ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2016/25
Karar Sayısı : 2016/186
Karar Tarihi : 14.12.2016
R.G. Tarih-Sayı : 3.1.2017-29937
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesi (E. 2016/25)
2- İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi (E. 2016/30)
İTİRAZLARIN KONUSU: 26.9.2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin, Anayasa’nın 2., 10. ve 39.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir.
OLAY: Şüphelilerin Cumhurbaşkanına hakaret suçundancezalandırılmaları talebiyle açılan davalarda, itiraz konusukuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali içinbaşvurmuşlardır.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 299. maddesi şöyledir:
“Cumhurbaşkanına hakaret
Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dörtyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesihâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının izninebağlıdır.”
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, CelalMümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN,Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 7.4.2016 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- BİRLEŞTİRME KARARI
2. 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu (TCK)’nun 299. maddesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılanitiraz başvurusuna ilişkin E. 2016/30 sayılı davanın, aralarındaki hukukiirtibat nedeniyle E.2016/25 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin E. 2016/25 sayılı dosya üzerindenyürütülmesine, 7.4.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
lV- ESASIN İNCELENMESİ
3. Başvuru kararı ve ekleri, Başraportör AyşegülATALAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanunhükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleriile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüpdüşünüldü:
A- İtirazların Gerekçeleri
4. Başvuru kararlarındaözetle, Cumhurbaşkanına hakaretsuçu için öngörülen cezanın, genel olarak düzenlenen ve kamu görevlilerinekarşı işlenen hakaret suçlarından farklı düzenlenip daha yüksek cezalarınöngörüldüğü, Anayasa’nın 101. ve 102. maddelerinde yapılandeğişikliklerle birlikte Cumhurbaşkanının siyasi bir kişilik haline gelmesininkaçınılmaz olduğu, Cumhurbaşkanının TCK’nın 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinde tanımlandığı biçimde “kamusal faaliyetinyürütülmesine seçilme yoluyla süreli katılan” en üst düzeyde kamu görevlisiolduğu dikkate alındığında, tüm kamu görevlilerine yönelik hakaret suçlarıbakımından tek yasal düzenleme olması gerekirken farklı düzenleme yapılmasınıneşitlik ilkesini ihlal ettiği, kuraldahakaret suçuna ilişkin genel ilkelerin uygulanıp uygulanmayacağının belirlilikiçermediği, hukuk devletinde hiçbir makama özel bir suç tipioluşturulamayacağı, devlet başkanlarına özel himaye sağlayanyasaların varlığının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin ihlali niteliğitaşıdığı, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHS’nin üst norm olarak gözetilmesigerektiği, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda Anayasa’nın 39. maddesinin ve TCK’nın 129. maddesinin uygulanıpuygulanmayacağı yönünde kesin bir belirlilik bulunmadığı, Cumhurbaşkanınahakaret suçu bakımından Anayasa’da istisnasız olarak düzenlenen “ispat hakkı”nındüzenlenmemiş olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 39.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
5. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13.ve 26. maddeleri yönünden de incelenmiştir
6. İtiraz konusu kuralın (1) numaralı fıkrasında, Cumhurbaşkanınahakaret eden kişinin bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılması, (2) numaralı fıkrasında, suçun alenen işlenmesi halindeverilecek cezanın altıda biri oranında arttırılması, (3) numaralı fıkrasındaise bu suçtan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlıolması öngörülmektedir.
7. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
8. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenliklebağlantılı olup, bu ilke gereği birey hangi somut eylem ve olguya hangihukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların hangi müdahaleyetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşenyükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği,normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devletegüven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunuzedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
9. Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal veekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadeleamacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulmasıdevletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkindüzenlemeler bakımından kanun koyucu Anayasa'ya bağlı kalmak koşuluyla,soruşturma ve yargılamaya ilişkin olarak hangi yöntemlerin uygulanacağı,toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmayacağı, suç sayıldıkları takdirdehangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hâl ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabuledileceği gibi konularda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisinikullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da dikkate almakzorundadır. Ancak sadece suçun temel şeklini esas alarak ve suçun temel şekliiçin öngörülen ceza miktarlarını suçun nitelikli halleri ile kıyaslayarak suçve ceza arasında adil denge bulunup bulunmadığı konusunda bir karar vermek,sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele almak anlamına gelir. Bu nedenle suç veceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasındaceza miktarlarının kıyaslanması değil, o suçun toplumda yarattığı infial veetki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile onaverilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibifaktörlerin de dikkate alınması gerekir.
10. Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesininbir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”,“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. “Elverişlilik”, getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaçiçin elverişli olmasını, “gereklilik”, getirilen kuralın ulaşılmakistenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” isegetirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasındada “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
11. Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen “kanun önünde eşitlik” ilkesi,hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunankişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrımyapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumdabulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısındaeşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yöndenaynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamalarıgerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklıkurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
12. İtiraz konusu kuralda Cumhurbaşkanına hakaret suçudüzenlenmiştir. Cumhurbaşkanı, Anayasa’da belirtilen usullerle halk tarafındanseçilen, Devleti ve Milletin birliğini temsil eden kişidir. Bu durumAnayasa’nın 104. maddesinin birinci fıkrasında; “Cumhurbaşkanı Devletinbaşıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsileder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumluçalışmasını gözetir.” şeklinde ifade edilmiştir.
13. Cumhurbaşkanının Devletin başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetinive Türk Milletinin birliğini temsil etmesi, Anayasa’da belirtilen görev veyetkileri ile temsil ettiği değerler göz önüne alındığında, Cumhurbaşkanınakarşı gerçekleştirilen hakaret suçunun sadece kendi kişiliğine karşı değil,Cumhurbaşkanının temsil ettiği değer ve fonksiyonları da ihlal etmiş olacağıkabul edilmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, belirtilen hususlarıgöz önüne alarak onun kişiliğine yöneltilen eylemin aynı zamanda Devlete karşıgerçekleştirilen suçlardan sayılması gerektiğinden hareketle, Cumhurbaşkanınınkişiliğine karşı işlenmiş olsa da bu suçu kamu görevlilerine hakaret suçundanayırarak ayrı bir suç olarak düzenlemiştir. Buna uygun olarak da,Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı TCK’nın; “Şerefe Karşıİşlenen Suçlar” bölümünde değil, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve SonHükümler” başlıklı Dördüncü Kısmın, “Devletin Egemenlik Alametlerine veOrganlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı Üçüncü Bölümünde düzenlenmiştir.Kanun koyucunun bu tercihi, suç olarak tanımlanan fiillerin hangi tür veölçüdeki ceza yaptırımlarına tâbi tutulacağının belirlenmesindeki takdiryetkisinin kapsamındadır.
14. Kural ile Devletin başı olan ve Devleti temsil edenCumhurbaşkanının şahsında Devletin saygınlığına yönelik saldırının önlenmesi vecezalandırılması amaçlanmaktadır. Buna göre kanun koyucunun, kuralla korunmakistenen hukuki yararı, suçun niteliğini, meydana gelen neticeyi de dikkatealarak Cumhurbaşkanına hakaret suçunu, diğer hakaret suçlarından farklıdeğerlendirmesinde ve özel bir düzenleme öngörmesinde hukuk devleti ilkesineaykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan, suç oluşturan eylem, verilecek cezanınalt ve üst sınırı, cezada artırım yapılacak hal, uygulanacak artırım oranıkuralda açıkça yer aldığından kuralın belirsiz olduğundan da söz edilemez.
15. Ayrıca, itiraz konusu kural, düzenlenme amacına ulaşmakaçısından gerekli, öngörülen ceza ise korunan hukuki fayda dikkate alındığında,bu amaca ulaşmaya elverişli ve orantılıdır. Kuralda öngörülen suçun alenenişlenmesi halinde belirlenen cezanın artırım oranı suçun işlenmesinin önlenmesiaçısından etkili ve ölçülüdür. Bununla birlikte temel cezanın belirlenmesisırasında TCK’nın 61. maddesinde belirtilen suçun işleniş biçimi, suçunişlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusununönem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı vb. etkenler hâkimtarafından göz önüne alınarak cezanın şahsileştirilmesi ve verilen cezanın da,koşulları oluştuğunda paraya çevrilmesi, ertelenmesi veya hükmün açıklanmasınıngeri bırakılması olanaklıdır.
