinde özetle, dava konusu ibarenin de yer aldığı kuralla polis eğitimkurumlarında ya da Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretimkurumlarında öğrenim gören öğrencilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarınaPolis Memuru ve Komiser Yardımcısı rütbelerine aday memur olarak atanabilmeleriiçin Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek sınavda başarılı olma koşulununöngörüldüğü, oysa anılan öğrencilerin söz konusu okullara kayıt yaptırdıklarısırada bu koşulun bulunmadığı, bu yönüyle dava konusu ibarenin kazanılmışhaklara saygı ilkesini, dolayısıyla hukuk güvenliği ilkesini ihlal ettiğibelirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
bb-Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
240. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 48. ve 49.maddeleri yönünden de incelenmiştir.
241. Dava konusuibarenin de yer aldığı 3201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasında,3201 sayılı Kanun ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu gereğince, poliseğitim kurumlarında ya da Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretimkurumlarında öğrenim gören öğrencilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarınaPolis Memuru ve Komiser Yardımcısı rütbelerine aday memur olarak atanabilmeleriiçin öğrenim sürelerini başarıyla tamamlamaları ve eğitim sonunda PolisAkademisi Başkanlığınca yapılacak sınavda başarılı olma koşullarıdüzenlenmektedir.
242. Anayasa’nın48. ve 49. maddelerinde çalışma hürriyeti ve hakkı güvence altına alınmıştır.Şüphesiz anılan maddelerle güvence altına alınan hürriyet ve hak, sadecekişilerin özel sektördeki çalışmalarını değil kamudaki çalışmalarını dakapsamaktadır. Dava konusu kuralla bu hürriyet ve hakka ilişkin doğrudan birdüzenleme yapılmamakla birlikte kuralın bu hürriyet ve hakka ilişkin kazanılmışhaklara ve meşru beklentilere yönelik bir müdahale taşıyıp taşımadığınınincelenmesi gerekmektedir.
243. Anayasa’nın2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biride hiçkuşkusuz kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir.Kazanılmış haklara saygı,hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucu olup hukukun genel ilkelerinden birinioluşturmaktadır. Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genelolarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylereuygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış birhaktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olankurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir.Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmişve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır.
244. Dava konusuibarenin de yer aldığı kuralla Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı rütbelerineaday memur olarak atanabilmenin koşulları düzenlenmekte olup kurala konuöğrencilerin memuriyet hakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zirabunların henüz memuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütünsonuçlarıyla fiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği açıktır. Buyönüyle kuralın çalışma hürriyeti ve hakkı kapsamında kazanılmış haklara saygıilkesiyle ilgisi bulunmamaktadır.
245. Diğertaraftan hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliğiilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Kanunlaragüvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bukanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkünolduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.
246. Ancakgüvenin korunması, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında dadeğerlendirilmemelidir. Hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum içindokunulmazlık şeklinde algılanması, dinamik toplum yapısının kurallarla statik,durağan hâle getirilmesi sonucunu doğurur ki bu da toplumun çağın gerisindekalmasına neden olabilir. Bu nedenle kanun koyucu, Anayasa’da öngörülenkurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine girişkoşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabilirve bu değişiklikler kişilerin beklentilerini etkileyebilir.
247. Birbeklentinin hukuken koruma görebilmesinin ön koşullarından biri beklentininhaklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşmasıdır. Haklı beklenti, bireyinkendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez birdeğişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektifolarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birliktegerçekleşmesi durumunda gündeme gelmektedir. Ancak bir beklentinin hukukenkorunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bubeklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmamasıgerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararınınkarşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığıdurumlarda haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanunkoyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşulara göre yenipolitikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir.
248. Dava konusuibarenin yer aldığı kuralla Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı rütbelerine adaymemur olarak atanabilmenin koşulları arasına Polis Akademisi Başkanlığıncadüzenlenecek sınavda başarılı olma koşulu da eklenmiş ve bu koşul Kanun’unResmi Gazete yayımlandığı tarihte öğrenime devam eden öğrenciler için degeçerli kılınmıştır.
249. Maddegerekçesinde bu koşulun adayların yeterliliklerini tespit etmek amacıyladüzenlendiği belirtilmektedir. Kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekildeişleyebilmesini sağlamak üzere kamu görevine alınacak kişilerinyeterliliklerini tespit etmek amacıyla sınav aracına başvurulmasının anılanamaca ulaşılması yönünden uygun bir araç olmadığı söylenemez.
250. Öte yandanKanun’da daha önce sınav koşuluna yer verilmemiş olmasının, yeterliliği veliyakati ölçme konusunda en uygun araçlardan biri olarak kabul edilen ve birçokalanda uygulanan sınav koşuluna bir daha başvurulmayacağı yolunda objektif birbeklentiye neden olması da düşünülemez.
251. Bu nedenledava konusu ibarenin yer aldığı kuralla Polis Memuru ve Komiser Yardımcısırütbelerine aday memur olarak atanabilmenin koşulları arasına sınavda başarılıolma koşulunun eklenmesi biçimindeki değişikliğin öngörülemezliğinden sözedilemez. Bu cihetle dava konusu kuralla kişilerin meşru beklentileri aleyhinebir düzenleme yapılması söz konusu olmadığından kuralın kişilerin çalışma hürriyetive haklarına yönelik hukuki güvenliklerini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
252. Ayrıca davakonusu kuralın öğrenime devam eden öğrenciler yönünden de geçerli kılınmasının,kişilerin meşru beklentilerini etkilediği kabul edilse bile anılan düzenlemeemniyet hizmetlerinin daha iyi işlemesi amacıyla öngörülmektedir. Anılanhizmetlerin hem kamu güvenliği hem de bireylerin kişisel güvenlikleri yönündentaşıdığı kritik önem ve adaylık için aranan kriterlere sahip öğrencilere yerinegetirilmesi mümkün olmayan bir külfet yüklenmediği de dikkate alındığında buyönüyle de kuralın hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
253. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptaltalebinin reddi gerekir.
14-Kanun’un 29. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 24. Maddenin Birincive İkinci Fıkraları ile 43. Maddesiyle 4652 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 7.Maddenin İncelenmesi
a-İptal Taleplerinin Gerekçesi
254. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla Polis Koleji öğrencilerinin mezunolduklarında doğrudan sınavsız olarak Güvenlik Bilimleri Fakültesine girme,Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin ise mezun olduklarında doğrudansınavsız olarak Emniyet Genel Müdürlüğünün komiser yardımcılığı kadrolarınaatanma haklarının ortadan kaldırıldığı, bu durumun anılan kişilerin kazanılmışhaklarını ve meşru beklentilerini ihlal ettiği, öte yandan hukuk devletindeyasaların kamu yararına dayanması, adalet ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesigerektiği, kurallarla kamu yararının değil özel çıkarların korunmasınınamaçlandığı ve bunların adalet ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu,uluslararası insan hakları metinlerinde de güvence altına alınan eğitim veçalışma haklarının özüne müdahale edildiği ve bunların ölçüsüz bir şekildesınırlandırıldığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 13., 42., 48 ve 90.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
255. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 49. ve 70.maddeleri yönünden de incelenmiştir.
256. 3201 sayılıKanun’a eklenen geçici 24. maddenin dava konusu birinci ve ikinci fıkralarındaPolis Kolejinin kapatılması nedeniyle burada öğrenime devam eden öğrencilerin,Millî Eğitim Bakanlığınca Polis Koleji giriş sınavının yapıldığı tarihtealdıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygunokullara naklen kaydedilecekleri, Polis Kolejinde görev yapan eğitim öğretimhizmetleri sınıfında yer alan personelin kadro derecelerine uygun öğretmenunvanlı kadrolara atanmak üzere 4.4.2015 tarihinden itibaren bir ay içindeGenel Müdürlük tarafından Milli Eğitim Bakanlığına bildirileceği, bunlarınatamalarının bildirimi izleyen bir ay içinde yapılacağı ve atama işlemiyapılıncaya kadar mali ve sosyal haklarının anılan birim tarafından ödenmeyedevam olunacağı öngörülmektedir.
257. 4652 sayılıKanun’un dava konusu geçici 7. maddesinde ise maddenin yürürlüğe girdiği4.4.2015 tarihinde başka bir işlem yapılmasına gerek kalmaksızın GüvenlikBilimleri Fakültesinin Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürlüğünedönüştürüleceği ve bu nedenle anılan Fakülte öğrencilerinin YükseköğretimKurulu tarafından belirlenecek üniversitelerin iktisadi ve idari bilimlerfakültelerine tercihlerine göre yerleştirilecekleri, yerleştirme yapılacakfakültelerin kontenjanları ile yerleştirmeye ilişkin usul ve esaslarınYükseköğretim Kurulu tarafından belirleneceği belirtilmektedir.
258. 3201 sayılıKanun’un 19. maddesinde düzenlenen ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı, liseseviyesinde polis kolejleri açılacağını düzenleyen hüküm, 6638 sayılı Kanun’un47. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.
259. YineGüvenlik Bilimleri Fakültesinin esas öğrenci kaynağını Polis Kolejiöğrencilerinin oluşturduğu yönündeki 4652 sayılı Kanun’un 15. maddesi ileanılan Fakültede lisans eğitimi öğretimini, özellikle Fakülteyi başarı iletamamlayan öğrencilere lisans diploması verileceği ve bunların 3201 sayılıEmniyet Teşkilatı Kanunu ile tespit edilen rütbedeki amir sınıfına nasbedilerekihtiyaç duyulan kadrolara atanacağını düzenleyen aynı Kanun’un 19., 20. ve 21.maddeleri, 6638 sayılı Kanun’un 37. ve 48. maddeleriyle yürürlüktenkaldırılmıştır.
260. Anılandeğişiklikler yapılmadan önce Polis Koleji öğrencileri Güvenlik BilimleriFakültesinin esas öğrenci kaynağını oluşturmakta ve fakülteyi başarıylatamamlayanlar polis amiri olarak atanmaktaydılar. Söz konusu değişikliklerlePolis Kolejine, Güvenlik Bilimleri Fakültesine ve bu Fakülteyi bitirenlerinsınava tabi tutulmaksızın doğrudan polis amiri kadrolarına atanmasına ilişkinhükümler yürürlükten kaldırılmış ve 4652 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesiuyarınca kural olarak Emniyet Teşkilatının ilk kademe amir ihtiyacının lisansmezunları arasından Kamu Personeli Seçme Sınavında Bakanlıkça belirlenecektaban puanını almış, yönetmelikle belirlenecek diğer şartları taşıyan veyapılacak sınavda başarılı olanlar arasından atanması öngörülmüştür.
261. Dava konusukurallarda ise Polis Kolejinin kapatılması ve Güvenlik Bilimleri FakültesininPolis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne dönüştürülmesi nedeniyle bu eğitimkurumlarında öğrenimine devam eden öğrencilere ilişkin geçiş hükümlerine yerverilmiştir. Kurallarda Polis Kolejinde öğrenime devam eden öğrencilerin,durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmeleri, Güvenlik Bilimleri Fakültesiöğrencilerinin ise Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek usul veesaslara göre aynı Kurul tarafından belirlenen üniversitelerin iktisadi veidari bilimler fakültelerine tercihlerine göre yerleştirilmeleri öngörülmüştür.
262. Budeğişiklikler yapılırken Polis Koleji veya Güvenlik Bilimleri Fakültesindeöğrenimine devam eden öğrenciler yönünden, yeni sistem uyarınca oluşturulanpolis amirliğine alım koşulları yönünden bir istisna tanınmamıştır. Dolayısıyladava konusu kurallarda kamu hizmetine alım koşullarıyla ilgili doğrudan birdüzenleme yapılmamış olmakla birlikte bu kuralların Kanun’un yürürlüğe girdiğitarih itibarıyla Polis Koleji veya Güvenlik Bilimleri Fakültesinde öğreniminedevam eden öğrenciler yönünden bir istisna öngörmemesi nedeniyle anılan konuylailgisiz hükümler olmadıkları görülmektedir.
263. Anayasa’nınkamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesinin birinci fıkrasında,“HerTürk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.”denilmiş; ikinci fıkrasındaise“Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırımgözetilemez.”hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kamu hizmetine alınmadahangi koşulların aranacağı hususu kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındakalmaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisini anayasal sınırlar içindekullanması ve özellikle bu yetkiyi kullanırken görevin gerektirdiğiniteliklerden başka hiçbir ayrım gözetmemesi gerekmektedir.
264. Kanunkoyucu emniyet hizmetlerine ilişkin kamu görevlerini yürütecek kamupersonelinin mesleğe kabulünde değişik alternatifler arasından kamu yararınauygun olanını tercih etme yetkisine sahiptir. Bu yönüyle 6638 sayılı Kanun’unbelirtilen hükümleriyle polis amirliği mesleğine giriş koşullarında değişiklikyapılmak suretiyle bu mesleğe girişte Güvenlik Bilimleri Fakültesi mezunu olmaşartı yerine lisans mezunları arasından Kamu Personeli Seçme Sınavında belirlibir puan alanlar arasından yapılacak sınavda başarılı olanların bu mesleğekabul edilmeleri yönünde yeni bir sisteme geçilmesinde kanun koyucunun takdiryetkisi bulunmaktadır.
265. Esasen hem6638 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerden önceki mesleğe alım koşulları,hem de 6638 sayılı Kanun’dan sonraki mesleğe alım koşullarında Anayasa’nın 70.maddesinde belirtilen “görevin gerektirdiği niteliklerden başka koşullararanmaması” kriterine aykırı düşen bir yön öngörülmediği açık olduğundankanun koyucunun anılan sistemlerden birini tercih etme konusundaki takdiryetkisini kullanmasını sınırlayan anayasal bir engel bulunmamaktadır.
266. Bu nedenle6638 sayılı Kanun’un anılan hükümleriyle yeni bir mesleğe kabul sistemibenimsenirken dava konusu kurallarla değişikliğin yapıldığı tarihte PolisKolejinde veya Güvenlik Bilimleri Fakültesinde öğrenci olanlar yönündenistisnai bir düzenlemeye yer verilmeyip bunlara da yeni sistemin alımkoşullarının uygulanmasında Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen “görevingerektirdiği niteliklerden başka koşullar aranmaması” kriterine aykırıdüşen bir yön bulunmamaktadır.
267. Anayasa’nın48. ve 49. maddelerinde çalışma hürriyeti ve hakkı güvence altına alınmıştır.Şüphesiz anılan maddelerle güvence altına alınan hürriyet ve hak, sadecekişilerin özel sektördeki çalışmalarını değil kamudaki çalışmalarını dakapsamaktadır. Dava konusu kurallarla bu hürriyet ve hakka ilişkin doğrudan birdüzenleme yapılmamakla birlikte kuralların bu hürriyet ve hakka ilişkinkazanılmış haklara ve meşru beklentilere yönelik bir müdahale taşıyıptaşımadığının incelenmesi gerekmektedir.
268. Dava konusukurallarda Polis Kolejinin kapatılması nedeniyle burada öğrenim görenöğrencilerin durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmeleri ve GüvenlikBilimleri Fakültesinin Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne dönüştürülmesinedeniyle burada okuyan öğrencilerin Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenenüniversitelerin iktisadi ve idari bilimler fakültelerine tercihlerine göreyerleştirilmesi düzenlenmekte olup kurallara konu öğrencilerin memuriyethakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zira bunların henüzmemuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütün sonuçlarıylafiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği açıktır. Bu yönüylekuralların çalışma hürriyeti ve hakkı bağlamında kazanılmış haklara saygıilkesiyle ilgisi bulunmamaktadır.
269. 3201 ve4652 sayılı kanunlarda 6638 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan öncekihükümler uyarınca Polis Koleji, Güvenlik Bilimleri Fakültesinin esas öğrencikaynağını oluşturmakta ve Güvenlik Bilimleri Fakültesini başarıyla bitirenlerbaşkaca bir sınav şartına tabi kılınmaksızın ilk derece polis amiri kadrolarınaatanma hakkı elde etmekte idiler. Bu nedenle kişilerin başka ortaöğretimkurumları yerine Polis Kolejini tercih etmelerinde ve buna göre eğitim ve işkariyerlerini planlamalarında yürürlükte bulunan Kanun’a güvenerek buradanmezun olduklarında Güvenlik Bilimleri Fakültesine girebilecekleri ve GüvenlikBilimleri Fakültesinden başarıyla mezun olduklarında sınavsız olarak ilk derecepolis amiri olacakları yönündeki beklentilerinin etkili olabileceğinin kabuledilmesi gerekir. Ancak Polis Koleji ve Güvenlik Bilimleri Fakültesiöğrencilerinin bu şekilde bir beklentiye sahip olmalarının, kanun koyucununemniyet hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu mesleğekabul koşullarını değiştirmesine engel teşkil edebileceği düşünülemez.
270. Bununlabirlikte kanun koyucunun bu düzenlemeleri yaparken kişilerin önceki kanununyürürlükte kalacağı yönündeki güvenlerine dayanmalarını gözardı etmemesi vekişilerin bu güvenlerine dayalı olarak ortaya çıkabilecek zararlarını mümkünolduğunca dengeleyebilecek güvencelere yer vermesi gerekir.
