ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2015/46
Karar Sayısı : 2017/130
Karar Tarihi : 26.7.2017
R.G. Tarih-Sayısı : 3.10.2017-30199
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük MilletMeclisi Üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY ve Levent GÖK ile birlikte 121milletvekili.
İPTAL DAVASININ KONUSU: 4.2.2015 tarihli ve6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un;
A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213sayılı Maden Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “YetkilendirilmişTüzel Kişiler” tanımının,
B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7.maddesinin on beşinci fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…”ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere aitdiğer…” ibaresinin,
C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14.maddesinin on yedinci fıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımının…”ibaresinin,
D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılıKanun’un 30. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin,
2. Üçüncü fıkrasının,
E. 27. maddesinin
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 10., 13., 17., 49., 90., 135.ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinindurdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
İptali talep edilen kuralların yer aldığı 6592 sayılı Kanun’un;
1. 2. maddesi ile 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birincifıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” tanımı şöyledir:
“Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler: (Ek: 4/2/2015-6592/2 md.)Genel Müdürlükçe yetkilendirilen, bu Kanun kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesigereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlamaya yetkili, şirkethisselerinin yarısından fazlasının sahibinin mühendis olduğu ya da bünyesindenitelik ve nicelikleri yönetmelikle belirlenen mühendisler çalıştıran madenarama ruhsat sahibi veya işletmesi olan tüzel kişiler.”
2. 4. maddesi ile ibare eklenen 3213 sayılı Kanun’un 7.maddesinin on beşinci fıkrası şöyledir:
“(Değişik fıkra: 10/6/2010-5995/3 md.) Madencilik faaliyetleriile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj,enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatlarıgibi kamu yararı niteliği taşıyan veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer yatırımlarınbirbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi,yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilikfaaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir.”
3. 10. maddesi ile ibare değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 14.maddesinin on yedinci fıkrası şöyledir:
“Kamu kurum ve kuruluşlarınca yol, köprü, baraj, gölet, limangibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimiiçin Bakanlıkça ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına izin verilir. Üretimyapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamu yatırımının ihtiyacıolan üretim madencilik faaliyetlerine engel olmayacak ve kaynak kaybına yolaçmayacak şekilde yapılır. Bu izinler çerçevesinde yapılacak üretimden Devlethakkı alınmaz ve izinler proje süresini aşamaz. (Ek cümleler: 4/2/2015 –6592/10 md.) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında Yap-İşlet-Devretmodeli ile yapılan kamu yatırımları için, ihale sözleşmelerinde hammadde teminsorumluluğunun görevli şirket yükümlülüğüne bırakılması hâlinde hammadde üretimizni sözleşme konusu işte kullanılmak ve proje süresiyle sınırlı olmak üzeregörevli şirkete de verilir. Bu durumda kullanılan hammaddenin ocak başı satışfiyatı üzerinden ihaleyi alandan her yıl haziran ayı sonuna kadar Devlet hakkıile aynı grupta bulunan işletme ruhsatlarından alınan ruhsat bedelinin %30’uoranında çevre ile uyum planı çalışmalarını temin etmek üzere her yıl ocakayının sonuna kadar teminat alınır. Devlet hakkı ve teminatın eksik yatırılmasıveya hiç yatırılmaması hâlinde 20.000 TL idari para cezası verilir ve üç ayiçinde tamamlanması istenir. Aksi hâlde üretim faaliyeti durdurulur.”
4. 15. maddesi ile değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30.maddesi şöyledir:
“İhale
MADDE 30: (Değişik: 4/2/2015-6592/15 md.)
“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veyataksir edilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındakiyeni alanlar ihale yolu ile ruhsatlandırılır. İhale ilanı ResmîGazete’de yayımlanır.
İhale bedeli işletme ruhsat taban bedelinden az olamaz.
Maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü,istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarakşartnamelerde açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içerenihaleler yapılabilir. Bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarakihaleye katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli vesüresi, üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlarşartnameler ile belirlenebilir.