16. İtiraz yoluna başvuran Mahkemeler, itiraz konusu kuraldadüzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu için öngörülen ceza ileTCK’nın 125. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (a)bendinde düzenlenen kamu görevlisine hakaret suçu için öngörülen cezayıkarşılaştırarak, bu hususun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ilerisürmüşlerdir. Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK sistematiğinde ayrı kısım vebölümde düzenlendiğinden “Şerefe Karşı Suçlar” Bölümünde düzenlenenhakaret suçundan farklı bir nitelik arzetmektedir. Korunan hukuki yararaçısından genel olarak hakaret ve kamu görevlisine karşı hakaret suçlarındanfarklı olarak Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, Cumhurbaşkanının kişiliğiyanında Devletin saygınlığı da korunmak istenmektedir. Başvuru kararındakarşılaştırılan suçlar incelendiğinde, bu suçların unsurlarındaki benzerliklerekarşın, korunan hukuki yararlar ve suçların niteliklerinin farklı olduğugözetildiğinde eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
17. Anayasa'nın 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
18. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle temelhak ve özgürlükler arasında yer alan ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.Maddenin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün sınırlandırılması sebeplerine yerverilerek bu hakkın mutlak olmadığı ve maddede belirtilen nedenlerlesınırlandırılabileceği kabul edilmiştir. Buna göre ifade özgürlüğünün, milligüvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, başkalarının şöhret veya haklarınınkorunması amacıyla ve maddede belirtilen diğer nedenlerle sınırlandırılmasımümkündür. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılabilmesi için belirtilennedenlerden birinin varlığı yeterli olmayıp temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesine de uyulmasıgerekmektedir. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü, Anayasa'nın26. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak yalnızca kanunla ve demokratikbir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen busınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.
19. İfade özgürlüğü herkes için öngörülmüş bir anayasal hak olup,demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesive bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü eleştiri niteliğindekidüşünce açıklamalarını da kapsamaktadır. Esasen ifade özgürlüğü büyük ölçüdeeleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir. Bu nedenle,düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sertolması doğal karşılanmalıdır. Kamu gücünü kullanan kişilere yönelikeleştirilerin kabul edilebilir sınırlarının diğer kişilere yönelik eleştirisınırlarına göre daha geniş olduğu bilinmektedir. Ancak, kamu görevlilerineyönelik de olsa eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarını zedeleyecek şekildehakaret boyutuna ulaşmaması gerekir. Kamu görevini yerine getiren kişilerindiğer kişilere göre daha hoşgörülü olmak zorunda olmaları, onların “şöhretveya haklarının” korunmayacağı anlamına gelmez. İfade özgürlüğü, kişilerehakaret etme hakkı vermez, zira hakaret eyleminde başkalarının şöhret veyaitibarlarına saldırı söz konusudur. Böyle bir durum da hiçbir hukuk düzenitarafından korunmaz.
20. İtiraz konusu kuralın, ifade özgürlüğüne yönelik birsınırlandırma getirdiği açıktır. Söz konusu sınırlama, başkasının şöhret veyahaklarının korunması ile kamu düzeninin korunmasını sağlamak amacıylagetirilmiş olup demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirlerkapsamındadır. İtiraz konusu kural, kişilerin başkalarının şöhret veyahaklarına zarar vermemek suretiyle düşünce ve kanaatlerini açıklamalarına engeloluşturmamaktadır. Dolayısıyla kuralla getirilen sınırlamanın, Anayasa'nın 26.maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün amacına uygun bir şekildekullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılamaz duruma düşürenkayıtlara bağlanmadığı ve hakkın özüne dokunulmadığı açıktır.
21. Kuralın (3) numaralı fıkrasındaki düzenleme ileCumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve konunun önemine göre yargılamayapılmasında kamu yararı bulunmayabileceği hususları gözetilerek, söz konususuçtan dolayı kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmuştur.Adalet Bakanına tanınan bu yetki, yargısal değerlendirmeden ziyade Devlet vetoplum yararı açısından bir takdir yetkisinin kullanılması kapsamında olup busuçu işlediği iddia edilenler açısından da bir güvencedir. Bu nedenle, kuraldahukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 26.maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
23. Kuralın, Anayasa’nın 39. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- HÜKÜM
26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 299. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,14.12.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