271. 6638 sayılıKanun ile yapılan değişikliklerden sonra ilk derece emniyet amirliğine girişteyeni bir sisteme geçilmiş ve Polis Koleji ve Güvenlik Bilimleri Fakültesininkapatılması yönünde düzenlemeler yapılmıştır. Dava konusu kurallarda ise anılanokullarda öğrenimine devam eden öğrenciler yönünden önceki düzenlemelerlesağlanan ilk derece polis amirliğine atanma imkânının devamı yönünde birdüzenlemeye gidilmeyerek anılan öğrenciler yönünden bir istisnaya yerverilmemiştir.
272. 6638 sayılıKanun’un genel gerekçesinde lise düzeyinde olan Polis Koleji ile dört yıllıkeğitim veren Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesinin, kuruluş amaç vegereklerinin günümüz şartlarında ortadan kalktığı, düzenleme ile EmniyetTeşkilatında istihdam edilecek personelin eğitim maliyetinin düşürülmesi,çağdaş ülkelerde olduğu gibi bir eğitim sistemi oluşturulması ve Emniyet Teşkilatındaçok başlılık yaratan tüm eğitim kurumlarının Polis Akademisine bağlanmasınınamaçlandığı belirtilmiştir. Bu yönüyle 6638 sayılı Kanun’la anılan konuylailgili yeni bir sistemin oluşturulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
273. Anılanamacın kamu yararına aykırı olduğunun söylenemeyeceği açıktır. Zira gerek kamugüvenliği gerekse kişilerin bireysel güvenliğini doğrudan sağlamaya yönelikemniyet hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülmesinde bu hizmetlere uygunpersonel seçme sisteminin oldukça etkili olduğu tartışmasızdır. 6638 sayılıKanun ile yapılan değişikliklerin anılan amacı gerçekleştirmeye elverişli olupolmadığı hususu ise yerindelik ile ilgili olup anayasallık denetiminin kapsamıdışında kalmaktadır.
274. Dava konusukurallarla Polis Koleji ve Güvenlik Bilimleri Fakültesinde öğrenimine devameden öğrenciler yönünden yeni sisteme ilişkin kurallara bir istisnatanınmamasındaki kamu yararının da anılan hizmetlerin hem kamu güvenliği hem debireylerin kişisel güvenlikleri yönünden taşıdığı önemden kaynaklandığıanlaşılmaktadır. Zira söz konusu görevin kritik önemi, yeni sisteme ilişkinkurallara meşru beklenti nedeniyle de olsa birtakım istisnaların öngörülmesineimkân tanımayabilir.
275. Dava konusukurallarla anılan kamu yararı nedeniyle Polis Koleji ve Güvenlik BilimleriFakültesi öğrencileri bakımından yeni sisteme ilişkin kurallar yönünden biristisna tanınmamakla birlikte, kurallarda bu durumun anılan öğrenciler yönündenyaratabileceği zararları olabildiğince gidermeye yönelik dengeleyicigüvencelerin öngörüldüğü görülmektedir. Bu bağlamda Polis Kolejinde öğrenimedevam eden öğrencilerin, Millî Eğitim Bakanlığınca Polis Koleji GirişSınavı’nın yapıldığı tarihte aldıkları Ortaöğretim Yerleştirme Puanları dikkatealınarak durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmelerine imkân tanınmış,Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin de Yükseköğretim Kurulu tarafındanbelirlenecek usul ve esaslara göre aynı Kurul tarafından belirlenenüniversitelerin iktisadi ve idari bilimler fakültelerine tercihlerine göreyerleştirilmesi öngörülmüştür. Ayrıca Kanun’da anılan öğrencilerin yeni sistemeilişkin kurallarda belirtilen koşulları karşılamaları şartıyla ilk derece polisamiri olarak atanmalarını önleyecek bir düzenleme de bulunmamaktadır. Buna göreanılan kişilerin lisans eğitimlerini tamamlamalarının ardından Kanun’dabelirtilen şekilde Kamu Personeli Seçme Sınavında belirlenen puanı almaları veyapılacak sınavda başarılı olmaları hâlinde polis amiri olarak atanmalarınınönünde bir engel bulunmamaktadır.
276. Kolejdegörev yapan eğitim öğretim hizmetleri sınıfında yer alan personelin, kadroderecelerine uygun öğretmen unvanlı kadrolara atanmalarında da hukuki güvenlikilkesiyle çelişen bir yön olmadığı, bu itibarla dava konusu kurallar nedeniylegenel olarak kişilerin çalışma hürriyeti ve haklarına yönelik hukukigüvenliklerinin zedelendiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
277. Anayasa’nın“Eğitimve öğrenim hakkı ve ödevi”başlıklı 42. maddesinin ilk fıkrasında,“Kimse,eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılamaz” denilerek eğitim veöğrenim hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise öğrenimhakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceği belirtilerek bu hakkınmutlak olmadığı, hakkın kapsamını ve sınırlarını belirleme yetkisinin kanunkoyucuya ait olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun anılan hakkıkamu yararı amacıyla sınırlandırabilmesi mümkündür. Ancak eğitim ve öğrenimhakkının sınırlandırılabilmesi için kamu yararının varlığı yeterli olmayıptemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarıncaeğitim ve öğrenim hakkı, bu hakkın özüne dokunmaksızın yalnızca kanunla vedemokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilenbu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
278. 3201 sayılıKanun’da 6638 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hükümler uyarıncaPolis Akademisinde öğrenci yetiştirmek üzere Millî Eğitim Temel Kanunuhükümlerine göre Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı, lise seviyesinde parasızyatılı ve resmî üniformalı Polis Koleji; lisans düzeyinde ise GüvenlikBilimleri Fakültesi açılmıştır. Anılan eğitim kurumlarına ilişkin mevzuatincelendiğinde bunların açılmasındaki temel amacın polis amiri yetiştirmekolduğu anlaşılmaktadır. Ancak kanun koyucu, 6638 sayılı Kanun ile polis amirialım koşulları yönünden sistem değişikliğine gitmiş ve polis amiri ihtiyacınıanılan kurumlardan karşılama yönündeki politikasından vazgeçerek anılankurumların kapatılması yönünde düzenlemeler yapmıştır. Dava konusu kurallarlakapatılma tarihi itibarıyla anılan kurumlarda öğrenimine devam eden öğrencileryönünden geçiş hükümleri öngörülmesine rağmen anılan öğrenciler yönündenöğrenimlerini tamamlamaları yönünde bir istisnaya yer verilmemiştir.
279.Başladıkları öğrenimi tamamlamalarına izin verilmemesi nedeniyle dava konusu kurallarlaanılan öğrencilerin söz konusu öğrenime erişemedikleri, dolayısıyla eğitim veöğrenim haklarına bir sınırlama getirildiği söylenebilir. Ancak bu sınırlama,polis amirlerinin mesleğe alınması koşullarında sistem değişikliğine gidilmesinedeniyle düzenlenmekte olup bunun emniyet hizmetlerinin daha etkin ve verimliişlemesi amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Zira daha önce de belirtildiğiüzere emniyet hizmetlerinin hem kamu güvenliği hem de bireylerin kişiselgüvenlikleri yönünden taşıdığı kritik önem, yeni sisteme ilişkin kurallarabirtakım istisnaların öngörülmesine imkân tanımayabilir.
280. Buçerçevede kuralla eğitim ve öğrenim hakkına bir sınırlama getirilmekteyse de busınırlamanın, kamu yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
281. Dava konusukurallarla, anılan öğrencilerin her konudaki eğitim ve öğrenime erişmelerinedeğil sadece Polis Koleji ve Güvenlik Bilimleri Fakültesinin kapatılmasınedeniyle bu eğitim kurumlarındaki eğitim ve öğrenime erişmelerine birsınırlama getirildiğinden bunun eğitim ve öğrenim hakkının kullanımını ciddisurette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmadığı, dolayısıyla hakkın özünezarar vermediği de açıktır.
282. Polisamirlerinin mesleğe alınma koşullarında sistem değişikliğine gidilmesi veemniyet hizmetlerinin niteliği nedeniyle düzenlendiği anlaşılan busınırlamanın, kamu yararının sağlanması amacıyla demokratik toplum düzenibakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.
283. Bu şekildedemokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamındaanılan öğrencilerin eğitim ve öğrenim hakları sınırlandırılırken, PolisKolejinde öğrenime devam eden öğrencilerin, Millî Eğitim Bakanlığınca PolisKoleji Giriş Sınavı’nın yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirmepuanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmelerineimkân tanınmıştır. Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin de YükseköğretimKurulu tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre aynı Kurul tarafındanbelirlenen üniversitelerin iktisadi ve idari bilimler fakültelerinetercihlerine göre yerleştirilmeleri sağlanmıştır. Böylece emniyet hizmetlerinindaha iyi işlemesine yönelik kamu yararı ile eğitim ve öğrenim hakkı arasındamakul dengenin gözetildiği görülmektedir.
284. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 13., 42., 48., 49. ve 70. maddelerineaykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
285. KurallarınAnayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
15-Kanun’un 31. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 26. Maddenin ÜçüncüFıkrasındaki Tablonun “EN AZ BEKLEME SÜRELERİ” Başlıklı Bölümünün (B)Grubunda Yer Alan Komiser Yardımcısı Rütbesi İçin Öngörülen “6”,Komiser Rütbesi İçin Öngörülen “6” ve Başkomiser Rütbesi İçin Öngörülen“Yaş Haddi” İbarelerinin, Dördüncü Fıkrasının (a) Bendi ile (b) BendindeYer Alan “…bu grup için ayrı…”, “…ve sözlü…” İbarelerinin veBeşinci Fıkrasının İncelenmesi
a-İptalTaleplerinin Gerekçesi
286. Davadilekçesinde özetle, 6638 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un55. maddesinin değiştirilerek polis amirliğine (komiser yardımcılığına) terfideyeni bir sisteme geçilmesinin öngörüldüğü ve polis amirleri arasında (A) grubu,(B) grubu ayrımının ortadan kaldırıldığı, ancak anılan düzenlemenin yürürlüğegirmesinden önce atanan polis amirleri yönünden bu ayrımın korunduğu ve geçmişeyönelik olarak (A) grubu ile (B) grubu arasında rütbelerde en az beklemesüreleri bakımından (B) grubu aleyhine eşitsizlik yaratıldığı, (A) grubununmesleğin en üst rütbe ve meslek derecesine yükselmelerine olanak sağlanırken(B) grubunun Başkomiser rütbesi ve 7. meslek derecesinden yaş haddindenemekliye sevkinin öngörüldüğü, (B) grubundan lisans mezunu olanların (A)grubuna geçmesi için diğer şartlar yanında Başkomiser rütbesinde (A) grubu içinöngörülen en az bekleme süresi (üç yıl) kadar çalışmış olma; Başkomiserrütbesinden Emniyet Amiri rütbesine terfide ise (B) grubu için (A) grubundanayrı yazılı ve sözlü sınav ile meslek içi eğitimde başarılı olma ve o yılitibariyle (A) grubundan Emniyet Amirliği rütbesine terfi edenlerin sayısının%10’unu geçmeme koşullarının arandığı, böylece bir yandan geleceğe yönelikolarak Komiser Yardımcılığına polis memurluğundan terfide ve ilk defa atamadaeğitim koşulu olarak lisans mezunu ölçütü getirilerek (A) grubu ile (B) grubuayrımı (rütbelerde bekleme süresi ve Emniyet Amirliği rütbesine yükselme dâhil)ortadan kaldırılırken diğer yandan mesleğe polis memuru olarak başlayıp lisansmezunu olarak Komiser Yardımcılığına geçenler (B grubu) ile lisans mezunuolarak ilk defa Komiser Yardımcılığına atananlar (A grubu) arasında geçmişeyönelik farklılığın devamının sağlandığı, bunun adalet ve hakkaniyetölçüleriyle bağdaşmadığı, öte yandan Komiser Yardımcılığına meslekten(polislikten) atanan lisans mezunları ile ilk defa atanan lisans mezunlarınınaynı durumda oldukları hâlde bunlar arasında ayrım yapılmasının eşitlikilkesini ihlal ettiği, ayrıca objektif bir değerlendirme aracı olmayan sözlüsınav düzenlemesinin kamu yararını amaçlamadığı ve idareye keyfîlik tanımakamacıyla öngörüldüğü, sözlü sınavın uygulanmasına ilişkin temel ilkelerinyasayla belirlenmeyerek buna ilişkin düzenleme yapma yetkisinin idareyebırakılmasının kanunilik, yasama yetkisinin devredilmezliği, hukuki belirlilikve idarenin yasallığı ilkelerini de ihlal ettiği belirtilerek kuralların,Anayasa’nın 2., 7., 10., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
287. Anayasa’nın128. maddesi uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerini,atanmalarını, görev ve yetkilerini belirleme yetkisi kanun koyucuya ait olupkanun koyucunun bu çerçevede memur ve diğer kamu görevlilerinin terfi sisteminidüzenleme hususunda takdir yetkisi bulunmaktadır.
288. Ancakkanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devletiolmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisinetanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamuyararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
289. Kanun’undava konusu kuralların da yer aldığı 26. maddesiyle 6638 sayılı Kanun’unyürürlüğe girmesinden önce atanan polis amirlerinin terfiinde esas alınacakkoşullar düzenlenmektedir. Bu koşullar düzenlenirken 6638 sayılı Kanun ilepolis amirlerinin terfiinde uygulanmasına hükmedilen yeni sistemin, geleceğeetkili olacak şekilde, bir başka ifadeyle anılan Kanun’un yürürlüğe girmesindensonra polis amiri olarak atanacaklara uygulanması esası benimsenmiş, anılantarihten önce atananların ise 6638 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceyürürlükte olan sisteme göre terfi etmeleri öngörülmüştür.
290. Anılanterfi sisteminde (A) grubu polis amirleri ile (B) grubu polis amirleri arasındabir ayrım yapılarak bunların terfiinde (A) grubu lehine birtakım avantajlarsağlandığı açık olmakla birlikte bu ayrımın makul bir kriter olan eğitimkoşuluna dayandırıldığı görülmektedir. Bu yönüyle polis amirleri arasındanPolis Akademisi mezunları, Polis Akademisi mezunu sayılanlar ile Emniyet GenelMüdürlüğüne eleman yetiştirmek üzere Polis Akademisi bünyesindeki en az dörtyıllık fakülte ve yüksekokullardan mezun olanların, polislik mesleği yönündensahip olacakları uzmanlık ile anılan eğitimi almaksızın komiser yardımcılığıkursunu bitirerek polis amiri olanların uzmanlığın aynı kabul edilmemesi makulgörülebilir. Dolayısıyla kanun koyucunun belli bir tarihten önce atanan tümpolis amirleri yönünden geçerli olan bu objektif kriteri esas alarak iki farklıgrup oluşturmasında ve bunlara göre terfi sisteminde farklı kurallaröngörmesinde adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırı düşen bir yönbulunmamaktadır.
291. Kaldı kimaddede (B) grubundan (A) grubuna geçişi yasaklayan katı bir anlayışbenimsenmemiş, (B) grubunda bulunan polis amirlerine eğitim ve sınav gibiçeşitli kriterleri karşılamak kaydıyla (A) grubuna geçiş imkânı tanınmış ve bugeçişe ilişkin kurallar tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenerekkonuya ilişkin yasal çerçeve açık ve net bir şekilde ortaya konulmuştur.
292. Buna görebundan faydalanacak adayların; en az dört yıllık bir yükseköğretim kurumundanmezun olma, başkomiser rütbesinde (A) grubu polis amirleri için öngörülen en azbekleme süresi kadar çalışmış olma, başkomiser rütbesinden Emniyet Amirirütbesine terfide bu grup için ayrı yapılacak yazılı ve sözlü sınav ile meslekiçi yöneticilik eğitiminde başarılı olma, Merkez Değerlendirme Kurulu kararıylaEmniyet Amiri rütbesine terfi etmiş olma gibi koşulları karşılamaları gerekmektedir.Anılan şartların aranması kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktaolup bu koşulların kamu hizmetinin daha etkin ve verimli işlemesi amacıylaöngörülmediği ve nihai olarak kamu yararına yönelik olmadığı söylenemez.Bunların öngörülmesiyle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği isesubjektif bir husus olup anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.
293. (B)grubundan (A) grubuna geçecek olan amirlerin sayısının, o yıl itibarıyla (A)grubundan emniyet amirliği rütbesine terfi edenlerin sayısının %10’unugeçmemesi kuralı yönünden de o dönemde kanun koyucunun üst düzey amirihtiyacını esas itibarıyla özel olarak polislik mesleği eğitimi veren PolisAkademisi mezunlarından karşılamak istediği, bu yönüyle anılan eğitimialmayanlar yönünden bir kota belirlediği anlaşılmaktadır. Daha önce debelirtildiği üzere bu kota polislik mesleğine ilişkin uzmanlığa dayalı eğitimkriteri esas alınarak belirlenmiş olup adalet ve hakkaniyete aykırı olmayan birkriter esas alınarak anılan şekilde bir kota belirlenmesi kanun koyucununtakdirindedir.
