ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2016/181
Karar Sayısı : 2018/111
Karar Tarihi : 20/12/2018
R.G. Tarih – Sayısı : 5/4/2019-30736
İPTALDAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK veÖzgür ÖZEL ile birlikte 123 milletvekili (2016/181)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziantep 4. AsliyeHukuk Mahkemesi (2018/16)
DAVA ve İTİRAZIN KONUSU: 20/8/2016 tarihli ve6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 11. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının değiştirilen(b) bendinde yer alan“…(ğ) bendinde…” ve “…merkezteşkilatına…” ibarelerinin,
B. 12. maddesiyle 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’naeklenen geçici 10. maddenin,
C. 32. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun 30. maddesine eklenen altıncı fıkranın,
Ç. 33. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen ek 1.maddenin,
D. 34. maddesiyle;
1. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasının üçüncücümlesinin yürürlükten kaldırılmasının,
2. 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin,
E. 38. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’naeklenen ek 14. maddenin,
F. 39. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı SağlıkHizmetleri Temel Kanunu’nun ek 9. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının;
a. Değiştirilen birinci cümlesinin,
b. İkinci cümlesinde yer alan “…adrese dayalı nüfuskayıt sistemi sonuçlarına göre toplam il nüfusu 750.000’e kadar olan…” ibaresinin “…büyükşehirolan iller dışındaki…” şeklinde değiştirilmesinin,
2. İkinci fıkrasında yer alan “…il valisi…” ibaresinin “…TürkiyeKamu Hastaneleri Kurumu Başkanı…” şeklinde değiştirilmesinin,
3. Üçüncü fıkrasının (15/11/2018 tarihli ve 7151 sayılı Sağlıklaİlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un 20. maddesi ile 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesine eklenen fıkralarnedeniyle beşinci fıkrasının);
a. Birinci cümlesinde yer alan “…tıp fakültesi…” ibaresinin “…ilgilifakülte…” şeklinde değiştirilmesinin,
b. Birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümlelerin,
4. Üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkraların (7151sayılı Kanun’un 20. maddesi ile 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesine eklenenfıkralar nedeniyle beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkraların),
5. Değiştirilen mevcut yedinci ve sekizinci fıkralarının,
G. 40. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin,
Ğ. 41. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. maddenin,
H. 42. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10.maddenin,
I. 43. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11.maddenin,
İ. 74. maddesiyle 21/2/2013 tarihli ve 6428 sayılı SağlıkBakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi veHizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının,
J. 77. maddesiyle;
1. 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek10. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkezteşkilatlarında…” ibaresinin,
2. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen (III) sayılıCetvel’in (1) numaralı sırasının “Kadro Unvanı” başlıklı bölümünde yeralan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin,
K. 80. maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11.,13., 27., 35., 36., 43., 44., 45., 46., 55., 56., 63., 90., 123., 125., 127.,130., 135., 138., 139., 142., 153., 168., 169. ve 176. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalepleridir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. Dava ve İtiraz Konusu Kanun Hükümleri
İptali talep edilen kuralların yer aldığı Kanun’un;
1. 11. maddesiyle değiştirilen 657 sayılı Kanun’a ekli (IV) sayılıMakam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının (b) bendi şöyledir:
“b) (Değişik: 20/8/2016-6745/11 md.) En az dört yılsüreli yükseköğrenim veren fakülte veya yüksekokulları bitirmiş ve birincidereceli kadroya atanmış olmak kaydıyla, 152 nci maddenin “II-Tazminatlar”kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (ğ) bendinde yeralanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolardabulunanlar 2.000”
2. 12. maddesiyle 775 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10.madde şöyledir:
“Geçici Madde 10- (Ek: 20/8/2016-6745/12 md.)
Gaziantep ili, Şahinbey ilçesi sınırları içerisinde bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanuna göre ilgili idarelerce yapılan arsaveya konut tahsis işleminin gerçekleştirilememesi hâlinde; arsa veya konuttahsisi için ödenen bedeller, ilgili idarece yapılacak tebligatı müteakip engeç üç ay içerisinde, ödeme gününden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ilebirlikte hak sahiplerine veya kanuni mirasçılarına ödenir. Hak sahipleri bunundışında ilgili idareden herhangi bir hak, bedel ve tazminat talebindebulunamazlar.
Bu maddenin birinci fıkrası hükmü; bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihten önce hak sahipleri tarafından, ilgili idarelerce yapılan arsa veyakonut tahsis işleminin gerçekleştirilememesi nedenleriyle arsa veya konutlarınadlarına tescili, bedel veya tazminat ve benzeri taleplerle açılan ve henüzkesinleşmeyen her türlü davada da uygulanır. Bu hükmün mahkemelerce uygulanmasınedeniyle reddedilen davaların yargılama giderleri davalı idare tarafındanödenir. Bu madde kapsamında kalan davalarda mahkeme harçları ile her türlüvekâlet ücreti maktu olarak belirlenir.”
3. 32. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un 30. maddesine eklenen altıncıfıkra şöyledir:
“(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/32 md.) İçişleri Bakanlığının güvenlikgerekçesiyle ihtiyaç duyduğu, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özelidareleri dâhil mahalli idareler ve diğer kamu tüzel kişilerine aittaşınmazlar, kaynak veya irtifak hakları, Bakanlar Kurulu kararıyla resenHazine adına tescil ve İçişleri Bakanlığına tahsis edilir. Taşınmazın bedeli,tescil işleminden itibaren altmış gün içinde bu Kanunun 11 inci maddesindebelirtilen kriterler de dikkate alınmak suretiyle valiliklerce resen tespitedilir. Bedele ilişkin itirazlar Danıştaya yapılır. İtirazlar tescil işleminidurdurmaz. Mahkemelerce ihtiyati tedbir ve yürütmenin durdurulması kararlarıverilemez, 3533 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu taşınmazlara ilişkinolarak ihtiyaç duyulan imar planı değişiklikleri Çevre ve ŞehircilikBakanlığınca resen yapılır veya yaptırılır.”
4. 33. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. madde şöyledir:
“Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.)
Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlaraayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukukenkısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğegirmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imaruygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgiliidarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engelteşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır.Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazlarınmalikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktansonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda davaaçılabilir.
Birinci fıkra uyarınca dava açılması hâlinde taşınmazın ya daüzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki değeri, mahkemece; buKanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılarak, taşınmazınhukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya fiilen el konulduğu tarihtekinitelikleri esas alınmak suretiyle tespit edilir ve taşınmazın veya hakkınidare adına tesciline veya terkinine hükmedilir.
Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılacak dava vetakiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve onbirinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılanancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu maddehükümleri, kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında isegeçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birinci fıkra hükümleriuygulanır.
Bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrası uyarıncaayrılması gereken yüzde iki oranındaki ödenekler, yüzde dört olarak ayrılır.İlave olarak ayrılan yüzde iki oranındaki ödenekler, münhasıran bu ek madde ilegeçici 11 inci ve geçici 12 nci maddeler kapsamında yapılacak ödemelerdekullanılır. Yapılacak ödemelerin toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğintoplamını aşması hâlinde, ödemeler, en fazla on yılda ve geçici 6 ncı maddeninsekizinci fıkrası hükmüne göre yapılır.”
5. 34. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin onuncufıkrasının yürürlükten kaldırılan üçüncü cümlesi ile aynı Kanun’a eklenengeçici 11. madde şöyledir:
“…Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlaraayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanantaşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülenidari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir …”
“Geçici Madde 11- (Ek: 20/8/2016-6745/34 md.)
Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalanve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanantaşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren başlar.
Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, bu maddekapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkında da uygulanır.”
6. 38. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen ek 14. maddeşöyledir:
“Ek Madde 14 – (Ek: 20/8/2016-6745/38 md.)
Uluslararası standartlar ile bilimsel ve teknik esaslara göreyetkin kişi ve/veya yetkilendirilmiş tüzel kişiler tarafından, madenlerinaranması, araştırılması ve üretilmesi ile ilgili açık, güvenilir, uygulanabilirkaynak ve rezerv bilgilerini oluşturmak, bunlarla ilgili raporlama standartlarıve kriterler belirlemek, sistem kurmak, uygulamak, geliştirmek ve yayımlamak,bu faaliyetler ile ilgili strateji ve hedefler oluşturmak, yetkin kişi ve/veyayetkilendirilmiş tüzel kişilerde aranan nitelikleri belirlemek, bunlara eğitimvermek, sertifikalandırmak, sicil ve sicil kayıtlarını tutmak, denetlemek,ihtar vermek, belgeleri askıya almak veya iptal etmek, uluslararası benzerikuruluşlara üye olmak veya bunlarla işbirliği yapmak, görev alanına girenkonularda eğitim, araştırma ve yayın faaliyetlerinde bulunmak ve bu faaliyetlerile ilgili düzenlemeleri yapmak ve yayımlamak amacıyla, kısa adı UMREK olanUlusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu kurulmuştur. UMREK’in maliişleri dâhil her türlü sekretarya hizmetleri Maden İşleri Genel Müdürlüğütarafından yürütülür. UMREK eğitim, sertifika, aidat, yayın ve diğerfaaliyetlerinden gelir elde edebilir.
UMREK, görevini yerine getirirken bağımsızdır. UMREK, görevleriniyerine getirirken resmî ve özel kurum, kuruluş ve kişilerden belge, bilgi vegörüş isteyebilir.
UMREK üyelerine verilecek huzur hakkı Bakanlığın teklifi üzerineBakanlar Kurulunca tespit edilir.
UMREK’in teşkili, yönetimi ve çalışması ile üyelerin atanmasındaaranacak nitelikler, görev süresi ve üyeliğin sona ermesi ile ilgili usul veesaslar Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.”
7. 39. maddesiyle değiştirilen ibare, cümle ve fıkralarile eklenen cümle ve fıkraların yer aldığı 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesişöyledir:
“Ek Madde 9 – (Ek: 21/1/2010-5947/11 md.; Değişik:11/10/2011-KHK-663/58 md.; Değişik: 4/7/2012-6354/8 md.)
(Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/39 md.) TürkiyeKamu Hastaneleri Kurumuna bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin tıp ve dişhekimliği alanında lisans ve uzmanlık eğitimi veren kurumları; eğitim,araştırma ve sağlık hizmeti sunumu için insan gücü, mali kaynak, fizikidonanım, bina, tıbbi cihaz ve diğer kaynakları karşılıklı olarak aşağıdaki usulve esaslara göre birlikte kullanabilir. Ancak, büyükşehirolan iller dışındaki illerde eğitim ve araştırma hizmetleri, bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Sağlık Bakanlığı eğitim vearaştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerindenyalnızca biri tarafından verilebilir. Bu illerde Bakanlık ve bağlı kuruluşlarıile üniversiteler, tıp lisans eğitimi ve/veya tıpta uzmanlık eğitimi için ortakkullanım ve işbirliği yapar.
Birlikte kullanılacak sağlık tesisleri için, Bakanlık veYükseköğretim Kurulu Başkanlığının uygun görüşü alınarak, Türkiye KamuHastaneleri Kurumu Başkanı ile üniversite rektörü arasında birliktekullanım protokolü akdedilir.
Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisanseğitimleri, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmaküzere, ilgili mevzuata göre ilgili fakülte dekanının yetki vesorumluluğunda yürütülür. (Ek cümleler: 20/8/2016-6745/39 md.) Dekan,hastane yöneticisinin görüşünü alarak varsa profesör, yoksa doçent unvanınıhaiz öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitimgörevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarak görevlendirir. Başhekim aynızamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürüsayılır. Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesisleri,Bakanlığın tâbi olduğu mevzuat uyarınca işletilir ve tesis, üniversiteningörüşü alınarak Bakanlıkça atanan başhekim tarafından yönetilir. Birlikte kullanımageçilen sağlık tesisinin kamu hastane birliği kapsamında olması hâlinde, otesise ait yönetici görevlendirmeleri kamu hastaneleri birliği mevzuatıçerçevesinde yapılır. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/44 md.) Birliktekullanımdaki sağlık tesislerinde mesai sonrası hizmetler için 31/5/2006 tarihlive 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncümaddesinin üçüncü fıkrasına göre ilave ücret alınmaz.
(Ek fıkra:15/11/2018-7151/20 md.) Birliktekullanıma geçilen sağlık tesislerinin döner sermaye hesapları, sadece birliktekullanılan birimlerle sınırlı olmak ve birlikte kullanıma geçildikten sonrakitasarruflara etkili olmak kaydıyla birleştirilir. Ancak borcun mevcut birtaşınıra ilişkin olması durumunda protokolün imza tarihinden önceki borçlar,sağlık tesisinin döner sermaye bütçesinden karşılanır.
(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birliktekullanımdaki sağlık tesisleri ve ilgili birimlerde görevli öğretim elemanlarıdâhil tüm personel; ihtiyaç duyulan tıbbi ve bilimsel danışmanlık, nöbet,konsültasyon ve diğer sağlık hizmetlerini yerine getirmekle ve bu kapsamdakendilerine yapılan davete icabet etmekle yükümlüdür. Bu şekilde nöbet tutanöğretim üyelerine de 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunununek 33 üncü maddesi çerçevesinde ve eğitim görevlisi için belirlenmiş olangösterge rakamı üzerinden nöbet ücreti ödenir.
(Değişik fıkra: 2/1/2014-6514/44 md.)2547 sayılı Kanunun 58 incimaddesinin (c) fıkrasının (1) numaralı bendinde sayılan ve ilgili fakültenintemel tıp bilimlerinde görev yapan öğretim üyesi, öğretim görevlisi vearaştırma görevlisi ile birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde fiilen görevyapan personele, üniversite personeli için 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılıYükseköğretim Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen ek ödeme matrahı ve tavanek ödeme oranları, Bakanlık ve bağlı kuruluşları personeli için ise 4/1/1961tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ileEsenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye HakkındaKanunun 5 inci maddesinde öngörülen ek ödeme matrahı ve tavan ek ödeme oranlarıesas alınarak Bakanlığın tabi olduğu ek ödeme mevzuatı doğrultusunda ek ödemeyapılır. Üniversite rektörü, rektör yardımcıları, genel sekreteri, ilgilibirimin dekanı ve dekan yardımcılarına 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesigereğince yönetici payı olarak yapılacak ek ödeme, birlikte kullanımdaki sağlıktesisinin döner sermaye hesabından yapılır.
Birlikte kullanılan sağlık tesisinde görev yapan personelindisiplin ve tüm özlük işlemleri kadrosunun bulunduğu kurumun ilgili mevzuatınagöre yürütülür.
Üniversite tarafından, birlikte kullanılan kurum ve kuruluşlardagörevli personelin profesör ve doçent kadrolarına atanabilmesi için Bakanlığave bağlı kuruluşlarına ait eğitim görevlisi kadroları da kullanılabilir.
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) SağlıkBakanlığı ve bağlı kuruluşlarının sağlık tesisleri ile üniversitelerin sağlıkbilimleri eğitimi veren birimleri arasında, döner sermayeleri ayrı olmaksuretiyle sağlık hizmeti sunumu, eğitim, araştırma, halk sağlığını geliştirmeve kurumların diğer faaliyet alanlarında işbirliği yapılabilir. İşbirliğiprotokolleri, üniversitenin ve ilgisine göre Bakanlık birimleri veya bağlıkuruluşlarının teklifi üzerine, Bakanlık ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınınuygun görüşü alınarak vali ile rektör arasında imzalanır. Üniversitenin sağlıkbilimleri alanında faaliyet gösteren birimlerinde görev yapan öğretimelemanlarından işbirliği kapsamında Bakanlık ve bağlı kuruluşları sağlıktesislerinde ya da Bakanlık ve bağlı kuruluşları personelinden üniversitedeçalıştırılacaklar, karşılıklı mutabakat ile protokol eki liste ile belirlenir.
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birliktekullanım ve işbirliğine ilişkin usul ve esaslar ile ilgili mevzuat hükümleriçerçevesinde döner sermaye gelirlerinden personele yapılacak ek ödemelereilişkin diğer hususlar Maliye Bakanlığının ve Yükseköğretim Kurulunun uygungörüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”
(Dava tarihinden sonra kabul edilen 7151 sayılı Kanun’un 20. maddesiile 3359 sayılı Kanun’un anılan maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzerefıkralar eklenmiş olup söz konusu fıkralara dava tarihinde bulunmamalarınedeniyle madde metninde yer verilmemiştir.)
8. 40. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. madde şöyledir:
“Ek Madde 15 – (Ek: 20/8/2016-6745/40 md.)
Tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulamave araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezindeyeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunmayan vakıf üniversiteleri; tıp vediş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlıkeğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısıbulunan özel hastaneler ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapabilir.İlgili üniversite ve özel hastanenin yetkili makamları arasında işbirliğiprotokolü imzalanır ve Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun onayıylauygulamaya konulur.
İşbirliği yapılan özel hastane, üniversite için sağlık uygulama vearaştırma merkezi kabul edilir. Burada fiilen görev yapacak olan üniversiteöğretim elemanları, ilgili dekan ve hastane yöneticisinin talebi üzerine rektörtarafından görevlendirilir. Görevlendirilen üniversite personeline kendimevzuatı uygulanır. İşbirliği yapılan özel hastane, öğretim üyelerininfaaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında kendimevzuatına tabi olmaya devam eder.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslarYükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafındanbelirlenir.”
9. 41. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. madde şöyledir:
“Ek Madde 16 – (Ek: 20/8/2016-6745/41 md.)
Yurt dışında görev yapmakta olan doçent ve profesör unvanına sahiptıp doktoru akademisyenler Türkiye’de en az 3 yıl süreyle fiilen akademikkadroda meslek icrasında bulunmak kaydıyla Devlet hizmeti yükümlülüğünden muaftutulur.”
10. 42. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenengeçici 10. madde şöyledir:
“Geçici Madde 10 – (Ek: 20/8/2016-6745/42 md.)
Bu Kanunun ek 15 inci maddesi kapsamındaki usul ve esaslar SağlıkBakanlığınca üç ay içinde belirlenir.
Bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce vakıf yükseköğretimkurumlarıyla özel hastaneler arasında yapılmış olup uygulanmakta olanprotokoller, protokollerde belirlenen sürelerin sonuna kadar mevcut hak veyükümlülükleri ile geçerlidir.”
11. 43. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenengeçici 11. madde şöyledir:
“Geçici Madde 11 – (Ek: 20/8/2016-6745/43 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yurt dışında tabiplikveya tıpta uzmanlık eğitimini tamamlayan tıp doktorları, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren altı ay içinde Türkiye’ye dönmek ve en az üç yılsüreyle Türkiye’de fiilen meslek icrasında bulunmak şartıyla Devlet hizmetiyükümlülüğünden muaf tutulur.”
12. 74. maddesiyle 6428 sayılı Kanun’un 4.maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“(4) (Değişik: 20/8/2016-6745/74 md.) İdare,yüklenicinin sözleşme kapsamına giren faaliyetlerini bütün aşamalarda denetlerveya denetletir. Bakanlık, yüklenicinin performans denetimi ve işin yönetimineilişkin olarak bir denetim ve yönetim sistemi kurabilir. Denetimleyetkilendirilecek isteklilerden, ekonomik ve mali yeterlik ile mesleki veteknik yeterliklerinin belirlenmesine ilişkin olarak gerekli bilgi ve belgeleristenir. Bu amaçla isteklinin; bankalardan temin edilecek mali durumu ileilgili belgeler, ilgili mevzuatı uyarınca yayımlanması zorunlu olan bilançosuveya bilançosunun gerekli görülen bölümleri, yoksa bunlara eşdeğer belgeleri,iş hacmini gösteren toplam cirosu veya ihale konusu iş ile ilgili taahhüdüaltındaki ve bitirdiği iş miktarını gösteren belgeler ile ihale konusu işinniteliğine göre yeterlik değerlendirmesinde kullanılmak üzere, ihaledokümanında ve ihale veya ön yeterliğe ilişkin ilan veya davet belgelerindebelirtilen diğer belgeler istenir. Denetimle yetkilendirilen yüklenicinin taahhüdünüihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işisüresinde bitirmemesi hâlinde, ihale dokümanında belirlenen oranda gecikmecezası uygulanmak üzere, idarenin en az on gün süreli ve nedenleri açıkçabelirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi hâlinde, ayrıca protestoçekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelirkaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir.Denetimle yetkilendirilen yüklenici, hazırladıkları raporlardaki yanlış veyanıltıcı bilgi ve kanaatler sebebiyle doğabilecek zararlar ile sözleşmekapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla idare ve üçüncü kişilere vereceklerizararlardan ve denetime ilişkin olarak idareye sunacakları bilgi ve belgelerin,mali ve teknik tablo ve raporların sözleşmesine ve ilgili mevzuatına uygunluğuve doğruluğundan, genel kabul görmüş denetim ilke ve esaslarına göredenetiminden on beş yıl süreyle sorumludur.”
