ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı : 2016/21
KararSayısı : 2016/199
KararTarihi : 28.12.2016
R.G.Tarih-Sayısı : 7.2.2017-29972
İPTAL DAVASINI AÇAN: TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Levent GÖK, Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ile birlikte118 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 14.1.2016tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılıDeğerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6)numaralı sırasının (c) bendinin,
B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesindeyer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslarile...” ibaresinin,
C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı SayıştayKanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafın,
Anayasa’nın 2., 7., 38., 153. ve 160. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ
Dava konusu kuralların yer aldığı Kanun’un;
1- 3. maddesiyle değiştirilen 210 sayılı Kanun’a bağlı “DeğerliKağıtlar Tablosu”nun (6) numaralı sırası şöyledir:
“DEĞERLİ KAĞITLAR TABLOSU
(Değişik: 4/12/1985 - 3239/99md.)
Kanunla
Uygulanan Getirilen
Değerli kağıdın cinsi Bedel(TL) Bedel(TL) …
6. a) Kanuni bildirim süresi dışında doğum
nedeniyle düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti
kimlikkartı 15
b) Değiştirme nedeniyle düzenlenen
Türkiye Cumhuriyeti kimlikkartı 15
c) Kayıp nedeniyle düzenlenen Türkiye
Cumhuriyeti kimlikkartı 30
7. … … …”
2- 6. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesineeklenen ikinci fıkra şöyledir:
“Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit”ve “Taşkömürü” çıkaran ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarakişlettikleri yeraltı maden işletmelerine, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İşKanununun 41, 53 ve 63 üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılıKanunla yapılan değişiklikler ile bu Kanunun ek 9 uncu maddesiyle oluşanmaliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebilir. Bu desteklerBakanlık bütçesine konulan ödeneklerden karşılanır. Maliyetartışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul veesasların uygulanma süresi Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kuruluncabelirlenir.”
3- 19. maddesiyle 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1)numaralı fıkrasına eklenen paragraf şöyledir:
“(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veyadolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsızdenetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarınındenetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olanbağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay, münhasırankendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporuTürkiye Büyük Millet Meclisine sunar.”
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, CelalMümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN,Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 16.3.2016 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin ise esas inceleme aşamasındakarara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Volkan HAStarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleriokunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 3. Maddesiyle Değiştirilen, 210 Sayılı Kanun’abağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) Numaralı Sırasının (c)Bendinin İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
3. Dava dilekçesinde özetle; kimlik kartının kaybında sahibininkusurunun bulunmadığı hâllerin olabileceği, bu nedenle kayıp hâlinde kimlikkartı talep eden kişiye, kanuni bildirim süresi dışında doğumun bildirilmesi vedeğiştirme gibi kusurluluğun söz konusu olduğu diğer durumlara göre daha fazlaceza ödeme yükümlülüğünün yüklenmesinin kusurlu sorumluluk, ölçülülük vehakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı, kimlik kartının kaybının hırsızlık veyayağma gibi bir suç nedeniyle gerçekleşmesi hâlinde suça konu eylemigerçekleştiren fail kusurlu olduğu hâlde kimlik kartı elinden alınan kişinindaha fazla ceza ödemek suretiyle sorumlu tutulmasının suç ve cezalarınşahsiliği ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. Dava konusu kural ile kayıp nedeniyle düzenlenecek TürkiyeCumhuriyeti kimlik kartı için 30 TL bedel alınması öngörülmektedir.
5. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
6. Kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin birgereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulanönlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulanönlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” isebaşvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir.
7. Dava konusu kuralın bulunduğu “Değerli KağıtlarTablosu”nda yapılan değişiklikle, kanuni bildirim süresi dışında doğum veyadeğiştirme nedeniyle düzenlenen kimlik kartının bedeli 15 TL, kayıp nedeniyledüzenlenen kimlik kartının bedeli ise 30 TL olarak belirlenmiştir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca, 2828 sayılı SosyalHizmetler Kanunu kapsamında veya doğum bildiriminin kanuni süresi içindeyapılması üzerine düzenlenen kimlik kartları ile hatalı üretim ya da yazımnedeniyle kimlik kartlarının değiştirilmesi hâlinde herhangi bir bedelalınmamaktadır.