294. Ayrıca (B)grubundan (A) grubuna geçiş konusunda anılan şekilde temel kuralların saptanıpyasal çerçeve çizildikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin olansınavların uygulanmasına yönelik düzenleme yapma yetkisinin idareyebırakılmasında hukuki belirlilik, yasama yetkisinin devredilmezliği vekanunilik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır.
295. Öte yandandava konusu kurallarla 6638 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce polisamiri olarak atananlar yönünden düzenlemelere yer verilmekte olup kurallarınanılan tarihten sonra polis amiri olarak atanan kişileri bağlayan bir yönübulunmamaktadır. Ancak 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinde yapılan değişikliklepolis amirlerinin terfileri yönünden yeni bir sisteme geçildiğinden 6638 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden önce polis amiri olarak atananlar ile butarihten sonra atanan amirlerin terfi koşulları arasında farklılıklarbulunmaktadır.
296. Söz konusudüzenlemelerle 6638 sayılı Kanun’un yürürlüğe giriş tarihi esas alınarakoluşturulan her bir grup yönünden aynı kuralların uygulanması öngörülmektedir.Bu yönüyle aynı grupta bulunan kişiler yönünden farklı kuralların uygulanmasısöz konusu değildir. Ayrı grupta bulunan kişiler ise polis amirliğine atandıklarıtarihte yürürlükte olan farklı kurallara tabi tutulduklarından her iki gruptabulunan kişilerin hukuki durumlarının aynı olduğu söylenemez. Dolayısıyla aynıhukuki durumda bulunmayan kişilere ayrı kuralların uygulanmasında eşitlikilkesini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.
297. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 7., 10. ve 128. maddelerine aykırıdeğildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
298.Kuralların, Anayasa’nın 123. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
16-Kanun’un 32. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 27. Maddeninİncelenmesi
a-İptalTalebinin Gerekçesi
299. Davadilekçesinde ve başvuru kararında özetle, dava konusu kuralla objektifölçütleri ve uygulama esasları belirlenmeksizin idareye bir kısım kamugörevlisini resen emekliye sevk etme yetkisinin verildiği, bunun kanunilik,hukuki belirlilik, hukuki güvenlik, kazanılmış haklara saygı ve yasamayetkisinin devredilmezliği ilkelerini ihlal ettiği, bu durumun ayrıcaAnayasa’nın 5. maddesinde belirtilen kişilerin maddi ve manevi varlığınıgeliştirme ödevine aykırı olduğu ve kişilerin sosyal güvenlik haklarını ihlalettiği, kuralın kanun önünde eşitlik ve haklı beklentilere saygı gösterilmesiilkeleriyle de çeliştiği, öte yandan devletin tüm kamu çalışanlarının yaşam seviyeleriniyükseltmek, çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemekle yükümlü olduğu hâldehaklı nedene dayanmayan gerekçelerle anılan personelin işine son vermesinin çalışma hakkının özünü ölçüsüzce zedelediği, kuralın uluslararası sözleşmelerdeyer alan ödevlerle de uyumlu olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 5., 7.,10., 13., 48., 49., 60., 70., 90. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
300. İptaliistenen kuralda, 1.1.2015 tarihi itibarıyla Birinci Sınıf Emniyet Müdürürütbesini ihraz edenlerden Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş KuruluBaşkanı, Polis Akademisi Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı, BirinciHukuk Müşaviri, Daire Başkanı, İl Emniyet Müdürü, Emniyet Müşaviri, Polis MoralEğitim Merkezi Müdürü, Akademi Başkan Yardımcısı, Polis Amirleri EğitimiMerkezi Müdürü, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, Teftiş Kurulu Grup Amiri,Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü ve PolisEğitim Merkezi Müdürü kadrolarında bulunanlar dışında kalanlar ile yine aynıtarih itibarıyla İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü rütbesiniihraz edenlerden emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gereklişartları haiz olanların; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ayiçinde Yüksek Değerlendirme Kurulunun teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ileresen emekliye sevk edilebileceği ve bu şekilde emekliye sevk edilenlerhakkında da 55. maddenin yirmi birinci fıkrasında yer alan kadrosuzluktazminatının ödenmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmektedir.
301. Anayasa’nın128. maddesinin ikinci fıkrasında; memurların ve diğer kamu görevlilerininniteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin,aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceğibelirtilerek memur ve kamu görevlilerinin özlük haklarında “kanunilik ilkesi”neyer verilmiştir. Bu ilke düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasınıve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmekte olup bu niteliği taşıyan biryasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların belirlenmesikonusunda yürütme organına yetki verilmesi, söz konusu ilkeye aykırılıkoluşturmaz.
302.Anayasa’nın 7. maddesinde de “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye BüyükMillet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmiştir. Buna göreAnayasa’da yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel vesınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir. Ancakkanunda temel esasların belirlenerek çerçevesinin çizilmiş olması koşuluylauzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların düzenlenmesinin yürütme organınabırakılması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütmeorganının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel niteliktehukuksal tasarruflarda bulunması hukuk devletinin belirlilik ilkesine de aykırıdeğildir.
303. İptaliistenen kuralda hangi personelin hangi koşullarda resen emekliye sevkedilebileceği, bu işlemi tesis etmeye kimin yetkili olduğu, bu işleme tabitutulan personele uygulanacak mali hükümler ve kuralın istisnalarıbelirlenmiştir. Buna göre dava konusu kural, tüm emniyet mensuplarına değil1.1.2015 tarihi itibarıyla emniyet müdürü rütbesini elde edenlerden emeklilikveya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gerekli şartları haiz olanlarauygulanabilecektir. Öte yandan emeklilik işleminin uygulanabilmesi içinmaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde YüksekDeğerlendirme Kurulunun İçişleri Bakanına teklifte bulunması ve İçişleriBakanının onay şartı aranmaktadır. Ayrıca anılan işlem tüm birinci sınıfemniyet müdürlerine değil kuralda belirtilen üst düzey yöneticilik kadrosundaçalışanlar dışında kalan birinci sınıf emniyet müdürlerine uygulanabilecektir.Bunlar dışında hakkında resen emeklilik işlemi uygulanan kişilere ekonomikkayıplarını önlemek amacıyla yaş haddine kadar belli bir oranda ücret ödemesiyapılması öngörülmüştür.
304. Buyönleriyle Kanun’da emniyet müdürlerinin resen emekliliğine ilişkin temelkurallarınhem kişiler hem de idare yönünden açık ve uygulanabilirşekildedüzenlendiği anlaşılmaktadır.
305. Kanunkoyucununbu şekilde emniyet müdürlerinin resen emekli edilmelerine ilişkintemel kuralları saptayıp yasal çerçeveyi çizdikten sonra maddenin gerekçesindebelirtilen; bozulan kadro piramidinin düzeltilmesi, kadro sayılarının 55.maddede belirlenen oranlara çekilmesi ve özellikle emniyet müdürü rütbesindemeydana gelen yığılmaları önlemek suretiyle daha etkin bir personel yapısınaulaşılması amaçlarını gerçekleştirmek üzere idareye resen emekliye sevkedilecek personeli seçme hususunda yetki vermesinde hukuki belirlilik, yasamayetkisinin devredilmezliği ve kanunilik ilkelerine aykırı düşen bir yönbulunmamaktadır. Zira anılan amaçları gerçekleştirmek üzere Kanun’da belirtilençerçeve kapsamında ve yine Kanun’da belirtilen koşulları taşıyan personelarasında hangilerinin resen emekliye sevk edilecekleri hususunda idareye takdiryetkisinin verilmesi, uzmanlık ve idare tekniği kapsamında kalan bir husustur.Kuşkusuz idareye tanınan bu takdir yetkisi, keyfîlik anlamına gelmeyip anılanyetki kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla ve objektif kriterlere uygunolarak kullanılabilecektir.
306. Diğeryandan iptali istenen kuralda 1.1.2015 tarihi itibarıyla bazı yönetimkadrolarında bulunanlar hariç Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sınıf EmniyetMüdürü rütbesini elde edenlerden emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesiiçin gerekli şartları haiz olanların maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren altı ay içinde resen emekliye sevk edilebileceği düzenlenmekte olupkural uyarınca bunlardan ancak Yüksek Değerlendirme Kurulunun teklif ettiği veİçişleri Bakanının onayladığı kişiler resen emekliye sevk edilebilecektir.İdare hukukunun genel ilkeleri uyarınca idarenin bu yetkisini kullanırken kamuhizmetinin daha iyi işlemesi veya kamu yararı esasına göre ayrım yaparak işlemyapmak zorunda olduğu aşikârdır. Kamu hizmetinin daha iyi işlemesi veya kamuyararı amacıyla işlem yapabilmesi için ise söz konusu kadrolarda çalışanlaryönünden birtakım ayırt edici objektif kriterlerin kullanılması gerekir. Bukriterleri taşıyan kişilerle taşımayanların aynı hukuki durumda bulunmadığındakuşku olmadığına göre dava konusu kural uyarınca bunlar arasında ayrımyapılarak bunların farklı kurallara tabi kılınmasında eşitlik ilkesineaykırılıktan söz edilemez. Aynı şekilde kuralda resen emeklilik kapsamı dışındabırakılan kadrolar emniyet hizmetleri yönünden önemli üst düzey yönetimkadrolarıdır. Dolayısıyla bu kadrolarda çalışanların diğer kadrolarda çalışankişilerle aynı hukuki durumda oldukları söylenemez. Bu nedenle anılan yönetimkadrolarında bulunanlar ile bulunmayanlar arasında ayrım yapılmasında daeşitlik ilkesini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.
307. Anayasa’nın48. maddesinde herkesin dilediği alanda çalışma hürriyetine sahip olduğubelirtilmiş, 49. maddesinde ise çalışma hakkı güvence altına alınmıştır. Bunagöre çalışma herkesin hakkı olup devletin, çalışanların hayat seviyesiniyükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak,çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmakve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğübulunmaktadır.
308. Anayasa’nın13. maddesinde ise temel hak ve özgürlüklerin ancak Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen nedenlere bağlı olarak sınırlanabileceği öngörülmüştür.Ancak bu, düzenlendiği maddede hiçbir sınırlama nedenine yer verilmeyenhakların mutlak olduğu ve bunların hiçbir şekilde sınırlanamayacağı anlamınıtaşımamaktadır. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da belirtildiği gibitemel hak ve hürriyetlerin doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu gibiAnayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallar da temel hak ve hürriyetlerinsınırını oluşturur. Bir başka deyişle temel hak ve özgürlüklerin kapsamının veobjektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değilAnayasa’nın bütünü içerisindeki anlama göre belirlenmesi gerekir.
309. İptaliistenen kuralla personel rejiminin geliştirilmesi hedeflenmekte olup bununemniyet hizmetlerinin daha etkin bir şekilde yürütülerek kişilerin ve toplumunhuzur ve güvenliğinin sağlanması amacına yönelik olduğu açıktır. Dolayısıyladava konusu kuralın, Anayasa’nın 5. maddesinde devlete bir görev olarakyüklenen kişilerin ve toplumun huzur ve güvenliğini korumaya yönelik olduğusöylenebilir. Bu itibarla çalışma hürriyeti ve hakkının düzenlendiğiAnayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde özel bir sınırlama nedenine yerverilmemişse de Anayasa’nın 5. maddesi kapsamında kişilerin ve toplumun huzurve güvenliğinin korunması nedenleriyle anılan hak ve özgürlüğünsınırlandırılabilmesi mümkündür.
310. Ancakçalışma hürriyeti ve hakkının sınırlanabilmesi için belirtilen nedenin varlığıyeterli olmayıp temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimini belirleyenAnayasa’nın 13. maddesindeki diğer güvencelere de uyulması gerekmektedir.Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca çalışma hürriyeti ve hakkı, bu hürriyet vehakkın özüne dokunmaksızın yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekliolduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, Anayasa’nınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz.
311. İptaliistenen kuralla getirilen sınırlamayla kişilerin her alandaki çalışma hürriyetive hakkı değil sadece Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürürütbesini elde edenlerden emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi içingerekli şartları haiz olanların resen emekliye sevk edilerek bunların belli birsüre daha kamu görevini sürdürebilmeleri yönündeki hakları kısıtlanmaktadır. Busınırlamanın, anılan hak ve özgürlüğün kullanımını bütünüyle ortadankaldırmadığı veya ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmadığıaçıktır.
312. Öte yandankuralla, emniyet hizmetlerinin daha etkin bir şekilde yürütülerek kişilerin vetoplumun huzur ve güvenliğinin sağlanması amacıyla söz konusu hak ve özgürlüğebir sınırlama getirildiğinden bu sınırlama, demokratik toplum düzeni bakımındanalınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.
313. Bu şekildedemokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamındakişilerin çalışma hürriyeti ve hakkı sınırlandırılırken Kanun’da sınırlamaaracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacakyasal güvencelere de yer verildiği, böylece kişilerin ve toplumun huzur vegüvenliğinin korunması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin çalışma hürriyetive hakkı arasındaki makul dengenin de gözetildiği görülmektedir.
314. Bu bağlamdaKanun’da tüm emniyet müdürlerinin değil sadece emeklilik veya yaşlılık aylığıbağlanabilmesi için gerekli şartları haiz olanların resen emekliye sevkedilebilmelerine izin verilmiştir. Ayrıca kuralda, anılan şekilde emekliye sevkedilenlere yaş haddine kadar 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinin yirmi birincifıkrasında belirtilen kadrosuzluk tazminatının ödeneceği belirtilerek bukişilerin yaş haddinden önce resen emekliye ayrılmaları nedeniyle oluşabilecekekonomik kayıplarını önlemeye yönelik dengeleyici tedbir de öngörülmüştür.
315. İptaliistenen kuralın uygulanmasına karşı yargı yolunun da açık olduğu, böyleceidarenin sınırlama aracını sınırlama amacına ve Kanun’a aykırı şekilde keyfîolarak kullanmasının önüne geçecek güvencenin de bulunduğu görülmektedir. Buyönleriyle kuralla çalışma hürriyeti ve hakkına getirilen sınırlamanın, hakkınözünü zedelediği veya bunun demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı düştüğü söylenemez.
316. Kuralınkazanılmış haklara ve haklı beklentilere saygı ilkelerine aykırılık teşkil edenbir yönünün bulunmadığı da açıktır.
317. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 48., 49. ve 128. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
318. İlerisürülen iddialar bağlamında daha özel düzenleme niteliği taşıyan Anayasa’nın48. ve 49. maddeleri yönünden incelenen kuralın, genel düzenleme niteliğindeolan Anayasa’nın 5. maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
319. Kuralın,Anayasa’nın 60., 70. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
17-Kanun’un 33. Maddesiyle 3201 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 28. Maddenin Birincive İkinci Fıkralarının İncelenmesi
a- İptal Taleplerinin Gerekçesi
320. Davadilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla, daha önce tesis edilmiş bulunanişlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasamatasarrufunda bulunulduğu, bunun hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıcameslekten çıkarma da dâhil her türlü disiplin cezasının idare tarafındansavunma alınmak suretiyle yargı denetimine açık olan bir idari işlem ile tesisedilmesi gerektiği, dava konusu kurallarla bunun önlenerek anılan personelinidari karar yerine yasayla başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanmalarına nedenolunduğu ve böylece anılan personelin yargı mercileri önünde dava açma ve adilyargılanma haklarını kullanmalarının engellendiği, bunun Anayasa’nın 36., 125.ve 129. maddelerinde belirtilen güvenceleri ihlal ettiği, ayrıca dava konusukurallarla amaçlanan hususun emekliliğe sevk edilemeyen emniyet mensuplarınıdisiplin suçlarını bahane ederek görevlerinden uzaklaştırmak olduğu,dolayısıyla amacın kamu yararı olmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın2., 36., 125. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b- Anayasa’yaAykırılık Sorunu
321. Dava konusukurallarda 3201 sayılı Kanun’un geçici 28. maddesinin yürürlüğe girdiği4.4.2015 tarihinden önceki son beş yıl içinde disiplin kurullarınca meslektenveya devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde657 sayılı Kanun’un 127. maddesine göre ceza verme yetkisi zamanaşımınauğradığı için cezalandırılamayan Emniyet Teşkilatı mensuplarının diğer kamukurum ve kuruluşlarına atama tekliflerinin yapılması, bunlardan müdür ve üstükadrolarda olanların araştırmacı unvanlı kadrolara, diğerlerinin ise DevletPersonel Başkanlığınca 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ikinci, üçüncü,beşinci ve altıncı fıkralarında belirtilen esas ve usuller çerçevesindebelirlenen kadrolara atanmaları düzenlenmektedir.
322. Kanunkoyucunun kamu hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülmesini sağlamak üzere hanginiteliklere sahip kamu görevlilerinin hangi görevlerde çalıştıracağı hususundatakdir yetkisine sahip olduğu hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. NitekimAnayasa’nın 128. maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerininnitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylıkve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” denilmek suretiylebu husus açıkça düzenlenmiştir. Bu çerçevede kanun koyucunun memur ve diğerkamu görevlilerinin kamu kurum ve kuruluşlarına nakillerini düzenleme hususundada takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.
323. Ancakkanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devletiolmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisinetanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamuyararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
324. Dava konusukuralların madde gerekçesinde, emniyet teşkilatı mensuplarından yetkilidisiplin kurulu tarafından meslekten veya devlet memurluğundan çıkarma cezasınıgerektiren bir disiplin suçu işlediği tespit edilen, ancak ceza verme yetkisizamanaşımına uğradığı için bu cezalarla tecziye edilmeleri mümkün olmayanlarınemniyet hizmetlerini sürdürmeye devam etmelerinin emniyet hizmetlerininniteliğiyle bağdaşmadığı ve dava konusu kuralların bu nedenle düzenlendiğiifade edilmiştir.
325. Emniyetmensuplarının yürüttüğü görevlerin gerek kamu güvenliğinin gerekse kişilerinbireysel güvenliklerinin sağlanması yönünden son derece önemli görevler olduğu,dolayısıyla devletin bu görevi yürütecek personelle arasındaki çalışma ilişkisiile aynı nitelikte işler yapmayan diğer personelle çalışma ilişkisinin aynımahiyette olmadığının kabul edilmesi gerekir. Bu yönüyle kanun koyucunun anılankişiler yönünden daha sıkı sadakat ilişkisine dayalı bir personel çalıştırmarejimi öngörerek meslekten veya memuriyetten atılmayı gerektirecek ağırlıktagörevle bağdaşmayan fiiller işleyen kişilerin başka kamu kurum ve kuruluşlarınanaklini hükme bağlamasında, kamu yararının bulunmadığı ve söz konusu ölçütünobjektif olmadığı veya adalet ve hakkaniyetle bağdaşmadığı söylenemez.
326. Diğertaraftan hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliğiilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu yönüylememur ve diğer kamu görevlilerinin kamu kurum ve kuruluşlarına nakilleridüzenlenirken hukuki güvenlik ilkesinin de zedelenmemesine özen gösterilmesigerekir.
327. Disiplincezalarının uygulanabilmesi için zamanaşımı sürelerinin öngörülmesi dekişilerin hukuki güvenliklerini sağlamaya yönelik olup bu tür kurallarkişilerin sürekli olarak ceza tehdidi altında kalmasını önlemeye dönüktür.Dolayısıyla zamanaşımı süreleri geçmesine rağmen kişiler hakkında disiplincezalarının uygulanmasına imkân veren düzenlemelerin kişilerin hukukigüvenliklerini açık ve ağır bir şekilde zedeleyeceği, dolayısıyla hukuk devletiilkesine aykırılık teşkil edeceği tartışmasızdır.
328.Memuriyetten veya meslekten atılmayı gerektirecek fiiller yönünden Kanun’dabelirtilen zamanaşımı sürelerinin geçmiş olması, bu fiiller nedeniyle kişinindisiplin cezasıyla cezalandırılmaması yönünden kesin bir güvence sağlamaklabirlikte bu sürelerin geçmiş olması, kanun koyucunun belli şartlar altındapersonel çalıştırma rejimiyle ilgili sahip olduğu takdir yetkisini kullanmasınaengel teşkil edecek bir neden olarak yorumlanamaz. Bu bağlamda kanun koyucunun,anayasal sınırlar içinde kalmak, bu yönüyle hukuki belirsizliğe ve keyfîliğeneden olmamak kaydıyla ceza müeyyidesi uygulama dışında memuriyetten veyameslekten atılmayı gerektirecek nitelikteki fiilleri işleyenleri emniyethizmetleri gibi kamu güvenliği ve kişi güvenliğini doğrudan ilgilendirenfaaliyet alanlarında çalıştırmak istememesi takdir yetkisi kapsamında kalan birhusus olup bunun kişilerin hukuki güvenliğini ihlal eden bir yönünün olduğusöylenemez.
329. Öte yandandava konusu kurallarda kamu yararının sağlanması amacıyla bir kısım emniyetteşkilatı personelinin başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli düzenlenirkenanılan nakil işleminin hukuki belirsizliğe ve keyfîliğe neden olmaması içingerekli olan yasal güvencelerin de öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
330. Buçerçevede dava konusu kurallarda nakil işleminin sadece Kanun’un yürürlüğe girmesindenönceki son beş yıl içindeki fiilleri işleyen personel yönünden uygulanacağıhüküm altına alınmış, böylece nakil işleminin makul olmayan belirsiz birsüreyle ve keyfî olarak uygulanmasının önüne geçilmiştir.
331. Ayrıca davakonusu kurallarda, nakle tabi personelin hangi kadrolara hangi usul ve esaslarabağlı olarak atanacağı hususu da herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacakşekilde açıklanmış bulunmaktadır. Buna göre nakle tabi personelden müdür veüstü kadrolarda olanlar araştırmacı unvanlı kadrolara; diğerleri ise DevletPersonel Başkanlığınca 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ikinci, üçüncü,beşinci ve altıncı fıkralarında belirtilen esas ve usuller çerçevesindebelirlenen kadrolara atanacaklardır. Anılan hükümler, nakle tabi personelin aylıkve diğer mali haklarına ilişkin kazanılmış haklarını korumakta olup buçerçevede dava konusu kurallarla nakle tabi personelin kazanılmış haklarına dasaygı gösterildiği anlaşılmaktadır.
332. Dava konusukuralların uygulanmasına karşı yargı yolunun da açık olduğu, böylece idarenindava konusu kuralları konuluş amacına ve Kanun’a aykırı şekilde kullanmasınınönüne geçecek güvencenin de bulunduğu görülmektedir.
333. Anayasa’nınhak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”denilerek yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır.
334. Dava konusukurallarda disiplin kurullarınca meslekten veya devlet memurluğundan çıkarmacezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılı Kanunun 127. maddesinegöre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı için cezalandırılamayan EmniyetTeşkilatı mensuplarının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanmış sayılmasıdeğil kurallarda belirtilen nitelikteki fiilleri işleyenlerin idare tarafındanatanması düzenlenmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralların uygulanabilmesiiçin idarenin idari işlem tesis etmesi gerekmektedir. Dava konusu kurallardaanılan idari işlemlere karşı yargı yoluna başvurulmasını yasaklayan bir hükümde yer almadığından ilgililerin söz konusu işlemlerin hukuka uygun olarak tesisedilip edilmediğini yargı mercilerine denetlettirme imkânı mevcuttur. Buçerçevede kuralların hak arama özgürlüğünü, adil yargılanma hakkını veAnayasa’nın 125. maddesinde güvence altına alınanidarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolunun açık olması gerektiği yönündeki ilkeyizedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
335. Açıklanannedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir.İptal taleplerinin reddi gerekir.
336. KurallarınAnayasa’nın 129. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
18- Kanun’un50. Maddesiyle Değiştirilen 2803 Sayılı Kanun’un 14. Maddesinin BirinciFıkrasının (c) Bendinin Birinci Cümlesinin İncelenmesi
337. 25.7.2016tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 14. maddesiyle 2803 sayılı Kanun’un dava konusu cümlenin de yeraldığı 14. maddesi değiştirilmiştir. Anılan KHK hükmü 8.11.2016 tarihli ve 6755sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum veKuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 14. maddesiyle aynenkanunlaştırılmıştır.
338. Açıklanannedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar vermek gerekir.
19- Kanun’un51. Maddesiyle 2803 Sayılı Kanun’un Başlığı İle Birlikte Değiştirilen 16.Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci ve Üçüncü Cümlelerinin İncelenmesi
339. 25.7.2016tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 20. maddesiyle 2803 sayılı Kanun’un dava konusu cümlelerin de yeraldığı 16. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Anılan KHK hükmü, 8.11.2016tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 20. maddesiyle aynenkanunlaştırılmıştır.
340. Açıklanannedenle konusu kalmayan cümlelere ilişkin iptal talepleri hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
20- Kanun’un58. Maddesiyle Değiştirilen 2692 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin ÜçüncüFıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi
341. 25.7.2016tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 27. maddesiyle 2692 sayılı Kanun’un dava konusu cümlenin de yeraldığı 8. maddesi değiştirilmiştir. Anılan KHK hükmü 8.11.2016 tarihli ve 6755sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum veKuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 27. maddesiyle değiştirilerekkanunlaştırılmıştır.
342. Açıklanannedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar vermek gerekir.
21- Kanun’un61. Maddesiyle 2692 Sayılı Kanun’a Eklenen 21/A Maddesinin Birinci FıkrasınınBirinci Cümlesinin İncelenmesi
343. 25.7.2016tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 35. maddesiyle 2692 sayılı Kanun’un dava konusu cümlelerin de yeraldığı 21/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Anılan KHK hükmü 8.11.2016tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ileBazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 35. maddesiyle aynenkanunlaştırılmıştır.
344. Açıklanannedenle, konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
22- Kanun’un65. Maddesiyle Değiştirilen 5442 Sayılı Kanun’un 19. Maddesi
345. 2.1.2017tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 37. maddesiyle 5442 sayılı Kanun’un dava konusu maddesiyürürlükten kaldırılmıştır.
346. Açıklanannedenle konusu kalmayan maddeye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar vermek gerekir.
V- İPTAL KARARININYÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
347.Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”denilmekte, 6216 sayılıKanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarakMahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı gündenbaşlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzereayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
348. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 4/Amaddesinin altıncı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin “…kişinin üstü veeşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerininaranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülkiamirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıylateyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir …” bölümünün iptal edilmesinedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici niteliktegörüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılıKanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu bölüme ilişkin iptalhükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonrayürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
349. Dava dilekçelerinde ve itiraz başvurusunda özetleiptali istenen kuralların Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu ve yürürlüklerinin durdurulmaması hâlinde hukuk devletiyönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararların ortaya çıkacağı belirtilerekkuralların, yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği ilerisürülmüştür.
350. 27.3.2015tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife ve SalâhiyetKanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 1.maddesiyle 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı PolisVazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 4/A maddesinin altıncı fıkrasına eklenenüçüncü cümlenin “…kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığındaiçerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafındanbelirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirininyazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyleyapılabilir.” bölümüne yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesininertelenmesi nedeniyle bu bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması talebininREDDİNE,
B- 1- Bir kısımmaddeler üzerinde yapılan görüşmelerde oylamanın öngörülen çoğunluklayapılmadığına ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddiasına dayalı olarak tümünün,
2- Birden fazlakanunda değişiklik yapan kanun kavramı bağlamında Anayasa’ya aykırılıkiddiasına dayalı olarak tümünün,
3- Dayanağınıoluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesineilişkin 18.2.2015 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın Anayasa’yaaykırı olduğu iddiasına dayalı olarak tümünün,
şekil bakımından iptal talepleri, 4.5.2017 tarihli,E.2015/41, K.2017/98 sayılı kararla reddedildiğinden, bunlara ilişkinyürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C- 1-2. maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 13. maddesinin;
a-Birinci fıkrasına eklenen (H) bendine,
b-Birinci fıkrasının değiştirilen “eylemin veya durumun niteliğine göre;koruma altına alır, uzaklaştırır ya da…” bölümüne,
2- 3.maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 15. maddesine eklenen fıkranın;
a-Birinci cümlesinde yer alan “…ifadelerini…” ibaresine,
b- İkincicümlesine,
3- 4.maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 16.maddesinin;
a- Üçüncüfıkrasının (b) bendine “…basınçlı…” ibaresinden sonra gelmek üzereeklenen “…ve/veya boyalı…” ibaresine,
b-Yedinci fıkrasına eklenen (d) bendine,
4- 5. maddesiyle değiştirilen 2559 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin;
a- İkincifıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresine,
b- Üçüncü fıkrasına,
5- 6. maddesiyledeğiştirilen 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev veYetkileri Kanunu’nun ek 5. maddesinin;
a- Birinci fıkrasınınüçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresine,
b- İkinci fıkrasına,
6- 7.maddesiyle 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüşleriKanunu’nun 23. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “…zincir…”ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…ve sapan…” ibaresine,
7- 8. maddesiyle değiştirilen 2911 sayılı Kanun’un 33.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ve sapan…” ile “…veyakimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesairunsurlarla örterek…” ibarelerine,
8- 9.maddesiyle 2911 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. maddenin ikinci cümlesine,
9- 13.maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91.maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın;
a-Birinci cümlesinin “…mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafındanyirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddişekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarakişlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir.”bölümüne,
b-Dördüncü ve beşinci cümlelerine,
10- 15.maddesiyle 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesineeklenen (G) fıkrasının birinci cümlesine,
11- 16.maddesiyle 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasına eklenencümleye,
12- 17.maddesiyle değiştirilen 17.7.2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 13. maddesininüçüncü fıkrasının ikinci cümlesine,
13- 21. maddesiyle 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilât Kanunu’nun 13. maddesine eklenen;
a- Üçüncüfıkrada yer alan “…görev unvanlarına bakılmaksızın…”, “…gibi…” ve “…atandıklarıbirim amirinin emrine alınabilirler” ibarelerine,
b-Dördüncü fıkrada yer alan “…görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirmeye…” ibaresine,
14- 22.maddesiyle değiştirilen 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinin;
a-Yedinci ve sekizinci fıkralarında yer alan “…liyakat koşullarını belirlemekve terfilerini önermek üzere…” ibarelerine,
b-Onbirinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresine,
c-Onüçüncü fıkrasının;
ca-Birinci cümlesinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresine,
cb-İkinci cümlesine,
d- Onsekizinci fıkrasında yer alan “Rütbe terfileri ve…” ibaresine,
15- 23.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesine eklenen;
a- İkincifıkranın ikinci cümlesine,
b-Üçüncü fıkrada yer alan “…öğrenime devam edenler dâhil…” ibaresine,
16-29. maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin birinci veikinci fıkralarına,
17- 31.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 26. maddenin;
a-Üçüncü fıkrasındaki tablonun “EN AZ BEKLEME SÜRELERİ” başlıklı bölümünün(B) grubunda yer alan Komiser Yardımcısı rütbesi için öngörülen “6”,Komiser rütbesi için öngörülen “6” ve Başkomiser rütbesi için öngörülen “YaşHaddi” ibarelerine,
b-Dördüncü fıkrasının;
ba-(a) bendine,
bb- (b) bendinde yer alan “…bu grup için ayrı…” ve “…ve sözlü…” ibarelerine,
c-Beşinci fıkrasına,
18- 32.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddeye,
19- 33.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin birinci ve ikincifıkralarına,
20- 43.maddesiyle 25.4.2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’naeklenen geçici 7. maddeye,
yönelik iptaltalepleri, 4.5.2017 tarihli, E.2015/41, K.2017/98 sayılı kararlareddedildiğinden, bu madde, fıkra, bent, cümle, bölüm ve ibarelere ilişkinyürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
D- 1- 50. maddesiyle değiştirilen 2803 sayılı Kanun’un 14.maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin birinci cümlesi,
2- 51.maddesiyle 2803 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 16.maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümleleri,
3- 58.maddesiyle değiştirilen 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil GüvenlikKomutanlığı Kanunu’nun 8. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi,
4- 61.maddesiyle 2692 sayılı Kanun’a eklenen 21/A maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi,
5- 65. maddesiyledeğiştirilen 5442 sayılı Kanun’un 19. maddesi,
hakkında,4.5.2017 tarihli ve E.2015/41, K.2017/98 sayılı kararla karar verilmesine yerolmadığına karar verildiğinden, bu madde ve cümlelere ilişkin yürürlüğündurdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4.5.2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- HÜKÜM
27.3.2015 tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görevve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- Dayanağınıoluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesineilişkin 18.2.2015 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın iptalitalebinin görevsizlik nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 1- Bir kısım maddelerüzerinde yapılan görüşmelerde oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılmadığınailişkin Anayasa’ya aykırılık iddiasına dayalı olarak tümünün şekil bakımından,Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Birden fazla kanundadeğişiklik yapan kanun kavramı bağlamında Anayasa’ya aykırılık iddiasına dayalıolarak tümünün şekil bakımından Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- Dayanağınıoluşturan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesineilişkin 18.2.2015 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın Anayasa’yaaykırı olduğu iddiasına dayalı olarak tümünün şekil bakımından Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 1- 1.maddesiyle 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun4/A maddesinin altıncı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin “…kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdanbakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığıtarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kollukamirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlüemriyle yapılabilir.…” bölümünün,Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa’nın 153.maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralıfıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AYSONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 2.maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 13. maddesinin;
a-Birinci fıkrasına eklenen (H) bendinin,
b-Birinci fıkrasının değiştirilen “eylemin veya durumun niteliğine göre;koruma altına alır, uzaklaştırır ya da…” bölümünün,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 3.maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 15. maddesine eklenen fıkranın;
a- Birincicümlesinde yer alan “…ifadelerini…” ibaresinin,
b- İkincicümlesinin,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- 4.maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 16.maddesinin;
a- Üçüncüfıkrasının (b) bendine “…basınçlı…” ibaresinden sonra gelmek üzereeklenen “…ve/veya boyalı…” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Yedincifıkrasına eklenen (d) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- 5. maddesiyle değiştirilen 2559 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin;
a- İkincifıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresinin,
b- Üçüncü fıkrasının,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6- 6. maddesiyledeğiştirilen 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev veYetkileri Kanunu’nun ek 5. maddesinin;
a- Birinci fıkrasınınüçüncü cümlesinde yer alan “…kırk sekiz saat…” ibaresinin,
b- İkinci fıkrasının,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
7- 7.maddesiyle 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüşleriKanunu’nun 23. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “…zincir…”ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…ve sapan…” ibaresinin,Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 8. maddesiyle değiştirilen 2911 sayılı Kanun’un 33.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan;
a- “…vesapan…” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- “…veyakimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesairunsurlarla örterek…” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile HasanTahsin GÖKCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
9- 9.maddesiyle 2911 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. maddenin ikinci cümlesinin,Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
10- 13.maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91.maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın;
a-Birinci cümlesinin “…mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafındanyirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddişekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarakişlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir.”bölümünün,
b-Dördüncü ve beşinci cümlelerinin,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11- 15.maddesiyle 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesineeklenen (G) fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
12- 16.maddesiyle 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasına eklenencümlenin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan TahsinGÖKCAN’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
13- 17.maddesiyle değiştirilen 17.7.2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 13. maddesininüçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
14- 21 maddesiyle 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilât Kanunu’nun 13. maddesine eklenen;
a- Üçüncüfıkrada yer alan “…görev unvanlarına bakılmaksızın…”, “…gibi…” ve “…atandıklarıbirim amirinin emrine alınabilirler” ibarelerinin,
b-Dördüncü fıkrada yer alan “…görev unvanları arasında personelin görev yerinideğiştirmeye…” ibaresinin,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15- 22.maddesiyle değiştirilen 3201 sayılı Kanun’un 55. maddesinin;
a-Yedinci ve sekizinci fıkralarında yer alan “…liyakat koşullarını belirlemekve terfilerini önermek üzere…” ibarelerinin,
b-Onbirinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresinin,
c-Onüçüncü fıkrasının;
ca-Birinci cümlesinde yer alan “…ve sözlü…” ibaresinin,
cb-İkinci cümlesinin,
d- Onsekizinci fıkrasında yer alan “Rütbe terfileri ve…” ibaresinin,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
16- 23.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesine eklenen;
a- İkincifıkranın ikinci cümlesinin,
b-Üçüncü fıkrada yer alan “…öğrenime devam edenler dâhil…” ibaresinin,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17-29. maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin birinci veikinci fıkralarının, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18- 31.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 26. maddenin;
a-Üçüncü fıkrasındaki tablonun “EN AZ BEKLEME SÜRELERİ” başlıklı bölümünün(B) grubunda yer alan Komiser Yardımcısı rütbesi için öngörülen “6”,Komiser rütbesi için öngörülen “6” ve Başkomiser rütbesi için öngörülen “YaşHaddi” ibarelerinin,
b-Dördüncü fıkrasının;
ba-(a) bendinin,
bb-(b) bendinde yer alan “…bu grup için ayrı…” ve “…ve sözlü…” ibarelerinin,
c-Beşinci fıkrasının,
Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
19- 32.maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin, Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
20-33. maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin birinci veikinci fıkralarının, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
21- 43.maddesiyle 25.4.2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’naeklenen geçici 7. maddenin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
22- 50. maddesiyle değiştirilen 2803 sayılı Kanun’un 14.maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin birinci cümlesi, 8.11.2016tarihli ve 6755 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle aynen kabul edilen 25.7.2016 tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması GerekenTedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında KanunHükmünde Kararname’nin 14. maddesiyle değiştirildiğinden, konusukalmayan bu cümleye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
23- 51.maddesiyle 2803 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 16.maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümleleri, 6755 sayılı Kanun’un20. maddesiyle aynen kabul edilen, 668 sayılı KanunHükmünde Kararname’nin 20. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından,konusu kalmayan bu cümlelere ilişkin iptal talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNEYER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
24- 58.maddesiyle değiştirilen 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil GüvenlikKomutanlığı Kanunu’nun 8. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, 6755 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle değiştirilerek kabuledilen 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddeleriyledeğiştirildiğinden, konusu kalmayan bucümleye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,OYBİRLİĞİYLE,
25- 61.maddesiyle 2692 sayılı Kanun’a eklenen 21/A maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi, 6755 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle aynen kabul edilen ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. maddesiyleyürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu cümleye ilişkin iptal talebihakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
26- 65.maddesiyle değiştirilen 5442 sayılı Kanun’un 19. maddesi, 2.1.2017 tarihli ve682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun HükmündeKararname’nin 37. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bumaddeye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,OYBİRLİĞİYLE,
4.5.2017tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 27.3.2015 tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilen 2911sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33. maddesine eklenen “veyakimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesairunsurlarla örterek” ibaresinin iptal talebi Mahkememiz çoğunluğu tarafındanreddedilmiştir.