Ruhsat sahaları arasında tek başına madencilik yapılamayacakbüyüklükteki alanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleriarasında ihale edilir. İhalelik durumda olan ve madencilik yapılabilmesi içinuygun büyüklükte olmayan sahalar, çevresindeki ruhsatsız alanlar veya diğerihalelik sahalarla birleştirilerek ihale edilir.
Havza madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmakamacıyla yeni oluşturulan alanlar ile herhangi bir sebeple hükümden düşmüş,terk edilmiş veya taksir edilmiş sahalar, alan sınırlamasına bakılmaksızınbirleştirilerek ihale edilebilir. Bu şekilde ihale edilen sahalarınruhsatlandırılmasında 16 ncı maddedeki alan sınırlaması aranmaz.
Mülga 6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan vebu Kanuna göre ruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarındayeni bir maden bulunması hâlinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsatsahipleri arasında ihale edilerek ruhsatlandırılır.
Sahaların ihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye gelirkaydedilir. Bu Kanun kapsamındaki iş ve işlemler için ihtiyaç duyulan ödeneklerBakanlık bütçesinde öngörülür.”
5. 27. maddesi şöyledir:
“19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 9. maddesinin birincifıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, ErdalTERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve RıdvanGÜLEÇ’in katılmalarıyla 13.5.2015 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında kararabağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Abuzer YAZICIOĞLUtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 2. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 3. MaddesininBirinci Fıkrasına Eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” Tanımınınİncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
3. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla, maden alanındaçalışan mühendislerin gerçek kişi olarak mesleklerini serbestçe yapmalarınınengellendiği, çalışma hakkının anayasal dayanaktan yoksun, sebepsiz ve ölçüsüzbir biçimde kısıtlandığı, bireyler karşısında tüzel kişilere eşitlik ilkesinizedeleyecek ölçüde imtiyaz tanındığı, anayasal güvence altında olan TürkMühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görev ve yetki alanına müdahale edildiği,madenlerin devletin hüküm ve tasarrufunda olması nedeniyle denetim yetkisininyetkilendirilmiş tüzel kişilere devri anlamına gelen düzenlemenin devletindenetim hakkını bütünüyle ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nınBaşlangıç’ı ile 5., 10., 13., 49., 135 ve 168. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. Dava konusu kuralda yetkilendirilmiş tüzel kişiler GenelMüdürlükçe yetkilendirilen, bu Kanun kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesigereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlamaya yetkili, şirkethisselerinin yarısından fazlasının sahibinin mühendis olduğu ya da bünyesindenitelik ve nicelikleri yönetmelikle belirlenen mühendisler çalıştıran madenarama ruhsat sahibi veya işletmesi olan tüzel kişiler olarak tanımlanmıştır.
5. Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı veödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışmahayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayıdesteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak veçalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmektedir.Ayrıca madde metninde bu hakla ilgili olarak özel bir kısıtlama nedenine yerverilmese de diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi Anayasa’nın 13.maddesi kapsamında sınırlanabilir bir hak olduğuna şüphe bulunmamaktadır.
6. Anayasa'nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilerek genel sınırlamaölçüleri belirlenmiştir. Sınırlamada dikkat edilmesi gereken husus,sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve demokratik toplumda gerekli ve ölçülüolmasıdır.
7. Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabii servetler vekaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması veişletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçekve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama veişletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudangerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Budurumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacakgözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir.Buna göre tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranmasıve işletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzelkişilerin uyacaklarıkoşulların, devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ileyaptırımların kanunda düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca anılan maddede kanunkoyucuya, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusundadüzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyikullanırken kamu yararı amacını gözetmenin yanı sıra Anayasa’nın ilgili diğerilkelerine de uymak zorundadır.
8. Madencilik faaliyeti sürecinde Genel Müdürlüğe sunulmasızorunlu olan “rapor, proje ve her türlü teknik belge”, 6592 sayılı Kanundeğişikliği öncesinde konusunda uzman serbest mühendisler tarafındanhazırlanmakta ve sorumluluğun da belgeyi hazırlayana ait olduğu kabuledilmekteydi. Yeni düzenleme ile bu belgeleri hazırlama yetkisi,yetkilendirilmiş tüzel kişilere verilmiştir. Kanun koyucunun dava konusukuralı, madencilik sektörünün kendine özgü niteliğinden kaynaklananihtiyaç nedeniyle ve devletin madencilik faaliyetlerinin etkin, verimli,güvenli ve sürdürülebilir nitelikte yürütülmesi amacıyla düzenlediği anlaşılmaktadır.Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisikapsamındadır. Somut düzenlemenin belirtilen amacı etkin bir şekildegerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme iseanayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.
9. Yeni düzenleme kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesigereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlama görev ve yetkisiyetkilendirilmiş tüzel kişilere verilse de belirtilen işler tüzel kişilikbünyesindeki veya tüzel kişilikle anlaşmalı gerçek kişiler tarafındanyapılacaktır. Diğer bir ifadeyle gerçek kişi mühendisler, ancakyetkilendirilmiş tüzel kişiler gözetiminde anılan işleri yapmaya devametmektedirler. Dolayısıyla dava konusu kural, madencilik faaliyeti ile ilgilimühendislerin çalışma hakkına yönelik bir sınırlama getirse de mühendislerin,gerçek kişi olarak çalışabilme imkânını tamamen ortadan kaldırmamaktadır.Devletin, madenler üzerindeki tasarruf ve denetim yetkisi kapsamında kamuyararını da gözeterek tedbirler alması karşısında çalışma hakkına yönelikmevcut sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.
10.Öte yandan yetkilendirilmiş tüzel kişiler için Kanun’dabelirlenen görev ve sorumluluklar, madencilik faaliyetinin gözetim ve denetiminiteliğinde olmayıp uzmanlaşmış ve kurumsallaşmış yapısıyla daha etkin, verimlive kaliteli hazırlanması beklenen rapor, proje ve teknik belgelerle GenelMüdürlüğün denetim ve gözetim faaliyetine destek olma ve kolaylaştırma işlevi görmektedir.Bu yönüyle yetkilendirilmiş tüzel kişiler için Kanun’da tanımlanan görev vesorumluluklar, icrai sonuç doğuran nitelikte olmadığı gibi Anayasa’nın 168.maddesindeki devletin gözetim ve denetim sorumluluğunu da ortadankaldırmamaktadır. Ayrıca, madencilik faaliyetlerinin kontrol ve denetiminidüzenleyen 3213 sayılı Kanun’un 11. maddesi de gözetildiğinde iş sağlığı vegüvenliği alanlarının devletin denetiminde olduğu izahtan varestedir.
11.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 49. ve 168.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
12.Kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı, 5., 10. ve 135. maddeleriylebir ilgisi görülmemiştir.
B.Kanun’un 4. Maddesiyle, 3213 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin OnBeşinci Fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” İbaresindenSonra Gelmek Üzere Eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…”İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
13.Dava dilekçesinde özetle dava konusu ibarenin yer aldığıfıkrada kamu yatırımları ile madencilik faaliyetinin çakışması ve birbirineengel olması durumunda, Kurul’a kamu yararını gözeterek tercih yapma yetkisiverildiği; dava konusu ibareyle bu kapsam genişletilerek gerçek/tüzel kişilereait diğer yatırımların madencilik faaliyeti ile çakışması durumunda da Kurul’unaynı yetki ile donatıldığı, kamu kurumu olmayan yatırımcı karşısında madencilikfaaliyeti yürüten ruhsat sahiplerinin kazanılmış haklarının gözardı edildiği veruhsat güvencesini ortadan kaldırdığı, özellikle madencilik faaliyeti ileilgili yasal düzenlemelerin kamu yararı esas alınarak yapılması gerektiği fakatyeni düzenleme ile kamu yararına aykırı biçimde bireysel menfaatin öneçıkarıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
14.6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 168.maddesi yönünden de incelenmiştir.
15.Dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada madencilik faaliyetleriile devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj,enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatlarıgibi kamu yararı niteliği taşıyan veya gerçek/tüzel kişilere ait diğeryatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamazhâle gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda,madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili kararın, Kurul tarafından verileceğiöngörülmektedir. Dava konusu ibare, kuralda yer alan “...veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer ...” ibaresidir.
16.Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukukdevleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygunolan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, heralanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlısayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
17.Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise kanunların kamuyararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kimikararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortayakonulmuştur. Buna göre kamu yararı kavramı genel bir ifadeyle bireysel, özelçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bubağlamda kanun koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimikurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal ihtiyaçları karşılama, kişive toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapma, toplumdakideğişikliklere uygun olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren,etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyleortadan kaldıran işlemlerde bulunma yetkisi kanun koyucunun aynı zamanda birgörevidir.
18.Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararınıgerçekleştirme hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’yauygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacıngözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanununkamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsakanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir.
19.Diğer taraftan hukuk devleti ilkesinin gereği olan kazanılmışhaklara saygı, aynı zamanda hukukun genel ilkelerinden birini oluşturmaktadır.Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak bir haksağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlariçin doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesiiçin bu hakkın yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilenelde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak kişinin bulunduğu statüdendoğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Birstatüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar kazanılmış hak niteliğindekabul edilemez.
20.Anayasa’nın 168. maddesinde kanun koyucuya, toplumsalihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda düzenleme yapmayetkisi verilmektedir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyi kullanırken kamu yararıamacını gütmek ve Anayasa'nın ilgili diğer kurallarına da uymakzorundadır.
21.Bu kapsamda, madencilik faaliyeti ile kamu kurumlarına veyagerçek/tüzel kişilere ait yatırımların birbirini engellemesi durumundayatırımlar arasında tercih yapılabilmesi yönteminin kanunla düzenlemesi birihtiyaçtan doğmakta ve Anayasa’nın 168. maddesinde bunu engelleyen bir hükümbulunmamaktadır.
22.Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan madencilik faaliyetikarşısında, gerçek/tüzel kişiye ait herhangi bir yatırımdaki “kamuyararı” değerlendirmesi tartışmaya açık olmakla birlikte özelyatırımların kamu yararından tamamen uzak veya ilgisiz olduğu söylenemez.Dünyada kamu dışı yatırımların toplumlara etkisi, çevresel ve ekonomikfaktörlerle ortaya çıkan yeni yatırım alanları ve ülkenin tarım politikalarıkapsamında eskiden beri korunan özel yatırım türleri, kamu yatırımlarınaalternatif olarak karşımıza çıkabilmektedir. Yine madencilik faaliyetininherhangi bir yatırım karşısında durdurulması, bulunduğu yerde üretilen madendentamamen vazgeçme anlamını da taşımamaktadır. Madencilik faaliyeti, diğeryatırım sonrasında tekrar değerlendirilebilir ve ekonomiye kazandırılabilir.
23.Dolayısıyla dava konusu kuralın değişen şartlara daha çabukuyum sağlayabilmek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmakta, söz konusu düzenlemeninkamu yararı dışında özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehinegetirildiği sonucuna ulaşılmamaktadır. Bu konuda yapılacak değişikliklerle kamuyararının hangi ölçüde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek iseyerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusudışında kalmaktadır.
24.Öte yandan dava konusu kuralda ve devam eden fıkralarda,Kurul’un “kamu yararı” niteliğinde kabul edilen kararını Kanun’dabelirtilen kurallar çerçevesinde ve yargı denetimine açık olarak vereceği,madencilik faaliyeti ile diğer yatırımlar arasında tercih yapmadan önce asgaridüzeyde araştırılması gereken konuların Kanun’da belirlendiği anlaşılmaktadır.
25.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 168. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
C. Kanun’un 10. Maddesiyle, 3213 Sayılı Kanun’un 14. Maddesinin OnYedinci Fıkrasında Değiştirilen “…kamu yatırımının…” İbaresininİncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
26.Dava dilekçesinde özetle dava konusu ibarenin yer aldığıfıkrada; kamu kurumlarının yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerinininşasında kullanılacak hammaddelerin üretimi için tanınan muafiyetin 3996sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli ÇerçevesindeYaptırılması Hakkında Kanun kapsamında yap-işlet-devret modeli ile yatırımyapan özel sektöre ve yabancı şirketlere de tanındığı, böylece ruhsatmükellefiyeti altında madencilik faaliyeti yapan diğer kişilere karşı eşitsiz birdurum oluştuğu, nitekim ruhsat bedeli ödeyerek madencilik faaliyeti yürüten birmüteşebbis ile yap-işlet-devret modeli yatırım yaparak muafiyetten yararlananyabancı veya özel şirketin imkânlarının eşit olmayacağı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
27.6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
28.Dava konusu ibarenin yer aldığı fıkrada devlet hakkı ile ilgilimuafiyetlerin bir kısmı düzenlenerek; kamu kurum ve kuruluşlarınca yol,köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı veinşaat hammaddelerinin üretimi için Bakanlıkça ilgili kamu kurum ve kuruluşunaizin verileceği, üretim yapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamuyatırımının ihtiyacı olan üretimin madencilik faaliyetlerine engel olmayacak vekaynak kaybına yol açmayacak şekilde yapılacağı, bu izinler çerçevesindeyapılacak olan üretimden devlet hakkı alınmayacağı ve izinlerin proje süresiniaşamayacağı öngörülmektedir.
29.Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemlerihukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devletorganlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargıdenetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği isekanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır.
30.Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması,genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesihukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir. Fakat bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı,hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercihsorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan, bu kapsamda kamu yararıdeğerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.
31.Anayasa, kanun koyucuya toplumsal ihtiyaçlar doğrultusundamadencilik alanında düzenleme yapma yetkisi vermektedir. Ancak, kanun koyucu buyetkiyi kullanırken kamu yararı amacını gütmek ve Anayasa'nın ilgili diğerkurallarına da uymak zorundadır.
32.Dava konusu ibarenin bulunduğu kuralla, daha önce sadece kamukurumlarının bir kısım yatırımları için tanınan yapı ve inşaat hammaddesikullanım izninin kamu yatırımı kapsamında çalışan özel hukuk kişilerini deiçine alacak şekilde genişletilerek uygulamadaki aksaklıkların giderilipsorumluların doğrudan belirlenmesinin ve ihalelere girecek şirketlerinteşvik edilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
33.Hammadde üretim izninin verildiği maden türünün, sadece “yapıve inşaat hammaddesi” olması, üretilecek hammaddenin yatırım dışındakullanılmasına izin verilmemesi, izin süresinin proje süresiylesınırlandırılmış olması ve izin verilen alanda yapı ve inşaat hammaddesidışında üretilebilecek madenlerle ilgili tedbirlerin öngörülmesi de, düzenlemeylekamu yatırımlarının desteklenmesinin hedeflendiğini göstermektedir.
34.Dava konusu kuralın, hammaddeden yararlanma sürecinde yaşananaksaklıkların giderilmesi, gerçek sorumluların belirlenmesi amacıylaöngörüldüğü, kamu yatırımları esas alınarak ölçü ve sınırlarının kanunlabelirlendiği anlaşılmakta; söz konusu düzenlemenin kamu yararı dışında özelçıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucunaulaşılamamaktadır. Bu konuda yapılacak değişikliklerle kamu yararının hangi ölçüdegerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamındaolup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalmaktadır.
35.Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi, hukuksaldurumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksaleşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerinyasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasınıve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişive topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklariçin değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlaraynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’daöngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
36.Dava konusu düzenlemenin, 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılansözleşmelere konu “yap-işlet-devret modeli”yatırımlarla ilgili olmadığı,sadece “yap-işlet-devret modeli” yatırıma konu olabilecek kamuyatırımlarının diğer ihale usulleriyle özel kişilere yaptırılmasıyla ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Kamu yatırımını üstlenen özel kişilerle idare arasında3996 sayılı Kanun kapsamında bir sözleşme söz konusu olduğunda “ham maddeüretim izni”nin her türlü yükümlülükten muaf olarak verilmediği, normalbedellerin %30’u oranında devlet hakkı ve teminat öngörülerek kısmi muafiyetsağlandığı, fıkranın devamındaki ek cümlelerde yer almaktadır.
37.Bu kapsamda dava konusu ibarenin 3996 sayılı Kanun kapsamındayapılan yap-işlet-devret sözleşmeleriyle ilgisinin olmadığı, yap-işlet-devretmodeli yatırım türlerinin 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhaleKanunu’nda düzenlenen genel ihale mevzuatı uyarınca üstlenilmesi ve idareninihale şartnamesinde hammadde temin sorumluluğunu ihaleyi kazanan tarafayüklemesi durumunda uygulanma kabiliyetinin olduğu görülmektedir.
38.Dolayısıyla dava konusu kural kapsamında, proje süresi vealanı ile sınırlı olarak sadece yapı ve inşaat hammaddelerinin kamu yatırımındakullanılması imtiyazını elde eden ihale yüklenicisi ile madencilik faaliyetiyürüten müteşebbis aynı konumda olmadıklarından eşitlik ilkesine aykırılıkbulunmamaktadır.
39.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
D. Kanun’un 15. Maddesiyle Değiştirilen 3213 Sayılı Kanun’un 30.Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin ve Üçüncü Fıkrasınınİncelenmesi
1. İptal Taleplerinin Gerekçesi
40.Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralın yer aldığı birincifıkrada, ihale işlemlerine ilişkin düzenleme yapılmasına rağmen ihalenin hangimevzuata göre yapılacağını gösteren kuralların bulunmadığı, yine dava konusuüçüncü fıkrada şartlı ihalelerde hazırlanacak şartnamelerle ilgili açıkhükümler getirmek yerine idareye keyfî olarak ihale yapma yetkisi tanıyan birdüzenleme yapıldığı, böylece devletin madenler üzerindeki hüküm ve tasarrufununortadan kaldırıldığı ve hukuki belirsizlik oluştuğu belirtilerek kurallarınAnayasa’nın 2. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
41.6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
42.Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasının dava konusu birincicümlesinde herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksiredilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındaki yenialanların ihale yolu ile ruhsatlandırılacağı; dava konusu üçüncü fıkrasında isemaden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam,yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerdeaçıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihalelerinyapılabileceği, bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleyekatılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi,üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlarınşartnameler ile belirlenebileceği öngörülmektedir.
43.Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
44.Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenliklebağlantılı olup birey yasadan belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem veolguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Bireyancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarınıayarlar. Hukuk güvenliği normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerdebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
45.Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmektedir. Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi uyarınca kanunkoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetkivermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmamasıgerekir. Kanun ile yetkilendirme, Anayasa’nın öngördüğü biçimde kanun iledüzenleme anlamına gelmez. Kanun koyucu gerektiğinde sınırlarını belirlemekkoşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Bu bağlamda sıksık değişik önlemler alınmasına veya bunların kaldırılmasına gerek görülenekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar saptandıktan sonraayrıntıların düzenlenmesinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin devri olaraknitelendirilemez.
46.Anayasa’nın 168. maddesinde ise kanun koyucuya, toplumsalihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda düzenleme yapmayetkisi verilmektedir. Bu kapsamda kanun koyucu, gerektiğinde sınırlarınıbelirlemek koşuluyla özel bir uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren konularındüzenlenmesini idareye bırakabilir.
47.Dava konusu kuralların yer aldığı maddede, ihale işlemlerineilişkin kuralların maden sektörüne özgü kısımları düzenlenmektedir. Dava konusukurallarla, madenlerin üretiminin devletin denetim ve kontrolünde üçüncükişilere yaptırılması yöntemi istisnalar olmakla birlikte “ihale usulü”olarak benimsenmekte ve madencilik faaliyetlerindeki ihale usullerinindetaylarına yer verilmektedir. Madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaolduğu dikkate alındığında, madenlerle ilgili ihale usullerinin 2886 sayılıKanun’a göre yapılacağında ve genel ilkelerin burada yer aldığında şüphebulunmamaktadır. Ancak madencilik faaliyetlerinde, ihale ve ruhsatlandırmaişlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak idare tarafından yapılacak olandeğerlendirmeler, madencilik faaliyetinin ve diğer yatırımların durumuna görefarklılık gösteren nitelikte olup özel bir uzmanlık ve teknik bilgi gerektirmektedir.Bundan dolayı, madencilik faaliyetinin farklı özelliği ve ortaya çıkan özeluygulamalar nedeniyle genel düzenlemelerden farklı olarak Maden Kanunu’nda bunailişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu şekildeki düzenlemeler ise anayasalsınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.
48.Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasında belirtilen şartlı ihaleyapılmasında ve buna bağlı olarak hazırlanacak ihale şartnameleri ile ilgilidüzenlemede de maden ihalelerine özgü hususlar yer almaktadır. İhaleşartnameleriyle ilgili asıl düzenleme, 2886 sayılı Kanunun 7. maddesinde genelhatlarıyla belirlenmiş maden ihaleleri yönünden ise dava konusu kuralbenimsenmiştir. Kuralda, düzenlenmesi şartnamelere bırakılan hususların ihaleyekonu edilecek madencilik faaliyetine özgü ve sadece maden rezervininözelliklerine göre tespiti mümkün olan, değişken ve teknik konular olduğuanlaşılmaktadır.
49.Dava konusu kuralda, ara ve uç ürün üretme şartını içerenihaleye ilişkin şartnamelerde dikkate alınacak hususların “maden ruhsatsahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülkeihtiyaçları ve benzeri hususlar” olarak yer aldığı, bu ihalelereilişkin şartnamelerde belirlenebilecek konuların da “ihaleye katılmaşartları, taban ihale bedeli, ihale bedelinin ödeme şekli ve süresi, üretimsüreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlar” şeklindeayrıntılı olarak gösterildiği, diğer kuralların ise 2886 sayılı Kanun’dabulunduğu, böylece yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesini ihlal edeceknitelikte yürütmeye sınırsız ve belirsiz yetki verilmediği anlaşılmaktadır.Genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra ihale süreçleri ve ihaleşartnamelerine ilişkin detayların düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması iseyasama yetkisinin devri ya da idareye Anayasa’dan kaynaklanmayan bir yetkininkullandırılması şeklinde nitelendirilemez.
50.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7. ve 168.maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
E.Kanun’un 27. Maddesinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
51.Dava dilekçesinde özetle dava konusu maddede Maden İşleri GenelMüdürlüğünün görevlerinden olan, maden çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliğinitakip ve denetim yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, madencilikfaaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından denetimsiz ve kontrolsüz alanoluşturulduğu, böylece devletin kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlama,insan haysiyetine uygun ortamda yaşama ve çalışmasını sağlama, çalışma hayatınıgeliştirme, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve geliştirmehaklarını koruma yükümlülüklerine aykırı davranıldığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 5., 17., 49., 90. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
52. Dava konusu kuralda, 19.2.1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerjive Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 9.maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin yürürlükten kaldırıldığıbelirtilmektedir. 3154 sayılı Kanun’un 9. maddesinde Maden İşleri GenelMüdürlüğünün görevleri düzenlenmekte olup dava konusu kural ile GenelMüdürlüğün madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerineuygun yürütülmesini takip etme yükümlülüğü kaldırılmaktadır.
53. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal birhukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti insan haklarına dayanan, buhak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarınaegemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açıkolan devlettir.
54. Anayasa’nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah huzur vemutluluğunu sağlamak üzere siyasal, ekonomik ve sosyal engellerin kaldırılmasıdevletin temel görevleri arasında sayılmıştır. Sosyal devlet sosyaladaletin, sosyal refahın ve sosyal güvenliğin gerçekleşmesini sağlayandevlettir. Ekonomik ve malipolitikalar, çalışma hayatını etkileyendüzenlemeler, sosyal devletin gerçekleşmesini sağlayan araçlardır.
55. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denilerekkişinin yaşam ve vücut dokunulmazlığı güvence altına alınmıştır. İnsanınçalışma hayatında bazı risklerle karşı karşıya kalması veya çeşitli nedenlerlezarar görmesi mümkün olup kişinin bu risklerden korunmayı istemesi de kişinin “yaşama,maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” kapsamındakalmaktadır.
56. Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı veödevi olduğu belirtilmiş; devlete, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek,çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek veişsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekliönlemleri alma ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin çalışma hakkınıkullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve sınırlamalarıkaldırarak görevini yerine getirecek; birey de çalışarak topluma yük olmaktankurtulacaktır.
57. Her ne kadar dava konusu kural ile Maden İşleri GenelMüdürlüğünün madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığıilkelerine uygun yürütülmesini takip etme yükümlülüğü kaldırılmış ise demadencilik faaliyetlerinin de dâhil olduğu tüm iş yerlerinin iş sağlığı vegüvenliğinin takip ve denetim sorumluluğu, 20.6.2012 tarihli ve 6331 sayılı İşSağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri gereğince Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanlığı’na ait bulunmaktadır. Anılan Kanun’da maden iş yerlerine ilişkin özelhükümlere ve ilgili bakanlıklar arası koordinasyonu sağlayacak düzenlemelere deyer verilmiştir.
58. İdare, tüm kurum ve kuruluşlarıyla bir bütündür. Kanun koyucu,yürütmenin organlarına farklı işlevler ve görevler yükleyerek iş bölümüniteliğinde düzenlemeler yapabilir. İdare organları arasında yetki kargaşasınıönlemek için iş bölümü yapmak bazen zorunluluktan da kaynaklanabilir. Buradaönemli olan, idareye verilen görevin kapsayıcı olması ve herkesin, idareninhizmetinden eşitlik ilkesi çerçevesinde faydalanma imkânına sahipolabilmesidir.
59. Bu bağlamda dava konusu edilen kuralın, ilgili olduğumadencilik faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği denetimini ortadan kaldıranve çalışma hakkı, yaşam hakkı, toplumun huzuru ve güvenliği gibi temel hak veözgürlük alanlarında devletin sosyal ve hukuk devleti olma yükümlülüğünü gözardı eden bir sonuç ortaya çıkardığı söylenemez. Ayrıca dava konusu kural,Maden İşleri Genel Müdürlüğünün madencilik faaliyetlerinde iş sağlığı vegüvenliği ile ilgili denetim görevini ortadan kaldırırken denetimsiz bir alanoluşmasına sebebiyet vermemekte; bu görevi yine idarenin içinde yer alan ve işsağlığı ve güvenliği konusunda asıl yetkili olan diğer bir bakanlığabırakmaktadır. Dolayısıyla bir bakanlıktan alınan görevin başka bir bakanlığaverilmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğundan kuraldaAnayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
60. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 5., 17., 49.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
61. Kuralın Anayasa’nın 90. ve 168. maddeleriyle bir ilgisigörülmemiştir.
IV.YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
62. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmasıhâlinde Anayasal ilkelerin ihlal edilmiş olacağı ve telafisi imkânsızzararların doğacağı, yürürlüğün durdurulması kararı verilmeden daha sonraverilecek bir iptal kararının etkisiz kalmasının muhtemel olacağı, yürürlüğündurdurulması kararının hukuk sisteminde herhangi bir boşluk oluşturmayacağıbelirtilerekkuralların yürürlüklerinin durdurulması talep edilmiştir.
4.2.2015 tarihli ve 6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanun’un 3.maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler”tanımına,
B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşincifıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” ibaresinden sonra gelmeküzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” ibaresine,
C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedincifıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımın…” ibaresine,
D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının birinci cümlesine,
2. Üçüncü fıkrasına,
E. 27. maddesine,
yönelik iptal talepleri, 26.7.2017 tarihli ve E.2015/46,K.2017/130 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, cümle, tanım veibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 26.7.2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V.HÜKÜM
4.2.2015 tarihli ve 6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 3.maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler”tanımının,
B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşincifıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” ibaresinden sonra gelmeküzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” ibaresinin,
C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedincifıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımın…” ibaresinin,
D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin,
2. Üçüncü fıkrasının,
E. 27. maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,26.7.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