13. 77. maddesiyle değiştirilen 375 sayılıKanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) ek 10. maddesinin birinci fıkrasının (c)bendi ve aynı ek madde ile söz konusu KHK’ya eklenen (III) sayılı Cetvel’in (1)numaralı sırası şöyledir:
“Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığınabağlı olarak kurulan başkanlıklar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığıİdari Teşkilatı, Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunların bağlı ve ilgilikuruluşları (Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Toplu Konut İdaresiBaşkanlığı ile 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ve 399 sayılı Kanun HükmündeKararnamenin ek 2 nci maddesi kapsamında bulunanlar hariç), sosyal güvenlikkurumları, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Yüksek Seçim Kurulu,Yükseköğretim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul ve Ölçme, Seçme veYerleştirme Merkezi Başkanlığının;
…
(c) (Değişik : 20/8/2016-6745/77 md.)Merkezteşkilatlarında; Dışişleri Meslek Memuru ve Konsolosluk ve İhtisasMemurları, özel yarışma sınavı sonucunda mesleğe yardımcı veya stajyer olarakalınıp belirli süreli yetiştirme döneminden sonra özel bir yeterlik sınavısonunda müfettiş, uzman, denetçi, kontrolör, aktüer ve stenograf unvanlıkadrolara (mevzuatı uyarınca söz konusu kadrolara atananlar dâhil) atananlar vebunların yardımcı ve stajyerleri ile iç denetçilerden ekli (III) sayılıCetvelde yer alan unvanlı kadrolarda bulunanlardan,
aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre almaktaolanlara anılan Cetvellerde kadro unvanlarına karşılık gelen göstergerakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarlardaücret ve tazminat verilir. Bu ödemelere hak kazanılmasında ve bunlarınödenmesinde aylıklara ilişkin hükümler uygulanır. Ekli (II) ve (III) sayılıCetvellerde atandıkları kadro dereceleri esas alınarak belirlenen ücret vetazminatlar, 657 sayılı Kanunun 45 inci maddesine göre atananlar ile haklarındaaynı Kanunun 67 nci maddesi uygulananlar için kazanılmış hak aylık dereceleridikkate alınarak ödenir. Tazminat damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabitutulmaz.
…”
“(III) SAYILI CETVEL
(Ek 10 uncu Maddenin Birinci Fıkrasının (c) Bendi Kapsamında YerAlan Personelin Ücret ve Tazminat Gösterge Cetveli)
Sıra No
Kadro Unvanı
Ücret Göstergesi
Tazminat
Göstergesi
1
(Değişik: 20/8/2016-6745/77 md.)Kapsama dâhil idarelerin merkez teşkilatına ait genel idare hizmetleri sınıfında yer alan başmüfettiş, müfettiş, başdenetçi, denetçi, başkontrolör, kontrolör ve iç denetçi kadrolarında bulunanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama uzmanları ve stenografları, Hazine Müsteşarlığı sigorta denetleme uzmanları ve aktüerleri, Dışişleri Meslek Memurları ile Konsolosluk ve İhtisas Memurları, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 152 nci maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolarda bulunanlardan;
Kadro Derecesi 1 olanlar
Kadro Derecesi 2 olanlar
Kadro Derecesi 3 olanlar
Kadro Derecesi 4 olanlar
Kadro Derecesi 5 olanlar
Kadro Derecesi 6 olanlar
Kadro Derecesi 7 olanlar
46.450
25.560
23.870
22.475
21.625
21.000
20.250
19.550
43.400
40.850
39.300
37.950
36.800
35.550
”
14. 80. maddesi şöyledir:
“MADDE 80 - (1) Bakanlar Kurulu; kalkınma planları ve yıllıkprogramlarda öngörülen hedefler doğrultusunda ülkemizin mevcut veya gelecekteortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını karşılama, arz güvenliğini sağlama, dışabağımlılığını azaltma, teknolojik dönüşümü sağlama, yenilikçi, Ar-Ge yoğun vekatma değeri yüksek olma niteliklerine ayrı ayrı ya da birlikte sahip olan veproje bazında Ekonomi Bakanlığı tarafından desteklenmesine karar verilenyatırımlar için;
a) 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun32/A maddesine göre kurumlar vergisi oranını %100’e kadar indirimli uygulatmayave yatırıma katkı oranını %200’ü geçmemek üzere belirlemeye veya yatırımınişletmeye geçmesinden itibaren 10 hesap dönemine kadar, yatırımdan elde edilenkazançla sınırlı olmak üzere kurumlar vergisi istisnası tanımaya,
b) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici80 inci maddesinde yer alan gelir vergisi stopajı teşvikinden yararlandırmaya,
c) Gümrük vergisi muafiyeti tanımaya,
ç) Yatırımın Hazine taşınmazı üzerinde yapılması hâlinde,belirlenecek yatırımcı lehine doğrudan, hasılat payı alınmaksızın, 49 yılsüreyle bedelsiz irtifak hakkı tesisi veya kullanma izni verilmesine veyatırımın tamamlanması ve öngörülen istihdamın 5 yıl sağlanması şartıyla Hazinetaşınmazının talep edilmesi hâlinde bedelsiz devredilmesine,
d) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesindeyer alan prime esas kazanç alt sınırına bağlı kalınmaksızın 10 yıla kadarsigorta primi işveren hissesinin karşılanmasına,e) İşletme döneminde yatırımailişkin enerji tüketim harcamalarının %50’sine kadarının en fazla 10 yıla kadarkarşılanmasına,
f) Sabit yatırım tutarının finansmanında kullanılan yatırımkredisi için 10 yıla kadar faiz veya kâr payı desteği ya da hibe desteğisağlanmasına,
g) Yatırım için özel önem taşıyan belirlenen sayıda her birnitelikli personel için 5 yılı geçmemek üzere, asgari ücretin aylık brüttutarının 20 katına kadar ücret desteği verilmesine,
ğ) Yatırım tutarının %49’unu geçmemek üzere ve edinilen payların10 yıl içerisinde halka arz veya yatırımcıya satış şartıyla yatırıma ortakolunmasına, karar vermeye ve yukarıdaki desteklerden bir veya birden fazlasınıuygulatmaya yetkilidir.
(2) Birinci fıkra kapsamındaki destekler Ekonomi Bakanlığıbütçesinden karşılanır.
(3) Proje bazlı yatırım konusu ürüne, süresi ve miktarı BakanlarKurulunca belirlenecek alım garantisi verilebilir.(4) Proje bazlıyatırımlara diğer kanunlarla getirilen izin, tahsis, ruhsat, lisans vetesciller ile diğer kısıtlayıcı hükümler için Bakanlar Kurulu kararı ileistisna getirilebilir veya yatırımları hızlandırmak ve kolaylaştırmak amacıylayasal ve idari süreçlerde düzenleme yapılabilir.
(5) Projenin gerekli kıldığı hâllerde Bakanlar Kurulu kararı ileher türlü altyapı yatırımının yapılması kararlaştırılabilir.
(6) Uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye BakanlarKurulu yetkilidir. Yatırımların belirlenen usul ve esaslar çerçevesindegerçekleştirilmemesi hâlinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer alanindirimli kurumlar vergisi veya istisna uygulaması ile gelir vergisi stopajıteşviki nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler vergi ziyaı cezasıuygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte, diğer destekler ise 21/7/1953tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleriçerçevesinde geri alınır.
(7) Yatırımın devri hâlinde, devralan kurum, aynı koşulları yerinegetirmek kaydıyla belirtilen istisna, muafiyet ve desteklerden yararlanır.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
1. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesi şöyledir:“Kamulaştırılmaksızınkamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti
Geçici Madde 6 – (Ek:18/6/2010-5999/1 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/ 21 md.)Kamulaştırma işlemleritamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamuyararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespitive diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacakişlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.İdarenin davetiveya malikin müracaatı üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerindetesis edilen irtifak hakkının idarenin daveti veya malikin müracaat ettiğitarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göreteşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koymatarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci ve 12 ncimaddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten sonra, buKanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşmakomisyonunca, idarenin daveti veya malikin müracaat tarihinden itibaren en geçaltı ay içinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile,tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilir.
Uzlaşma; idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmazüzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka biryerde imar hakkı kullandırılması suretiyle veya bunların mümkün olmamasıhâlinde nakdi bedel üzerinden yapılabilir.
Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirdedavete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır veuzlaşmaya varılıp varılmadığı, malik veya temsilcisi ile komisyon üyeleritarafından imzalanan bir tutanağa bağlanır. Bu tutanak ile uzlaşmagörüşmelerine ilişkin bilgi ve belgeler, açılacak davalarda taraflar aleyhinedelil teşkil etmez. Uzlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde uzlaşılan hakkıntürünü, tanınma şart ve usullerini, nakdi ödemede bulunulacak ise miktarını veödeme şartları ile taşınmazların tesciline veya terkinine dair muvafakati deihtiva eden bir sözleşme akdedilerek bu sözleşme çerçevesinde işlem yapılır veuzlaşma konusu taşınmazlar resen tapuya tescil veya terkin edilir.
Uzlaşılan bedel, bütçe imkanları dâhilinde sonraki yıllara sâriolacak şekilde taksitli olarak da ödenebilir. Taksitli ödeme süresince,4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunagöre ayrıca kanuni faiz ödenir.
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malikveya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde,fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının davatarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göremahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılmaksuretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkininehükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin sekizinci fıkrasına göre idareceödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilenbedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.
Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ileher türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktuolarak belirlenir.
Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarıncaödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesinedâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmetalımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye veil özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleritoplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamınınen az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşenalacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerlegerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarlarıdikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanunifaiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine,üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bumaddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir.
Bu maddenin bedele ilişkin hükümleri, vuku bulduğu tarih itibarıile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı açtıklarıtazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmişolanlar hakkında da uygulanır. Evvelce açtıkları davalar sonunda tazminatalmaya hak kazanmış veya süre dışındaki sebeplerden dolayı davaları reddedilmişolanlar hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, gerek iç hukuka vegerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hakkazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdiödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları teklif edilebilirve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir.
Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olankamulaştırmasız el koymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden öncetazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yolunagitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üçay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler.Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar davabekletilir; uzlaşılamaması hâlinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeyesunulmasından sonra davaya devam edilir. (Mülga üçüncü cümle: 20/8/2016-6745/34md.) Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tümdavalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızcasekizinci fıkra hükümleri uygulanır.
Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyleidarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.
(İptal onikinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 13/11/2014 tarihli veE.: 2013/95, K.: 2014/176 sayılı Kararı ile.)
(İptal onüçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 13/11/2014 tarihli veE.: 2013/95, K.: 2014/176 sayılı Kararı ile.)
(Ek fıkra: 3/11/2016-6754/40 md.) Bu madde uyarınca açılacakdavalarda 15 inci mad-dede düzenlenen bilirkişiliğe ilişkin hükümler uygulanır.”
2. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesişöyledir:
“İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali:
Madde 10 – Belediyeler; imar planlarınınyürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllıkimar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesisırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esasalınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisindekabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarınatahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imarprogramları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsisedilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içindekamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllıkbütçelerine konulur.İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ileözel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncayaveya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerleilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2016/181 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, RecepKÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN,Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’inkatılımlarıyla 23/11/2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğüdurdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.
B. E.2018/16 Sayılı Başvuru Yönünden
2. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, RecepKÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, MuammerTOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, RecaiAKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 28/2/2018 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
3. 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje BazındaDesteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un 12. maddesiyle 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılıKanun’a eklenen geçici 10. maddenin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılanitiraz başvurusuna ilişkin E.2018/16 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle E.2016/181 sayalı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasın kapatılmasına,esas incelemenin E.2016/181 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 28/2/2018tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
4. Dava dilekçesi ile başvuru kararı ve ekleri, Raportör CengizERTEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava ve itiraz konusukanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve Anayasa’nın 149.maddesinin altıncı fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin(1) numaralı fıkrası gereğince, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet İhsanTAHMAZOĞLU ve Hukuk İşleri Müdür Vekili Oğuzhan ÇİFTÇİ’nin20/12/2018 tarihinde Kanun’un 12. maddesiyle 775 sayılı Kanun’a eklenengeçici 10. maddeye ilişkin yapılan sözlü açıklamaları dinlendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 11. Maddesiyle 657 Sayılı Kanun’a Ekli(IV) Sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. Sırasının Değiştirilen (b) BendindeYer Alan“…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” İbareleri ileKanun’un 77. Maddesiyle 375 Sayılı KHK’nın Ek 10. Maddesinin Birinci FıkrasınınDeğiştirilen (c) Bendinde Yer Alan “Merkez teşkilatlarında…” İbaresi veAynı KHK’ya Eklenen (III) Sayılı Cetvel’in (1) Numaralı Sırasının “KadroUnvanı” Başlıklı Bölümünde Yer Alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkezteşkilatına…” İbarelerinin İncelenmesi
1.İptal Taleplerinin Gerekçesi
5. Dava dilekçesinde özetle; uzman personele ait kadrolarınihdasında ve bu kişilerin mesleğe alınmaları ile görevleri arasında, merkezdeya da taşrada görev yapmaları bakımından bir farklılık bulunmadığı, bahsi geçenuzman personelin tamamının sınavlarda başarılı olup mesleğe stajyer olarakgirdikten üç yıl sonra yeterlilik sınavı ile mesleğe alındıkları, idareninbütünlüğü ilkesine göre devletin yapısı ve işlevi ile bir bütünlük teşkilettiği, merkez ve taşra ayrımının bir nitelik ve görev ayrımı değil görevin ifaedildiği yer bakımından yapılan bir ayrım olduğu ve sadece personelin görevyaptığı idari birimleri belirttiği, gelir uzmanları ve defterdarlık uzmanlarıgibi taşrada görev yapan uzmanların merkez teşkilatlarında görevli olmadıklarıgerekçesiyle diğer kriterleri ve işlevleri aynı iken sadece görev yapılanmerkez-taşra ayrımı nedeniyle özlük haklarının farklılaştırılamayacağıbelirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10., 55. ve 123. maddelerine aykırıolduğuileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu6. 657 sayılı Kanun’aekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının (b) bendinde, en azdört yıl süreli yükseköğrenim veren fakülte veya yüksekokulları bitirmiş vebirinci dereceli kadroya atanmış olmak kaydıyla Kanun’un 152. maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A - Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (ğ)bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrodabulunanların tazminat göstergeleri 2.000 olarak belirlenmiştir.7. 375 sayılıKHK’nın ek 10. maddesinin birinci fıkrasında; bazı kurum ve kuruluşlara yerverilerek (c) bendinde de bu kurum ve kuruluşların merkez teşkilatındaki bazıunvanlı kadrolar sayılarak bu kadrolarda görev yapanların alacağı ücret vetazminat miktarının hesaplanmasına ilişkin kurallara yer verilmiştir. Sözkonusu kurum ve kuruluşların merkez teşkilatlarında çalışan uzmanlar daanılan bent kapsamında yer almıştır.KHK’ya ekli (III) sayılı Cetvel’de deilgili personelin ücret ve tazminat göstergeleri belirlenmiş olup 657 sayılıKanun’un 152. maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- ÖzelHizmet Tazminatı” bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatınaait uzman unvanlı kadrolarda bulunanlara bu kapsamda Cetvel’in (1)numaralı sırasında yer verilmiştir.
8. Kanun’un 11. maddesiyle 657 sayılı Kanun’a ekli(IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının değiştirilen (b) bendindeyer alan“…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibareleri ileKanun’un 77. maddesiyle 375 sayılı KHK’nın ek 10. maddesinin birinci fıkrasınındeğiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkez teşkilatlarında…” ibaresi ve375 sayılı KHK’ya eklenen (III) sayılı Cetvel’in (1) numaralı sırasının “KadroUnvanı” başlıklı bölümünde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkezteşkilatına…” ibarelerinin iptali talep edilmektedir.9. Anayasa’nın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.Hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hakve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurupbunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.10. Anayasa’nın 10. maddesinde kanun önünde eşitlikilkesine yer verilmiştir. Eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar içinsöz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür.Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısındaaynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını vekişilere ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunankimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğinihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallarabağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.11. Anayasa’nın “Ücretteadalet sağlanması” başlıklı 55. maddesinde “Ücret emeğinkarşılığıdır./ Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücretelde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gereklitedbirleri alır./ (Değişik: 3/10/2001-4709/21 md.) Asgarî ücretin tespitindeçalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönündebulundurulur.” denilmektedir.
12. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında “İdare,kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir” denildiktensonra ikinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim veyerinden yönetim esaslarına dayandığı açıklanmıştır.
13. Mevzuatta merkez ve taşra kariyer uzmanlığı şeklinde bir ayrımbulunmaktadır. 657 sayılı Kanun’un ek 41. maddesinde merkez teşkilatında uzmanve uzman yardımcıları için mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışmasınavı, yeterlik sınavı, tez hazırlama ve yabancı dil bilgisi gibi hususlarayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.
14. Taşra kariyer uzmanlıkları ise merkez kariyer uzmanlıkları ilebenzerlik gösterse de kurumların teşkilat kanunlarında ve ilgiliyönetmeliklerinde farklılıklar içerebilecek şekilde düzenlenmiştir. Kanun’un ek41. maddesinde merkez teşkilatında görev yapacak uzmanlar için öngörülen tezhazırlama, yabancı dil bilgisi ve yeterlik sınavının yazılı usulde yapılmasıgibi şartlar taşra uzmanlıkları bakımından aranmamakta; merkez kariyeruzmanlarının işe girişi ve uzmanlığa geçişi, taşra kariyer uzmanlarına nazarandaha ağır koşullara tabi tutulmaktadır.
15. Dava konusu kurallarda yer verilen uzmanlar ile taşrateşkilatındaki uzmanların dayandıkları mevzuatın farklı olmasının yanı sıraistihdamları, görevleri ve bağlı oldukları yöneticiler yönünden de anılanuzmanlar farklılaştırılmıştır. Bu nedenle merkez ve taşradaki uzmanların aynıhukuki durumda bulundukları söylenemeyeceğinden aynı kurallarabağlı tutulmamaları eşitlik ilkesini ihlal etmemektedir.
16. Kamu personeli, belirli bir statüde ve nesnelkurallara göre hizmet yürütmekte; o statünün sağladığı ücret, atanma, yükselmegibi kimi haklara sahip olmaktadır. Kamu hizmetine giriş, hizmet içindeyükselme ve bulunulan statünün sağladığı haklar statü hukukunun gereği olarakkanunlarla belirlenmektedir. Kanun koyucu; statü hukuku çerçevesinde yürütülenmemuriyet hizmetine girmeye, memuriyette yükselmeye, özlük haklarına ve bunungibihususlara ilişkin koşulları anayasal ilkelere uygun olarak belirlemehususunda takdir yetkisine sahiptir. Statü hukukunun gereği olarak kamugörevine başlayan uzmanlar, statüsünden ve kanundan kaynaklanan görev ve durumubilerek kamu görevine başlamaktadır.
17. Sözü edilen takdir yetkisi kapsamında yerine getirilen hizmetin niteliği gözetilerek farklı statüler içinfarklı ücret rejimleri öngörülmesinin ve bu kapsamda merkezdeki uzmanlarıntaşra teşkilatındaki uzmanlardan farklı özel hizmet tazminatıalmalarının sosyal hukuk devleti ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığısöylenemeyeceği gibi bunun Anayasa’nın 55.maddesiyle devlete verilen, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli birücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğüne aykırılıktaşıdığı da ileri sürülemez. Esasen Anayasa’nın 55. maddesine göreemeğin karşılığı olan ücretin kıdem, liyakat, kariyer gibi unsurların yanı sıragörev, yetki ve sorumluluklara, bir başka deyişle statülere bağlı olarakfarklılık göstermesi mümkündür.
18. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idareninkuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu açıklanmakla birlikte ikinci fıkrasınagöre idarenin kuruluş ve görevleri merkezden ve yerinden yönetim esaslarınadayanmaktadır. Bu itibarla kariyer uzmanlarının da bu esasa dayalı olarakmerkez ve taşra kariyer uzmanları şeklinde ayrılması ve yukarıda açıklananhususlar dikkate alınarak özel hizmet tazminatlarının farklılaştırmasıAnayasa’nın 123. maddesini ihlal etmemektedir.
19. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 10., 55. ve 123.maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
B. Kanun’un 12. Maddesiyle 775 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici10. Maddenin İncelenmesi
1. İptal ve İtiraz Taleplerinin Gerekçeleri
20. Dava dilekçesinde ve başvuru kararında özetle; GaziantepŞahinbey Belediyesince dar gelirli yurttaşlara arsa tahsis işlemlerinin tektaraflı kararla yerine getirilmediği, kuralla hak sahiplerince arsalara veyakonutlara ilişkin tescil, bedel, tazminat ve benzeri taleplerle açılan ve henüzkesinleşmeyen davalara müdahale edildiği, kuralın yasalaştırılmasındaki amacınŞahinbey Belediyesince ödenmesi zorunlu, yargı yolu ile elde edilen veyaedilecek tazminat miktarlarının azaltılması ve davacılar lehine verilenkararların bertaraf edilmesi olduğu, kural ile geçmişe yönelik yargılamasonuçlarını da etkileyen düzenlemeler yapılmasının erkler ayrılığı ilkesineuygun düşmediği, belirlilik ve kanunların genelliği ilkelerini ihlal ettiği,hukukun genel ilkelerinden olan yasaların geriye yürümezliği ve hukuki güvenlikilkelerine de aykırılık taşıdığı, Türk hukuk sisteminde yasal düzenlemelerTürkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde uygulanmak üzere çıkarıldığındankanunların mülkiliği ilkesinin geçerli olduğu ancak kural ile ŞahinbeyBelediyesine açık bir imtiyaz tanındığı, denetim ve yargılama yetkisininmahkemelerin elinden alındığı, kişilerin yargı yoluna başvurmasının ve hakarama özgürlüğünün engellendiği, konu ile ilgili olarak yargıda açılmış,sonuçlanmış veya devam eden davalarda avukatlık tarifesinin bu kural kapsamındanispi olarak uygulanması gerektiği, kuralın geriye yürütülmesi suretiyle haklı,genel ve hukukun gereği olan uygulamanın açılmış bulunan davalarda uygulanamazhâle getirildiği, kural kapsamında kalan davalarda ödenecek tüm mahkemeharçları ve vekâlet ücretlerinin maktu olarak belirlenmesinin hükme bağlandığı,kuralın geriye yönelik olarak sadece Gaziantep Şahinbey Belediyesinin arsatahsis satış işlemleri ile ilgili olarak geçmişte açılan davalara ilişkinolarak düzenlendiği, geleceğe yönelik bir düzenleme amacının bulunmadığıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 9., 10., 36. ve 176.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
21. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
22. Dava ve itiraz konusu maddenin birinci fıkrasında; Gaziantepili, Şahinbey ilçesi sınırları içinde bu maddenin yürürlüğe girdiği 7/9/2016tarihinden önce bu Kanun’a göre ilgili idarelerce yapılan arsa veya konuttahsis işleminin gerçekleştirilememesi hâlinde arsa veya konut tahsisi içinödenen bedellerin, ilgili idarece yapılacak tebligatı müteakip en geç üç ayiçinde, ödeme gününden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte haksahiplerine veya kanuni mirasçılarına ödeneceği, hak sahiplerinin bunun dışındailgili idareden herhangi bir hak, bedel ve tazminat talebinde bulunamayacaklarıbelirtilmektedir.
23. Maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde ise birinci fıkrahükmünün bu maddenin yürürlüğe girdiği 7/9/2016 tarihinden önce hak sahipleritarafından, ilgili idarelerce yapılan arsa veya konut tahsis işleminingerçekleştirilememesi nedenleriyle arsa veya konutların adlarına tescili, bedelveya tazminat ve benzeri taleplerle açılan ve henüz kesinleşmeyen her türlüdavada da uygulanacağı öngörülmektedir. Maddenin ikinci fıkrasının ikinci veüçüncü cümlelerine göre maddenin birinci fıkrasının mahkemelerce uygulanmasınedeniyle reddedilen davaların yargılama giderlerinin davalı idare tarafındanödeneceği, bu madde kapsamında kalan davalarda mahkeme harçları ile her türlüvekâlet ücretinin maktu olarak belirleneceği hüküm altına alınmaktadır.
24. Kanunların kamu yararınınsağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi vehakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayanhukuki güvenlik ilkesi de hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerektirir. Hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kuralolarak kanunlar, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanır.Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kanunlar kamu yararının ve kamudüzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali haklardaiyileştirme gibi bazı istisnai durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihindensonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır.
25. Anayasa’nın 35. maddesinde“Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığıhakkını kapsamaktadır.
26. Anayasa'nın anılan maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, mevcutmal varlığını koruyan bir güvencedir. Bir ekonomik değer veyaicrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru beklenti de Anayasa’da yeralan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti makul birşekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, mevzuatta belirlibir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterenyerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki birbeklentidir. Belirtilen nitelikte olmayan bir beklenti veya sadece mülkiyet hakkıkapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı, meşru beklentinin kabulüiçin yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali ArslanÇelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
27. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız birhak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür.
28. Öte yandan Anayasa’nın hak arama hürriyetinidüzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altınaalınan hak arama hürriyeti, bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğertemel hak ve hürriyetlerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
29. Anayasa’nın 36.maddesinde, hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlakbir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özelsınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceğikabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; AYM, E.2014/177,K.2015/49, 14/5/2015).
30. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Anayasa’nın13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyeti, yalnızca kanunla vedemokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilenbu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
31. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülensınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynıamaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık isehakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
32. Gaziantep Şahinbey Belediyesi tarafından, 775 sayılı Kanun’un 25.ve 26. maddeleri dikkate alınarak 2003 yılından itibaren ev yapmak için arsasıbulunmayan ve gelirleri belli bir seviyenin altında bulunan yoksul ve dargelirlilere belirli bedel karşılığında arsa tahsis edilmeye başlanmıştır.Kural, Şahinbey Belediyesinin 2005 yılında imar değişikliğine gitmesi üzerineidare ile vatandaşlar arasındaki arsa tahsisine ilişkin sözleşmelerin idaretarafından ifa edilmemesinden kaynaklanan hukuki sorunların yargıyataşınmaksızın ya da bu konuda açılmış olan ancak kesinleşmeyen davalar içingeçiş hükümleri öngörülerek ödenen bedellerin kanuni faizi ile birlikte haksahiplerine geri verilmesi suretiyle çözümünü içermektedir. Kuralın belli birkişiyi veya kişileri gözönünde tutmaksızın genel hükümler içerdiği, aynı hukukidurumdaki kişilere ayrıcalık tanımadığı ve hukuki durumu soyut olarakdüzenlediği anlaşıldığından kanunların genelliği ilkesine aykırı bir yönübulunmamaktadır. Söz konusu sorunun çözümü için düzenleme yapılması -anayasalsınırlar içinde kalmak kaydıyla- kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.Ancak sorunun çözümü için getirilen düzenlemenin yukarıda belirtilen anayasalkural ve ilkelere uygun olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
33. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genelhükümleri kapsamında yer alan 112. maddesine göre “Borç hiçveya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurunyüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekleyükümlüdür.” Bu madde uyarınca ilgili belediye, borcunu ifa etmemesinedeniyle kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmediği süreceadlarına tahsis işlemi yapılan alacaklıların zararlarını gidermekle yükümlüdür.İptali istenen madde yürürlüğe girmeden önce açılan tazminat davalarında dasözü edilen 6098 sayılı Kanun’un genel hükmü çerçevesinde, tahsislerinyapıldığı alanda imar değişikliği nedeniyle başlangıçta geçerli olarak kurulanarsa tahsis sözleşmelerinin gereğinin yerine getirilmesi, ilgili belediyeninkendi kusuruyla imkânsız hâle geldiğinden hak sahiplerinin gerçek ve güncelzararlarının karşılanması gerekecektir. Bu zararın karşılanmasıifanınimkânsız hâle geldiği tarihteki rayiç değer üzerinden alacağınbelirlenmesiyle olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) da ilgilibelediye aleyhine açılan tazminat davalarında, yapılan arsa satış sözleşmeleriningeçerli olması nedeniyle sözleşmenin ifasının imkânsız hale geldiğitarihte, sözleşmenin hiç yerine getirilmemesinden doğan zararı ifade eden, haksahiplerinin gerçek ve güncel müspet zararına hükmedilmesi gerektiğinibelirtmiştir (YHGK, E.2014/3-8, K.2015/10, 14/1/2015). Böylece ilgilibelediyenin tahsis işlemlerine konu olan bölgenin imar planını değiştirmesiylearsa devirlerinin imkânsız hâle gelmesi üzerine açılan tazminat davaları ileicrası mümkün bir alacağı elde etme konusundaki davacıların beklentisi meşrubeklenti niteliğine dönüşmüştür. Her ne kadar iptali istenen madde ile yapılandüzenlemeye sebep teşkil eden olayda, Gaziantep Şahinbey Belediyesi tarafındanarsa tahsis işlemlerinin belli bir bedel karşılığında yapılmasıyla taşınmazlarınmülkiyetleri kazanılmamış olsa da icrası mümkün bir alacağı elde etme konusundameşru beklenti içine giren davacılar, bu alacakları yönünden Anayasa’da yeralan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilecektir.
34. Madde gerekçesinde; kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önceadlarına arsa tahsisi yapılanlar tarafından, ilgili idarelerce yapılan arsaveya konut tahsis işleminin gerçekleştirilememesi nedeniyle açılan ve henüzkesinleşmeyen davalarda uygulanmasına yönelik geçiş hükümlerinin düzenlendiğibelirtilmiştir. Böylece mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilen tazminattalepleri ile ilgili ödemelere ve hak sahiplerinin ileri sürebilecekleritaleplerin kapsamına ilişkin düzenlemeyle mülkiyet hakkının ve hak aramahürriyetinin sınırlandırılması söz konusudur.
35. Başlangıçta geçerli olarak kurulan arsa tahsissözleşmelerinin imar değişikliği nedeniyle gereğinin yerine getirilememesindenkaynaklanan ihtilafların çözümü amacıyla kuralın öngörüldüğü gözetildiğinde,anılan haklara kuralla getirilen sınırlamanın kamu yararı amacı taşıdığıanlaşılmaktadır. Demokratik bir toplumda anılan amaç doğrultusunda söz konusuhaklara getirilen sınırlamanın ölçülü olması, bu bağlamda sınırlamanın güdülenamaç yönünden elverişli ve gerekli olmasının yanı sıra orantılı olması dazorunludur.
36. 6098 sayılı Kanun’un kusursuz olduğunu ispat etmedikçeborçlunun, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı alacaklınınuğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğunu belirten 112. maddesinde herhangibir değişikliğe gidilmeksizin iptali istenen maddenin birinci fıkrasındayalnızca ilgili belediye ile sözleşme yapan hak sahipleri yönünden farklı birdüzenleme öngörülmektedir. Anılan bu farklı düzenlemeyle hak sahiplerininödedikleri bedellerin ödeme gününden itibaren hesaplanacak kanuni faiziile birlikte iade edileceği belirtilmekte, bu iade dışında ilgili idaredenherhangi bir hak, bedel ve tazminat talebinde bulunamamaları hükmebağlanmaktadır. Ayrıca maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile anılanhükmün hak sahipleri tarafından açılmış mevcut davalar hakkında da uygulanacağıdüzenlenmektedir. Bu itibarla sözleşmenin ifasının imkânsız hale geldiğitarihte, sözleşmenin hiç yerine getirilmemesinden doğan zararı ifade edenalacaklının gerçek ve güncel müspet zararına hükmedilmesi kuralının herkesyönünden bağlayıcı olmasında bir değişiklik öngörülmeksizin, iptali talepedilen hüküm ile genel kuraldan ayrılmayı gerektirecek makul bir neden degösterilmeden sırf anılan Belediye ile hak sahipleri arasındaki ilişkiye uygulanacakşekilde hak sahiplerinin 6098 sayılı Kanun uyarınca talep edebileceği haklarınçoğundan mahrum bırakıldığı görülmektedir. Bu durum hak sahiplerine orantısızve öngörülemez bir külfet getirerek araç ile amaç arasında bulunması gerekenmakul dengeyi idare lehine bozmakta ve mülkiyet hakkı ile hak arama özgürlüğüneölçüsüz bir müdahaleye neden olmaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle iptali istenen maddenin birinci fıkrasıile ikinci fıkrasının birinci cümlesi Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, M. Emin KUZ ile Rıdvan GÜLEÇ bu görüşekatılmamışlardır.
Anılan kurallar Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıbulunarak iptal edildiğinden kuralların ayrıca Anayasa’nın 6., 7., 8., 9., 10.ve 176. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
775 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin birinci fıkrası ileikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptal edilmesi nedeniyle iptali istenenmaddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin uygulanma olanağıkalmamıştır. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmiş ve bu cümleler yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimininyapılmasına gerek görülmemiştir.
C. Kanun’un 32. Maddesiyle 2942 Sayılı Kanun’un 30.Maddesine Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
38. Dava dilekçesinde özetle; iptali istenen fıkranın mevcut 2942sayılı Kanun’un içeriğinden farklı bir prosedür getirdiği, fıkra metninde yeralan “İçişleri Bakanlığının güvenlik gerekçesiyle ihtiyaç duyduğu”ifadesinin keyfî, asli düzenleme yetkisinin yürütmeye devri anlamında muğlak vesınırlarının belirsiz olduğu, anılan ibarenin aynı zamanda hukuk güvenliğinitehlikeye düşürdüğü, düzenlemenin genel bütçeli idareler, özel ve özerk bütçeliidareler ve kuruluşları, sosyal güvenlik kurumları, düzenleyici ve denetleyicikurumlar gibi bağlı, ilgili, ilişkili tüm kamu kurum ve kuruluşlarınıkapsadığı, söz konusu idarelere ait taşınmazların, kaynak veya irtifakhaklarının anılan işlemlerden önce kararları ve görüşleri alınmadan BakanlarKurulu kararıyla resen Hazine adına tescilinin ve İçişleri Bakanlığına bedelliolarak tahsisinin yapılmasının mahalli idarelerin özerkliği ile idareninkuruluş ve görevleriyle bütünlüğü ilkeleriyle bağdaşmadığı, açıkça hukukaaykırı olduğu tespit edilen bir işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararıverilememesinin bu işlemin hukuk âleminde varlığını bir süre daha devamettirmesine ve yargısal denetimin kısıtlanmasına yol açacağı, hak arama özgürlüğünüsınırlayacağı, imar planlaması yetkisinin süresiz olarak Çevre veŞehircilik Bakanlığına verilmesinin belediyelerin imar planı yapma yetkilerinisınırladığı hatta kaldırdığı ve karar süreçlerine katılmalarını engellediği,iptali istenen kurallarla merkezî yönetimin Anayasa ile kendisine verilen idarivesayeti aşan yetkilerle donatıldığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2.,6., 7., 8., 9., 13., 36., 46., 90., 123, 125., 127., 138., 139. ve 142.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Eklenen Altıncı Fıkranın Birinci Cümlesi
39. 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Anayasada YapılanDeğişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 86.maddesinin birinci fıkrasının (f) bendiyle 2942 sayılı Kanun’un 30.maddesineeklenen altıncı fıkranın birinci cümlesinde yer alan “…Bakanlar Kurulu…”ibaresi “…Cumhurbaşkanı…” olarak değiştirilmiştir.
40. Açıklanan nedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebihakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
b. Eklenen Altıncı Fıkranın Kalan Bölümü
41. Kurallarla, İçişleri Bakanlığının güvenlik gerekçesiyleihtiyaç duyduğu, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özel idareleridâhil mahallî idareler ve diğer kamu tüzel kişilerine ait olan ve Cumhurbaşkanıkararıyla resen Hazine adına tescil ve İçişleri Bakanlığına tahsis edilmesiöngörülen taşınmazın bedelinin, tescil işleminden itibaren altmış gün içinde buKanun’un 11. maddesinde belirtilen kriterler de dikkate alınmak suretiylevaliliklerce resen tespit edileceği, bedele ilişkin itirazların Danıştayayapılacağı ve itirazların tescil işlemini durdurmayacağı, mahkemelerce ihtiyatitedbir ve yürütmenin durdurulması kararları verilemeyeceği, 29/6/1938 tarihlive 3533 sayılı Umumi Mülhak ve Hususi Bütçelerle İdare Edilen Daireler veBelediyelerle Sermayesinin Tamamı Devlete veya Belediye veya Hususi İdarelereAid Daire ve Müesseseler Arasındaki İhtilafların Tahkim Yolile Halli HakkındaKanun hükümlerinin uygulanmayacağı ve bu taşınmazlara ilişkin olarak ihtiyaçduyulan imar planı değişikliklerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca resenyapılacağı veya yaptırılacağı hüküm altına alınmaktadır.
42. Genel ilke iptal davalarında iptal kararlarının geriyeyürümesi ve iptal edilen işlemi başından itibaren ortadan kaldırması, bu işlemeve ona dayanan sonuçların hiç mevcut olmamış gibi kabul edilmesi olmaklabirlikte bu ilke, idari işlemin iptal kararı verilinceye kadar mevcudiyetinisürdürmesine ve etki doğurmasına engel değildir. Bu nedenle kişileri iptaldavası sonuçlanıncaya kadar hukuka aykırı idari işlemin olumsuz etkilerindenkorumak, ileride giderilmesi veya düzeltilmesi imkânsız veya zor olan durumlarıönlemek, idarenin hukuk sınırları içinde kalması sağlanarak hukuk devletininkesintiye uğramadan devamını temin etmek amacıyla yürütmenin durdurulmasıkurumu öngörülmüştür.
43. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun389. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise mevcut durumda meydana gelecek birdeğişme nedeniyle hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak veya imkânsızhâle gelecek ya da gecikme hâlinde dava konusu hakkında bir sakıncanın yahutciddi bir zararın doğacağından endişe edilen durumlarda ihtiyati tedbir kararıverilebileceği öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun’un 391. maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre de ihtiyati tedbir kararı, tedbire konu olan mal veya hakkınmuhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılmasıveya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek hertürlü tedbiri içermektedir.
44. Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş vegörevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonraidarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetimesaslarına dayandığı hükme bağlanmıştır. İdarenin bütünlüğü ilkesiyle, idarigörevleri yerine getiren kurumlar arasında birliğin sağlanması ve idari yapıiçinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması öngörülmüştür.
45. Anayasa’nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında, idari işleminuygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idariişlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumundagerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği, altıncıfıkrasında ise yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin olağanüstü hâl,seferberlik ve savaş hâli ile millî güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlıknedenlerine bağlı olarak kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır.
46. Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasında, mahallîidarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarınıkarşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları kanundagösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileriolduğu, ikinci fıkrasında mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ileyetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceğibelirtilmiştir. Maddenin beşinci fıkrasında ise merkezî idareninmahallî idareler üzerinde mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygunşekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararınınkorunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla kanundabelirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğuaçıklanmıştır.
47. Dava konusu ek altıncı fıkranın ikinci cümlesinde; Hazineadına tescil edilmek üzere kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özelidareleri dâhil mahallî idareler ve diğer kamu tüzel kişilerine ait devredilentaşınmazların değerinin hangi sürede, nasıl ve hangi kurum tarafındanbelirleneceği hüküm altına alınmaktadır. Buna göre 2942 sayılı Kanun’un 11.maddesinde belirtilen devredilen taşınmazın nitelikleri ile değerini etkileyenbütün unsurlar dikkate alınarak tescil işleminden itibaren altmış gün içindetaşınmazın bedeli valiliklerce resen tespit edilecektir. Böylece taşınmazlarınbir bedel karşılığında devredilmesi ve 2942 sayılı Kanun’da kamulaştırmabedelinin tespiti esaslarına göre bu bedelin resmî bir kurum tarafındanbelirlendiği gözönüne alındığında ek altıncı fıkranın ikinci cümlesinde yeralan kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
48. Danıştay, Anayasa'nın 155. maddesinde düzenlenen yüksek biryargı organı olup idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargımerciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii ve kanundagösterilen belli davaların da ilk ve son derece mahkemesidir. Danıştayınkuruluşu ve işleyişi de mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıesaslarına göre kanunla düzenlenmiştir. İptali istenen ek altıncı fıkranınikinci cümlesinde taşınmazın devri hâlinde bedelin nasıl tespit edileceği açıkbir şekilde belirtilmiş, üçüncü cümlesinde de bedelde anlaşılamaması hâlinde bedeleilişkin itirazın Danıştaya yapılacağı belirtilerek itiraz yolu kabuledilmiştir. Öte yandan tescilin yapılmasını itirazın bulunmamasına bağlayan biranayasal hüküm de söz konusu olmadığından dava konusu ek altıncı fıkranındördüncü cümlesinde yer alan itirazların tescil işlemini durdurmayacağınailişkin kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
49. İptali istenen ek altıncı fıkranın beşinci cümlesini oluşturankuralda, ihtiyati tedbir ve yürütmenin durdurulması kararlarının, konuylailgili açılabilecek tüm davalarda verilmemesi öngörülmüştür. Dava konusu ekaltıncı fıkranın bir bütün olarak güvenlik gerekçesiyle acil ve kesintisizolarak uygulanmasındaki kamu yararı gözetildiğinde söz konusu düzenlemeninAnayasa’nın 125. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan yürütmenin durdurulmasıkararı verilmesini sınırlayabilen istisnai hâllerden olan millî güvenlik vekamu düzeninin sağlanması amaçlarına uygun olduğu anlaşılmaktadır.
50. Tahkim, genel olaraköğretide hukuki uyuşmazlıkların söz konusu uyuşmazlığa taraf olmayan bağımsızkişi veya kişiler tarafından çözümlenerek karara bağlanması olaraktanımlanmaktadır. Bu bakımdan tahkim, uyuşmazlıkların çözümü için getirilmişyöntemlerden biridir ve her türlü uyuşmazlıkta uygulanması gerekmez. İptaliistenen ek altıncı fıkranın beşinci cümlesinde yer alan mecburi tahkimebaşvurmaya ilişkin 3353 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkindüzenleme, kanun koyucunun takdirinde olup Anayasa’ya aykırı değildir.