2. İptali istenen ibarenin de içinde bulunduğu 2911 sayılıKanun’un 33. maddesinin ilgili bölümü şu şekildedir: “Toplantı ve gösteriyürüyüşlerine; a) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri elyapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletlerveya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilyeve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcıeczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzerimaddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamenveya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydandört yıla kadar, … hapis cezası ile cezalandırılır.”
3. İki yıl altı aydan başlayan hapis cezası yaptırımınakonu olan fiiller, esasen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine maddede sayılansilahlarla katılmadır. Kanun koyucu, mahiyeti ve niteliği itibarıyla silahlıkatılımdan farklı olan “yüzü örterek” toplantı ve gösteri yürüyüşlerinekatılmayı da aynı kapsamda görerek aynı müeyyideye tabi tutmuştur. Hiç kuşkusuztoplantı ve gösteri yürüyüşünün barışçıl şekilde gerçekleşmesini sağlamakamacıyla katılanlara yönelik bazı yükümlülükler getirilebilir. Ancak buyükümlülüklerin ve bunlara uyulmadığında öngörülen cezai müeyyidelerinAnayasa’da öngörülen şartlara aykırı olmaması gerekmektedir.
4. Anayasa’nın 34. maddesine göre “Herkes, önceden izinalmadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınasahiptir”. İfade özgürlüğünün özel biçimi olarak görülen toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkı, “bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak vebaşkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır”(Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 115; OsmanErbil, B.No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45). Dolayısıyla farklı fikirlerinoluşması, korunması ve yayılması bakımından vazgeçilmez bir öneme sahip olanbarışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanılamaz hale getirenönleyici nitelikli radikal tedbirlerin çoğulcu demokrasiye zarar vereceğiaçıktır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117; Osman Erbil, § 47).
5. Bununla birlikte toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkı sınırsız değildir. Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrasına göre“Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suçişlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hakve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir”. Anayasa’nın13. maddesi uyarınca, kanunla yapılan ve meşru bir amaca yönelik olansınırlamaların hakkın özüne dokunmaması, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekir.
6. İptali istenen ibareyle, maddede belirtilen barışçıltoplantı ve gösteri için tehlikeliliği konusunda tereddüt oluşturmayan silahlıkatılımdan farklı olarak, genel ve kategorik bir yaklaşımla yüzü örterekkatılıma yasak ve müeyyide getirilmiştir. Bu tür bir düzenlemenin kimliğinigizlemek isteyen bireylerin barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına birsınırlama teşkil ettiği görülmektedir.
7. Kuralın kamu düzeninin korunması ve suçun işlenmesininönlenmesi amaçlarına yönelik olduğu açıktır. Nitekim çoğunluk görüşüne göre“hangi saik ile yapıldığı önemli olmaksızın kişilerin toplantı ve gösteriyürüyüşlerine kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini bezle örterekkatılmalarının yasaklanmasının, kamu düzenini ciddi bir şekilde tehlikeye sokanterör ve şiddet eylemlerini önlemek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır”(§118). Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşüne getirilen söz konusu kanunisınırlamanın meşru amaca yönelik olduğu, bu yönüyle Anayasa’nın 13. ve 34.maddesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
8. Bu durumda sınırlama demokratik toplum düzeninde gerekliolmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin gerek norm denetiminde gerekse bireyselbaşvuruda sıkça vurguladığı üzere, demokratik toplum düzeni bir temel hak veözgürlüğü sınırlayan tedbirin, toplumsal bir ihtiyacı karşılaması vebaşvurulabilecek en son çare niteliğinde olmasını gerektirmektedir (AYM,E.2016/165, K. 2017/76, 15/3/2017, § 14; Kristal-İş Sendikası [GK],B.No: 2014/12166, 2/7/2015, § 70). Anayasa Mahkemesi’ne göre barışçıl toplantıve gösterilerde katılımcıların “kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan veşiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcudemokrasinin gereğidir” (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 124). Bu bağlamdabarışçıl bir gösteri ve toplantı yürüyüşünün kural olarak cezai müeyyidetehdidine maruz bırakılmaması gerekir (Ali Sarıpınar (2), B.No.2013/6186, 9/3/2016, § 86).
9. Genel ve kategorik bir yasak getiren iptali istenenkuralın demokratik toplum düzeninde “gerekli” olduğu söylenemez. İptali istenenkuralla getirilen yasak kimliklerini gizlemek isteyen kişilerin hangi saiklebunu yaptıklarını dikkate almamakta, tamamen barışçıl amaçlarla toplum veyamahalle baskısından kaçınmak için kimliğini gizleyerek bir toplantı ve gösteriyürüyüşüne katılmayı da yasaklamaktadır. Sözgelimi, küreselleşme ve küreselsermaye karşıtı bir gösteriye katıldığının çalıştığı uluslararası şirketçebilinmesini istemeyen ya da cinsiyetçi politikaları eleştiren bir yürüyüşekimliğini gizleyerek katılmak isteyen bir kişinin yüzünü örtmesinin saikleri,yüzünü terör ve şiddet eylemlerini gerçekleştirmek için gizleyenlerinsaiklerinden farklıdır. Kimliğin gizlenmesinde herhangi bir istisnaya yerverilmemesi, siyasi görüşleri, dini inançları ya da diğer özel durumlarınedeniyle kimliğinin bilinmesini istemeyen bireyler açısından toplantı vegösteri yürüyüşü hakkını aşırı şekilde sınırlandıracaktır.
10. Bunun yanında “kimliği gizleme amacı”nın tespiti herzaman kolay değildir. Demokrasilerde şiddet içermediği ve suç teşkil etmediğimüddetçe toplantı ve gösteri yürüyüşünde kullanılan araçlara da müdahaleedilmemesi gerekir. Bu kapsamda özellikle öğrenci gösterilerinde destek veyaprotesto amacıyla sıkça kullanılan maskelerin de iptali istenen kuralçerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür. Nitekim Birleşmiş Milletler İnsanHakları Konseyi’ne sunulan barışçıl toplanma özgürlüğüne ilişkin 14/4/2014tarihli raporda, özellikle öğrenci protestolarında kullanılan sembol halinegelmiş ve kimliği gizlemeden ziyade siyasi ifade aracı olarak yüze takılanmaskelerin de genel/kategorik yasak kapsamında engellenebileceğine dikkatçekilmiştir (bkz. Third Thematic Report of the Special Rapporteur on therights to freedom of peaceful assembly, Maina Kiai, UN Doc. A/HRC/26/29,14/4/2014, § 33).
11. Demokratik toplum düzeninde gereklilik değerlendirmesiyanında, bir sınırlamanın ölçülü olup olmadığına da bakılmalıdır. SınırlamanınAnayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere en az müdahaleyeimkân veren ölçülü bir sınırlama olması gerekmektedir. Ölçülülük ilkesi, birkuralla ulaşılmak istenen amaçla sınırlama araçları arasındaki ilişkiyidüzenler. Buna göre, bir düzenlemenin ölçülülük ilkesine uygun olabilmesiöngörülen hedefe ulaşmak için elverişli, gerekli ve orantılı olmasına bağlıdır.“Elverişlilik” müdahalenin öngörülen amacı gerçekleştirmek için müsait,elverişli nitelikte olmasını, “gereklilik” müdahalenin öngörülen amaçbakımından zorunlu olmasını, aynı amaca daha hafif bir müdahale ileulaşılamamasını, “orantılılık” ise hak ve özgürlüğe yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2016/16, K. 2016/37, 5/5/2016, § 10; E.2017/14,2017/83, 29/3/2017, §12).
12. İptali istenen kural, toplantı ve gösteriyürüyüşlerinde kimliği gizlemek amacıyla yüzün örtülmesinin terör ve şiddetolaylarına yol açabileceği, bu durumda da suçluların tespitinin zor olacağıgerekçesine dayanmaktadır. Kuralın toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında kamudüzenini sağlama ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını gerçekleştirmebakımından “elverişli” olduğu kabul edilebilir. Ancak, aynı amacıgerçekleştirmeye yönelik başka düzenlemelerin bulunduğu dikkate alındığında,iptali istenen ibareyle alınan tedbirin “gerekli” olduğu söylenemez.
13. Göstericilerin yüzlerini kapatarak şiddete başvurmasınıcaydırmaya yönelik başka kanuni düzenlemeler bulunmaktadır. İptali istenenibareyi maddeye ekleyen aynı (6638 sayılı) Kanun’un 10. maddesiyle TerörleMücadele Kanunu’nun 7. maddesine eklenen fıkranın birinci cümlesi şuşekildedir: “Terör örgütünün propagandasınadönüştürülen toplantı ve gösteriyürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıylayüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldanbeş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” Görüldüğü üzere,barışçıl bir toplanmanın terör örgütünün propagandasının yapıldığı bir toplantıve gösteri yürüyüşüne dönüştürülmesi durumunda kimliklerini gizlemek amacıylayüzlerini örtenler çok daha ağır şekilde cezalandırılabilmektedir.
14. Diğer yandan, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasındasuç işleyenlerin tespitine ve daha sonra yakalanmasına yönelik kanunidüzenlemeler de bulunmaktadır. 6638 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle 2559 sayılıPolis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesinin üçüncü fıkrasının (b)bendine eklenen “ve/veya boyalı” ibaresi, polisin direnen göstericilerekarşı basınçlı suyla birlikte boyalı su kullanmasına imkân tanımaktadır.Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı bulunmayan bu kural, maddegerekçesinde, “yasadışı toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağıtılmasındabasınçlı su kullanılmakla beraber, gerektiğinde boyalı su kullanılmak suretiylesuçluların tespitine ve kalabalıklar dağıtıldıktan sonra yakalama işlemininyapılabilmesine yönelik düzenleme” olarak nitelendirilmiştir.
15. Dava konusu kuralla öngörülen cezanın “orantılı” olduğuda söylenemez. Barışçıl bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne, belli kaygılarlakimliğini gizlemek amacıyla yüzünü örterek katılan bir kişiye verilecek iki yılaltı aydan başlayan hapis cezası ağır bir yaptırımdır. Öngörülen hapiscezasının ertelenememesi, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlaraçevrilememesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilememesi fiilile yaptırım arasındaki orantısızlığı daha da ağırlaştırmaktadır.
16. Sonuç olarak, herhangi bir istisnaya yer vermeyen veağır yaptırım öngören kuralın, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşüne meşru vehaklı kaygılarla kimliğini gizleyerek katılmak isteyenler üzerinde caydırıcıbir etki yaratacağı açıktır. Bu nedenle böylesine genel, kategorik ve yaptırımıson derece ağır bir yasağın demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülüolduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın13. ve 34.maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümden, reddeyönelik çoğunluk görüşünekatılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOYGEREKÇESİ
A- 6638 sayılıİç Güvenlik Yasası’nın 4. maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ÜçüncüFıkrasının (b) bendine eklenen “…ve/veya boyalı” ibaresi yönünden
1. 6638 sayılıİç Güvenlik Yasası’nın 4. maddesiyle 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncüfıkrasının (b) bendine “basınçlı” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen“…ve/veya boyalı” ibaresinin iptali talep edilmiştir. Kural ile yasadışıtoplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlarla, yasal ve barışçıl bir şekildebaşlayıp şiddet içeren eylemlere dönüşen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yeralanlardan suça karışanların toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında veyasonrasında yakalanmalarında kolaylık sağlanması amaçlanmaktadır. Kuralın amacısuç işleme şüphesi altındaki kişileri tespit etmek ve yakalamak olmaklabirlikte, kural hiçbir şekilde suç işlemeyip, toplantı ve gösteri yürüyüşünebarışçı bir şekilde katılan kişilerin, hatta tesadüfen olay yerinden geçenlerinde boyalı su sıkılmak suretiyle işaretlenip, potansiyel suçlu muamelesigörmelerinin önünü açmaktadır. Boyalı su ile işaretlenen herkes suçlu sayılıp,yargılanma tehdidi altında kalacaktır. Bu durum da anayasanın 34. maddesindegüvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelikcaydırıcı etki yapabilecektir. Kural amaca uygun ve elverişli olabilir amademokratik toplum düzeninin gereklerini sağlama bakımından amaçla orantılı birişleve sahip değildir. Sonuç olarak kuralın, Anayasa’nın 13., 34. ve 38.maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle karara muhalif kaldım.