8. Kanun koyucu, Anayasa'nın 5. maddesinde belirtilen Devletintemel amaç ve görevlerini yerine getirebilmesi için anayasal ilkelere aykırıolmaması koşuluyla kamu otoritelerince yapılan iş ve işlemler karşılığında,hizmetten yararlananlardan belli bir bedel alınmasını öngörebilir. Bu itibarlakimlik kartı düzenlenmesi karşılığında bedel alınmasının öngörülmesindeAnayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
9. 210 sayılı Kanun’a bağlı tabloda 6661 sayılı Kanun’la yapılandeğişiklikte, tüm hukuki işlemlerde kullanılması mümkün olan kimlik kartınınkaybı ile oluşabilecek kamu zararı, doğumun kanuni süre sonrasında bildirilmesiveya kimlik kartının değiştirilmesi nedeniyle ortaya çıkabilecek kamu zararınagöre daha fazla olduğundan, kayıp nedeniyle düzenlenecek kimlik kartı içindiğer hâllere göre daha fazla miktarda bedel alınması öngörülmüştür. Bu suretlekimlik kartının kaybına engel olunması için gereken dikkat ve özeningösterilmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle kanun koyucunun, kimlikkartının kaybının önüne geçmek amacıyla farklı önlemler ve bu bağlamda diğerhâllere göre daha fazla bedel alınmasını öngörmesi haklı bir nedene dayanmaktave kamu yararına hizmet etmektedir.
10. Kimlik kartlarının kaybedilmemesi için gereken dikkat veözenin gösterilmesini, kimlik kartının kaybı sonucu birtakım bilgilerin haksahibi hâricindeki başka kimselerin eline geçmesi nedeniyle oluşabilecek kamuzararının önlenmesini ve kamusal kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakiçin kayıp nedeniyle kimlik kartının düzenlenmesi hâlinde daha fazla bedelalınması yönünde getirilen önlemin, kural ile ulaşılmak istenen amaç içinelverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişkikurduğu ve bedelin miktarı göz önünde bulundurulduğunda orantılı olduğuanlaşıldığından, kuralda ölçülülükilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
11. Bunun yanında kanun koyucu, 5490 sayılıKanun’un 41. maddesinde, 2828 sayılı Kanun kapsamında düzenlenenkimlik kartları için herhangi bir bedel alınmayacağınıöngörmekle korunmaya, bakıma, yardıma ihtiyacı olan çocuk, engelli veyaşlılar ile sosyal hizmetlere ihtiyacı olan diğer kişilerin anılan bedeliödemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu itibarla ödeme imkânı olmayan vatandaşlarınmağdur olmamaları için gereken önlem de kanun koyucu tarafından alınmıştır.
12. Öte yandan dava konusukuralda öngörülen “30 TL”lik meblağ, idari veya adli cezaniteliğinde değildir. Nitekim dava konusu kuralın bulunduğu “DeğerliKağıtlar Tablosu”nda da söz konusu miktar, “Kanunla getirilen bedel”olarak gösterilmekte ve bu bedelinödenmesi için ilgilinin kusurlu olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
13. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
14. Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
15. Kuralın, Anayasa’nın38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 6. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un Geçici 29.Maddesine Eklenen İkinci FıkranınÜçüncü Cümlesinde Yer Alan “Maliyetartışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile...” İbaresininİncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
16. Dava dilekçesinde özetle; linyit ve taşkömürü çıkaran ve özelhukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı madenişletmelerinde oluşan maliyet artışının nasıl hesaplanacağının ve buhesaplamada hangi ölçütlerin esas alınacağının kanunla belirlenmediği, maliyetartışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulununyetkili kılınması suretiyle yürütme organına genel, sınırsız, ilkeleri veçerçevesi belirsiz bir yetki verildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
17. 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinin davakonusu kuralı içeren ikinci fıkrasında, 3213 sayılı Kanun’un 2. maddesindesayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaranve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altımaden işletmelerine, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41., 53. ve 63. maddelerinde6552 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ve 3213 sayılı Kanun’un ek 9.maddesiyle oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebileceği,bu desteklerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (Bakanlık) bütçesine konulanödeneklerden karşılanacağı, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul veesaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Bakanlığın teklifi üzerineBakanlar Kurulunca belirleneceği öngörülmektedir. Dava konusu kural, Kanun’ungeçici 29. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “Maliyetartışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile…” ibaresidir.
18. Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir.Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinindevredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer verenAnayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya aitolması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz birdurum” olarak nitelendirilmiştir.
19. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapmayetkisinin devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenlemeyapma yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasamayetkisinin genelliği ilkesi uyarınca, bir konuyu doğrudan kanunladüzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına dabırakabilir.
20. Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi uyarınca, kanunkoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetkivermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmamasıgerekir. Bununla birlikte, yasama organı gerektiğinde sınırlarını belirlemekkoşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Buna göreekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar belirlendikten sonraayrıntıların düzenlenmesinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devriolarak nitelendirilemez.
21. 6552 sayılı Kanun’la gerek 4857 Kanun’da, gerekse 3213sayılı Kanun’da yer altı maden işlerinde çalışan işçiler lehine birtakımdeğişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede 4857 sayılı Kanun’un, fazla çalışmaücretinin düzenlediği 41. maddesinde değişiklik yapılarak zorunlu nedenler veolağanüstü hâller hâricinde yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazlaçalışma yaptırılamayacağı, zorunlu nedenler ile olağanüstü hâlleri düzenleyen42. ve 43. maddeler uyarınca yapılacak fazla çalışma hâlinde ise haftalık otuzyedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücretin, normalçalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzerearttırılması suretiyle ödeneceği hükme bağlanmıştır.
22. Yine 6552 sayılı Kanun’la, 4857 sayılı Kanun’un yıllık ücretliizin hakkını düzenleyen 53. maddesinde yapılan değişiklikle yer altı işlerindeçalışan işçilerin yıllık ücretli izin sürelerinin dörder gün arttırılarakuygulanması, çalışma süresini düzenleyen 63. maddesinde yapılan değişiklikle deyer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresinin; günde en çok yedibuçuk, haftada ise en çok otuz yedi buçuk saat olması öngörülmüştür.
23. 6552 sayılı Kanun’la işçi lehine yapılan değişikliklerden birdiğeri de 3213 sayılı Kanun’a ek 9. maddenin eklenmesidir. Bu hükme göre, 3213sayılı Kanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılanişyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı, 4857 sayılıKanun’un 39. maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz.
24. Dava konusu ibarenin bulunduğu kuralda, anılan yasaldeğişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin olarakverilecek desteğin usul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanmasüresinin Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirleneceğiöngörülmüştür.
25. Dava konusu ibarenin de yer aldığı fıkrada “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaranve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altımaden işletmelerine, 4857 sayılı Kanun’un 41., 53. ve 63. maddelerinde 6552sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ve 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyleoluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebileceği, budesteklerin Bakanlık bütçesine konulan ödeneklerden karşılanacağı hükmebağlanmakla hangi işletmelere destek verilebileceği, bu desteğin hangi kanunideğişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarını karşılamaya yönelikolabileceği ve yapılacak ödemelerin hangi bütçedenkarşılanacağı düzenlenerek konuya ilişkin temel kurallar kanunlabelirlenmiştir. Bu itibarla kanunla temel ilkeleri belirlenmiş ve çerçevesiçizilmiş konuda dava konusu kuralla maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkinusul ve esasların belirlenmesi yetkisinin yürütmeye verilmesi yasama yetkisinindevri olarak nitelendirilemez.
26. Öte yandan, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usulve esasların belirlenmesi teknik ve uzmanlık gerektiren işlerdendir. Bubağlamda, kuralda temel ilkeler ve sınırlar gösterildikten sonra ayrıntı veuzmanlık gerektiren hususları düzenleme yetkisinin yürütmeye verilmesindeAnayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
27. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdeğildir. İptal talebinin reddi gerekir.