51. Anayasa’da imar planlarına ilişkin yetkinin merkezî idare ya dayerel yönetimlere ait olduğu konusunda bir kural yer almamaktadır. Mahallîmüşterek ihtiyaçların karşılanmasına göre bu hususun belirlenmesi hususu kanunkoyucunun takdirindedir. İmar planlarının yapımı ve değiştirilmesi,temelde belediyelerden başlayıp merkezî yönetime kadar çeşitli düzeylerdekikarar verme süreci sonunda tamamlanır. Mahallî ölçekteki ihtiyaçlarıkarşılamak için getirilen çözümlerin aynı zamanda ülkenin genel ihtiyaçlarıylada uyumlu olması gerekmektedir. Bu yüzden söz konusu planlar, merkezî idareninvesayet yetkilerini kullanarak mahallî idarelerle birlikte gerçekleştirdiğisiyasal, hukuki ve teknik belgelerdir. Bu planların yapımı, merkezî idare ilemahallî idareler arasında anayasal, yasal ve teknik düzeyde iş birliğini veuyumu gerektirir.
52. Kanun koyucu İçişleri Bakanlığına tahsis edilendiğer kurum ve kuruluşlara ait taşınmazların güvenlik gerekçesi şeklinde ortayaçıkan kamu yararını gözeterek anayasal sınırlar içinde merkezî idare ilemahallî idareler arasındaki görev sınırlarını belirleyebilir. İmar plan veuygulamalarının düzenlenmesinde çoğunlukla mahallî müşterek nitelikler dikkatealınsa da bazı alanlardaki imarla ilgili ihtiyaçların giderilmesi o yöredeyaşayanlardan daha çok toplumun genelini ilgilendirebilmektedir.Dava konusu ekaltıncı fıkranın altıncı cümlesindeki kuralda da İçişleri Bakanlığınatahsis edilen taşınmazlara ilişkin olarak ihtiyaç duyulan imar planıdeğişikliklerinin güvenlik gerekçesiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca resenyapılması veya yaptırılması söz konusudur. Bu nedenle güvenlik gerekçesişeklinde ortaya çıkan mahallî niteliklerin ötesinde ulusal düzeyde ihtiyaçlarınkarşılanmasına ve ulusal çıkarların korunmasına yönelik imar planıdeğişikliklerinde yetkinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmesi Anayasa’yaaykırılık teşkil etmez.
53. Açıklanan nedenlerle Kanun’un 30. maddesineeklenen dava konusu altıncı fıkranın birinci cümlesi dışında kalan kurallarAnayasa’nın 2., 123, 125. ve 127.maddelerine aykırıdeğildir. İptal talebininreddi gerekir.
Anılan kuralların Anayasa’nın 6., 7., 8., 9., 13., 36., 46., 90.,138., 139. ve 142.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Ç. Kanun’un 33. Maddesiyle 2942 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek1. Maddenin İncelenmesi
1. Genel Açıklama
54. 3194 sayılı Kanun, yerleşim yerleri ile bu yerlerdekiyapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun gerçekleşmesinisağlamayı amaçlamakta olup arazi ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetlerive tesisleri için yeterli yerlerin ayrılması konusunda hükümler deiçermektedir. İmar hukuku düzenlemelerinin temel amacı, düzgün yapılaşmanıngerçekleşmesini sağlamanın yanı sıra belde halkının çalışma, dinlenme, ulaşım,sağlık, sosyal, kültürel ve güvenlik ihtiyaçlarına çözüm bulmaktır.
55. 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasında,belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsalarındağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar sahanın-taşınmazların önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçmemek kaydıyla- düzenlemeortaklık payı olarak düşülebileceği hüküm altına alınmıştır. Öteyandan 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin dördüncü fıkrasında, düzenlemeortaklık paylarının toplamı umumi hizmetler için ayrılması gereken yerlerinalanları toplamından az olduğu takdirde eksik kalan miktarın belediye veyavalilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanacağı hüküm altına alınmıştır. AnılanKanun’un 18. maddesinin üçüncü fıkrasında da düzenlemeye tabi tutulan yerlerinmeydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha gibi umumi hizmetler ve buhizmetlerle ilgili tesisler için kullanılabileceği belirtilmiştir.
56. 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasındabelediyelerin imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ayiçinde bu planı uygulamak üzere beş yıllık imar programlarını hazırlayacakları,bu programların belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşeceği, beşyıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmettesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşlarının, bu programsüresi içinde kamulaştıracağı öngörülmüştür.
57. 3194 sayılı Kanun’un 5. maddesinde uygulama imar planı“tasdiklihalihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imarplanı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunlarınyoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulamaprogramlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntılarıile gösteren plan” olarak tanımlanmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
58. Dava dilekçesinde özetle; kuralın yasalaştırılmasında kamuyararının gözetilmediği, kuralla hak sahiplerinin yargı kararı ile eldeedebileceği hakların bertaraf edilmesinin amaçlandığı, idareye tanınan beşyıllık sürenin idareye geniş, süresi belirsiz takdir yetkisi tanıdığı,idarelerin kamulaştırma yapmak yerine hukuka aykırı olarak el atmayısürdürecekleri, malikin dava açma hakkının ötelendiği, kuralda yer alan “…bütçeimkânları dâhilinde…” ibaresinin tamamen idareyi koruyucu, malike zararveren nitelik taşıdığı, dava konusu maddenin ikinci fıkrasının idareyikoruyucu, gerçek değeri belirlemekten uzak, maliki mağdur edici bir düzenlemeolduğu, idare mahkemelerinin tapunun iptali ile başkası adına tescil etmeyetkilerinin bulunmadığı hâlde kural ile idari usul yasasına aykırı olarakidare mahkemelerine yetkili olmadığı anılan konuda karar verme zorunluluğunungetirildiği; maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemede ise beş yıllık sürenin bukanunun yürürlük tarihinden itibaren başlatılması ve görülmekte olan,kesinleşmemiş davalara da bu kanun hükümlerinin uygulanacağının kabuledilmesinin devam eden ve kesinleşen davaların sonucunu etkileyen vemahkemelerin kararlarının uygulanmasını geciktiren bir nitelik taşıdığı,kanunların hukuki güvenlik ilkesi nedeniyle geriye etkili olamayacağı ilkesiyleçeliştiği, tüm davalarınbeş yıllık sürenin dolmadığı gerekçesiyle reddine nedenolacağı, beş yıl sonra yeniden harç ve yargılama gideri ödenmek şartıyla davaaçılabileceğinden malikin ayrı bir külfete katlanmak zorunda kalacağı, sadece9/10/1956 ila 4/11/1983 tarihlerini kapsayan dönemde fiilî el atma nedeniyleoluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen Kanun’un geçici 6.maddesindeki istisnai düzenlemenin dava konusu kural nedeniyle bu tarihlersonrasındaki hukuki el atmalara da uygulanması sonucunu doğurduğu belirtilerekdava konusu kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 35., 36., 46.,90., 125., 138., 142. ve 176. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesi
59. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
60. Dava konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde;uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmaksuretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukukenkısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğegirmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programlarının veya imaruygulamalarının yapılacağı ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazların ilgiliidarelerce kamulaştırılacağı veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engelteşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılacağıveya yaptırılacağı belirtilmektedir.
61. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında ”Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilmek suretiyle mülkiyethakkı güvenceye bağlanmış, ikinci fıkrasında da bu hakka ancak kamu yararınedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebileceği belirtilmiştir. Bireyözgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı bireye emeğinin karşılığınasahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır.Mülkiyet hakkı, genel olarak bir kimsenin başkasına zarar vermemek vekanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şeyden dilediği biçimdeyararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanım biçimini değiştirme,harcama ve tüketme yetkilerini kapsamaktadır.
62. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde de “Devletve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçekkarşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallarıntamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir./Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakdenve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji vesulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanlarınyetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılantoprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitleödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; butakdirde taksitler eşit olarak ödenir./Kamulaştırılan topraktan, o toprağıdoğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşinödenir./İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebepleödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksekfaiz uygulanır.” denilmektedir.
63. İmar planlarının belirli aralıklarla düzenlemeye konualanın imar ve gelişimini denetim altına almayı amaçlamasından dolayı imarplanı ile getirilen esasların bir anda gerçekleştirilebilmesi hukuki, mali veteknik sebeplerden dolayı mümkün değildir. İmar uygulamaları geniş ölçekli veyatırım maliyetini gerektiren uygulamalardır. Bu nedenle imar uygulamasının yürürlüğegirmesiyle birlikte kamu hizmetlerine veya resmî kurumlara tahsis edilentaşınmazların hemen kamulaştırılabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla imarplanlarının uygulanması amacıyla yapılması gereken imar, yapı ve kamulaştırmaişlemlerinin bir programa bağlanarak imar planı uygulamasının bölümlereayrılmasında ve bunların belirli bir zaman diliminde gerçekleştirilmesindezorunluluk bulunmaktadır. İmar uygulamaları konusunda devletin geniş bir takdiryetkisi bulunmakta olup esas itibarıyla mülkiyetin kullanılmasının kontrolüçerçevesinde yapılan bir müdahale söz konusudur.Ancak imar planlaması gibikarmaşık ve düzenleme yapılmasını gerektiren alanlarda kamu makamlarının şehirplanlamasına yönelik politikalarında sahip olmaları doğal olan bu takdir yetkisinin,imar sınırlandırılması ile ortaya çıkardığı durumun mülkiyet hakkının korunmasıile kamusal çıkarların gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozmamasıve taşınmaz malikleri açısından meşru sayılamayacak olan ferdî ve aşırınitelikte bir yük oluşturmadan kullanılması gerekmektedir (AYM, E.1999/33,K.1999/51, 29/12/1999; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§45, 49).
64. Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesini oluşturankural, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beşyıllık süre sonunda, tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlarhakkında kamulaştırma kararı verilmesini veya mülkiyet hakkınınkullanılmasına engel teşkil eden kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planıdeğişikliği yapılması gerektiğini hükme bağlamaktadır. İlgili idarenintaşınmazla ilgili kamulaştırma kararı vermemesi ya da kısıtlılığı kaldıran imarplanı değişikliği yapmaması hâllerinde kuraldan sonra gelen cümlede taşınmazmaliklerine dava açma hakkı da tanınmaktadır. 3194 sayılı Kanun’da da imarplanlarının beşer yıllık imar programları yapılarak bir program dâhilinde veetaplar hâlinde uygulanması, kamulaştırmaya ilişkin ödeneğin yatırımcıkuruluşun bütçesine aktarılması gerektiği öngörülmüştür. Kuralda bir taşınmazlailgili imar sınırlamasından sonra imar planının yürürlüğe girmesinden itibarenimar uygulamasının gerçekleştirilmesi, kamulaştırma veya imar planıdeğişikliklerinin gerçekleştirilmesi için beş yıllık makul bir süreöngörülmüştür. Söz konusu sürenin idareye süresi belirsiz bir takdir yetkisitanınması sonucunu doğurduğu söylenemez. Bu takdir yetkisi çerçevesinde, kamuyararı amacının gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen hukuki engellersebebiyle malikin belirlenen makul süre boyunca bu kısıtlamalara katlanmasıbeklenebilir. Kuralda öngörülen beş yıllık süre, hak sahiplerine aşırı veorantısız bir yük getirmemekte; mülkiyet haklarını ihlaletmemektedir.Kamulaştırma ile imar kısıtlamalarıyla beş yıl süresincekatlanılan külfetin de karşılanması öngörülmüştür. Maddenin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinde, mülkiyet hakkını kısıtlayan imar planı değişikliğininyapılmaması hâlinde taşınmazın ilgili idare tarafından kamulaştırmasınınamaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kamulaştırma Anayasa’nın 46. maddesiçerçevesinde, bu maddede öngörülen ilkelere göre gerçekleşecektir.
65. Açıklanan nedenlerle iptali istenen maddenin birincifıkrasının birinci cümlesi, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdeğildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın, 6., 7.,8., 9., 10., 11., 36., 90., 125., 138., 142. ve 176. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
b. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesi Dışında KalanBölümü
66. Dava konusu maddenin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi dışında kalan bölümü, ilgili idarelerin beş yıllık süredebelirtilen işlemleri yapmamaları hâlinde izlenecek süreciöngörmektedir. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi beş yıllık süre içindebirinci cümlede açıklanan işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazlarınmalikleri tarafından, bu Kanun’un geçici 6. maddesindeki uzlaşma sürecinin ve3194 sayılı Kanun’da öngörülen idari başvuru ve işlemlerin tamamlanmasındansonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda davaaçılabileceğini düzenlemektedir. Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrauyarınca dava açılması hâlinde taşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifakhakkının dava tarihindeki değerinin bu Kanun’un 15. maddesine göre bilirkişiincelemesi yapılarak taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veyataşınmazına fiilen el konulduğu tarihteki nitelikleri esas alınmak suretiylemahkemece tespit edileceği, taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkininehükmedileceği açıklanmaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre bu kuralkapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılacak dava ve takiplerde bu Kanun’ungeçici 6. maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on birinci fıkra hükümleri,bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz kararabağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu madde hükümleri, kesinleşenancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında ise geçici 6. maddenin üçüncü,sekizinci ve on birinci fıkra hükümleri uygulanacaktır. Maddenin dördüncüfıkrasında, Kanun’un geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrılmasıgereken yüzde iki oranındaki ödeneklerin yüzde dört olacağı,ilave olarakayrılan yüzde iki oranındaki ödeneğin münhasıran bu ek madde ile geçici 11. vegeçici 12. maddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılacağı, yapılacaködemelerin toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğin toplamını aşmasıhâlinde ödemelerin en fazla on yılda ve geçici 6. maddenin sekizinci fıkrasıhükmüne göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.
67. İmar uygulamalarıyla taşınmazların umumi hizmetlere veresmî kurumlara ayrılmasında dikkate alınan kamu yararı amacı ile kısıtlananmülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin sağlanmasındaki yollardanbiri de kamulaştırmadır. Kamulaştırma ile imar kısıtlamalarıyla beş yılsüresince katlanılan külfet de karşılanacaktır. Kanun koyucunun maddenin davakonusu birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca mülkiyet hakkını kısıtlayanimar planı değişikliğinin yapılmaması hâlinde taşınmazın ilgili idaretarafından kamulaştırılmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıylakamulaştırmanın Anayasa’nın 46. maddesi çerçevesinde öngörülen ilkelere göreyapılması gerekmektedir.
68. Anayasa’nın 46. maddesine göre özel mülkiyette bulunantaşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, maddedesayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması,taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerindekamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırmaiçin belirtilen esaslardır.
69. Anayasa’nın anılan maddesinde öngörülen kamulaştırma,Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkınagetirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilenkamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye biraykırılık oluşturmayacaktır.
70. Uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibarenbeş yıllık süre içinde kamulaştırma veya kısıtlılığı kaldıran imar planıdeğişikliğinin yapılmaması hâlinde maddenin birinci fıkrasının ikincicümlesine göre idari yargıda dava açılmasından önce uzlaşma sürecinintamamlanması gerekmektedir. Kanun’un geçici 6. maddesinin üçüncü fıkrasına göreuzlaşmada, idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerindesınırlı ayni hak tanınması ve imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imarhakkı kullandırılması seçeneklerine öncelik verilmektedir. Bu seçeneklerüzerinde uzlaşmanın mümkün olmaması hâlinde nakdi bedel üzerinden uzlaşmayapılabileceği kabul edilmektedir. Böylece beş yıllık bir süreden sonra uzlaşmaiçin geçirilecek süre dava açılmasını geciktirecek ve Anayasa’nın 46.maddesinde kamulaştırmanın esaslarından birini oluşturan nakden ödeme sonseçenek olarak uygulanacaktır.
71. Maddenin ikinci fıkrası, idari yargıda açılacak davadataşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifak hakkının değerinin dava tarihinegöre belirleneceğini, ancak taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veyataşınmaza fiilen el konulduğu tarihteki niteliklerinin esas alınacağınıöngörmektedir. Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırmanın anayasalögelerinden biri gerçek karşılık olup, kamulaştırılantaşınmazın bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen gerçekkarşılık ölçütüne uygun olması gerekmektedir. Kural ile taşınmazındeğerinin tespitinde esas alınan hukuken tasarrufun kısıtlandığı veyataşınmaza fiilen el konulduğu tarihteki taşınmazın niteliklerinin maddede öngörülenbeş yıllık süre geçtikten sonra dava açılabileceği de dikkate alınırsa davatarihi itibarıyla değişmesi mümkündür. Böylece taşınmazın hâlihazırnitelikleri yerine hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya taşınmaza fiilenel konulduğu nitelikleri gözetilerek dava açma tarihi itibarıyla değerininbelirlenmesi taşınmazın bedelinin gerçek karşılığa ulaşması bakımındanelverişli değildir.
72. Maddenin üçüncü fıkrasında, davaların açıldığı tarihlere vekesinleşme durumlarına göre uygulanacak hükümler gösterilmektedir. Bumaddenin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda geçici 6.maddenin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on birinci fıkra hükümleriuygulanacaktır. Geçici 6. maddenin üçüncü fıkrası idare ile haksahibi arasındaki uzlaşma sürecini, yedinci fıkrası mahkeme ve icra harçlarıile her türlü vekâlet ücretlerinin maktu olarak belirleneceğini, sekizincifıkrası ödemeler için bütçede ayrılacak pay oranları ile ödemelerin taksitlerlegerçekleştirilebileceğini, taksitlendirme süresince kanuni faiz ödeneceğini, onbirinci fıkrası ise ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hakve alacaklarının haczedilemeyeceğini düzenlemektedir. İptali istenenmaddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz karara bağlanmayanveya kararı kesinleşmeyen davalara da bu madde hükümleri, kesinleşen ancakhenüz ödemesi yapılmayan kararlarda da geçici 6. maddenin üçüncü, sekizinci veon birinci fıkra hükümleri uygulanacaktır. Bu hükümler 9/10/1956 ile4/11/1983 tarihleri arasında meydana gelen kamulaştırmasız el atmalara dayalıtazminat talepleri için geçmişe yönelik bazı mağduriyetlerin giderilmesiamacıyla çıkarılan ve istisnai nitelik taşıyan hükümlerdir. Sadece belirli birdönem için öngörülmüş olan ve bu nedenle istisnai nitelik taşıyan anılan hükümleregenel nitelik kazandırılarak bu hükümlerin, ilişkin olduğu dönemle sınırlıolmaksızın başka olaylara da uygulanacağının öngörülmesi Anayasa’nın 46.maddesinde yer alan güvencelerle bağdaşmaz.
73. Maddenin dördüncü fıkrasında ise taşınmaz maliklerininaçtıkları davalar sonucunda ödenecek bedellerle ilgili ayrılması gerekenödeneklerin oranları, ödemelerin toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğintoplamını aşması hâlinde ödemelerin on yıla kadar taksitlendirilebileceği vetaksitlendirme hâlinde kanuni faiz ödeneceği belirtilmektedir. Kuralile taşınmazların değeri olarak hükmedilen bedelin ödenmesi içinbütçeden belli bir pay ayrılması, ödemelerin taksitlendirilmesi ve buödemelerde kanuni faizin uygulanması kamulaştırmada anayasal ilkeler olarakifade edilen nakden ve peşin olarak ödeme ile kamu alacakları içinöngörülen en yüksek faizin uygulanmasına aykırılık teşkil etmektedir. Anılanilkeler uyarınca idarenin kamulaştırma kararı alabilmesi, kamulaştırmabedelini ödeyecek yeterli ödeneğinin bulunmasına bağlıdır. Diğer taraftaniptali istenilen düzenlemeler Anayasa’nın 46. maddesinin ikinci fıkrasındasayılan taksitle ödemenin öngörülebileceği istisnai durumlar kapsamına dagirmemektedir. Taksitlendirme hâlinde 3095 sayılı Kanun'a göre ödenecek olankanuni faiz oranı da kamulaştırmada uygulanacak olan kamu alacakları içinöngörülen en yüksek faiz oranından daha düşüktür.
74. Dava konusu ek 1. maddenin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi dışında kalan kısmında yer alan düzenlemeler gereğisüresinde kamulaştırma yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri ilgili idarealeyhine dava açma hakkını elde etmekle birlikte, Kanun’un geçici 6.maddesindeki malik aleyhine olan hükümlerin sürekli nitelikteuygulanması Anayasa Mahkemesinin 1/11/2012 tarihli ve E.2010/83,K.2012/169 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu davalarda kamulaştırmaiçin Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen güvenceleri etkisiz bırakacaktır.
75. Maddenin bu bölümünün Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren sürekli uygulanması, idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atmayoluyla müdahalesinin de sürekli hâle gelmesine sebep olabilecek niteliktedir.İdareler kural ile kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasa’dabelirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde edebilme imkânına sahipolabilecektir. Böyle bir durumda devletin hukuka bağlılığı ilkesi zedeleneceğigibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik de ortadankalkacaktır. Bir hukuk devletinde kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşviketmesi kabul edilemez.