B- 6638 sayılıİç Güvenlik Yasası’nın 8. maddesiyle değiştirilen 2911 sayılı Kanun’un 33.maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde yer alan “…veya kimliklerinigizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarlaörterek...” ibaresi yönünden
2. Bu kurallatoplantı ve gösteri yürüyüşüne kimliklerini gizlemek amacıyla katılanlarıncezalandırılması öngörülmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ifadeözgürlüğüyle yakından ilişkisi olup, bir toplumdaki demokrasinin gelişmişlikdüzeyi ve kalitesi üzerinde önemli etkileri vardır. Kişilerin, herhangi birkonuda seslerini duyurmak, düşüncelerini açıklamak, görüşlerini kamuoyuylapaylaşmak, şikâyetlerini yetkililere iletmek, çeşitli politikalarla ilgilieleştirilerini aktarmak ve en nihayetinde doğru olmadığını düşündükleriuygulamaları protesto etmek için toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaları endoğal demokratik haklarından birini oluşturmaktadır. Bu hakkın kullanılmasıüzerinde olumsuz etki yaratacak, kişileri bu hak doğrultusunda faaliyette bulunmaktanvazgeçirecek sınırlamalar ve ölçüsüz cezalar demokrasinin kökleşmesine zararverecektir. Her hak gibi bu hak da kötüye kullanılabilir. Anayasal bir hakkıkullanırken şiddet kullananlar, kamu düzenine ve başkalarının can ve malemniyetine zarar verenlerle mücadele etmek devletin görevleri arasındadır ancakbu yapılırken kullanılan araçlar, gerçekleştirilmek istenen amaçla orantılıolmalıdır.
3. Bir toplantıve gösteri yürüyüşüne yasadışı kılan temel ölçüt şiddete başvurulması ve şiddetiçermesidir. Şiddet içermeyen herhangi bir toplantı ve gösteri yürüyüşünekatılan bir kişi iş ve aile yaşamı ve benzeri diğer alanlardaki ilişkileribağlamında böyle bir faaliyete katıldığının bilinmesini istemeyebilir ve bunedenle kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kapatabilir. Örneğin yabancı birülkenin dış politikasını protesto etmek isteyen, o ülkede kurulmuş amaTürkiye’de faaliyet gösteren bir şirkette çalışan veya LGBTİ haklarını savunanbir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmak isteyen bir kişi böyle bir faaliyetteyer aldığını ailesi, arkadaşları veya çalıştığı şirketin bilmesiniistemediğinden yüzünü tamamen veya kısmen kapatarak katılmak isteyebilir. Böylebir durumda bu kişi sırf kimliğini gizlediği gerekçesiyle 2 yıl altı aydan 4yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılma riskiyle karşı karşıyagelebilecektir. Burada öngörülen ceza anayasal bir hakkın kullanılmasıbakımından ölçüsüz bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle toplantı ve gösteriyürüyüşü hakkının kullanılması üzerinde caydırıcı bir etki yaratma ihtimaliyüksektir.
4. İlgili kural,yukarıda belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 2., 13. ve 34. maddelerineaykırılık oluşturduğundan çoğunluk kararına katılmadım.
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 27.3.2015tarihli ve 6638 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle, 2911 sayılı Kanun’un 33.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine eklenen “…veya kimliklerinigizlemek amacıyla yüzlerini tamamen bez vesair unsurlarla örterek…”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı yolundaki çoğunluk görüşünekatılmamaktayım.
2. İbare ileiki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülenbu fiil, Anayasa ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’naaykırı olarak düzenlenen “yasa dışı” toplantı ve gösterilere değil,yasal toplantı ve gösterilere yüzünü örterek katılmayı da oldukça ağır biryaptırıma bağlamaktadır.
3. Çoğunlukgerekçesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kimliğini gizlemek amacıylayüzünü bezle veya diğer bir şekilde örterek katılmanın yasaklanmasının, kamudüzenini ciddi bir biçimde tehlikeye sokan terör ve şiddet eylemlerini önlemekamacıyla öngörüldüğü, buradaki kamu yararının önemi karşısında söz konusu fiileöngörülen yaptırımın ölçülülük ilkesini ihlal etmediği belirtilmektedir.
4. Yukarıda 2.paragrafta ifade ettiğimiz üzere iptali istenen kural, yasa dışı yani terör veşiddet eylemlerinin söz konusu olabileceği durumlar için öngörülmüş değildir.Zira yasa dışı toplantı ve gösteriler ilgili kanunlarımızda gerekliyaptırımlara bağlanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda yine 6683 sayılı Kanun’un 10.maddesiyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine ikincifıkradan sonra gelmek üzere şu fıkra eklenmiştir:
“Terörörgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde,kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldanbeş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir veşiddet başvurmaları ya da her türlü silah, Molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcıya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları halinde verilecekcezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz”.
5. Bu düzenlemekarşısında, yasa dışı veya yasal olarak başlayıp ta yasa dışı bir hale dönüşentoplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kimliklerini gizlemek için yüzünü örtenlerekarşı yeterli bir yaptırım öngörülmediğinden söz edilemez. Bu nedenle kuralınölçülülük değerlendirmesi, yasa dışı durumlarla mücadele zorunluluğundanhareketle değil, yasal bir hakkın kullanımına getirilen yeni bir sınırlama sözkonusu olduğu gözetilerek yapılmalıdır.
6. Yasal birtoplantı veya gösteriye katılmak isteyen ancak sosyal, ailevi veya meslekinedenlerle açık kimliğinin bilinmesini istemeyen kişiler ise, iptal isteminekonu edilen bu kuralla ceza tehdidi altında kalmaları nedeniyle, bu hakkıkullanamayacaklardır. Öte yandan, yüzünü kapatmanın aynı zamanda Anayasa’nın26. maddesinde düzenlenen “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” yaniifade özgürlüğü kapsamında bir eylem olabileceği de gözetilmelidir. Bunakarşılık, terör eylemlerinin en ağır biçimlerinden olan intihar eylemlerinigerçekleştirenlerin, yüzlerini gizlemek ihtiyacı duymayacağı açıktır. Bunedenle, kuralla amaçlanan terörle mücadele gereksinimleri ile kişi hak veözgürlüklerine getirilen sınırlama arasında zorunluluk yönünden makul ve adilbir denge kurulamadığı görülmektedir.
7. Sonuçitibariyle, Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan, silahsız vesaldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, Kanun’un 33.maddenin birinci fıkrasının (a) bendine eklen ibareyle ihdas edilen suçnedeniyle, fiilen ancak açık kimliği herkesçe ve açıkça teşhis edilebilecekşekilde kullanılabilirlik koşuluna bağlandığı, bununla da hakkın kullanımınınaşırı biçimde sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. Bir Anayasal hakkınkullanımının ilke olarak ancak açık kimliğin kamuya açık tutulması suretiylekullanılabileceği haller olabileceği düşünülebilirse de (örneğin adilyargılanma hakkı, seçilme hakkı, kamu hizmetlerine girme hakkı gibi) toplantıve gösteri yürüyüşü hakkı bu kapsamda değildir. Kaldı ki toplantı ve gösteriyürüyüşlerine katılanların güvenlik güçlerince kimlik kontrolünün yapılmasınabir engel de bulunmamaktadır. Öte yandan, terörle mücadele, terörpropagandasını önleme ve bu suçları işleyenlerin belirlenmesi gibi meşruamaçların korunması için diğer yasa kurallarında yeterli tedbirler yeralmaktadır. Dolayısıyla, kuralın iptalinin terörle mücadelede bir zafiyetyaratacağından da söz edilemeyecektir.
Açıklanannedenlerle, iptal istemine konu olan ibarenin Anayasa’nın 2., 13. ve 34.maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle, çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
27.3.2015tarihli ve 6638 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat,Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanunun geneli hakkında şekil yönünden ve bazı madde, fıkra veya ibarelerininde esas bakımından iptal edilmesi istemine yönelik olarak açılan iptaldavasında, karar içerisinde görülecek olan diğer tüm konularda Mahkemeçoğunluğu’na iştirak etmekle birlikte, aşağıda görülen üç konuda çoğunlukgerekçesinden farklı hukuki gerekçeler ve vicdani kanaatle oy kullanmışbulunmaktayım.
Mahkeme sayınçoğunluğundan ayrı düştüğüm üç konu ve karşıoy gerekçelerim sırasıyla şöyledir:
A- 2559SAYILI PVSK’NIN 16. MADDESİNİN ÜÇÜNCÜ FIKRASININ (B) BENDİNE “…BASINÇLI…”İBARESİNDEN SONRA GELMEK ÜZERE, 27.3.2015 TARİHLİ VE 6638 SAYILI KANUNUN 4.MADDESİYLE EKLENEN “VE/VEYA BOYALI” İBARESİ YÖNÜNDEN
1. İncelenenKural Ve Kapsamı
İptali istenenibarenin de yer aldığı kural tam olarak şöyledir; “b) Maddi güç; polisindirenen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedeni kuvvetin dışında kullandığıkelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlarveya tozlar, fiziki engelleme, polis köpekleri ve atları ile sair hizmetaraçlarını, ifade eder.”
Madde gerekçesindebu ibareyle ilgili olarak; “toplumsal olaylarda suç işleyenlerin tespitinde vebunların olaylar devam ederken suçüstü yakalanmasında güçlüklerlekarşılaşılmakta, kalabalık içerisinde yakalama işlemi hem kolluğun hem devatandaşın vücut bütünlüğü açısından tehlike oluşturabilmektedir. Bu bakımdan,yasadışı toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağıtılmasında basınçlı sukullanılmakla beraber, gerektiğinde boyalı su kullanılmak suretiylesuçluların tespitine ve kalabalıklar dağıtıldıktan sonra yakalama işlemininyapılabilmesine yönelik düzenleme yapılmıştır.” denilmektedir.
Demokratik birhukuk devletinde güvenlik güçleri, kamu düzenini sağlamak, suç işlenmesiniönlemek veya işlenen suçların takibi amacıyla, görevin gerektirdiği ölçüdefiziksel güç kullanmakla yetkilidir. Hatta yasal koşulları oluştuğunda gerekliölçüde güç kullanmak, polisin kanuni görevi kapsamındadır. Nitekim evrenselnitelikte hukuka uygunluk nedeni olan meşru savunma nedeninden başka, güçkullanmakla yetkili kamu görevlilerinin bu kapsamdaki eylemleri 5237 sayılıTCK’nın 24 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 63/1. maddeleri uyarıncahukuka uygun kabul edilmektedir. 2559 sayılı PVSK’nın ilgili hükümleri ileiptali istenilen kuralda da polisin güç kullanma yetkisi düzenlenmektedir.Fakat, iptali istenilen kuralda aslında güç kullanmaya ilişkin yetkidüzenlendiği halde, anılan madde gerekçesinden de görüleceği üzere boyalı sukullanımı güç kullanımıyla ilgili bir yöntem değildir.
Boyalı suyun,kalabalık halde eylem yapan suçluların tespiti ve dağıldıktan sonra onlarınyakalanmasını temine yönelik olarak kullanılacağı hususu madde gerekçesindeaçıklanmaktadır. Kolluk güçleri, kendilerini görevlendiren kanun hükümleri veyetkili amirin emri gereği, suç işlenmesi durumunda elbette suç delillerinitespit ederek suçluları yakalayıp, adli mercie teslim edecektir. Fakat boyalısu kullanılması nedeniyle kişilere yapılan müdahalenin Anayasal açıdandeğerlendirilmesi gerekmektedir.
Şu halde kuralınbu anlam ve kapsamı çerçevesinde anayasal denetimin yapılması gerekmektedir.Kural aşağıda, sınırlama nedeninin amacı, işlevi ve sonuçlarını önceleyen birsırayla Anayasanın 34, 13, 38 ve 17. maddeleri yönünden değerlendirilecektir.
2. Anayasanın34 ve 13. Maddeleri Yönünden İnceleme
Boyalı su kullanılması,kişi hakları üzerinde bir müdahale oluşturmaktadır. Bu müdahalenin kanunidayanağının bulunduğu ve madde gerekçesinde belirtilen, suç işleyeninyakalanması biçimindeki amacının da kamu yararını temine yönelik olduğusöylenebilir. Fakat, bilindiği üzere Anayasanın 13. maddesi uyarınca temel hakve hürriyetler, “Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak” sınırlandırılabilir.
Anayasanın 34/2.maddesi uyarınca toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ancak; “milligüvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genelahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla”sınırlanabilir. İptali istenilen kurala ilişkin madde gerekçesinde belirtilen“suçluların tespiti ve yakalanması” amacının, Anayasada sınırlama nedeni olarakdüzenlenmediği görülmektedir. Suç işlenmesinin önlenmesi amacı, suçunönlenmesine yönelik kolluk tedbirlerini ifade ettiğinden, suçun takibiyleilgili değildir. Bu bakımdan, iptale konu ibarenin Anayasal sınırlama nedenlerinedayanmadığı, başka deyişle meşru bir anayasal temelinin bulunmadığıanlaşılmaktadır.
Diğer taraftan,bir an için Anayasanın 34/2. maddesinde belirtilen söz konusu sınırlama nedenigeniş olarak yorumlanıp, sınırlamanın meşru nedeninin bulunduğu düşünülsedahi, sınırlamayı ihtiva eden kuralın, Anayasanın 13. maddesindeki, “Anayasanınsözüne, ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerineuygun ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama” ölçütleri bakımından incelenmesigerekmektedir.
Doktrinde deişaret edildiği üzere 13. maddedeki “demokratik toplum düzeni ve laikCumhuriyetin gereklerine” aykırı olmama ölçütü, çağdaş hürriyetçi demokrasianlayışına, Cumhuriyetçilik, insan hakları, laik devlet, sosyal devlet ve hukukdevleti ilkelerine aykırı olmama biçiminde anlaşılmaktadır (bkz. Atar, Yavuz,Türk Anayasa Hukuku, 7.B. 2012, s. 126, 127). Ayrıca bu gerekliliğin, toplumsalbir ihtiyacın zorlaması olarak ortaya çıkması gerekir. Diğer taraftan,demokratik toplumda gerekli olduğu kabul edilse dahi, sınırlamanın ölçülülükilkesine aykırı olmaması da diğer bir anayasal zorunluluktur.
Boyalı sukullanma yetkisi kurala göre, toplu halde eylem yapan göstericilerin dağılmaçağrısına uymamaları durumunda kullanılacaktır. Böyle bir durumda kurala göre,dağılmayıp pasif halde oturmaya devam edenlere veya dağılmamak için polise güçkullananlara karşı kullanılabilecektir. Yine, boyalı suyun kalabalık üzerinepüskürtülerek kullanılması gerektiğinden, polise karşı güç kullanan eylemcilerile, eylemini demokratik bir yöntemle sürdürmek isteyen eylemcilerin ayrımınıyapmak mümkün olmayacaktır. Hatta civarda tesadüfen veya eylemi izlemek içinbulunan kişilerin dahi boyalı su ile isabet alması olasıdır. Böyle bir durumdakanun gereği suçlu olduğu tespiti ile yakalanmış kişi muamelesi göreceği aşikarolan ve sonuçları itibarıyla aşağıda izah edildiği üzere masumiyet karinesinide ihlal eder mahiyette uygulamalara yol açabilen kuralın, demokratik toplumdagerekli olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Doğrudan amacı suçu önlemekolmayan boyalı su kullanılmasının aşağıda ayrıca incelenen, insan onurunuzedeleyen etkileri de gözetildiğinde, bu kanının güçlendiği anlaşılacaktır. Belirtilen olumsuz etkileri karşısında kuralın, toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkını kullanma ve hatta anayasal güvenceyi haiz bu tür eylemlereiştirak etme bakımından kişiler üzerinde caydırıcı etkisinin olacağı ve buyönüyle hakkının özünü zedeleyeceği açıktır.
Sonuç olarak,Boyalı su kullanılması suçu önlemeyi değil, suçluyu yakalamayı amaçlamaktadırve bu yasal amacı itibariyle Anayasal sınırlama nedenlerine aykırı düşmektedir.Kaldı ki bu yönden aykırı olmadığı düşünülse dahi, Anayasanın 13. maddesindekidiğer ölçütler bakımından değerlendirildiğinde, belirtilen amacı ve kuralınverdiği yetkiyle yapılacak uygulamaların ortaya çıkardığı sonuçlar karşısında,demokratik toplumda gerekli olmadığı anlaşıldığı gibi, ölçülü olmadığı dagörülmektedir.