C- Kanun’un 19. Maddesiyle 6085 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin(1) Numaralı Fıkrasına Eklenen Paragrafın İncelenmesi
1- İptal Talebinin Gerekçesi
28. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurala göre kamu payı%50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan şirketlerile bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetiminde Sayıştayınyetkisinin, münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarakhazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmasından ibaret olduğu,bu suretle Sayıştayın denetim görüşü oluşturma, bağımsız denetçi raporununuluslararası standartlara uygunluğunu denetleme ve denetim kanıtlarını incelemeimkânının ortadan kaldırıldığı, denetlenen şirket, iştiraki veya bağlıortaklıkları tarafından seçilip ücreti yine denetlenen şirket tarafından ödenenbağımsız denetçiler tarafından yapılacak denetimin, hukuk devleti iledemokrasinin gereklerinden olan şeffaflık, saydamlık, bütçe hakkı ileyürütmenin yasama organına ve halka hesap verme ilkelerine uygun, etkili vekapsamlı bir denetime olanak tanımadığı, Sayıştay denetiminin bütünlüğünün,belirliliğinin ve uygulanabilirliğinin ortadan kaldırıldığı, öngörülen denetimyönteminin adil ve hakkaniyete uygun olmadığı, kamu yararının bulunmadığı,benzer nitelikteki düzenlemenin iptalini öngören AnayasaMahkemesinin 4.12.2014 tarihli ve E.2013/114, K.2014/184 sayılı kararındabelirtilen gerekçelerin karşılanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın2., 153. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
29. Dava konusu kuralda, doğrudan veya dolaylı olarak kamupayı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan;şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetiminin, ilgilimevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilen bağımsız denetim raporlarıesas alınarak yapılacağı, Sayıştayın münhasıran kendisine sunulan bağımsızdenetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük MilletMeclisine sunacağı öngörülmektedir.
30. Anayasa’nın “Sayıştay” başlıklı 160.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlikkurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük MilletMeclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işleriniyapmakla görevlidir.” denilmiş, üçüncü fıkrasında ise “Mahallîidarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştaytarafından yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.
31. Buna göre, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerive sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleriyle mallarının vemahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanmasıgörevlerinin Sayıştay tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir.
32. Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilenler dışında kalan idareve kuruluşlara ilişkin kamu kaynaklarının kamu yararına yönelik olarak hukukauygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi de Anayasa’nın 2.maddesinde düzenlenen hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte Anayasa’dabu denetimin hangi kurum aracılığıyla ve hangi usullerle yapılacağı konusundabir düzenleme yapılmamış ve 160. maddenin birinci fıkrasının ilkcümlesinde “…ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlamaişlerini yapmakla görevlidir” denilmek suretiyle bu görevleribelirleme yetkisi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Bu çerçevede kanunkoyucunun merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlikkurumları ve mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükmebağlanması dışında kalan Sayıştayın görevlerini belirleme, dolayısıyla anılanidare ve kuruluşlar dışında kalanların denetlenmesi görevini Sayıştaya veripvermeme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.
33. 6085 sayılı Kanun’un “Denetim alanı” başlıklı 4.maddesinde, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyalgüvenlik kurumları ve mahallî idarelerin Sayıştay tarafından denetleneceği belirtilmeksuretiyle Anayasa’nın 160. maddesindeki zorunluluk yerine getirilmiştir. Ancakmaddede bunlar dışında kalan bazı idare ve kuruluşların denetiminin de Sayıştaytarafından yapılması öngörülmüş, böylece Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilenzorunlu görevler dışındaki bazı görevlerin de Sayıştay tarafından yerinegetirilmesi esası benimsenmiştir.
34. Bu bağlamda Sayıştayın denetim görevi kapsamına, sermayesindedoğrudan veya dolaylı olarak kamu payı olan, özel kanunlarla kurulmuş anonimortaklıklar ile bu ortaklıklara, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamuidarelerine, sosyal güvenlik kurumlarına, mahallî idarelere ve kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları hâricindeki diğer kamu idarelerine bağlı veyabu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortakoldukları şirketler de alınmıştır. Bununla birlikte kanun koyucu dava konusukural ile doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgilimevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştiraklerive bağlı ortaklıklarının denetiminin bağımsız denetim raporlarının esasalınması suretiyle yapılacağını, Sayıştayın, münhasıran kendisine sunulanbağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük MilletMeclisine sunacağını hükme bağlamıştır.
35. Kanun koyucunun, Anayasa’nın 160. maddesindebelirtilenler dışında kalan anılan nitelikteki ve sermayesinde belli birmiktarda kamu payı bulunan şirketleri, bunların iştiraklerini ve bağlıortaklıklarını Sayıştay denetimine tabi kılıp kılmama, ayrıca Sayıştaydenetimine tabi kıldığı takdirde denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini veusulünü belirleme konusunda takdir yetkisi bulunduğu açıktır. Bu nedenle,Anayasa’da belirtilenlerin dışında kalan ve kuralda ifade edilen kuruluşlarındenetiminin, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olanbağımsız denetim raporlarının esas alınarak yapılacağının ve Sayıştayınmünhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarakhazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağının hükmebağlanmasında Anayasa’nın 160. maddesine aykırı düşen bir yön bulunmamaktadır.Kaldı ki dava konusu kural ile kanun koyucu, anılan nitelikteki ve sermayesindebelli bir miktarda kamu payı bulunan şirketler, bunların iştirakleri vebağlı ortaklıkları üzerindeki Sayıştayın denetim yetkisini ortadankaldırmamakta, denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü diğerlerindenfarklı şekilde belirlemektedir.
36. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, AnayasaMahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idaremakamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı hükmüne yerverilmiştir. Anayasa'nın bu kuralı Mahkemenin somut olarak Anayasa'yaaykırı bularak iptal ettiği hükümlerin bağlayıcılığıyla sınırlı olup,bu bağlayıcılık kanun koyucunun iptal edilen konuyla ilgili olarak ileriyeyönelik yeniden bir düzenleme yapamayacağı ve eğer yaparsa yeni düzenlemeninsırf bu nedenle Anayasa'ya aykırı hale geleceği anlamına gelmemektedir. Buyönüyle kuralın, Anayasa'nın 153. maddesine aykırılığından söz edilemez.
37. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2., 153. ve 160.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
38. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU ve Celal MümtazAKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
39. Dava dilekçesinde özetle, davakonusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlardoğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepedilmiştir.
14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılıDeğerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6)numaralı sırasının (c) bendine,
B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesindeyer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslarile...” ibaresine,
C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı SayıştayKanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafa,
yönelik iptal talepleri, 28.12.2016 tarihli ve E.2016/21,K.2016/199 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bende, ibareye ve paragrafailişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 28.12.2016 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- HÜKÜM
14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılıDeğerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6)numaralı sırasının (c) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE, Serruh KALELİ’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesindeyer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslarile...” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı SayıştayKanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenenparagrafın, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU ile Celal MümtazAKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
28.12.2016 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
14.1.2016 tarih ve 6661 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle3.12.2010 tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) no’lu fıkrasına eklenen ve iptal istemine konuparagrafla, aynı fıkranın 4. (sermayesinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu payıolan özel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklıklar) ve 6. (merkezi yönetimbütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalliidarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya veyadolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik,işletme ve şirketler) bentlerinde yer alan kurumların bir kısmıyönünden Sayıştayın denetim yetkisi kısıtlanmakta, evvelce Sayıştayanılan kurum, kuruluş ve ortaklıklardaki denetimi bizzat kendisi yapabilecekken,getirilen bu düzenlemeyle, (4) ve (6) no’lu bentlerde yer alan şirketlerdenkamu payı %50’den az olup, ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tâbiolan şirketlerin, bunların iştiraklerinin ve bağlı ortaklıklarınındenetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olanbağımsız denetim raporları esas alınarak yapılacaktır. Diğer bir deyişle,Sayıştay, belirtilen bu kuruluşlar yönünden “ayrı bir denetim” yapmayacak; münhasırankendisinesunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak (yani ilgili hesapları 6085sayılı Kanun yönünden ayrı değerlendirmeye tâbi tutmayarak) hazırlayacağıraporu Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunmakla yetinecektir.
3.12.2010 tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun, Sayıştayındenetim alanını belirleyen 4. maddenin (4/1-a) ilk halinde, kamunun iştirakçisiolduğu, sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak %50’den fazlaolan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkların denetimi ile keza bu kamu payı %50’in altında olması halinde “ortaklık haklarıyönünden” denetim yetkisinin Sayıştaya ait olduğu belirtilmiş;ancak 11.10.2011 tarih ve 662 sayılı KHK ile anılan maddede değişiklik yapılarak,(a) bendinde yer alan “(%50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)”ibaresi ve (b) bendinde yer alan “(kamu payının yarıdan az olması halindeortaklık hakları yönüyle)” ibaresi yürürlükten kaldırılarak, (b) bendininbaşına “Kamu payı %50’den az olmamak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 3.4.2013 tarih ve E.2011/142, K.2013/52sayılı kararıyla, 6223 sayılı Yetki Kanunu’na aykırı olduğu değerlendirilen bukural iptal edilmiş; aynı düzenlemenin bu kez 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılıKanunla getirilmesi sonrası Anayasa Mahkemesi bu kez 4.12.2014 tarih veE.2013/114, K.2014/184 sayılı kararıyla, aşağıdaki gerekçeyle anılandüzenlemeyi iptal etmiştir:
“…dava konusu ibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştaytarafından denetlenebilmesi için, bunların sermayesindeki kamu payının %50’denfazla olması kuralına yer verilerek, Sayıştayın bu kuruluşlara ilişkin denetimyetkisi sınırlandırılmıştır… Anayasada Sayıştay denetiminin kapsamı veniteliğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte budenetimin, demokrasinin temel gereklerinden olan şeffaflık, saydamlık,yasamanın yürütmeyi denetleme hakkı ve yürütmenin yasamaya ve halka hesapverme sorumluluğu anlayışına uygun olarak yapılması gerektiğiaçıktır. Kuvvetler ayrılığı esasına dayanan demokratik yönetimbiçiminde, yürütme organına gelir toplama ve harcama yetkisinitanıyan bütçelerin yapımı, halkın temsilcilerinden oluşan yasama organının asligörevlerindendir.