76. Açıklanan nedenlerle maddenin birinci fıkrasının birincicümlesi dışında kalan bölümü, Anayasa’nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi dışında kalanbölümü, Anayasa’nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptaledildiğinden bu bölümün Anayasa’nın 6., 7., 8., 9., 10., 11., 36., 90.,125., 138., 142. ve 176. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
D. Kanun’un 34. Maddesinin İncelenmesi
1. 2942 Sayılı Kanun’un Geçici 6. Maddesinin OnuncuFıkrasının Üçüncü Cümlesinin Yürürlükten Kaldırılmasıa. İptal TalebininGerekçesi
77. Dava dilekçesinde 6745 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle 2942sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasının üçüncü cümlesininyürürlükten kaldırılmasının Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile2., 6., 7., 8., 9.,10., 11., 35., 36., 46., 90., 125., 138. ve 176. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
78. Kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla değişik yöntem veyaaraçlar arasında yapılacak tercih, kanun koyucunun takdir yetkisikapsamındadır. Kanun koyucu, takdir yetkisi çerçevesinde bir konuyudüzenleyebileceği gibi mevcut düzenlemeyi başka bir tasarrufuyla yürürlükten dekaldırabilir. Yürürlüğe giren yasalar gibi, yürürlükten kaldırılan kurallar dayasama tasarrufudur ve kanun koyucu bu yetkisini kullanırken Anayasa’ya bağlıkalmak durumundadır. Yürürlükten kaldırılan 2942 sayılı Kanun’ungeçici 6. maddesinin onuncu fıkrasının üçüncü cümlesi, uygulama imarplanlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgilikanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında 3194 sayılıKanun’da belirtilen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idariyargıda dava açılabileceğini öngörmekteydi. Kural yürürlükten kaldırılsa daAnayasa’nın 125. maddesine göre tasarrufu kısıtlanan taşınmazlarla ilgili davaaçmak mümkündür ve kuralla dava açma hakkına yönelik herhangi bir sınırlandırmada yapılmamıştır. Açıklanan nedenle söz konusu yürürlükten kaldırma işlemiAnayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 9., 10., 11.,35., 46., 90., 125., 138. ve 176. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2. 2942 Sayılı Kanun’un Geçici 11. Maddesi
79. 2942 sayılı Kanun’un iptali istenen geçici 11.maddesi, Anayasa Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılıkararıyla iptal edilmiş ve bu karar 25/5/2018 tarihli ve 30431sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu nedenle iptal edilen kuralhakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
E. Kanun’un 38. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek14. Maddenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
80. Dava dilekçesinde özetle; kural ile tüzel kişiliği bulunmayanUlusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonunun (UMREK) mali işleri dâhilher türlü sekretarya hizmetlerinin yinetüzel kişiliği bulunmayan Enerji veTabii Kaynaklar Bakanlığının ana hizmet birimi olan Maden İşleri GenelMüdürlüğü tarafından yürütüleceğinin düzenlendiği,UMREK’in kuruluş amacınınkuralda ayrıntılı olarak belirtildiği, Anayasa’da öngörülen örgütlenmebiçiminin dışında bir mesleki komisyonun oluşturulduğu, kuralda yer alan “yetkinkişi” ve “yetkilendirilmiş tüzel kişiler” tanımı ile mühendislikdiploması sahibi mühendislerin bireysel olarak mühendislik faaliyetini yürütmeyetkisinin ortadan kaldırıldığı, madencilik faaliyetlerine dair bir mühendisinbirey olarak bir proje hazırlamasının artık mümkün olmadığı,UMREK’in yapısıitibarı ile yetkilendirilmiş tüzel kişiler modeline uygun bir meslek kuruluşugibi yapılandırıldığı, sicil tutmaktan eğitim vermeye kadar bütün yetkileribünyesinde topladığı, Anayasa’da bu yetkilerin kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları ve üst kuruluşları tarafından kullanılması gerektiğininaçıklandığı, Anayasa’nın 130. maddesinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarınauygun insan gücü yetiştirmek amacı ile eğitim-öğretim yapılması için devlettarafından kurulan birimlerin üniversiteler olduğu belirtilmesine karşın iptaliistenen kural ile üniversiteler tarafından verilmesi gereken eğitimyetkilerinin UMREK’e tanındığıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 130. ve135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Maddenin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesi
81. 3213 sayılı Kanun’a 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı AnayasadaYapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 118.maddesiyle eklenen geçici 31. maddenin altıncı fıkrası uyarınca Maden İşleriGenel Müdürlüğüne yapılmış olan atıflar Maden ve Petrol İşleri GenelMüdürlüğüne yapılmış sayılacaktır.
82. Açıklanan nedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebihakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
b. Maddenin Üçüncü Fıkrası
83. 700 sayılı KHK’nın 99. maddesinin (h) bendiyle 3213 sayılıKanun’un ek 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…Bakanlığın teklifiüzerine Bakanlar Kurulunca…” ibaresi “…Cumhurbaşkanınca…”şeklindedeğiştirilmiştir.
84. Açıklanan nedenle konusu kalmayan fıkraya ilişkin iptal talebihakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
c. Maddenin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesi ileÜçüncü Fıkrası Dışında Kalan Bölümü
85. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 49. maddesi yönünden de incelenmiştir.
86. Dava konusu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ileüçüncü fıkrası dışında kalan bölümü UMREK’in görev ve yetkileri, sekretaryahizmetlerinin yürütülmesi ve gelirleri ile ilgili hususları içermektedir.Maddenin birinci fıkrasında, uluslararası standartlar ile bilimsel ve teknikesaslara göre yetkin kişi ve/veya yetkilendirilmiş tüzel kişiler tarafındanmadenlerin aranması, araştırılması ve üretilmesi ile ilgili açık, güvenilir,uygulanabilir kaynak ve rezerv bilgilerini oluşturmak, bunlarla ilgiliraporlama standartlarını ve ölçütleri belirlemek, sistem kurmak, uygulamak,geliştirmek ve yayımlamak, bu faaliyetler ile ilgili strateji ve hedefleroluşturmak, yetkin kişi ve/veya yetkilendirilmiş tüzel kişilerde aranannitelikleri belirlemek, bunlara eğitim vermek, sertifikalandırmak, sicil vesicil kayıtlarını tutmak, denetlemek, ihtar vermek, belgeleri askıya almak veyaiptal etmek, uluslararası benzeri kuruluşlara üye olmak veya bunlarla işbirliği yapmak, görev alanına giren konularda eğitim, araştırma ve yayınfaaliyetlerinde bulunmak ve bu faaliyetler ile ilgili düzenlemeleri yapmak veyayımlamak amacıyla UMREK’in kurulduğu ve anılan komisyonun eğitim, sertifika,aidat, yayın ve diğer faaliyetlerinden gelir elde edebileceği düzenlenmiştir.
87. Maddenin ikinci fıkrasında UMREK’in görevini yerine getirirkenbağımsız olduğu ve resmî ve özel kurum, kuruluş ve kişilerden belge, bilgi vegörüş isteyebileceği; son fıkrasında da UMREK’in teşkili, yönetimi ve çalışmasıile üyelerin atanmasında aranacak nitelikler, görev süresi ve üyeliğin sonaermesi ile ilgili usul ve esasların Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıtarafından çıkarılan yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
88. Hukuk devleti ilkesi gereği kanunlar kamu yararı amacıylaçıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı; genel birifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararıifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesiiçin kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olmasıgerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışındabir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımındanAnayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir.
89. Öte yandan kanun koyucu, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıylakural koyma yetkisine sahip olup yapılan bir düzenlemede kamu yararının bulunupbulunmadığını kendisi takdir eder. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kanunkoyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenenkuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarıgözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir.
90. Anayasa’nın 49. maddesinde; çalışmanın herkesin hakkı ve ödeviolduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatınıgeliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek,işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışınısağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmektedir.
91. Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabiî servetler ve kaynaklarDevletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkıDevlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişileredevredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletingerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişilereliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek vetüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetimusul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir. Bunagöre tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması veişletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşullar,devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların kanunladüzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca anılan maddede kanun koyucuya toplumsalihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda düzenleme yapmayetkisi verilmektedir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyi kullanırken kamu yararıamacını gözetmenin yanı sıra Anayasa’nın ilgili diğer ilkelerine de uymakzorundadır.
92. UMREK’in görev ve yetkilerini düzenleyen dava konusu kuralın,madencilik sektörünün kendine özgü niteliğinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyleve devletin madencilik faaliyetlerinin etkin, verimli, güvenli vesürdürülebilir nitelikte yürütülmesi amacıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır.Anılan amacın Anayasa’nın 168. maddesinde ifade edilen devletin gözetim vedenetim sorumluluğunun bir gereği olduğu söylenebilir.
93. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesinin birgereği olarak Anayasa’da düzenlenmeyen bir alanı kural olarak doğrudandüzenleyebilir. UMREK Anayasa’da düzenlenmiş bir kurum değildir.Ülkemizdedoğal servet ve kaynak olarak madenlerin yetkin kişi ve/veya yetkilendirilmiştüzel kişiler tarafından bilim ve teknolojiye uygun olarak aranması,üretilmesi, projelendirilmesi, bu yetkin kişi ve/veya yetkilendirilmiş tüzelkişilerin niteliklerinin belirlenmesi ve eğitilmesi gibi amaçlarla UMREK’inkanunla kurulan bir komisyon şeklindeki oluşumu, idare teşkilatı içindekikonumu ve mali kaynağının belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisikapsamındadır.
94. Maddenin anlam ve kapsamı bütünüyle gözönüne alındığında kurallarlaUMREK’in, görev ve yetkilerini bağımsız ve etkin bir şekilde yerinegetirebilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle kuralların kamu yararıdışında özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine düzenlendiğisonucuna ulaşılmasını gerektirecek bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.
95. Görev ve yetkilerinin düzenlendiği kurallara göre UMREK;madenlerin aranması, araştırılması ve üretilmesi ile ilgili kaynak ve rezervbilgileri, strateji ve hedef oluşturma, standart belirleme, sistem kurmabiçiminde görevlere sahip olup bu görevleri yerine getirecek yetkin kişive/veya yetkilendirilmiş tüzel kişilerin niteliklerinin belirlenmesi,eğitilmesi, sertifikalandırılması, sicil kayıtlarının tutulması,denetlenmeleri, ihtar verilmesi, belgelerin iptal edilmesi konularındayetkilidir. Bu bağlamda kurallar gereğince ilgili alanda UMREK’in görevleriyetkin kişiler dışında tüzel kişilere verilse de belirtilen işler tüzel kişilikbünyesindeki veya tüzel kişilikle anlaşmalı gerçek kişi mühendisler tarafındanyapılacaktır. Dolayısıyla kurallar ile mühendislik diploması sahibi gerçekkişilerin mühendislik faaliyetlerini yürütme yetkileri ve çalışma haklarısınırlandırılmamaktadır.
96. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. ve 49.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 6., 130. ve 135. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
F. Kanun’un 39. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’un Ek 9.Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilen Birinci Cümlesinin, İkinciCümlesinde Yer Alan “…adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarınagöre toplam il nüfusu 750.000’e kadar olan…” İbaresinin “…büyükşehirolan iller dışındaki…”, İkinci Fıkrasında Yer Alan “…il valisi…” İbaresinin “…TürkiyeKamu Hastaneleri Kurumu Başkanı…” ve ÜçüncüFıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan“…tıp fakültesi…” İbaresinin “…ilgilifakülte…” Şeklinde Değiştirilmesinin, Birinci Cümlesinden SonraGelmek Üzere Eklenen Cümlelerin,Üçüncü Fıkrasından Sonra Gelmek Üzere EklenenFıkralar ile Değiştirilen Mevcut Yedinci ve Sekizinci Fıkraların İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
97. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, büyükşehir olaniller dışındaki illerde eğitim ve araştırma hizmetlerinin, bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) eğitim vearaştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerindenyalnızca biri tarafından verilebileceği öngörülmüştür. Anılan cümlede yeralan “…büyükşehir olan iller dışındaki…” ibaresi dava konusukurallardan birini oluşturmaktadır.
98. Maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesinde birliktekullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin ilgilimevzuata göre ilgili fakülte dekanının yetki ve sorumluluğunda yürütüleceğibelirtilmiştir. Dava konusu ibare kuralda yer alan “…ilgili fakülte…” ibaresidir.Kuralınüçüncü fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen ikincicümlesinde de ilgili fakültenin dekanının hastane yöneticisinin görüşünü alarakvarsa profesör yoksa doçent unvanını haiz öğretim üyelerinden birini, doçent deyoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini eğitim sorumlusuolarak görevlendireceği, daha sonra gelen üçüncü cümlesinde ise başhekimin aynızamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürüsayılacağı belirtilmiştir.
99. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3.maddesinin birinci fıkrasının (t) bendinin (3) numaralı alt bendinde tıptauzmanlık, Bakanlık tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülen ve tıpdoktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki sağlamayı amaçlayan biryükseköğretim olarak ifade edilmiştir. 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’nin3. maddesinde de uzmanlık eğitimi,tıp veya diş hekimliğinde uzman olabilmekiçin gereken eğitim ve öğretim şeklinde tanımlanmaktadır.
100. Maddeye 6745 sayılı Kanun’la eklenen fıkralardan ilki,birlikte kullanıma geçilen sağlık tesislerinin döner sermaye hesapları ileilgili olup kuralda, sadece birlikte kullanılan birimlerle sınırlı olmak vebirlikte kullanıma geçildikten sonraki tasarruflara etkili olmak kaydıyla buhesapların birleştirileceği ancak borcun mevcut bir taşınıra ilişkin olmasıdurumunda protokolün imza tarihinden önceki borçların sağlık tesisinin dönersermaye bütçesinden karşılanacağı öngörülmüştür.
101. Maddeye Kanun’la eklenen diğer fıkrada, birlikte kullanımdakisağlık tesisleri ve ilgili birimlerde görevli öğretim elemanları dâhil tümpersonelin ihtiyaç duyulan tıbbi ve bilimsel danışmanlık, nöbet, konsültasyonve diğer sağlık hizmetlerini yerine getirmekle ve bu kapsamda kendilerineyapılan davete icabet etmekle yükümlü olduğu, bu şekilde nöbet tutan öğretimüyelerine de 657 sayılı Kanun’un ek 33. maddesi çerçevesinde ve eğitimgörevlisi için belirlenmiş olan gösterge rakamı üzerinden nöbet ücretiödeneceği hükme bağlanmıştır.
102. Maddenin Kanun’la değiştirilen mevcut yedinci fıkrasında,Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının sağlık tesisleri ile üniversitelerin sağlıkbilimleri eğitimi veren birimleri arasında, döner sermayeleri ayrı olmaksuretiyle sağlık hizmeti sunumu, eğitim, araştırma, halk sağlığını geliştirmeve kurumların diğer faaliyet alanlarında iş birliği yapılabileceği, iş birliğiprotokollerinin, üniversitenin ve ilgisine göre Bakanlık birimleri veya bağlıkuruluşlarının teklifi üzerine, Bakanlık ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınınuygun görüşü alınarak vali ile rektör arasında imzalanacağı, üniversiteninsağlık bilimleri alanında faaliyet gösteren birimlerinde görev yapan öğretim elemanlarındaniş birliği kapsamında Bakanlık ve bağlı kuruluşları sağlık tesislerinde ya daBakanlık ve bağlı kuruluşları personelinden üniversitede çalıştırılacakların,karşılıklı mutabakat ile protokol eki liste ile belirleneceği yönünde birdüzenleme getirilmiştir.
103. Maddenin Kanun’la değiştirilen mevcut sekizinci fıkrasındaise birlikte kullanım ve iş birliğine ilişkin usul ve esaslar ile ilgilimevzuat hükümleri çerçevesinde döner sermaye gelirlerinden personele yapılacakek ödemelere ilişkin diğer hususların Maliye Bakanlığının ve YükseköğretimKurulunun uygun görüşü alınarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmeliklebelirleneceği ifade edilmiştir.
2. İptal Taleplerinin Gerekçesi
104. Dava dilekçesinde özetle; hastanesi olmadan yeni açılan tıpfakültelerinin Bakanlık ile yapılan protokollerle ikinci basamak sağlık hizmetiveren devlet hastaneleriyle birlikte kullanım ve iş birliğine gittiği, protokololuşturma sürecinin illerde ikinci basamak sağlık hizmeti veren devlet hastaneleriniortadan kaldıracağı, bu durumun ikinci basamak sağlık hizmetlerinin özel sağlıkkuruluşlarına terk edilmesi olarak da değerlendirilebileceği, tıpfakültelerinin akademik özerkliklerini yitirdiği, akademik faaliyetler vebilimsel çalışmalar yönünden özerkliğin korunmasına dair çerçeveninçizilmediği, eğitim ve araştırma hastanesi eğitim görevlileri ile tıp fakültesiakademik personeli arasında özlük hakları açısından önemli farklılıklaroluştuğu ve bu durumdan çalışma barışının olumsuz etkileneceği, yapılandüzenleme ile 2547 sayılı Kanun’a tabi çalışanların Bakanlık mevzuatıylaçalışma biçimlerinin düzenlenmesinin Anayasa’nın bütüncül yorumu açısındandeğerlendirildiğinde idari fonksiyonu ve yapısı farklı iki birimin kendikuralları ve yapısı korunmaksızın birleştirilmesine neden olduğu, akademikkadrolara yapılacak atamaların bilimsel liyakate ilişkin kurallara bağlıolunacağına dair bir hükmün belirtilmediği, tıp eğitimi ve tıpta uzmanlıkeğitiminin temel olarak Bakanlığa ilişkin bir düzenlemeyle yapılmasınınanayasal statüleri ihlal etmesinin ötesinde üniversite eğitiminin gereklerininbir kenara bırakılarak personel ve ödeme düzenlemesiyle yetinilmesinin işbirliği ve ortak kullanımdan beklenen yararın sağlanmasını da önleyeceği,düzenlemede sadece ek ödemeye ilişkin mali hükümler yönünden Yüksek ÖğretimKurulunun (YÖK) görüşünün alınacağı kabul edilirken tıp ve tıpta uzmanlıkeğitiminin gereklerine ilişkin kuralların belirlenmediği, iş birliğine aitesasların saptanmadığı, bu alanın tamamen yürütmenin inisiyatifine bırakıldığıbelirtilerek kuralların Anayasanın 2., 7., 8., 27. ve 130. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Maddenin Birinci Fıkrasının Değiştirilen Birinci Cümlesi
105. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiştirilerekKabul Edilmesine Dair Kanun’un 189. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarıncaTürkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna yapılmış olan atıflar Sağlık Bakanlığınayapılmış sayılacaktır.
106. Açıklanan nedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptaltalebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
b. Maddenin İkinci Fıkrasında Yer Alan “…ilvalisi…” İbaresinin “…Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı…”İbaresi Şeklinde Değiştirilmesi
107. (105) numaralı paragrafta açıklanan gerekçe ile konusukalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığınakarar vermek gerekir.
c. Maddenin Kalan Bölümü
108. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devletiinsan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur, refah ve mutlulukiçinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum arasında denge kuran,sosyal adaleti gerçekleştiren, bu bağlamda sağlık hizmetlerinden bireylerinyeteri kadar yararlanmasını sağlayan devlettir. Devlet, herkesin sağlıkhizmetlerinden yararlanması için gerekli tedbirleri almalıdır. Sosyal devletolma niteliğinin gereği olarak devlet, kişilerin gerekli ve en uygun sağlıkhizmeti almalarını sağlamakla yükümlüdür.
109. Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye BüyükMillet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür.Kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasınıve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Kanun koyucunun temelkuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin ayrıntılarıyürütmeye bırakması, kanunla düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmaz ve yasamayetkisinin devri olarak yorumlanamaz.
110. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”, üçüncüfıkrasında ise “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini düzenler.” denilmektedir. Belirtilen madde devlete,kişilerin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak içinsağlık kuruluşlarının hizmetlerini düzenleme, denetleme ve organize etme gibigörevler yüklemiştir. Anılan madde ile devlete verilen görevler devletinpozitif yükümlülükleridir.
111. Anayasa’nın 130. maddesinde, çağdaş eğitim-öğretim esaslarınadayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücüyetiştirmek amacı ile ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim,bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmetetmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzel kişiliğine ve bilimselözerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından kanunla kurulacağıbelirtilmiş; yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri vebunların seçimleri, görev, yetki ve sorumluluklarının kanunla düzenleneceğihüküm altına alınmıştır. Buna göre kanun koyucu -anayasal ilkelere uygun olmakkoşuluyla- yükseköğretim kurumlarının organları ile işleyişleri ve bunlarınseçimleri, görev, yetki ve sorumluluklarını belirleme yetkisine sahiptir.
112. Anayasa’nın 130. maddesinin dokuzuncu fıkrasında dayükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişlerininüniversitelerin kamu kuruluşları ve diğer kurumlarla ilişkilerinin kanunladüzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre kanun koyucu -anayasalkurallara uygun olmak koşuluyla- yükseköğretim kurumları ile kamu kurum vekuruluşları arasında ne tür bir iş birliği yapılabileceğini ve bu iş birliğininusul ve esaslarını belirleme konusunda takdir yetkisine sahiptir.
113. Anayasa’nın 56. maddesine dayanılarak 3359 sayılıKanun’un 3. maddesinde Bakanlığa çeşitli yükümlülükler getirilmektedir. Sağlıkkurum ve kuruluşlarının ülke düzeyinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacakşekilde planlanması, koordine edilmesi, mali yönden desteklenmesi vegeliştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmek suretiyle kamu veözel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynakisrafı ve atıl kapasiteye yol açılmaması, tüm sağlık kurum ve kuruluşları ilesağlık personelinin ülke genelinde dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasınınesas alınması bu yükümlülükler kapsamındadır. Belirtilen madde uyarınca sağlıkkurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas doğrultusundaBakanlıkça düzenlenmesi, sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımınısağlamak üzere istihdam planlaması yapma zorunluluğu, üniversitelerin, kamukurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarınınimkânlarından yararlanılması, sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilenseviyeye ulaştırılması amacıyla bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmetbirimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşları arasında koordinasyon ve iş birliğinin sağlanması Bakanlığınyerine getireceği sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar arasındasayılmıştır. Ayrıca sağlık kurum ve kuruluşlarının, coğrafi ve fonksiyonelhizmet alanları, verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantılarıgibi konularda tespit edilen esaslara uymaları ve verilen görevleri yapmaklayükümlü oldukları öngörülmüştür.
114. 6/4/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve BağlıKuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin(KHK) 2. maddesinde de Bakanlığın görevleri açıklanmaktadır. Sağlıkeğitimi ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi, insan gücünde ve maddikaynaklarda tasarruf yapılması ve verimin artırılması, sağlık sektöründekiinsan gücünün ülke genelinde dengeli dağılımı ile bütün paydaşlar arasında işbirliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt düzeyinde eşit, kaliteli ve verimlihizmet sunumunun sağlanması, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçekkişiler tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke genelinde planlanması veyaygınlaştırılması Bakanlığın görevlerinden bir bölümünü oluşturmaktadır.
115. Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında devlete, işbirliğini gerçekleştirerek sağlık kuruluşlarını tek elde planlayıp bu alandahizmet sağlama görevi de verilmektedir. 3359 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile 663sayılı KHK’nın 2. maddesi sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslarıaçıklamaktadır. Bu temel esaslar kaliteli ve verimli hizmet, kaynak israfınınönlenmesi, sağlık personelinin ve hizmetin ülke genelinde dengeli dağılımı, planlama,kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları arasında koordinasyon ve iş birliği şeklinde özetlenebilir.
116. Kanun’un ek 9. maddesi de Anayasa’nın 56. maddesindeki temelilkelere dayanarak Bakanlığa bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin ilgilifakülteleri arasında birlikte kullanım ve iş birliğinin esaslarınıbelirlemektedir. Maddede, birlikte kullanılacak sağlık birimlerinde sağlıkhizmetinin yanı sıra lisans ve uzmanlık eğitiminin verilmesi öngörülmektedir.Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, üniversite birimleri ile eğitim vearaştırma hastaneleri arasında döner sermayeleri birleşmeksizin yapılanprotokoller iş birliğini, döner sermayelerin birleştirilmesi suretiyle sağlıktesisinin Bakanlık tarafından işletildiği protokoller birlikte kullanımı ifadeetmektedir.
117. Tıpta ve diş hekimliğinde lisans eğitimi 28/3/1983 tarihli ve2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na uygun olarak kurulacaktıp ve diş hekimliği fakülteleri aracılığıyla gerçekleştirilir. 11/4/1928tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına DairKanun’un 8. maddesi ise tıpta uzmanlık yetkisinin tıp fakülteleri dışındaBakanlığın kabul ettiği kurum tarafından da verilebileceğini öngörmektedir. Öteyandan 663 sayılı KHK’nın 22. maddesi ile tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlıkeğitimi yapacak eğitim kurumlarına eğitim yetkisi verilmesi konusunda TıptaUzmanlık Kurulu oluşturulmuştur. Akademik unvanların kazanılması konusunda da2547 sayılı Kanun’da düzenleme yapılmıştır. Dava konusu madde ise birliktekullanımın esaslarını belirlemekte olup maddenin devlet hastanelerinin eğitimve araştırma hastanesine dönüşümleri ve akademik unvanların kazanılmasışartlarıyla ilgisi bulunmamaktadır.
118. Birlikte kullanım ve iş birliğinin üç esasa; eğitim,sağlık işletmeciliği ve sağlık hizmetleri ile mali hususlara ilişkin olduğusöylenebilir. Dava konusu maddede, birlikte kullanılan sağlık tesisininüniversitenin görüşü alınarak Bakanlıkça atanan başhekim tarafından yönetilereksağlık hizmetlerinin yerine getirilmesini, sağlık işletmeciliği yönündenperformansa dayalı ek ödeme sistemiyle görev yapanların hizmete katkılarıoranında ilave ödemelerden yararlandırılmasını öngörmektedir. Yine madde ileüniversitelerin uygulama ve araştırma merkezi oluşturamamasından kaynaklanan sorunlarınaşılmasının, tıp ve tıpta uzmanlık eğitimlerinin nitelikli olmasının, birliktekullanılacak sağlık tesislerinde döner sermaye hesaplarının birlikte kullanılanbirimlerle sınırlı olarak birleştirilmesiyle bazı mali hakların ve verimliliğinartırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Maddenin değiştirilen mevcutyedinci fıkrasıyla döner sermayeler birleştirilmeden Bakanlığın veüniversitelerin iş birliği yapmasıyla eğitim, sağlık hizmeti ve araştırmaalanlarında da birlikte çalışabilmesine imkân sağlanmaktadır. DolayısıylaBakanlığa ait sağlık kurum ve kuruluşları ile üniversiteler arasında birliktekullanım ve iş birliğine dayalı olarak sağlık hizmetleri ile tıp ve tıptauzmanlık eğitimlerinin birlikte verimli ve etkin yürütülmesini düzenleyen iptaliistenen maddenin ilgili bölümünün Anayasa’nın 130. maddesine aykırı bir yönününbulunduğu söylenemez.
119. Maddenin birinci fıkrasının ikincicümlesi uyarınca eğitim ve araştırma hizmetlerinin, Bakanlık eğitim vearaştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerindenyalnızca biri tarafından verilebilmesinde esas alınacak ölçütün ilgili ilinnüfusunun 750.000’den az olması yerine büyükşehir olmaması şeklindebelirlenmesi; maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde de birliktekullanılan sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin, dişhekimliği fakültelerinin de bu kapsamda bulunabileceği gözetilerek tıpfakültesi yerine ilgili fakülte dekanının yetki ve sorumluluğundayürütüleceğinin öngörülmesi Anayasa’nın 130. maddesinin dokuzuncu fıkrasıkapsamında kanun koyucunun takdirinde bir husus olup Anayasa’ya aykırılıkteşkil etmemektedir.
120. Bilime dayalı olması gereken tanı ve tedavi metotlarınıninsan yararına sürekli yenilik ve gelişme göstermesi, hizmet kalite vebeklentilerini çağın koşullarına yaklaştırmayı zorunlu kılmaktadır. Buçerçevede artan sağlık hizmeti talebini en doğru şekilde karşılamak, sürekliyenilenen teknolojileri kullanmak, sağlık hizmetlerini yurt genelinde eşit vekaliteli olarak sunmak, maliyetleri asgari düzeye indirmek, mesleki olarakyeterli, sayıca kısıtlı yetişmiş insan gücünü dengeli bir şekilde dağıtmak,değişen şartlara göre planlama yapmak, hizmet kalitesini yükseltirken maliyetidüşürmek ve buna rağmen etkin, verimli, süratli, kesintisiz bir sağlık hizmetisunmak, gereksiz bina ve cihaz alımı yapmamak, kurumlar arası iş birliği vehalkın sosyal memnuniyetini arttırmak sağlık hizmetleri yönünden devlet içinbir kamusal zorunluluk ve sosyal devlet olmanın gereğidir (AYM, E.2012/103,K.2013/105, 3/10/2013).
121. Bakanlığa bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri tıpta vediş hekimliğinde uzmanlık dallarında teorik ve uygulamalı eğitimlerinverilmesini sağlarken lisans eğitimlerinin teorik kısmı üniversitelerde verilmektedir. Maddeninüçüncü fıkrasının ikinci cümlesine göre birlikte kullanımdaüniversitelerin tıp ve diş hekimliği fakültelerinin dekanlarına eğitimsorumlusunu belirleme ve eğitim hizmetlerinin yürütülmesi konusunda yetkiverilmiş, bu alandaki hizmetlerin uzman akademisyenler tarafından yerinegetirilmesi öngörülmüştür. Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerininişletilmesi ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi ise Bakanlığınsorumluluğundadır. Maddenin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesine göre başhekiminaynı zamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürüsayılması sağlık tesislerinin birlikte kullanılmasının bir sonucudur.Dolayısıyla birlikte kullanımda hizmet verecek sağlık birimlerinde eğitimfaaliyetlerinin yönetimi üniversiteye, işletme yönetimi ise Bakanlığabırakılmıştır.Bununla birlikte üniversite yönetiminden sorumlu dekan ileişletme yönetiminden sorumlu başhekimin iş birliği içinde hareket etmeleriamaçlanmıştır. Gerek dekanın gerekse başhekimin yetkileri açıkça ve sınırlarıbelirlenerek düzenlenmiştir. Tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin ilgilifakülte dekanının yetki ve sorumluluğunda gerçekleştirileceği de dikkatealındığında düzenlemenin üniversitelerin ve ortak tesislerde görev yapanakademisyenlerin bilimsel özgürlüklerine müdahale edilmesine yol açacağı dasöylenemez.
122. Maddeye eklenen ikinci fıkrayla, birlikte kullanılansağlık tesislerinde ve ilgili birimlerinde görevli Bakanlık personeli ileüniversite akademik personelinin tümü için tıbbi ve bilimsel danışmanlık,nöbet, konsültasyon gibi sağlık hizmetlerini yerine getirmek zorunlukılınmakta, bu şekilde nöbet tutan akademik personelin de Bakanlık eğitimgörevlileri gibi nöbet ücreti alacakları hükme bağlanarak söz konusu hizmetleriiçin de aralarında mali yönden eşitlik sağlanmaktadır.
123. İptali istenen madde, birlikte kullanım ve iş birliğineilişkin usul ve esaslar ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde döner sermayegelirlerinden personele yapılacak ek ödemelere ilişkin diğer hususlarda ayrıntılıdüzenlemelere yer vererek ana ilkeleri belirlemiştir. Madde, yönetmeliğebırakılacak alanı sınırlamış ve yürütmeye bırakılan yetkinin çerçevesinibelirleyecek ilkeleri ortaya koymuştur. Kanun koyucunun belirlediği builkelere göre yürütme, ayrıntılı ve teknik konuları yönetmelik iledüzenleyebilecektir. Yönetmelik çıkarma yetkisinin hangi kuruluşlarınkatkısıyla kullanılacağı kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Kanun koyucuda kaynağı ve çerçevesi Kanun’da bulunan hususların ayrıntısını belirlemeyetkisini, Maliye Bakanlığının ve Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşüalınmak kaydıyla Bakanlığa vermiştir. Bu nedenle birlikte kullanım, işbirliğine ilişkin usul ve esaslar ile döner sermaye gelirlerinden yapılacaködemelere yönelik işleyişinin belirlenmesinin yönetmeliğe bırakılması aslidüzenleme yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
124. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 7. ve 130.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 8. ve 27. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
G. Kanun’un 40. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 15.Maddenin İncelenmesi
1.Anlam ve Kapsam
125. Maddenin birinci fıkrasında, tıp ve/veya diş hekimliğifakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veyasağlık uygulama ve araştırma merkezinde yeterli kapasite ve eğitim altyapısıbulunmayan vakıf üniversitelerinin, tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi,tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleriiçin yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunan özel hastaneler ile bütçeleriayrı olmak şartıyla iş birliği yapabilecekleri, bu kapsamda ilgili üniversiteve özel hastanenin yetkili makamları arasında iş birliği protokolününimzalanacağı, bunun Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun onayıylauygulamaya konulacağı öngörülmüştür.
126. Maddenin ikinci fıkrasında; iş birliği yapılan özelhastanenin üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabuledileceği, burada fiilen görev yapacak olan üniversite öğretim elemanlarınınilgili dekan ve hastane yöneticisinin talebi üzerine rektör tarafındangörevlendirileceği, görevlendirilen üniversite personeline kendi mevzuatınınuygulanacağı, iş birliği yapılan özel hastanenin, öğretim üyelerininfaaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında kendimevzuatına tabi olmaya devam edeceği belirtilmiştir.
127. Maddenin üçüncü fıkrasında da bu maddenin uygulanmasınailişkin usul ve esasların Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak SağlıkBakanlığı tarafından belirleneceği hüküm altına alınmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
128. Dava dilekçesinde özetle; vakıf üniversiteleri ile özelhastaneler arasında yapılacak protokol ile özel hastanelerin hukuksalstatüsünün değiştirilmesine imkân tanıyan düzenlemenin herhangi bir çerçeveiçermediği, kanunla yapılması gereken düzenlemenin idarenin düzenleyiciişlemine terk edildiği, kuralın aynı zamanda üniversitelerin bilimselözerkliğine, bilim hürriyetine, eğitim ve öğretimin devletin gözetim vedenetimi altında yapılacağına dair Anayasa hükümlerine aykırı olduğu, Anayasa’nın130. maddesiyle atıf yapılan 2809 sayılı Kanun’a göre vakıf üniversiteleri dedâhil olmak üzere üniversite niteliğine sahip bir yapının belirlenen kurallarauygun olarak kurulması gerektiği, dolayısıyla uygulama ve araştırma biriminioluşturan tıp fakültesi hastaneleri olmaksızın tıp ve tıpta uzmanlık eğitimiyapılmasının Anayasa’ya ve kanuna aykırılık teşkil ettiği, kural ile özel hukukhükümlerine tabi ve kazanç amacına yönelik faaliyet olduğu kuşkusuz bir özelhastanenin yapılacak bir protokol ile akademik faaliyet yürütülen bir alanadönüştürülmesi ve üniversite hastanesi hüviyetine kavuşmasının kurallarhiyerarşisine aykırılık teşkil ettiği, özel hastanenin kuruluş ve işleyişi,tabi olduğu mevzuat hükümleri ile üniversitenin kuruluşu, amacı ve mevzuatınıntümüyle birbirlerinden farklı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5.,6., 7., 8., 27. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
129. Anayasa’nın 130. maddesinin ikinci fıkrasında, vakıfyükseköğretim kurumlarının devletin gözetim ve denetimine tabi olduğu,dokuzuncu fıkrasında da üniversiteler üzerinde devletin gözetim ve denetimhakkını kullanma usullerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.Buna göre vakıf yükseköğretim kurumlarının denetimine ilişkin temel kurallarınkanunla düzenlenmesi zorunludur.
130. Anayasa’nın 56. maddesinde de devletin sağlık kuruluşlarınıtek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlerken kamu ve özel kesimlerdekisağlık kurumlarından yararlanacağı belirtilerek kamu ve özel sağlık kurumuayrımının yapılmayacağı öngörülmüştür. Anayasa’nın bu maddesine dayalı olarak3359 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile 663 sayılı KHK’nın 2. maddesinde de sağlıkhizmetlerinin tüm yurtta yerine getirilmesinde kamu ve özel sağlıkkurumlarından yararlanılacağı belirtilmiştir. Bu hükümler de dikkatealındığında kural, vakıf üniversitelerinin, tıp ve diş hekimliğinde lisanseğitiminde, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırmafaaliyetlerinde, ortak kullanım için özel sağlık kurumlarından nasılyararlanacağını ve vakıf üniversiteleri ile özel hastaneler arasındaki işbirliğinin esaslarını açıklayarak belirli bir çerçeve çizdiğinden Anayasa’nın2. ve 130.maddelerine aykırı değildir.
131. Vakıf üniversiteleri de 2809 sayılı Kanun’un 6.maddesinde yeralan“Bu Kanun kapsamında olup, yeni kurulan birimler; eğitim - öğretim içinyeterli kuruluş hazırlıklarının tamamlanmasını, mali ve idari şartların yerinegetirilmesini müteakip, Yükseköğretim Kurulunun kararı ile faaliyete geçirilir” hükmügereğince kurulmaktadır. Kural ise usulüne uygun olarak vakıf üniversitesistatüsünü kazanmış kurumların özel hastanelerle iş birliğini düzenlenmektedir.Bu nedenle söz konusu vakıf üniversitelerinin, uygulama ve araştırma biriminioluşturan tıp fakültesi hastaneleri olmaksızın belirlenen kurallara uygunolarak kurulmadıkları yönünde ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiasının,iptal davasına konu kuralla bir ilgisi bulunmamaktadır. Kaldı ki 2809 sayılıKanun’un 4. maddesi de yükseköğretim kurumlarının sağlık tesisleri dâhil olmaküzere ilgili bakanlıklar ile onlara bağlı veya diğer kamu kurum vekuruluşlarından yararlanılacağını öngörmektedir.
132. Kural ile vakıf yükseköğretim kurumlarının bilimselözerkliğine müdahalede bulunulması söz konusu olmadığı gibiözel hastanelerle iş birliği sonucunda bu hastanelerde fiilen görevyapacak üniversite öğretim elemanlarının bilimsel faaliyetleri ve özlük haklarıbakımından üniversite mevzuatına bağlı olduğu dikkate alındığında bilimselözerkliklerinin sınırlandırıldığı da söylenemez.
133. Kural, vakıf üniversiteleri ile özel hastaneler arasındaiş birliğine ilişkin ana esasları ve koşulları belirlemiş; yönetmeliğebırakılacak alanı sınırlamış ve yürütmeye bırakılan yetkinin çerçevesinibelirleyen ilkeleri ortaya koymuştur. Kanun koyucunun belirlediği builkelere göre yürütme, ayrıntı nitelik taşıyan ve teknik konuları yönetmelikile düzenleyebilecektir. Esasen yönetmelik çıkarma yetkisinin hangikuruluşların katkısıyla kullanılacağı kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.Kanun koyucu da kaynağı ve çerçevesi Kanun’da bulunan hususların ayrıntısınıbelirleme yetkisini -Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşü alınmak kaydıyla-Sağlık Bakanlığına vermiştir. Bu nedenle iş birliğine ilişkin usul ve esaslarınbelirlenmesinin yönetmeliğe bırakılması asli düzenleme yetkisinin devri olaraknitelendirilemez.
134. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7. ve 130.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.Kuralın Anayasa’nın5., 6., 8. ve 27. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Ğ. Kanun’un 41. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 16.Maddenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
135. Dava dilekçesinde özetle; 3359 sayılı Kanun’laTürkiye’de hekimlik yapabilmenin koşulu olarak mecburi hizmetin tamamlanmasınınbelirlendiği, mecburi hizmetini tamamlamayan hekimlerin, aldıkları eğitiminverdiği hakkı kullanamadıkları, kural ile yurt dışında doçent veya profesörunvanı alan hekimler yönünden “Türkiye’de en az 3 yıl fiilen akademikkadroda meslek icrasında bulunması” koşulunun yeterli görüldüğü, anılanhekimler bakımından kamuda çalışma şartının aranmadığı, bir akademisyeninmesleğinin pratik anlamda hekimlik faaliyetinin icrasından ibaret olmadığı,bilimsel bilginin üretilmesi, araştırma, eğitim faaliyetinin tüm basamaklarınınakademisyenlik mesleğinin icrası olarak kabul edilebilecek olması nedeniyleyapılan düzenlemenin çerçevesinin belirsiz olduğu, kamusal sağlık hizmetininyürütülmesi ve sağlık hizmetinin devamlılığı açısından yapılan düzenlemeningereğinin ve zorunluluğunun tespit edilmediği, yurt dışında kazanılan akademikunvanların Türkiye’de kullanılmasına ilişkin mevzuat hükümleriyleilişkilendirilmeden yapılan düzenlemenin hukuki belirlilik ilkesine aykırılıkteşkil ettiği, hekimlerin statülerinin aldıkları eğitimle belirlendiği, yurtiçinde ya da yurt dışında eğitim almış olmalarının mecburi hizmet yükümlülüğükarşısında farklı muameleye tabi tutulmalarının gerekçesini oluşturamayacağı,Türkiye’de mesleği icra etme koşullarında gerekçesi açıklanmayan bir istisnagetirilmesine neden olan düzenleme ile temeli belirsiz bir imtiyaz yaratıldığıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
136. Dava konusu kural, yurt dışında görev yapmakta olan doçent veprofesör unvanına sahip tıp doktoru akademisyenlerin, Türkiye’de en az üç yılsüreyle fiilen akademik kadroda meslek icrasında bulunmak kaydıyla devlethizmeti yükümlülüğünden muaf tutulacaklarını düzenlemektedir.
137. Kural, sağlık sektöründe yetişmiş tıp doktoruakademisyenlerin Türkiye’ye dönerek bu alanda hizmet vermelerini temin etmekiçin devlet hizmeti yükümlülüğünden muaf olmalarını sağlamaktadır. Kuralın sözkonusu akademisyenlerin ülkeye dönüşünü özendirmek ve teşvik etmek amacınayönelik olması nedeniyle kamu yararına aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Kuralile yurda dönüş yapacak akademisyenlere devlet hizmeti yükümlülüğünden muafiyetsağlansa da en az üç yıl süreyle fiilen akademik kadroda mesleğini icra etmezorunluluğu da getirilmektedir. Bu mesleki icranın bir ayrım yapılmaması nedeniyledevlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinin akademikkadrolarında da yerine getirilmesine bir engel bulunmamaktadır.
138. Tıpta uzmanlık unvanını kazandıktan sonra yabancı ülkelerdeprofesörlük ve doçentlik unvanını veya yetkisini almış olanların, buunvanlarının Türkiye’de geçerli sayılmasının Üniversitelerarası Kurul kararınabağlandığı 2547 sayılı Kanun’un 27. ve 28. maddelerinde açıklanmıştır. Davakonusu kural kapsamındaki doçent ve profesör unvanına sahip tıp doktoruakademisyenler için de 2547 sayılı Kanun hükümleri geçerli olduğundan kural ileayrıca bir ilişkilendirme yapılması gerekmemektedir. Dolayısıyla düzenlemehukuki belirsizlik içermemektedir.
139. Yurt dışında görev yapmakta olan doçent ve profesör unvanınasahip tıp doktoru akademisyenler, yurt içinde bu unvana sahip tıp doktoruakademisyenlerle aynı hukuki durumda değildir. Kanun koyucunun bu düzenlemeyiyapmasındaki gerekçe de gözönüne alındığında yurt dışından gelecekakademisyenlerin devlet hizmeti yükümlülüğünden muaf tutulma şartlarının farklıkurallara tabi olması mümkündür. Kaldı ki söz konusu muafiyet Türkiye’deakademik kadroda en az üç yıl süreyle fiilen meslek icrasında bulunmak şartınabağlanmıştır. Bu nedenle kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü debulunmamaktadır.
140. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
H. Kanun’un 42. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’a EklenenGeçici 10. Maddenin İncelenmesi1.
İptal Talebinin Gerekçesi
141. Vakıf üniversiteleri ile özel hastaneler arasındayapılacak protokol ile özel hastanelerin hukuksal statüsünün değiştirilmesineimkân veren maddenin herhangi bir çerçeve içermediği, kanunla yapılması gerekendüzenlemelerin idarenin düzenleyici işlemine terk edildiği, kuralın aynızamanda üniversitenin özerkliğine, bilim hürriyetine ve eğitim alanındadevletin ödevlerini tanımlayan Anayasa’nın ilgili hükümlerine aykırılık teşkilettiği, temel olarak tıp ve tıpta uzmanlık eğitimini ilgilendiren bir alanıntek başına Sağlık Bakanlığı tarafından ikincil düzenlemelere bırakılmasının tıpve tıpta uzmanlık eğitiminin gereklerine, eğiticiler ve akademisyenlerin özlükhaklarını ihlal ettiği kanun ile düzenlenmesi gereken konuların SağlıkBakanlığının yetkisine bırakılmaması gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın2., 5., 6., 7., 8., 27. ve 130.maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
142. Kuralda 3359 sayılı Kanun’un ek 15. maddesine ilişkin usul veesasların Sağlık Bakanlığınca üç ay içinde belirleneceği, bu maddenin 7/9/2016tarihinde yürürlüğe girmesinden önce vakıf yükseköğretim kurumlarıyla özelhastaneler arasında yapılmış olup uygulanmakta olan protokollerin, buprotokollerde belirlenen sürelerin sonuna kadar mevcut hak ve yükümlülükleriile geçerli olduğu düzenlenmektedir.
143. 3359 sayılı Kanun’un ek 15. maddesinde, vakıfüniversiteleri ile özel hastaneler arasında iş birliğine ilişkin koşullar veilkeler açıklanarak bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslarınYükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafındanbelirleneceği hükme bağlanmıştır.Madde gerekçesinde açıklandığı gibi vakıfyükseköğretim kurumlarıyla özel hastaneler arasında yapılmış olup uygulanmaktaolan protokollerin süreleri sonuna kadar geçerli olması, vakıfüniversitelerindeki eğitim ve öğretim hizmetlerinin aksamadan devam etmesiamacıyla öngörülmüştür. 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddenin incelendiğiyukarıdaki bölümde Anayasa’nın 7. ve 130. maddelerine ilişkin gerekçeler bukural yönünden de geçerlidir.
144. Öte yandan kural gereği Sağlık Bakanlığına yönetmelikçıkarma konusunda verilen yetkinin süre ile sınırlandırılması ve vakıfüniversiteleri ile özel hastaneler arasında iş birliğine yönelik bu maddeninyürürlüğe girmesinden önce yapılmış mevcut protokollerin geçerliliklerini devamettireceklerinin belirtilmesi kanun koyucunun takdir yetkisikapsamındadır.
145. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7. ve 130.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.Kuralın Anayasa’nın5., 6., 8. ve 27. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
I. Kanun’un 43. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’a EklenenGeçici 11. Maddenin İncelenmesi1. İptal Talebinin Gerekçesi
146. Dava dilekçesinde özetle; 3359 sayılı Kanun’laTürkiye’de hekimlik yapabilmenin koşulu olarak mecburi hizmetin tamamlanmasınınbelirlendiği, mecburi hizmetini tamamlamayan hekimlerin, aldıkları eğitiminverdiği hakkı kullanamadıkları, kural ile yurt dışında tabiplik veya tıptauzmanlık eğitimini tamamlayan tıp doktorları yönünden en az üç yıl süreyleTürkiye’de fiilen meslek icrasında bulunma koşulunun yeterli görüldüğü, anılanhekimler bakımından kamuda çalışma şartının aranmadığı, kamusal sağlıkhizmetinin yürütülmesi ve sağlık hizmetinin devamlılığı açısından kuralın gereğininve zorunluluğunun belirlenmediği, hekimlerin statülerinin aldıkları eğitimlebelirlendiği, yurt içinde ya da yurt dışında eğitim almış olmalarının mecburihizmet yükümlülüğü karşısında farklı muameleye tabi tutulmalarının gerekçesinioluşturamayacağı, Türkiye’de mesleği icra etme koşullarında gerekçesiaçıklanmayan bir istisnaya neden olan kuralla temeli belirsiz bir imtiyazıntanındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10.maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
147. Dava konusu kural ile bu maddenin yürürlüğe girdiği7/9/2016 tarihinden önce yurt dışında tabiplik veya tıpta uzmanlık eğitiminitamamlayan tıp doktorlarının 7/9/2016 tarihinden itibaren altı ay içindeTürkiye’ye dönmek ve en az üç yıl süreyle Türkiye’de fiilen meslek icrasındabulunmak şartıyla devlet hizmeti yükümlülüğünden muaf tutulacağıbelirtilmiştir.
148. Yurt dışında tabiplik veya tıpta uzmanlık eğitiminitamamlayan tıp doktorlarına tanınacak muafiyetle Türkiye’ye dönmeleriyle bualanda hizmet vermeleri amaçlanmaktadır. Ancak devlet hizmeti yükümlülüğündenmuafiyet tanınmasına rağmen Türkiye’de üç yıl süreyle fiilen meslek icrasızorunluluğu bulunmaktadır. Kuralın söz konusu tıp doktorlarının ülkeye dönüşünüözendirmek ve onları teşvik etmek, onların hizmetinden yararlanmak amacıylayapıldığı açık olup bu yönüyle kamu yararı amacı ile bağdaşmadığı söylenemez.
149. Kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce yurt dışında tabiplikveya tıpta uzmanlık eğitimini tamamlayan tıp doktorları ile yurt içindetabiplik veya tıpta uzmanlık eğitimini tamamlayan tıp doktorları aynı hukukidurumda değildir. Kanun koyucunun bu düzenlemeyi yapmasındaki gerekçe degözönüne alındığında yurt dışından gelecek tıp doktorlarının devlet hizmeti yükümlülüğündenmuaf tutulma şartlarının farklı kurallara tabi olması mümkündür. Kaldı ki sözkonusu muafiyet Türkiye’de en az üç yıl süreyle fiilen meslek icrasındabulunmak şartına bağlanmıştır. Bu nedenle kuralın eşitlik ilkesine aykırı biryönü de bulunmamaktadır.
150. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
İ. Kanun’un 74. Maddesiyle 6428 Sayılı Kanun’un 4.Maddesinin Değiştirilen (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
151. 6428 sayılı Kanun;ihale ile özel hukuk hükümlerine göre, kamuözel iş birliği modeli çerçevesinde Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) ve bağlıkuruluşlarınca ihtiyaç duyulan tesislerin yapılması, yenilenmesi ve hizmetalınması ilgili hükümleri kapsamaktadır. Kanun’un 4. maddesi sözleşme ileilgili düzenlemelere yer vermekte olup (1) ve (2) numaralı fıkralarında,sözleşmenin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, süresinin sabit yatırım dönemihariç otuz yılı geçmemek üzere idarece belirleneceği, yüklenicinin, yapımişlerinin projelendirilmesinden ve finansmanının sağlanmasından, yapımından,bakım ve onarımından, yükleniciye bırakılan hizmetlerin yerine getirilmesi ileticari hizmet alanlarının işletilmesinden, sözleşme süresi sonunda yerleşkeninher türlü borç ve taahhütten ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumdaBakanlığa devredilmesinden ve sözleşme süresince üçüncü kişilere vereceği hertürlü zarardan sorumlu olacağı ve yüklenicinin sözleşmede öngörülen yükümlülükleriniyerine getirmemesi hâlinde idarenin uğrayacağı zararın tazminine ve cezaişartlara ilişkin hükümlere sözleşmede yer verileceği belirtilmiş; diğerfıkralarda ise idarenin ve yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleriile bunların yerine getirilmemesinin müeyyideleri düzenlenmiştir.
152. Kuralın madde gerekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 1/4/2015tarihli ve E.2013/50, K.2015/38 sayılı iptal kararı doğrultusunda Bakanlığınkamu özel iş birliği modeliyle yaptıracağı işlerde yüklenicinin sözleşmekapsamına giren faaliyetlerini bütün aşamalarda denetleyeceğine veyadenetleteceğine, yüklenicinin performans denetimi ile işin yönetimine ilişkinolarak bir denetim ve yönetim sistemi kurabileceğine yönelik düzenlemeyapıldığı açıklanmaktadır. Kural ayrıca denetimle yetkilendirilen kişilerdenistenecek ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliliklerine ilişkin gereklibelgeleri ve bu kişilerin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri veyausulsüzlük yaptıkları hâllerde uygulanacak yaptırımları ve sonuçlarıgöstermektedir.
153. Kural, idarenin yüklenicinin sözleşme kapsamına girenfaaliyetlerini bütün aşamalarda denetleyeceğini veya denetletebileceğiniöngörmektedir. Kurala göre Bakanlık, yüklenicinin performans denetimi ve işinyönetimine ilişkin olarak bir denetim ve yönetim sistemi kurabilecektir.Denetimle yetkilendirilecek isteklilerden ekonomik ve mali yeterlik ile meslekive teknik yeterliklerinin belirlenmesine ilişkin olarak istenecek gerekli bilgive belgeler ise isteklinin bankalardan temin edilecek mali durumu ile ilgilibelgeler, ilgili mevzuatı uyarınca yayımlanması zorunlu olan bilançosu veyabilançosunun gerekli görülen bölümleri, yoksa bunlara eş değer belgeleri, işhacmini gösteren toplam cirosu veya ihale konusu iş ile ilgili taahhüdüaltındaki ve bitirdiği iş miktarını gösteren belgeler ile ihale konusu işinniteliğine göre yeterlik değerlendirmesinde kullanılmak üzere ihale dokümanındave ihale veya ön yeterliğe ilişkin ilan veya davet belgelerinde belirtilendiğer belgelerdir. Denetimle yetkilendirilen yüklenicinin taahhüdünü ihaledokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işisüresinde bitirmemesi hâlinde, ihale dokümanında belirlenen oranda gecikmecezası uygulanmak üzere, idarenin en az on gün süreli ve nedenleri açıkçabelirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi hâlinde, ayrıca protestoçekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelirkaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir.Denetimle yetkilendirilen yüklenici, hazırladıkları raporlardaki yanlış veyanıltıcı bilgi ve kanaatler sebebiyle doğabilecek zararlar ile sözleşmekapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla idare ve üçüncü kişilere vereceklerizararlardan ve denetime ilişkin olarak idareye sunacakları bilgi ve belgelerin,mali ve teknik tablo ve raporların sözleşmesine ve ilgili mevzuatına uygunluğuve doğruluğundan, genel kabul görmüş denetim ilke ve esaslarına göredenetiminden on beş yıl süreyle sorumlu olacaktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
154. Kuralla Anayasa Mahkemesinin 1/4/2015 tarihli ve E.2013/50,K.2015/38 sayılı kararıyla iptal edilen “…veya denetletir” ibaresininyeniden kanunlaştırıldığı, bu yolla Sağlık Bakanlığının, şehir hastanelerininsadece bina yapımını değil şirketler tarafından verilecek hizmetlerin(görüntüleme ve laboratuvar dâhil) denetimini de ihale ile başka şirketlereverdiği, bunun idari kolluk hizmeti olarak nitelenen yetkisinden çekilmeanlamını taşıdığı, iptal kararında “...denetimi gerçekleştirenkişilerin niteliklerinin neler olduğunun ve yükümlülüklerini tam olarak yerinegetirmemeleri ya da usulsüzlük yapmaları durumunda uygulanacak yaptırım vesonuçlarının hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmemiş olmasıbelirsizliğe yol açacağından dava konusu kuralda yer alan ‘veya denetletir’sözcükleri hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır” denildiği,ancak kuralın Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçeleri karşılamadığıve Anayasa’ya aykırılığın giderilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
155. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir.
156. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin,kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idareesaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiğiaslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliylegörülür” denilmektedir. Buna göre, genel idare esaslarına göreyürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli niteliktaşıyanların memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur.
157. Denetim faaliyeti, başlı başına icrai sonuç doğuran bir işlemveya karar niteliği taşımamaktadır. Denetim sonucu düzenlenen raporlar, idariişlem kuramı uyarınca hazırlık işlemi niteliğindedir ve bu raporlarınhazırlanması ile denetlenen kişilerin hukuki durumunda bir değişiklik meydanagelmemektedir. İcrai işlem ise denetim sonucunda yetkili makamlarca verilencezai ve idari kararlar ile başvurulan diğer hukuki tedbirlerdir. İcrai kararlarıveren yetkili idari makam, hazırlık işlemi niteliğindeki denetim raporunda yeralan tespit ve değerlendirmelerle bağlı değildir. Bu nedenle kural olarak icraiişlemler dışında, denetim faaliyetinin özel kişilerden hizmet satın alınmasıyoluyla yürütülmesi Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez.
158. Dava konusu kural, idarenin yüklenicinin sözleşme kapsamınagiren faaliyetlerinin bütün aşamalarda denetimini özel kişilere yaptırmasınaimkân vermekle birlikte bu kapsamda düzenlenecek denetim raporlarından sonragerekli yaptırım ve işlemlerin idare tarafından karara bağlanmasınıöngörmektedir. Denetimin sonucunda Kanun’da öngörülen hukuki ve idari tedbirlerde idare tarafından uygulanacaktır. Dolayısıyla teknik destek sağlayan, maddive hukuki olayları tespit etmekten ibaret hazırlık işlemi niteliğinde bir görevolduğu anlaşılan yüklenicinin denetlenmesi görevinin memur ve diğer kamugörevlisi olmayan üçüncü kişiler tarafından yerine getirilmesi Anayasa’yaaykırı değildir.
159. Dava konusu kuralda idare tarafından, yüklenicinin sözleşmekapsamına giren faaliyetleriyle ilgili denetimin bütün aşamalarda özel kişilereyaptırabileceği belirtilmiştir. Yüklenicinin sözleşme kapsamına girenfaaliyetlerini denetleyecek kişilerden istenecek ekonomik, mali, mesleki veteknik yeterliliklerine ilişkin gerekli bilgi ve belgeler ile denetim yapacakkişilerin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri veya usulsüzlük yaptıklarıhâllerde haklarında uygulanacak yaptırımlar ve sonuçlar gösterilmiştir. Bunedenle kuralın belirsiz olduğu da söylenemez.
160. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 128.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
J. Kanun’un 80. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
161. 700 sayılı KHK’nın 206. maddesiyle Kanun’un 80. maddesinin(4) numaralı fıkrasında yer alan “…Bakanlar Kurulu…” ibaresi “…Cumhurbaşkanı…” şeklindedeğiştirilmiştir.
162. Açıklanan nedenle konusu kalmayan fıkraya ilişkin ilişkiniptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
163. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasındabaşvuru; kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğü’nün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olupda bu madde veya hükümlerin iptali kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesininveya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün diğer bazı hükümlerinin veyatamamının uygulanamaması sonucunu doğuruyorsa, keyfiyeti gerekçesinde belirtmekşartıyla uygulama kabiliyeti kalmayan kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesininveya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün söz konusu öteki hükümlerininveya tümünün iptaline Anayasa Mahkemesince karar verilebileceğiöngörülmektedir.
164. 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’na 20/8/2016tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin,birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptalleri nedeniyle uygulanmaolanağı kalmayan ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
165. Dava dilekçesinde özetle, hukukun üstünlüğünün sağlanamamasıhâlinde kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından hukukdevleti yönünden giderilmesi imkânsız durum ve zararların doğacağını, bunlarınönlemesi amacıyla Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümleriniptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması talepedilmiştir.
20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje BazındaDesteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 1. 12. maddesiyle 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılıGecekondu Kanunu’na eklenen geçici 10. maddesine,
2. 33. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasının birincicümlesi dışında kalan bölümüne,
yönelik yürürlüğün durdurulması taleplerinin, koşullarıoluşmadığından REDDİNE,
B. 1. 11. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasınındeğiştirilen (b) bendinde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkezteşkilatına…” ibarelerine,
2. 32. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un 30. maddesineeklenen altıncı fıkranın birinci cümlesi dışında kalan bölümüne,
3. 33. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen ek 1.maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesine,
4. 34. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesininonuncu fıkrasının üçüncü cümlesinin yürürlükten kaldırılmasına,
5. 38. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’na eklenen ek 14. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile üçüncüfıkrası dışında kalan bölümüne,
6. 39. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık HizmetleriTemel Kanunu'nun ek 9. maddesinin;
a. Birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…adresedayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre toplam il nüfusu 750.000’e kadarolan…” ibaresinin “…büyükşehir olan iller dışındaki…” şeklindedeğiştirilmesine,
b. Üçüncü fıkrasının;
i. Birinci cümlesinde yer alan “…tıp fakültesi…” ibaresinin “…ilgilifakülte…” şeklinde değiştirilmesine,
ii. Birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümlelere,
c. Üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzereeklenen fıkralara,
ç. Değiştirilen mevcut yedinci ve sekizinci fıkralarına,
7. 40. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 15. maddeye,
8. 41. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. maddeye,
9. 42. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddeye,
10. 43. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11.maddeye,
11. 74. maddesiyle 21/2/2013 tarihli ve 6428sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması,Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin değiştirilen (4) numaralıfıkrasına,
12. 77. maddesiyle;
a. 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek10. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkezteşkilatlarında…” ibaresine,
b. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen (III) sayılıCetvel’in (1) numaralı sırasının “Kadro Unvanı” başlıklı bölümünde yeralan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerine,
yönelik iptal talepleri 20/12/2018 tarihli ve E.2016/181,K.2018/111 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bölümlere,cümlelere, ibarelere, yürürlükten kaldırılma ve değişikliklere ilişkinyürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C. 1. 32. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un 30. maddesineeklenen altıncı fıkranın birinci cümlesi,
2. 34. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici11. madde,
3. 38. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen ek 14. maddeninbirinci fıkrasının ikinci cümlesi ile üçüncü fıkrası,
4. 39. maddesiyle 3359 sayılı Kanun'un ek 9. maddesinin;
a. Birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesi,
b. İkinci fıkrasında yer alan “…il valisi…” ibaresinin “…TürkiyeKamu Hastaneleri Kurumu Başkanı…” şeklinde değiştirilmesi,
5. 80. maddesinin (4) numaralı fıkrası,
hakkında 20/12/2018 tarihli ve E.2016/181, K.2018/111 sayılıkararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu madde,fıkralara, cümlelere ve ibare değişikliğine ilişkin yürürlüğün durdurulmasıtalepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
20/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII. HÜKÜM
20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje BazındaDesteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 11. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasınındeğiştirilen (b) bendinde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve“…merkezteşkilatına…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptaltaleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 12. maddesiyle 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılıGecekondu Kanunu’na eklenen geçici 10. maddenin;
1. Birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının birincicümlesinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR,M. Emin KUZ ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. İkinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğince İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 32. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’nun 30. maddesine eklenen altıncı fıkranın;
1. Birinci cümlesine ilişkin iptal talebi hakkında KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ç. 33. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. maddenin;
1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 34. maddesiyle;
1. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasınınüçüncü cümlesinin yürürlükten kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici11. maddeye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
E. 38. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213sayılı Maden Kanunu’na eklenen ek 14. maddenin;
1. Birinci fıkrasının ikinci cümlesine ilişkin iptaltalebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
2. Üçüncü fıkrasına ilişkin iptal talebi hakkında KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
3. Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
F. 39. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı SağlıkHizmetleri Temel Kanunu'nun ek 9. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının;
a. Değiştirilen birinci cümlesine ilişkin iptal talebihakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
b. İkinci cümlesinde yer alan “…adrese dayalı nüfuskayıt sistemi sonuçlarına göre toplam il nüfusu 750.000’e kadar olan…” ibaresinin “…büyükşehirolan iller dışındaki…” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. İkinci fıkrasında yer alan “…il valisi…” ibaresinin “…TürkiyeKamu Hastaneleri Kurumu Başkanı…” şeklinde değiştirilmesineilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
3. Üçüncü fıkrasının;
a. Birinci cümlesinde yer alan “…tıp fakültesi…” ibaresinin “…ilgilifakülte…” şeklinde değiştirilmesinin,
b. Birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümlelerin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
4. Üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzereeklenen fıkraların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptaltaleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
5. Değiştirilen mevcut yedinci ve sekizinci fıkralarınınAnayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
G. 40. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 15.maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ğ. 41. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 16.maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
H. 42. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10.maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
I. 43. maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11.maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
İ. 74. maddesiyle 21/2/2013 tarihli ve 6428 sayılı SağlıkBakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi veHizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin değiştirilen (4) numaralıfıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
J. 77. maddesiyle;
1. 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek10. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkezteşkilatlarında…” ibaresinin,
2. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen (III) sayılıCetvel’in (1) numaralı sırasının “Kadro Unvanı” başlıklı bölümünde yeralan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
K. 80. maddesinin (4) numaralı fıkrasına ilişkin iptaltalebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
20/12/2018 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
20/8/2016 tarih ve 6745 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 775 sayılıGecekondu Kanunu’na eklenen ve iptal istemine konu Geçici Madde 10’ungerekçesinde ifade edildiği üzere, bu kuralın kabulünün nedeni; 775 sayılıKanun’a göre Şahinbey ilçesinde ilgili idarelerce (Belediyece) yapılan arsa vekonut tahsis işlemlerinin sonuçlandırılamaması üzerine bir kısım haksahiplerinin ilgili idareler aleyhine tescil, ödenen bedellerin tahsili vetazminat istemleriyle yargı yoluna başvurmaları, bu davalarda mahkemelerce birbirindenfarklı kararlar verilmesi ve aradan geçen uzun zamana rağmen sorunun bir türlüçözülememesidir.