3. Anayasanın38. Maddesi Yönünden İnceleme
Maddegerekçesinde açıklandığı üzere boyalı su, kanundışı olarak adlandırılantoplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması emrine uymayanlara karşı, suçişleyenleri tespit ve yakalama amacıyla üzerlerine su püskürtülmesi suretiyleuygulanacaktır. Su püskürtülmesi işlemi, doğası gereği hedef kişilerle sınırlıkalmayıp, civardakilere de isabete yol açabilecektir. Kanunda belirtilenbiçimde kullanıldığında, eylem yerinde veya civarında bulunduğu içinelbisesinde boyalı su kalıntısı bulunanlar polis tarafından yakalanarak,haklarında kanuna aykırı gösteri yapıldığı ve kamu görevlisine direnildiğisuçlamasıyla adli işlem yapılacaktır. Yakalanan kişiler bakımındanüzerlerindeki boyalı su, sadece toplantı ve gösteriye katıldığını değil, poliseeylemli biçimde ve fiziksel güç kullanarak direndiğine ilişkin maddi bir delilolarak kabul edilebilecek, en azından aksi ispatlanması çok zor olan yasal vefiili bir karine olarak anlaşılacaktır. Bu şekilde hakkında adli işlem yapılanzanlıyla ilgili olarak gerek soruşturma ve kovuşturma başlatmakla yetkili C. Savcısıve gerekse yargılayan hakimde ön yargı oluşturacak bir etki yaratması da arzuedilmeyen ve fakat bu işlemin doğal bir sonucudur.
Boyalı su,kişinin eylem sırasında orada olduğu dışında bir anlam ifade etmemesine karşın,kanun gerekçesinde ifade edildiği amaçla (suçlunun tespiti) kullanılmış olmasıve bu amacı yansıtan bir tutanak ile hakkında suçlamada bulunulduğunda,elbisesinde boya lekesi ile yakalanan kişinin, hakkında oluşacak bu yasalkarine karşısında suçlu olmadığını kanıtlama şansı en azından oldukçaazalacaktır. Bu durum masumiyet karinesiyle yakından ilgilidir. Anayasanın38/4. maddesi uyarınca, “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz.”
AnayasaMahkemesi bir kararında; masumiyet karinesinin hukuk devleti ilkesinin birgereği olduğunu ve bu karine gereği, “hakkında suç isnadı altında bulunankişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesisedilene kadar masum sayılması gerektiğini” ifade etmektedir (AYM 26 Aralık2013, 2013/133 E. – 2013/169 K.).
Adil yargılanmahakkının bir parçası olması nedeniyle Anayasanın 36. maddesiyle de ilgili olanbu ilke aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir. İspat yükünü değiştiren bazı karinelere dayanılmasısorun olmayabilir ise de kişinin suçlu olduğuna dair çürütülmesi mümkün olmayanmaddi ve hukuki karinelerin oluşturulması, masumiyet ilkesini ihlal edebilir(bkz. AİHM Salabiaku/Fransa, no 105/1983, 7.10,1988, par. 28-29; Osman Doğru-Atilla Nalbant, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar,Avrupa Konseyi-Yargıtay Başkanlığı, Ankara 2012, C.I, s. 642, 644).
Diğer taraftanmasumiyet karinesinin yargılayan mahkeme hakimine hitap eden yönü gereği;“hakim, isnat edilen suçu sanığın işlediği önyargısı ile başlamamalıdır.”(Yener Ünver/Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, C.I, s. 118.Benzer biçimde, ön yargı ile hareket edilmesi ve suçluluk karinelerinedayanılmasının masumiyet karinesinden yararlanma hakkını ihlal edeceği yönündebkz. Öztürk, Bahri (Editör), Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku,Ankara 2016, 10.B. s. 151). Hakime bu ön yargıyı oluşturacak yasal birkarinenin veya karine anlamına gelecek bir kuralın kabul edilmesi de masumiyetkarinesine aykırı düşecektir.
Suç isnat edilenkişinin yargılamasında ispat yükünü iddia makamından alıp sanığa yükleyen ya daisnadın aksini ispat etmesini imkansız kılan, güçleştiren veya yargılamamakamlarına ön yargı oluşturabilecek kanuni karinelerin konulması, masumiyetkarinesiyle bağdaşmaz. Yargılamada karineden yararlanılması, delillerindeğerlendirilmesiyle ilgilidir.
Delillerindeğerlendirilmesiyle ilgili diğer bir ilke, ‘şüpheden sanık yararlanır’(in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilke, suçlu olduğu şüpheli olan kişilerincezalandırılmaması esasına dayanmakta ve masumiyet karinesinin bir unsurunuoluşturmaktadır (Ünver/Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, C.I, s.117). Ceza yargılamasında Yargıtay da bu ilkeyi titizlikle uygulamakta veörneğin; “şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtancezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikleispat edilmesidir. … O halde mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil,her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır.” (CGK 17.11.2009,8-122/266) sözleriyle önemini ortaya koymaktadır.
AİHM, mahkumiyetkararı için karineye dayanan ve şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesini gözardıeden Avusturya ulusal mahkemesi kararının Sözleşmenin 6. maddesini ihlal ettiğisonucuna ulaşmıştır. AİHM trafik kazasına karışan araç sahibinin sürücü olaraksuçlandığı ceza davasında, mağdurun sürücüyü teşhis edememesi, hatta erkek veyakadın olduğunu dahi belirtememesine karşın ulusal mahkemenin, sanığın ifadevermeye reddetmesi ve genellikle aracın sürekli kullanıcısı durumunda olup olaygecesi de evde bulunmamasından hareketle, (kız kardeşinin de bazen aracıkullandığına dair dosyadaki bilgiyi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinigözardı ederek) ispat yükünü sanığa geçirip, masum olduğunu kanıtlayamayan sanığınsuçun faili olduğuna dair kabulünün masumiyet karinesini ihlal ettiğine kararvermiştir (bkz. Telfner/Avusturya, 20.3.2001, no 33501/96; Doğru/Nalbant, 2012,C.I, s. 644).
AnayasaMahkemesi de bir davada, azami yük ağırlığının aşılması nedeniyle göndereneidari para cezası öngören kuralın uygulanmasına ilişkin mahkeme kararında,kuralın ihlaliyle ilgili olarak gönderenin kastının araştırılmasına gerekgörülmeden, gönderen sıfatını taşımasını yeterli görerek, aksi ispatedilemeyecek bir karineden yararlanılmak suretiyle fiil ile fail arasında bağkurularak karar verilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğine kararvermiştir (AYM B. no 2014/3905, 19.4.2017, par. 32-34).
Bu anlamda,toplu gösteri sırasında boyalı su isabet edeni daha baştan damgalayıp suçlugibi yansıtarak, aleyhinde suçlu sayılmasını gerektirir bir karineoluşturabilecek bir yöntemin kullanılması hukuk devleti ilkesi bakımındanhakkaniyete aykırı düşeceği gibi, Anayasanın 38. maddesinde belirtilenmasumiyet karinesinden yararlanma hakkını ve dolayısıyla adil yargılanmahakkına ilişkin Anayasanın 36. maddesini ihlal etmektedir. Bu nedenle kuralıniptali gerektiği görüşündeyim.
B- 2911SAYILI KANUNUN 33. MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASININ (a) BENDİNDE YER ALAN VE 6638SAYILI KANUNUN 7. MADDESİYLE DEĞİŞİK “…VEYA KİMLİKLERİNİ GİZLEMEKAMACIYLA YÜZLERİNİ TAMAMEN VEYA KISMEN BEZ VE SAİR UNSURLARLA ÖRTEREK” İBARESİ
Kuraldakiibarenin yer aldığı cümlenin bağlamı şöyledir : “a) … taş, sopa, demir bilye vesapan … sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemekamacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez ve sair unsurlar örterek katılanlariki yıl altı aydan dört yıla kadar,
b) Yasadışıörgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret veamblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlarile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha,araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya sescihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar,
hapis cezası ilecezalandırılırlar.”
İptali istenenbu ibare ile, değişiklik gerekçesinde de açıklandığı üzere, yeni bir suç tipiihdas edilmiştir. Bu suçun maddi unsurunu; “kısmen de olsa kimliğini gizlemekamacıyla yüzü örterek toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmak” oluşturmaktadır.Manevi unsur ise genel kastı değil, ‘kimliğini gizleme amacını’ kapsayan,özel kastı gerektirmektedir. Suç, üzerinde aynı bentte sayılan cisimleritaşımakla ilgisi olmaksızın, başka deyişle üzerinde yasak hiçbir cisim olmadığıhalde salt kimliğini gizlemek amacıyla yüzü örtmekle oluşmaktadır.
Toplantı vegösteri yürüyüşüne katılanların yüzlerinin görünür biçimde olması şartı,kamusal alanda kişilerin kimliklerini görünür ve bilinir kılmaya zorlamasıdolayısıyla hem Anayasanın 34. maddesindeki hakkın kullanımına, hem deAnayasanın 17. maddesinde yer alan “maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı” ile 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğinemüdahale niteliğindedir. Bu Anayasanın 13. maddesi yönünden ayrıca, bumüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığının incelenmesigerekmektedir.
Anayasanın 17 ve20. maddelerinde bu konuyla ilgili özel sınırlama nedenleri öngörülmediğinden,sınırlamanın hakkın doğasından kaynaklanan nedenlerle ve kanunla yapılmasımümkündür. Anayasanın 34. maddesi yönünden ise, toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkının kullanılmasında şekil, şart ve usullerin kanunladüzenleneceği belirtilmektedir (Ay. 34/3). Hakka müdahale oluşturabileceksınırlamaların da aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen nedenlerle ve kanunlayapılması gerekmektedir.
Toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme ve bunlara iştirak etme hakkı, temel haklarınkorunup geliştirilmesi yönünden demokratik toplumlar için vazgeçilmez temelhaklardandır. Fakat, bu hakkın etkin bir biçimde kullanılabilmesi için kamudüzeninin korunması da gerekmektedir. Kalabalık insan gruplarının harekethalinde olduğu bu tür eylemler sırasında topluluğu hedef alan saldırılarolabilmekte veya suç örgütleri bu tür toplantıları provoke edebilmektedir. Bunedenle kamu düzeninin temini ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla, eylemlerekatılanların kimliklerini gizlemelerinin yasaklanması, demokratik toplumunkorunması adına gerekli görülebilir. Ancak bu sorunun çözümünde kuralda olduğugibi bir yöntemin benimsenmesi bazı anayasal sorunlara yol açabilmektedir.
Böyle bir kural,kamusal alanda yüzün örtülmesinin yasaklanması anlamını taşımaktadır. Budüzenleme, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve geliştirme ve özelhayatın gizliliği haklarını ihlal eder ve bu hakların özünü zedeler nitelikteolacaktır. Ayrıca böyle bir kural, (her ne kadar kimliğini gizleme amacı -özelkast- öngörülerek ceza yaptırımına uğramayacakları ileri sürülebilir ise de)dini inançları gereği yüzlerini kapatan kişilerin toplantı ve gösteri alanınagirmelerinin yasaklanmasıyla sonuçlanacaktır. Çünkü suçun oluşup oluşmadığıhususu adli mercide tartışılana kadar, kimliği belli olmayacak biçimde toplantıveya gösteri yerine girmek isteyenler alıkonacak veya alana girmişse,haklarında yasal işlem yapılacaktır. Kuralın bu anlam ve kapsamı ile sonuçlarınedeniyle 24. maddedeki din ve vicdan hürriyetini de sınırladığı görülmektedir.
Dolayısıyla,böyle bir yasak öngörülmüş olması, belirtilen anayasal hakların (m. 17/1, 20/1,24, 34) özünü zedeler nitelikte olduğu gibi, demokratik toplumda gerekliolmadığından Anayasanın 13. maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan,kural ile getirilen yasağın (kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kısmen de olsaörtme) ihlali nedeniyle iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.Yukarıda açıklanan gerekçe karşısında ayrıca gerekli olmamakla birlikte,konunun bu yönüyle de anlaşılması bakımından, yaptırım yönünden orantılılıkilkesine uygunluğun değerlendirilmesinde de yarar vardır.
Kural olarak suçpolitikası gereği bir fiilin ceza hukuku alanında düzenlenmesi ve yaptırımınınne olacağı konusu yasama organının yetkisi içerisindedir.
Fakat AnayasaMahkemesinin çoğu kararında belirtildiği üzere; “hukukdevleti ve ölçülülük ilkeleri gereğince bu yöndeki düzenlemelerde öngörülenyaptırım, insan onuruna aykırı bulunmamalı ve suçla yaptırım arasında birölçüsüzlüğe yol açmamalıdır. …“orantılılık” ise başvurulan önlem veulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmakistenen amaç arasında da makul bir dengenin bulunması zorunludur.” (bkz.AYM 29.3.2017, 2017/ 14 – 2017/83, par. 11-12; RG. 18.4.2017 – 30042)
Orantılılığındeğerlendirilmesinde elbette diğer fiillerin yaptırımı tek başına bir kıyasölçütü olarak kullanılamaz. Her fiilin koruduğu hukuki değer ve o değerinkorunmasına ilişkin toplumsal ihtiyacın gözetildiği suç ve ceza politikasıçerçevesinde yaptırım türü ve miktarı yasa koyucu tarafından belirlenmektedir.Bu açıdan yaptırım türü ve miktarının orantılılığı değerlendirilirken, korunandeğere yönelik yakın tehlikenin varlığı ve bunun demokratik toplum bakımındanönemi gözönünde bulundurulmalı, fakat aynı zamanda kıyas imkanı tanıyabilmesiiçin bazı suç tiplerinin yaptırımlarına da göz atılmalıdır.
Öncelikle,sınırlamanın kabahat yerine ceza hukuku yaptırımı ile karşılanmış olması,orantılılığı etkileyen bir tercihtir. Yasaklanan eylem, kimliğin gizlenmesiamacıyla yüzün kısmen de olsa kapatılmasıdır. Yüzü kapatma şeklindeki hareketbizatihi zarar verir veya tehlike doğurur nitelikte değildir. Bu nedenle geneltehlike yaratan bir suç tipi olduğunu söylemek güçtür. Fakat, yasa koyucu, butür olaylardaki fiili durumdan hareketle, kimliğini gizleyecek şekildeeylemlere iştirak eden kişilerin, suç işleme potansiyelini gözeterek böyle birsuç ihdas etmiştir. Buna karşın, bazı kişilerin katıldığı toplantı ve gösterieylemlerinin sosyal çevresi ve hatta iş çevresince bilinmesini istemeyebileceğive bunun da bir hak olarak görülmesi gerektiği ileri sürülebilir. Örneğin kenditercihi olmadığı halde böyle bir hakkı savunanlara destek amacıyla LGBTiçerikli bir gösteri yürüyüşüne katılan kişi, tanınmamak amacıyla yüzünükapatabilmelidir. Gerçekten normalde demokratik toplumlarda bu türdavranışların tolore edilmesi beklenilmelidir. Fakat, ülkede gösteriyürüyüşlerini kötüye kullanıp, göstericiler arasına katılarak suç örgütleriadına eylem yapma pratiğinin kimliğini gizlemeyi bir yöntem olarak belirlediğidurumda, bu yasağın ceza hukuku yaptırımı olarak öngörülmesine yöneliktoplumsal bir ihtiyacın bulunmadığı da söylenemez. Bu noktada, belirtilengerekçelerle yasa koyucunun bu tür fiillere kabahat yerine ceza hukukuyaptırımı öngörmüş olması orantısız bulunmayabilir. Fakat, toplantı ve gösteriyürüyüşü hakkını kullanmaktan caydırıcı etkisi karşısında yaptırım olarak adlipara cezası yerine hapis cezası öngörülmesinin bir orantı sorununa yolaçabileceğine değinmek gerekir. İkinci olarak, orantılılık ilkesi yönündenöngörülen yaptırım miktarının da değerlendirilmesi gerekir.
Diğer taraftan,6638 sayılı Kanunun 10. maddesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7.Maddesine eklenen 3. fıkra hükmüne göre; “Terörörgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde,kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldanbeş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir veşiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı,yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlindeverilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz.”
Görüldüğü üzere,terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerindekimliklerini gizlemek amacıyla yüzü kapatma eylemi 3713 sayılı Kanunun 7/3.maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 2911 sayılı Kanunun 33/1-amaddesinde yazılı olup iptali talep edilen kural, terör örgütüpropagandasına dönüştürülmeyen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinidüzenlemektedir. Bu tespit, yasaklanan eylemin kamu düzeni bozma ve suçişlenmesini önlemeye yönelik potansiyel tehlikesinin ne düzeyde olduğunuanlamak bakımından önemlidir. Zira yasa koyucuyu kuraldaki yasağı koymayazorlayan asıl neden, terör örgütlerinin faaliyetleri kapsamındaki kitleseleylemlerdir. Kuraldaki ceza miktarının orantılılığı incelenirken, bu durumundikkate alınması gerekmektedir.
Ceza miktarınınorantılılığını belirlemek için, 2911 sayılı Kanundaki diğer suçlar vecezalarına göz atmakta yarar bulunmaktadır:
Madde 28 –(Değişik: 23/1/2008-5728/422 md.)
Kanuna aykırıtoplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunlarınhareketlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suçteşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
Madde 30 – Yapılmaktaolan toplantı veya yürüyüşte huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla tehdit veyahakaret veya saldırı veya mukavemette bulunanlar veya başka bir suretle huzurve sükûnun bozulmasına sebebiyet verenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektirenayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis(...) cezası ile cezalandırılır.