Yasama organı açısından aynı zamanda bir hak olan bu görev,yürütmenin bütçe ile ilgili işlemlerinin doğru, güvenilir ve kanunlara uygunbir şekilde yürütülüp yürütülmediğinin denetimini de kaçınılmazkılmaktadır. Bu bağlamda, yasama organının, halk adına kamu gelirlerini toplamave yine halk adına bu gelirleri harcama konusunda yürütme organınasınırları belirlenmiş yetki vermesi ve sonuçlarını denetlemesine ‘bütçehakkı’ denilmektedir. Bütçe hakkı, vergi ve benzeri gelirlerlekamu harcamalarının çeşit ve miktarını belirleme ve onaylama hakkıdır. Bu hak,demokratik parlamenter yönetim sistemini benimsemiş olan ülkelerde, halktarafından seçilen temsilcilerden oluşan ve en yetkili organ olan yasamaorganına ait bulunmaktadır. Anayasa’nın 87., 160., 162. ve 164.maddelerine göre bütçe hakkı TBMM’nindir. Bütçe, hükümetin Meclisekarşı temel sorumluluk mekanizmasıdır. Meclis, bütçe ile hükümete gelir toplamave gider yapma yetkisi vermekte, bu yetkinin uygun kullanılmasını da bütçe sürecinin bir parçası olan kesin hesap faaliyeti ile denetlemektedir.Bütçe uygulamalarının denetimi görevi, bütçe işlemlerinin gün geçtikçe nitelikve nicelik itibariyle artması ve karmaşıklaşması nedeniyle yasama organıadına tarafsız ve uzman kuruluşlar tarafından yerine getirilmektedir. Ülkemizdede bu görev, Anayasa’nın 160. maddesiyle Sayıştaya verilmiştir. Yasamaorganının, yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştaytarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır. Dolayısıyla, yasama organının işlevini etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütmesindeSayıştay denetiminin önemi yadsınamaz. Öte yandan, Sayıştay denetimi,demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasamaorganına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemliaraçlarındandır. 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, Sayıştayındenetimine tâbi kurum ve kuruluşlar arasında, sermayesinde kamu payı bulunan veözel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklıklar ile maddenin (a) bendindesayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya yada dolaylı olarak bunların ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese,birlik, işletme ve şirketler de sayılmış olmasına rağmen, dava konusuibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştay tarafındandenetlenebilmesi için bunların sermayesindeki kamu payının %50’den fazla olmasıkuralına yer verilmektedir. Bu durum, Sayıştayın anılan kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin denetim yetkisini ortadan kaldırmakta,dolayısıyla yasama organının yürütmenin bütçe ile ilgili işlemlerini kanunlara uygun bir şekilde yürütüp yürütmediğini denetlemeimkânını sınırlayarak demokratik devlet ilkesine zarar vermektedir. Açıklanannedenlerle dava konusu ibareler, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir…”
Yukarıda gerekçesine yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında daaçıkça belirtildiği üzere kamunun payının %50’nin altında olduğu her türlüiştirak, şirket, işletme, kuruluş ve müesseselerin mali denetimlerininSayıştayca yapılması gerekli bulunmaktadır. Oysa dava konusu kuralla, (a) ve(b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamupayı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tâbi olan;şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgilimevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek denetim raporları esasalınarak yapılacak, Sayıştay ise “münhasıran” kendisinesunulan bağımsız denetim raporlarını esas olarak hazırlayacağı raporu TBMM’nesunacaktır. Diğer bir deyişle Sayıştayın denetim yetkisi, 6085 sayılı Kanun’un36. maddesinde belirtilen “düzenlilik denetimi” ve “performansdenetimi”ni kapsamayacak, salt (münhasıran) bağımsız denetimkuruluşlarının hazırladığı denetim raporuyla yetinerek bu rapor üzerindenyapılacak bir değerlendirmeden ibaret kalacaktır. Bu durum ise yukarıda işaretedilen Anayasa Mahkemesi kararı gerekçesinde ifade edildiği üzere, Sayıştayınkamu kaynaklarının kullanılmasına ilişkin denetim yetkisini etkisizleştirmek suretiyle demokratik devlet ilkesine ve Sayıştayın denetim hakkıilkesine aykırılık sonucunu doğurmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, anılan kuralın Anayasa’nın 2. ve160. maddelerine aykırı düştüğü ve iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan,çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
KARŞIOY
210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “değerli kağıtlartablosu”nun 6. sırasının (c) bendinde yer alan kayıp nedeniyle düzenlenenTürkiye Cumhuriyeti kimlik kartı için öngörülen ücretin niteliği itibari ileAnayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
Dava açan, kısaca doğum nedeniyle kanuni bildirim süresi dışındadüzenlenen kimlik kartı için 15 TL ödenirken kayıp nedeniyle bunun iki katıbedelin alınmasının bir ceza öngörüsü olduğunu, çalıntı nedeniyle kayıp hallerindekişiye izafe edilecek bir kusur olamayacağını, bizatihi kötü kullanma nedeniylekusurlu olan şahsın yenileme talebinde 15 TL alınırken, kusursuz kişiyeuygulanan kuralın ceza sorumluluğunun şahsiliği, ölçülülük ve hakkaniyetilkelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkememiz gerekçesinde; kimlik kaybına engel olunması içingereken özen ve dikkatin gözetilmesinin amaçlandığının anlaşıldığını, kimlikkaybı ile oluşacak kamu zararının, kimliğin değiştirilmesi haline oranla DAHAFAZLA olduğu düşüncesiyle fazla bedel alınmasının öngörülmesinin haklı ve kamuyararına hizmet ettiği düşüncesi ile kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırıolmadığına karar vermiştir. Anılan karar gerekçesini oluşturan çoğunlukgörüşüne katılınmamıştır.
Kuralın yer aldığı 6661 sayılı Kanun’un yasama sürecinebaktığımızda, değerli kağıtlar tablosunda meydana gelecek değişikler için 5490sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişikliğe paralel olarakdeğiştirme ve kayıp hallerinde alınan kimlik kart bedellerinin belirlenmesininamaçlandığı görülmektedir. Neticede tasarının ilk hallerinde öngörülenrakamların fazla olduğu, hükümetin bunu gelir elde etme maksadıyla belirlediğieleştirileri karşısında değişiklik önergesi ile kayıp kimlik kart bedelinin 30TL olmasını öngören önergenin kabulü ile tasarının son halini almış olduğu vekanunlaştığı anlaşılmaktadır.
Yasama sürecindeki belgelerden de görüldüğü üzere kayıp halindedeğiştirilen nüfus cüzdanının bedelinin neden yenileme ve geç bildirimhallerine göre 2 katı fazla olduğunu, bunun kamusal yararını ya da ölçülülükkriterini karşılamaya yarayacak amaçsal yorumuna rastlanılamamıştır.
Değişiklik öncesi kayıp dahil benzeri durumlar için ayrımyapmaksızın 8 TL değerli kağıt bedeli alınırken, yasal değişiklik iledeğiştirme nedenlerine bağlı olarak farklı TL karşılıkları alınmasına yönelikbir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Ancak denildiği gibi farklılaştırmayıanlamaya yarayacak özel gerekçe bulunmamaktadır.
Yasal değişiklik ile, öncesinde doğal afet, gasp, hırsızlık,yangın, terör gibi nedenlerle ya da kusura bağlı geç bildirme veya nüfuscüzdanının kaybı halinde uygulanan idari para cezaları bile kaldırılmış ikenyeni hali ile, kayıp cüzdanın yenilenmesi halinde bedel takdirinde mücbir sebepya da kusursuzluk hallerinin varlığının gözetilmemiş olmasının ve başvuranatalebinin niteliğine bağlı uygulama farklılığının, Anayasa’nın 2. maddesindesayıl devletin adil bir düzen kurma görevi ile bağdaştığı söylenemeyecektir.
Yasama belgelerinde bile herhangi bir gerekçesi bulunmayandüzenleme hakkında, kararda yer alan yasa koyucunun normale göre kimliğinikaybedenlere farklı fiyat uygulamasının, kimliği kaybetmeyi önlemeye ya dakimliğini korumada gösterilecek özeni arttırarak oluşacak kamu zararını gidermeanlayışı olduğu yönündeki gerekçedeki bu yaklaşımla 30 TL yerine öngörülecekçok daha yüksek bir bedelin kamu zararının önüne geçmede daha çok korumasağlayabileceği mantığına ulaşılabilecektir. Ancak bununda hukuk devletininölçülülük ilkesine aykırı olacağı açıktır.
Sahte kimliğin ülkemizde sıkça üretilip suçta kullanıldığınınbilinen sosyal gerçekliği karşısında kural ile kamusal zarar oluştuğu vekimliğin kaybedilmesinin önlenmesine yönelik sağlanan bu yüksek fiyat siyasetiile sağlanan kamu yararının ne olduğu hakkında kararımızda yeterli açıklıkyoktur.
Kural ile gelen, kimlik cüzdanı değiştirmedeki kayıp halinidüzenleyen değerli kağıt bedelindeki diğer hallere nazaran bir misli yüksekfiyat uygulamasının aynı tür hizmetten yararlananlar arasında farklıyükümlülükler getirdiği dolayısıyle kayıptan yenileme halinde kamusal yararadına, ya da yüksek bir bedelin cüzdan kaybını ve kamu yararını koruyacağınayönelik yaklaşımın hukuk devleti ilkesi adına elverişli ve gerekli bir uygulamaolmayacağına, hükümet programında zaten T.C. vatandaşlarına bilgi toplumustratejisi eylem planı uyarınca güvenli kimlik kartlarının dağıtılacağı dadüşünüldüğünde kuralın bu haliyle Anayasa’nın 2. maddesine uygun olduğusöylenemediğinden çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ
KARŞIOY YAZISI
1. 14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesiyle, 3.12.2010tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasınaeklenen paragrafta,
“(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veyadolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsızdenetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarınındenetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olanbağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay, münhasırankendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporuTürkiye Büyük Millet Meclisine sunar.”
denilmiştir.
Kuralın, Anayasa’nın 2., 7., 38., 153. ve 160. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmektedir.
2. Buna göre, kuralda bahsi geçen bağımsız denetime tabişirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının kamu payı yönündendenetimi Sayıştayca değil, yine bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılacak olup,Sayıştayın işlev ve yetkisi sadece kendisine sunulan bağımsız denetimraporlarını esas alarak bir rapor hazırlayıp TBMM’ne sunmaktan ibarettir. Diğerbir ifadeyle Sayıştay, bahse konu şirket, iştirak ve ortaklıkları ile ilgiliolarak sadece bağımsız denetim raporlarının ilgili mevzuata uygun olarakdüzenlenip düzenlenmediğini denetleyebilecek, başka yönlerden kendi denetiminiyapamayacaktır.
3. Anayasa Mahkemesinin 4.12.2014 tarihli ve Esas:2013/114,Karar:2014/184 sayılı kararında Sayıştayın kamu payına sahip şirket, iştirakveya ortaklıkların denetimi konusundaki yetkisiyle ilgili olarak, “Sayıştaydenetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka veyasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemliaraçlarındandır” tespitinde bulunulduktan sonra “…davakonusu ibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştay tarafından denetlenebilmesiiçin bunların sermayesindeki kamu payının %50’den fazla olması kuralına yerverilmektedir. Bu durum, Sayıştayın anılan kamu kaynaklarının kullanımınailişkin denetim yetkisini ortadan kaldırmakta, dolayısıyla yasama organınınyürütmenin bütçe ile ilgili işlemlerini kanunlara uygun bir şekilde yürütüpyürütmediğini denetleme imkanını sınırlayarak demokratik devlet ilkesine zararvermektedir” denilerek, kamu payı %50’den az olan kuruluşlarınSayıştay denetimi dışına çıkarılmasını öngören kuralın Anayasa’ya aykırı olduğusonucuna varılmıştır.
4. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararındaki ilke vegerekçelerin geçerliliğini koruduğu düşüncesindeyiz. Bu nedenle iptal isteminekonu yasa kuralının da Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu, iptaligerektiği sonucuna vardığımızdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Nuri NECİPOĞLU