Mevcut ve karmaşık hale gelmiş bir sorunu çözmek, herkese eşitbiçimde uygulanacak hükümler getirmek, uygulama birliğini sağlamak, devam edenyargılamalar bakımından da geçiş hükümleri öngörmek yasa koyucunun yasamakonusundaki takdir hakkının doğal gereğidir. Öte yandan, kuralla öngörülen geriödeme sisteminin faize bağlanması, kesinleşen davalar ve rızaen yapılan geriödemeler yönünden hak kaybına yol açacak bir düzenlemenin olmaması, dosyadamevut bilgilere göre ilgili kişilerin tamamına yakınının 775 sayılı Kanun’daöngörülen şartları taşımamaları karşısında, bu kişiler yönünden bir mülkiyethakkından söz edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, kuralınAnayasa’nın 35. maddesine aykırı düşmediği açıktır. Aynı şekilde, hakkaniyetölçütlerini gözetmesi ve ölçülü olması itibariyle kuralın Anayasa’nın 2.maddesindeki Hukuk Devleti ilkesi ile de uyumlu olduğu görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 28/12/2017 tarih ve E.2016/150, K.2017/179sayılı Kararında; Kanunun farklı yorumlanmasından kaynaklanan ihtilaflarıgidermek için kanun koyucu tarafından getirilen yeni düzenlemenin (kuralın)yürürlüğe girdiği tarih itibariyle henüz sonuçlanmamış dava ve başvurularhakkında da uygulanmasını öngören hükümlerin Anayasa’ya aykırı olmadığına kararverilmiş ve şu gerekçeye dayanılmıştır: “…Kuralla, Kurul kararlarına uygunşekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti,iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan hertürlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında6446 sayılıKanun’un 17. madde hükümlerinin uygulanacağı öngörülmekte olup, taraflararasında eski kural döneminde tamamlanmış, sona ermiş bir hukuki ilişkibulunmadığından, kazanılmış haktan ya da kesinleşmiş işlemlerden söz edilemez…Kanun koyucu tarafından hukuki ihtilafları gidermek amacıyla yapılandüzenlemelerin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğegirdiği tarih itibariyle henüz sonuçlanmamış dava ve başvurular hakkında dasağlanmasının yargı bağımsızlığını ihlâl edici nitelikte olduğu söylenemez… (bukural)… hukuki güvenlik ilkesini ihlâl edecek bir geriye yürüme olaraknitelendirilemeyeceği gibi, yargı kararını etkisizleştirmeye yönelik birdüzenleme şeklinde de değerlendirilemez…” Davanın somutunda da, anılan içtihadakonu hukuki soruna benzer biçimde bir kural sözkonusu olduğundan; Anayasa’nın36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı yönünden de hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; kuralın Anayasa’nın 2., 35 ve 36.maddelerine aykırı bir yön bulunmadığından iptal isteminin reddi gerektiğikanaatine vardığımızdan; çoğunluğun kuralın iptaline dair kararına katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
775 sayılı Gecekondu Kanununun geçici 10. maddesinin birincifıkrasının ve ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasanın 2., 13., 35. ve36. maddelerine aykırı bulunması sebebiyle; ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncücümlelerinin ise uygulanma imkânı kalmadığından iptaline karar verilmiştir.
İptaline karar verilen mezkûr geçici 10. maddede, GaziantepŞahinbey ilçesi sınırları içinde 7/9/2016 tarihinden önce, anılan Kanuna göreilgili idarelerce yapılan arsa veya konut tahsis işlemlerinin gerçekleştirilememesihâlinde, tahsis için ödenen bedellerin tebligatı müteakip en geç üç ay içinde,ödeme gününden itibaren hesaplanacak kanunî faizi ile birlikte geri ödeneceği;hak sahiplerinin ilgili idareden bunun dışında herhangi bir hak, bedel veyatazminat talebinde bulunamayacakları ve buna ilişkin birinci fıkra hükmünün, butarihten önce hak sahipleri tarafından arsa veya konutların tescili talebiyleyahut bedel, tazminat ve benzeri taleplerle açılan ve henüz kesinleşmeyen hertürlü davada da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Kuralın madde gerekçesinde, adı geçen ilçede ilgili idarelerceyapılan arsa veya konut tahsis işlemlerinin gerçekleştirilmesinin çeşitlisebeplerle fiilen imkânsız hâle geldiği, 775 sayılı Kanunda belirtilen şartlarauyulmadan tahsis edilen arsa ve konutların hiçbir hüküm alınmasına lüzumkalmadan geri alınacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmesine rağmen, ödenenbedellerin bu hâllerde nasıl iade edileceğine ilişkin bir düzenlemeninbulunmadığı, açılan davalarda bu sebeple farklı kararlar verildiği, bunun dailgililerin mağduriyetine ve yargının iş yükünün gereksiz yere artmasına yolaçtığı belirtilerek hükmün getiriliş amacı açıklanmıştır.
İptal kararının gerekçesinde; hukuk devleti olmanın gereği olarakkanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması ve genel, objektif,adil kurallar içermesi gerektiği, hukukî güvenlik ilkesinin hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını gerektirdiği, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla vekanunla sınırlandırılabileceği, bir alacağı elde etmeye yönelik meşrubeklentinin de mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği, arsa tahsisişlemlerine ilişkin sözleşmelerin ifa edilmemesinden kaynaklanan hukukîsorunların çözümü için getirilen kuralın genel hükümler içermesi, ayrıcalıköngörmemesi ve hukukî durumu soyut olarak düzenlemesi sebebiyle kanunlarıngenelliği ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı, arsa tahsis işlemlerininbelli bir bedel karşılığında yapılmasıyla taşınmazların mülkiyetinin dekazanılmadığı, ancak tazminat talebiyle açılan bazı davalarda Yargıtay HukukGenel Kurulunun sözleşmenin hiç yerine getirilmemesinden doğan zararı ifadeeden müspet zarara hükmedilmesi gerektiğine karar vermesinden dolayıdavacıların alacakları konusundaki beklentilerinin meşru beklenti niteliğinedönüştüğü, bu nedenle mezkûr alacakları yönünden Anayasadaki mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilecekleri, kuralla mülkiyet hakkına ve hak aramahürriyetine getirilen sınırlama kamu yararı amacı taşımakla birlikte,sözleşmenin hiç yerine getirilmemesinden doğan zararı ifade eden gerçek vegüncel müspet zarara hükmedilmesi kuralından ayrılmayı gerektirecek makul birneden gösterilmeden, sırf anılan Belediye ile hak sahipleri arasındaki ilişkiyeuygulanacak şekilde ilgililerin Borçlar Kanunu uyarınca talep edebileceklerihaklardan mahrum bırakıldıkları, bu durumun hak sahiplerine orantısız veöngörülemez bir külfet getirerek araç ile amaç arasında bulunması gereken makuldengeyi idare lehine bozduğu ve mülkiyet hakkı ile hak arama hürriyetineölçüsüz bir müdahaleye neden olduğu belirtilmektedir (§§ 24-36).
Gerekçenin yukarıda özetle aktarılan paragraflarındaki bazıdeğerlendirmelere ve çoğunluğun iptal görüşüne aşağıdaki sebeplerlekatılmıyorum.
Kararda da belirtildiği üzere hukuk devletinin gereği olan hukukîgüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin bütüneylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindeve diğer tasarruflarında bu güven duygusunu zedeleyecek yöntemlerdenkaçınmasını gerektirir (§ 24). Kuşkusuz bu tespitler yalnızca incelenen veiptaline karar verilen kural ve anılan kuraldan etkilenen kişiler açısındandeğil, bu düzenlemenin yapılmasını gerektiren 775 sayılı Kanunun diğerhükümleri ve bunlara dayanılarak yapılan idarî tasarruflar (tahsis işlemleri)ile bütün bu düzenlemelerden ve tasarruflardan etkilenen herkes için degeçerlidir.
İncelenen kuralla yapılan düzenlemenin, anılan Belediye tarafından2003 ve 2004 yıllarında 775 sayılı Kanuna göre bazı kişilere arsa tahsisedilmesine başlanması (§ 32), ancak kısa bir süre sonra, tahsis işlemlerininyetkili organ olan belediye meclisi yerine encümen kararıyla ve Kanundaöngörülen arsa tahsisi şartlarına uyulmadan gerçekleştirildiğinin belirlenmesisebebiyle iptal edilerek, tahsil edilen bedellerin faiziyle iadesi konusundailgililerin büyük bir kısmı ile anlaşmaya varılmasına rağmen anlaşmasağlanamayan kişiler tarafından açılan davalarda farklı kararlar verilmesiüzerine yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, bir kanun hükmünün yargı yerlerince farklı şekildeyorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla kanun koyucutarafından düzenleme yapılması ve bu düzenlemelerin söz konusu ihtilafnedeniyle açılmış, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle de henüzsonuçlanmamış olan davalar hakkında da uygulanması mümkün bulunmaktadır(9/5/2013 tarihli ve E. 2011/42, K. 2013/60 sayılı; 28/12/2017 tarihli veE.2016/150, K. 2017/179 sayılı kararlarımız).
İptali talep edilen düzenlemenin de esas olarak farklı yargıkararları sonucunda ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi amacıyla yapıldığıgörülmektedir. Bu yargı kararları Anayasaya uygunluk denetiminin konusuolmamakla birlikte, anılan içtihat değişikliğinin ve farklı kararların, iptalkararının temel gerekçesini oluşturan meşru beklentinin belirlenmesi bakımındanönemli olduğu açıktır.
Nitekim çoğunluğun iptal gerekçesinde, arsa tahsis işlemlerininbelli bir bedel karşılığında yapılmasıyla taşınmaz mülkiyetlerininkazanılmadığı, ancak açılan tazminat davalarında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca“hak sahiplerinin gerçek ve güncel müspet zararına hükmedilmesi gerektiği”ninbelirtilmesiyle, tazminat davası açanların beklentisinin meşru beklentiniteliğine dönüştüğü ifade edilmektedir (§ 33).
Oysa 775 sayılı Kanunda bedellerin nasıl geri ödeneceği konusundabir hüküm olmadığı gibi tazminat davaları açıldığında önce mezkûr arsatahsislerine dayalı sözleşmelerin hukuken geçersiz olduğu belirtilerek, tahsiledilen bedellerin iadesinde denkleştirici adalet ilkesinin esas alınmasıgerektiği kabul edilirken daha sonra içtihat değişikliğiyle, arsa satışsözleşmelerinin geçerli olduğuna ve ilgililerin müspet zararına hükmedilmesi gerektiğinekarar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, ilgililerin beklentilerininbelirli bir kanun hükmüne veya yerleşik bir yargı içtihadına dayanmadığıgörüldüğünden, bu beklentilerin bir içtihada dayalı ve yeterli somutluğa sahipnitelikte meşru beklentiye dönüştüğü yönündeki tespit, iptali talep edilenkuralla yapılan düzenlemeye konu olan tazminat davalarının açılmasından önceki-hatta sonraki yaklaşık on yıllık bir süreçteki- durumu yansıtmamaktadır.Tazminat davası açanların beklentilerini meşru beklenti niteliğine dönüştürdüğübelirtilen Yargıtay kararı tazminat davalarının açılmasından yaklaşık on yılsonra, 14/1/2015 tarihinde verilen bir karardır.
Başka bir anlatımla, 775 sayılı Kanunda öngörülen usule ve arananşartlara uyulmadan alınan söz konusu tahsis kararları ve bunlara dayanılarakyapılan satış sözleşmeleri ile taşınmazların mülkiyetleri kazanılmadığı gibi -otarih itibariyle de daha sonra tazminat davalarının açıldığı tarihlerde de-davacıların ödedikleri bedelin “sözleşmenin hiç yerine getirilmemesinden doğanzararı ifade eden … müspet zarar” ile birlikte geri verilmesine ilişkin birkanun hükmü veya yargısal içtihat bulunmamaktadır.
Aksine, incelenen kuralın madde gerekçesinde de açıklandığı gibi“775 sayılı Kanunda; belirtilen şartlara uymayanlara tahsis edilen arsa veyakonutların hiçbir hüküm alınmasına lüzum kalmaksızın geri alınacağına ilişkindüzenlemelere yer verilmesine” ve (tazminat davalarının açıldığı tarihteyürürlükte olan) 818 sayılı Borçlar Kanununun 19. ve 20. maddeleri ile (dahasonra yürürlüğe giren) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 27. maddesindekanunun emredici hükümlerine aykırı olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüzolduğunun belirtilmesine rağmen bu sonuca varıldığı görülmektedir.
Çoğunluğun kararında 6098 sayılı Kanunun 112. maddesi uyarıncailgili belediyenin, borcunu ifa etmemesi nedeniyle kendisine hiçbirkusurunyüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, tahsis işlemi iptal edilen alacaklılarınzararlarını gidermekle yükümlü olduğu ve hak sahiplerinin gerçek ve güncelmüspet zararlarının karşılanması gerektiği belirtilmekte ise de(§ 33), budeğerlendirme hukuka uygun olarak yapılan sözleşmeler bakımından kabuledilebilir. Kanunun emredici hükümlerine aykırı olmalarından dolayı kesinolarak hükümsüz (bâtıl) olan sözleşmeler ise başlangıçtan itibaren geçersizoldukları için hiçbir hukukî sonuç doğurmazlar (Safa Reisoğlu, Borçlar HukukuGenel Hükümler, 14. bs., İstanbul 2000, s. 162; Necip Kocayusufpaşaoğlu,Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Birinci Cilt, Borçlar Hukukuna Giriş Hukukî İşlemSözleşme, 4. bs., İstanbul 2008, s. 530-534, 581; Fikret Eren, Borçlar HukukuGenel Hükümler, 12. bs., İstanbul 2010, s. 286-287, 300-301).
Kanunların emredici hükümleri, akdin taraflarının iradesiylebertaraf edilmeleri mümkün olmaksızın mutlaka uygulanması gereken hükümlerolduğundan(Kocayusufpaşaoğlu, age., s. 534) ve anılan Kanun butlan müeyyidesiniesas olarak kamu yararı gerekçesiyle düzenlediğinden, butlanın re’sen dikkatealınması gerekir (Eren, age., s. 301). 775 sayılı Kanunun arsa tahsis usulüneve şartlarına ilişkin hükümlerinin emredici nitelikte olduğu ve kamu yararıamacıyla öngörüldüğü, mezkûr emredici hükümlere aykırı arsa tahsissözleşmelerinin kesin olarak hükümsüz, yani başlangıçtan itibaren geçersizolduğu da açıktır. Bu nedenle, anılan sözleşmelere dayanılarak açılan tazminatdavalarında davacıların -gerçek ve güncel zararı ifade eden- müspetzararlarının karşılanması konusundaki beklentilerinin meşru beklenti niteliğinedönüştüğü ve Anayasadaki mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilecekleriyönündeki değerlendirmeye katılmıyorum.
Diğer taraftan, yakın tarihli bir kararımızda da belirtildiğiüzere, meşru beklenti bireyin varlığına güvenerek hareket ettiği “lehine olanbir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması” ve bu değişikliğin herkesyönünden objektif olarak geçerli olabilecek “bir beklentiyi sonuçsuz bırakması”şartlarının birlikte bulunması hâlinde söz konusu olmakta, ayrıca birbeklentinin hukuken korunabilmesi için anılan şartların yanında “bu beklentininkorunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir.Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıyageldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklıbeklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamuyararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalarbelirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir” (4/5/2017 tarihli ve E.2015/41, K. 2017/98 sayılı kararımız: § 247).
Mahkememizin mezkûr kararında dayanılan bu ilke şüphesiz incelenenkural bakımından da geçerlidir. İncelenen kuralın, ilgililerin lehine olan birkanunda öngörülemez bir değişiklik yapmadığı, aksine 775 sayılı Kanundaöngörülen usule ve şartlara aykırı olarak tahsis edilen arsaların mahkeme hükmüalınmasına lüzum kalmaksızın geri alınacağına ilişkin düzenlemeler bulunmasınarağmen tahsis edilen bedelin nasıl geri ödeneceğine ilişkin bir hükme yerverilmemesi sebebiyle yürürlüğe konulduğu tartışmasızdır.
Kararda, 6098 sayılı Kanunun 112. maddesinde bir değişikliğegidilmeksizin, iptali istenen maddenin birinci fıkrasında yalnızca ilgilibelediye ile sözleşme yapan kişiler yönünden farklı bir düzenleme öngörülmesive maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde mezkûr hükmün mevcut davalarhakkında da uygulanacağının belirtilmesi nedeniyle, hak sahiplerinin 6098sayılı Kanun uyarınca talep edebileceği hakların çoğundan makul bir sebepgösterilmeden mahrum bırakıldığı belirtilmekte ise de,yukarıda da açıklandığıüzere, anılan genel hüküm ilgililerin durumuna uymayan ve bu itibarla baştanitibaren onlara uygulanma imkânı bulunmayan, bu sebeple de meşru beklentiyedayanak oluşturacak nitelikte olmayan bir hükümdür.
Düzenlemede kamu yararının bulunduğu çoğunluk tarafından da kabuledilmektedir (§ 35). Bu kamu yararının, düzenlemeden etkilenen kişilerinbeklentilerinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararı olmadığı dasöylenemez. İlgililerin açtıkları davalarda mağduriyet yaşama ihtimaliylekarşılaşmalarının, yargının yükünün gereksiz yere artmasının ve idareninöngörülemeyen bir yük altına girmesinin önlenmesini amaçlayan kuralın, evyapmak için arsası bulunmayan ve gelirleri belli bir seviyenin altında olan yoksulve dar gelirlilere belirli bir bedel karşılığında arsa tahsis edilmesine imkânsağlayan 775 sayılı Kanunda öngörülen şartlara uyulması, başka bir anlatımlagerçek hak sahiplerine ve yetkili organlarca arsa tahsisi yapılması ve buşartlara uyulmadığı için tahsis kararları iptal edilenlerin ödedikleribedellerin nasıl geri ödeneceğinin belirlenmesi gibi önemli bir kamu yararınınsağlanması amacına yönelik olduğu da açıktır.
Çoğunluğun kararında, ölçülülük ilkesi bakımından yapılan incelemedekuralın hak sahiplerine orantısız ve öngörülemez bir külfet getirerek amaç ilearaç arasında bulunması gereken makul dengeyi idare lehine bozduğu ve mülkiyethakkı ile hak arama hürriyetine ölçüsüz bir müdahaleye neden olduğubelirtilmektedir.
Temel hakları sınırlayan kanun hükümleri ölçülülük ilkesibakımından değerlendirilirken, bir taraftan düzenlemenin kamu yararınınsağlanması amacına yönelik olup olmadığı ve ulaşılmak istenen kamu yararınınönemi, diğer taraftan da sınırlama öngören düzenlemenin mahiyeti gözönündetutularak düzenlemeden etkilenen kişilere yüklenen külfet dikkate alınmalıdır.
Çoğunluğun kararında da anılan haklara kuralla getirilensınırlamanın kamu yararı amacı taşıdığı kabul edilmektedir. 775 sayılı Kanundaöngörülen şartlara uyulmasını ve bu şartlara uymadığı için tahsisleri iptaledilenlerin ödedikleri bedellerin ne şekilde geri ödeneceğinin kuraldaöngörüldüğü şekilde belirlenmesini sağlamayı amaçlayan kuralda gözetilen kamuyararının -yukarıda da belirtildiği gibi- bu düzenlemeden etkilenenlerin kişiyararından daha az olduğu söylenemez.
Bu sebeplerle Kanunun geçici 10. maddesinin birinci fıkrasının veikinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasaya aykırı olmadığı ve iptaltalebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun iptalgörüşüne katılmıyorum.
Üye
M.Emin KUZ