Kanuna aykırıpropaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik
Madde 31 – Düzenlemekurulu başkanı ve en az altı üyesinin ad ve soyadları ile imzalarını taşımayan26 ncı maddede yazılı propaganda vasıtalarını hazırlayanlar, yazdıranlar,bastıranlar, propaganda maksadıyla kullananlar veya sair surette 26 ncımaddedeki yasak ve şartlara uymayanlar altı aydan bir yıla kadar hapis (...)(2) cezası ile cezalandırılır.
Bu propagandavasıtalarında halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik eder mahiyette yazı veyaresim veya işaret bulunursa veya bu maksatla başka araçlar kullanılmış olursa,fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirdefailleri bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis (...) cezası ilecezalandırılır.
Teşvik ve tahrikneticesi olarak suç işlenir veya suçun icrasına teşebbüs edilirse, fiil dahaağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde teşvik veyatahrikte bulunanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis (...) (2) cezası ilecezalandırılır.
Madde 32 –(Değişik: 22/7/2010 - 6008/1 md.)
Kanuna aykırıtoplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmendağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerinişlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranındaartırılarak hükmolunur.
Madde 33/1 -b) Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya buişaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerekkatılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz,resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerekveya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar, hapiscezasıyla cezalandırılırlar.
Görüldüğü üzereToplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda düzenlenen ve aslında aynı hukukideğeri korumaya çalışan diğer suç tiplerinde öngörülen yaptırımlar ile bu kuraldayasaklanan eylemin yaptırımı kıyaslandığında dahi orantısızlık açıkçaanlaşılmaktadır.
Bir ceza hukukunormunda öngörülen yaptırımın, konusu olan hukuki değeri korumaya elverişliolması ve ayrıca öngörülen cezanın da fiille orantılı bulunması gerekmektedir.Ceza yaptırımlarının fiille orantılı olması ilkesi 2 ve 13. maddelerden başka,Anayasanın 38. maddesinde düzenlenen ve kusur ilkesini barındıran ‘cezalarınşahsiliği ilkesi’nin de bir gereğidir (Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem,Türk Ceza Hukukuna Giriş, 6. B. İstanbul 2010, s. 44; İçel, Kayıhan/Donay,Süheyl, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Hukuku, Genel Kısım, 1. Kitap, BetaYy. İstanbul 2005, 4.B. s. 71). Anayasanın 38. madde gerekçesinde şahsilikilkesi açıklanırken; “Beşinci fıkra, ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu; yanifailden gayri kişilerin bir suç nedeniyle cezalandırılamayacağı hükmünügetirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayalı cezasorumluğu’ ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır” denilmektedir.Anayasa Mahkemesi de bir kararında, “Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan ve kusursuzsuç ve ceza olmaz ilkesini barındıran "cezaların şahsiliğiilkesi" gereğince kişilerin cezalandırılabilmesi için kusurlu birdavranışının bulunması gerekir.” ifadesiyle bu hususu vurgulamıştır (AYM2015/35 E.- 2015/40 K. 22.4.2015, RG. 23.5.2015-29364).
Kusur ilkesiaynı zamanda hukukun genel ilkeleri niteliğindedir (bkz; Özgenç, İzzet, TürkCeza Hukuku Genel Hükümler, 2016, 12. B. s. 668). Modern ceza hukuku,cezalandırmanın temelini kusura dayandırmakta ve kusur bulunmadığında kişinincezalandırılamayacağını kabul etmektedir. Kusur ilkesinin sonucu olarak,ceza yaptırımının da kusurla orantılı olması gerekir (İçel,Kayıhan/Donay, Süheyl, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Hukuku, Genel Kısım,1. Kitap, Beta Yy. İstanbul 2005, 4.B. s. 71; Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan, TürkCeza Hukuku Genel Hükümler, 2016, 9.B. s. 53).
Açıklanangerekçeler karşısında; yüzü kapatmanın yasaklanıp ceza yaptırımına bağlanmasışeklindeki müdahalenin, Anayasanın 17 ve 20. maddelerine aykırı olduğu, ayrıcacezanın türü ve miktarının da Anayasanın 13 ve 38. maddeleri yönünden orantısızolduğu vicdani kanaatine ulaşmam nedeniyle, kuralın iptali gerektiğidüşüncesindeyim.
C- 6638SAYILI KANUNUN 16. MADDESİYLE, 5442 SAYILI İL İDARESİ KANUNUNUN 66. MADDESİNİNBİRİNCİ FIKRASINA EKLENEN (İKİNCİ) CÜMLENİN İNCELENMESİ
İptal isteminekonu olan ek 2. cümleyi içeren 1. fıkra şöyledir : “İl genel kurulu veya idarekurulları yahut en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiyeistinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbikve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler,mahalli mülki amir tarafından Kabahatler Kanununun 32. maddesi hükmü uyarıncacezalandırılır. (Ek 2. cümle : 6638/m.16) Ancak, kamu düzenini vegüvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsalolayların baş göstermesi halinde vali tarafından kamu düzenini sağlamakamacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırıdavrananlar, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Böyle birdüzenlemenin, Anayasanın 38. maddesindeki; suç ve cezaların kanuniliği ilkesine(f. 1-3); “idare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyideuygulayamaz” kuralına (f.11) ve Anayasanın 7. maddesindeki, yasama yetkisinindevredilemezliği ilkesine uygunluğu yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kural öncelikle,kanunilik ilkesinin hukuk güvenliği, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik altilkeleri yönünden incelenmelidir.
AYM’nin çeşitlikararlarında belirtildiği üzere; hukuk devletinin önkoşullarından olan hukukigüvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, hukukibelirlilik ilkesi de kanun hükümlerinin şüpheye yer vermeyecek şekildeaçık, net, anlaşılabilir olmasını ve ayrıca kamu otoritelerinin keyfiuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (bkz. AYM9.2.2017, 2016/143 E.– 2017/23 K. par. 13; RG. 12.4.2017-30036). Hangi eyleminsuç oluşturduğunu içermeyen ceza normu hukuken öngörülebilir olmadığı gibi,yasak alanı belirleme yetkisinin idareye bırakılması durumunda, (yetkinin somutolayda keyfi kullanılıp kullanılmadığından bağımsız olarak) kişiler keyfidüzenlemelere karşı korunma imkanından mahrum kalmaktadır.
Kanunilik ilkesiyönünden buradaki ikinci hukuki sorun, kanunilik ilkesinin bir gereği olarak açıkceza normu düzenlenemeyeceğine, daha açık ifadeyle suç ve cezanınbelirlenmesinde idareye yetki verilemeyeceğine ilişkin alt ilkeye uygunluktur.Kabahatler ve disiplin hukukuna özgü istisnalar olmakla birlikte kanunilikilkesi gereği, ceza hukuku alanında suç ve ceza ihdasında kanun tekelniteliğindedir. İdarenin suç yaratması veya bir ceza hukuku yaptırımı öngörmesiya da idareye böyle bir yetkinin kanunla olsa dahi verilmesi, kanunilikilkesinin gereği olan ‘kanunun tekelciliği’ alt ilkesini ihlal etmektedir. Builkeye tarihsel bir tecrübeden sonra ulaşılmış olup, kişi özgürlüğüne yönelikmüdahalelerin biçimsel ve maddi yönden kanuna dayanması şartı öngörülerek,yürütmenin keyfiliği riskine karşı güvence oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu gerekliliğinbelli bir dönemdeki idari makamlara güven duyma veya duymama ile ilgisiolmayıp, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin bir sonucu olarak ortayaçıkmaktadır. Esasında anayasa hukuku ve ceza hukuku doktrininde kanunilikilkesinin kapsamı içerisinde görülen ve 1961 Anayasasında (m.33) olmayan buhusus, önemine binaen ve farklı bir boyutuyla 38. maddenin kanunilik ilkesiyleilgili ilk üç fıkrasından ayrıca, 11. fıkra ile de düzenlenmesi ihtiyacına yolaçmıştır.
Doktrindeki birgörüşe göre, kanunda suçun unsurları belirtilip, idareye verilen yetkiyeilişkin çerçeve kanunla belirlendiği takdirde, açık ceza normları yasamayetkisinin devredilmezliği (Ay. m.7) ve kanunilik ilkelerine aykırılıkoluşturmayacaktır. Fakat bu gerekçenin oluşturulmasında, Anayasanın 6.maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesindeki; “hiçbir kimse veya organkaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” hükmü gözardıedilmektedir. Çünkü Anayasanın, gerek temel hak ve hürriyetlerin ‘ancakkanunla’ sınırlandırılabileceğine ilişkin 13. ve KHK çıkarma yasağı öngören91/1. maddeleri ve gerekse 38. maddenin 1-3 ve 11. fıkraları uyarınca,özgürlüğü kısıtlayıcı niteliği bulunan suç ve ceza normunun oluşturulması veyauygulanmasında idareye yetki verilmesi yasaklanmış bulunulmaktadır.Dolayısıyla, çerçevesi çizildiğinde dahi, içeriğini idari makamın dolduracağıbir yetki, bu konudaki kanunun tekelliği ilkesini ortadankaldırmaktadır.
Doktrinde açıkceza normu sorunu hakkındaki ağırlıklı görüş, suç ve cezaların kanuniliğiilkesi uyarınca, genel çerçevesi kanunla çizilmiş olsa dahi, suç öğelerindenbirinin içini idarenin dolduracağı biçimde öngörülmesinin, suç ve cezalarınkanuniliği ve yasama yetkisinin devredilemezliği ilkelerine aykırı düşeceğiyönündedir (bkz. İçel, Kayıhan/Donay, Süheyl, Karşılaştırmalı ve UygulamalıCeza Hukuku, Genel Kısım, 1. Kitap, İstanbul 2005, 4.B. s. 112; Artuk,Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6.B. Ankara2012, s. 120 vd.; Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12.B. Ankara2016, s. 109 vd.; Özbek, V. Özer/Doğan, Koray/Bacaksız, Pınar/Tepe, İlker, TürkCeza Hukuku Genel Hükümler, 7.B. Ankara 2016, s. 81; Centel, Nur/Zafer,Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 6. B. İstanbul 2010, s. 62;Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2016, 9.B. s.67).
AnayasaMahkemesinin bu konudaki ilk kararları, açık ceza normlarının kanunilik veyasama yetkisinin devredilemezliği ilkelerine aykırı olmayacağı yönündeolmuştur. Mahkemenin 1962 – 198/11 E/K sayılı; 1963- 4/71 E/K sayılı ve 765sayılı mülga TCK’nın “yetkili merciin emirlerine itaatsizlik” başlıklı 526.maddesiyle ilgili 1973 – 12/24 E/K sayılı kararlarında, idareye verilenyetkinin çerçevesinin çizilmiş olması ve suç öğelerinin belirlendiği durumdayasama yetkisinin devredildiğinden söz edilemeyeceği ve kanunilik ilkesineaykırılığın oluşmayacağı görüşüyle iptal talebi reddedilmiştir. Benzer biçimde,2011/164 E. – 2012/168 K. sayılı kararda 2004 sayılı İİK’nın 304/3. maddesindebrüt asgari ücret miktarının suç öğesi olarak düzenlenmiş olmasınınbelirsizliğe yol açmadığı belirtilerek, kanunilik ilkesine aykırılıkbulunmadığı kabul edilmiştir.
Buna karşın,Anayasa Mahkemesinin 27.9.1994 tarih ve 1993/43 E. – 1994/72 sayılı kararında,1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'un 27. maddesinde yer alan"...İthalat ve ihracat rejimi kararlarıyla..." ibaresi incelenmiş vesuç öğeleri ile ceza tür ve miktarının belirlenmesi nedeniyle belirsiz olduğununsöylenemeyeceği, fakat, eylemin suç oluşunun, Bakanlar Kurulunun ithalatınyasaklanması kararına bağlanmış olmasının Anayasanın 38. maddesinde düzenlenenkanunilik ilkesine ve ayrıca 7. maddedeki yasama yetkisinin devredilemezliğiilkesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle ‘ithalat’ sözcüğünün iptaline kararverilmiştir. Mahkemenin 1918 sayılı Kanunun 25/2. maddesine ilişkin 6.7.1993tarih ve 1993 – 5/25 E/K sayılı kararı da aynı gerekçelerle iptal yönündesonuçlanmıştır. Yine Mahkemenin 11.4.2012 tarihli ve 2011/18 E. – 2012/53 K.sayılı kararında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanununun 65.maddesinde, Koruma Kurullarınca belirlenen şartlara aykırı izinsiz inşaifaaliyet ve fiziki müdahale yapılması yaptırıma bağlanmış olduğundan, hangi müdahaleninsuç oluşturacağını belirleme yetkisinin idari kurul yetkisine bırakılmış olmasınedeniyle Anayasanın 2 ve 38. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle kuralıniptali sonucuna ulaşılmıştır. Anaysa Mahkemesi KHK ile suç hükmü konulamayacağıyönünde de kararlar vermiştir (bkz. AYM 3.1.2008, 2005/15 E. – 2008/2 K.; AYM2.3.2004, 2002/92 E. – 2004/25).
AnayasaMahkemesinin 7.7.2011 tarihli ve 2010/69 E.-2011/116 sayılı kararında, 5237sayılı TCK’nın 297. maddesinin 2. fıkrasındaki; “yasaklanmış eşyayı, bu yasağıbilerek, infaz kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanankişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüincelenmiş ve kuralda ‘yasaklanmış eşya’nın ne olduğunu belirleme yetkisininidareye verilmiş olmasının kanunilik ve yasama yetkisinin devredilmezliğiilkelerine aykırı olduğu belirtilerek iptal kararı verilmiştir.
Açık ceza normusorununu daha önce iptale konu olan bir kural üzerinden inceleyebiliriz.Anayasa Mahkemesi, cezaevi idaresinin yasaklama kararıyla içeriği belirlenenyasağı ihlal edenin cezalandırılmasını öngören TCK’nın 297. maddenin 2.fıkrasını belirtilen (Anayasanın 7 ve 38. maddelerine aykırı olduğuna ilişkin)gerekçelerle iptal etmiştir (AYM 7.7.2011, 2010/69 E.-2011/116). Anılan 297.maddenin 1. fıkrasında, ceza infaz kurumu veya tutukevine sokulması suç sayılansilah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracınınsokulması yasaklanıp cezalandırılmaktadır. İkinci fıkrada ise; “birinci fıkradasayılanların dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veyatutukevine sokulması yasaklanmış eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumuna veyatutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü yer almaktaydı. Elbette, infaz kurumuve tutukevine hangi nesnenin girip girmeyeceği hususu, kanunlar çerçevesindeidare tarafından belirlenebilmelidir. Fakat, sorun bunların yaptırımının hangidüzeyde (kabahat – disiplin hukuku ya da ceza hukuku) öngörüleceği ileilgilidir. Nitekim ikinci fıkranın iptalinden sonra anılan hüküm yeniden ve tamolarak (açık norma yer vermeden) düzenlenerek; firarı kolaylaştıran aletlerin,alkolün, saldırı ve savunma araçları ile yangın çıkarmaya yarayabilecekmalzemenin, ses ve görüntü almaya yarayan araçların, suç örgütlerinin amblem,afiş ve örgütsel haberleşme araçlarının cezaevine sokulması suç olaraköngörülmüştür. Ayrıca, bu iptal kararı ile cezaevi idaresi bir idari zafiyetedüşmemiş, ceza hukuku alanına alınmaması gereken diğer yasak cisimlerinbulundurulmasına ilişkin fiiller, cezaevi disiplin hukuku kapsamında kalmıştır.Böylece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile ceza hukukunun son çare(ultima ratio) olma niteliğine (bu konuda bkz. Karsai, Kirizstina, Avrupa CezaHukukunda Ultima Ratio ve Katmanlı Yetki, CHKD C.32, S.1, s. 313 vd.) uygunbiçimde, idarenin kabahat veya disiplin yaptırımı kapsamında kalabilecek bazıeylemleri ceza hukuku alanına dahil etmesi önlenmiş, özgürlük ve hukukigüvenlik hakkı güvenceye kavuşturulmuş, bireylerin hukuk düzenine güvenduymasına ve hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesine katkı sağlanmıştır.
İncelenenkuralda da tipik bir açık ceza normu söz konusudur. Kurala göre; “valitarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunankarar ve tedbirlere aykırı davrananlar” üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılmaktadır. Daha önce iptal edilen TCK’nın 297/2. maddesindeolduğu gibi, burada da hangi fiilin yasaklanacağı ve ceza yaptırımına konu teşkiledeceği hususu idari merciin takdirine bırakılmıştır. Böylece, suç ve cezalarınihdasında kanunun tekelciliği ilkesi ve dolayısıyla Anayasada güvenceyebağlanan kanunilik ile yasama yetkisinin devredilemezliği ilkelerine (Anayasam. 7, 38/1,2,3,11) aykırılık gerçekleşmiş olduğundan, kuralın iptali gerektiğigörüşündeyim.
Yukarıdaaçıkladığım hukuki gerekçeler nedeniyle, belirtilen üç konuda Mahkememiz sayınçoğunluğundan farklı görüşle oy kullanmış bulunmaktayım.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN